Konusunu Oylayın.: Hz Muhammed'in (sav) özellikleri nelerdir ?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 4 kişi
Hz Muhammed'in (sav) özellikleri nelerdir ?
  1. 14.Şubat.2011, 20:25
    1
    Misafir

    Hz Muhammed'in (sav) özellikleri nelerdir ?

  2. 14.Şubat.2011, 21:06
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Hz Muhammed'in (sav) özellikleri nelerdir ?




    Peygamberimiz'in (s.a.) Beşeri Özellikleri

    Cenab-ı Hak, Resul-i Ekremi (a.s.m.) insanlara bir Peygamber, bir örnek ve bir muallim, öğretmen olarak göndermiştir. Ümmetinin her hususta tek rehberidir. Bütün Müslümanlar onu hal ve hareketlerinde örnek alırlar. Nitekim âyet-i kerimede bu hakikata işaret edilmektedir: "And olsun ki, Resulullahta sizin için, Allah'a ve âhiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah'ı çok zikredenler için çok mükemmel bir örnek vardır." 1

    Resulullah Efendimizin bu hususiyetinden dolayı bütün hal ve hareketleri mucizevî olmamıştır. Cenab-ı Hak onu insan suretinde göndermiştir. İnsanlar içtimaî hayatındaki hal ve tavırlarını ondan öğrenirler. Ona bakarak yaparlar. Dünyevî ve uhrevî saadetlerini ancak onu örnek almakla kazanabilirler. Çünkü her cihetiyle rehberdir. İnsan suretinde değil de, melek suretinde gönderilmiş olsaydı, insanlar onu nasıl örnek alırlardı? O ümmetine nasıl rehber olabilirdi?

    Yemek ve içmek, zarurî ihtiyaçlarını gidermekten, günlük yapılması gereken ibadetlere kadar her hususta Resul-i Ekremi örnek alırlar. Hz. Peygamber (a.s.m.) hayatının her safhasında harikulade olsaydı, meselâ yemeden içmeden yaşasaydı, gerçek mânâda ümmeti onu örnek alamazdı. Diğer taraftan her cihetle hârika olsa, bütün halleriyle mucize gösterseydi, bu defa imtihan sırrı bozulur, herkes onu tasdik etmeye mecbur olurdu. Böyle bir durumda Hz. Ebû Bekir ile Ebû Cehil arasında bir fark kalmazdı.

    İşte bu hakikati idrak etmeyen kimseler Resulullahı sadece maddî cihetiyle nazara verdiklerinden onun yüce şahsiyetini göremiyorlar.

    Evet, Resul-i Ekremin (a.s.m.) yaşayışı ve vasıfları siyer kitaplarında bütün teferruatıyla açıklanmıştır. Fakat siyer kitaplarında açıklanan cihetler onun beşeriyet yönüne bakar. O cihetle o da diğer insanlar gibi üşümüş, diğer insanlar gibi hastalanmış, diğer insanlar gibi harbe katılmış, hattâ yaralanmıştır. Bunlar anlatılırken, dâima manevî yüksek mertebesiyle beraber anlatılmalıdır.
    Bediüzzaman'ın ifadesi ile "Her gün, hattâ şimdi de bütün ümmetinin ibadetleri kadar bir azîm ibadet sahife-i kemâlâtına ilâve oluyor. Nihayetsiz rahmet-i İlâhiyeye, nihayetsiz bir surette, nihayetsiz bir istidat ile mazhar olduğu gibi, her gün hadsiz ümmetinin hadsiz duasına mazhar oluyor. Ve şu kâinatın neticesi ve en mükemmel meyvesi ve Halik-ı Kâinatın tercümanı ve sevgilisi olan o Zat-ı mübarekin tamam-ı mahiyeti ve hakikat-ı kemâlâtı, siyer ve tarihe geçen beşerî ahval ve etvara sığışmaz." 2

    İşte Peygamberimizin (a.s.m.) hayatı ve mübarek sureti anlatılırken dâima bu manevî cihetleri de nazara verilmelidir. Yoksa sadece beşerî tarafını nazara vermek kâfi değildir. Peygamber Efendimiz düşünüldüğü zaman iki cihetiyle mütalaa edilmelidir. Onun beşerî mahiyeti ile birlikte, hakiki mahiyeti, risalet ciheti, nuranî ve manevî şahsiyeti de düşünülmelidir.

    Resulullahın beşerî mahiyetinden böylesine kudsî, böylesine yüce manevî bir şahsiyetin çıkmasını ve maddî şahsiyeti ile beraber bu manevî şahsiyetinin de mütalaa edilmesi gerektiğini Bediüzzaman güzel bir misalle açıklamakta; tavus kuşunu misal olarak vermektedir. Tavus kuşunun yumurtasına hararet verilir, o yumurtadan bir tavus civcivi çıkar. Daha sonra bu civciv mükemmel, her tarafı kudret eliyle yazılmış, süslenmiş bir tavus kuşu olur. Gittikçe büyür, güzelleşir.

    Tavus kuşu ile yumurta arasında bir münasebet kurulduğunda, insan başını o âdi yumurtadan kaldırıp o güzel tavus kuşuna bakmalıdır. O gözle dikkat etmelidir. Aksi takdirde böyle bir yumurtadan böyle hârika güzel bir kuşun çıkmasına aklı bir türlü inanmayacaktır. Hele o kuşun vasıflarını, özelliklerini, rengârenk oluşunu bir türlü kabul edemeyecektir. Fakat yumurta ile beraber kuşu da nazara alırsa inkâr edemeyecek, kuşun hakiki mahiyetini rahatlıkla kabul edecektir.

    Evet, bu misalde olduğu gibi, "Resulullahın (a.s.m.) beşerî tarafı o çekirdek gibidir. Risalet vazifesi ile güneş gibi parlayan manevî ciheti ise Cennetteki tayr-ı hümâyûn (Cennette bir çeşit güzel kuş) gibidir... Onun için çarşı içinde bir bedevî ile niza eden o zâtı düşündüğü vakit; Refref e binip, Cebrail'i arkada bırakıp, kab-ı kavsey-ne koşup giden zât-ı nurânisine hayal gözünü kaldırıp bakmak lâzım gelir. Yoksa ya hürmetsizlik edecek veya nefs-i emmaresi inanmayacak."3

    O halde Peygamberimizin (a.s.m bazı ahvalini, bilhassa insanî taraflarını ümmetine her yönüyle imam ve rehber olması cihetine hamledip, onlarla beraber devamlı o yüce şahsiyetini, manevî mertebesini beraber mütalâa etmek gerekir.

    1.Ahzap Suresi.21.
    2. Mektubat, 89.
    3. a.g.e. 90.
    Mehmed Paksu Meseleler ve Çözümleri - 1


  3. 14.Şubat.2011, 21:06
    2
    Silent and lonely rains



    Peygamberimiz'in (s.a.) Beşeri Özellikleri

    Cenab-ı Hak, Resul-i Ekremi (a.s.m.) insanlara bir Peygamber, bir örnek ve bir muallim, öğretmen olarak göndermiştir. Ümmetinin her hususta tek rehberidir. Bütün Müslümanlar onu hal ve hareketlerinde örnek alırlar. Nitekim âyet-i kerimede bu hakikata işaret edilmektedir: "And olsun ki, Resulullahta sizin için, Allah'a ve âhiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah'ı çok zikredenler için çok mükemmel bir örnek vardır." 1

    Resulullah Efendimizin bu hususiyetinden dolayı bütün hal ve hareketleri mucizevî olmamıştır. Cenab-ı Hak onu insan suretinde göndermiştir. İnsanlar içtimaî hayatındaki hal ve tavırlarını ondan öğrenirler. Ona bakarak yaparlar. Dünyevî ve uhrevî saadetlerini ancak onu örnek almakla kazanabilirler. Çünkü her cihetiyle rehberdir. İnsan suretinde değil de, melek suretinde gönderilmiş olsaydı, insanlar onu nasıl örnek alırlardı? O ümmetine nasıl rehber olabilirdi?

    Yemek ve içmek, zarurî ihtiyaçlarını gidermekten, günlük yapılması gereken ibadetlere kadar her hususta Resul-i Ekremi örnek alırlar. Hz. Peygamber (a.s.m.) hayatının her safhasında harikulade olsaydı, meselâ yemeden içmeden yaşasaydı, gerçek mânâda ümmeti onu örnek alamazdı. Diğer taraftan her cihetle hârika olsa, bütün halleriyle mucize gösterseydi, bu defa imtihan sırrı bozulur, herkes onu tasdik etmeye mecbur olurdu. Böyle bir durumda Hz. Ebû Bekir ile Ebû Cehil arasında bir fark kalmazdı.

    İşte bu hakikati idrak etmeyen kimseler Resulullahı sadece maddî cihetiyle nazara verdiklerinden onun yüce şahsiyetini göremiyorlar.

    Evet, Resul-i Ekremin (a.s.m.) yaşayışı ve vasıfları siyer kitaplarında bütün teferruatıyla açıklanmıştır. Fakat siyer kitaplarında açıklanan cihetler onun beşeriyet yönüne bakar. O cihetle o da diğer insanlar gibi üşümüş, diğer insanlar gibi hastalanmış, diğer insanlar gibi harbe katılmış, hattâ yaralanmıştır. Bunlar anlatılırken, dâima manevî yüksek mertebesiyle beraber anlatılmalıdır.
    Bediüzzaman'ın ifadesi ile "Her gün, hattâ şimdi de bütün ümmetinin ibadetleri kadar bir azîm ibadet sahife-i kemâlâtına ilâve oluyor. Nihayetsiz rahmet-i İlâhiyeye, nihayetsiz bir surette, nihayetsiz bir istidat ile mazhar olduğu gibi, her gün hadsiz ümmetinin hadsiz duasına mazhar oluyor. Ve şu kâinatın neticesi ve en mükemmel meyvesi ve Halik-ı Kâinatın tercümanı ve sevgilisi olan o Zat-ı mübarekin tamam-ı mahiyeti ve hakikat-ı kemâlâtı, siyer ve tarihe geçen beşerî ahval ve etvara sığışmaz." 2

    İşte Peygamberimizin (a.s.m.) hayatı ve mübarek sureti anlatılırken dâima bu manevî cihetleri de nazara verilmelidir. Yoksa sadece beşerî tarafını nazara vermek kâfi değildir. Peygamber Efendimiz düşünüldüğü zaman iki cihetiyle mütalaa edilmelidir. Onun beşerî mahiyeti ile birlikte, hakiki mahiyeti, risalet ciheti, nuranî ve manevî şahsiyeti de düşünülmelidir.

    Resulullahın beşerî mahiyetinden böylesine kudsî, böylesine yüce manevî bir şahsiyetin çıkmasını ve maddî şahsiyeti ile beraber bu manevî şahsiyetinin de mütalaa edilmesi gerektiğini Bediüzzaman güzel bir misalle açıklamakta; tavus kuşunu misal olarak vermektedir. Tavus kuşunun yumurtasına hararet verilir, o yumurtadan bir tavus civcivi çıkar. Daha sonra bu civciv mükemmel, her tarafı kudret eliyle yazılmış, süslenmiş bir tavus kuşu olur. Gittikçe büyür, güzelleşir.

    Tavus kuşu ile yumurta arasında bir münasebet kurulduğunda, insan başını o âdi yumurtadan kaldırıp o güzel tavus kuşuna bakmalıdır. O gözle dikkat etmelidir. Aksi takdirde böyle bir yumurtadan böyle hârika güzel bir kuşun çıkmasına aklı bir türlü inanmayacaktır. Hele o kuşun vasıflarını, özelliklerini, rengârenk oluşunu bir türlü kabul edemeyecektir. Fakat yumurta ile beraber kuşu da nazara alırsa inkâr edemeyecek, kuşun hakiki mahiyetini rahatlıkla kabul edecektir.

