Konusunu Oylayın.: Hadisler ve anlamları lazım

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Hadisler ve anlamları lazım
  1. 15.Şubat.2011, 04:53
    1
    Misafir

    Hadisler ve anlamları lazım






    Hadisler ve anlamları lazım Mumsema Hadisler ve anlamları lazım


  2. 15.Şubat.2011, 04:53
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 07.Ağustos.2013, 01:02
    2
    jerusselam
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 25.Şubat.2013
    Üye No: 100353
    Mesaj Sayısı: 4,172
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 42

    Cevap: Hadisler ve anlamları lazım




    Hadisler şerifler ve geniş anlamları?



    Bu hadisi Buharî Hz. Enes’ten şöyle rivayet etmiştir:

    “Medine halkı cariyelerinden bir cariye Resulullah (a.s.m)’ın elinden tutar da onu istediği yere götürürdü.”(Buharî, Edeb, 61)

    Ahmed b. Hanbel’in rivayetinde şu fazlalık var:

    “...onu -ihtiyaç duyduğu bir konu için- istediği yere götürürdü.”(Müsned, 3/215-216).

    Hadiste yer alan “el tutmak”tan maksat, el tutmanın lazım-ı manası olan “şefkat göstermek, yumuşak davranmak ve isteklerini yerine getirmek”tir. Hz. Peygamber (asv)'in eşsiz tevazuunun boyutu ve insanların ihtiyacına karşı gösterdiği hassasiyetten kinaye olarak bu ifadeye yer verilmiştir. (bk. İbn Hacer, ilgili hadisin şerhi).*

    İbn Mece’nin Hz. Enes’ten rivayeti şöyledir:

    “Medine halkından bir cariye (bile) ihtiyaç duyduğu bir konu için Resulullah’ın elinden tutardı ve o da elini cariyenin / kadının elinden çekmezdi; öyle ki kadın onu Medine’nin istediği yerine çeker götürürdü.”(İbn Mace, Zühd, 16).

    Fuad Abdulbakî de “elini elinden çekmez” ifadesinin, “kadının istediği yere giderdi” manasında kullanıldığına işaret etmiştir.(İbn Mace, ilgili hadis şerhi).

    Malum olduğu üzere, sahih hadislerde Hz. Peygamber (asv)'in hayatı boyunca hiç bir yabancı kadının elini tutmamış, ona eli dokunmamış olduğu hususu açıkça ifade edilmiştir.(1)

    Aslında Resûlullah Efendimiz (asv)’in ne kadar büyük bir tevâzu sahibi olduğunu gösteren hadislerden biri de budur. Zengin-fakir, genç-yaşlı ayırt etmez, yardım isteyen herkese yardım ederdi. Bazen bir çocuk gelir Resûlullah'ın (asv) elinden tutar, istediği yere götürürdü. Bazen de bir hizmetçi gelir, herhangi bir konuda yardım ister, Peygamberimiz (asv) ona da hayır demezdi. Bu hadiste onun kölelere karşı da alçak gönüllü olduğunu görmekteyiz.

    Peygamber Efendimiz (asv)’in yaşadığı devirde kadınlara değer verilmezdi. Hele "câriye" dediğimiz hizmetçiler, insan yerine konulmazdı. Basit bir hizmetçinin bir peygamberin elinden tutmaya cesaret etmesi ve hele Allah’ın Elçisini (asv) istediği yere çekip götürmesi olacak şey değildi.

    Biat esnasında bile kadınların elini tutmayan Allah’ın Resûlü (asv), aynı titizliği başka zamanlarda da göstermiştir. Şayet buradaki el tutma gerçek mânada elini eline almak ise, o günün şartlarına göre hiç olmayacak böyle bir işi yapmış olan bir kadıncağızın elinden Resûl-i Ekrem Efendimiz (asv)’in elini çekip kurtarması, “hizmetçi parçası” diye horlanan bir zavallıyı elbette incitecekti.

    Hadîs-i şerîfin hiçbir rivayetinde hizmetkârın Efendimiz (asv)’i alıp götürdüğü mesafeden bahsedilmemektedir. Onun Efendimiz (asv)’den halletmesini istediği iş belki uzak bir yerde, Medine’nin dışında idi. Buna rağmen Kâinâtın Efendisi (asv) hiç itiraz etmez, onunla birlikte yürüyüp giderdi.

