Konusunu Oylayın.: Dinimi imanımı kaybetmek istemiyorum

5 üzerinden 4.75 | Toplam: 4 kişi oyladı.

Dinimi imanımı kaybetmek istemiyorum
  1. 11.Şubat.2011, 15:41
    1
    Misafir

    Dinimi imanımı kaybetmek istemiyorum






    Dinimi imanımı kaybetmek istemiyorum Mumsema ben de bu durumun ne zaman basladığını bilmiyorum ama yakasık iki ay kadar oldu.Surekli gel gitler kopmalar yasıyorum.benim durumum surekli kafamda hasa allah yok gibi hisler hissetmeye basladım bu sorulara cevap verdim allah vardır diye.artık gercekten cok ilerledi ne yapacağımı bilmiyorum istemediğim seyleri hissettirebilyor bana sanki birden içime inanmıyormus hissi geliyor sonra kendi kendime diyorum bu kadar uzun zamandır bu dusuncelerimden dolayı imanımı kaybetmişmiyimdir sonra tekrar içime sanki olsun gitsin hasa bu sekilde hisler geliyor cok caresiz bi durumdayım intihar bile geldi aklıma pkumadığım dua kalmadı ne yapacaqımı bilmıyorum lutfen yardımcı olurmusunuz...Allah razı olsun


  2. 11.Şubat.2011, 15:41
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    ben de bu durumun ne zaman basladığını bilmiyorum ama yakasık iki ay kadar oldu.Surekli gel gitler kopmalar yasıyorum.benim durumum surekli kafamda hasa allah yok gibi hisler hissetmeye basladım bu sorulara cevap verdim allah vardır diye.artık gercekten cok ilerledi ne yapacağımı bilmiyorum istemediğim seyleri hissettirebilyor bana sanki birden içime inanmıyormus hissi geliyor sonra kendi kendime diyorum bu kadar uzun zamandır bu dusuncelerimden dolayı imanımı kaybetmişmiyimdir sonra tekrar içime sanki olsun gitsin hasa bu sekilde hisler geliyor cok caresiz bi durumdayım intihar bile geldi aklıma pkumadığım dua kalmadı ne yapacaqımı bilmıyorum lutfen yardımcı olurmusunuz...Allah razı olsun


    Benzer Konular

    - Şeytan bana sürekli vesvese vermeye başladı sürekli bana dinimi yalanlıyor imanımı elimden almaya ça

    - İnancımı kaybetmek istemiyorum

    - Ben namaz kılmak istemiyorum, Kuran okumak istemiyorum diyen kişi Küfre girer mi

    - Size katılıp dinimi savunmak dinimi yaygınlaştırmak ve herkese tanıtmak istiyorum ne yapmalıyım?

    - İçimdeki şüphe imanımı köreltir oldu

  3. 11.Şubat.2011, 17:14
    2
    kanarya
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Temmuz.2007
    Üye No: 1434
    Mesaj Sayısı: 427
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 11

    Cevap: dinimi imanımı kaybetmek istemiyorum




    Vesvese, gizli sese denir. Bir mastar olan "vesvâs" kelimesinin şeytana isim olması da aynı manayla alakalıdır ki, şeytan "vesvesenin kaynağı" demektir. Ancak örfen meşhur olan manasıyla vesvese, nefsin veya şeytanın kalbe attığı hayırsız, faidesiz, alçak hatıra ve mülahazalara verilen bir isimdir.

    Hem nefsin hem de şeytanın vesvesesi, Kur'an-ı Kerim'de ayrı ayrı zikredilir.

    "Andolsun ki, insanı biz yarattık ve nefsinin ona ne gibi vesveseler verdiğini biliyoruz ve biz ona şah damarından daha yakınız." (Kâf, 50/16) ayeti, nefsin vesvesesine işaret ederken; "Şeytan Adem'e vesvese verdi" (A'raf, 7/20; Tâha, 20/120) manasına gelen bir çok ayet de şeytanın vesvesesine delalet etmektedir.

    "Nefsin vesvesesi" tabiri, bir insanın, kendi kendine söylediği ve gönlünden geçirdiği gizli duygular, kararlar, vehimler, hatıralar ve bunlar gibi bütün bâtınî şuur durumlarını da içine alır. Bunlar o kadar gizli ve sessizdir ki, bazılarını melekler dahi bilmekten acizdirler.. acizdirler de, onları sadece Cenab-ı Hakk bilir. Nefisten gelen vesvese, şeytanın vesvesesine kıyasla daha gizlidir. Bu gizlilik, bir cihetten onu kuvvetlendirir. Dolayısıyla nefis, şeytandan daha müthiş bir düşmandır. Belki de, "Senin en büyük düşmanın nefsindir" (Keşfu'l-Hafa, c.1, s.143) diyen Allah Rasulü (s.a.s), işte bu hususa işaret buyurmuşlardır.

    Nefis ve şeytan, verdikleri vesveseler ile, insan ruhunu, hak yolundaki terakkisinden alıkoymak isterler. İnsanın akıl ve fikrini çelip, azim ve iradesini kırarak onu salih amellerden vazgeçirmek, fani zevk ve kaprislere düşürerek de sefilleştirmek isterler.

    Vesvesenin ilk makes bulduğu yer kalbtir. O, burada diğer azalara kalb vasıtasıyla yayılır. Onun içindir ki, vesvesenin ilk tesiri kalbde hissedilir. Tabii ki bu tesir, kabul veya red şekillerinden biri halinde tecelli eder. Eğer gelen vesveseler kalbte kabul görmezse, hayalde edep dışı tasvirler mahiyetine bürünürler. Muhayyilesi bu tasvirlerle meşgul olan insan, bir müddet sonra hiç farkında olmadan kalbini de onlarla meşgul eder. Zaten şeytanın istediği de budur. Zira o, varmak istediği hedefe bu yolla bir kaç adım daha yaklaşmış olur.

    Halbuki kalbte kabul görmeyen vesvesenin hiçbir zararı yoktur. Zira vesvese, hayalden öte geçememiştir ve mantıkça da hayal bir hüküm değildir. Vesvesenin kalbte kabul görmediğini anlamak ise gayet basittir. Şayet kalb, gelen vesveseden dolayı üzülüyor ve ürperiyorsa, bu durum vesvesenin kalbte kabul görmediğine, aksi durum ise, neticenin de aksine bir delil ve bir işarettir. Eğer vesvese kalbte kabul görmüyorsa, bu durumda vesvesenin zararı, zararlı olduğunu düşünmeye münhasır kalır; başkaca da bir zararı yoktur. Hatta kalbin reaksiyonunun şiddeti, kişinin imanındaki kuvvetle doğru orantılıdır. Evet imanın kuvveti nisbetinde kalb vesveseye karşı reaksiyon gösterir. Bazen gafletle kalbin gösterdiği bu reaksiyon tasdik zannedilir. Bu zanna düşen bazı kimseler, kalblerinde müthiş bir heyecan ve helecan hissederler. Bazen de bu durumdan kurtulmak için huzurdan kaçıp gaflete dalmak arzu ederler. Halbuki ortada vesveseyi tasdik diye bir husus söz konusu değildir. Sadece bir reaksiyon vardır. Ve esasen bu reaksiyon da onun imanının salabet ve kuvvetini göstermektedir. Ve yine bu sebepledir ki, Allah Rasulü, bu hal ve durumu anlatırken, "İmanın ta kendisidir!" (Müslim, İman 211; Müsned, 2/456; 6/106) buyurmuşlardır.

    Kalbten çıkan manalar ile hayalin dokuduğu lafızlar arasında bazen münasebet bulunmayabilir. Zira dıştan veya içten bir çok sebep her zaman hayale tesir edebilir. Muhayyile, duygular içinde en çabuk ve en çok tesir altında kalan bir duygudur. Dolayısıyla da, dokuduğu lafızlar, o anda müteessir olduğu sebeplerle ciddi şekilde alakadardır. Bu durum çoklar tarafından bilinmediği için, bunlar, en nezih anlarda hayalin dokuduğu çirkin lafızlar sebebiyle, kalblerinin bozulup tefessüh ettiğine hükmederler. Ve vardıkları bu hükümler de onları şeytanın kucağına iter.

