Konusunu Oylayın.: İslamda fetret devri

5 üzerinden 4.43 | Toplam : 7 kişi
İslamda fetret devri
  1. 15.Şubat.2011, 22:07
    1
    Misafir

    İslamda fetret devri






    İslamda fetret devri Mumsema İslamda fetret devri hakkında eğitici bir yazı örneği paylaşabilir misiniz ?


  2. 15.Şubat.2011, 22:07
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 16.Şubat.2011, 01:28
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: İslamda fetret devri




    İSLAMDA FETRET DEVRİ


    Sözlükte "gevşeme, gücünü ve te'sirini kaybetme" manasına gelmektedir. Dînî literatürde ise bir peygamberin ölümü ile diğerinin zuhuru arasında geçen zaman dilimine denir. Bu kavram daha çok Hz. İsa ile Hz. Muhammed (a.s.) arasında geçen tebliğsiz dönem ile yine Hz. Peygambere nazil olan "Alak" sûresinin ilk âyetlerinden "Müddessir" sûresinin başındaki âyetlerin inişine kadar vahyin geçici bir süre için kesilmesi anı için kullanılmıştır. Her iki anlamda da peygamberlik zincirinde süreklilik ve benzerlik arz eden tebliğ ve davetin belli bir süre için kesintiye uğraması anlaşılmaktadır. Peygamberler tarihi incelendiğinde hangi dönemde ne kadar yıl ve süre nübüvvet zincirinde kesinti olduğu net olarak bilinmemektedir. Ancak Hz. İsa ile Hz. Muhammed arasında yaklaşık 600 yıl gibi bir süre geçmiştir. Böylece Hz. Peygamber'in bi'seti öncesi dönemde yaşayan bazı insanların hanif inancı üzerine, yani Hz. İbrahim'in dinine bağlı olarak yaşadıkları bilinmektedir.
    İster İslâm öncesi dönemde, ister İslâmî devirde yaşamış olsun, peygamber davetinden haberdar olmayanların dinî sorumluluğu hususunda kelâm bilginleri başta olmak üzere bütün İslâm müctehidlerince farklı yorumlar yapılmıştır. Haricî, Şiâ ve Eş'arî mensupları insanların dinî yönden sorumlu tutulmasını peygamber davetinden haberdar olma şartına bağladıklarından "fetret ehlinin" âhirette kurtuluşa ereceği ve cennete gireceği görüşündedirler. Ebû Hanife, Mu'tezile ve Mâtüridî gibi itikadî ekollerin temsilcileriyle bu ekollere bağlı olan diğer kelam bilginlerine göre, fetret ehli, Allah'ın varlığına ve birliğine inanmak, ayrıca akılla bilinebilecek olan iyi filleri yapmak ve kötü fiillerden kaçınmakla yükümlüdür. Bu sorumluluğu yerine getirenler kurtuluşa erecek, getirmeyenler ise cezaya muhatap olacaklardır. Selefiyye düşüncesini benimseyen âlimler ise fetret ehlinin durumu, yapılacak bir imtihandan sonra belli olacak derler. Bu durumda aklî melekesi yerinde olmayanlarla geç bir yaşta davete muhatap olanların mazereti kabul edilecek, diğerleri ise fiillerine göre sorumlu olacaklardır. Hz. Peygamber'in nübüvveti ile onun tebliğ ettiği İslâm dininin son ve evrensel olması dikkate alındığında Hz. Peygamberin döneminde ve sonrasında sorumluluğu tamamen ortadan kaldıracak bir fetret söz konusu değildir. Hz. Peygamber sadece Hira'da başlayan vahyin biraz gecikmesiyle vahyin kendisinden uzaklaşmış olduğu hissine kapılmış ve o yüzden küçük bir manevî üzüntü çekmiştir. Bu durgunluk devri kısa bir süre sonra "Müddessir" sûresinin vahyi ile, sona ermiştir. Hz. Peygamber'den sonra da bir fetret söz konusu değildir. Zira insanlık, İslâm vahyinden asla uzak kalmamıştır.
    KAYNAK: D.İ.B.


