Konusunu Oylayın.: İslam'ın diğer dinlere bakışı

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
İslam'ın diğer dinlere bakışı
  1. 06.Şubat.2011, 17:35
    1
    Misafir

    İslam'ın diğer dinlere bakışı

  2. 07.Şubat.2011, 23:15
    2
    Muhammed
    الله اكبر

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 16.Haziran.2010
    Üye No: 76755
    Mesaj Sayısı: 7,671
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Yaş: 27
    Bulunduğu yer: Türkiye

    Cevap: islam'ın diğer dinlere bakışı




    MİSYONERLİK VE İSLAMIN DİĞER DİNLERE BAKIŞI İLE İLGİLİ BİR KONUŞMA
    Evrensel manada mesaj içeren ve insanların tamamına mutluluk vermeyi amaçlayan bütün dinler bu mesajlarını insanlara ulaştırmayı amaçlar. Bu mesaj ya İslam dininde olduğu tebliğ yolu ile veya Hıristiyanlıkta olduğu gibi misyonerlik faaliyetleri insanlara ulaştırılacaktır.
    Sözlük manası görev yetki ve vekalet anlamlarına gelen misyon, kullanılan mana itibarı ile de Hıristiyanlığı yaymayı amaç edinmiş ve bu dinin yayılması için kurulmuş teşkilatlara denmektedir. Misyoner ise kendisini bu işe adamış olan veya dini faaliyet ve propaganda için kendisine görev verilmiş olan din adamı, rahip, rahibe gibi kimselerdir.
    Tarihi kökeni, ilk Hıristiyanlara kadar dayanan misyonerler yapmış oldukları faaliyetlerinde hareket noktaları olarak Matta İncilindeki 28/19-20 “İmdi siz gidip bütün milletleri şakirt edinin. Onları Baba, Oğul ve Kutsal Ruh ismi ile vaftiz eyleyin. Size emrettiğim her şeyi tutmalarını onlara öğretin” ibaresini esas almaktadırlar. Bu esas çerçevesinde Pavlus ve onun yolundan gidenler, Hıristiyanlığın yayılması için her asır ve her dönemde her yolu kendileri için mübah olarak görmüşler bunları da kutsal kitaplarındaki ibarelere dayandırmışlardır.
    Hıristiyan alemi için tarihi birçok değeri içerisinde barındıran Anadolu’nun Sultan Alpaslan ve orduları tarafından fethinden sonra yeniden Hıristiyan Yurdu olması amacı ile milletimize yönelik misyonerlik faaliyetleri başlamıştır. Bu faaliyetler Osmanlı devletinin son dönemlerinde had seviyeye çıkmış ve Milletimiz için bir kurtuluş savaşı yaşamasının da ana amillerinden biri olmuştur.
    Hıristiyan misyonerleri biraz önce de değindiğimiz gibi dinlerini yaymak için hemen her yolu denemektedirler. Bu hususlarda Misyonerlerin uyması gereken esasları da onlara eğitimlerinde vererek, her sahada söz sahibi olmalarını sağlamaktadırlar. Bu gün bir misyoneri din ilk sırada olmakla birlikte ilmi sahalarda, sosyal ve toplumsal konulardaki sahalarda da faaliyet yaparken görebiliriz.
    Misyonerler, faaliyetlerini yürütmek için çeşitli metodlar uygulamaktadırlar. Dini teşkilatlar kurarlar, dini, milli ve edebi konularda basılı ve görsel yayınlar yaparlar, okul ve sosyal yardımlaşma tesisleri açarlar. Bunların dışında zaman zaman toplumun inanç ve kültür değerlerin yozlaştırmak ve bölünmesini sağlamak için maskeli ve gizli teşkilatlanmalara giderler. Yakın tarihimizde bu bahsettiğimiz çalışmaların hemen hepsinin örnekleri oldukça fazladır.
