Konusunu Oylayın.: Mısır, Tunus, Yemen ve diğer İslam ülkelerinde yaşanan olayları nasıl değerlendirilmeyiz, bakış açımız ne olmalıdır?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Mısır, Tunus, Yemen ve diğer İslam ülkelerinde yaşanan olayları nasıl değerlendirilmeyiz, bakış açımız ne olmalıdır?
  1. 19.Şubat.2011, 17:53
    1
    Misafir

    Mısır, Tunus, Yemen ve diğer İslam ülkelerinde yaşanan olayları nasıl değerlendirilmeyiz, bakış açımız ne olmalıdır?






    Mısır, Tunus, Yemen ve diğer İslam ülkelerinde yaşanan olayları nasıl değerlendirilmeyiz, bakış açımız ne olmalıdır? Mumsema Mısır, Tunus, Yemen ve diğer İslam ülkelerinde yaşanan olayları nasıl değerlendirilmeyiz, bakış açımız ne olmalıdır?


  2. 19.Şubat.2011, 17:53
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 23.Şubat.2011, 17:05
    2
    Ensar
    لا اله ا لا ا لله

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 18.Eylül.2009
    Üye No: 56476
    Mesaj Sayısı: 1,818
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 19
    Bulunduğu yer: Kuzey Yarım Küre

    Cevap: Mısır, Tunus, Yemen ve diğer İslam ülkelerinde yaşanan olayları nasıl değerlendirilmeyiz, bakış açımız ne olmalıd




    Konuya ışık tutacak bazı noktalara -birkaç madde halinde- kısaca işaret etmenin uygun olacağını düşünüyoruz.

    Orta Doğu'daki gelişmeler istikbaldeki Kur’an’ın hakimiyetinin müjdecisidir.

    Bu olaylar “Küfrün devam edeceğini, ama zulmün devam etmeyeceğini” (Münâvî, Feyzu’l-Kadîr, 2/107) ifade eden hadis-i şerifin maddî bir tefsiri hükmündedir.

    Şunu da belirtelim ki, gerçek dindarlık kıvamına ulaşamamış, takva mertebesine erememiş, koltuk hesabını yapmaktan, hesap gününün hesabını yapamamış olan nice insanlar vardır ki, görünürde dindar olmalarına rağmen, gerçekte dinin gerçeklerini hazmedemedikleri için despot olabilirler. Meşhur tarihî şahsiyet olan Haccac-ı Zalim de böyle bir kişiliğe sahipti.

    İslam dünyasındaki milletlerin zulme karşı direnişleri, imanlarının artmasına paralel olarak özgüvenlerinin de arttığının göstergesidir. Hakikî iman sahibi kimse, ne tezlili ne de tezellülü kabul eder. Yani, başkasına kul-köle olmadığı gibi, başkasını köleleştirmeye da vicdanı razı olmaz.

    Hz. Ömer (ra)’in o zamanki Mısır valisine söylediği şu sözü özellikle Mısır halkı için çok önemli olsa gerektir:

    “Annelerin hür doğurduğu insanları ne zamandan beridir, siz kendinize köle yapmaya başlamışsınız!” (Kenzü'l-ummâl, 7/660)

    Belki de Mısır halkının ve diğerlerinin bu günkü zulme baş kaldırması, Hz. Ömer (ra)’in haykırdığı bu gerçekten de aldıkları ilhamdan olabilir.

    Tabii ki, iman esareti istemediği gibi, aslında insanlık mahiyeti de zulmü kaldırmaz. Şairin dediği gibi;

    “Ne mümkün zulm ile bidad ile imha-yı hürriyet;
    Çalış idraki kaldır muktedirsen ademiyetten.”

    İşte bundan dolayıdır ki, bu memleketlerde sosyalist, liberal ve birçok farklı kesimden vicdanlı insanların, insanlık ortak paydasında bir araya geldiklerini görüyoruz.

