Konusunu Oylayın.: Peygamberimizin davranışlarının islamın yayılmasındaki etkisi nedir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 8 kişi
Peygamberimizin davranışlarının islamın yayılmasındaki etkisi nedir?
  1. 06.Şubat.2011, 18:15
    1
    Misafir

    Peygamberimizin davranışlarının islamın yayılmasındaki etkisi nedir?

  2. 04.Ağustos.2013, 21:26
    2
    jerusselam
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 25.Şubat.2013
    Üye No: 100353
    Mesaj Sayısı: 4,172
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 42

    Cevap: Peygamberimizin davranışlarının islamın yayılmasındaki etkisi nedir?




    Peygamberimizin davranışlarının islamın yayılmasındaki etkisi nedir?



    HZ. MUHAMMED’İN (SAV) GÜZEL AHLAKI İNSANLAR İÇİN EN GÜZEL ÖRNEKTİR
    İnsanlar toplumda iyi bir yere sahip olabilmek için kendilerini çeşitli konularda geliştirirler. Daha güzel giyinebilmek, daha iyi konuşabilmek, daha saygın, kişilikli, kültürlü, insanlar üzerinde olumlu etki bırakan bir kişi olabilmek için çeşitli yollar denerler. Aile bireylerinden veya yakın çevrelerinden bir kişiyi ya da toplumda herkes tarafından beğenilen insanları kendilerine örnek alırlar. Onların değer yargılarını kabul eder, hal ve tavırlarına, yaşam tarzlarına özenir ve onları taklit etmeye çalışırlar. Halbuki kendilerine örnek aldıkları bu kişiler ahlak, kişilik ve tavır yönünden pek çok zaafa sahip olabilirler. İşte bu nedenle bir insanın kendine örnek alacağı kişiyi çok titizlikle seçmesi gerekmektedir. Eğer insan kendine ideal bir örnek seçse geçen her gün lehine sonuçlanacak, kendisini ahlak, kişilik, görünüm, kültür gibi pek çok açıdan süratle geliştirebilme imkanı elde edecektir.
    İşte insanı yaratan ve en iyi tanıyan Rabbimiz, onun bu arayışına cevap olarak Hz. Muhammed’i (sav) “örnek insan” olarak göndermiştir. Hz. Muhammed’in (sav) güçlü imanını, yüksek ahlakını, vicdanını, kişiliğini, yaşam şeklini, zevklerini, sanat anlayışını, temizliğini, konuşmasını, insanlara olan yaklaşımını örnek almalarını ve dolayısıyla olabilecek en güzel hayatı yaşamalarını tüm insanlara öğütlemiştir. Allah bir Kuran ayetinde Peygamber Efendimizin iman edenler için en güzel örnek olduğunu şöyle bildirmektedir:
    Andolsun, sizin için, Allah’ı ve ahiret gününü umanlar ve Allah’ı çokça zikredenler için Allah’ın Resûlü’nde güzel bir örnek vardır. (Ahzap Suresi, 21)
    Bu nedenle, Allah’a iman eden ve ahiret günü ile karşılaşacağını umut edenlerin, Hz. Muhammed (sav)’i hem Kuran ayetlerinde anlatılan şekliyle, hem de günümüze ulaşan rivayetlerle yakından tanımaları son derece önemlidir.
    Allah Kuran’da Peygamberimizin büyük bir ahlak üzerinde olduğunu haber vermiş (Kalem Suresi, 4) ve tüm insanları O’na uymakla sorumlu tutmuştur. O yalnızca kendi döneminin değil, günümüzün ve tüm zamanların insanlarına aklıyla, yüksek karakteri ve güzel ahlakıyla büyük bir örnektir.
    Hz. Muhammed (sav) sadece Müslümanların değil, aynı zamanda Hıristiyanların, Musevilerin ve yeryüzündeki tüm insanların da Peygamberidir. Allah O’nu tüm insanlığı doğru yola çağırmakla ve onlara ahirette sorumlu tutulacakları dini öğretmekle görevlendirmiştir. Bu nedenle Allah’ın razı olacağı kullardan olabilmek için sadece Müslümanların değil, tüm insanların Peygamberimiz (sav)’i yakından tanımaları, O’nun hayatını incelemeleri, güzel ahlakını kendilerine örnek almaları ve sünnetini uygulamaları gerekir.
