Konusunu Oylayın.: İslamda vade farkı harammıdır?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
İslamda vade farkı harammıdır?
  1. 15.Şubat.2011, 20:22
    1
    Misafir

    İslamda vade farkı harammıdır?






    İslamda vade farkı harammıdır? Mumsema islamda vade farkı harammıdır


  2. 15.Şubat.2011, 20:22
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 16.Şubat.2011, 18:22
    2
    Muhammed
    الله اكبر

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 16.Haziran.2010
    Üye No: 76755
    Mesaj Sayısı: 7,671
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Yaş: 27
    Bulunduğu yer: Türkiye

    Cevap: İslamda vade farkı harammıdır?




    Vade farkı ve faiz

    1. A isimli şahıs B isimli şahsa borçlandığında bu borç ya karşılık beklemeden ödünç vermek, yahut da bir hizmet veya malı satmak suretiyle hasıl olmuştur. Ödünç verme halinde veren, parasına ne zaman ihtiyaç duyarsa -vade dolması sözkonusu olmaksızın- talepte bulunabilir, borçlu derhal ödemekle yükümlüdür; eli dar ise ya başka müslümanlar ona yardımcı olacaklar, yahut da alacaklı -imkanı varsa- onun elinin genişlemesini bekleyecektir. Ödünç alınan tarih ile ödeme tarihi arasında geçen süre içinde paranın değeri değişmiş olursa ödeme, nominal değer (rakam) üzerinden değil, paranın satın alma gücüne göre yapılacaktır. Para ödünç alındığında yüz kilo pirinç alabiliyordu ise ödendiği zaman da bunu alabilmelidir. Tabiî bu durumda belli bir mal değil de ilan edilen ve doğruya en yakın olduğu sanılan enflasyon rakamı esas alınmalıdır.
    Borç, mal veya hizmet alımından hasıl olmuş ise ya vade farkı uygulanmıştır, yahut da uygulanmamış, peşin fiyatına verilmiştir. Vade farkı uygulanmış olursa vadesinde ödenen borca yeni bir ek yapılamaz. Vade farkı konmamış, yahut borç vadesinde ödenmeyip aradan zaman geçmiş ise ödeme zamanında enflasyon farkının da ödenmesi gerekir. Aksi halde borç eksik ödenmiş olur. İslâm faizi haram kıldığı gibi borcu tam ödememeyi de haram kılmıştır.
    2. Enflasyon miktarını aşmayan temerrüt faizini (adı faiz, fakat fıkha göre ana paranın bir kısmı olan meblağı) almak caiz olduğuna göre buradan, alacaklının rızası ile avukatlık vekâlet ücretinizi ve masrafınızı almanız da caizdir.
    3. Günümüzde vade farkı ile alım-satım geniş ölçüde uygulanan, özel finans kurumları ile bazı şirketlerin ticarî faaliyetlerinin büyük yüzdesini teşkil eden bir işlemdir. Üç rakama yaklaşan ve bazen bunu da aşan enflasyon ise yıllardır içinde yaşadığımız bir vakıadır. Şahıs ve şirketlere vadesinde ödenmeyen borçların birkaç ay gecikmesi halinde -enflasyon düşük ve kâr hadleri de yüksek ise- geciken borcu yalnızca enflasyon farkı ile ödemek alacaklının zararına olmakta, bunu bilen bazı borçlular da ödemeyi geciktirip bu meblağ ile büyük kazançlar sağlamakta, geciken borcu yalnızca enflasyon farkı ile ödeyerek haklı olmayan kazançlarını muhafaza etmektedirler. İslâm'a göre borçluya karşılıksız (Allah Rızası için) müddet tanımanın, vadeyi karşılıksız uzatmanın meşruiyet şartı borçlunun darda olması, ödeme