    Bir başka hadis, Resûlullah aleyhissalatü vesselamın bu konuda ne kadar hoşgörülü olduğunu, yardım edeceği kimsenin durumuna ve seviyesine bakmadığını, ona faydalı olmaktan başka bir şey düşünmediğini göstermektedir.

    Hz. Hatice (r.anha)’nin kuaförü diyebileceğimiz Ümmü Züfer adında, aklî dengesi pek yerinde olmayan bir kadın vardı. Bir gün Resûl-i Ekrem (asv)’e gelerek:
    *"Yâ Resûlallah! Seninle bitecek bir işim var." dedi. O da:
    *“Pekâlâ, nerede görüşmemizi istiyorsan görüşüp derdini halledelim.” dedi.
    Kadınla yolun kenarına çekilip meselesini halledene kadar görüştüler. (Müslim, Fezâil 76; Ebû Dâvûd, Edeb 12)

    Günlük hayatımızda da gördüğümüz gibi, önemli kişiler, önemsiz gördükleri kişilere pek zaman ayırmazlar. Yapacak çok işleri olduğunu söyleyerek böyle kimselerden yakalarını kurtarmaya çalışırlar. Resûlullah Efendimiz (asv)’in, vahyin ışığıyla aydınlanmış mübarek gönlünde kibirin zerresi bulunmadığını gösteren bu hadîs-i şerîfler, onun hayat felsefesine de ışık tutmaktadır. Buna göre, bir kimsenin işi ve mesleği ne kadar önemli olursa olsun, onun asıl vazifesi, insanlara faydalı olmaktır. En hayırlı İnsanın bize öğrettiği hayat görüşü işte budur.

    (1) bk. Buharî, şurût,1; tefsiru sureti 60/2; Msülim, imare,88; Ebu Davud, harac/imare,9 ; Tirmizî, tefsiru sureti 60/2


  4. 07.Ağustos.2013, 01:02
    2
    Devamlı Üye



    Hadisler şerifler ve geniş anlamları?



    Bu hadisi Buharî Hz. Enes’ten şöyle rivayet etmiştir:

    “Medine halkı cariyelerinden bir cariye Resulullah (a.s.m)’ın elinden tutar da onu istediği yere götürürdü.”(Buharî, Edeb, 61)

    Ahmed b. Hanbel’in rivayetinde şu fazlalık var:

    “...onu -ihtiyaç duyduğu bir konu için- istediği yere götürürdü.”(Müsned, 3/215-216).

    Hadiste yer alan “el tutmak”tan maksat, el tutmanın lazım-ı manası olan “şefkat göstermek, yumuşak davranmak ve isteklerini yerine getirmek”tir. Hz. Peygamber (asv)'in eşsiz tevazuunun boyutu ve insanların ihtiyacına karşı gösterdiği hassasiyetten kinaye olarak bu ifadeye yer verilmiştir. (bk. İbn Hacer, ilgili hadisin şerhi).*

    İbn Mece’nin Hz. Enes’ten rivayeti şöyledir:

    “Medine halkından bir cariye (bile) ihtiyaç duyduğu bir konu için Resulullah’ın elinden tutardı ve o da elini cariyenin / kadının elinden çekmezdi; öyle ki kadın onu Medine’nin istediği yerine çeker götürürdü.”(İbn Mace, Zühd, 16).

    Fuad Abdulbakî de “elini elinden çekmez” ifadesinin, “kadının istediği yere giderdi” manasında kullanıldığına işaret etmiştir.(İbn Mace, ilgili hadis şerhi).

    Malum olduğu üzere, sahih hadislerde Hz. Peygamber (asv)'in hayatı boyunca hiç bir yabancı kadının elini tutmamış, ona eli dokunmamış olduğu hususu açıkça ifade edilmiştir.(1)

    Aslında Resûlullah Efendimiz (asv)’in ne kadar büyük bir tevâzu sahibi olduğunu gösteren hadislerden biri de budur. Zengin-fakir, genç-yaşlı ayırt etmez, yardım isteyen herkese yardım ederdi. Bazen bir çocuk gelir Resûlullah'ın (asv) elinden tutar, istediği yere götürürdü. Bazen de bir hizmetçi gelir, herhangi bir konuda yardım ister, Peygamberimiz (asv) ona da hayır demezdi. Bu hadiste onun kölelere karşı da alçak gönüllü olduğunu görmekteyiz.