    Eğer, kalbten çıkan mukaddes manalara, arzettiğimiz şekilde, herhangi bir tesir ile müteessir durumda bulunan hayalin dokuduğu lafızlar arasında yakınlık veya temas varsa telaş edip heyecana kapılmamalı. Zira, mukaddes manaların mülevves suretlere yakınlığı zarar vermez; temas ise bir telebbüs (giymek, giyinmek) değildir. Ayrıca hariçte uzaklık sebebi olan zıddiyet, hayalde yakınlık sebebidir. İki zıttan birinin zikredilmesi, diğerini hatırlatır. Gece, gündüzü; ak, karayı; iyi, kötüyü hatırlattığı gibi... Bu münasebetle gelen tahattura çağrışım denilir. Çağrışım ise, çok kere ihtiyarsızdır ve onda mesuliyet yoktur. Eğer zihin, bu ve buna benzer hallere mübtela olursa, yapılacak tek iş, düşünceden vaz geçmek ve onun üzerinde fazla durmamaktır. Zira ehemmiyet verip tetkike daldıkça, vesvese kuvvetlenir ve hayalde bir hastalık meydana getirir. Evet, endişe edecek bir şey yoktur. Çünkü tesir, kalbte değil sadece hayaldedir.

    Vesvese imanî meselelere ait ise, bilinmelidir ki gelen vesveseler, sadece hayale uğramıştır ve bunların akıl ve kalb tarafından tasdik edilmiş hükümlerle alakası yoktur. İnsanın, küfrü hayal ve tasavvur etmesi veya dalaleti düşünmesi hiçbir zaman, küfür ve dalaletin kendisi değildir. Tasdik, tasavvurdan başkadır. Çok şey vardır ki, tasdik ettiğimiz halde tasavvur edemeyiz. Ve yine nice şeyler vardır ki, tasavvur ettiğimiz halde tasdik edemeyiz. Zaten imkan da hiç bir zaman yakîne zarar vermez.

    Bir de, yaptığı ibadet ve amellerin en güzelini araştırmadan doğan vesvese çeşidi vardır ki, çok kere bu vesveseye mübtela olanlar, en güzelini ve en iyisini yapayım derken güzel ve iyiyi de terkettiklerinin farkına bile varmazlar. "Din bir kolaylıktır; zorlaştıran sonunda mağlup düşer" (Buhari, İman 29; Nesei, İman 28; Müsned, 4/422; 5/350,351) hadisindeki hikmetli ikazın düstur edinilip yaşanması, herhalde şeytanın bu yolla insanı mağlup etmek istemesine karşı en güzel hareket tarzıdır.

    Ayrıca, dinde zorlama yoktur.. İslam'ın hükümleri, zâhire göredir. Biz, meselelerin iç yüzünü tetkik ve tahkikle mükellef değiliz. Bu gibi durumlarda bilmeliyiz ki şeytan, bizim bir zayıf anımızı kollamakta ve her an hücuma hazır bekleyip durmaktadır.

    Buraya kadar şeytanın insana karşı bir silahı sayılan vesvese üzerinde durduk. Şimdi bu hususu bir kaç madde içinde özetleyelim:

    a- Vesvese imanın kuvvetindendir

    Herşeyden önce şunu belirtmeliyim ki, vesvese aslâ korkulacak birşey değildir. Çünkü herhangi bir şahsa vesvesenin gelmesi, onda imanın bulunduğuna alamettir. Sahabe-i Kiram'dan Efendimiz'e gelip, "Ya Rasulallah, vesveseye müptelayım" diyen birine, Efendimiz (s.a.s.)'in cevabı: "Endişe edilecek birşey yok; o mahz-ı imandır, imanın ta kendisidir." (Müslim, İman 211; Müsned, 2/456; 6/106) şeklinde olmuştu. Şeytan, sizde de iman sermayesi, ibadet hazinesi, namaz ve dine hizmet cevheri olduğunu bildiği içindir ki, korsanlık yapmakta ve size karşı sürekli taarruzda bulunmaktadır. Korsanlık, belki denizlerde yapılan şekliyle tarihe gömülmüştür ama, şeytana bakan yönüyle, Adem (a.s.) ile başlamış ve kıyamete kadar da devam edecektir.

    Şeytan, kupkuru ve bomboş kalblerle uğraşmaz ve böyle sermayesiz kimselere vesvese okları göndermez. Deniz korsanlarının, her zaman hazine bulunan, yüklü gemilere taarruz etmeleri ve define bulunan adalara saldırmaları gibi şeytan da, her zaman iman cevheri taşıyan kalblere hücum eder.

    Vesveseye düşen mü'min, "Şeytan bütün cephelerde mağlup oldu; bu yüzden, şimdi de imana, İslam'a ait mes'elelerde vesvese ve şüphelerle beni meşgul etmek, hazineme el atmak istiyor; ama -inşaallah- benden birşey koparamayacaktır. Bu onun son çırpınışlarıdır; kapıma haydut kılıklı birinin gelip, birkaç gün el açtıktan sonra çekip gitmesi gibi, bir gün gelecek, o da benden birşey koparamayacağını anlayınca çekip gidecektir. Zaten gitmese de kapılar ona sürmeli. Beni koruyan kale çok sağlam ve Allah'ın izniyle onun buna birşey yapması sözkonusu değildir." diye düşünmelidir.

    b- Vesvese kalbin malı değildir

    Kalb vesveseden rahatsız olduğuna göre o vesvese kalbe mâl edilemez. Çünkü eğer o, kalbin malı olsaydı, kalb ondan rahatsız ve tedirgin olmazdı; zaten böyle bir kalble şeytan da uğraşmazdı.

    Kalbin rahatsız ve tedirgin olması, kalb ve sahibinin vesveseye razı olmamasından ve vesvese ile o kalbin arasında mana ve mahiyet bakımından bir münasebetin bulunmamasındandır. Bunu, tıpkı vücuda giren yabancı mikroplara ve bu mikropların fizyolojik yapıda meydana getirdiği arızalara karşı vücudun antikorları devreye sokması neticesinde hararetin yükselmesi gibi, kişinin vesveseye karşı reaksiyon göstermesi, ateşinin yükselmesi, kaşlarının çatılması, başının ağrıması, iştahının ve ağız tadının kaçması.. gibi şeylerden de anlayabiliriz. İşte, şeytanın da kalbimize gönderdiği, bizim malımız olmayan yabancı hayal, düşünce ve vesveselere karşı, ma'nevi yapımız, iman potansiyelimiz adeta antikor üreterek, bu şer ve şerâreler ordusuna karşı kavga vermekte, bunun neticesinde de ateşimiz yükselip, kalbimiz sıkılmaktadır. Eğer vücudumuz, herhangi bir mukavemette bulunmuyor ve boğa yılanı görmüş bir keçi gibi hemen ona teslim oluyorsa -AİDS virüsüyle gelen mükavemetsizlik gibi- bizim de işimiz bitmiş demektir. Gelen vesvese karşısında kalbimiz, imanımız mukavemet etmezse, o zaman vesvese de olmaz, hararet de yükselmez! Bunun ma'nası şeytan'a "Gel, ne istersen yap!" demektir. Zaten şeytanın istediği de budur.

    c- Vesveseye maruz kalb, kötülerin çer-çöp attığı pınara benzer

    Meseleyi bir de şöyle düşünebiliriz: Berrak, saf ve tertemiz bir su kaynağı düşünün ki bu, bileşikleri, tadı ve va'dettiği şifasıyla tam zemzem suyu gibi bir su kaynağı.. herkes tarafından malum ve meşhur hale gelmiş, dünyaca da kabul edilmiş bir mübarek kevser uzantısı... Şimdi, hain biri geliyor, sinsice o kaynağa yaklaşıp, su üzerine boya, toz, çer-çöp döküp kaçıyor. Siz bunu görünce, "Eyvah" diyorsunuz; "Pınarım bulandı, mahvoldu, pislendi ve ölüp gitti!" Oysa, hakikat böyle değildir. Akan su, üzerine atılan o çer-çöpü götürecek ve safiyetini yine muhafaza edecektir. Sizin kalbiniz, imanınız berrak, pırıl pırıl bir pınar gibi ise, o zaman onu bulandırmak için üzerine atılan tozun, toprağın ona hiçbir zararı olmayacaktır. O toz, toprak zamanla akıp gidecek ve sizin o pislik kabul etmez kaynağınız her zaman temiz kalacaktır. Demek oluyor ki, o bulanıklık pınarın kendinden değil... Evet, işte vesveseye maruz bir kalble alakalı da böyle düşünülmelidir.

    d- Vesvese iradî olmayıp, fiiliyata dökülmüyorsa insanı mes'ul etmez

    Malum olduğu üzere, mükellef ve mes'ul olmada irade ve şuur esasdır. Hayvanların yanısıra, mecnunlara ve aklı, şuuru yerinde olmayanlara da teklif yoktur. Bu itibarla gelen vesveseler iradî olarak gelmiyor ve biz planımızı, programımızı yapıp, "gel" diye kalb ve düşünce kapılarımızı bizzat kendimiz aralamıyorsak, mes'ul sayılmayız.