imkânsızlığı veya güçlüğü içinde bulunmasıdır. Ekonomik varlığını küçülterek, aslî ihtiyaçları dışındaki malvarlığını satarak borcunu ödeme imkânına sahip bulunan bir şahsın bunu yapmayıp, alacaklının zararı pahasına kendi menfaatini koruması meşru değildir. Burada meşruiyeti sağlamanın yolu alacaklının rızasıdır. Alacaklı bir fert değil de bir şirket veya kurum ise bunun temsilcileri ortaklarının menfaatini korumakla yükümlüdürler, ortaklar adına zararlı bir tasarrufa gidemez, buna razı olamazlar. Öte yandan ülke ekonomisine katkıda bulunan, topluma faydalar getiren bir teşebbüsü -kurumun alacağını vadesinde alabilmek için- batırmak, ortadan kaldırmak ve küçültmek de hem müteşebbise, hem de ülkeye zarar vermektedir. Bu karşılıklı zararı gidermenin yolları aranmalıdır. Bize göre bu meşru yollardan biri, vadesinde ödenmeyen borçların makul ve ekonomik bir vade farkı ile tahsil edilebilmesi için karşılıklı rıza ile ilk akdin bozulması (ikale yapılması), yine karşılıklı rıza ile aynı malın, aynı müşteriye yeni bir fiyatla satılmasıdır. Fıkıh kitaplarımız satım konusu malın mevcut (tüketilmemiş, yok edilmemiş) olması halinde bu işlemi caiz görmektedir. Problem tüketilmiş, kullanılmış mal ile ilgilidir. Bize göre bu malın mislî (standart veya emsali piyasada bulunan) mal olması halinde "hükmen mevcut" sayılması mümkündür. İslam hukukunda mevcut olmayan malın satımı caiz olmadığı halde selem (peşin para ile veresi, ileride teslim edilecek mal satımı) usulünde "satıcının elinde bulunmayan mal hükmen mevcut kabul edilerek" satım caiz görülmüş, bu cevazı ihtiyaç da etkilemiştir. Kurumların, şahıs ve şirketlerin ayakta durabilmesi, İslâmî olmayanlarla rekabet edebilmesi için -vadesinde ödenmeyen ve bu yüzden alacaklının zarar görmesine sebep olan-borç ertelemeleri yaygınlaştığında ve kötüye kullanıldığında, yukarıda açıklanan usûl uygulanmalı, karşılıklı rıza ve meşru bir hukukî işlem ile zararın önlenmesi, kurumların ayakta kalması, ihtiyaçların karşılanabilmesi sağlanmalıdır.
    Diğer bir çözüm tarzı ilk vadeli satım akdi yapılırken çeşitli vadelere göre fiyatların satın alana açıklanması ve ödemeyi hangi vadede yaparsa, bedelin buna göre kesinleşeceğinin bildirilmesi, tarafların bu şartlar üzerinde anlaşmaya varmalarıdır. Fıkha göre böyle bir hukukî işlemde eksik olan sıhhat şartı, "akit esnasında bedelin kesin olarak belirlenmemiş olmasıdır." Bu sebeple akit ilk yapıldığında ârızalı (fâsid) olsa da sonunda ödeme yapılınca (kabz ve teslim ile) sıhhat kazanır, muteber olur.
    Üçüncü bir çare, malı ödünç vermek, ödeme zamanında bedelini, rayiç fiyat ve kâr ile tahsil etmektir.
    Aynı sonuç "muamele-i şer'iyye, iyne, alınan malı aynı günde farklı fiyatla satıcıya geri satma" gibi yine fıkıh kitaplarının caiz gördüğü işlemlerle de elde edilebilir. Ancak bize göre bunlar daha açık birer hiledir, uygulanmasında daha çok sakıncalar vardır. Teklif ettiğimiz usul de bir şer'î hiledir, ancak hem buna -zikrettiğimiz şartlar içinde- zaruret vardır, hem de normal hukuki işlemlere daha yakın ve uygundur.