    Tüm insanlık için en güzel örnek olan Peygamberimiz (sav)’in, sahabesi olan Muaz (ra)’ya verdiği bir öğüdünde, O’nun derin imanının, güzel ahlakının örneklerini görmekteyiz:
    Muaz! Sana Allah’tan korkmanı, sözün doğrusunu söylemeni, sözünde durmanı, emaneti yerine getirmeni, hıyanetten uzak kalmanı, komşu hakkını korumanı, yetime acımanı, tatlı sözlülüğü, bol bol selam vermeni, işin iyisini yapmanı, az tamahkarlığı, imana sarılmanı, Kuran’ı derinliğine anlamanı, ahiret sevgisini, hesaptan korkmanı, tevazu kanatlarını
    indirmeni tavsiye ederim.
    Muaz! Seni hikmet sahiplerine sövmekten, doğru söyleyene yalan söylemekten, günahkara boyun eğmekten, adaletli bir hükümdara baş kaldırmaktan, yeryüzünde fesat çıkarmaktan menederim.
    Muaz! Sana her taşın, ağacın ve duvarın yanında nerede olursan ol Allah’tan korkmanı işlediğin her günahın ardından gizlisine gizli, aleni olanına da aleni tevbe etmeni tavsiye ederim.
    Hz. Muhammed (sav)’in sabrı ve tevekkülü
    Peygamberimiz (sav)’e Allah’ın yüklediği sorumluluk çok büyüktür. Çünkü Peygamberimiz Allah’ı ve dini tanımayan veya bildikleri halde göz ardı eden bir topluma gönderilmiştir. Onlara kendisinden önce indirilmiş olan hak kitapların tahrif edildiğini ve Allah’ın kendilerine yeni bir din yolladığını açıklamış, onları Allah’a şirk koşmaksızın iman etmeye, O’ndan korkup sakınmaya ve yalnızca Allah’a kul olmaya davet etmiştir. Ancak ne var ki bu davetiyle, yüzeysel ve basit bir bakış açısına sahip olan, tahrif olmuş dinlerini ve kurulu düzenlerini bırakmakta direnen, dünya hayatına tutkulu bir bağlılıkla bağlanmış, dünyevi çıkarlarını kaybetmekten şiddetle korkan insanları karşısına almıştır. İslam dininin hükümlerini kabul etmeyen bu insanlar Hz. Muhammed (sav)’e karşı güç birliği yapmış, O’nun davetine düşmanlıkla cevap vermişlerdir.
    Müslümanların toplum içinde azınlık oldukları bu dönemde, Peygamberimiz (sav) ve çevresindeki sahabelerin evlerine, ailelerine şiddetli saldırılar düzenlenmiş ve Müslümanlar tehlike içinde yaşamak zorunda bırakılmışlardır. Asılsız itham ve iftiralarda bulunulmuş, Müslümanları sözde haksız ve suçlu gösterecek komplolar düzenlenmiştir. İbadetlerini yerine getirmelerine, insanlara İslam dinini anlatmalarına engel olunmaya çalışılmıştır. Dini yaymalarını durdurabilmek için maddi yönden kayıplar vermeleri istenmiştir. Ancak tüm bu zorluklara rağmen, Peygamberimiz ihlası ve azmi sayesinde Allah’ın dinini büyük bir süratle insanlar arasında yaymayı başarmıştır. Hayatının tehlike altında olması, hiçbir zaman dini tebliğ etmesine engel olmamıştır. Daima Allah’a güvenmiş, O’nu kendisine dost ve yardımcı edinmiş, O’nun rahmetinden ve yardımından emin olarak kaderine razı olmuştur. Karşılaştığı zorlukları her zaman hayırla değerlendirmiş ve çevresindekilere “Bir nefse takdir edilmiş şey mutlaka olur” demiştir. Peygamberimiz (sav)’in aşağıdaki sözleri de, O’nun Allah’a olan güveninin, teslimiyetinin ve sadakatinin önemli delillerindendir:
    Mümin kişinin durumu ne kadar şaşırtıcıdır. Zira her işi onun için bir hayırdır. Bu durum, sadece mümine hastır, başkasına değil: Ona memnun olacağı bir şey gelse şükreder, bu ise hayırlıdır; bir zarar gelse sabreder bu da hayırlıdır.