    Evet, bu misalde olduğu gibi, "Resulullahın (a.s.m.) beşerî tarafı o çekirdek gibidir. Risalet vazifesi ile güneş gibi parlayan manevî ciheti ise Cennetteki tayr-ı hümâyûn (Cennette bir çeşit güzel kuş) gibidir... Onun için çarşı içinde bir bedevî ile niza eden o zâtı düşündüğü vakit; Refref e binip, Cebrail'i arkada bırakıp, kab-ı kavsey-ne koşup giden zât-ı nurânisine hayal gözünü kaldırıp bakmak lâzım gelir. Yoksa ya hürmetsizlik edecek veya nefs-i emmaresi inanmayacak."3

    O halde Peygamberimizin (a.s.m bazı ahvalini, bilhassa insanî taraflarını ümmetine her yönüyle imam ve rehber olması cihetine hamledip, onlarla beraber devamlı o yüce şahsiyetini, manevî mertebesini beraber mütalâa etmek gerekir.

    1.Ahzap Suresi.21.
    2. Mektubat, 89.
    3. a.g.e. 90.
    Mehmed Paksu Meseleler ve Çözümleri - 1


  4. 14.Şubat.2011, 21:21
    3
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Hz Muhammed'in (sav) özellikleri nelerdir ?

    PEYGAMBERİMİZİN KİŞİLİK ÖZELLİKLERİ
    En yüce ahlâka sahip olduğunda; yüzyıllar boyunca, dost ve düşman, herkesin üzerinde birleştiği tek bir insan vardır:
    Peygamberimiz Hz. Muhammed Aleyhissalâtü Vesselam.
    Zaten o, yeryüzünde bulunuş maksadını, "güzel ahlâkı tamamlamak" olarak ifade ediyordu. Onu en son elçisi olarak insanlığa gönderen Yüce Allah da, Peygamberimizde bizim için "en güzel" örneğin bulunduğunu haber veriyor.
    Eğitimde güzel örneklerin ne kadar önemli olduğunu hepimiz biliyoruz. Büyükler kendi yaşayışlarında ne kadar iyi örnek olurlarsa, küçüklerin iyiye ve güzele yönelmesi o kadar kolay ve rahat olur. Güzel örnek olmak ve güzel örnekleri tanıtmak, gençliğe yapılabilecek en büyük hizmetlerden biridir. Çocuklarımızın ve gençlerimizin örnek alabilecekleri en mükemmel insan Peygamberimizdir. Peygamberimizin ahlâkını rahatlıkla kendimize örnek alabiliriz, taklit edebilir, ahlâkımızı güzelleştirebiliriz.
    Peygamberimizin ahlâkını ne kadar öğrenirsek hayatta o kadar başarılı olur ve mükemmele ulaşabiliriz.

    AHLAKTA MÜKEMMEL ÖRNEK
    Güzel ahlak adı altında toplanan tüm güzel vasıfları örnek insan olarak en mükemmel şekilde yaşayan insan hiç şüphesiz Peygamberimizdir (a.s.m.) O’nun ahlakı o kadar yücedir ki, Bizzat Cenab-ı Hak, O’na hitaben şöyle buyurur “Muhakkak Senin için tükenmeyen bir mükafat vardır. Çünkü Sen pek yüce bir ahlak üzerindesin” (Kalem süresi 4)
    Nitekim, Hz. Aişe Efendimizin ahlakından örnek almak isteyen Sahabilere şöyle buyurmuştur: “Siz Kur’an’ı okuyor musunuz? O’nun ahlakı Kur’an’dır” Peygamberimizin hayatından her tabakadan insanlar örnek alacak yönler bulabilir. Bizatihi insan olarak O’nun hayatından alacağı sayısız fazilet ve güzellikler yanında, kendi mesleğini ve cemiyetteki yerini ilgilendirecek pekçok derside alabilir. Çünkü O’nun hayatı her yönüyle örnektir.

    PEYGAMBERİMİZİN AHLAKİ HUSUSİYETLERİ
    Peygamberimizin ahlakının en mühim bir hususiyeti, Allah vergisi oluşudur. Allah, O’nu kusursuz, eksiksiz, mümtaz bir şekilde yaratmıştır. O’nu terbiye eden, edep ve ahlakın en seçkin özellikleriyle süsleyen Yüce Rabbidir.

    __________________________________________________ _____

    peygamber(sav)'in anlatılan özellikleri


    Yüce Allah'ın "Ve şüphesiz sen, pek büyük bir ahlak üzerindesin." (Kalem Suresi, 4) ayetiyle üstün ahlakını bildirdiği Resulullah (sav)'ın ahlakını ve davranışlarını örnek almak tüm müminler için önemli bir sorumluluktur. Peygamber Efendimiz (sav)’in şemailinin anlatıldığı bu yazı dizisinin hazırlanmasındaki amaç da bu sorumluluğun bir görevi olarak, onun çeşitli kaynaklarda aktarılan bu güzel özelliklerini inceleyip, yaşamından günümüze öğütler çıkarmaktır.

    Günümüzde insanlar, özellikle de gençler birçok insanı kendilerine örnek almakta, onların tavır ve konuşmalarına, üsluplarına, giyim tarzlarına özenmekte, onlar gibi olmaya çalışmaktadırlar. Ancak bu insanların büyük bir çoğunluğu doğru yolda olmadığı gibi, tavır ve ahlak güzelliğine de sahip değildirler. Bu nedenle insanları doğru olana, en güzel ahlak ve tavra özendirmek önemli bir sorumluluktur. Bir Müslümanın, tavrına ve ahlakına özenmesi, benzemek için çaba göstermesi gereken kişi ise, kuşkusuz Hz. Muhammed (sav)'dir. Yüce Allah bu gerçeği bir ayetinde şöyle bildirmektedir:

    “Andolsun, sizin için, Allah'ı ve ahiret gününü umanlar ve Allah'ı çokça zikredenler için Allah'ın Resûlü'nde güzel bir örnek vardır.” (Ahzab Suresi, 21)

    Bu yazı dizisinin bir amacı da Peygamberimiz (sav)'i birçok yönüyle tanıtmak, onun Kuran’da övülen ahlakını örnek alan insanlardan oluşan bir topluluğun ne kadar üstün özelliklere ve güzelliklere sahip olacağını göstererek, Allah’ın izniyle insanları Peygamberimiz (sav)'in titizlikle uyduğu İslam ahlakına özendirmektir.

    Peygamber Efendimiz (sav)’de Tecelli Eden Yaratılış Güzellikleri

    Peygamber Efendimiz (sav)’in Ashabı, bu kutlu insanın dış görünümünün güzelliği ve görenleri hayran bırakan heybetinden nuruna ve duruşundan gülüşüne kadar Allah'ın onda tecelli ettirdiği çeşitli güzellikler hakkında pek çok detay aktarmışlardır. Sayıca oldukça kalabalık olan sahabeler, bu güzellikler hakkında birçok farklı detay vermiş, Peygamber Efendimiz (sav)’le aynı dönemde yaşamamış olan Müslümanlara Allah'ın Resulünü birçok yönüyle tanıtmışlardır. Bazı sahabeler onu genel özellikleriyle tarif ederken, diğerleri uzun ve detaylı anlatımlarda bulunmuşlardır. Bu anlatımlardan bazıları şu şekildedir:

    Peygamber Efendimiz (sav)’in Dış Görünümü ve Güzelliği

    Sahabeleri Peygamberimiz (sav)'in güzelliğini şöyle anlatıyorlardı:

    "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem çok yakışıklı idi. Mübarek yüzü ayın on dördündeki dolunay gibi parlardı... Burnu gayet güzel idi... Gür sakallı, iri gözlü, düz yanaklı idi. Ağzı geniş, dişleri inci gibi parlaktı... Boynu sanki bir gümüş hüzmesi idi... İki omuzu arası geniş, omuz kemik başları kalın idi..." (Büyük Hadis Külliyatı, Cem'ul-fevaid min Cami'il-usul ve Mecma'iz-zevaid, İmam Muhammed Bin Muhammed bin Süleyman er-Rudani, 5. cilt, İz Yayıncılık, s. 31)

    "Resulullah (sav) beyaz, güzel ve mutedil (yavaş ve mülayim, itidalli) idiler." (Hz. Ebu Tufeyl (ra),G.Ahmed Ziyaüddin, Ramuz El Hadis, 1. cilt, Gonca Yayınevi, İstanbul, 1997, 519/1)

    Enes b. Malik (ra) anlatıyor:

    "Peygamber Efendimiz (sav) orta boylu idi; uzun da değildi, kısa da değildi; hoş bir görünüşü vardı. Saçı ise ne kıvırcık, ne de düzdü. Mübarek (İlahi hayrın bulunduğu şey, bereketlenmiş, çoğalmış, hayırlı, uğurlu) yüzlerinin rengi ise nurani beyazdı." (Et-Tirmizi İmam Ebu İ'sa Muhammed, Şemail-i Şerife, 2. cilt, Hilal Yayınları, Ankara, 1976, s. 7-8)

    Hz. Hasan (ra) naklediyor:

    "Resulullah Efendimiz (sav), yaradılıştan heybetli ve muhteşemdi. Saçları kıvırcık ile düz arası idi; şayet kendiliğinden ikiye ayrılmışlarsa onları başının iki yanına salar, değilse ayırmazlardı. Uzattıkları takdirde saçları kulak yumuşaklarını geçerdi. Peygamber Efendimiz (sav)’in rengi, ezher'ul-levn (pek beyaz ve parlak renk) idi, yani nurani beyazdı. Alnı açıktı. Kaşları; hilal gibi, gür ve birbirine yakındı. Boynu, saf mermerden meydana gelen heykellerin boynu gibi gümüş berraklığında idi. Vücudunun bütün azaları birbiri ile uyumlu olup yakışıklı bir yapıya sahipti..." (a.g.e., s. 18-22-23)

    Bera b. Azib (ra) anlatıyor:

    "… Resullullah Efendimiz (sav)’den daha güzel birini görmedim..." (Sünen-i Tirmizi Tercümesi, Çeviren: Osman Zeki Mollamehmetoğlu, Yunus Emre Yayınevi, İstanbul, IV.cilt, s. 210)

    "Efendimiz (sav) beyaza pembe karışık renkte idi. Gözleri siyah, kirpikleri sık ve uzun idi." (Hz. Ali (ra), G.Ahmed Ziyaüddin, Ramuz El Hadis, 2. cilt, Gonca Yayınevi, İstanbul, 1997, s. 519/4)

    Peygamber Efendimiz (sav)’in hicret yolculuğu sırasında çadırını ziyaret ettiği Ümmü Mabed isimli, cömertliği, iffeti ve cesareti ile tanınan biri, Peygamber Efendimiz (sav)’i tanımamıştır. Ancak Peygamberimiz (sav)'i anlatılanlardan tanıyan eşine, onu şöyle tarif etmiştir:

    "Aydın yüzlü ve güzel yaradılışlı idi; zayıf ve ince de değildi. Gözlerinin siyahı ve beyazı birbirinden iyice ayrılmıştı. Saçı ile kirpik ve bıyıkları gümrahtı (bol, gür). Sesi kalındı. Sustuğu zaman vakarlı (ağırbaşlılık, halim ve heybetli oluş), konuştuğu zaman da heybetli idi. Uzaktan bakıldığında insanların en güzeli ve en sevimlisi görünümündeydi; yakından bakıldığında da tatlı ve hoş bir görünüşü vardı. Çok tatlı konuşuyordu. Orta boylu idi; bakan kimse ne kısa ne de uzun olduğunu hissederdi. Üç kişinin arasında en güzel görüneni ve nur yüzlü olanıydı. Arkadaşları, ortalarına almış durumda hep onu dinlerler; buyurduğu zaman da hemen buyruğunu yerine getirirlerdi. Konuşması tok ve kararlı idi." (Prof. Dr. Ali Yardım, Peygamberimizin Şemaili, Damla Yayınevi, 3 Baskı, İstanbul, 1998, s.48)

    Şemal-i Şerif Ne Demektir?

