Konusunu Oylayın.: İslamda hoşgörü ve inanç özgürlüğü

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 3 kişi
İslamda hoşgörü ve inanç özgürlüğü
  1. 15.Şubat.2011, 22:33
    1
    Misafir

    İslamda hoşgörü ve inanç özgürlüğü






    İslamda hoşgörü ve inanç özgürlüğü Mumsema islamda hoşgörü ve inanç özgürlüğü


  2. 15.Şubat.2011, 22:33
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 16.Şubat.2011, 00:22
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: İslamda hoşgörü ve inanç özgürlüğü




    İslamda hoşgörü ve inanç özgürlüğü

    Hz. Muhammed (sav)'in Hoşgörüsü

    Hz. Muhammed hem kendi döneminin hem de kendisinden sonra yaşayan tüm nesillerin sevgisini ve hayranlığını kazanmış kutlu bir insandır. Allah'ı inkar eden insanların bile Peygamberimiz (sav)'e karşı kalplerinde bir sevgi ve muhabbet oluşmuştur. Bunun en önemli sebeplerinden biri, O'nun güzel ahlakı ve insanlara karşı olan hoşgörülü yaklaşımıdır.

    Unutmamak gerekir ki, Peygamberimiz (sav) çok akıllı, çok görgülü, güzel ahlaklı ve ince düşünceli mübarek bir insandı. Onun çevresinde bulunanlar arasında ise bilgisiz, cahil, görgüsü ve aklı gelişmemiş, hatta iki yüzlü davranarak O'na zorluk çıkarmak isteyen, doğruları kabul etmekte direnen, nefisleri ile çatışan bir durumda Peygamberimiz (sav)'e karşı kin besleyen pek çok insan olmuştur. Elbette ki bu gibi insanlara karşı hoşgörülü olup anlayış göstermek, oldukça yüksek bir iman ve sabır gerektirir. Ancak Peygamberimiz (sav), "Sana zulmedeni affet, sana küsene git, sana kötülük yapana iyilik yap, aleyhine de olsa hakkı söyle", "Her nerede olursan ol Allah'tan ittika et ve kötülüğün arkasından iyilik yap, bu onu yok eder, insanlara güzel ahlakla muamelede bulun" buyurmuş ve dini kabul eden ya da etmeyen her türlü insana karşı en güzel tavrı göstermiştir. Her biri ile tek tek ilgilenerek onlara Kuran ahlakını anlatmış, iyiliği emretmiş ve onları kötülüklerden menetmeye çalışmış, hepsine son derece büyük bir hoşgörü ve adaletle yaklaşmış, haklarını korumuş, tüm insanların barış içinde yaşayacakları bir toplum oluşturmuştur. Nitekim Hz. Muhammed (sav)'in yaşadığı bu dönem Asr-ı Saadet olarak isimlendirilerek tarihe geçmiştir.
    Asr-ı Saadet boyunca sadece Müslümanlar değil, Yahudiler, Hıristiyanlar ve farklı inanç sahipleri de en güzel şartlarda yaşamış, her türlü insani hakka sahip olmuş ve kendi inançlarını diledikleri gibi yaşama imkanı elde etmişlerdir. Hz. Muhammed (sav)'in hoşgörülü tavrı farklı dinlere mensup birçok insanın İslamı kabul etmesine ve henüz kabul etmeyenlerin ise İslam dinine karşı güçlü bir muhabbet duymasına vesile olmuştur.

    Peygamberimiz (sav)'in sabrını ve hoşgörüsünü kendisine örnek alan müminler, O'nun karşılaştığı olayları ve yaşadığı koşulları çok iyi düşünüp takdir etmelidirler. İslam tarihinin büyük alimlerinden olan İmam Gazali, Peygamberimiz (sav)'in hoşgörülü tutumunu ve ince ahlakını şöyle tarif etmektedir:
    Öfkelenmekten son derece uzak ve bir şeye çabucak rıza gösterendi. İnsanlara karşı insanların en şefkatlisi idi. Öyle ya, insanların en hayırlısı insanlara hayrı dokunan, insanların en yararlısı da insanlara faydalı olandır.

    Allah'ın rızasını kazanmayı amaçlayan, dünyada ve ahirette kurtuluşa ermeyi hedefleyen, Peygamberimiz (sav)'e benzemek isteyen insanların kutsal kitabımız Kuran-ı Kerim'in ayetleri ve Peygamberimiz (sav)'in sünneti ile hükmetmeleri, Peygamberimiz gibi konuşmaları ve bu hükümleri yaşamlarının her anında titizlikle uygulamaları gerekir. Menfaatleri ile çatışan en basit bir durumda hemen ye'se kapılan, ümitsizliğe düşen, tahammülsüzlük gösteren, insanlara öfkelenen ve husumet besleyen, Allah'ın dinini anlatmaktan vazgeçen, korkak bir karakter gösteren kişiler, bu tavırlarının Kuran ahlakı ve Peygamberimiz (sav)'in sünneti ile bağdaşmadığını bilmelidirler. Ve henüz vakitleri varken, Allah'a yönelip bağışlanma dilemeli, yegane doğru yol olan Kuran'a ve Peygamberimiz (sav)'in sünnetine yönelmelidirler.