    … Bir şey isteyince Allah’tan iste. Yardım talep edeceksen Allah’tan yardım dile. Zira kullar, Allah’ın yazmadığı bir hususta sana faydalı olmak için biraraya gelseler, bu faydayı yapmaya muktedir olamazlar. Allah’ın yazmadığı bir zararı sana vermek için biraraya gelseler, buna da muktedir olamazlar.”
    Peygamberimiz (sav)’in güçlü imanı, samimiyeti, tevekkülü, cesareti ve kararlılığı karşısında, inkarcılar başarılığı olamamış, O’na tabi olan Müslümanları yıldıramamışlardır. Kuran’da da bildirildiği üzere, inkarcılar Allah’ın nurunu söndürmek istemişler, ama Allah Peygamberimiz Hz. Muhammed’i vesile ederek nurunu tamamlamış ve O’nu inkarcılar karşısında galip kılmıştır.
    Hz. Muhammed (sav)’in Hoşgörüsü
    Hz. Muhammed hem kendi döneminin hem de kendisinden sonra yaşayan tüm nesillerin sevgisini ve hayranlığını kazanmış kutlu bir insandır. Allah’ı inkar eden insanların bile Peygamberimiz (sav)’e karşı kalplerinde bir sevgi ve muhabbet oluşmuştur. Bunun en önemli sebeplerinden biri, O’nun güzel ahlakı ve insanlara karşı olan hoşgörülü yaklaşımıdır.
    Unutmamak gerekir ki, Peygamberimiz (sav) çok akıllı, çok görgülü, güzel ahlaklı ve ince düşünceli mübarek bir insandı. Onun çevresinde bulunanlar arasında ise bilgisiz, cahil, görgüsü ve aklı gelişmemiş, hatta iki yüzlü davranarak O’na zorluk çıkarmak isteyen, doğruları kabul etmekte direnen, nefisleri ile çatışan bir durumda Peygamberimiz (sav)’e karşı kin besleyen pek çok insan olmuştur. Elbette ki bu gibi insanlara karşı hoşgörülü olup anlayış göstermek, oldukça yüksek bir iman ve sabır gerektirir. Ancak Peygamberimiz (sav), “Sana zulmedeni affet, sana küsene git, sana kötülük yapana iyilik yap, aleyhine de olsa hakkı söyle”, “Her nerede olursan ol Allah’tan ittika et ve kötülüğün arkasından iyilik yap, bu onu yok eder, insanlara güzel ahlakla muamelede bulun” buyurmuş ve dini kabul eden ya da etmeyen her türlü insana karşı en güzel tavrı göstermiştir. Her biri ile tek tek ilgilenerek onlara Kuran ahlakını anlatmış, iyiliği emretmiş ve onları kötülüklerden menetmeye çalışmış, hepsine son derece büyük bir hoşgörü ve adaletle yaklaşmış, haklarını korumuş, tüm insanların barış içinde yaşayacakları bir toplum oluşturmuştur. Nitekim Hz. Muhammed (sav)’in yaşadığı bu dönem Asr-ı Saadet olarak isimlendirilerek tarihe geçmiştir.
    Asr-ı Saadet boyunca sadece Müslümanlar değil, Yahudiler, Hıristiyanlar ve farklı inanç sahipleri de en güzel şartlarda yaşamış, her türlü insani hakka sahip olmuş ve kendi inançlarını diledikleri gibi yaşama imkanı elde etmişlerdir. Hz. Muhammed (sav)’in hoşgörülü tavrı farklı dinlere mensup birçok insanın İslamı kabul etmesine ve henüz kabul etmeyenlerin ise İslam dinine karşı güçlü bir muhabbet duymasına vesile olmuştur.