    Kuran ayetlerinin yanı sıra sahabelerden aktarılan açıklamalarda da Peygamberimiz (sav)'le ilgili pek çok bilgi verilmektedir. Peygamberimiz (sav)'in ailesiyle ve çevresindeki müminlerle olan ilişkisi, günlük hayatından detaylar, dış görünümü, görenleri hayran bırakan heybeti (hürmetle beraber şiddetli heyecan hissini veren hali, azameti), sevdiği yiyecekler, giyimi ve gülüşü gibi pek çok detay İslam alimleri tarafından "şemail" kelimesiyle ifade edilir. Şemail kelimesi "şimal"den türemiştir. Bu kelime "karakter, huy, hal, hareket, davranış ve tavır" gibi anlamlar taşır. Şemail kelimesi ilk başlarda daha geniş anlamlar içerse de, zaman içinde özelleşmiş ve Peygamber Efendimiz (sav)’in nasıl bir yaşam sürdüğü ile ilgili detayları ve kişisel özelliklerini ifade eden bir terime dönüşmüştür.

    Kendisini görenlerin sözlerinden de anlaşılacağı gibi, Peygamber Efendimiz (sav) olağanüstü yakışıklı, görenlerde hayranlık uyandıracak kadar güzel yüzlü idi. Ayrıca atletik ve son derece etkili bir yapısı vardı ve çok kuvvetli idi.

    Peygamberimiz (sav)’in Şemaili

    Osmanlı döneminin önemli alimlerinden olan Ahmet Cevdet Paşa, Peygamber Efendimiz (sav)’in anlatılan özelliklerini bir özet haline getiren bir çalışma yapmıştır. Bu çalışması, Kısas-ı Enbiya adlı eserinin IV. cüzünde, "Bazı Evsaf-ı Seniyye-i Muhammediyye" (Hz. Muhammed (sav) Değerli Vasıfları) başlığı altında gerçekleşmiştir:

    "… Mübarek cismi güzel… Mübarek cildi ise ipekten yumuşak idi. Kemal-i itidal üzere büyük başlı, hilal kaşlı, çekme burunlu, oval yüzlü idi. Kirpikleri uzun, gözleri kara ve güzel, büyücek ve iki kaşının arası açık, fakat kaşları birbirine yakın idi, Nebiyy-i Mücteba (seçilmiş, kıymetli peygamber), ezherüllevn (rengi nurlu, parlak) idi; söylerken ön dişlerinden nur saçılır; gülerken, fem-i saadeti (saadetli ağzı), bir latif (mülayim, yumuşak, nazik, güzel) şimşek gibi ziyalar (ışıklar) saçarak açılır idi… Havassı (duyuları) fevkalade kavi (sağlam, kuvvetli) idi. Pek uzaktan işitir ve kimsenin göremeyeceği mesafeden görür idi. Elhasıl (sözün özü), en mükemmel ve müstesna surette yaratılmış bir vücud-ı mes'ud (mutlu vücudu) ve mübarek idi… Onu ansızın gören kimseyi sevgi alırdı ve Onunla ülfet ve musahabet (sohbetler, konuşup görüşmeler) eyleyen kimse, Ona can ü gönülden aşık ve mühib olurdu. Ehl-i fazl'a (kerem, ilim sahibi), derecelerine göre ihtiram (hürmet, saygı) eylerdi. Akrabasına dahi pek ziyade (çok bol, fazladan) ikram eylerdi. Lakin (ancak) onları, kendilerinden efdal (daha faziletli, daha layık, daha iyi) olanların üzerine takdim etmezdi. Hizmetkarlarını pek hoş tutardı. Kendisi ne yer ve ne giyerse, onlara dahi onu yedirir ve onu giydirir idi. Sahi (cömert, eli açık, herkese iyilik etmek isteyen) ve kerim (herşeyin iyisi, faydalısı), şefik (şefkatli, esirgeyen, merhametli) ve rahim (rahmet edici, bağışlayan), şeci (kahraman, yiğit) ve halim (yumuşak huylu, hoş muamele yapan) idi. Ahd-ü va'dinde (söz vermede) sabit, kavlinde (sözünde) sadık idi. Elhasıl (neticesi)- hüsn-i ahlakça (ahlak güzelliği) ve akl-ü zekavetçe (keskin anlayışı olan akıl) cümle (bütün, tam) nasa (insanlara) faik (üstün, üstünde) ve her türlü medh ü senaya (övgüye) layık idi. Yemede, giymede kadar-ı zaruret (yoksulluk derecesinde) ile iktifa (yetinir) ve ziyadesinden (fazlasından) iba eylerdi (çekinirdi)." (Ahmed Cevdet Paşa, Kısas-ı Enbiya, IV. Cüz, Kanaat Matbaası, İstanbul 1331, s. 364-365)

    Peygamber Efendimiz (sav)’in Nübüvvet (Peygamberlik) Mührü

    Yüce Allah, Hz. Muhammed (sav)'i alemler üzerine seçmiş ve onun "peygamberlerin sonuncusu" (Ahzab Suresi, 40) olduğunu bildirmiştir. Ondan sonra hiçbir peygamber gönderilmeyecektir ve Kuran, insanlara hidayet rehberi olarak gönderilen en son kitaptır. Rabbimiz, Peygamber Efendimiz (sav)’in bu eşsiz özelliğini onun mübarek vücudunda bir izle tecelli ettirmiştir.

    İslami kaynaklarda ve rivayetlerde Peygamber Efendimiz (sav)’in kürek kemikleri arasında bulunan bu işarete "nübüvvet mührü" ismi verilir. Peygamberimiz (sav)'in mührüne benzer peygamberlik işaretlerinin diğer peygamberlerde de olduğu, ancak Peygamberimiz (sav)'inkinin daha farklı olduğu el-Müstedrek tarafından Vehb b. Münebbih (ra)'den şöyle nakletmiştir:

    "… Allah hiçbir peygamber göndermemiştir ki, onun sağ elinde Peygamberlik beni (şamet'ün-nübüvve) olmamış olsun. Ancak bizim Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselam (sav) bunun istisnasını teşkil etmektedir. Zira Onun peygamberlik beni, (sağ elinde değil) kürek kemikleri arasındadır. Peygamberimiz (sav) bu durum sorulunca: "Kürek kemiklerim arasında bulunan bu ben, benden önceki Peygamberlerin beni gibidir…" demiştir." (Tirmizı'nin Şemail isimli kitabının tercümesinden, Prof. Dr. Ali Yardım, Peygamberimiz (sav)’in Şemaili, Damla Yayınevi, 3 Baskı, İstanbul, 1998, s. 73)

    Hz. Ali'nin torunlarından İbrahim b. Muhammed (ra) naklediyor:

    "Dedem Hz. Ali, Peygamber Efendimiz (sav)’in vasıflarını anlatırken, Resulullah (sav)'ın Hilyesi (güzel sıfatlar, süs, zinet, cevher, güzel yüz, suret, görünüş) hakkındaki hadisi bütün uzunluğu ile zikreder ve: "Kürek kemikleri arasında nübüvvet mührü vardı. Ve O, peygamberlerin sonuncusudur" derdi.( Et-Tirmizi İmam Ebu İ'sa Muhammed, Şemail-i Şerife, 1. cilt, Hilal Yayınları, Ankara,1976, s. 38)

    Peygamber Efendimiz (sav)’in Konuşma Şekli

    Peygamber Efendimiz (sav) etkileyici üslubu, hikmetli ve keskin hitabıyla tanınan bir insandı. Onun tebliği insanlar üzerinde çok büyük bir etki oluşturur, sohbetinden herkes çok büyük bir zevk alırdı. Sahabelerden bizlere aktarılan çeşitli rivayetler de onun bu özelliğini ortaya koymaktadır. Bu konuda bazı aktarımlar şu şekildedir:

    Allah Resulü insanların en beliğ (belagatli kimse, meramını tamamen, noksansız ve güzel sözlerle anlatmaya muktedir olan. Kafi derecede olan. Yeter olan), en düzgün konuşanı ve en tatlı sözlü olanıydı (ağzından ballar akıyordu)! O, şöyle diyordu: "Ben Arabın en fasihiyim (Hatasız olarak söyleyen. Açık ve güzel konuşan)." (Taberani, Hakim; Huccetü'l İslam İmam Gazali, İhya'u Ulum'id-din, 2. cilt, Çeviri: Dr. Sıtkı Gülle, Huzur Yayınevi, İstanbul 1998, s. 800,)

    Hz. Aişe (ra), Resulullah (sav)'in sözlerini şöyle tarif eder:

    "O, sizlerin konuştuğunuz gibi lafları çabuk çabuk ve peş peşe sıralamazdı, sözleri az ve özdü." (El Fevaid, a.g.e)

    "Allah Resülü çok veciz (kısa, öz, az sözle çok mana ifadesi) konuşurdu. Böyle konuşmasını kendisine Allah Katından Cebrail getirmişti. Kısa cümleler içinde bütün maksadını yansıtırdı. Veciz sözlü cümleler söylerdi, sözlerinde ne fazlalık ne de eksiklik bulunurdu. Kelimeleri bir ahenk içinde birbirini izler, sözcükleri arasında duraklar ve böylece dinleyenleri sözlerini belleyip ezberlerlerdi. Sesi gürdü ve tatlıydı. Gerektiğinde konuşurdu, kötü laflar etmezdi. (Nefsi için değil, Allah'ın rızası için) hep hakkı söylerdi." (Ebu Davud, a.g.e.)

    "Güzel olmayan laflar edenlerden yüz çevirirdi. Hoşlanmadığı, çirkin saydığı bir sözü konuşmak zorunda kaldığında onu kinaye yoluyla ifade buyururdu. (Buhari, a.g.e.)

    Kendisi sustuğunda huzurdakiler konuşurdu. Katında tartışma yapılmazdı. (Tirmizi; a.g.e.)

    Sahabelerinin yüzlerine karşı son derece güler ve gülümserdi, onların konuştuklarını beğenir, dikkatle dinler, kendisini onlardan biri sayardı. (Tırmizi; a.g.e.)

    Hz. Aişe (ra) anlatıyor:

    "Mübarek kelamları seçkindi. Her işiten onu anlardı." (G.Ahmed Ziyaüddin, Ramuz El Hadis, 2. cilt, Gonca Yayınevi, İstanbul, 1997, 521/4)

    Hz. Enes (ra) şunu bildirmiştir:

    "Efendimiz (sav) halkın en latifecisi (hoş söz, şaka, mizah, söz ile iltifat) idi." (a.g.e, 545/5)

    En Doğru Örneğe Tabi Olmanın Önemi

    Peygamberimiz (sav)'in "Size iki şey bırakıyorum. Bunlara uyduğunuz müddetçe asla sapıtmayacaksınız: Allah'ın Kitabı ve Resulü'nün sünneti" 19 hadis-i şeriflerinde de bildirdiği gibi, Müslümanların en önemli iki yol göstericisi Kuran ve Peygamber Efendimiz (sav)’in sünnetidir. Peygamber Efendimiz (sav) hem güzel ahlakı ile insanlara örnek olmuş, hem de insanları güzel ahlaklı olmaya çağırmıştır. "Müminin mizanında en ağır basacak şey güzel ahlaktır. Muhakkak ki, Allah Teala işi ve sözü çirkin olan ve hayasızca konuşan kimseye buğz eder"(Ahmed Ziyaüddin, Ramuz El Hadis, 1. cilt, Gonca Yayınevi, İstanbul, 1997, 15/9)buyuran Peygamberimiz (sav), bir sözünde de "Ruhumu kudret altında tutan Allah'a yemin ederim ki cennete sadece güzel ahlak sahipleri girer"( Huccetü'l İslam İmam Gazali, İhya'u Ulum'id-din, 2. cilt, Çeviri: Dr. Sıtkı Gülle, Huzur Yayınevi, İstanbul 1998, s.79) demiştir. Bu nedenle Hz. Muhammed (sav)'ın güzel vasıflarını tanımak, onu örnek almak her Müslüman için bir görevdir.