    Peygamber Efendimiz (asv)’in yaşadığı devirde kadınlara değer verilmezdi. Hele "câriye" dediğimiz hizmetçiler, insan yerine konulmazdı. Basit bir hizmetçinin bir peygamberin elinden tutmaya cesaret etmesi ve hele Allah’ın Elçisini (asv) istediği yere çekip götürmesi olacak şey değildi.

    Biat esnasında bile kadınların elini tutmayan Allah’ın Resûlü (asv), aynı titizliği başka zamanlarda da göstermiştir. Şayet buradaki el tutma gerçek mânada elini eline almak ise, o günün şartlarına göre hiç olmayacak böyle bir işi yapmış olan bir kadıncağızın elinden Resûl-i Ekrem Efendimiz (asv)’in elini çekip kurtarması, “hizmetçi parçası” diye horlanan bir zavallıyı elbette incitecekti.

    Hadîs-i şerîfin hiçbir rivayetinde hizmetkârın Efendimiz (asv)’i alıp götürdüğü mesafeden bahsedilmemektedir. Onun Efendimiz (asv)’den halletmesini istediği iş belki uzak bir yerde, Medine’nin dışında idi. Buna rağmen Kâinâtın Efendisi (asv) hiç itiraz etmez, onunla birlikte yürüyüp giderdi.

    Bir başka hadis, Resûlullah aleyhissalatü vesselamın bu konuda ne kadar hoşgörülü olduğunu, yardım edeceği kimsenin durumuna ve seviyesine bakmadığını, ona faydalı olmaktan başka bir şey düşünmediğini göstermektedir.

    Hz. Hatice (r.anha)’nin kuaförü diyebileceğimiz Ümmü Züfer adında, aklî dengesi pek yerinde olmayan bir kadın vardı. Bir gün Resûl-i Ekrem (asv)’e gelerek:
    *"Yâ Resûlallah! Seninle bitecek bir işim var." dedi. O da:
    *“Pekâlâ, nerede görüşmemizi istiyorsan görüşüp derdini halledelim.” dedi.
    Kadınla yolun kenarına çekilip meselesini halledene kadar görüştüler. (Müslim, Fezâil 76; Ebû Dâvûd, Edeb 12)

    Günlük hayatımızda da gördüğümüz gibi, önemli kişiler, önemsiz gördükleri kişilere pek zaman ayırmazlar. Yapacak çok işleri olduğunu söyleyerek böyle kimselerden yakalarını kurtarmaya çalışırlar. Resûlullah Efendimiz (asv)’in, vahyin ışığıyla aydınlanmış mübarek gönlünde kibirin zerresi bulunmadığını gösteren bu hadîs-i şerîfler, onun hayat felsefesine de ışık tutmaktadır. Buna göre, bir kimsenin işi ve mesleği ne kadar önemli olursa olsun, onun asıl vazifesi, insanlara faydalı olmaktır. En hayırlı İnsanın bize öğrettiği hayat görüşü işte budur.

    (1) bk. Buharî, şurût,1; tefsiru sureti 60/2; Msülim, imare,88; Ebu Davud, harac/imare,9 ; Tirmizî, tefsiru sureti 60/2


  5. 07.Ağustos.2013, 01:04
    3
    jerusselam
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 25.Şubat.2013
    Üye No: 100353
    Mesaj Sayısı: 4,172
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 42

    Cevap: Hadisler ve anlamları lazım

    Ancak konuyla ilgili bir hadiste Peygamber Efendimiz (asm) şöyle buyurmuştur: “Kim bir Mümini bir gıybet edene karşı himaye ederse (korursa), Allah da onun için kıyamet günü etini Cehennem ateşinden koruyacak bir melek gönderir. Kim de Müslüman’a kötülenmesini dileyerek bir iftira atarsa Allah onu kıyamet günü Cehennem köprülerinden birinin üstünde söylediğinin (günahından paklanıp) çıkıncaya kadar hapseder.” (Ebû Dâvûd, Edeb 41)

    Hadîs-i şeriften anlaşılacağı üzere yanımızda bir Mümin’in gıybeti yapıldığı zaman sessiz kalmayıp onu müdafaa etmeliyiz. Müminin himayesinden maksat onunşerefini, ırzını korumaktır. Bu da lehinde konuşmak veya en azından gıybet edilmesine meydan vermemekle olur. Yine gıybet eden Müslüman kardeşimizi gıybet etmekten men etmek de Müslüman’ı himaye etmek manasına girer.