    Peygamberimiz (sav)’in sabrını ve hoşgörüsünü kendisine örnek alan müminler, O’nun karşılaştığı olayları ve yaşadığı koşulları çok iyi düşünüp takdir etmelidirler. İslam tarihinin büyük alimlerinden olan İmam Gazali, Peygamberimiz (sav)’in hoşgörülü tutumunu ve ince ahlakını şöyle tarif etmektedir:
    Öfkelenmekten son derece uzak ve bir şeye çabucak rıza gösterendi. İnsanlara karşı insanların en şefkatlisi idi. Öyle ya, insanların en hayırlısı insanlara hayrı dokunan, insanların en yararlısı da insanlara faydalı olandır.
    Allah’ın rızasını kazanmayı amaçlayan, dünyada ve ahirette kurtuluşa ermeyi hedefleyen, Peygamberimiz (sav)’e benzemek isteyen insanların kutsal kitabımız Kuran-ı Kerim’in ayetleri ve Peygamberimiz (sav)’in sünneti ile hükmetmeleri, Peygamberimiz gibi konuşmaları ve bu hükümleri yaşamlarının her anında titizlikle uygulamaları gerekir. Menfaatleri ile çatışan en basit bir durumda hemen ye’se kapılan, ümitsizliğe düşen, tahammülsüzlük gösteren, insanlara öfkelenen ve husumet besleyen, Allah’ın dinini anlatmaktan vazgeçen, korkak bir karakter gösteren kişiler, bu tavırlarının Kuran ahlakı ve Peygamberimiz (sav)’in sünneti ile bağdaşmadığını bilmelidirler. Ve henüz vakitleri varken, Allah’a yönelip bağışlanma dilemeli, yegane doğru yol olan Kuran’a ve Peygamberimiz (sav)’in sünnetine yönelmelidirler.
    Unutulmamalıdır ki insanların yüzyıllardan beri arzuladıkları huzur, mutluluk, güven, şefkat, merhamet, dostluk, adalet, kardeşlik, hoşgörü, fedakarlık, sevgi, saygı gibi erdemler ancak Kuran ahlakının ve Peygamberimiz (sav)’in sünnetinin hakim olduğu toplumlarda en yüksek seviyede yaşanabilir. Tüm Müslümanlar ise, böyle bir ahlakı yaşamak ve çevrelerindeki insanları da bu ahlaka davet etmekle sorumludurlar.


  3. 04.Ağustos.2013, 21:26
    2
    Devamlı Üye



    Peygamberimizin davranışlarının islamın yayılmasındaki etkisi nedir?



    HZ. MUHAMMED’İN (SAV) GÜZEL AHLAKI İNSANLAR İÇİN EN GÜZEL ÖRNEKTİR
    İnsanlar toplumda iyi bir yere sahip olabilmek için kendilerini çeşitli konularda geliştirirler. Daha güzel giyinebilmek, daha iyi konuşabilmek, daha saygın, kişilikli, kültürlü, insanlar üzerinde olumlu etki bırakan bir kişi olabilmek için çeşitli yollar denerler. Aile bireylerinden veya yakın çevrelerinden bir kişiyi ya da toplumda herkes tarafından beğenilen insanları kendilerine örnek alırlar. Onların değer yargılarını kabul eder, hal ve tavırlarına, yaşam tarzlarına özenir ve onları taklit etmeye çalışırlar. Halbuki kendilerine örnek aldıkları bu kişiler ahlak, kişilik ve tavır yönünden pek çok zaafa sahip olabilirler. İşte bu nedenle bir insanın kendine örnek alacağı kişiyi çok titizlikle seçmesi gerekmektedir. Eğer insan kendine ideal bir örnek seçse geçen her gün lehine sonuçlanacak, kendisini ahlak, kişilik, görünüm, kültür gibi pek çok açıdan süratle geliştirebilme imkanı elde edecektir.