    Despotların kurduğu ordular da artık halkın direnişine karşı despotça yaklaşmanın doğru olmadığını anlamış ve halkın çocukları olarak onların yanında yer almaya başlamışlardır. Mısır’daki askerlerin örnek davranışı bunu kanıtlamıştır.

    Rahmet-i ilahiyeden ümit ediyoruz ki, Kur’an ve İslam ahlakını bize pahalıya satmaz. Bir anda bulutları bir tarafa atıp bir kış gününde güneşli bir gün havasını insanlara tattırdığı gibi, şu ahir zaman fitnesinden örülü zulüm bulutlarını da sonsuz kudret ve rahmetiyle ortadan kaldırsın; insanlığa Kur’an güneşinin aydınlattığı bir bahar havasını tattırsın inşallah...

    Sorularla İslamiyet


  4. 23.Şubat.2011, 17:05
    2
    لا اله ا لا ا لله



    Konuya ışık tutacak bazı noktalara -birkaç madde halinde- kısaca işaret etmenin uygun olacağını düşünüyoruz.

    Orta Doğu'daki gelişmeler istikbaldeki Kur’an’ın hakimiyetinin müjdecisidir.

    Bu olaylar “Küfrün devam edeceğini, ama zulmün devam etmeyeceğini” (Münâvî, Feyzu’l-Kadîr, 2/107) ifade eden hadis-i şerifin maddî bir tefsiri hükmündedir.

    Şunu da belirtelim ki, gerçek dindarlık kıvamına ulaşamamış, takva mertebesine erememiş, koltuk hesabını yapmaktan, hesap gününün hesabını yapamamış olan nice insanlar vardır ki, görünürde dindar olmalarına rağmen, gerçekte dinin gerçeklerini hazmedemedikleri için despot olabilirler. Meşhur tarihî şahsiyet olan Haccac-ı Zalim de böyle bir kişiliğe sahipti.

    İslam dünyasındaki milletlerin zulme karşı direnişleri, imanlarının artmasına paralel olarak özgüvenlerinin de arttığının göstergesidir. Hakikî iman sahibi kimse, ne tezlili ne de tezellülü kabul eder. Yani, başkasına kul-köle olmadığı gibi, başkasını köleleştirmeye da vicdanı razı olmaz.

    Hz. Ömer (ra)’in o zamanki Mısır valisine söylediği şu sözü özellikle Mısır halkı için çok önemli olsa gerektir:

    “Annelerin hür doğurduğu insanları ne zamandan beridir, siz kendinize köle yapmaya başlamışsınız!” (Kenzü'l-ummâl, 7/660)

    Belki de Mısır halkının ve diğerlerinin bu günkü zulme baş kaldırması, Hz. Ömer (ra)’in haykırdığı bu gerçekten de aldıkları ilhamdan olabilir.

    Tabii ki, iman esareti istemediği gibi, aslında insanlık mahiyeti de zulmü kaldırmaz. Şairin dediği gibi;

    “Ne mümkün zulm ile bidad ile imha-yı hürriyet;
    Çalış idraki kaldır muktedirsen ademiyetten.”

    İşte bundan dolayıdır ki, bu memleketlerde sosyalist, liberal ve birçok farklı kesimden vicdanlı insanların, insanlık ortak paydasında bir araya geldiklerini görüyoruz.

    Despotların kurduğu ordular da artık halkın direnişine karşı despotça yaklaşmanın doğru olmadığını anlamış ve halkın çocukları olarak onların yanında yer almaya başlamışlardır. Mısır’daki askerlerin örnek davranışı bunu kanıtlamıştır.

    Rahmet-i ilahiyeden ümit ediyoruz ki, Kur’an ve İslam ahlakını bize pahalıya satmaz. Bir anda bulutları bir tarafa atıp bir kış gününde güneşli bir gün havasını insanlara tattırdığı gibi, şu ahir zaman fitnesinden örülü zulüm bulutlarını da sonsuz kudret ve rahmetiyle ortadan kaldırsın; insanlığa Kur’an güneşinin aydınlattığı bir bahar havasını tattırsın inşallah...

    Sorularla İslamiyet





+ Yorum Gönder