    Müslümanların Peygamberimiz (sav)'in izinden gitmeleri, Allah’ın izniyle tüm insanlığa güzel ahlakları ve iyi huyları ile örnek olmalarına vesile olacak bir yoldur. Unutulmamalıdır ki insanları hem sözleriyle hem de tavırlarıyla güzel ahlaka davet etmek, her Müslüman için bir şeref ve önemli bir sorumluluktur. Bir Kuran ayetinde salih müminlerin bu sorumluluğu şöyle bildirilmiştir:

    “Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel bir biçimde mücadele et. Şüphesiz senin Rabbin yolundan sapanı bilendir ve hidayete ereni de bilendir.” (Nahl Suresi, 125)

    Bu makale, İlmi Araştırma Dergisi 35. sayı (Ocak 1970) 40. sayfada yayınlanmıştır.


  5. 14.Şubat.2011, 21:21
    3
    Silent and lonely rains
    PEYGAMBERİMİZİN KİŞİLİK ÖZELLİKLERİ
    En yüce ahlâka sahip olduğunda; yüzyıllar boyunca, dost ve düşman, herkesin üzerinde birleştiği tek bir insan vardır:
    Peygamberimiz Hz. Muhammed Aleyhissalâtü Vesselam.
    Zaten o, yeryüzünde bulunuş maksadını, "güzel ahlâkı tamamlamak" olarak ifade ediyordu. Onu en son elçisi olarak insanlığa gönderen Yüce Allah da, Peygamberimizde bizim için "en güzel" örneğin bulunduğunu haber veriyor.
    Eğitimde güzel örneklerin ne kadar önemli olduğunu hepimiz biliyoruz. Büyükler kendi yaşayışlarında ne kadar iyi örnek olurlarsa, küçüklerin iyiye ve güzele yönelmesi o kadar kolay ve rahat olur. Güzel örnek olmak ve güzel örnekleri tanıtmak, gençliğe yapılabilecek en büyük hizmetlerden biridir. Çocuklarımızın ve gençlerimizin örnek alabilecekleri en mükemmel insan Peygamberimizdir. Peygamberimizin ahlâkını rahatlıkla kendimize örnek alabiliriz, taklit edebilir, ahlâkımızı güzelleştirebiliriz.
    Peygamberimizin ahlâkını ne kadar öğrenirsek hayatta o kadar başarılı olur ve mükemmele ulaşabiliriz.

    AHLAKTA MÜKEMMEL ÖRNEK
    Güzel ahlak adı altında toplanan tüm güzel vasıfları örnek insan olarak en mükemmel şekilde yaşayan insan hiç şüphesiz Peygamberimizdir (a.s.m.) O’nun ahlakı o kadar yücedir ki, Bizzat Cenab-ı Hak, O’na hitaben şöyle buyurur “Muhakkak Senin için tükenmeyen bir mükafat vardır. Çünkü Sen pek yüce bir ahlak üzerindesin” (Kalem süresi 4)
    Nitekim, Hz. Aişe Efendimizin ahlakından örnek almak isteyen Sahabilere şöyle buyurmuştur: “Siz Kur’an’ı okuyor musunuz? O’nun ahlakı Kur’an’dır” Peygamberimizin hayatından her tabakadan insanlar örnek alacak yönler bulabilir. Bizatihi insan olarak O’nun hayatından alacağı sayısız fazilet ve güzellikler yanında, kendi mesleğini ve cemiyetteki yerini ilgilendirecek pekçok derside alabilir. Çünkü O’nun hayatı her yönüyle örnektir.

    PEYGAMBERİMİZİN AHLAKİ HUSUSİYETLERİ
    Peygamberimizin ahlakının en mühim bir hususiyeti, Allah vergisi oluşudur. Allah, O’nu kusursuz, eksiksiz, mümtaz bir şekilde yaratmıştır. O’nu terbiye eden, edep ve ahlakın en seçkin özellikleriyle süsleyen Yüce Rabbidir.

    __________________________________________________ _____

    peygamber(sav)'in anlatılan özellikleri


    Yüce Allah'ın "Ve şüphesiz sen, pek büyük bir ahlak üzerindesin." (Kalem Suresi, 4) ayetiyle üstün ahlakını bildirdiği Resulullah (sav)'ın ahlakını ve davranışlarını örnek almak tüm müminler için önemli bir sorumluluktur. Peygamber Efendimiz (sav)’in şemailinin anlatıldığı bu yazı dizisinin hazırlanmasındaki amaç da bu sorumluluğun bir görevi olarak, onun çeşitli kaynaklarda aktarılan bu güzel özelliklerini inceleyip, yaşamından günümüze öğütler çıkarmaktır.

    Günümüzde insanlar, özellikle de gençler birçok insanı kendilerine örnek almakta, onların tavır ve konuşmalarına, üsluplarına, giyim tarzlarına özenmekte, onlar gibi olmaya çalışmaktadırlar. Ancak bu insanların büyük bir çoğunluğu doğru yolda olmadığı gibi, tavır ve ahlak güzelliğine de sahip değildirler. Bu nedenle insanları doğru olana, en güzel ahlak ve tavra özendirmek önemli bir sorumluluktur. Bir Müslümanın, tavrına ve ahlakına özenmesi, benzemek için çaba göstermesi gereken kişi ise, kuşkusuz Hz. Muhammed (sav)'dir. Yüce Allah bu gerçeği bir ayetinde şöyle bildirmektedir:

    “Andolsun, sizin için, Allah'ı ve ahiret gününü umanlar ve Allah'ı çokça zikredenler için Allah'ın Resûlü'nde güzel bir örnek vardır.” (Ahzab Suresi, 21)

    Bu yazı dizisinin bir amacı da Peygamberimiz (sav)'i birçok yönüyle tanıtmak, onun Kuran’da övülen ahlakını örnek alan insanlardan oluşan bir topluluğun ne kadar üstün özelliklere ve güzelliklere sahip olacağını göstererek, Allah’ın izniyle insanları Peygamberimiz (sav)'in titizlikle uyduğu İslam ahlakına özendirmektir.

    Peygamber Efendimiz (sav)’de Tecelli Eden Yaratılış Güzellikleri

    Peygamber Efendimiz (sav)’in Ashabı, bu kutlu insanın dış görünümünün güzelliği ve görenleri hayran bırakan heybetinden nuruna ve duruşundan gülüşüne kadar Allah'ın onda tecelli ettirdiği çeşitli güzellikler hakkında pek çok detay aktarmışlardır. Sayıca oldukça kalabalık olan sahabeler, bu güzellikler hakkında birçok farklı detay vermiş, Peygamber Efendimiz (sav)’le aynı dönemde yaşamamış olan Müslümanlara Allah'ın Resulünü birçok yönüyle tanıtmışlardır. Bazı sahabeler onu genel özellikleriyle tarif ederken, diğerleri uzun ve detaylı anlatımlarda bulunmuşlardır. Bu anlatımlardan bazıları şu şekildedir:

    Peygamber Efendimiz (sav)’in Dış Görünümü ve Güzelliği

    Sahabeleri Peygamberimiz (sav)'in güzelliğini şöyle anlatıyorlardı:

    "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem çok yakışıklı idi. Mübarek yüzü ayın on dördündeki dolunay gibi parlardı... Burnu gayet güzel idi... Gür sakallı, iri gözlü, düz yanaklı idi. Ağzı geniş, dişleri inci gibi parlaktı... Boynu sanki bir gümüş hüzmesi idi... İki omuzu arası geniş, omuz kemik başları kalın idi..." (Büyük Hadis Külliyatı, Cem'ul-fevaid min Cami'il-usul ve Mecma'iz-zevaid, İmam Muhammed Bin Muhammed bin Süleyman er-Rudani, 5. cilt, İz Yayıncılık, s. 31)

    "Resulullah (sav) beyaz, güzel ve mutedil (yavaş ve mülayim, itidalli) idiler." (Hz. Ebu Tufeyl (ra),G.Ahmed Ziyaüddin, Ramuz El Hadis, 1. cilt, Gonca Yayınevi, İstanbul, 1997, 519/1)

    Enes b. Malik (ra) anlatıyor:

    "Peygamber Efendimiz (sav) orta boylu idi; uzun da değildi, kısa da değildi; hoş bir görünüşü vardı. Saçı ise ne kıvırcık, ne de düzdü. Mübarek (İlahi hayrın bulunduğu şey, bereketlenmiş, çoğalmış, hayırlı, uğurlu) yüzlerinin rengi ise nurani beyazdı." (Et-Tirmizi İmam Ebu İ'sa Muhammed, Şemail-i Şerife, 2. cilt, Hilal Yayınları, Ankara, 1976, s. 7-8)

    Hz. Hasan (ra) naklediyor:

    "Resulullah Efendimiz (sav), yaradılıştan heybetli ve muhteşemdi. Saçları kıvırcık ile düz arası idi; şayet kendiliğinden ikiye ayrılmışlarsa onları başının iki yanına salar, değilse ayırmazlardı. Uzattıkları takdirde saçları kulak yumuşaklarını geçerdi. Peygamber Efendimiz (sav)’in rengi, ezher'ul-levn (pek beyaz ve parlak renk) idi, yani nurani beyazdı. Alnı açıktı. Kaşları; hilal gibi, gür ve birbirine yakındı. Boynu, saf mermerden meydana gelen heykellerin boynu gibi gümüş berraklığında idi. Vücudunun bütün azaları birbiri ile uyumlu olup yakışıklı bir yapıya sahipti..." (a.g.e., s. 18-22-23)

    Bera b. Azib (ra) anlatıyor:

    "… Resullullah Efendimiz (sav)’den daha güzel birini görmedim..." (Sünen-i Tirmizi Tercümesi, Çeviren: Osman Zeki Mollamehmetoğlu, Yunus Emre Yayınevi, İstanbul, IV.cilt, s. 210)

    "Efendimiz (sav) beyaza pembe karışık renkte idi. Gözleri siyah, kirpikleri sık ve uzun idi." (Hz. Ali (ra), G.Ahmed Ziyaüddin, Ramuz El Hadis, 2. cilt, Gonca Yayınevi, İstanbul, 1997, s. 519/4)

    Peygamber Efendimiz (sav)’in hicret yolculuğu sırasında çadırını ziyaret ettiği Ümmü Mabed isimli, cömertliği, iffeti ve cesareti ile tanınan biri, Peygamber Efendimiz (sav)’i tanımamıştır. Ancak Peygamberimiz (sav)'i anlatılanlardan tanıyan eşine, onu şöyle tarif etmiştir:

    "Aydın yüzlü ve güzel yaradılışlı idi; zayıf ve ince de değildi. Gözlerinin siyahı ve beyazı birbirinden iyice ayrılmıştı. Saçı ile kirpik ve bıyıkları gümrahtı (bol, gür). Sesi kalındı. Sustuğu zaman vakarlı (ağırbaşlılık, halim ve heybetli oluş), konuştuğu zaman da heybetli idi. Uzaktan bakıldığında insanların en güzeli ve en sevimlisi görünümündeydi; yakından bakıldığında da tatlı ve hoş bir görünüşü vardı. Çok tatlı konuşuyordu. Orta boylu idi; bakan kimse ne kısa ne de uzun olduğunu hissederdi. Üç kişinin arasında en güzel görüneni ve nur yüzlü olanıydı. Arkadaşları, ortalarına almış durumda hep onu dinlerler; buyurduğu zaman da hemen buyruğunu yerine getirirlerdi. Konuşması tok ve kararlı idi." (Prof. Dr. Ali Yardım, Peygamberimizin Şemaili, Damla Yayınevi, 3 Baskı, İstanbul, 1998, s.48)

    Şemal-i Şerif Ne Demektir?

    Kuran ayetlerinin yanı sıra sahabelerden aktarılan açıklamalarda da Peygamberimiz (sav)'le ilgili pek çok bilgi verilmektedir. Peygamberimiz (sav)'in ailesiyle ve çevresindeki müminlerle olan ilişkisi, günlük hayatından detaylar, dış görünümü, görenleri hayran bırakan heybeti (hürmetle beraber şiddetli heyecan hissini veren hali, azameti), sevdiği yiyecekler, giyimi ve gülüşü gibi pek çok detay İslam alimleri tarafından "şemail" kelimesiyle ifade edilir. Şemail kelimesi "şimal"den türemiştir. Bu kelime "karakter, huy, hal, hareket, davranış ve tavır" gibi anlamlar taşır. Şemail kelimesi ilk başlarda daha geniş anlamlar içerse de, zaman içinde özelleşmiş ve Peygamber Efendimiz (sav)’in nasıl bir yaşam sürdüğü ile ilgili detayları ve kişisel özelliklerini ifade eden bir terime dönüşmüştür.