    İrade, genellikle kendi kendine gelen vesvese ile karşı karşıya kalır ve davetsiz geldiğinden dolayı da ona karşı mukavemet edemez. Ayrıca insan, tedayi-i efkâr ile iradesi dahilinde olmadan, gördüğü, duyduğu, okuduğu şeylerle de bir takım hatıralara, hayallere, düşüncelere maruz kalabilir. İnsanın bu hali, yaratılışın muktezası olduğundan çok defa bunlardan kurtulmak da mümkün değildir.

    e- Vesvese, insanın ilerlemesine mani olmayan örümcek ağı gibidir

    Vesvese, kendine has tutarsızlığıyla iyi bilindiği zaman kat'iyen zararlı olmaz. Zira Kur'an'da, "Muhakkak, şeytanın hilesi zayıftır" (Nisa, 4/76) buyurularak, şeytanın tuzaklarının zayıflığına işaret edilmektedir. Evet şeytanın hilesi var ama, tutarsızdır ve yok gibidir. Mesela, iki duvar arasından geçmek istiyorsunuz; bakıyorsunuz ki, bir örümcek, ağını gerip yolunuzu kapatmış. Şimdi böyle bir durumda geri mi dönersiniz, yoksa yolunuza devam mı edersiniz? Örümcek ağı, sizin ilerlemenize mani olabilir mi, olamaz mı? Şüphesiz hiçbir şey yokmuş gibi onu bir engel gibi görmez ve yolunuza devam edersiniz.

    Efendimiz (s.a.s), şeytanın, kimsenin elinden tutup dalalet, küfür ve günaha sürükleyemeyeceğini ve zorla kötülük yaptırıp günah işletemeyeceğini beyan buyurur. (Bkz: İbrahim, 14/22) Şeytanın yaptığı, ancak fenalıkları süsleyip cazip ve çekici göstermektir. (Bkz: Muhammed, 47/25; En'am, 6/43) İyiyi de kötüyü de yaratan, dalalete de hidayete de sevkeden ancak Cenab-ı Hakk'tır. (Bkz:Fatır, 35/8; Hadis için bkz: İbni Kesir, Tefsiru'l-Kur'ani'l-Azim, 4/409,410) Şeytanın vesveseleri, rengarenk köpüklerle süslenip imar edilmiş bir saray gibidir; ilk bakışta insanı çabuk etkiler ve kendine çeker. Bu cazibeye kapılanlar için o cazip görülen şeyin altında derin çukurlar bulunur, hem de kilometrelere ulaşan derin çukurlar...

    Hülasa, gelip geçiciliği bilindiği zaman vesvesenin zararı olmaz. Vesvese aslında, üflemekle uçup giden bir tüy kadar zayıftır. Veya bir ara toplanıp sonra dağılıveren bulutlara benzer, ama ardından ne yağmur gelir ne de yel!.. Bir başka ifade ile o, uçak yolcularının her zaman hissettikleri bir hava boşluğu gibidir ki içine girilince ne feryat etmeye değer ne de dövünüp yakınmaya!..

    f- Vesvese, üzerinde durulmaz ve dert haline getirilmezse hiçbir zarar vermez

    Düşüncenize bulaşıp da duygularınızı kirletmeyeceğini bildiğiniz zaman vesvese zararlı olmaz. Zira vesvese, hayal aynasında sönüp gidecek kadar zayıf ve gelip geçici bir iz, bir leke ve pislik bulaştırmayacak bir görüntü, bir yansımadan ibarettir. Akla ve hayale gelen şeyler, hayır kaynaklı ise, akıl ve düşünceyi bir derece nurlandırır; fakat şek kaynaklı bir vesvese ise, akla, düşünceye ve kalbe kat'iyen tesir etmez, kirletmez ve zarar da vermez. Hz. Bediüzzaman'ın yaklaşımıyla, elinizde tuttuğunuz aynaya, karşıdaki yılanın görüntüsü aksetse, o aynadaki yılanın elinize zararı olmadığı, ya da aynaya akseden bir pislik elinizi kirletmediği veya yanan ateşi elinizdeki aynaya tevcih ettiğiniz zaman eliniz yanmadığı, keza elmasa zararı olmadığı gibi şeytanın dışta, ya da içte müessiriyet ölçüsünde herhangi bir zararı sözkonusu değildir.

    Evet, üzerinde durmadığınız, merakla üzerine varmadığınız, sahip çıkıp kabullenmediğiniz, küçük görerek şişmesine meydan vermediğiniz ve bir dert haline getirmediğiniz takdirde vesvesenin hiçbir zararı olmaz. Öyle ise ona hep tepeden bakmalı ve "Allah (c.c.)'ın izniyle bunun altından vurup, üstünden çıkarız" denmelidir.

    g- Vesvese zararlı tevehhüm edildiği zaman zarar verir

    Şimdiye kadar anlattıklarımızın hilafına hareket edildiğinde az dahi olsa vesvesenin zararı olabilir. Evet vesvesenin zararsız olduğu bilinmeyip, zararlı tevehhüm edildiği zaman o zararlı olabilir. Yani üzerinde durulup kurcalandığı ve merakla karıştırıldığı zaman büyütülebilir.. büyük görüp önem verdikçe o da büyür ve bir balon gibi şişerek bizi yutacak hale gelebilir. Bir arı-kovanı içinde yüzlerce arı bulunur ama, siz önemsemeden onun önünden geçer gidersiniz.. onlar da size ilişmez. Vesvese karşısında da yapmamız gereken şey bundan farklı olmamalıdır.

    Şeytan, zayıf ve geçici bir görüntü karesini hayalimize atar, biz de onu cazip bulur ve işletirsek, o bir karelik manzara, hayal sinemamızda saatleri içine alan bir film şeridi haline gelir; gelir ve biz bunun farkına bile varamayız. Hususiyle yalnız kalınca, bilhassa gençlerde ve hele nefsaniliğe bakan, bedeni tesir altına alan manzaralar karşısında... Evet, insan onu alır ve hayalinde maceralı bir film haline getirir. Halbuki şeytana ait olan, o ilk dar sahnedir. Öyleyse o ilk oltaya takılmamak, oyununa gelmemek ve onu işlettirmemek gerekir ki, şeytan da bizi işletmesin ve işlete işlete hayallerimizi gerçeğe dönüştürmesin; biz de neticede o bir karelik görüntünün kurbanı olmayalım.

    h- Hassas ve asabî ruhlar, şeytanın vesvesesine önem verip vehme kapılmamalıdır

    Vesvese, hassas ve asabî ruhlarda, daha da zararlı bir hastalık, hatta zamanla meleke haline gelebilir. Böyle birisi, vesvese geldiğinde, zararlı olacağı endişesiyle telaşa ve vehme kapılır, kalben, fikren ve im'ân-ı nazarla (iyice tetkikle) derinleşip, o meseleyi kendine mâl eder; derken kendisinde o, bir huy haline gelerek onunla bütünleşir. Bu ise, şeytan karşısında ye'se düşüp, büsbütün bir yenilgi ifadesidir. Böyle biri, ümitsiz bir halde "Artık ben mahvoldum" deyip, mağlubiyeti kabul eder ve merkezi, şeytanın kullanmasına hazır hale getirir ve hatta ona bırakır. Bir kumandan düşünün; ilerde sağ tarafta bir kaç madeni parlama gördü diye, düşman o taraftan saldırıya geçecek vehmine kapılır ve ordusunun sağ kanadını boşaltıp o tarafa sürer; sol tarafındaki dağlarda da ağaç yapraklarının kıpırdanmalarından, düşmanın saklandığı ve hücum edeceği düşüncesine kapılarak, ordusunun sol kanadını da oraya sevkeder. Neticede merkez, hasmın taarruz ve imha hareketine açık ve hazır hale gelmiş olur. Esasen böyle bir davranış taktik bilememenin ve düşmanı tanıyamamanın ifadesidir. Bütün bunlardan açıkça görülüyor ki, şeytanın vesvese adına bir kibrit çöpü kadar önemi yokken, insan onu azmanlaştırıyor, azgınlaştırıyor ve kendi başına salıveriyor. Evet, dikkat etmeli ve onu hayalimizde, düşüncemizde büyütmemeliyiz.