    Gıybet, bir kimsenin arkasından, duyduğu takdirde hoşlanmayacağı sözler söylemek, kusurlarından söz etmek anlamına gelen ahlâkla ilgili bir terimdir.

    Kur'ân-ı Kerîm'de "Ey insanlar!... Birbirinizin gıybetini yapmayınız. İçinizden her hangi biri ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı! İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah'tan korkun" (Hucurât 49/12) buyurularak gıybet etme ölü eti yemeye benzetilmiştir.

    Gıybet, bir sevgisizlik ve saygısızlık ifadesidir; isteyerek veya istemeyerek müslümanların toplum içindeki saygınlığını ortadan kaldırmaya, onurunu lekelemeye yol açan sosyal bir suç olması yanında, gıybet eden kişinin, ahlâkî seviyesinin düşüklüğünü, insanların kusurunu yüzlerine söyleme cesareti taşımadığını, yani korkaklığını gösteren bir tutumdur.

    Bu sebeple bütün İslâm ahlâkçıları, gıybeti bir hastalık kabul etmişlerdir. (Gazzali, İhya, 3/127-130)

    Buna göre, gıybet gibi gıybeti dinlemek de haramdır; gıybet edeni susturmak ve bu suretle bir müslümanın onurunu korumak ahlâkî bir görevdir

    Gıybete engel olmazsak, bizimle konuşurken gıybet yapanla suç ortağı oluruz. Çünkü gıybetin devam edebilmesi, bizim en azından dinliyor görüntüsü verebilmemize bağlıdır. Başkalarının gıybetine bilinçli kulak misafiri olan dagıybetin suç ortağıdır.

    - İlk yapmamız gereken, “Kim ki yanında Müslüman kardeşinin gıybeti yapıldığı halde, gücü yeterken ona yardım etmezse, Allah onu dünya ve ahirette zelil kılar” (Camiu’s-Sağîr, no: 8489) hadis-i şerifini hatırlamak olmalıdır.

    Bu hadis, sadece bizimle konuşanın yaptığı gıybeti değil; çevremizde, radyoda veya televizyonda yapılırken dinlediğimiz gıybetleri de kapsamaktadır.

    - Yanımızda gıybet yapılırken, kendimizi gıybeti yapılan kişinin yerine koymalı, bizden gıyabımızda bu şekilde söz edildiğinde rahatsız olup olmayacağımızı sormalıyız. Onuru zedelenen kişinin üzülmesi gerekiyorsa üzülmeli, hakkını savunması gerekiyorsa savunmalıyız.

    - Kalbimizde derin bir rahatsızlık oluşmalı, gıybeti dinlemeye tahammül edemez hâle gelmeliyiz. Gıybeti yapılan kişi kişisel dostumuzsa, mutlaka sözel olarak müdahale etmeli, onurunu savunmalı ve gıybeti suçlamalıyız.

    - Susturmanın bize zararı büyük olacaksa, “rahatsızlığımızı hissettirerek”oradan hemen uzaklaşmalıyız. Radyo veya televizyonda yapılıyorsa, hemen kapatmalıyız.

    - Bunları yapamıyorsak, dinlememeye çalışmalıyız. Dahası, gıybeti dinlediğimiz için Allah’tan af dilemeli, gıybeti yapılan kişiye dua etmeli ve duyduklarımızın etkisinde kalarak suizan etmemeye özen göstermeliyiz.

    Diğer taraftan;

    - Yapılan gıybet ve dedikoduları kabul etmemek,

    - Hakkında konuşulan kişinin söylendiği şekilde olduğu zannına kapılmamak,

    - Söylenilen sözleri araştırmamak,

    - Gıybet eden kişiye nasihat etmek,

    - Gıybet eden kişinin bu özelliğini başkalarına aktarmamak da her müslümanda bulunması gereken ahlaki özelliklerdendir.
    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet






  6. 07.Ağustos.2013, 01:04
    3
    Devamlı Üye
    Ancak konuyla ilgili bir hadiste Peygamber Efendimiz (asm) şöyle buyurmuştur: “Kim bir Mümini bir gıybet edene karşı himaye ederse (korursa), Allah da onun için kıyamet günü etini Cehennem ateşinden koruyacak bir melek gönderir. Kim de Müslüman’a kötülenmesini dileyerek bir iftira atarsa Allah onu kıyamet günü Cehennem köprülerinden birinin üstünde söylediğinin (günahından paklanıp) çıkıncaya kadar hapseder.” (Ebû Dâvûd, Edeb 41)

    Hadîs-i şeriften anlaşılacağı üzere yanımızda bir Mümin’in gıybeti yapıldığı zaman sessiz kalmayıp onu müdafaa etmeliyiz. Müminin himayesinden maksat onunşerefini, ırzını korumaktır. Bu da lehinde konuşmak veya en azından gıybet edilmesine meydan vermemekle olur. Yine gıybet eden Müslüman kardeşimizi gıybet etmekten men etmek de Müslüman’ı himaye etmek manasına girer.

