Konusunu Oylayın.: Kelâma, Kelâm Denilmesinin Sebebi

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Kelâma, Kelâm Denilmesinin Sebebi
  1. 07.Şubat.2011, 15:11
    1
    Misafir

    Kelâma, Kelâm Denilmesinin Sebebi

  2. 07.Şubat.2011, 17:18
    2
    mumsema
    Administrator

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 19.Ocak.2007
    Üye No: 1
    Mesaj Sayısı: 10,075
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: Türkiye

    Cevap: Kelâma, Kelâm Denilmesinin Sebebi




    Kelâma, Kelâm Denilmesinin Sebebi

    1. Kelâmcılar, itikadî konuları tartışırken söze “el-kelâm fi kezave keza..” (Şu konudaki kelâm şöyledir), şeklindebaşlarlardı (Bundan dolayı en çok kullandıkları bu cümledeki ilk kelime bu il­min özel ismi haline gelmiştir).
    2. Kelâm meselesi (ve Allah'ın Kelâm sıfatı) bu ilmin en fazla meşhur olan ve en çok tartışma ve çekişme konusu idi. Hatta mütegallibeden biri, “Kur'an mahlûktur” demedikleri için hak ehli olan­lardan bir çoklarını öldürtmüşdür (Memûn, Mutasım, Vâsık zaman­larında Mutezile kelâmı Abbasî Devleti'nin resmî inancı haline gel­miş ve Hanbeliler şiddetli baskılara maruz kalmışlardı).
    3. Şer'î meselelerin hakikatini araştırırken ve hasımları sustu­rurken bu ilim, insana kelâm, yani konuşma gücü verir. Bu bakım­dan kelâm, mantıkin felsefî ilimlerdeki yeri gibi (İslânri ilimler için­de) bir yer tutar.
    4. Öğretilmesi ve öğrenilmesi farz olan ilimlerin ilki sadece ke­lâmla, yani sözle öğrenilir. Bunun için bu ilme kelâm ismi verilmiş­tir. Daha sonra özellikle akâid ilmine bu isim verilmiş, aradaki fark görülsün diye" öbür ilimlere bu isim verilmemiştir.
    5. Kelâmın mahiyeti ve hakikati, iki tarafın ortaya atacakları sözler ve tartışmalarla anlaşılır. Halbuki öbür ilimlerden bazıları­nın mahiyeti düşünülmek ve kitap okumakla da anlaşılabilir.
    6. Kelâm en çok ihtilaf edilen ve çekişme konusu olan bir ilim­dir. Bu sebeple muhaliflerle konuşmaya yani kelâm etmeye ve onları reddetmeye şiddetle ihtiyaç göstermektedir.
    7. Kelâmdaki delillerin kuvveti sayesinde sanki, “Söz, bu söz­dür, bilinen diğer sözler değil!” denilmiş olmaktadır. Nitekim iki söz-aen daha kuvvetli olanı için, “îşte kelâm budur!” denir.
    8. Kelâm, çoğu sem'î ve nakli deliller tarafından da destekle­nen kesin delillere dayanmaktadır. Onun için kalbte en fazla tesir yapan ve oraya nüfuz eden ilim budur. Bundan dolayı, yaralamak manâsına gelen, “ k e 1 m “ kökünden türetilen “kelâm” sö­zü bu ilme isim olarak verilmiştir (Bu sekiz sebepten biri veya bir­kaçı dolayısıyle bu ilme kelâm adı verilmiştir. Bu hususa bütün kay­naklarda işaret edilmektedir).
    Kudemâ, denilen eski kelâmcılann anladığı kelâm budur. Bu kelâmdaki ihtilaflı konuların çoğu İslâm fırka ve mezhepleriyle, özellikle Mutezile ile ilgilidir . Zira sünnetin ve hadislerin zahi­rinden anlaşılan manâ ve sahabe topluluğunun itikad konusunda üzerinde yürüdüğü yol hususunda ihtilafla ilgili kaidelerin esasla­rını kuran Mutezile olmuştur.
    Bu hadise şöyle vukua gelmiştir: Mutezilenin reisi Vâsıl b. Ata föl. 131/748) Hasan Basrî (öl. 110/728) nin ders halkasından ayrıl­mış, mürtekib-i kebîre (büyük günah işleyen)nin ne mü'min ne de kâfir olduğunu anlatmaya başlamış, iki menzile (iman -küfür) arasında bir menzilin var olduğunu kabul etmiş, bunun üze­rine Hasan Basrî, “Vasıl bizden ayrıldı” (Kad i'tezele Vâsilün annâ) demiş, bundan dolayı ona ve etrafında toplananlara Mutezile adı ve­rilmişti .
    Mutezile mensupları kendilerine, “Ehlu'i-adl” ve “Ashabu't-tevhid” gibi isimler vermişlerdir. Bunun sebebi “itaat edene sevap, isyan edene ceza vermek Allah Taâlâ için zarurîdir” demeleri ve Hakk Taâlâ'dan, kadım ve ezeli sıfatların varlığını red­detmeleridir.