    İşte insanı yaratan ve en iyi tanıyan Rabbimiz, onun bu arayışına cevap olarak Hz. Muhammed’i (sav) “örnek insan” olarak göndermiştir. Hz. Muhammed’in (sav) güçlü imanını, yüksek ahlakını, vicdanını, kişiliğini, yaşam şeklini, zevklerini, sanat anlayışını, temizliğini, konuşmasını, insanlara olan yaklaşımını örnek almalarını ve dolayısıyla olabilecek en güzel hayatı yaşamalarını tüm insanlara öğütlemiştir. Allah bir Kuran ayetinde Peygamber Efendimizin iman edenler için en güzel örnek olduğunu şöyle bildirmektedir:
    Andolsun, sizin için, Allah’ı ve ahiret gününü umanlar ve Allah’ı çokça zikredenler için Allah’ın Resûlü’nde güzel bir örnek vardır. (Ahzap Suresi, 21)
    Bu nedenle, Allah’a iman eden ve ahiret günü ile karşılaşacağını umut edenlerin, Hz. Muhammed (sav)’i hem Kuran ayetlerinde anlatılan şekliyle, hem de günümüze ulaşan rivayetlerle yakından tanımaları son derece önemlidir.
    Allah Kuran’da Peygamberimizin büyük bir ahlak üzerinde olduğunu haber vermiş (Kalem Suresi, 4) ve tüm insanları O’na uymakla sorumlu tutmuştur. O yalnızca kendi döneminin değil, günümüzün ve tüm zamanların insanlarına aklıyla, yüksek karakteri ve güzel ahlakıyla büyük bir örnektir.
    Hz. Muhammed (sav) sadece Müslümanların değil, aynı zamanda Hıristiyanların, Musevilerin ve yeryüzündeki tüm insanların da Peygamberidir. Allah O’nu tüm insanlığı doğru yola çağırmakla ve onlara ahirette sorumlu tutulacakları dini öğretmekle görevlendirmiştir. Bu nedenle Allah’ın razı olacağı kullardan olabilmek için sadece Müslümanların değil, tüm insanların Peygamberimiz (sav)’i yakından tanımaları, O’nun hayatını incelemeleri, güzel ahlakını kendilerine örnek almaları ve sünnetini uygulamaları gerekir.
    Tüm insanlık için en güzel örnek olan Peygamberimiz (sav)’in, sahabesi olan Muaz (ra)’ya verdiği bir öğüdünde, O’nun derin imanının, güzel ahlakının örneklerini görmekteyiz:
    Muaz! Sana Allah’tan korkmanı, sözün doğrusunu söylemeni, sözünde durmanı, emaneti yerine getirmeni, hıyanetten uzak kalmanı, komşu hakkını korumanı, yetime acımanı, tatlı sözlülüğü, bol bol selam vermeni, işin iyisini yapmanı, az tamahkarlığı, imana sarılmanı, Kuran’ı derinliğine anlamanı, ahiret sevgisini, hesaptan korkmanı, tevazu kanatlarını
    indirmeni tavsiye ederim.
    Muaz! Seni hikmet sahiplerine sövmekten, doğru söyleyene yalan söylemekten, günahkara boyun eğmekten, adaletli bir hükümdara baş kaldırmaktan, yeryüzünde fesat çıkarmaktan menederim.
    Muaz! Sana her taşın, ağacın ve duvarın yanında nerede olursan ol Allah’tan korkmanı işlediğin her günahın ardından gizlisine gizli, aleni olanına da aleni tevbe etmeni tavsiye ederim.
    Hz. Muhammed (sav)’in sabrı ve tevekkülü
    Peygamberimiz (sav)’e Allah’ın yüklediği sorumluluk çok büyüktür. Çünkü Peygamberimiz Allah’ı ve dini tanımayan veya bildikleri halde göz ardı eden bir topluma gönderilmiştir. Onlara kendisinden önce indirilmiş olan hak kitapların tahrif edildiğini ve Allah’ın kendilerine yeni bir din yolladığını açıklamış, onları Allah’a şirk koşmaksızın iman etmeye, O’ndan korkup sakınmaya ve yalnızca Allah’a kul olmaya davet etmiştir. Ancak ne var ki bu davetiyle, yüzeysel ve basit bir bakış açısına sahip olan, tahrif olmuş dinlerini ve kurulu düzenlerini bırakmakta direnen, dünya hayatına tutkulu bir bağlılıkla bağlanmış, dünyevi çıkarlarını kaybetmekten şiddetle korkan insanları karşısına almıştır. İslam dininin hükümlerini kabul etmeyen bu insanlar Hz. Muhammed (sav)’e karşı güç birliği yapmış, O’nun davetine düşmanlıkla cevap vermişlerdir.