    ı- İbadet ile vesvesenin manyetik alanından hemen uzaklaşıp, onun psikolojik tesirinden çıkılmalıdır!..

    Vesveseye karşı sizi onun manyetik alanından kurtaracak davranışlarda bulunmak çok önemlidir. Hadiste de ifade edildiği gibi, böyle bir şey ârız olduğunda, söz gelimi insan birşeye gadaplandığında ayakta ise oturmalı oturuyorsa ayağa kalkmalı veya kalkıp iki rekat namaz kılarak, iç dünyasında bazı değişiklikler yaparak içerisindeki sisi, dumanı dağıtacak birşeyler yapmalıdır. Evet, irade devreye sokularak, insan psikolojisine tesir edebilecek ve elde olmadan içine düşülen hava boşluğundan onu çıkaracak veya tutulduğu elektrik akımı gibi o güçlü vakumdan onu çekip alacak, küçük de olsa mutlaka bir vesile aranmalıdır. Efendimiz (s.a.s), bir sefer dönüşü -bir defaya mahsus olmak üzere- yorgunluktan uyanamayıp sabah namazı kazaya kalınca "Burayı derhal terkedin; şeytan burada hakimiyet kurmuş" (Müslim, Mesacid 309; Ebu Davut, Salat 11; Tirmizi, Tefsiru sure 20; İbni Mace, Salat 10; Muvatta, Salat 25) şekilde ikazda bulunmuştu. Evet, her zaman şeytanın manyetik alanına karşı dikkatli olunmalı ve şayet bilmeyerek içine girilmişse, çarçabuk oradan uzaklaşılmalıdır. Gaflet ve dikkatsizlik, şeytan ve şeytanî şeylere birer hüsn-ü istikbalse, evrad-u ezkâr, Allah'ı ilan ve O'nunla irtibatlanma bütün şer kuvvetlere karşı bir müdafaa, hatta bir taarruzdur.

    M. Gülen


  4. 11.Şubat.2011, 17:14
    2
    Devamlı Üye



    Vesvese, gizli sese denir. Bir mastar olan "vesvâs" kelimesinin şeytana isim olması da aynı manayla alakalıdır ki, şeytan "vesvesenin kaynağı" demektir. Ancak örfen meşhur olan manasıyla vesvese, nefsin veya şeytanın kalbe attığı hayırsız, faidesiz, alçak hatıra ve mülahazalara verilen bir isimdir.

    Hem nefsin hem de şeytanın vesvesesi, Kur'an-ı Kerim'de ayrı ayrı zikredilir.

    "Andolsun ki, insanı biz yarattık ve nefsinin ona ne gibi vesveseler verdiğini biliyoruz ve biz ona şah damarından daha yakınız." (Kâf, 50/16) ayeti, nefsin vesvesesine işaret ederken; "Şeytan Adem'e vesvese verdi" (A'raf, 7/20; Tâha, 20/120) manasına gelen bir çok ayet de şeytanın vesvesesine delalet etmektedir.

    "Nefsin vesvesesi" tabiri, bir insanın, kendi kendine söylediği ve gönlünden geçirdiği gizli duygular, kararlar, vehimler, hatıralar ve bunlar gibi bütün bâtınî şuur durumlarını da içine alır. Bunlar o kadar gizli ve sessizdir ki, bazılarını melekler dahi bilmekten acizdirler.. acizdirler de, onları sadece Cenab-ı Hakk bilir. Nefisten gelen vesvese, şeytanın vesvesesine kıyasla daha gizlidir. Bu gizlilik, bir cihetten onu kuvvetlendirir. Dolayısıyla nefis, şeytandan daha müthiş bir düşmandır. Belki de, "Senin en büyük düşmanın nefsindir" (Keşfu'l-Hafa, c.1, s.143) diyen Allah Rasulü (s.a.s), işte bu hususa işaret buyurmuşlardır.

    Nefis ve şeytan, verdikleri vesveseler ile, insan ruhunu, hak yolundaki terakkisinden alıkoymak isterler. İnsanın akıl ve fikrini çelip, azim ve iradesini kırarak onu salih amellerden vazgeçirmek, fani zevk ve kaprislere düşürerek de sefilleştirmek isterler.

    Vesvesenin ilk makes bulduğu yer kalbtir. O, burada diğer azalara kalb vasıtasıyla yayılır. Onun içindir ki, vesvesenin ilk tesiri kalbde hissedilir. Tabii ki bu tesir, kabul veya red şekillerinden biri halinde tecelli eder. Eğer gelen vesveseler kalbte kabul görmezse, hayalde edep dışı tasvirler mahiyetine bürünürler. Muhayyilesi bu tasvirlerle meşgul olan insan, bir müddet sonra hiç farkında olmadan kalbini de onlarla meşgul eder. Zaten şeytanın istediği de budur. Zira o, varmak istediği hedefe bu yolla bir kaç adım daha yaklaşmış olur.

    Halbuki kalbte kabul görmeyen vesvesenin hiçbir zararı yoktur. Zira vesvese, hayalden öte geçememiştir ve mantıkça da hayal bir hüküm değildir. Vesvesenin kalbte kabul görmediğini anlamak ise gayet basittir. Şayet kalb, gelen vesveseden dolayı üzülüyor ve ürperiyorsa, bu durum vesvesenin kalbte kabul görmediğine, aksi durum ise, neticenin de aksine bir delil ve bir işarettir. Eğer vesvese kalbte kabul görmüyorsa, bu durumda vesvesenin zararı, zararlı olduğunu düşünmeye münhasır kalır; başkaca da bir zararı yoktur. Hatta kalbin reaksiyonunun şiddeti, kişinin imanındaki kuvvetle doğru orantılıdır. Evet imanın kuvveti nisbetinde kalb vesveseye karşı reaksiyon gösterir. Bazen gafletle kalbin gösterdiği bu reaksiyon tasdik zannedilir. Bu zanna düşen bazı kimseler, kalblerinde müthiş bir heyecan ve helecan hissederler. Bazen de bu durumdan kurtulmak için huzurdan kaçıp gaflete dalmak arzu ederler. Halbuki ortada vesveseyi tasdik diye bir husus söz konusu değildir. Sadece bir reaksiyon vardır. Ve esasen bu reaksiyon da onun imanının salabet ve kuvvetini göstermektedir. Ve yine bu sebepledir ki, Allah Rasulü, bu hal ve durumu anlatırken, "İmanın ta kendisidir!" (Müslim, İman 211; Müsned, 2/456; 6/106) buyurmuşlardır.

    Kalbten çıkan manalar ile hayalin dokuduğu lafızlar arasında bazen münasebet bulunmayabilir. Zira dıştan veya içten bir çok sebep her zaman hayale tesir edebilir. Muhayyile, duygular içinde en çabuk ve en çok tesir altında kalan bir duygudur. Dolayısıyla da, dokuduğu lafızlar, o anda müteessir olduğu sebeplerle ciddi şekilde alakadardır. Bu durum çoklar tarafından bilinmediği için, bunlar, en nezih anlarda hayalin dokuduğu çirkin lafızlar sebebiyle, kalblerinin bozulup tefessüh ettiğine hükmederler. Ve vardıkları bu hükümler de onları şeytanın kucağına iter.

