Konusunu Oylayın.: İslamda ölüm ve sonrası

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
İslamda ölüm ve sonrası
  1. 15.Şubat.2011, 21:09
    1
    Misafir

    İslamda ölüm ve sonrası






    İslamda ölüm ve sonrası Mumsema İslamda ölüm ve sonrasında neler yaşanmaktadır konu hakkında eğitici bir yazı yazar mısınız ?


  2. 15.Şubat.2011, 21:09
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    İslamda ölüm ve sonrasında neler yaşanmaktadır konu hakkında eğitici bir yazı yazar mısınız ?


    Benzer Konular

    - Ölüm İddeti nedir? İslamda ölüm iddeti kavramı

    - Ölüm sonrası yaşam

    - Ölüm ve ölüm sonrası hayat

    - Ölüm sonrası yapılacaklar

    - Düğün Sonrası Ölüm

  3. 16.Şubat.2011, 15:58
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: İslamda ölüm ve sonrası




    Ölüm bir sırdır… Var olmanın sırrı da; ölümdür… Ölüm muammasını çözmek mi? Onu geçiyoruz, o malum gerçek… Mukadderat, mutlaka gerçekleşecektir… Ölümün üzerindeki esrar perdesi vahyin ışığı ile kaldırabiliyoruz… Görüyoruz ki; kimi için zeval olan ölüm, kimi için de zirvedir… Bazılarının felah ve ferahı olurken çoğununda helakı olabiliyor…

    Özetle ölüm; hasret yurdundan, vuslat yurduna intikaldir… Allah’ın çağrısına icabettir… Kefen, hayat sahnesinde inen son perdedir…

    Ölüm; yeniden dirilmek için toprağa düşmektir… Ölüm bir oluştur… Bir geçiştir… Bir dönüştür… Yaşarken Allah ile beraberliği yakalayanlar için, ruhun ten kafesinden kurtuluşudur…

    Ölüm; son uyanıştır… Düşlerden, hayallerden, uyuşmuşluktan, uyutulmuşluktan uyanmaktır… Yeni bir hayata doğrulmaktır… Önemli olan ise Azrail’in kabzı, İsrafil’in Sur’u ile değil, Cebrail’in soluğu ile uyanmaktır
    Ölüm; son nokta değil üç noktadır…

    Ölümü düşünmek, kendini fark etmektir… İlahi adaletin tecellisi için ölüm gereklidir…Gündemlerinde ölüm olanların hayatında zulüm olmaz… Günahlar yaşamda yer bulamazlar… Çünkü günahlara karşı önemli bir dezenfektedir… Hırslarımızı yenmek, öfkelerimizi frenlemek, şehvetlerimizi dizginlemek, arzularımızı kontrol için ölüme müracaat edeceğiz…

    Ölüm; dünyanın kasvet ve gafletlerine direnen ruhlar için bir özgürlüktür… Ölümle aramızdaki mesafeyi kısa tutabilirsek; hayatın bağ ve bağlantıları özgürlüğümüzü kısıtlamayacaktır… Ecele soğuk durulan tul-i emele teslim olmaktan kurtulamadılar… Yaşarken ölü, ölü iken yaşayanlar vardır… Yaşarken ölenler, kalbi mühürlenenler ve ruhlarını satanlardır… Ölü iken yaşayanlar ise vahye şahitlik edenler ve şehadet şerbetini içenlerdir… Önemli olan öldükten sonra yaşayabilmektir… Ölümsüz eserler bırakmaktır…