  4. 16.Şubat.2011, 01:28
    2
    Silent and lonely rains



    İSLAMDA FETRET DEVRİ


    Sözlükte "gevşeme, gücünü ve te'sirini kaybetme" manasına gelmektedir. Dînî literatürde ise bir peygamberin ölümü ile diğerinin zuhuru arasında geçen zaman dilimine denir. Bu kavram daha çok Hz. İsa ile Hz. Muhammed (a.s.) arasında geçen tebliğsiz dönem ile yine Hz. Peygambere nazil olan "Alak" sûresinin ilk âyetlerinden "Müddessir" sûresinin başındaki âyetlerin inişine kadar vahyin geçici bir süre için kesilmesi anı için kullanılmıştır. Her iki anlamda da peygamberlik zincirinde süreklilik ve benzerlik arz eden tebliğ ve davetin belli bir süre için kesintiye uğraması anlaşılmaktadır. Peygamberler tarihi incelendiğinde hangi dönemde ne kadar yıl ve süre nübüvvet zincirinde kesinti olduğu net olarak bilinmemektedir. Ancak Hz. İsa ile Hz. Muhammed arasında yaklaşık 600 yıl gibi bir süre geçmiştir. Böylece Hz. Peygamber'in bi'seti öncesi dönemde yaşayan bazı insanların hanif inancı üzerine, yani Hz. İbrahim'in dinine bağlı olarak yaşadıkları bilinmektedir.
    İster İslâm öncesi dönemde, ister İslâmî devirde yaşamış olsun, peygamber davetinden haberdar olmayanların dinî sorumluluğu hususunda kelâm bilginleri başta olmak üzere bütün İslâm müctehidlerince farklı yorumlar yapılmıştır. Haricî, Şiâ ve Eş'arî mensupları insanların dinî yönden sorumlu tutulmasını peygamber davetinden haberdar olma şartına bağladıklarından "fetret ehlinin" âhirette kurtuluşa ereceği ve cennete gireceği görüşündedirler. Ebû Hanife, Mu'tezile ve Mâtüridî gibi itikadî ekollerin temsilcileriyle bu ekollere bağlı olan diğer kelam bilginlerine göre, fetret ehli, Allah'ın varlığına ve birliğine inanmak, ayrıca akılla bilinebilecek olan iyi filleri yapmak ve kötü fiillerden kaçınmakla yükümlüdür. Bu sorumluluğu yerine getirenler kurtuluşa erecek, getirmeyenler ise cezaya muhatap olacaklardır. Selefiyye düşüncesini benimseyen âlimler ise fetret ehlinin durumu, yapılacak bir imtihandan sonra belli olacak derler. Bu durumda aklî melekesi yerinde olmayanlarla geç bir yaşta davete muhatap olanların mazereti kabul edilecek, diğerleri ise fiillerine göre sorumlu olacaklardır. Hz. Peygamber'in nübüvveti ile onun tebliğ ettiği İslâm dininin son ve evrensel olması dikkate alındığında Hz. Peygamberin döneminde ve sonrasında sorumluluğu tamamen ortadan kaldıracak bir fetret söz konusu değildir. Hz. Peygamber sadece Hira'da başlayan vahyin biraz gecikmesiyle vahyin kendisinden uzaklaşmış olduğu hissine kapılmış ve o yüzden küçük bir manevî üzüntü çekmiştir. Bu durgunluk devri kısa bir süre sonra "Müddessir" sûresinin vahyi ile, sona ermiştir. Hz. Peygamber'den sonra da bir fetret söz konusu değildir. Zira insanlık, İslâm vahyinden asla uzak kalmamıştır.
    KAYNAK: D.İ.B.





+ Yorum Gönder