    Eğer, kalbten çıkan mukaddes manalara, arzettiğimiz şekilde, herhangi bir tesir ile müteessir durumda bulunan hayalin dokuduğu lafızlar arasında yakınlık veya temas varsa telaş edip heyecana kapılmamalı. Zira, mukaddes manaların mülevves suretlere yakınlığı zarar vermez; temas ise bir telebbüs (giymek, giyinmek) değildir. Ayrıca hariçte uzaklık sebebi olan zıddiyet, hayalde yakınlık sebebidir. İki zıttan birinin zikredilmesi, diğerini hatırlatır. Gece, gündüzü; ak, karayı; iyi, kötüyü hatırlattığı gibi... Bu münasebetle gelen tahattura çağrışım denilir. Çağrışım ise, çok kere ihtiyarsızdır ve onda mesuliyet yoktur. Eğer zihin, bu ve buna benzer hallere mübtela olursa, yapılacak tek iş, düşünceden vaz geçmek ve onun üzerinde fazla durmamaktır. Zira ehemmiyet verip tetkike daldıkça, vesvese kuvvetlenir ve hayalde bir hastalık meydana getirir. Evet, endişe edecek bir şey yoktur. Çünkü tesir, kalbte değil sadece hayaldedir.

    Vesvese imanî meselelere ait ise, bilinmelidir ki gelen vesveseler, sadece hayale uğramıştır ve bunların akıl ve kalb tarafından tasdik edilmiş hükümlerle alakası yoktur. İnsanın, küfrü hayal ve tasavvur etmesi veya dalaleti düşünmesi hiçbir zaman, küfür ve dalaletin kendisi değildir. Tasdik, tasavvurdan başkadır. Çok şey vardır ki, tasdik ettiğimiz halde tasavvur edemeyiz. Ve yine nice şeyler vardır ki, tasavvur ettiğimiz halde tasdik edemeyiz. Zaten imkan da hiç bir zaman yakîne zarar vermez.

    Bir de, yaptığı ibadet ve amellerin en güzelini araştırmadan doğan vesvese çeşidi vardır ki, çok kere bu vesveseye mübtela olanlar, en güzelini ve en iyisini yapayım derken güzel ve iyiyi de terkettiklerinin farkına bile varmazlar. "Din bir kolaylıktır; zorlaştıran sonunda mağlup düşer" (Buhari, İman 29; Nesei, İman 28; Müsned, 4/422; 5/350,351) hadisindeki hikmetli ikazın düstur edinilip yaşanması, herhalde şeytanın bu yolla insanı mağlup etmek istemesine karşı en güzel hareket tarzıdır.

    Ayrıca, dinde zorlama yoktur.. İslam'ın hükümleri, zâhire göredir. Biz, meselelerin iç yüzünü tetkik ve tahkikle mükellef değiliz. Bu gibi durumlarda bilmeliyiz ki şeytan, bizim bir zayıf anımızı kollamakta ve her an hücuma hazır bekleyip durmaktadır.

    Buraya kadar şeytanın insana karşı bir silahı sayılan vesvese üzerinde durduk. Şimdi bu hususu bir kaç madde içinde özetleyelim:

    a- Vesvese imanın kuvvetindendir

    Herşeyden önce şunu belirtmeliyim ki, vesvese aslâ korkulacak birşey değildir. Çünkü herhangi bir şahsa vesvesenin gelmesi, onda imanın bulunduğuna alamettir. Sahabe-i Kiram'dan Efendimiz'e gelip, "Ya Rasulallah, vesveseye müptelayım" diyen birine, Efendimiz (s.a.s.)'in cevabı: "Endişe edilecek birşey yok; o mahz-ı imandır, imanın ta kendisidir." (Müslim, İman 211; Müsned, 2/456; 6/106) şeklinde olmuştu. Şeytan, sizde de iman sermayesi, ibadet hazinesi, namaz ve dine hizmet cevheri olduğunu bildiği içindir ki, korsanlık yapmakta ve size karşı sürekli taarruzda bulunmaktadır. Korsanlık, belki denizlerde yapılan şekliyle tarihe gömülmüştür ama, şeytana bakan yönüyle, Adem (a.s.) ile başlamış ve kıyamete kadar da devam edecektir.

    Şeytan, kupkuru ve bomboş kalblerle uğraşmaz ve böyle sermayesiz kimselere vesvese okları göndermez. Deniz korsanlarının, her zaman hazine bulunan, yüklü gemilere taarruz etmeleri ve define bulunan adalara saldırmaları gibi şeytan da, her zaman iman cevheri taşıyan kalblere hücum eder.

    Vesveseye düşen mü'min, "Şeytan bütün cephelerde mağlup oldu; bu yüzden, şimdi de imana, İslam'a ait mes'elelerde vesvese ve şüphelerle beni meşgul etmek, hazineme el atmak istiyor; ama -inşaallah- benden birşey koparamayacaktır. Bu onun son çırpınışlarıdır; kapıma haydut kılıklı birinin gelip, birkaç gün el açtıktan sonra çekip gitmesi gibi, bir gün gelecek, o da benden birşey koparamayacağını anlayınca çekip gidecektir. Zaten gitmese de kapılar ona sürmeli. Beni koruyan kale çok sağlam ve Allah'ın izniyle onun buna birşey yapması sözkonusu değildir." diye düşünmelidir.

    b- Vesvese kalbin malı değildir

    Kalb vesveseden rahatsız olduğuna göre o vesvese kalbe mâl edilemez. Çünkü eğer o, kalbin malı olsaydı, kalb ondan rahatsız ve tedirgin olmazdı; zaten böyle bir kalble şeytan da uğraşmazdı.

    Kalbin rahatsız ve tedirgin olması, kalb ve sahibinin vesveseye razı olmamasından ve vesvese ile o kalbin arasında mana ve mahiyet bakımından bir münasebetin bulunmamasındandır. Bunu, tıpkı vücuda giren yabancı mikroplara ve bu mikropların fizyolojik yapıda meydana getirdiği arızalara karşı vücudun antikorları devreye sokması neticesinde hararetin yükselmesi gibi, kişinin vesveseye karşı reaksiyon göstermesi, ateşinin yükselmesi, kaşlarının çatılması, başının ağrıması, iştahının ve ağız tadının kaçması.. gibi şeylerden de anlayabiliriz. İşte, şeytanın da kalbimize gönderdiği, bizim malımız olmayan yabancı hayal, düşünce ve vesveselere karşı, ma'nevi yapımız, iman potansiyelimiz adeta antikor üreterek, bu şer ve şerâreler ordusuna karşı kavga vermekte, bunun neticesinde de ateşimiz yükselip, kalbimiz sıkılmaktadır. Eğer vücudumuz, herhangi bir mukavemette bulunmuyor ve boğa yılanı görmüş bir keçi gibi hemen ona teslim oluyorsa -AİDS virüsüyle gelen mükavemetsizlik gibi- bizim de işimiz bitmiş demektir. Gelen vesvese karşısında kalbimiz, imanımız mukavemet etmezse, o zaman vesvese de olmaz, hararet de yükselmez! Bunun ma'nası şeytan'a "Gel, ne istersen yap!" demektir. Zaten şeytanın istediği de budur.

    c- Vesveseye maruz kalb, kötülerin çer-çöp attığı pınara benzer

    Meseleyi bir de şöyle düşünebiliriz: Berrak, saf ve tertemiz bir su kaynağı düşünün ki bu, bileşikleri, tadı ve va'dettiği şifasıyla tam zemzem suyu gibi bir su kaynağı.. herkes tarafından malum ve meşhur hale gelmiş, dünyaca da kabul edilmiş bir mübarek kevser uzantısı... Şimdi, hain biri geliyor, sinsice o kaynağa yaklaşıp, su üzerine boya, toz, çer-çöp döküp kaçıyor. Siz bunu görünce, "Eyvah" diyorsunuz; "Pınarım bulandı, mahvoldu, pislendi ve ölüp gitti!" Oysa, hakikat böyle değildir. Akan su, üzerine atılan o çer-çöpü götürecek ve safiyetini yine muhafaza edecektir. Sizin kalbiniz, imanınız berrak, pırıl pırıl bir pınar gibi ise, o zaman onu bulandırmak için üzerine atılan tozun, toprağın ona hiçbir zararı olmayacaktır. O toz, toprak zamanla akıp gidecek ve sizin o pislik kabul etmez kaynağınız her zaman temiz kalacaktır. Demek oluyor ki, o bulanıklık pınarın kendinden değil... Evet, işte vesveseye maruz bir kalble alakalı da böyle düşünülmelidir.

    d- Vesvese iradî olmayıp, fiiliyata dökülmüyorsa insanı mes'ul etmez

    Malum olduğu üzere, mükellef ve mes'ul olmada irade ve şuur esasdır. Hayvanların yanısıra, mecnunlara ve aklı, şuuru yerinde olmayanlara da teklif yoktur. Bu itibarla gelen vesveseler iradî olarak gelmiyor ve biz planımızı, programımızı yapıp, "gel" diye kalb ve düşünce kapılarımızı bizzat kendimiz aralamıyorsak, mes'ul sayılmayız.