    Gıybet, bir kimsenin arkasından, duyduğu takdirde hoşlanmayacağı sözler söylemek, kusurlarından söz etmek anlamına gelen ahlâkla ilgili bir terimdir.

    Kur'ân-ı Kerîm'de "Ey insanlar!... Birbirinizin gıybetini yapmayınız. İçinizden her hangi biri ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı! İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah'tan korkun" (Hucurât 49/12) buyurularak gıybet etme ölü eti yemeye benzetilmiştir.

    Gıybet, bir sevgisizlik ve saygısızlık ifadesidir; isteyerek veya istemeyerek müslümanların toplum içindeki saygınlığını ortadan kaldırmaya, onurunu lekelemeye yol açan sosyal bir suç olması yanında, gıybet eden kişinin, ahlâkî seviyesinin düşüklüğünü, insanların kusurunu yüzlerine söyleme cesareti taşımadığını, yani korkaklığını gösteren bir tutumdur.

    Bu sebeple bütün İslâm ahlâkçıları, gıybeti bir hastalık kabul etmişlerdir. (Gazzali, İhya, 3/127-130)

    Buna göre, gıybet gibi gıybeti dinlemek de haramdır; gıybet edeni susturmak ve bu suretle bir müslümanın onurunu korumak ahlâkî bir görevdir

    Gıybete engel olmazsak, bizimle konuşurken gıybet yapanla suç ortağı oluruz. Çünkü gıybetin devam edebilmesi, bizim en azından dinliyor görüntüsü verebilmemize bağlıdır. Başkalarının gıybetine bilinçli kulak misafiri olan dagıybetin suç ortağıdır.

    - İlk yapmamız gereken, “Kim ki yanında Müslüman kardeşinin gıybeti yapıldığı halde, gücü yeterken ona yardım etmezse, Allah onu dünya ve ahirette zelil kılar” (Camiu’s-Sağîr, no: 8489) hadis-i şerifini hatırlamak olmalıdır.

    Bu hadis, sadece bizimle konuşanın yaptığı gıybeti değil; çevremizde, radyoda veya televizyonda yapılırken dinlediğimiz gıybetleri de kapsamaktadır.

    - Yanımızda gıybet yapılırken, kendimizi gıybeti yapılan kişinin yerine koymalı, bizden gıyabımızda bu şekilde söz edildiğinde rahatsız olup olmayacağımızı sormalıyız. Onuru zedelenen kişinin üzülmesi gerekiyorsa üzülmeli, hakkını savunması gerekiyorsa savunmalıyız.

    - Kalbimizde derin bir rahatsızlık oluşmalı, gıybeti dinlemeye tahammül edemez hâle gelmeliyiz. Gıybeti yapılan kişi kişisel dostumuzsa, mutlaka sözel olarak müdahale etmeli, onurunu savunmalı ve gıybeti suçlamalıyız.

    - Susturmanın bize zararı büyük olacaksa, “rahatsızlığımızı hissettirerek”oradan hemen uzaklaşmalıyız. Radyo veya televizyonda yapılıyorsa, hemen kapatmalıyız.

    - Bunları yapamıyorsak, dinlememeye çalışmalıyız. Dahası, gıybeti dinlediğimiz için Allah’tan af dilemeli, gıybeti yapılan kişiye dua etmeli ve duyduklarımızın etkisinde kalarak suizan etmemeye özen göstermeliyiz.

    Diğer taraftan;

    - Yapılan gıybet ve dedikoduları kabul etmemek,

    - Hakkında konuşulan kişinin söylendiği şekilde olduğu zannına kapılmamak,

    - Söylenilen sözleri araştırmamak,

    - Gıybet eden kişiye nasihat etmek,

    - Gıybet eden kişinin bu özelliğini başkalarına aktarmamak da her müslümanda bulunması gereken ahlaki özelliklerdendir.
    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet









+ Yorum Gönder