Konusunu Oylayın.: Peygamber efendimiz (s.a.v.)'in fazilet ve veladeti

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Peygamber efendimiz (s.a.v.)'in fazilet ve veladeti
  1. 07.Şubat.2011, 17:08
    1
    Misafir

    Peygamber efendimiz (s.a.v.)'in fazilet ve veladeti

  2. 07.Şubat.2011, 17:14
    2
    mumsema
    Administrator

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 19.Ocak.2007
    Üye No: 1
    Mesaj Sayısı: 10,075
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: Türkiye

    Cevap: Peygamber efendimiz (s.a.v.)'in fazilet ve veladeti




    PEYGAMBER EFENDİMİZ (S.A.V.)'İN FAZİLET VE VELADETİ
    CUMA HUTBESİ


    Muhterem Mü'minler,
    Bu haftaki hutbemiz PEYGAMBER EFENDİMİZ (S.A.V.)’İN FAZİLET VE VELADETİ hakkındadır.

    Kainat’ın yaratıldığı günden bu ana kadar tarih içerisindeki en müstesna ve en kıymetli zamanlardan biri de hiç şüphe yok ki Miladi 571 yılı, Rebî’ul-evvel ayının 12. pazartesi gecesidir. Zira bu gecede kâinattaki en müstesna ve en kıymetli insan olan Rasülullah (s.a.v.) Efendimiz dünyayı şereflendirmişlerdir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in fazilet ve değerini Cenab-ı Hakk bir çok ayet-i kerime ile beyan buyurmuştur. Enbiya Suresi’nin 107. ayet-i kerimesinde : “(Resulüm) Biz seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik” buyurulmaktadır.

    Bu ayet-i celile şu şekilde tefsir olunmuştur: “Ey Resulüm, başka bir sebep için değil, ancak bütün alemlere ve bilhassa akıl sahiplerine merhamet ettiğimiz için; başka bir halde değil ancak âlemlere rahmet olarak, sana risalet verdik. Risaletin, umuma bir rahmet-i ilahiye ve sen umumi bir rahmetsin ki bütün akıl sahiplerine kurtuluş yolunu sen göstereceksin. İki cihanda saadet sebebi olan dini sen tebliğ edeceksin ve bütün alem bundan istifade edecektir. Artık vay o bedbahtların haline ki bu rahmetten kaçınırlar ve bu nuru görmezler.” Bir hadis-i şerifte şöyle buyurulmaktadır: “Ben ancak hediye olunmuş bir rahmetim.”

    Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in yüksek şahsiyeti hakkında, Kalem Suresi’nin 4. ayetinde “Ve sen elbette yüksek bir ahlak üzeresin” buyurulmaktadır.

    Hz. Aişe (r.anha) Validemiz, kendisine Rasülullah (s.a.v.) Efendimiz’in ahlâkından sorulunca soran zata hitaben: “Sen Kur’an okumuyor musun? O’nun ahlâkı Kur’an idi” buyurmuşlardır.

    İmam-ı Rabbânî Müceddid-i Elf-i Sâni Hazretleri, Mektûbât-ı Şerife’sinde, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in faziletinden ve meziyetlerinden bahsederken; “Ben, Hz. Muhammed (s.a.v.)’i sözlerimle medh etmeye kadir değilim. Ancak sözlerimi O’nunla süslemiş olurum” mealindeki beyti nakletmiş ve devamında hadis-i şeriflerden istifade ederek şöyle buyurmuşlardır: “Muhakkak ki Hz. Muhammed (s.a.v.) Allah-ü Tealâ’nın Rasulü ve Ademoğlu’nun efendisidir. Kıyamette insanların kendisine en çok tabi olacağı zat odur. O önce ve sonra gelen insanların içinde Allah-ü Teala indinde en mükerrem şahıstır. Kabri ilk açılacak olan; ilk şefaatçi ve ilk şefaat izni verilecek olan; Cennet’in kapısını ilk çalacak olan ve Hz. Allah’ın kendisine kapıyı ilk açacağı kişi yine O’dur. Kıyamet günü Livâü’l-Hamd sancağını O taşıyacaktır.”