    İrade, genellikle kendi kendine gelen vesvese ile karşı karşıya kalır ve davetsiz geldiğinden dolayı da ona karşı mukavemet edemez. Ayrıca insan, tedayi-i efkâr ile iradesi dahilinde olmadan, gördüğü, duyduğu, okuduğu şeylerle de bir takım hatıralara, hayallere, düşüncelere maruz kalabilir. İnsanın bu hali, yaratılışın muktezası olduğundan çok defa bunlardan kurtulmak da mümkün değildir.

    e- Vesvese, insanın ilerlemesine mani olmayan örümcek ağı gibidir

    Vesvese, kendine has tutarsızlığıyla iyi bilindiği zaman kat'iyen zararlı olmaz. Zira Kur'an'da, "Muhakkak, şeytanın hilesi zayıftır" (Nisa, 4/76) buyurularak, şeytanın tuzaklarının zayıflığına işaret edilmektedir. Evet şeytanın hilesi var ama, tutarsızdır ve yok gibidir. Mesela, iki duvar arasından geçmek istiyorsunuz; bakıyorsunuz ki, bir örümcek, ağını gerip yolunuzu kapatmış. Şimdi böyle bir durumda geri mi dönersiniz, yoksa yolunuza devam mı edersiniz? Örümcek ağı, sizin ilerlemenize mani olabilir mi, olamaz mı? Şüphesiz hiçbir şey yokmuş gibi onu bir engel gibi görmez ve yolunuza devam edersiniz.

    Efendimiz (s.a.s), şeytanın, kimsenin elinden tutup dalalet, küfür ve günaha sürükleyemeyeceğini ve zorla kötülük yaptırıp günah işletemeyeceğini beyan buyurur. (Bkz: İbrahim, 14/22) Şeytanın yaptığı, ancak fenalıkları süsleyip cazip ve çekici göstermektir. (Bkz: Muhammed, 47/25; En'am, 6/43) İyiyi de kötüyü de yaratan, dalalete de hidayete de sevkeden ancak Cenab-ı Hakk'tır. (Bkz:Fatır, 35/8; Hadis için bkz: İbni Kesir, Tefsiru'l-Kur'ani'l-Azim, 4/409,410) Şeytanın vesveseleri, rengarenk köpüklerle süslenip imar edilmiş bir saray gibidir; ilk bakışta insanı çabuk etkiler ve kendine çeker. Bu cazibeye kapılanlar için o cazip görülen şeyin altında derin çukurlar bulunur, hem de kilometrelere ulaşan derin çukurlar...

    Hülasa, gelip geçiciliği bilindiği zaman vesvesenin zararı olmaz. Vesvese aslında, üflemekle uçup giden bir tüy kadar zayıftır. Veya bir ara toplanıp sonra dağılıveren bulutlara benzer, ama ardından ne yağmur gelir ne de yel!.. Bir başka ifade ile o, uçak yolcularının her zaman hissettikleri bir hava boşluğu gibidir ki içine girilince ne feryat etmeye değer ne de dövünüp yakınmaya!..

    f- Vesvese, üzerinde durulmaz ve dert haline getirilmezse hiçbir zarar vermez

    Düşüncenize bulaşıp da duygularınızı kirletmeyeceğini bildiğiniz zaman vesvese zararlı olmaz. Zira vesvese, hayal aynasında sönüp gidecek kadar zayıf ve gelip geçici bir iz, bir leke ve pislik bulaştırmayacak bir görüntü, bir yansımadan ibarettir. Akla ve hayale gelen şeyler, hayır kaynaklı ise, akıl ve düşünceyi bir derece nurlandırır; fakat şek kaynaklı bir vesvese ise, akla, düşünceye ve kalbe kat'iyen tesir etmez, kirletmez ve zarar da vermez. Hz. Bediüzzaman'ın yaklaşımıyla, elinizde tuttuğunuz aynaya, karşıdaki yılanın görüntüsü aksetse, o aynadaki yılanın elinize zararı olmadığı, ya da aynaya akseden bir pislik elinizi kirletmediği veya yanan ateşi elinizdeki aynaya tevcih ettiğiniz zaman eliniz yanmadığı, keza elmasa zararı olmadığı gibi şeytanın dışta, ya da içte müessiriyet ölçüsünde herhangi bir zararı sözkonusu değildir.

    Evet, üzerinde durmadığınız, merakla üzerine varmadığınız, sahip çıkıp kabullenmediğiniz, küçük görerek şişmesine meydan vermediğiniz ve bir dert haline getirmediğiniz takdirde vesvesenin hiçbir zararı olmaz. Öyle ise ona hep tepeden bakmalı ve "Allah (c.c.)'ın izniyle bunun altından vurup, üstünden çıkarız" denmelidir.

    g- Vesvese zararlı tevehhüm edildiği zaman zarar verir

    Şimdiye kadar anlattıklarımızın hilafına hareket edildiğinde az dahi olsa vesvesenin zararı olabilir. Evet vesvesenin zararsız olduğu bilinmeyip, zararlı tevehhüm edildiği zaman o zararlı olabilir. Yani üzerinde durulup kurcalandığı ve merakla karıştırıldığı zaman büyütülebilir.. büyük görüp önem verdikçe o da büyür ve bir balon gibi şişerek bizi yutacak hale gelebilir. Bir arı-kovanı içinde yüzlerce arı bulunur ama, siz önemsemeden onun önünden geçer gidersiniz.. onlar da size ilişmez. Vesvese karşısında da yapmamız gereken şey bundan farklı olmamalıdır.

    Şeytan, zayıf ve geçici bir görüntü karesini hayalimize atar, biz de onu cazip bulur ve işletirsek, o bir karelik manzara, hayal sinemamızda saatleri içine alan bir film şeridi haline gelir; gelir ve biz bunun farkına bile varamayız. Hususiyle yalnız kalınca, bilhassa gençlerde ve hele nefsaniliğe bakan, bedeni tesir altına alan manzaralar karşısında... Evet, insan onu alır ve hayalinde maceralı bir film haline getirir. Halbuki şeytana ait olan, o ilk dar sahnedir. Öyleyse o ilk oltaya takılmamak, oyununa gelmemek ve onu işlettirmemek gerekir ki, şeytan da bizi işletmesin ve işlete işlete hayallerimizi gerçeğe dönüştürmesin; biz de neticede o bir karelik görüntünün kurbanı olmayalım.