    Hayrettin KARAMAN.


  4. 16.Şubat.2011, 18:22
    2
    Muhammed - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    الله اكبر



    Vade farkı ve faiz

    1. A isimli şahıs B isimli şahsa borçlandığında bu borç ya karşılık beklemeden ödünç vermek, yahut da bir hizmet veya malı satmak suretiyle hasıl olmuştur. Ödünç verme halinde veren, parasına ne zaman ihtiyaç duyarsa -vade dolması sözkonusu olmaksızın- talepte bulunabilir, borçlu derhal ödemekle yükümlüdür; eli dar ise ya başka müslümanlar ona yardımcı olacaklar, yahut da alacaklı -imkanı varsa- onun elinin genişlemesini bekleyecektir. Ödünç alınan tarih ile ödeme tarihi arasında geçen süre içinde paranın değeri değişmiş olursa ödeme, nominal değer (rakam) üzerinden değil, paranın satın alma gücüne göre yapılacaktır. Para ödünç alındığında yüz kilo pirinç alabiliyordu ise ödendiği zaman da bunu alabilmelidir. Tabiî bu durumda belli bir mal değil de ilan edilen ve doğruya en yakın olduğu sanılan enflasyon rakamı esas alınmalıdır.
    Borç, mal veya hizmet alımından hasıl olmuş ise ya vade farkı uygulanmıştır, yahut da uygulanmamış, peşin fiyatına verilmiştir. Vade farkı uygulanmış olursa vadesinde ödenen borca yeni bir ek yapılamaz. Vade farkı konmamış, yahut borç vadesinde ödenmeyip aradan zaman geçmiş ise ödeme zamanında enflasyon farkının da ödenmesi gerekir. Aksi halde borç eksik ödenmiş olur. İslâm faizi haram kıldığı gibi borcu tam ödememeyi de haram kılmıştır.
    2. Enflasyon miktarını aşmayan temerrüt faizini (adı faiz, fakat fıkha göre ana paranın bir kısmı olan meblağı) almak caiz olduğuna göre buradan, alacaklının rızası ile avukatlık vekâlet ücretinizi ve masrafınızı almanız da caizdir.
    3. Günümüzde vade farkı ile alım-satım geniş ölçüde uygulanan, özel finans kurumları ile bazı şirketlerin ticarî faaliyetlerinin büyük yüzdesini teşkil eden bir işlemdir. Üç rakama yaklaşan ve bazen bunu da aşan enflasyon ise yıllardır içinde yaşadığımız bir vakıadır. Şahıs ve şirketlere vadesinde ödenmeyen borçların birkaç ay gecikmesi halinde -enflasyon düşük ve kâr hadleri de yüksek ise- geciken borcu yalnızca enflasyon farkı ile ödemek alacaklının zararına olmakta, bunu bilen bazı borçlular da ödemeyi geciktirip bu meblağ ile büyük kazançlar sağlamakta, geciken borcu yalnızca enflasyon farkı ile ödeyerek haklı olmayan kazançlarını muhafaza etmektedirler. İslâm'a göre borçluya karşılıksız (Allah Rızası için) müddet tanımanın, vadeyi karşılıksız uzatmanın meşruiyet şartı borçlunun darda olması, ödeme imkânsızlığı veya güçlüğü içinde bulunmasıdır. Ekonomik varlığını küçülterek, aslî ihtiyaçları dışındaki malvarlığını satarak borcunu ödeme imkânına sahip bulunan bir şahsın bunu yapmayıp, alacaklının zararı pahasına kendi menfaatini koruması meşru değildir. Burada meşruiyeti sağlamanın yolu alacaklının rızasıdır. Alacaklı bir fert değil de bir şirket veya kurum ise bunun temsilcileri ortaklarının menfaatini korumakla yükümlüdürler, ortaklar adına zararlı bir tasarrufa gidemez, buna razı olamazlar. Öte yandan ülke ekonomisine katkıda bulunan, topluma faydalar getiren bir teşebbüsü -kurumun alacağını vadesinde alabilmek için- batırmak, ortadan kaldırmak ve küçültmek de hem müteşebbise, hem de ülkeye zarar vermektedir. Bu karşılıklı zararı gidermenin yolları aranmalıdır. Bize göre bu meşru yollardan biri, vadesinde ödenmeyen borçların makul ve ekonomik bir vade farkı ile tahsil edilebilmesi için karşılıklı rıza ile ilk akdin bozulması (ikale yapılması), yine karşılıklı rıza ile aynı malın, aynı müşteriye yeni bir fiyatla satılmasıdır. Fıkıh kitaplarımız satım konusu malın mevcut (tüketilmemiş, yok edilmemiş) olması halinde bu işlemi caiz görmektedir. Problem tüketilmiş, kullanılmış mal ile ilgilidir. Bize göre bu malın mislî (standart veya emsali piyasada bulunan) mal olması halinde "hükmen mevcut" sayılması mümkündür. İslam hukukunda mevcut olmayan malın satımı caiz olmadığı halde selem (peşin para ile veresi, ileride teslim edilecek mal satımı) usulünde "satıcının elinde bulunmayan mal hükmen mevcut kabul edilerek" satım caiz görülmüş, bu cevazı ihtiyaç da etkilemiştir. Kurumların, şahıs ve şirketlerin ayakta durabilmesi, İslâmî olmayanlarla rekabet edebilmesi için -vadesinde ödenmeyen ve bu yüzden alacaklının zarar görmesine sebep olan-borç ertelemeleri yaygınlaştığında ve kötüye kullanıldığında, yukarıda açıklanan usûl uygulanmalı, karşılıklı rıza ve meşru bir hukukî işlem ile zararın önlenmesi, kurumların ayakta kalması, ihtiyaçların karşılanabilmesi sağlanmalıdır.
    Diğer bir çözüm tarzı ilk vadeli satım akdi yapılırken çeşitli vadelere göre fiyatların satın alana açıklanması ve ödemeyi hangi vadede yaparsa, bedelin buna göre kesinleşeceğinin bildirilmesi, tarafların bu şartlar üzerinde anlaşmaya varmalarıdır. Fıkha göre böyle bir hukukî işlemde eksik olan sıhhat şartı, "akit esnasında bedelin kesin olarak belirlenmemiş olmasıdır." Bu sebeple akit ilk yapıldığında ârızalı (fâsid) olsa da sonunda ödeme yapılınca (kabz ve teslim ile) sıhhat kazanır, muteber olur.
    Üçüncü bir çare, malı ödünç vermek, ödeme zamanında bedelini, rayiç fiyat ve kâr ile tahsil etmektir.
    Aynı sonuç "muamele-i şer'iyye, iyne, alınan malı aynı günde farklı fiyatla satıcıya geri satma" gibi yine fıkıh kitaplarının caiz gördüğü işlemlerle de elde edilebilir. Ancak bize göre bunlar daha açık birer hiledir, uygulanmasında daha çok sakıncalar vardır. Teklif ettiğimiz usul de bir şer'î hiledir, ancak hem buna -zikrettiğimiz şartlar içinde- zaruret vardır, hem de normal hukuki işlemlere daha yakın ve uygundur.

    Hayrettin KARAMAN.





+ Yorum Gönder