    Kendisini görenlerin sözlerinden de anlaşılacağı gibi, Peygamber Efendimiz (sav) olağanüstü yakışıklı, görenlerde hayranlık uyandıracak kadar güzel yüzlü idi. Ayrıca atletik ve son derece etkili bir yapısı vardı ve çok kuvvetli idi.

    Peygamberimiz (sav)’in Şemaili

    Osmanlı döneminin önemli alimlerinden olan Ahmet Cevdet Paşa, Peygamber Efendimiz (sav)’in anlatılan özelliklerini bir özet haline getiren bir çalışma yapmıştır. Bu çalışması, Kısas-ı Enbiya adlı eserinin IV. cüzünde, "Bazı Evsaf-ı Seniyye-i Muhammediyye" (Hz. Muhammed (sav) Değerli Vasıfları) başlığı altında gerçekleşmiştir:

    "… Mübarek cismi güzel… Mübarek cildi ise ipekten yumuşak idi. Kemal-i itidal üzere büyük başlı, hilal kaşlı, çekme burunlu, oval yüzlü idi. Kirpikleri uzun, gözleri kara ve güzel, büyücek ve iki kaşının arası açık, fakat kaşları birbirine yakın idi, Nebiyy-i Mücteba (seçilmiş, kıymetli peygamber), ezherüllevn (rengi nurlu, parlak) idi; söylerken ön dişlerinden nur saçılır; gülerken, fem-i saadeti (saadetli ağzı), bir latif (mülayim, yumuşak, nazik, güzel) şimşek gibi ziyalar (ışıklar) saçarak açılır idi… Havassı (duyuları) fevkalade kavi (sağlam, kuvvetli) idi. Pek uzaktan işitir ve kimsenin göremeyeceği mesafeden görür idi. Elhasıl (sözün özü), en mükemmel ve müstesna surette yaratılmış bir vücud-ı mes'ud (mutlu vücudu) ve mübarek idi… Onu ansızın gören kimseyi sevgi alırdı ve Onunla ülfet ve musahabet (sohbetler, konuşup görüşmeler) eyleyen kimse, Ona can ü gönülden aşık ve mühib olurdu. Ehl-i fazl'a (kerem, ilim sahibi), derecelerine göre ihtiram (hürmet, saygı) eylerdi. Akrabasına dahi pek ziyade (çok bol, fazladan) ikram eylerdi. Lakin (ancak) onları, kendilerinden efdal (daha faziletli, daha layık, daha iyi) olanların üzerine takdim etmezdi. Hizmetkarlarını pek hoş tutardı. Kendisi ne yer ve ne giyerse, onlara dahi onu yedirir ve onu giydirir idi. Sahi (cömert, eli açık, herkese iyilik etmek isteyen) ve kerim (herşeyin iyisi, faydalısı), şefik (şefkatli, esirgeyen, merhametli) ve rahim (rahmet edici, bağışlayan), şeci (kahraman, yiğit) ve halim (yumuşak huylu, hoş muamele yapan) idi. Ahd-ü va'dinde (söz vermede) sabit, kavlinde (sözünde) sadık idi. Elhasıl (neticesi)- hüsn-i ahlakça (ahlak güzelliği) ve akl-ü zekavetçe (keskin anlayışı olan akıl) cümle (bütün, tam) nasa (insanlara) faik (üstün, üstünde) ve her türlü medh ü senaya (övgüye) layık idi. Yemede, giymede kadar-ı zaruret (yoksulluk derecesinde) ile iktifa (yetinir) ve ziyadesinden (fazlasından) iba eylerdi (çekinirdi)." (Ahmed Cevdet Paşa, Kısas-ı Enbiya, IV. Cüz, Kanaat Matbaası, İstanbul 1331, s. 364-365)

    Peygamber Efendimiz (sav)’in Nübüvvet (Peygamberlik) Mührü

    Yüce Allah, Hz. Muhammed (sav)'i alemler üzerine seçmiş ve onun "peygamberlerin sonuncusu" (Ahzab Suresi, 40) olduğunu bildirmiştir. Ondan sonra hiçbir peygamber gönderilmeyecektir ve Kuran, insanlara hidayet rehberi olarak gönderilen en son kitaptır. Rabbimiz, Peygamber Efendimiz (sav)’in bu eşsiz özelliğini onun mübarek vücudunda bir izle tecelli ettirmiştir.

    İslami kaynaklarda ve rivayetlerde Peygamber Efendimiz (sav)’in kürek kemikleri arasında bulunan bu işarete "nübüvvet mührü" ismi verilir. Peygamberimiz (sav)'in mührüne benzer peygamberlik işaretlerinin diğer peygamberlerde de olduğu, ancak Peygamberimiz (sav)'inkinin daha farklı olduğu el-Müstedrek tarafından Vehb b. Münebbih (ra)'den şöyle nakletmiştir:

    "… Allah hiçbir peygamber göndermemiştir ki, onun sağ elinde Peygamberlik beni (şamet'ün-nübüvve) olmamış olsun. Ancak bizim Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselam (sav) bunun istisnasını teşkil etmektedir. Zira Onun peygamberlik beni, (sağ elinde değil) kürek kemikleri arasındadır. Peygamberimiz (sav) bu durum sorulunca: "Kürek kemiklerim arasında bulunan bu ben, benden önceki Peygamberlerin beni gibidir…" demiştir." (Tirmizı'nin Şemail isimli kitabının tercümesinden, Prof. Dr. Ali Yardım, Peygamberimiz (sav)’in Şemaili, Damla Yayınevi, 3 Baskı, İstanbul, 1998, s. 73)

    Hz. Ali'nin torunlarından İbrahim b. Muhammed (ra) naklediyor:

    "Dedem Hz. Ali, Peygamber Efendimiz (sav)’in vasıflarını anlatırken, Resulullah (sav)'ın Hilyesi (güzel sıfatlar, süs, zinet, cevher, güzel yüz, suret, görünüş) hakkındaki hadisi bütün uzunluğu ile zikreder ve: "Kürek kemikleri arasında nübüvvet mührü vardı. Ve O, peygamberlerin sonuncusudur" derdi.( Et-Tirmizi İmam Ebu İ'sa Muhammed, Şemail-i Şerife, 1. cilt, Hilal Yayınları, Ankara,1976, s. 38)

    Peygamber Efendimiz (sav)’in Konuşma Şekli

    Peygamber Efendimiz (sav) etkileyici üslubu, hikmetli ve keskin hitabıyla tanınan bir insandı. Onun tebliği insanlar üzerinde çok büyük bir etki oluşturur, sohbetinden herkes çok büyük bir zevk alırdı. Sahabelerden bizlere aktarılan çeşitli rivayetler de onun bu özelliğini ortaya koymaktadır. Bu konuda bazı aktarımlar şu şekildedir:

    Allah Resulü insanların en beliğ (belagatli kimse, meramını tamamen, noksansız ve güzel sözlerle anlatmaya muktedir olan. Kafi derecede olan. Yeter olan), en düzgün konuşanı ve en tatlı sözlü olanıydı (ağzından ballar akıyordu)! O, şöyle diyordu: "Ben Arabın en fasihiyim (Hatasız olarak söyleyen. Açık ve güzel konuşan)." (Taberani, Hakim; Huccetü'l İslam İmam Gazali, İhya'u Ulum'id-din, 2. cilt, Çeviri: Dr. Sıtkı Gülle, Huzur Yayınevi, İstanbul 1998, s. 800,)

    Hz. Aişe (ra), Resulullah (sav)'in sözlerini şöyle tarif eder:

    "O, sizlerin konuştuğunuz gibi lafları çabuk çabuk ve peş peşe sıralamazdı, sözleri az ve özdü." (El Fevaid, a.g.e)

    "Allah Resülü çok veciz (kısa, öz, az sözle çok mana ifadesi) konuşurdu. Böyle konuşmasını kendisine Allah Katından Cebrail getirmişti. Kısa cümleler içinde bütün maksadını yansıtırdı. Veciz sözlü cümleler söylerdi, sözlerinde ne fazlalık ne de eksiklik bulunurdu. Kelimeleri bir ahenk içinde birbirini izler, sözcükleri arasında duraklar ve böylece dinleyenleri sözlerini belleyip ezberlerlerdi. Sesi gürdü ve tatlıydı. Gerektiğinde konuşurdu, kötü laflar etmezdi. (Nefsi için değil, Allah'ın rızası için) hep hakkı söylerdi." (Ebu Davud, a.g.e.)

    "Güzel olmayan laflar edenlerden yüz çevirirdi. Hoşlanmadığı, çirkin saydığı bir sözü konuşmak zorunda kaldığında onu kinaye yoluyla ifade buyururdu. (Buhari, a.g.e.)

    Kendisi sustuğunda huzurdakiler konuşurdu. Katında tartışma yapılmazdı. (Tirmizi; a.g.e.)

    Sahabelerinin yüzlerine karşı son derece güler ve gülümserdi, onların konuştuklarını beğenir, dikkatle dinler, kendisini onlardan biri sayardı. (Tırmizi; a.g.e.)

    Hz. Aişe (ra) anlatıyor:

    "Mübarek kelamları seçkindi. Her işiten onu anlardı." (G.Ahmed Ziyaüddin, Ramuz El Hadis, 2. cilt, Gonca Yayınevi, İstanbul, 1997, 521/4)

    Hz. Enes (ra) şunu bildirmiştir:

    "Efendimiz (sav) halkın en latifecisi (hoş söz, şaka, mizah, söz ile iltifat) idi." (a.g.e, 545/5)

    En Doğru Örneğe Tabi Olmanın Önemi

    Peygamberimiz (sav)'in "Size iki şey bırakıyorum. Bunlara uyduğunuz müddetçe asla sapıtmayacaksınız: Allah'ın Kitabı ve Resulü'nün sünneti" 19 hadis-i şeriflerinde de bildirdiği gibi, Müslümanların en önemli iki yol göstericisi Kuran ve Peygamber Efendimiz (sav)’in sünnetidir. Peygamber Efendimiz (sav) hem güzel ahlakı ile insanlara örnek olmuş, hem de insanları güzel ahlaklı olmaya çağırmıştır. "Müminin mizanında en ağır basacak şey güzel ahlaktır. Muhakkak ki, Allah Teala işi ve sözü çirkin olan ve hayasızca konuşan kimseye buğz eder"(Ahmed Ziyaüddin, Ramuz El Hadis, 1. cilt, Gonca Yayınevi, İstanbul, 1997, 15/9)buyuran Peygamberimiz (sav), bir sözünde de "Ruhumu kudret altında tutan Allah'a yemin ederim ki cennete sadece güzel ahlak sahipleri girer"( Huccetü'l İslam İmam Gazali, İhya'u Ulum'id-din, 2. cilt, Çeviri: Dr. Sıtkı Gülle, Huzur Yayınevi, İstanbul 1998, s.79) demiştir. Bu nedenle Hz. Muhammed (sav)'ın güzel vasıflarını tanımak, onu örnek almak her Müslüman için bir görevdir.

    Müslümanların Peygamberimiz (sav)'in izinden gitmeleri, Allah’ın izniyle tüm insanlığa güzel ahlakları ve iyi huyları ile örnek olmalarına vesile olacak bir yoldur. Unutulmamalıdır ki insanları hem sözleriyle hem de tavırlarıyla güzel ahlaka davet etmek, her Müslüman için bir şeref ve önemli bir sorumluluktur. Bir Kuran ayetinde salih müminlerin bu sorumluluğu şöyle bildirilmiştir:

    “Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel bir biçimde mücadele et. Şüphesiz senin Rabbin yolundan sapanı bilendir ve hidayete ereni de bilendir.” (Nahl Suresi, 125)

    Bu makale, İlmi Araştırma Dergisi 35. sayı (Ocak 1970) 40. sayfada yayınlanmıştır.


