Konusunu Oylayın.: İslam hukukunun içeriği nedir

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
İslam hukukunun içeriği nedir
  1. 08.Şubat.2011, 19:42
    1
    Misafir

    İslam hukukunun içeriği nedir






    İslam hukukunun içeriği nedir Mumsema islam hukukunun içeriği çok ağır mı yani islam sanatları gibi ağır mı


  2. 08.Şubat.2011, 19:42
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 08.Şubat.2011, 21:32
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: islam hukukunun içeriği nedir




    İSLÂM ANAYASA HUKUKUNUN TEMEL ÖZELLİKLERİ VE MEDİNE ANAYASASI
    Bu başlık altında kısaca şu temel konulara temas edeceğiz: Devlet nizamının özellikleri ve şekli; temel haklar ve hürriyetler; Devletin unsurları ve devletin temel organları, (2)
    l — DEVLET NİZAMININ TEMEL ÖZELLİKLERİ VE ŞEKLİ
    Hukukî, siyasî ve sosyal bîr düzen ve otoriteyi temsil eden devlet müessesesinin İslâm hukukundaki önemli özelliklerine kısaca temas edelim : 1) Devlet nizamında hâkimiyet Allah'a aittir. Yani hukukun kaynağı Allah'ın iradesidir. Bu sebeple müslüman devletlerde tam anlamıyla yasama meclisi ve anayasa yoktur. Sadece Allah ve Peygamberinin tanıdığı sınırlı yasama yetkisi kullanılabilir. Konunun bazı ayrıntılarını ileride göreceğiz. (3) 2) Kur'an, Peygamber'e ve O'nu takip edenlere eşitlik ve adaletten ayrılmamalarını değişik
    yerlerde tavsiye etmektedir. «Allah katında en hayırlınız, O'ndan en çok korkanınızdır» demekte ve ruhban sınıfını şiddetle reddetmektedir. Kanun kuvvette değil, kuvvet kanunda olmalıdır esasını kabul etmektedir. (4) 3) Devlet nizamının önemli bir özelliği de, itaat ve teslimiyettir. Merkezi bir otoriteye itaat edilmeden devletin teşekkür etmesi mümkün olmadığından, bu konuya büyük önem verilmektedir. «Şeriatın kestiği parmak acımaz» ifadesi bu teslimiyeti ifade eder. Çok az istisnaların dışında İslâm Hukukunda devlete itaat dinî bir görev olarak kabul edilmiştir. Kur'an, açıkça ülül'emre itaati emretmektedir. (5) 4) İslâm Hukukunun kabul ettiği önemli bir anayasa hukuku prensibi «şûra» esasıdır. Devlet idaresinin en önemli temeli kabul edilen şûra prensibi, devlet adına ve devlet işleri için alınacak kararların, seçilmiş ve yetkili meclisler tarafından alınması manasını ifade eder. Yetkili meclisi teşkil eden fertlere «ehl-i hall ve'l-akd-denir. Konuya tekrar döneceğiz. (6) Bu zikredilen dört temel özellik dışında, İslâm Hukukunda devlet nizamının başka özellikleri de vardır. «Dinde zorlama yoktur» (7) esasıyla getirilen hoşgörü prensibi; insanlar arasında ırk ve renk farkını reddeden evrensellik esası ve «iyiyi emret, kötüyü önle» (8) şeklinde özetlenen sosyal reformculuk özelliği bu arada zikredilebilir.