    Müslümanların toplum içinde azınlık oldukları bu dönemde, Peygamberimiz (sav) ve çevresindeki sahabelerin evlerine, ailelerine şiddetli saldırılar düzenlenmiş ve Müslümanlar tehlike içinde yaşamak zorunda bırakılmışlardır. Asılsız itham ve iftiralarda bulunulmuş, Müslümanları sözde haksız ve suçlu gösterecek komplolar düzenlenmiştir. İbadetlerini yerine getirmelerine, insanlara İslam dinini anlatmalarına engel olunmaya çalışılmıştır. Dini yaymalarını durdurabilmek için maddi yönden kayıplar vermeleri istenmiştir. Ancak tüm bu zorluklara rağmen, Peygamberimiz ihlası ve azmi sayesinde Allah’ın dinini büyük bir süratle insanlar arasında yaymayı başarmıştır. Hayatının tehlike altında olması, hiçbir zaman dini tebliğ etmesine engel olmamıştır. Daima Allah’a güvenmiş, O’nu kendisine dost ve yardımcı edinmiş, O’nun rahmetinden ve yardımından emin olarak kaderine razı olmuştur. Karşılaştığı zorlukları her zaman hayırla değerlendirmiş ve çevresindekilere “Bir nefse takdir edilmiş şey mutlaka olur” demiştir. Peygamberimiz (sav)’in aşağıdaki sözleri de, O’nun Allah’a olan güveninin, teslimiyetinin ve sadakatinin önemli delillerindendir:
    Mümin kişinin durumu ne kadar şaşırtıcıdır. Zira her işi onun için bir hayırdır. Bu durum, sadece mümine hastır, başkasına değil: Ona memnun olacağı bir şey gelse şükreder, bu ise hayırlıdır; bir zarar gelse sabreder bu da hayırlıdır.
    … Bir şey isteyince Allah’tan iste. Yardım talep edeceksen Allah’tan yardım dile. Zira kullar, Allah’ın yazmadığı bir hususta sana faydalı olmak için biraraya gelseler, bu faydayı yapmaya muktedir olamazlar. Allah’ın yazmadığı bir zararı sana vermek için biraraya gelseler, buna da muktedir olamazlar.”
    Peygamberimiz (sav)’in güçlü imanı, samimiyeti, tevekkülü, cesareti ve kararlılığı karşısında, inkarcılar başarılığı olamamış, O’na tabi olan Müslümanları yıldıramamışlardır. Kuran’da da bildirildiği üzere, inkarcılar Allah’ın nurunu söndürmek istemişler, ama Allah Peygamberimiz Hz. Muhammed’i vesile ederek nurunu tamamlamış ve O’nu inkarcılar karşısında galip kılmıştır.
    Hz. Muhammed (sav)’in Hoşgörüsü
    Hz. Muhammed hem kendi döneminin hem de kendisinden sonra yaşayan tüm nesillerin sevgisini ve hayranlığını kazanmış kutlu bir insandır. Allah’ı inkar eden insanların bile Peygamberimiz (sav)’e karşı kalplerinde bir sevgi ve muhabbet oluşmuştur. Bunun en önemli sebeplerinden biri, O’nun güzel ahlakı ve insanlara karşı olan hoşgörülü yaklaşımıdır.