  6. 26.Mayıs.2012, 02:46
    4
    Galus
    Özel Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 13
    Mesaj Sayısı: 4,820
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 51
    Bulunduğu yer: Türkiye

    Cevap: Hz Muhammed'in (sav) özellikleri nelerdir ?

    peygamber efendimizin ahlaki özellikleri
    peygamber efendimizin dış görünüş özellikleri



    Peygamber efendimiz Hz. Muhammet (s.a.v) 'in ahlaki ve dış görünüş özellikleri..!!


    Allahu Teala Hz. Muhammed (s.a.v) Efendimize öyle özellik ve hususiyetler vermiştir ki, onlar başka bir peygamberde yoktur. Bunlarıdan bir kısmını özetle zikredeceğiz. Bu konuda Rasulullah Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur:


    "Bana, benden evvel hiç kimseye verilmeyen beş şey verildi:

    1-Bir aylık gibi uzun bir mesafeden düşman kalbine korku salmakla ilahi yardıma mazhar oldum.

    2-Yeryüzü benim için namaz kılma mahalli ve temizlik vasıtası yapıldı. Ümmetimden kim bir namaz vaktine erişirse, hemen bulunduğu yerde namazını kılsın.

    3-Ganimet benden evvel kimseye helal yapılmadığı halde bana helal kılındı.

    4-Bana umumi şefaat yetkisi verildi.

    5-Benden önceki peygamberler sadece kendi kavmine gönderiliyordu, ben bütün insanlığa peygamber olarak gönderildim."( Buhari, Salat, 56. Bkz: Müslim, No: 523; Ahmed, Müsned, II, 411; ibnu Mace, No: 567; ibnu Hıbban, Sahih, No: 2313)

    Allahu Teala, Rasulullah (s.a.v) Efendimizin bütün insanlığa peygamber gönderildiğini şöyle haber vermektedir:

    "Rasülüm biz seni bütün insanlar için müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Fakat insanların çoğu bunu bilmiyorlar."( Sebe, 28.)

    "Rasülüm de ki: Ey insanlar! Gerçekten ben göklerin ve yerin sahibi olan Allah'ın sizin hepinize gönderdiği bir elçisiyim."( A'raf, 158)

    Rasulullah (s.a.v) Efendimiz, Allah katında kendisine peygamberlik veriliş bakımından ilk peygamberdir, ancak, gönderiliş bakımından son peygamberdir. Hz. Adem daha yaratılmadan önce Ruh ile ceset arasında iken Allahu Teala Hz. Muhammed (s.a.v) Efendimizi peygamber olarak tayin buyurmuştur. Efendimiz'e (s.a.v): "Siz ne zaman peygamber oldunuz?"diye sorulunca:

    "Adem ruhu ile cesedi arasında olup henüz yaratılmamışken ben peygamberdim" cevabını vermiştir.( Ahmed, Müsned, V, 59; Hakim, Müstedrek, II, 609.)

    Peygamberlik onunla tamamlanmış ve son bulmuştur. Kur'an-ı Hakim'de, Efendimiz (s.a.v) "Hâtemün-Nebiyyin" yani peygambelerin sonuncusu sıfatıyla tanıtılmıştır.( Ahzab, 40.)

    Hz. İsa'nın (a.s) ahir zamanda inmesi Onun bu sıfatını ortadan kaldırmayacaktır. Çünkü Hz. İsa (a.s), Hz. Rasulullah (s.a.v) Efendimizin getirdiği din ve hükümlerle amel edecek, Onun ümmeti olacak, yeni bir din getirmeyecek, kendisine indirilen incil ile amel etmeyecek, Hristiyan ve Yahudileri de İslam'a davet edecek; kabul etmeyeni kılıçtan geçirecektir.( Nevevi, Şerhu Müslim, II, 190; ibnu Hacer, Fethu'l-Bari, VI, 491; Edib Keylani, Avnu'l-Mürid Şerhu Cevheretü't-Tevhid, II, 805.)

    Efendimize (s.a.v) verilen "Kur'an mucizesi devamlıdır. Bütün mucizeler bitmiş, arkası kesilmiştir. Fakat Kur'an mucizesi kıyamete kadar devam edecektir. Kıyamet günü en fazla ümmet (s.a.v) Efendimizin olacaktır.( Müslim, iman, 196; ibnu Mende, iman, 890; Acurri, eş-Şeriatu, 467 (93. Bab) )

    Rasulullah (s.a.v) Efendimizin ümmeti ve daveti hiç kesilmeden kıyamete kadar devam edecektir. Onun getirdiği Kur'an ve din tahrif edilemeyecek, aslı hiç bozulmayacaktır. Allahu Teala Kur'an-ı Hakim'i özel koruması altına almıştır. Kur'an'ın korunması onun tefsiri olan sünnetin de korunması demektir. Çünkü sünnet olmadan Yüce Kur'an'ın hakkıyla anlaşılması ve yaşanması mümkün değildir.

    Allahu Teala, Rasulullah (s.a.v) Efendimizin getirdiği dini nesilden nesile taşıyacak raşid halifeler, rabbani alimler, gerçek varisler, kamil mürşidler yaratacak ve din kıyamete kadar bir gurup tarafından hakkıyla temsil, tebliğ ve tatbik edilecektir. Allah Rasülü (s.a.v) kendisine has bu durumu şöyle beyan buyurmuştur:

    "İsrâiloğllarmı peygamberleri yönetip idare ederdi. Bir peygamber vefat edince yerine başka bir peygamber gelirdi. Benim ve ümmetimin durumu ise böyle değildir. Benden sonra hiçbir peygamber gelmeyecek fakat, (benim adıma bu işi yürütecek) halifeler bulunacak, adedleri de çok olacak.( Buhari, Enbiyâ, 50; Müslim, İmâre, 440 ibnu Mâce, Cihad, 42,

    Ahmed, Müsned, II, 297.)Şu hadisler de bu konudadır:

    "Allah Teâlâ, her yüz senenin başında bu ümmete dinini yenileyen ve canlandıran bir kimse (müceddid) gönderecektir."( Ebû Dâvud, Melâhim, 1; Hâkim, Müstedrek, IV, 523)

    "Kıyamete kadar ümmetimden bir taife hak üzere kalmaya ve Allah'ın emrini yerine getirmeye devam edecektir. Onlara muhalif davrananlar kendilerine hiç bir zarar veremeyecek, onlar hakkı izhar ve isbatta muvaffak olacaklardır."( Buhari, i'tisâm, 10, Müslim, imaret, 53; Tirmizî Fiten, 27, İbnu Mâce, Mukaddime, 9.)

    Ebû Ya'lâ'nın rivayetinde, hadis "İsa b. Meryem ininceye kadar." kısmıyla rivayet edilmiştir.( Bkz: Ebû Ya'lâ, Müsned, VII, 59-60 (No: 2078).)



    Dış Görünüşüne ait özellikler:

    1- O, dedesi Hz. İbrahim’in duası, Hz. İsa’nın müjdesiydi.

    2- O, kendisinden bahsederken “Ben Muhammedim” buyururdu.

    3- Diğer bir ismi Mahi’dir. Zira Allah onunla batılı ve küfrün karanlığını gidermiştir. Mahi; kötülüğü yok eden, gideren demektir.

    4- O, cahiliye dönemin de bile -Peygamber olmadan önce de- hiçbir puta tapmadı.

    5- Hayatında -Peygamberlikten önce de- hiç içki içmedi.

    6- Vahiy almadan önce, apaydınlık rüyalar görürdü. Gördüğü rüyalar sonra çıkardı.

    7- İlk zamanlarda -Peygamberlikten önce- yalnızlığı severdi. Hira’ya çekilir, orada kendince ibadet ederdi. İlk vahyini (Alak’ı) orada aldı.

    8- Görenleri etkileyen bir görüntüsü vardı. O’nu gören kendine çekidüzen verme ihtiyacı duyardı.

    9- Üzerinde daima parlak bir ışık yüzünü aydınlatırdı.

    10- Ne garipsenecek kadar uzun, ne de kısaydı. Orta boyluydu.

    11- Başı büyükçeydi.

    12- Yüzü parlak beyazdı.

    13- Sakalı genişçeydi.

    14- Ağzı dengeli genişlikteydi. Hitabet gücü çok fazlaydı.

    15- Yanakları yüzüne uygun yapıdaydı.

    16- Göğsü ve karnı aynı seviyedeydi. Göbeği yoktu.

    17- Boynu uzun ve güzeldi.

    18- Sakal ve bıyıktaki beyaz tüylerin çekilip alınmasını hoş karşılamazdı.

    19- Saç ve sakalındaki beyaz tüyün sayısı 20 civarındaydı.

    20- Tatlı ve güzel bir yüzü vardı.

    21- Yüzü dikdörtgen değil, yuvarlak -dairemsi- bir yapıya daha yakındı.

    22- Göz uçları uzundu.

    23- Avuç içi uzundu. Bu özelliği cömertliğine işaret sayılmıştır.

    24- Yürürken sakin, vakur yürürdü. Dönerken bütün vücuduyla dönerdi.

    25- Daima bir murakabe -düşünce- halindeydi. Gökten çok, yere bakardı.

    Ahlakına ait özellikleri:

    26- Her karşılaştığıyla selamlaşırdı.

    27- Az ve öz konuşurdu. Gerekmedikçe konuşmazdı.

    28- Boş vakit geçirmezdi. Mutlaka bir şeyle meşgul olur, daha çok ibadet ederdi.

    29- Çok sabırlıydı. Son derece yumuşak karakterliydi.

    30- Her türlü nimeti önemserdi.

    31- Hak uğruna gazaplanırdı. Kendi şahsı için hiç hesap sormamıştır.

    32- Yüzü güleçti. Daimi olarak tebessüm ederdi.

    33- Geceyi üçe bölerdi. Birisini Rabbine ibadet için ayırırdı. Diğer bölümünü ailesine ayırırdı. Son bölümünü ise dinlenmekle geçirirdi.

    34- Evinden çıktığında, dönünceye kadar kendisini (dini hususları) ilgilendirmeyen sözlerden uzak kalırdı.

    35- Birleştirir, insanları kaynaştırırdı. Ayrılıktan, ayırmaktan uzak dururdu.

    36- Bir kavmin ileri gelenine ikramda bulunurdu.

    37- Arkadaşlarının durumunu sıkça sorardı.

    38- Her probleme karşı hazırlıklıydı. Mutlaka çözüm üretirdi.

    39- En değer verdiği insan, başkalarının yükünü hafifleten ve sürekli hayra vesile olan kişilerdi.

    40- Oturuş ve kalkışında sürekli Allah’ı anardı. Hatırlatırdı.

    41- Bir meclise girdiğinde en uygun olan boşluğa otururdu. Ashabına da böyle hareket etmelerini emrederdi.

    42- Cemaatindeki herkesin yararlanacağı şeyler konuşur, her bir insanla özel ilgilenirdi. Kimseyi diğerlerinden ayırmazdı.

    43- Biri kendisine soru sorduğunda mutlaka -yürüyor olsa bile- duraksar ve cevabını gülümseyerek verirdi. Sözlerin en yumuşağıyla hareket ederdi.


  7. 26.Mayıs.2012, 02:46
    4
    Özel Üye
    peygamber efendimizin ahlaki özellikleri
    peygamber efendimizin dış görünüş özellikleri



    Peygamber efendimiz Hz. Muhammet (s.a.v) 'in ahlaki ve dış görünüş özellikleri..!!


    Allahu Teala Hz. Muhammed (s.a.v) Efendimize öyle özellik ve hususiyetler vermiştir ki, onlar başka bir peygamberde yoktur. Bunlarıdan bir kısmını özetle zikredeceğiz. Bu konuda Rasulullah Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur:


    "Bana, benden evvel hiç kimseye verilmeyen beş şey verildi:

    1-Bir aylık gibi uzun bir mesafeden düşman kalbine korku salmakla ilahi yardıma mazhar oldum.

    2-Yeryüzü benim için namaz kılma mahalli ve temizlik vasıtası yapıldı. Ümmetimden kim bir namaz vaktine erişirse, hemen bulunduğu yerde namazını kılsın.