    İslâm'ın tavsiye ettiği belli bir devlet şekli yoktur. Devletin işlerinin yürütülebilmesi için öngördüğü bîr (şûra meclisi) vardır. Devlete ait önemli işlerin bir danışma meclisinde karara bağlandıktan sonra yürütülmesini emreden Kur'an ayetleri ve hadisler, gayet kesin ve açıktır. Hz. Peygamber ve râşid halifeler devrinde bu esas uygulanmıştır, İslâm hukukçuları, «şûra meclisinin kurulmasının devlet başkanı için kesin bir görev mı yoksa tavsiye edilen bir esas mı olduğunda fikir ayrılığı içindedirler. Tarih içinde bazı sultan ve halifelerin bu esasa uymadığı gözönüne alınarak, kesin dini bir görev olmadığı düşüncesi yerleşmiştir. Ancak Kur'an ın bu müesseseye verdiği önem ortadadır. (9)
    (Şûra meclisı)nın üyeleri (ehl i hail ve'l-akd) nasıl teşkil edilecektir? Bu konu zamana ve zemine ter kedilmiştir. İlk dönemlerde «ahlak, fazilet, ilim ve tecrübe- gibi vasıflarla temayüz etmiş bulunan şahıslar. şura meclisinin tabii üyesi kabul edilmiştir. Sahabe ve tabiiler devrinde hep bu esasa uyulmuştur. Abbasi ler de. Selçuklular'da devletin üst yöneticilerinden teşekkül eden Divanlar bu görevi ifa etmiş ve Osmanlı Devleti nin Tanzimat'a kadarki döneminde ise, Divan ı Hümayun bir şûra, meclisi olarak devletin önemli iş lenni yürütmüştür. Şûra meclisi üyelerinin en azından şu vasıfları taşıması gerektiği belirtilmektedir : Tam ehliyetli olmak, hür olmak, ilim sahibi bulunmak, dindar, güvenilir ve dürüst olmak (âdil olmak), devletin vatandaşı bulunmak. (10)
    Sosyal münasebetlerin çoğalması, devlet işlerinin artması ve her sahada mütehassıs kimselere ihtiyaç duyulması sebebiyle (şûra) görevinin, branşında uzman olanlardan seçilmiş üyelerden meydana gelen milletin kalbi hükmündeki bir meclis tarafından ifa edilebileceği görüşü, Tanzimat sonrasında ağır basmış ve Osmanlı Meclis i Mebusanı'nın kurulması ve Meşrutiyetin ilanında bu görüş şer'i bir dayanak teşkil etmiştir. Başbakanlık Osmanlı Arşivi'nde konuyla ilgili çok kıymetli vesikalar bulunmaktadır.(11) Konuya yasama organı bahsinde tekrar döneceğiz.
    Şûra meclisinin kararlan nasıl bir hukuki mahiyet arzetmektedir? Bu konuda, özetle şunlar söylenebilir Kitap ve Sünnetin açıkça hüküm vaz ettiği konularda. şûra. mevcut hükümleri icra için kararlar alabilir. Hak kında açık bir hüküm bulunmayan meselelerde ise. şûra meclisi, birinci derecede rol sahibidir; meseleler müzakere edilir ve ortak içtihad karara, bağlanır, Karar da ittifak şart değildir, çoğunluk yeterlidir. İlk devir uygulamaları ve konuyla, ilgili dini emirler, cemaate yani çoğunluğa uyulmasını emretmektedir. Kesiti nass (dini metin) bulunmayan meselelerde, içtihadı kaynakların ürünü olan örfi hukuk esas alınacaktır, Ancak burada, bir problem daha vardır Devlet başkanı (halife, sultan veya padişah) ile şura üyeleri farklı görüşleri ileri sürerlerse, devlet başkanına ait görüşün ağırlık kazanıp kazanmayacağı meselesi tartışmalıdır Türk hukuk tarihinde, Türkler, kendilerine mahsus devlet anlayışının da tesiriyle, devlet başkanının (sultanın) görüşüne ağırlık verileceği esasını benimsemiş ve uygulamışlardır. Divan-ı Hümayun veya Meclis-i Mebusan'ın kararlarına rağmen Padişahın görüşünün tercih edildiği hadiseler, arşivlerimizde numuneleri çok olan durumlardır. (12) Hz. Peygamber Uhud savaşından önceki şûrada, kendi fikrini değil şûra meclisinin fikrini tercih etmiştir. (13)