    h- Hassas ve asabî ruhlar, şeytanın vesvesesine önem verip vehme kapılmamalıdır

    Vesvese, hassas ve asabî ruhlarda, daha da zararlı bir hastalık, hatta zamanla meleke haline gelebilir. Böyle birisi, vesvese geldiğinde, zararlı olacağı endişesiyle telaşa ve vehme kapılır, kalben, fikren ve im'ân-ı nazarla (iyice tetkikle) derinleşip, o meseleyi kendine mâl eder; derken kendisinde o, bir huy haline gelerek onunla bütünleşir. Bu ise, şeytan karşısında ye'se düşüp, büsbütün bir yenilgi ifadesidir. Böyle biri, ümitsiz bir halde "Artık ben mahvoldum" deyip, mağlubiyeti kabul eder ve merkezi, şeytanın kullanmasına hazır hale getirir ve hatta ona bırakır. Bir kumandan düşünün; ilerde sağ tarafta bir kaç madeni parlama gördü diye, düşman o taraftan saldırıya geçecek vehmine kapılır ve ordusunun sağ kanadını boşaltıp o tarafa sürer; sol tarafındaki dağlarda da ağaç yapraklarının kıpırdanmalarından, düşmanın saklandığı ve hücum edeceği düşüncesine kapılarak, ordusunun sol kanadını da oraya sevkeder. Neticede merkez, hasmın taarruz ve imha hareketine açık ve hazır hale gelmiş olur. Esasen böyle bir davranış taktik bilememenin ve düşmanı tanıyamamanın ifadesidir. Bütün bunlardan açıkça görülüyor ki, şeytanın vesvese adına bir kibrit çöpü kadar önemi yokken, insan onu azmanlaştırıyor, azgınlaştırıyor ve kendi başına salıveriyor. Evet, dikkat etmeli ve onu hayalimizde, düşüncemizde büyütmemeliyiz.

    ı- İbadet ile vesvesenin manyetik alanından hemen uzaklaşıp, onun psikolojik tesirinden çıkılmalıdır!..

    Vesveseye karşı sizi onun manyetik alanından kurtaracak davranışlarda bulunmak çok önemlidir. Hadiste de ifade edildiği gibi, böyle bir şey ârız olduğunda, söz gelimi insan birşeye gadaplandığında ayakta ise oturmalı oturuyorsa ayağa kalkmalı veya kalkıp iki rekat namaz kılarak, iç dünyasında bazı değişiklikler yaparak içerisindeki sisi, dumanı dağıtacak birşeyler yapmalıdır. Evet, irade devreye sokularak, insan psikolojisine tesir edebilecek ve elde olmadan içine düşülen hava boşluğundan onu çıkaracak veya tutulduğu elektrik akımı gibi o güçlü vakumdan onu çekip alacak, küçük de olsa mutlaka bir vesile aranmalıdır. Efendimiz (s.a.s), bir sefer dönüşü -bir defaya mahsus olmak üzere- yorgunluktan uyanamayıp sabah namazı kazaya kalınca "Burayı derhal terkedin; şeytan burada hakimiyet kurmuş" (Müslim, Mesacid 309; Ebu Davut, Salat 11; Tirmizi, Tefsiru sure 20; İbni Mace, Salat 10; Muvatta, Salat 25) şekilde ikazda bulunmuştu. Evet, her zaman şeytanın manyetik alanına karşı dikkatli olunmalı ve şayet bilmeyerek içine girilmişse, çarçabuk oradan uzaklaşılmalıdır. Gaflet ve dikkatsizlik, şeytan ve şeytanî şeylere birer hüsn-ü istikbalse, evrad-u ezkâr, Allah'ı ilan ve O'nunla irtibatlanma bütün şer kuvvetlere karşı bir müdafaa, hatta bir taarruzdur.

    M. Gülen


  5. 11.Şubat.2011, 18:47
    3
    @Burcu
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 19.Ocak.2011
    Üye No: 83293
    Mesaj Sayısı: 134
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2
    Yaş: 30

    Cevap: dinimi imanımı kaybetmek istemiyorum

    Sayın misafir kardeşim Allah yardımcınız olsun bunu ben de yaşadım çok iyi anlıyorum
    hiçbir şey yokken birden başlayan bu his insanı çok yoruyor üzüyor çıkmaza sokuyor ..

    Ben yaklaşık 3 ay kadar yaşadım bu durumu uzun uzun anlatsam sayfalar yetmez ama kısa ve öz bir şekilde nasıl kurtulduğumu şöyle söyleyeyim (kurtulmak derken işin vesvese kısmından bahsediyorum)

    bende bu vesvese titremeler gece uyuyamama ve yarı baygın hale gelmeye kadar vardı üstelik hepsi 1 gün içinde oldu birkaç hafta devam etti şiddeti azalarak
    ne olduğumu şaşırmıştım neden böyle olduğumu farkedememiştim etrafımda da bu konuda yardımcı olacak bilen kimse yoktu .. aklımda hep aynı gereksiz sorular İSTEMEDİĞİM halde orada duran şeyler
    ne yaptıysam olmadı ama en büyük hatam bu durumu CİDDİYE almam oldu 'eyvah yoksa dinden mi çıktım' düşüncesi beni mahvetti ya şimdi ölürsem imansız mı gideceğim diye içimdekikorkudan dolayı titriyordum bu durumu yaşayan bilir yaşayan anlar

    ben yaşayan biri olarak size kısa yoldan şunu yapmanızı öneririm
    bir kere bu KORKU var ya içinizde iman kayubetme korkusu o çok güzel onu sevin ama hani bazen diyormuşsunuz ki 'olsun gitsin' haşa .. bu cümlenizden korkun asıl korkmanız gereken o

    en son şöyle düşündüm 'gerçekten inanmayan biri neden böyle korksun titresin ve bunu dert etsin ? Rab'bim beni bırakmış olamaz hala yaşıyorum O'ndan ümidimi kesemem''

    sonra dönüp baktım geçmişime hep bir GEREKSİZ güvenmişim kendime öğrenmek için adım atmadan imanımın orada duracağına inanmış kıpırdamamışım oyüzden de bu vesveseye kolayca düşmüşüm işte ..

    Hani diyoruz ya 'hiç bir sebep yokken geldi bu vesvese' iyi düşünün çok iyi hatırlayın hayatınızı gözden geçirin ..

    o vesveseden önce ve sonra olmak üzere neredeyse hayatımı ikiye ayırdım
    iman ne demekmiş müslüman olmak nasıl bir değermiş feleğimi şaşırarak öğrendim
    ilaç önerenler oldu psikolog a git diyenler oldu yaptığım en güzel şey Allah'a yaslanmak namazlarıma devam etmek oldu ; yine insanız kusurumuz hatamız oluyor yapmamamız gerekirken ama o vesveseden sonra KESİNLİKLE imanın değeri konusunda bin kat bilince eriyorsunuz

    üzerine gitmeyin bana da bu tavsiye edilmişti
    bir de burada bir arkadaş şu örneği vermişti Allah'ın varlığını bizim idrakimiz algılar mı konusunda

    düz bir ova düşün sen yalnızca kendi gözünün kapasitesi kadar görürsün ötesini göremezsin ..

    Rab'bim yardımcınız olsun ; ben çok ağır bir vesvese dönemi atlattım ve geçti hiç korkmayın inşaAllah geçecek ama asla başladığınız namazınızı diğer ibadetlerinizi bırakmayın çünkü vesvesede kazanıp kaybettiğinizi buradan anlarsınız
    size bunu yapmasına izin vermeyin nefsinizin ve şeytanın
    alt edin inşaAllah


  6. 11.Şubat.2011, 18:47
    3
    Devamlı Üye
    Sayın misafir kardeşim Allah yardımcınız olsun bunu ben de yaşadım çok iyi anlıyorum
    hiçbir şey yokken birden başlayan bu his insanı çok yoruyor üzüyor çıkmaza sokuyor ..