    3-Ganimet benden evvel kimseye helal yapılmadığı halde bana helal kılındı.

    4-Bana umumi şefaat yetkisi verildi.

    5-Benden önceki peygamberler sadece kendi kavmine gönderiliyordu, ben bütün insanlığa peygamber olarak gönderildim."( Buhari, Salat, 56. Bkz: Müslim, No: 523; Ahmed, Müsned, II, 411; ibnu Mace, No: 567; ibnu Hıbban, Sahih, No: 2313)

    Allahu Teala, Rasulullah (s.a.v) Efendimizin bütün insanlığa peygamber gönderildiğini şöyle haber vermektedir:

    "Rasülüm biz seni bütün insanlar için müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Fakat insanların çoğu bunu bilmiyorlar."( Sebe, 28.)

    "Rasülüm de ki: Ey insanlar! Gerçekten ben göklerin ve yerin sahibi olan Allah'ın sizin hepinize gönderdiği bir elçisiyim."( A'raf, 158)

    Rasulullah (s.a.v) Efendimiz, Allah katında kendisine peygamberlik veriliş bakımından ilk peygamberdir, ancak, gönderiliş bakımından son peygamberdir. Hz. Adem daha yaratılmadan önce Ruh ile ceset arasında iken Allahu Teala Hz. Muhammed (s.a.v) Efendimizi peygamber olarak tayin buyurmuştur. Efendimiz'e (s.a.v): "Siz ne zaman peygamber oldunuz?"diye sorulunca:

    "Adem ruhu ile cesedi arasında olup henüz yaratılmamışken ben peygamberdim" cevabını vermiştir.( Ahmed, Müsned, V, 59; Hakim, Müstedrek, II, 609.)

    Peygamberlik onunla tamamlanmış ve son bulmuştur. Kur'an-ı Hakim'de, Efendimiz (s.a.v) "Hâtemün-Nebiyyin" yani peygambelerin sonuncusu sıfatıyla tanıtılmıştır.( Ahzab, 40.)

    Hz. İsa'nın (a.s) ahir zamanda inmesi Onun bu sıfatını ortadan kaldırmayacaktır. Çünkü Hz. İsa (a.s), Hz. Rasulullah (s.a.v) Efendimizin getirdiği din ve hükümlerle amel edecek, Onun ümmeti olacak, yeni bir din getirmeyecek, kendisine indirilen incil ile amel etmeyecek, Hristiyan ve Yahudileri de İslam'a davet edecek; kabul etmeyeni kılıçtan geçirecektir.( Nevevi, Şerhu Müslim, II, 190; ibnu Hacer, Fethu'l-Bari, VI, 491; Edib Keylani, Avnu'l-Mürid Şerhu Cevheretü't-Tevhid, II, 805.)

    Efendimize (s.a.v) verilen "Kur'an mucizesi devamlıdır. Bütün mucizeler bitmiş, arkası kesilmiştir. Fakat Kur'an mucizesi kıyamete kadar devam edecektir. Kıyamet günü en fazla ümmet (s.a.v) Efendimizin olacaktır.( Müslim, iman, 196; ibnu Mende, iman, 890; Acurri, eş-Şeriatu, 467 (93. Bab) )

    Rasulullah (s.a.v) Efendimizin ümmeti ve daveti hiç kesilmeden kıyamete kadar devam edecektir. Onun getirdiği Kur'an ve din tahrif edilemeyecek, aslı hiç bozulmayacaktır. Allahu Teala Kur'an-ı Hakim'i özel koruması altına almıştır. Kur'an'ın korunması onun tefsiri olan sünnetin de korunması demektir. Çünkü sünnet olmadan Yüce Kur'an'ın hakkıyla anlaşılması ve yaşanması mümkün değildir.

    Allahu Teala, Rasulullah (s.a.v) Efendimizin getirdiği dini nesilden nesile taşıyacak raşid halifeler, rabbani alimler, gerçek varisler, kamil mürşidler yaratacak ve din kıyamete kadar bir gurup tarafından hakkıyla temsil, tebliğ ve tatbik edilecektir. Allah Rasülü (s.a.v) kendisine has bu durumu şöyle beyan buyurmuştur:

    "İsrâiloğllarmı peygamberleri yönetip idare ederdi. Bir peygamber vefat edince yerine başka bir peygamber gelirdi. Benim ve ümmetimin durumu ise böyle değildir. Benden sonra hiçbir peygamber gelmeyecek fakat, (benim adıma bu işi yürütecek) halifeler bulunacak, adedleri de çok olacak.( Buhari, Enbiyâ, 50; Müslim, İmâre, 440 ibnu Mâce, Cihad, 42,

    Ahmed, Müsned, II, 297.)Şu hadisler de bu konudadır:

    "Allah Teâlâ, her yüz senenin başında bu ümmete dinini yenileyen ve canlandıran bir kimse (müceddid) gönderecektir."( Ebû Dâvud, Melâhim, 1; Hâkim, Müstedrek, IV, 523)

    "Kıyamete kadar ümmetimden bir taife hak üzere kalmaya ve Allah'ın emrini yerine getirmeye devam edecektir. Onlara muhalif davrananlar kendilerine hiç bir zarar veremeyecek, onlar hakkı izhar ve isbatta muvaffak olacaklardır."( Buhari, i'tisâm, 10, Müslim, imaret, 53; Tirmizî Fiten, 27, İbnu Mâce, Mukaddime, 9.)

    Ebû Ya'lâ'nın rivayetinde, hadis "İsa b. Meryem ininceye kadar." kısmıyla rivayet edilmiştir.( Bkz: Ebû Ya'lâ, Müsned, VII, 59-60 (No: 2078).)



    Dış Görünüşüne ait özellikler:

    1- O, dedesi Hz. İbrahim’in duası, Hz. İsa’nın müjdesiydi.

    2- O, kendisinden bahsederken “Ben Muhammedim” buyururdu.

    3- Diğer bir ismi Mahi’dir. Zira Allah onunla batılı ve küfrün karanlığını gidermiştir. Mahi; kötülüğü yok eden, gideren demektir.

    4- O, cahiliye dönemin de bile -Peygamber olmadan önce de- hiçbir puta tapmadı.

    5- Hayatında -Peygamberlikten önce de- hiç içki içmedi.

    6- Vahiy almadan önce, apaydınlık rüyalar görürdü. Gördüğü rüyalar sonra çıkardı.

    7- İlk zamanlarda -Peygamberlikten önce- yalnızlığı severdi. Hira’ya çekilir, orada kendince ibadet ederdi. İlk vahyini (Alak’ı) orada aldı.

    8- Görenleri etkileyen bir görüntüsü vardı. O’nu gören kendine çekidüzen verme ihtiyacı duyardı.

    9- Üzerinde daima parlak bir ışık yüzünü aydınlatırdı.

    10- Ne garipsenecek kadar uzun, ne de kısaydı. Orta boyluydu.

    11- Başı büyükçeydi.

    12- Yüzü parlak beyazdı.

    13- Sakalı genişçeydi.

    14- Ağzı dengeli genişlikteydi. Hitabet gücü çok fazlaydı.

    15- Yanakları yüzüne uygun yapıdaydı.

    16- Göğsü ve karnı aynı seviyedeydi. Göbeği yoktu.

    17- Boynu uzun ve güzeldi.

    18- Sakal ve bıyıktaki beyaz tüylerin çekilip alınmasını hoş karşılamazdı.

    19- Saç ve sakalındaki beyaz tüyün sayısı 20 civarındaydı.

    20- Tatlı ve güzel bir yüzü vardı.

    21- Yüzü dikdörtgen değil, yuvarlak -dairemsi- bir yapıya daha yakındı.

    22- Göz uçları uzundu.

    23- Avuç içi uzundu. Bu özelliği cömertliğine işaret sayılmıştır.

    24- Yürürken sakin, vakur yürürdü. Dönerken bütün vücuduyla dönerdi.

    25- Daima bir murakabe -düşünce- halindeydi. Gökten çok, yere bakardı.

    Ahlakına ait özellikleri:

    26- Her karşılaştığıyla selamlaşırdı.

    27- Az ve öz konuşurdu. Gerekmedikçe konuşmazdı.

    28- Boş vakit geçirmezdi. Mutlaka bir şeyle meşgul olur, daha çok ibadet ederdi.

    29- Çok sabırlıydı. Son derece yumuşak karakterliydi.

    30- Her türlü nimeti önemserdi.

    31- Hak uğruna gazaplanırdı. Kendi şahsı için hiç hesap sormamıştır.

    32- Yüzü güleçti. Daimi olarak tebessüm ederdi.

    33- Geceyi üçe bölerdi. Birisini Rabbine ibadet için ayırırdı. Diğer bölümünü ailesine ayırırdı. Son bölümünü ise dinlenmekle geçirirdi.

    34- Evinden çıktığında, dönünceye kadar kendisini (dini hususları) ilgilendirmeyen sözlerden uzak kalırdı.

    35- Birleştirir, insanları kaynaştırırdı. Ayrılıktan, ayırmaktan uzak dururdu.

    36- Bir kavmin ileri gelenine ikramda bulunurdu.

    37- Arkadaşlarının durumunu sıkça sorardı.

    38- Her probleme karşı hazırlıklıydı. Mutlaka çözüm üretirdi.

    39- En değer verdiği insan, başkalarının yükünü hafifleten ve sürekli hayra vesile olan kişilerdi.

    40- Oturuş ve kalkışında sürekli Allah’ı anardı. Hatırlatırdı.

    41- Bir meclise girdiğinde en uygun olan boşluğa otururdu. Ashabına da böyle hareket etmelerini emrederdi.

    42- Cemaatindeki herkesin yararlanacağı şeyler konuşur, her bir insanla özel ilgilenirdi. Kimseyi diğerlerinden ayırmazdı.

    43- Biri kendisine soru sorduğunda mutlaka -yürüyor olsa bile- duraksar ve cevabını gülümseyerek verirdi. Sözlerin en yumuşağıyla hareket ederdi.


  8. 26.Mayıs.2012, 02:47
    5
    Galus
    Özel Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 13
    Mesaj Sayısı: 4,820
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 51
    Bulunduğu yer: Türkiye

    Cevap: Hz Muhammed'in (sav) özellikleri nelerdir ?

    44- O’nun oturduğu meclise, yumuşaklık, hayâ, sabır ve ölçü hâkimdi.

    45- Sokakta, mecliste veya çarşıda sesini yükselttiği görülmemiştir.

    46- İnsanların mahremini ve özel hayatını hiç sorgulamazdı. Merak etmezdi.

    47- Konuştuğunda insanlar başlarına konmuş olan bir kuşu ürkütmek istemezcesine sessizce dinlerlerdi. O susunca insanlar konuşurlardı.

    48- Arkadaşlarının gülüştükleri şeylere O da gülerdi. Arkadaşlarının hayret ettiği şeylere O da hayret ederdi. (Kendini onlardan farklı bir konuma sokmazdı.)

    49- Uzaktan gelmiş ve kitle içinde nasıl konuşacağını veya Peygamber’e nasıl muamele edeceğini bilmeyen kişiye anlayacağı dille konuşur ve onu rahatlatırdı.

    50- Konuşanın sözünü asla kesmezdi.

    51- Her kelimesini üç defa tekrar ederdi. İnsanlar söylediği sözü bir daha asla unutmazlardı.

    52- Konuştuğunda O’nu dinleyen herkes ne demek istediğini anlardı. Halkın diliyle konuşurdu. Ağır, ağdalı, şaşaalı, süslü, yaldızlı konuşmalardan hoşlanmazdı.

    53- Argo olan, sokak dili olan gayriciddi hiçbir kelime konuşmazdı. Her sözü ciddiydi. İnsanlar O’nun hafif sayılacak hiçbir sözünü duymamışlardı.

    54- Düşünerek, ağır ağır ve tartarak konuşurdu. Kelime ve cümleleri birbiri ardınca yuvarlamazdı.

    55- Sesi güzeldi.

    56- Gömlek giymeyi severdi. Beyaz rengi daha çok tercih ederdi. Ancak kırmızı, yeşil gibi renkleri de seçerdi.