    Son olarak İslâm hukukunda ve eski Türk devletlerinde «şûra» meclisinin vasfı yani devletin şekli üzerinde de durmak istiyoruz. Yapılan araştırmalar, mevcut devlet şekillerinden hiçbirinin İslâm'ın öngördüğü devlete tam olarak uymadığını göstermektedir. Monarşik devlet şekillerinde hâkimiyet tek kişide, cumhuriyet idarelerinde bir heyette kendini göstermektedir. İslâmda ise hakimiyet yalnızca Allah'a aittir. Ancak, Halife veya Sultan, Allah'tan aldığı hakimiyetin temsilcisi değildir; belki İslâm milletinin vekili durumundadır. Hâkimiyetin kaynağı ilâhi irade olduğundan, sultan şer'î hukuka aykırı hareket edemeyecektir. Ettiği takdirde kendisine temsil yetkisi veren müslümanlar onu görevden alabilecektir. Osmanlı padişahlarının hal'ında mutlaka fetvaya başvurulmasının sebebi budur. Halife veya sultan, hakimiyeti Allah'dan doğrudan değil halk vasıtasıyla almış sayıldıkları için, İslâmi devlete batıdaki anlamıyla teokratik bir devlet nazanyla bakılamaz. İslâmda halkın iradesinin üstünde ilahi irade bulunduğundan, halkın kendi iradesi ile kendisini yönettiği cumhuri devlet şekli de buna tam uymamaktadır. İslâm hukukunda meşru'iyyet önemlidir. Eğer halkın iradesi meşru' ise, o zaman İslâmi devlet sözkonusudur. Yapılan izahlar karşısında, İslâm hukukunun belli bir devlet şeklini öngörmediğini, ancak koyduğu prensipler ve hakimiyet anlayışının dindar bir cumhuriyet olduğunu söyleyebiliriz. Gerçekten râşid halifeler, hem bir halife hem de dindar bir cumhur reisi idiler. (14)
    İslâm hukukunun anladığı manada ideal devlet, sadece râşid halifeler zamanında görülmüştür. Daha sonra zikredilen vasıflan taşıyan ideal bir devlet görülmemiştir. Ancak ideal olmasa da Abbasiler, Selçuklular ve Osmanlılar da birer İslâmi devlettirler. Hem Selçuklu hem de Osmanlı devlet idaresini (Meşrûtiyetin ilanına kadar) kayıtsız şartsız mutlak bir monarşi olarak vasıflandırmak mümkün değildir. Zira mutlak monarşide hakimiyet hükümdardadır ve hükümdar ise hiçbir bağlayıcı kuralla bağlı değildir. Halbuki başta Osmanlı padişahları olmak üzere, bütün müslüman Türk sultanları, şer'i şerif denilen hukuk ile kayıtlıdır ve asıl hakimiyet sahibi olan Allah'a ve onun kanunlarına karşı manen de olsa sorumludurlar. (15) Son dönemdeki Osmanlı İdaresi, dindar bir meşrutî rejim olarak vasıflandırılmaktadır.

    Kaynak: İslam Anayasası
    Prof.Dr.Ahmet Akgündüz

    ( 2 ) Cin/Akgündüz, 1/148-151.
    ( 3 ) Kur'an, Al-i İmran, 189; Mâide, 17-40; Yusuf, 40; Nisa, 65; Ebu Faris, Muhammed Abdulkadir, En-Nizâm'üs-Siyâsi Fi'l- İslâm, Beyrut 1984, sh, 17-40.
    ( 4 ) Kur'an, Hucurat, 13; Bakara, 213-216, Nisa 58; Ebu Farîs, 40-66; Alûsî, Ruh'ul-Maanî, c. 26, sh. 164; Karaman, Anahatlarıyla İslam Hukuku, 1/176.