    Bu gün Misyonerler toplumumuza yönelik faaliyetlerini zaman zaman açık, zaman zaman da maskeli ve gizli olarak sürdürmektedirler. İnsanımıza doğrudan Hıristiyanlığı anlatmak yerine, yapmış oldukları veya destekledikleri faaliyetlerle kültürel güvensizlik aşılayıp dini, milli, ve ahlaki değerleri dümura uğratmaya, toplumda ayrılık vesilesi olacak bütün argümanları kullanarak milletimizi bir kaosa sürüklemeye çalışmaktadırlar. Kendi kültürüne, örfüne, adeti, inancına ve ahlaki değerlerine uzak olan bir kitlenin kısa zamanda dini yönden de istismar edilebileceği çok açıktır.
    Bu bağlamda değişik farklı tarikatlarla Katolikler, değişik yapılanmalarla Protestanlar ve Yehova Şahitleri gibi Hıristiyan ve Hıristiyanlıktan neşet etmiş dini grupların, daha ziyade dini yönden iyi eğitim alamamış, kültürel olarak da iyi yetişmemiş problemli gençler ile maddi imkansızlıklar ve diğer sebeplerle bunalıma düşmüş kimseleri faaliyetlerinde hedef kitle seçtikleri görülmektedir. Bahsettiğimiz yapıda gençlerimizin eğitim aldıkları okulların yakınlarına kiliseler açmak suretiyle, onları değişik vaatlerle buralara çekmektedirler. Ülkemizin özellikle geri kalmış ve istismara müsait olan bölgelerine kitap, broşür ve dergi göndererek buralardaki insanlarımızın beyinlerini yıkamaya çalışmaktadırlar. Son zamanlarda da özellikle büyük şehirlerimizde el ilanları gibi küçük broşürler dağıtarak inanç yönünden insanlarımızın kafalarını karıştırmaya çalışmaktadırlar.
    Ülkemize yönelik olarak devam eden bir diğer misyoner faaliyetleri de yine yayılma amacı olan uzak doğu kökenli dinlerdir. Meditasyon ve stressten kurtulma amacına yönelik faaliyetleri içeren, Hint ve uzak doğu felsefelerine dayanan bu ve benzeri çalışmaların da ülkemizde yoğunlaştığı, gittikçe sayılarının arttığı görülmektedir. Özellikle Avrupa ve Amerika Kıtasında gittikçe yaygınlaşan bu felsefe gruplarının öncüleri, zaman zaman ülkemizi ziyaret ederek grup seansları da yapmaktadırlar. Bu gruplar daha çok maddi problemleri az, manevi yönden tatminsizlik içerisinde bulunan kimseleri hedef kitle olarak seçmektedir. Kendi doğduğu bölgelerin insanlarına mutluluk verememiş, onların problemlerini çözememiş olan anlayışların milletimize hiçbir şey veremeyeceği çok açıktır.
    Bütün bu faaliyetler ortaya koymaktadır ki, iyi bir dini eğitim almış ve problemsiz olarak hayatını devam ettiren kişiler misyonerlerin çalışma alanlarının dışında kalmaktadır. Bu sebeple çocuklarımızın dini eğitimlerini tam olarak verelim, onları kendi kültür değerlerine bağlı olarak yetiştirelim. Özellikle Kutsal Kitabımız olan Kur’an-ı onlara okutalım ve okuyalım. Peygamberimiz Hz. Muhammed’i onlara tanıtalım.
    Tebliği dinin anlatımında esas olarak benimseyen İslam, genelde bütün insanlığa, özelde de kitap ehli olan Yahudi ve Hıristiyanlara şöyle seslenmektedir. “(Resulüm) De ki; Ey kitap ehli! Sizinle bizim aramızda müşterek olan bir söze geliniz. Allahtan başkasına tapmayalım; O’na hiçbir şeyi eş tutmayalım ve Allah’ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilahlaştırmasın. Eğer onlar yine yüz çevirirlerse, işte o zaman; şahit olun ki biz müslümanlarız! Deyiniz.