    Ben yaklaşık 3 ay kadar yaşadım bu durumu uzun uzun anlatsam sayfalar yetmez ama kısa ve öz bir şekilde nasıl kurtulduğumu şöyle söyleyeyim (kurtulmak derken işin vesvese kısmından bahsediyorum)

    bende bu vesvese titremeler gece uyuyamama ve yarı baygın hale gelmeye kadar vardı üstelik hepsi 1 gün içinde oldu birkaç hafta devam etti şiddeti azalarak
    ne olduğumu şaşırmıştım neden böyle olduğumu farkedememiştim etrafımda da bu konuda yardımcı olacak bilen kimse yoktu .. aklımda hep aynı gereksiz sorular İSTEMEDİĞİM halde orada duran şeyler
    ne yaptıysam olmadı ama en büyük hatam bu durumu CİDDİYE almam oldu 'eyvah yoksa dinden mi çıktım' düşüncesi beni mahvetti ya şimdi ölürsem imansız mı gideceğim diye içimdekikorkudan dolayı titriyordum bu durumu yaşayan bilir yaşayan anlar

    ben yaşayan biri olarak size kısa yoldan şunu yapmanızı öneririm
    bir kere bu KORKU var ya içinizde iman kayubetme korkusu o çok güzel onu sevin ama hani bazen diyormuşsunuz ki 'olsun gitsin' haşa .. bu cümlenizden korkun asıl korkmanız gereken o

    en son şöyle düşündüm 'gerçekten inanmayan biri neden böyle korksun titresin ve bunu dert etsin ? Rab'bim beni bırakmış olamaz hala yaşıyorum O'ndan ümidimi kesemem''

    sonra dönüp baktım geçmişime hep bir GEREKSİZ güvenmişim kendime öğrenmek için adım atmadan imanımın orada duracağına inanmış kıpırdamamışım oyüzden de bu vesveseye kolayca düşmüşüm işte ..

    Hani diyoruz ya 'hiç bir sebep yokken geldi bu vesvese' iyi düşünün çok iyi hatırlayın hayatınızı gözden geçirin ..

    o vesveseden önce ve sonra olmak üzere neredeyse hayatımı ikiye ayırdım
    iman ne demekmiş müslüman olmak nasıl bir değermiş feleğimi şaşırarak öğrendim
    ilaç önerenler oldu psikolog a git diyenler oldu yaptığım en güzel şey Allah'a yaslanmak namazlarıma devam etmek oldu ; yine insanız kusurumuz hatamız oluyor yapmamamız gerekirken ama o vesveseden sonra KESİNLİKLE imanın değeri konusunda bin kat bilince eriyorsunuz

    üzerine gitmeyin bana da bu tavsiye edilmişti
    bir de burada bir arkadaş şu örneği vermişti Allah'ın varlığını bizim idrakimiz algılar mı konusunda

    düz bir ova düşün sen yalnızca kendi gözünün kapasitesi kadar görürsün ötesini göremezsin ..

    Rab'bim yardımcınız olsun ; ben çok ağır bir vesvese dönemi atlattım ve geçti hiç korkmayın inşaAllah geçecek ama asla başladığınız namazınızı diğer ibadetlerinizi bırakmayın çünkü vesvesede kazanıp kaybettiğinizi buradan anlarsınız
    size bunu yapmasına izin vermeyin nefsinizin ve şeytanın
    alt edin inşaAllah


  7. 18.Temmuz.2013, 07:12
    4
    Misafir

    Cevap: dinimi imanımı kaybetmek istemiyorum

    çok üzücü bir durum kardeşim ama inan geçici bir durum.çünkü dinime sıkı sarılmaya çalıştığım gençlik dönemlerimde ben çok daha kötüsünü yaşadım ve psikolojimi fena halde bozan bu durum inanılmaz bir şekilde Rabbimin iznile lutfuyla biranda kayboldu.tıpkı biranda zihnime yerleştiği gibi.çaresi çokça istiğfar salavat ve tevhid çekmek manevi ilaç bu.tabii Allah a sığınmak bu düşüncelerden kurtulmanın başında geliyo.bide takmıycan yenilmiycen birazda psikolojik bir hastalıktır bu.beyin kimyasallarında bozulma olduğu zamanda bu tür düşünce karmaşası yaşanabiliyor.şifayı veren Allah ama inançlı bir psikiyatr ile de bu iyileşme süresini kısaltabilirsin.ilaç ile iki haftada düzelebilirsin ALLAHın izni keremiyle inşallah.


  8. 18.Temmuz.2013, 07:12
    4
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
    çok üzücü bir durum kardeşim ama inan geçici bir durum.çünkü dinime sıkı sarılmaya çalıştığım gençlik dönemlerimde ben çok daha kötüsünü yaşadım ve psikolojimi fena halde bozan bu durum inanılmaz bir şekilde Rabbimin iznile lutfuyla biranda kayboldu.tıpkı biranda zihnime yerleştiği gibi.çaresi çokça istiğfar salavat ve tevhid çekmek manevi ilaç bu.tabii Allah a sığınmak bu düşüncelerden kurtulmanın başında geliyo.bide takmıycan yenilmiycen birazda psikolojik bir hastalıktır bu.beyin kimyasallarında bozulma olduğu zamanda bu tür düşünce karmaşası yaşanabiliyor.şifayı veren Allah ama inançlı bir psikiyatr ile de bu iyileşme süresini kısaltabilirsin.ilaç ile iki haftada düzelebilirsin ALLAHın izni keremiyle inşallah.


  9. 13.Şubat.2015, 00:33
    5
    Misafir

    Cevap: dinimi imanımı kaybetmek istemiyorum

    Allaha çokça dua et ibadetlerini aksatma


  10. 13.Şubat.2015, 00:33
    5
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
    Allaha çokça dua et ibadetlerini aksatma


  11. 08.Haziran.2015, 23:27
    6
    Misafir

    Cevap: dinimi imanımı kaybetmek istemiyorum

    Eğerkı ıçınde hala hakkın ne olduğu we allhın olduğunu bılıyorsan gıtmemıstır çünkü allhu teala cabuk cabuk ımanı kımseden almaz
    wes wese gelıyorsa yapacagın sey dusunme we hak allahtır dıyın


  12. 08.Haziran.2015, 23:27
    6
    memo.y214747@ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    memo.y214747@
    Misafir
    Eğerkı ıçınde hala hakkın ne olduğu we allhın olduğunu bılıyorsan gıtmemıstır çünkü allhu teala cabuk cabuk ımanı kımseden almaz
    wes wese gelıyorsa yapacagın sey dusunme we hak allahtır dıyın


  13. 08.Haziran.2015, 23:33
    7
    Misafir

    Cevap: dinimi imanımı kaybetmek istemiyorum

    İman kolay kolay kaybedilmez merak etme sen MÜMİNSİN


  14. 08.Haziran.2015, 23:33
    7
    memo.y214747@ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    memo.y214747@
    Misafir
    İman kolay kolay kaybedilmez merak etme sen MÜMİNSİN


  15. 14.Temmuz.2015, 22:12
    8
    Misafir

    Cevap: dinimi imanımı kaybetmek istemiyorum

    Ben 18 yasındayım.17 yaşımda cok hatalarım oldu. Sonra vesveseler basladı. Cok korktum imanìmı inancımı kaybetmekten. Bu yazıları okudum cok rahatladım Allah hepinizden razı olsun. Allah rızası icin bana dua edermisin ben ibadetlerimi yerine getirmek istiyorum ama bisey engel oluyo Napmam gerektigini bilmiyorum.


  16. 14.Temmuz.2015, 22:12
    8
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
    Ben 18 yasındayım.17 yaşımda cok hatalarım oldu. Sonra vesveseler basladı. Cok korktum imanìmı inancımı kaybetmekten. Bu yazıları okudum cok rahatladım Allah hepinizden razı olsun. Allah rızası icin bana dua edermisin ben ibadetlerimi yerine getirmek istiyorum ama bisey engel oluyo Napmam gerektigini bilmiyorum.


  17. 07.Temmuz.2016, 18:51
    9
    Misafir

    Cevap: Dinimi imanımı kaybetmek istemiyorum

    Kardeşim o engel olan her ne ise takma ona inat yap !


  18. 07.Temmuz.2016, 18:51
    9
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
    Kardeşim o engel olan her ne ise takma ona inat yap !


  19. 11.Temmuz.2016, 18:10
    10
    SelMur
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 11.Temmuz.2016
    Üye No: 109133
    Mesaj Sayısı: 40
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: dinimi imanımı kaybetmek istemiyorum

    Öncellikle teşekkür ederim.

    Bende de vesvese çok olduğu dönemler oldu.Yazınızı okudum inşAllah bir daha kapılmayacağım.


  20. 11.Temmuz.2016, 18:10
    10
    SelMur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Öncellikle teşekkür ederim.

    Bende de vesvese çok olduğu dönemler oldu.Yazınızı okudum inşAllah bir daha kapılmayacağım.





+ Yorum Gönder