    ( 5 ) Kur'an, Nisa, 59, Al-i İmran, 32; Ebu Fâris, 67-77; Karaman, Anahatlarıyla.. 1/177.
    ( 6 ) Kur'an, Şûra, 38, Al-i İmran, 159; Nebhan, 15 vd; Ebu Faris, 78. vd.; Karaman, Anahatlanyla.. 1/177, 202 vd.
    ( 7 ) Kur'an, Bakara, 236.
    ( 8 ) Kur'an, Al-i İmran, 104.
    ( 9 ) Kur'an, Al-î Imran, 159; Şûra. 38; Nebhan, 161 -162; Ebu Fâris, 79-92,
    (10 ) Ebu Faris, 112-125; Nebhan. 162-164; Karaman, Anahatlarıyla 1/202; MTM. 1.
    ( 11) Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Yıldız Evrakı Tasnifi, No: 23 • 1516,1515; 14 -1610; 14 -1540; Alûsi, Ruh'ul-Maâni, c, 28. sh 20-22; İbn'ül-Kayyım, İlâm'ül Muvakkıîn, 4/373 vd.
    (12) Ebu Faris, 93/105; Karaman, Anahatlarıyla... 1/203-204.
    (13 ) Kur'an, Al-i İmran, 159; Ebu Faris, 94 - 96; İbn-i Hişam, Es-Siret'ün Nebeviyye, Mısır, c. 2 sh. 223 vd.
    (14) Ebu Faris, 18 vd.; Anahatlarıyla... 1/179-181; Hilafet ve Hakimiyeti Milliye, 36 vd. Bu risale isimsizdir ve Cumhuriyet döneminde tarihsiz olarak devletçe bastırılmıştır. Şeyyid Bey'in olsa gerektir.
    ( 15 ) Özellikle Osmanlı Devletinin yükselme devirlerinde bu denge daima korunmuştur. Fatih'in bir Rum ile beraber yargılanması, Zenbilli'nin Yavuz'u azarlaması ve benzeri hadiseler bunu teyit etmektedir. Bkz. İlmiye Salnamesi; MTM, 1/498-500.
    mum hocadan alıntı...


  4. 08.Şubat.2011, 21:32
    2
    Silent and lonely rains



    İSLÂM ANAYASA HUKUKUNUN TEMEL ÖZELLİKLERİ VE MEDİNE ANAYASASI
    Bu başlık altında kısaca şu temel konulara temas edeceğiz: Devlet nizamının özellikleri ve şekli; temel haklar ve hürriyetler; Devletin unsurları ve devletin temel organları, (2)
    l — DEVLET NİZAMININ TEMEL ÖZELLİKLERİ VE ŞEKLİ
    Hukukî, siyasî ve sosyal bîr düzen ve otoriteyi temsil eden devlet müessesesinin İslâm hukukundaki önemli özelliklerine kısaca temas edelim : 1) Devlet nizamında hâkimiyet Allah'a aittir. Yani hukukun kaynağı Allah'ın iradesidir. Bu sebeple müslüman devletlerde tam anlamıyla yasama meclisi ve anayasa yoktur. Sadece Allah ve Peygamberinin tanıdığı sınırlı yasama yetkisi kullanılabilir. Konunun bazı ayrıntılarını ileride göreceğiz. (3) 2) Kur'an, Peygamber'e ve O'nu takip edenlere eşitlik ve adaletten ayrılmamalarını değişik
    yerlerde tavsiye etmektedir. «Allah katında en hayırlınız, O'ndan en çok korkanınızdır» demekte ve ruhban sınıfını şiddetle reddetmektedir. Kanun kuvvette değil, kuvvet kanunda olmalıdır esasını kabul etmektedir. (4) 3) Devlet nizamının önemli bir özelliği de, itaat ve teslimiyettir. Merkezi bir otoriteye itaat edilmeden devletin teşekkür etmesi mümkün olmadığından, bu konuya büyük önem verilmektedir. «Şeriatın kestiği parmak acımaz» ifadesi bu teslimiyeti ifade eder. Çok az istisnaların dışında İslâm Hukukunda devlete itaat dinî bir görev olarak kabul edilmiştir. Kur'an, açıkça