  3. 07.Şubat.2011, 17:18
    2
    Administrator



    Kelâma, Kelâm Denilmesinin Sebebi

    1. Kelâmcılar, itikadî konuları tartışırken söze “el-kelâm fi kezave keza..” (Şu konudaki kelâm şöyledir), şeklindebaşlarlardı (Bundan dolayı en çok kullandıkları bu cümledeki ilk kelime bu il­min özel ismi haline gelmiştir).
    2. Kelâm meselesi (ve Allah'ın Kelâm sıfatı) bu ilmin en fazla meşhur olan ve en çok tartışma ve çekişme konusu idi. Hatta mütegallibeden biri, “Kur'an mahlûktur” demedikleri için hak ehli olan­lardan bir çoklarını öldürtmüşdür (Memûn, Mutasım, Vâsık zaman­larında Mutezile kelâmı Abbasî Devleti'nin resmî inancı haline gel­miş ve Hanbeliler şiddetli baskılara maruz kalmışlardı).
    3. Şer'î meselelerin hakikatini araştırırken ve hasımları sustu­rurken bu ilim, insana kelâm, yani konuşma gücü verir. Bu bakım­dan kelâm, mantıkin felsefî ilimlerdeki yeri gibi (İslânri ilimler için­de) bir yer tutar.
    4. Öğretilmesi ve öğrenilmesi farz olan ilimlerin ilki sadece ke­lâmla, yani sözle öğrenilir. Bunun için bu ilme kelâm ismi verilmiş­tir. Daha sonra özellikle akâid ilmine bu isim verilmiş, aradaki fark görülsün diye" öbür ilimlere bu isim verilmemiştir.
    5. Kelâmın mahiyeti ve hakikati, iki tarafın ortaya atacakları sözler ve tartışmalarla anlaşılır. Halbuki öbür ilimlerden bazıları­nın mahiyeti düşünülmek ve kitap okumakla da anlaşılabilir.
    6. Kelâm en çok ihtilaf edilen ve çekişme konusu olan bir ilim­dir. Bu sebeple muhaliflerle konuşmaya yani kelâm etmeye ve onları reddetmeye şiddetle ihtiyaç göstermektedir.
    7. Kelâmdaki delillerin kuvveti sayesinde sanki, “Söz, bu söz­dür, bilinen diğer sözler değil!” denilmiş olmaktadır. Nitekim iki söz-aen daha kuvvetli olanı için, “îşte kelâm budur!” denir.
    8. Kelâm, çoğu sem'î ve nakli deliller tarafından da destekle­nen kesin delillere dayanmaktadır. Onun için kalbte en fazla tesir yapan ve oraya nüfuz eden ilim budur. Bundan dolayı, yaralamak manâsına gelen, “ k e 1 m “ kökünden türetilen “kelâm” sö­zü bu ilme isim olarak verilmiştir (Bu sekiz sebepten biri veya bir­kaçı dolayısıyle bu ilme kelâm adı verilmiştir. Bu hususa bütün kay­naklarda işaret edilmektedir).
    Kudemâ, denilen eski kelâmcılann anladığı kelâm budur. Bu kelâmdaki ihtilaflı konuların çoğu İslâm fırka ve mezhepleriyle, özellikle Mutezile ile ilgilidir . Zira sünnetin ve hadislerin zahi­rinden anlaşılan manâ ve sahabe topluluğunun itikad konusunda üzerinde yürüdüğü yol hususunda ihtilafla ilgili kaidelerin esasla­rını kuran Mutezile olmuştur.
    Bu hadise şöyle vukua gelmiştir: Mutezilenin reisi Vâsıl b. Ata föl. 131/748) Hasan Basrî (öl. 110/728) nin ders halkasından ayrıl­mış, mürtekib-i kebîre (büyük günah işleyen)nin ne mü'min ne de kâfir olduğunu anlatmaya başlamış, iki menzile (iman -küfür) arasında bir menzilin var olduğunu kabul etmiş, bunun üze­rine Hasan Basrî, “Vasıl bizden ayrıldı” (Kad i'tezele Vâsilün annâ) demiş, bundan dolayı ona ve etrafında toplananlara Mutezile adı ve­rilmişti .
    Mutezile mensupları kendilerine, “Ehlu'i-adl” ve “Ashabu't-tevhid” gibi isimler vermişlerdir. Bunun sebebi “itaat edene sevap, isyan edene ceza vermek Allah Taâlâ için zarurîdir” demeleri ve Hakk Taâlâ'dan, kadım ve ezeli sıfatların varlığını red­detmeleridir.





+ Yorum Gönder