    İSLAMIN DİĞER DİNLERE BAKIŞI
    Din, insanlık var olduğu günden beri var olan ve insanlık var olduğu müddetçe de varlığını devam ettirecek bir olgudur. Tarihi araştırmalar ne kadar derinleştirilirse ve gerilere götürülürse götürülsün dinsiz bir toplumun varlığına rastlanmamaktadır.
    İnsanlık için çok önemli bir değer olan din, kelime olarak dilimize Arapça’dan girmiş ve hesap, ceza, mükafat, itaat, teslimiyet, örf-adet, durum, millet gibi anlamları içermektedir. Terim olarak ise İslam alimleri dini tanımlarken;-
    -Din, akıl sahibi insanları kendi tercihleriyle bizzat hayırlı olan şeylere götüren ilahi bir kanundur.
    -Din, akıl sahiplerini kendi güzel tercihleri ile doğrudan hayır ve nimete yönelten bir İlahi İrade ve kanunlar, insanlığın hür fiillerinin hayır ve saadet gayesine doğru akışını temin eden bir yol, bir kanun ve manevi amildir.
    Bu tarifler açısından bakıldığında dinin kaynağı bizzat Allah-ü Teala (c.c)dır. Kur’anda “Andolsun ki her ümmete Allah’a kulluk edin azdırıcılardan kaçının diye bir elçi göndermişizdir.” (Nahl 36) buyurulmaktadır. Bu bağlamda İslam zaten bütün dinlerin kökeninde vahyin varlığını savunmakta ve insanlığın ilk inancının Hz.Adem (A.S) ile başlayan ve kainatın yaratıcısı bir Allah’a (cc) inanma temeline dayanan Tevhid olduğunu söylemektedir.
    İslam’a göre dinler Hak ve Batıl olarak iki kısımda ele alınmaktadır.
    Batıl Dinler; kaynağı itibarı ile vahye dayalı olmayan, aslından sapmış veya insanların kendilerinin icat ettikleri putperestlik, tabiat güçlerine inanma, totemizm gibi inanışlardır.
    Hak Dinler ise; kaynak itibarı ile vahye dayalı olan ilahi menşeli dinlerdir. İlahi dinler, bir olan yaratıcıya inanmaya, bu yaratıcıya ibadet ve taata, melekuta, vahyi ilahiye dayanan bir kutsal kitaba, bir peygamberin insanlara vahiy ve ilham suretiyle tebliğ ettiği hükümlere ve ilkelere bağlı olarak tecelli eder ve bu yönleriyle batıl olan dinlerden ayrılır.
    Kur’an ayetleri incelendiğinde dinlerin, kitap ehli olan ve olmayan şeklinde tasnif edildiği, kitap ehli olan dinlerin totemist ve putperest dinlerden farklı olarak muhatap alındıkları görülür. Bu gün de kitap ehli olarak varlığını devam ettiren Yahudilik ve Hıristiyanlığı Kur’an, özellikle muhatap almış, bu dinlerin de peygamber kabul ettiği kimselerin İslam’ın değer verdiği, kabul ettiği peygamberler olduğunu vurgulamış ve bu dinlerle ilgili hükümleri açık olarak ortaya koymuştur.
    İslam, bu dinler ile ilgili tenkitlerinde asıl olarak vurguladığı ve onların da gönderme yaptığı Hz. İbrahim geleneğinden yani tevhitten ayrılmalarını tenkit etmiş ve içinde bulundukları ahlaki zaafların giderilmesi hususlarını vurgulamıştır. Koymuş olduğu hükümlerle bu iki dinin kaynaklarındaki tarihi bilgilerdeki yanlışlıkları, onların içinde bulundukları inanç ve yaşantıdaki aksaklıklarını gidermek için onlara tebliğde bulunmuştur. Ali İmran Suresindeki “(Resulüm) De ki; Ey kitap ehli! Sizinle bizim aramızda müşterek olan bir söze geliniz. Allahtan başkasına tapmayalım; O’na hiçbir şeyi eş tutmayalım ve Allah’ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilahlaştırmasın. Eğer onlar yine yüz çevirirlerse, işte o zaman; şahit olun ki biz müslümanlarız! Deyiniz.” Ayeti bu hususu açık bir şekilde ortaya koymaktadır.
    Tebliği dini yaymadaki temel esas olarak alan ve “dinde zorlama yoktur” hükmünü bu tebliğin her safhasında uygulayan İslam, diğer dinlere bakışında da yine bu esası göz ardı etmemiştir. İslam’ın ana politikası hiçbir zaman dini değerleri zorla kabul ettirmek olmamış, onları sadece tebliğ etmiştir. “Ey Resul sana Allahdan indirileni tebliğ et. Eğer Tebliğ etmezsen peygamberlik görevini yapmamış olursun; O halde (Resulüm öğüt ver. Çünkü sen ancak öğüt vericisin. Onların üzerine bir zorba değilsin” ayetleri İslam’ın bu tebliğ anlayışını ne kadar açık ortaya koymaktadır.
    Yapmış olduğu davetinde öğretilerini bütün açıklığı ile ortaya koyan İslam, muhatap aldığı dinler ile ilişkilerinde hep iyi muameleyi esas alan bir yaklaşım tarzı içerisinde olmuştur. Kur’an; Mescidlerin dışında kilise, havra ve manastırların da Allah’ın isminin anıldığı mekanlar olduğunu zikretmiş, Hz. Peygamber Üsame Ordusunu gönderirken bu gibi yerlere ve din adamlarına özellikle dokunulmamasını da özellikle öğütlemiştir. İslamın bu geniş müsamahasının örnekleri Milletimizin tarihinde de çokça bulunmaktadır. Bizans Zulmü altında inleyen Ermeniler Türklerin hakimiyeti altında dini hürriyetlerine kavuşmuşlardır. Engzisyondan kaçan Yahudilere yine milletimiz kucak açmıştır. Fetihten sonra İstanbul’da Ortodoks Patrikhanesinin faaliyetleri daha imtiyazlı bir şekilde devam etmiştir. Hz. Peygamber döneminde Medine’ye görüşme yapmaya gelen Necran Hıristiyanları Mescid_i Nebide ibadet etmişlerdir. Tarihi kaynaklar değişik din adamlarının Emevi döneminden itibaren sultanların huzurunda serbestce dini münakaşalar yaptıklarını ortaya koymaktadır.
    Bu örneklerde görüldüğü gibi; İslam, tarih boyunca diğer dinlere hep bir diyalog faaliyeti içerisinde bakmıştır. Bunu yaparken daima kendi doğrularını diğer dinlerin yanlışlarından daha önce zikretmiştir. Yani diğer dinlerin yanlışlarını zikretmekten çok kendi doğrularını ortaya koymuştur.
    Yapmış olduğu diyalog da hep Kur’an’ın şu ayetleri İslam’a ışık olmuştur. “İşte onun için sen tevhide davet et ve emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Onların heveslerine uyma ve de ki; Ben Allah’ın indirdiği kitaba inandım ve aranızda adaleti gerçekleştirmekle emrolundum. Allah bizimde Rabbimiz sizin de Rabbinizdir. Bizim işlediklerimiz bize sizin işledikleriniz sizedir.” “Ehli Kitap ile en güzel şekilde mücadele edin ve deyin ki; Bize indirilene de, size indirilene de iman ettik. Bizim tanrımız da sizin tanrınızda birdir ve Biz O’na teslim olmuşuzdur”.
    Dr. Mustafa BAŞ