ülül'emre itaati emretmektedir. (5) 4) İslâm Hukukunun kabul ettiği önemli bir anayasa hukuku prensibi «şûra» esasıdır. Devlet idaresinin en önemli temeli kabul edilen şûra prensibi, devlet adına ve devlet işleri için alınacak kararların, seçilmiş ve yetkili meclisler tarafından alınması manasını ifade eder. Yetkili meclisi teşkil eden fertlere «ehl-i hall ve'l-akd-denir. Konuya tekrar döneceğiz. (6) Bu zikredilen dört temel özellik dışında, İslâm Hukukunda devlet nizamının başka özellikleri de vardır. «Dinde zorlama yoktur» (7) esasıyla getirilen hoşgörü prensibi; insanlar arasında ırk ve renk farkını reddeden evrensellik esası ve «iyiyi emret, kötüyü önle» (8) şeklinde özetlenen sosyal reformculuk özelliği bu arada zikredilebilir.
    İslâm'ın tavsiye ettiği belli bir devlet şekli yoktur. Devletin işlerinin yürütülebilmesi için öngördüğü bîr (şûra meclisi) vardır. Devlete ait önemli işlerin bir danışma meclisinde karara bağlandıktan sonra yürütülmesini emreden Kur'an ayetleri ve hadisler, gayet kesin ve açıktır. Hz. Peygamber ve râşid halifeler devrinde bu esas uygulanmıştır, İslâm hukukçuları, «şûra meclisinin kurulmasının devlet başkanı için kesin bir görev mı yoksa tavsiye edilen bir esas mı olduğunda fikir ayrılığı içindedirler. Tarih içinde bazı sultan ve halifelerin bu esasa uymadığı gözönüne alınarak, kesin dini bir görev olmadığı düşüncesi yerleşmiştir. Ancak Kur'an ın bu müesseseye verdiği önem ortadadır. (9)
    (Şûra meclisı)nın üyeleri (ehl i hail ve'l-akd) nasıl teşkil edilecektir? Bu konu zamana ve zemine ter kedilmiştir. İlk dönemlerde «ahlak, fazilet, ilim ve tecrübe- gibi vasıflarla temayüz etmiş bulunan şahıslar. şura meclisinin tabii üyesi kabul edilmiştir. Sahabe ve tabiiler devrinde hep bu esasa uyulmuştur. Abbasi ler de. Selçuklular'da devletin üst yöneticilerinden teşekkül eden Divanlar bu görevi ifa etmiş ve Osmanlı Devleti nin Tanzimat'a kadarki döneminde ise, Divan ı Hümayun bir şûra, meclisi olarak devletin önemli iş lenni yürütmüştür. Şûra meclisi üyelerinin en azından şu vasıfları taşıması gerektiği belirtilmektedir : Tam ehliyetli olmak, hür olmak, ilim sahibi bulunmak, dindar, güvenilir ve dürüst olmak (âdil olmak), devletin vatandaşı bulunmak. (10)
    Sosyal münasebetlerin çoğalması, devlet işlerinin artması ve her sahada mütehassıs kimselere ihtiyaç duyulması sebebiyle (şûra) görevinin, branşında uzman olanlardan seçilmiş üyelerden meydana gelen milletin kalbi hükmündeki bir meclis tarafından ifa edilebileceği görüşü, Tanzimat sonrasında ağır basmış ve Osmanlı Meclis i Mebusanı'nın kurulması ve Meşrutiyetin ilanında bu görüş şer'i bir dayanak teşkil etmiştir. Başbakanlık Osmanlı Arşivi'nde konuyla ilgili çok kıymetli vesikalar bulunmaktadır.(11) Konuya yasama organı bahsinde tekrar döneceğiz.