    57- Yeni bir elbise aldığında cuma günü giyinmeyi isterdi.

    58- Tırnaklarını kısa tutardı. Bıyıklarını dudaklarının üzerine kadar uzatmazdı.

    59- Vücudundaki fazla tüyleri sık sık giderirdi. Haftada bir, mutlaka belli bölgelerin temizliğini yapardı.

    60- Yola çıktığında, aynasını, tarağını, saç yağını, misvakını, göz sürmesini yanına alırdı. Son derece temiz dolaşırdı. Günde onlarca defa dişini misvakla temizlerdi. Saçını yıkar ve temiz yağla bakım yapardı. Aynaya bakarak saç, sakal ve bıyığını düzene koyardı. Dağınık hali görülmemiştir.

    61- Yastığının içinde hurma dalı ve yaprakları vardı.

    62- Tevhidi sarsacak, putperestliği anımsatacak bütün görüntü, gelenek ve âdetlere karşı hassas davranırdı.

    63- Kendisine ait eşyalarına isim verirdi. Atının adı Murtecez, devesinin adı Düldül, kılıcının adı Zülfikâr, zırhının adı Zü’l fudul’du. Böylece hayvanlara bile bir kişilik -mecazi anlamda- kazandırırdı.

    64- Atları severdi.

    65- Yumuşak ve toleranslı hareket ederdi.

    66- Hiçbir konuda aşırılığı kabul etmezdi.

    Dua ve işleriyle ilgili hassasiyetleri:

    67- Meyve yemeyi severdi. Meyve yerken şöyle dua ederdi: “Allah’ım! bu meyvemizi bereketli kıl”.

    68- Medine şehrini severdi. Şöyle derdi Medine için: “Allah’ım! bu şehri bize bereketli kıl”.

    69- Tuvalet ihtiyacı için girdiğinde şöyle dua ederdi giriş kapısında: “Allah’ım! Her türlü şeytanın şerrinden ve kötülüğünden Sana sığınırım”.

    70- Tuvalet ihtiyacından sonra çıktığında şöyle dua ederdi: “Allah’ım! Bizleri her türlü günah ve hatadan dolayı bağışla”.

    71- Oturup küçük abdest gidermeye dikkat ederdi. Ama zaman zaman -yer müsait olmadığında- ayakta küçük su ihtiyacını giderdiği olmuştur.

    72- Dişini temizlemek için sık sık misvak kullanırdı.

    73- Abdestte yıkadığı organlarını üçer kez yıkamayı alışkanlık haline getirmişti.

    74- Abdestten sonra bir havlu -mendil- ile kurulanırdı.

    75- Abdest aldıktan sonra şöyle dua ederdi: “Allah’ım! Günahımı bağışla. Evimdeki geçimim ve esenliğimi genişlet”.

    76- Bazen 5 vakit namazı tek bir abdestle kılardı.

    77- Yıkanması gerekirken -cünüplükten sonra- yıkanmadan uyumak isterse namaz abdesti gibi abdest alır ve uyurdu. Uyanınca yıkanırdı.

    78- Cuma günü boy abdesti alırdı.

    Günlük ibadetleri:

    79- Öğle namazını sıcaklığın hafiflediği saate bırakırdı.

    80- İkindi namazını güneş sararmaya başlamadan kılardı. (Yani öğleyi biraz geciktirir, ikindiyi ise geciktirmezdi.)

    81- Akşam namazını güneş batı ufkunda tamamen kaybolduktan sonra kılardı.

    82- Bazen yatsı namazını geciktirirdi.

    83- Sahabesine ezanı öğrenmelerini söylerdi.

    84- Bazen namaz için ezanı kendisi okurdu.

    85- Sabah namazında “Kaf” suresi gibi sureleri okurdu.

    86- Akşam namazında “Mürselat” suresini okudu.

    87- Yatsı namazında “Tin” suresini okurdu.

    88- Rukudan kalktığında tam doğrulurdu.

    89- Rukuda baş ile belini aynı hizada tutar ve ellerini dizlerinin üzerine koyardı.

    90- Secdede iken kollarını -pazularını- böğründen uzak tutardı.

    91- Bazen namazda ağlardı.

    92- Namaz için tekbir alacağında şöyle derdi:

    “Allah’ım! Beyaz elbiseyi kirlerden arındırdığımız gibi, Sen de beni hatalarımdan arındır. Allah’ım! Beni hatalarımdan kar, dolu ve temiz suyla yıkayarak arındır.”

    93- Rukuda şöyle derdi: “Subbuhun (Yani; Allah’ı her türlü eksiklikten uzak tutarım.) Kuddusun (Allah bütün ayıplardan arınmıştır.) Ey meleklerin ve ruhun Rabbi.”

    94- Secdede şöyle dua ederdi: “Allah’ım Sana secde ettim. Sana iman ettim. Sana teslim oldum. Sen benim Rabbimsin. Şüphesiz benim yüzüm ancak kendisini yaratıp güzelleştiren, O’na duyma ve görme özelliklerini veren tek Allah’a secde eder. Allah ne kadar yücedir. O yaradanların en güzelidir.”


  9. 26.Mayıs.2012, 02:47
    5
    Özel Üye
    44- O’nun oturduğu meclise, yumuşaklık, hayâ, sabır ve ölçü hâkimdi.

    45- Sokakta, mecliste veya çarşıda sesini yükselttiği görülmemiştir.

    46- İnsanların mahremini ve özel hayatını hiç sorgulamazdı. Merak etmezdi.

    47- Konuştuğunda insanlar başlarına konmuş olan bir kuşu ürkütmek istemezcesine sessizce dinlerlerdi. O susunca insanlar konuşurlardı.

    48- Arkadaşlarının gülüştükleri şeylere O da gülerdi. Arkadaşlarının hayret ettiği şeylere O da hayret ederdi. (Kendini onlardan farklı bir konuma sokmazdı.)

    49- Uzaktan gelmiş ve kitle içinde nasıl konuşacağını veya Peygamber’e nasıl muamele edeceğini bilmeyen kişiye anlayacağı dille konuşur ve onu rahatlatırdı.

    50- Konuşanın sözünü asla kesmezdi.

    51- Her kelimesini üç defa tekrar ederdi. İnsanlar söylediği sözü bir daha asla unutmazlardı.

    52- Konuştuğunda O’nu dinleyen herkes ne demek istediğini anlardı. Halkın diliyle konuşurdu. Ağır, ağdalı, şaşaalı, süslü, yaldızlı konuşmalardan hoşlanmazdı.

    53- Argo olan, sokak dili olan gayriciddi hiçbir kelime konuşmazdı. Her sözü ciddiydi. İnsanlar O’nun hafif sayılacak hiçbir sözünü duymamışlardı.

    54- Düşünerek, ağır ağır ve tartarak konuşurdu. Kelime ve cümleleri birbiri ardınca yuvarlamazdı.

    55- Sesi güzeldi.

    56- Gömlek giymeyi severdi. Beyaz rengi daha çok tercih ederdi. Ancak kırmızı, yeşil gibi renkleri de seçerdi.

    57- Yeni bir elbise aldığında cuma günü giyinmeyi isterdi.

    58- Tırnaklarını kısa tutardı. Bıyıklarını dudaklarının üzerine kadar uzatmazdı.

    59- Vücudundaki fazla tüyleri sık sık giderirdi. Haftada bir, mutlaka belli bölgelerin temizliğini yapardı.

    60- Yola çıktığında, aynasını, tarağını, saç yağını, misvakını, göz sürmesini yanına alırdı. Son derece temiz dolaşırdı. Günde onlarca defa dişini misvakla temizlerdi. Saçını yıkar ve temiz yağla bakım yapardı. Aynaya bakarak saç, sakal ve bıyığını düzene koyardı. Dağınık hali görülmemiştir.

    61- Yastığının içinde hurma dalı ve yaprakları vardı.

    62- Tevhidi sarsacak, putperestliği anımsatacak bütün görüntü, gelenek ve âdetlere karşı hassas davranırdı.

    63- Kendisine ait eşyalarına isim verirdi. Atının adı Murtecez, devesinin adı Düldül, kılıcının adı Zülfikâr, zırhının adı Zü’l fudul’du. Böylece hayvanlara bile bir kişilik -mecazi anlamda- kazandırırdı.

    64- Atları severdi.

    65- Yumuşak ve toleranslı hareket ederdi.

    66- Hiçbir konuda aşırılığı kabul etmezdi.

    Dua ve işleriyle ilgili hassasiyetleri:

    67- Meyve yemeyi severdi. Meyve yerken şöyle dua ederdi: “Allah’ım! bu meyvemizi bereketli kıl”.

    68- Medine şehrini severdi. Şöyle derdi Medine için: “Allah’ım! bu şehri bize bereketli kıl”.

    69- Tuvalet ihtiyacı için girdiğinde şöyle dua ederdi giriş kapısında: “Allah’ım! Her türlü şeytanın şerrinden ve kötülüğünden Sana sığınırım”.

    70- Tuvalet ihtiyacından sonra çıktığında şöyle dua ederdi: “Allah’ım! Bizleri her türlü günah ve hatadan dolayı bağışla”.

    71- Oturup küçük abdest gidermeye dikkat ederdi. Ama zaman zaman -yer müsait olmadığında- ayakta küçük su ihtiyacını giderdiği olmuştur.

    72- Dişini temizlemek için sık sık misvak kullanırdı.

    73- Abdestte yıkadığı organlarını üçer kez yıkamayı alışkanlık haline getirmişti.

    74- Abdestten sonra bir havlu -mendil- ile kurulanırdı.

    75- Abdest aldıktan sonra şöyle dua ederdi: “Allah’ım! Günahımı bağışla. Evimdeki geçimim ve esenliğimi genişlet”.

    76- Bazen 5 vakit namazı tek bir abdestle kılardı.

    77- Yıkanması gerekirken -cünüplükten sonra- yıkanmadan uyumak isterse namaz abdesti gibi abdest alır ve uyurdu. Uyanınca yıkanırdı.

    78- Cuma günü boy abdesti alırdı.

    Günlük ibadetleri:

    79- Öğle namazını sıcaklığın hafiflediği saate bırakırdı.

    80- İkindi namazını güneş sararmaya başlamadan kılardı. (Yani öğleyi biraz geciktirir, ikindiyi ise geciktirmezdi.)

    81- Akşam namazını güneş batı ufkunda tamamen kaybolduktan sonra kılardı.

    82- Bazen yatsı namazını geciktirirdi.

    83- Sahabesine ezanı öğrenmelerini söylerdi.

    84- Bazen namaz için ezanı kendisi okurdu.

    85- Sabah namazında “Kaf” suresi gibi sureleri okurdu.

    86- Akşam namazında “Mürselat” suresini okudu.

    87- Yatsı namazında “Tin” suresini okurdu.

    88- Rukudan kalktığında tam doğrulurdu.

    89- Rukuda baş ile belini aynı hizada tutar ve ellerini dizlerinin üzerine koyardı.

    90- Secdede iken kollarını -pazularını- böğründen uzak tutardı.

    91- Bazen namazda ağlardı.

    92- Namaz için tekbir alacağında şöyle derdi:

    “Allah’ım! Beyaz elbiseyi kirlerden arındırdığımız gibi, Sen de beni hatalarımdan arındır. Allah’ım! Beni hatalarımdan kar, dolu ve temiz suyla yıkayarak arındır.”

    93- Rukuda şöyle derdi: “Subbuhun (Yani; Allah’ı her türlü eksiklikten uzak tutarım.) Kuddusun (Allah bütün ayıplardan arınmıştır.) Ey meleklerin ve ruhun Rabbi.”

    94- Secdede şöyle dua ederdi: “Allah’ım Sana secde ettim. Sana iman ettim. Sana teslim oldum. Sen benim Rabbimsin. Şüphesiz benim yüzüm ancak kendisini yaratıp güzelleştiren, O’na duyma ve görme özelliklerini veren tek Allah’a secde eder. Allah ne kadar yücedir. O yaradanların en güzelidir.”





+ Yorum Gönder