    Unutulmamalıdır ki insanların yüzyıllardan beri arzuladıkları huzur, mutluluk, güven, şefkat, merhamet, dostluk, adalet, kardeşlik, hoşgörü, fedakarlık, sevgi, saygı gibi erdemler ancak Kuran ahlakının ve Peygamberimiz (sav)'in sünnetinin hakim olduğu toplumlarda en yüksek seviyede yaşanabilir. Tüm Müslümanlar ise, böyle bir ahlakı yaşamak ve çevrelerindeki insanları da bu ahlaka davet etmekle sorumludurlar



  4. 16.Şubat.2011, 00:22
    2
    Silent and lonely rains



    İslamda hoşgörü ve inanç özgürlüğü

    Hz. Muhammed (sav)'in Hoşgörüsü

    Hz. Muhammed hem kendi döneminin hem de kendisinden sonra yaşayan tüm nesillerin sevgisini ve hayranlığını kazanmış kutlu bir insandır. Allah'ı inkar eden insanların bile Peygamberimiz (sav)'e karşı kalplerinde bir sevgi ve muhabbet oluşmuştur. Bunun en önemli sebeplerinden biri, O'nun güzel ahlakı ve insanlara karşı olan hoşgörülü yaklaşımıdır.

    Unutmamak gerekir ki, Peygamberimiz (sav) çok akıllı, çok görgülü, güzel ahlaklı ve ince düşünceli mübarek bir insandı. Onun çevresinde bulunanlar arasında ise bilgisiz, cahil, görgüsü ve aklı gelişmemiş, hatta iki yüzlü davranarak O'na zorluk çıkarmak isteyen, doğruları kabul etmekte direnen, nefisleri ile çatışan bir durumda Peygamberimiz (sav)'e karşı kin besleyen pek çok insan olmuştur. Elbette ki bu gibi insanlara karşı hoşgörülü olup anlayış göstermek, oldukça yüksek bir iman ve sabır gerektirir. Ancak Peygamberimiz (sav), "Sana zulmedeni affet, sana küsene git, sana kötülük yapana iyilik yap, aleyhine de olsa hakkı söyle", "Her nerede olursan ol Allah'tan ittika et ve kötülüğün arkasından iyilik yap, bu onu yok eder, insanlara güzel ahlakla muamelede bulun" buyurmuş ve dini kabul eden ya da etmeyen her türlü insana karşı en güzel tavrı göstermiştir. Her biri ile tek tek ilgilenerek onlara Kuran ahlakını anlatmış, iyiliği emretmiş ve onları kötülüklerden menetmeye çalışmış, hepsine son derece büyük bir hoşgörü ve adaletle yaklaşmış, haklarını korumuş, tüm insanların barış içinde yaşayacakları bir toplum oluşturmuştur. Nitekim Hz. Muhammed (sav)'in yaşadığı bu dönem Asr-ı Saadet olarak isimlendirilerek tarihe geçmiştir.
    Asr-ı Saadet boyunca sadece Müslümanlar değil, Yahudiler, Hıristiyanlar ve farklı inanç sahipleri de en güzel şartlarda yaşamış, her türlü insani hakka sahip olmuş ve kendi inançlarını diledikleri gibi yaşama imkanı elde etmişlerdir. Hz. Muhammed (sav)'in hoşgörülü tavrı farklı dinlere mensup birçok insanın İslamı kabul etmesine ve henüz kabul etmeyenlerin ise İslam dinine karşı güçlü bir muhabbet duymasına vesile olmuştur.

    Peygamberimiz (sav)'in sabrını ve hoşgörüsünü kendisine örnek alan müminler, O'nun karşılaştığı olayları ve yaşadığı koşulları çok iyi düşünüp takdir etmelidirler. İslam tarihinin büyük alimlerinden olan İmam Gazali, Peygamberimiz (sav)'in hoşgörülü tutumunu ve ince ahlakını şöyle tarif etmektedir:
    Öfkelenmekten son derece uzak ve bir şeye çabucak rıza gösterendi. İnsanlara karşı insanların en şefkatlisi idi. Öyle ya, insanların en hayırlısı insanlara hayrı dokunan, insanların en yararlısı da insanlara faydalı olandır.

    Allah'ın rızasını kazanmayı amaçlayan, dünyada ve ahirette kurtuluşa ermeyi hedefleyen, Peygamberimiz (sav)'e benzemek isteyen insanların kutsal kitabımız Kuran-ı Kerim'in ayetleri ve Peygamberimiz (sav)'in sünneti ile hükmetmeleri, Peygamberimiz gibi konuşmaları ve bu hükümleri yaşamlarının her anında titizlikle uygulamaları gerekir. Menfaatleri ile çatışan en basit bir durumda hemen ye'se kapılan, ümitsizliğe düşen, tahammülsüzlük gösteren, insanlara öfkelenen ve husumet besleyen, Allah'ın dinini anlatmaktan vazgeçen, korkak bir karakter gösteren kişiler, bu tavırlarının Kuran ahlakı ve Peygamberimiz (sav)'in sünneti ile bağdaşmadığını bilmelidirler. Ve henüz vakitleri varken, Allah'a yönelip bağışlanma dilemeli, yegane doğru yol olan Kuran'a ve Peygamberimiz (sav)'in sünnetine yönelmelidirler.

    Unutulmamalıdır ki insanların yüzyıllardan beri arzuladıkları huzur, mutluluk, güven, şefkat, merhamet, dostluk, adalet, kardeşlik, hoşgörü, fedakarlık, sevgi, saygı gibi erdemler ancak Kuran ahlakının ve Peygamberimiz (sav)'in sünnetinin hakim olduğu toplumlarda en yüksek seviyede yaşanabilir. Tüm Müslümanlar ise, böyle bir ahlakı yaşamak ve çevrelerindeki insanları da bu ahlaka davet etmekle sorumludurlar






+ Yorum Gönder