    Kabir hayatı ve azabı üzerine ayeti kerimeler

    1- Dünyadaki takdirler ve taksimler, nasipler ve kısmetler, belâlar ve musibetler nasıl bizi yaptıklarımızla rehin alıyorsa, nasıl bir adalet-i İlâhiye gereği tecellî ediyorsa, nasıl başımıza ne gelse Yüce Yaratıcımızın uygulamaları ve icraatları olarak hiçbirisinde zulüm ve haksızlık söz konusu olmuyorsa, kabir hayatında da, berzah hayatında da zulüm ve haksızlık yoktur, adaletsizlik ve hukuksuzluk söz konusu değildir. Eğer kabirde azap varsa, bu hiç şüphesiz Allah’ın Adl, Hâkim ve Hak isimlerinin tecellisi ile olur ve hiç kimseye zulüm yapılmaz! Kur’ân’ın kabir hayatını uykuya benzetmesi kabir azabının olmadığını göstermez. Dünya uykusunda bile bir rüya faslı var, biliyorsunuz.
    2- Kabir azabıyla ilgili bilgilerin kaynağı genelde hadis-i şerifler olmakla beraber, bu meseleyi Kur’ân’ın gündemine almadığını söylemek doğru değildir. İşte âyetler:
    * “Onları siz değil; ancak Biz biliriz! Kendilerine iki defa azab edeceğiz. Onlar sonra da büyük bir azaba uğratılırlar”1 âyetinde geçen iki azaptan birisi dünya azabı ise, diğeri İmam-ı Azam’a göre kabir azabıdır.
    * “O gün ne tuzakları onlara bir fayda verir, ne de bir yardım görürler! O zalimler için şüphesiz bundan başka da azap vardır; fakat onların çoğu bilmezler”2 âyetindeki “başka azab” da İmam-ı Azam’a göre kabir azabına işaret etmektedir.3
    3- Kabir azabının hak olduğunu açıkça bildiren hadisler de vardır:
    * Hazret-i Âişe (ra) Resûlullah Efendimize (asm) kabir azabının olup olmadığından sormuştu. Peygamber Efendimiz (asm): “Evet kabir azabı vardır ve haktır!” buyurdu. Hazret-i Âişe (ra) der ki: “Bu sorumdan sonra onun (asm), kabir azabından Allah’a sığınmadan namaz kıldığını görmedim!”4
    * Abdullah İbn-i Ömer (ra) rivayet etmiştir. Bedir savaşından sonra müşriklerin yerde serili bulunan cesetlerine karşı Peygamber Efendimiz (asm):
    “Nasıl? Rabb’inizin vaad ettiği azab ve cezayı buldunuz mu?” diye hitap buyurdu. Hazret-i Ömer (ra) sordu:
    “Ya Resûlallah! Bu duygusuz cifelere mi hitap ediyorsunuz?” deyince Allah Resûlü (asm):
    “Evet! Siz bunlardan fazla işitir değilsiniz! Fakat bunlar cevap veremezler!” buyurdu.6


    Duâ
    Ey işiten ve işittiren! Ey bilen ve bildiren! Ey veren ve verdiren! Ey seven ve sevdiren! Ey merhamet eden ve merhamet ettiren! Ey affeden ve affettiren! Ey sözlerin, seslerin, kelimelerin, kulakların Hâlıkı! Ey kalplerin en gizli niyazını, özünü, sözünü, sesini, duâsını, dileğini işiten! Ey Semî-i Alîm! Bize hakkı işitmeyi nasip et! Bize hakkı bilmeyi ve bildiğimizi yaşamayı müyesser kıl! Elimizden, dilimizden, ayağımızdan, gözümüzden, kulağımızdan ve sâir azalarımızdan sadır olan günahları bağışla! Bizi hakikati işiten kul eyle! Âmin!
    Dipnotlar:
    1- Tevbe Sûresi, 9/101.
    2- Tûr Sûresi, 52/47.
    3- Fıkhu’l-Ebsat, s. 55.
    4- Nesâî, Sehiv, 64.
    5- Buhârî, 4/673.
    6- Sözler, s. 42.




  4. 16.Şubat.2011, 15:58
    2
    Silent and lonely rains



    Ölüm bir sırdır… Var olmanın sırrı da; ölümdür… Ölüm muammasını çözmek mi? Onu geçiyoruz, o malum gerçek… Mukadderat, mutlaka gerçekleşecektir… Ölümün üzerindeki esrar perdesi vahyin ışığı ile kaldırabiliyoruz… Görüyoruz ki; kimi için zeval olan ölüm, kimi için de zirvedir… Bazılarının felah ve ferahı olurken çoğununda helakı olabiliyor…

    Özetle ölüm; hasret yurdundan, vuslat yurduna intikaldir… Allah’ın çağrısına icabettir… Kefen, hayat sahnesinde inen son perdedir…

    Ölüm; yeniden dirilmek için toprağa düşmektir… Ölüm bir oluştur… Bir geçiştir… Bir dönüştür… Yaşarken Allah ile beraberliği yakalayanlar için, ruhun ten kafesinden kurtuluşudur…

    Ölüm; son uyanıştır… Düşlerden, hayallerden, uyuşmuşluktan, uyutulmuşluktan uyanmaktır… Yeni bir hayata doğrulmaktır… Önemli olan ise Azrail’in kabzı, İsrafil’in Sur’u ile değil, Cebrail’in soluğu ile uyanmaktır
    Ölüm; son nokta değil üç noktadır…

    Ölümü düşünmek, kendini fark etmektir… İlahi adaletin tecellisi için ölüm gereklidir…Gündemlerinde ölüm olanların hayatında zulüm olmaz… Günahlar yaşamda yer bulamazlar… Çünkü günahlara karşı önemli bir dezenfektedir… Hırslarımızı yenmek, öfkelerimizi frenlemek, şehvetlerimizi dizginlemek, arzularımızı kontrol için ölüme müracaat edeceğiz…