    Unutmamak gerekir ki, Peygamberimiz (sav) çok akıllı, çok görgülü, güzel ahlaklı ve ince düşünceli mübarek bir insandı. Onun çevresinde bulunanlar arasında ise bilgisiz, cahil, görgüsü ve aklı gelişmemiş, hatta iki yüzlü davranarak O’na zorluk çıkarmak isteyen, doğruları kabul etmekte direnen, nefisleri ile çatışan bir durumda Peygamberimiz (sav)’e karşı kin besleyen pek çok insan olmuştur. Elbette ki bu gibi insanlara karşı hoşgörülü olup anlayış göstermek, oldukça yüksek bir iman ve sabır gerektirir. Ancak Peygamberimiz (sav), “Sana zulmedeni affet, sana küsene git, sana kötülük yapana iyilik yap, aleyhine de olsa hakkı söyle”, “Her nerede olursan ol Allah’tan ittika et ve kötülüğün arkasından iyilik yap, bu onu yok eder, insanlara güzel ahlakla muamelede bulun” buyurmuş ve dini kabul eden ya da etmeyen her türlü insana karşı en güzel tavrı göstermiştir. Her biri ile tek tek ilgilenerek onlara Kuran ahlakını anlatmış, iyiliği emretmiş ve onları kötülüklerden menetmeye çalışmış, hepsine son derece büyük bir hoşgörü ve adaletle yaklaşmış, haklarını korumuş, tüm insanların barış içinde yaşayacakları bir toplum oluşturmuştur. Nitekim Hz. Muhammed (sav)’in yaşadığı bu dönem Asr-ı Saadet olarak isimlendirilerek tarihe geçmiştir.
    Asr-ı Saadet boyunca sadece Müslümanlar değil, Yahudiler, Hıristiyanlar ve farklı inanç sahipleri de en güzel şartlarda yaşamış, her türlü insani hakka sahip olmuş ve kendi inançlarını diledikleri gibi yaşama imkanı elde etmişlerdir. Hz. Muhammed (sav)’in hoşgörülü tavrı farklı dinlere mensup birçok insanın İslamı kabul etmesine ve henüz kabul etmeyenlerin ise İslam dinine karşı güçlü bir muhabbet duymasına vesile olmuştur.
    Peygamberimiz (sav)’in sabrını ve hoşgörüsünü kendisine örnek alan müminler, O’nun karşılaştığı olayları ve yaşadığı koşulları çok iyi düşünüp takdir etmelidirler. İslam tarihinin büyük alimlerinden olan İmam Gazali, Peygamberimiz (sav)’in hoşgörülü tutumunu ve ince ahlakını şöyle tarif etmektedir:
    Öfkelenmekten son derece uzak ve bir şeye çabucak rıza gösterendi. İnsanlara karşı insanların en şefkatlisi idi. Öyle ya, insanların en hayırlısı insanlara hayrı dokunan, insanların en yararlısı da insanlara faydalı olandır.
    Allah’ın rızasını kazanmayı amaçlayan, dünyada ve ahirette kurtuluşa ermeyi hedefleyen, Peygamberimiz (sav)’e benzemek isteyen insanların kutsal kitabımız Kuran-ı Kerim’in ayetleri ve Peygamberimiz (sav)’in sünneti ile hükmetmeleri, Peygamberimiz gibi konuşmaları ve bu hükümleri yaşamlarının her anında titizlikle uygulamaları gerekir. Menfaatleri ile çatışan en basit bir durumda hemen ye’se kapılan, ümitsizliğe düşen, tahammülsüzlük gösteren, insanlara öfkelenen ve husumet besleyen, Allah’ın dinini anlatmaktan vazgeçen, korkak bir karakter gösteren kişiler, bu tavırlarının Kuran ahlakı ve Peygamberimiz (sav)’in sünneti ile bağdaşmadığını bilmelidirler. Ve henüz vakitleri varken, Allah’a yönelip bağışlanma dilemeli, yegane doğru yol olan Kuran’a ve Peygamberimiz (sav)’in sünnetine yönelmelidirler.
    Unutulmamalıdır ki insanların yüzyıllardan beri arzuladıkları huzur, mutluluk, güven, şefkat, merhamet, dostluk, adalet, kardeşlik, hoşgörü, fedakarlık, sevgi, saygı gibi erdemler ancak Kuran ahlakının ve Peygamberimiz (sav)’in sünnetinin hakim olduğu toplumlarda en yüksek seviyede yaşanabilir. Tüm Müslümanlar ise, böyle bir ahlakı yaşamak ve çevrelerindeki insanları da bu ahlaka davet etmekle sorumludurlar.





+ Yorum Gönder