    Bir Allah dostunun ifadesi ile “Mahbub-i Mutlak-ı Hüdâ” olan Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in fazilet ve meziyetlerini saymakla bitirmemiz ve kelimelerle ifade etmemiz elbette mümkün değildir. Bu derece mükemmel bir şahsiyet olan Peygamber Efendimiz (s.a.v.), her hal-ü kârda ümmetini düşünür ve onlara dua ederdi. Ayeti Celile’de O’nun hakkında; “Andolsun size kendinizden öyle bir Peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O size çok düşkün, mü’minlere karşı çok şefkatlidir, merhametlidir” buyurulması ve Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in “Allah’ım ümmetimi muhafaza buyur, ümmetime merhamet eyle” diye ağlayıp yalvarması O’nun ümmetine ne kadar düşkün olduğunun delilleridir.

    Muhterem Mü’minler,
    Bütün Peygamberler’in sonuncusu ve en üstünü olan böylesine müstesna bir peygambere ümmet olma ve O’na iman etme şerefini bize nasip eylediği için Cenab-ı Hakk’a ne kadar şükretsek azdır. Bu nimetin hakikatine ermek yani hakiki ümmet olabilmek için daima dua etmeli, bu hususta piranın himmet ve teveccühüne sığınarak, fırsatı ganimet bilmeliyiz. Fesadın yayıldığı şu zamanda Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat Akidesine ve Sünnet-i Seniyye’ye canımızla, malımızla, bütün gücümüzle sarılmalı ve bu hususta da çok dua etmeliyiz.

    Bil-hassa .....idrak edeceğimiz Mevlid Kandili’ni elimizden geldiği kadar ibadaat-i taatla geçirmeye çalışmalıyız. Sadece bu gece değil her zaman çokça salavat-ı şerife okumalıyız. Salevat-ı şerife’nin bereket ve faziletini anlatmakla bitirmemiz mümkün değildir. Şu hadis-i şerifler, salavat-ı şerife’nin faziletini anlamamıza yardımcı olacaktır: “Kim bana bir defa salat-ü selam getirirse, bu sebeple Allah-ü Teala ona on misli merhamet etsin” ve “Kıyamet gününde insanların bana en yakın olanları, bana en çok salat-ü selam getirenlerdir.” Müslümanların ve hususiyle Feyz-i Muhammed’le alâkadar olanların salevât-ı şerifeyi hayatlarının ayrılmaz bir parçası haline getirmeleri ve bu hususta gayretli olmaları lazımdır.


  3. 07.Şubat.2011, 17:14
    2
    Administrator



    PEYGAMBER EFENDİMİZ (S.A.V.)'İN FAZİLET VE VELADETİ
    CUMA HUTBESİ


    Muhterem Mü'minler,
    Bu haftaki hutbemiz PEYGAMBER EFENDİMİZ (S.A.V.)’İN FAZİLET VE VELADETİ hakkındadır.

    Kainat’ın yaratıldığı günden bu ana kadar tarih içerisindeki en müstesna ve en kıymetli zamanlardan biri de hiç şüphe yok ki Miladi 571 yılı, Rebî’ul-evvel ayının 12. pazartesi gecesidir. Zira bu gecede kâinattaki en müstesna ve en kıymetli insan olan Rasülullah (s.a.v.) Efendimiz dünyayı şereflendirmişlerdir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in fazilet ve değerini Cenab-ı Hakk bir çok ayet-i kerime ile beyan buyurmuştur. Enbiya Suresi’nin 107. ayet-i kerimesinde : “(Resulüm) Biz seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik” buyurulmaktadır.

    Bu ayet-i celile şu şekilde tefsir olunmuştur: “Ey Resulüm, başka bir sebep için değil, ancak bütün alemlere ve bilhassa akıl sahiplerine merhamet ettiğimiz için; başka bir halde değil ancak âlemlere rahmet olarak, sana risalet verdik. Risaletin, umuma bir rahmet-i ilahiye ve sen umumi bir rahmetsin ki bütün akıl sahiplerine kurtuluş yolunu sen göstereceksin. İki cihanda saadet sebebi olan dini sen tebliğ edeceksin ve bütün alem bundan istifade edecektir. Artık vay o bedbahtların haline ki bu rahmetten kaçınırlar ve bu nuru görmezler.” Bir hadis-i şerifte şöyle buyurulmaktadır: “Ben ancak hediye olunmuş bir rahmetim.”

    Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in yüksek şahsiyeti hakkında, Kalem Suresi’nin 4. ayetinde “Ve sen elbette yüksek bir ahlak üzeresin” buyurulmaktadır.

    Hz. Aişe (r.anha) Validemiz, kendisine Rasülullah (s.a.v.) Efendimiz’in ahlâkından sorulunca soran zata hitaben: “Sen Kur’an okumuyor musun? O’nun ahlâkı Kur’an idi” buyurmuşlardır.

    İmam-ı Rabbânî Müceddid-i Elf-i Sâni Hazretleri, Mektûbât-ı Şerife’sinde, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in faziletinden ve meziyetlerinden bahsederken; “Ben, Hz. Muhammed (s.a.v.)’i sözlerimle medh etmeye kadir değilim. Ancak sözlerimi O’nunla süslemiş olurum” mealindeki beyti nakletmiş ve devamında hadis-i şeriflerden istifade ederek şöyle buyurmuşlardır: “Muhakkak ki Hz. Muhammed (s.a.v.) Allah-ü Tealâ’nın Rasulü ve Ademoğlu’nun efendisidir. Kıyamette insanların kendisine en çok tabi olacağı zat odur. O önce ve sonra gelen insanların içinde Allah-ü Teala indinde en mükerrem şahıstır. Kabri ilk açılacak olan; ilk şefaatçi ve ilk şefaat izni verilecek olan; Cennet’in kapısını ilk çalacak olan ve Hz. Allah’ın kendisine kapıyı ilk açacağı kişi yine O’dur. Kıyamet günü Livâü’l-Hamd sancağını O taşıyacaktır.”

    Bir Allah dostunun ifadesi ile “Mahbub-i Mutlak-ı Hüdâ” olan Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in fazilet ve meziyetlerini saymakla bitirmemiz ve kelimelerle ifade etmemiz elbette mümkün değildir. Bu derece mükemmel bir şahsiyet olan Peygamber Efendimiz (s.a.v.), her hal-ü kârda ümmetini düşünür ve onlara dua ederdi. Ayeti Celile’de O’nun hakkında; “Andolsun size kendinizden öyle bir Peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O size çok düşkün, mü’minlere karşı çok şefkatlidir, merhametlidir” buyurulması ve Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in “Allah’ım ümmetimi muhafaza buyur, ümmetime merhamet eyle” diye ağlayıp yalvarması O’nun ümmetine ne kadar düşkün olduğunun delilleridir.

    Muhterem Mü’minler,
    Bütün Peygamberler’in sonuncusu ve en üstünü olan böylesine müstesna bir peygambere ümmet olma ve O’na iman etme şerefini bize nasip eylediği için Cenab-ı Hakk’a ne kadar şükretsek azdır. Bu nimetin hakikatine ermek yani hakiki ümmet olabilmek için daima dua etmeli, bu hususta piranın himmet ve teveccühüne sığınarak, fırsatı ganimet bilmeliyiz. Fesadın yayıldığı şu zamanda Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat Akidesine ve Sünnet-i Seniyye’ye canımızla, malımızla, bütün gücümüzle sarılmalı ve bu hususta da çok dua etmeliyiz.

    Bil-hassa .....idrak edeceğimiz Mevlid Kandili’ni elimizden geldiği kadar ibadaat-i taatla geçirmeye çalışmalıyız. Sadece bu gece değil her zaman çokça salavat-ı şerife okumalıyız. Salevat-ı şerife’nin bereket ve faziletini anlatmakla bitirmemiz mümkün değildir. Şu hadis-i şerifler, salavat-ı şerife’nin faziletini anlamamıza yardımcı olacaktır: “Kim bana bir defa salat-ü selam getirirse, bu sebeple Allah-ü Teala ona on misli merhamet etsin” ve “Kıyamet gününde insanların bana en yakın olanları, bana en çok salat-ü selam getirenlerdir.” Müslümanların ve hususiyle Feyz-i Muhammed’le alâkadar olanların salevât-ı şerifeyi hayatlarının ayrılmaz bir parçası haline getirmeleri ve bu hususta gayretli olmaları lazımdır.





+ Yorum Gönder