    Ölüm; dünyanın kasvet ve gafletlerine direnen ruhlar için bir özgürlüktür… Ölümle aramızdaki mesafeyi kısa tutabilirsek; hayatın bağ ve bağlantıları özgürlüğümüzü kısıtlamayacaktır… Ecele soğuk durulan tul-i emele teslim olmaktan kurtulamadılar… Yaşarken ölü, ölü iken yaşayanlar vardır… Yaşarken ölenler, kalbi mühürlenenler ve ruhlarını satanlardır… Ölü iken yaşayanlar ise vahye şahitlik edenler ve şehadet şerbetini içenlerdir… Önemli olan öldükten sonra yaşayabilmektir… Ölümsüz eserler bırakmaktır…

    Kabir hayatı ve azabı üzerine ayeti kerimeler

    1- Dünyadaki takdirler ve taksimler, nasipler ve kısmetler, belâlar ve musibetler nasıl bizi yaptıklarımızla rehin alıyorsa, nasıl bir adalet-i İlâhiye gereği tecellî ediyorsa, nasıl başımıza ne gelse Yüce Yaratıcımızın uygulamaları ve icraatları olarak hiçbirisinde zulüm ve haksızlık söz konusu olmuyorsa, kabir hayatında da, berzah hayatında da zulüm ve haksızlık yoktur, adaletsizlik ve hukuksuzluk söz konusu değildir. Eğer kabirde azap varsa, bu hiç şüphesiz Allah’ın Adl, Hâkim ve Hak isimlerinin tecellisi ile olur ve hiç kimseye zulüm yapılmaz! Kur’ân’ın kabir hayatını uykuya benzetmesi kabir azabının olmadığını göstermez. Dünya uykusunda bile bir rüya faslı var, biliyorsunuz.
    2- Kabir azabıyla ilgili bilgilerin kaynağı genelde hadis-i şerifler olmakla beraber, bu meseleyi Kur’ân’ın gündemine almadığını söylemek doğru değildir. İşte âyetler:
    * “Onları siz değil; ancak Biz biliriz! Kendilerine iki defa azab edeceğiz. Onlar sonra da büyük bir azaba uğratılırlar”1 âyetinde geçen iki azaptan birisi dünya azabı ise, diğeri İmam-ı Azam’a göre kabir azabıdır.
    * “O gün ne tuzakları onlara bir fayda verir, ne de bir yardım görürler! O zalimler için şüphesiz bundan başka da azap vardır; fakat onların çoğu bilmezler”2 âyetindeki “başka azab” da İmam-ı Azam’a göre kabir azabına işaret etmektedir.3
    3- Kabir azabının hak olduğunu açıkça bildiren hadisler de vardır:
    * Hazret-i Âişe (ra) Resûlullah Efendimize (asm) kabir azabının olup olmadığından sormuştu. Peygamber Efendimiz (asm): “Evet kabir azabı vardır ve haktır!” buyurdu. Hazret-i Âişe (ra) der ki: “Bu sorumdan sonra onun (asm), kabir azabından Allah’a sığınmadan namaz kıldığını görmedim!”4
    * Abdullah İbn-i Ömer (ra) rivayet etmiştir. Bedir savaşından sonra müşriklerin yerde serili bulunan cesetlerine karşı Peygamber Efendimiz (asm):
    “Nasıl? Rabb’inizin vaad ettiği azab ve cezayı buldunuz mu?” diye hitap buyurdu. Hazret-i Ömer (ra) sordu:
    “Ya Resûlallah! Bu duygusuz cifelere mi hitap ediyorsunuz?” deyince Allah Resûlü (asm):
    “Evet! Siz bunlardan fazla işitir değilsiniz! Fakat bunlar cevap veremezler!” buyurdu.6


    Duâ
    Ey işiten ve işittiren! Ey bilen ve bildiren! Ey veren ve verdiren! Ey seven ve sevdiren! Ey merhamet eden ve merhamet ettiren! Ey affeden ve affettiren! Ey sözlerin, seslerin, kelimelerin, kulakların Hâlıkı! Ey kalplerin en gizli niyazını, özünü, sözünü, sesini, duâsını, dileğini işiten! Ey Semî-i Alîm! Bize hakkı işitmeyi nasip et! Bize hakkı bilmeyi ve bildiğimizi yaşamayı müyesser kıl! Elimizden, dilimizden, ayağımızdan, gözümüzden, kulağımızdan ve sâir azalarımızdan sadır olan günahları bağışla! Bizi hakikati işiten kul eyle! Âmin!
    Dipnotlar:
    1- Tevbe Sûresi, 9/101.
    2- Tûr Sûresi, 52/47.
    3- Fıkhu’l-Ebsat, s. 55.
    4- Nesâî, Sehiv, 64.
    5- Buhârî, 4/673.
    6- Sözler, s. 42.







+ Yorum Gönder