    Şûra meclisinin kararlan nasıl bir hukuki mahiyet arzetmektedir? Bu konuda, özetle şunlar söylenebilir Kitap ve Sünnetin açıkça hüküm vaz ettiği konularda. şûra. mevcut hükümleri icra için kararlar alabilir. Hak kında açık bir hüküm bulunmayan meselelerde ise. şûra meclisi, birinci derecede rol sahibidir; meseleler müzakere edilir ve ortak içtihad karara, bağlanır, Karar da ittifak şart değildir, çoğunluk yeterlidir. İlk devir uygulamaları ve konuyla, ilgili dini emirler, cemaate yani çoğunluğa uyulmasını emretmektedir. Kesiti nass (dini metin) bulunmayan meselelerde, içtihadı kaynakların ürünü olan örfi hukuk esas alınacaktır, Ancak burada, bir problem daha vardır Devlet başkanı (halife, sultan veya padişah) ile şura üyeleri farklı görüşleri ileri sürerlerse, devlet başkanına ait görüşün ağırlık kazanıp kazanmayacağı meselesi tartışmalıdır Türk hukuk tarihinde, Türkler, kendilerine mahsus devlet anlayışının da tesiriyle, devlet başkanının (sultanın) görüşüne ağırlık verileceği esasını benimsemiş ve uygulamışlardır. Divan-ı Hümayun veya Meclis-i Mebusan'ın kararlarına rağmen Padişahın görüşünün tercih edildiği hadiseler, arşivlerimizde numuneleri çok olan durumlardır. (12) Hz. Peygamber Uhud savaşından önceki şûrada, kendi fikrini değil şûra meclisinin fikrini tercih etmiştir. (13)
    Son olarak İslâm hukukunda ve eski Türk devletlerinde «şûra» meclisinin vasfı yani devletin şekli üzerinde de durmak istiyoruz. Yapılan araştırmalar, mevcut devlet şekillerinden hiçbirinin İslâm'ın öngördüğü devlete tam olarak uymadığını göstermektedir. Monarşik devlet şekillerinde hâkimiyet tek kişide, cumhuriyet idarelerinde bir heyette kendini göstermektedir. İslâmda ise hakimiyet yalnızca Allah'a aittir. Ancak, Halife veya Sultan, Allah'tan aldığı hakimiyetin temsilcisi değildir; belki İslâm milletinin vekili durumundadır. Hâkimiyetin kaynağı ilâhi irade olduğundan, sultan şer'î hukuka aykırı hareket edemeyecektir. Ettiği takdirde kendisine temsil yetkisi veren müslümanlar onu görevden alabilecektir. Osmanlı padişahlarının hal'ında mutlaka fetvaya başvurulmasının sebebi budur. Halife veya sultan, hakimiyeti Allah'dan doğrudan değil halk vasıtasıyla almış sayıldıkları için, İslâmi devlete batıdaki anlamıyla teokratik bir devlet nazanyla bakılamaz. İslâmda halkın iradesinin üstünde ilahi irade bulunduğundan, halkın kendi iradesi ile kendisini yönettiği cumhuri devlet şekli de buna tam uymamaktadır. İslâm hukukunda meşru'iyyet önemlidir. Eğer halkın iradesi meşru' ise, o zaman İslâmi devlet sözkonusudur. Yapılan izahlar karşısında, İslâm hukukunun belli bir devlet şeklini öngörmediğini, ancak koyduğu prensipler ve hakimiyet anlayışının dindar bir cumhuriyet olduğunu söyleyebiliriz. Gerçekten râşid halifeler, hem bir halife hem de dindar bir cumhur reisi idiler. (14)
    İslâm hukukunun anladığı manada ideal devlet, sadece râşid halifeler zamanında görülmüştür. Daha sonra zikredilen vasıflan taşıyan ideal bir devlet görülmemiştir. Ancak ideal olmasa da Abbasiler, Selçuklular ve Osmanlılar da birer İslâmi devlettirler. Hem Selçuklu hem de Osmanlı devlet idaresini (Meşrûtiyetin ilanına kadar) kayıtsız şartsız mutlak bir monarşi olarak vasıflandırmak mümkün değildir. Zira mutlak monarşide hakimiyet hükümdardadır ve hükümdar ise hiçbir bağlayıcı kuralla bağlı değildir. Halbuki başta Osmanlı padişahları olmak üzere, bütün müslüman Türk sultanları, şer'i şerif denilen hukuk ile kayıtlıdır ve asıl hakimiyet sahibi olan Allah'a ve onun kanunlarına karşı manen de olsa sorumludurlar. (15) Son dönemdeki Osmanlı İdaresi, dindar bir meşrutî rejim olarak vasıflandırılmaktadır.

    Kaynak: İslam Anayasası
    Prof.Dr.Ahmet Akgündüz

    ( 2 ) Cin/Akgündüz, 1/148-151.
    ( 3 ) Kur'an, Al-i İmran, 189; Mâide, 17-40; Yusuf, 40; Nisa, 65; Ebu Faris, Muhammed Abdulkadir, En-Nizâm'üs-Siyâsi Fi'l- İslâm, Beyrut 1984, sh, 17-40.
    ( 4 ) Kur'an, Hucurat, 13; Bakara, 213-216, Nisa 58; Ebu Farîs, 40-66; Alûsî, Ruh'ul-Maanî, c. 26, sh. 164; Karaman, Anahatlarıyla İslam Hukuku, 1/176.
    ( 5 ) Kur'an, Nisa, 59, Al-i İmran, 32; Ebu Fâris, 67-77; Karaman, Anahatlarıyla.. 1/177.
    ( 6 ) Kur'an, Şûra, 38, Al-i İmran, 159; Nebhan, 15 vd; Ebu Faris, 78. vd.; Karaman, Anahatlanyla.. 1/177, 202 vd.
    ( 7 ) Kur'an, Bakara, 236.
    ( 8 ) Kur'an, Al-i İmran, 104.
    ( 9 ) Kur'an, Al-î Imran, 159; Şûra. 38; Nebhan, 161 -162; Ebu Fâris, 79-92,
    (10 ) Ebu Faris, 112-125; Nebhan. 162-164; Karaman, Anahatlarıyla 1/202; MTM. 1.
    ( 11) Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Yıldız Evrakı Tasnifi, No: 23 • 1516,1515; 14 -1610; 14 -1540; Alûsi, Ruh'ul-Maâni, c, 28. sh 20-22; İbn'ül-Kayyım, İlâm'ül Muvakkıîn, 4/373 vd.
    (12) Ebu Faris, 93/105; Karaman, Anahatlarıyla... 1/203-204.
    (13 ) Kur'an, Al-i İmran, 159; Ebu Faris, 94 - 96; İbn-i Hişam, Es-Siret'ün Nebeviyye, Mısır, c. 2 sh. 223 vd.
    (14) Ebu Faris, 18 vd.; Anahatlarıyla... 1/179-181; Hilafet ve Hakimiyeti Milliye, 36 vd. Bu risale isimsizdir ve Cumhuriyet döneminde tarihsiz olarak devletçe bastırılmıştır. Şeyyid Bey'in olsa gerektir.
    ( 15 ) Özellikle Osmanlı Devletinin yükselme devirlerinde bu denge daima korunmuştur. Fatih'in bir Rum ile beraber yargılanması, Zenbilli'nin Yavuz'u azarlaması ve benzeri hadiseler bunu teyit etmektedir. Bkz. İlmiye Salnamesi; MTM, 1/498-500.
    mum hocadan alıntı...





+ Yorum Gönder