  3. 07.Şubat.2011, 23:15
    2
    Muhammed - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    الله اكبر



    MİSYONERLİK VE İSLAMIN DİĞER DİNLERE BAKIŞI İLE İLGİLİ BİR KONUŞMA
    Evrensel manada mesaj içeren ve insanların tamamına mutluluk vermeyi amaçlayan bütün dinler bu mesajlarını insanlara ulaştırmayı amaçlar. Bu mesaj ya İslam dininde olduğu tebliğ yolu ile veya Hıristiyanlıkta olduğu gibi misyonerlik faaliyetleri insanlara ulaştırılacaktır.
    Sözlük manası görev yetki ve vekalet anlamlarına gelen misyon, kullanılan mana itibarı ile de Hıristiyanlığı yaymayı amaç edinmiş ve bu dinin yayılması için kurulmuş teşkilatlara denmektedir. Misyoner ise kendisini bu işe adamış olan veya dini faaliyet ve propaganda için kendisine görev verilmiş olan din adamı, rahip, rahibe gibi kimselerdir.
    Tarihi kökeni, ilk Hıristiyanlara kadar dayanan misyonerler yapmış oldukları faaliyetlerinde hareket noktaları olarak Matta İncilindeki 28/19-20 “İmdi siz gidip bütün milletleri şakirt edinin. Onları Baba, Oğul ve Kutsal Ruh ismi ile vaftiz eyleyin. Size emrettiğim her şeyi tutmalarını onlara öğretin” ibaresini esas almaktadırlar. Bu esas çerçevesinde Pavlus ve onun yolundan gidenler, Hıristiyanlığın yayılması için her asır ve her dönemde her yolu kendileri için mübah olarak görmüşler bunları da kutsal kitaplarındaki ibarelere dayandırmışlardır.
    Hıristiyan alemi için tarihi birçok değeri içerisinde barındıran Anadolu’nun Sultan Alpaslan ve orduları tarafından fethinden sonra yeniden Hıristiyan Yurdu olması amacı ile milletimize yönelik misyonerlik faaliyetleri başlamıştır. Bu faaliyetler Osmanlı devletinin son dönemlerinde had seviyeye çıkmış ve Milletimiz için bir kurtuluş savaşı yaşamasının da ana amillerinden biri olmuştur.
    Hıristiyan misyonerleri biraz önce de değindiğimiz gibi dinlerini yaymak için hemen her yolu denemektedirler. Bu hususlarda Misyonerlerin uyması gereken esasları da onlara eğitimlerinde vererek, her sahada söz sahibi olmalarını sağlamaktadırlar. Bu gün bir misyoneri din ilk sırada olmakla birlikte ilmi sahalarda, sosyal ve toplumsal konulardaki sahalarda da faaliyet yaparken görebiliriz.
    Misyonerler, faaliyetlerini yürütmek için çeşitli metodlar uygulamaktadırlar. Dini teşkilatlar kurarlar, dini, milli ve edebi konularda basılı ve görsel yayınlar yaparlar, okul ve sosyal yardımlaşma tesisleri açarlar. Bunların dışında zaman zaman toplumun inanç ve kültür değerlerin yozlaştırmak ve bölünmesini sağlamak için maskeli ve gizli teşkilatlanmalara giderler. Yakın tarihimizde bu bahsettiğimiz çalışmaların hemen hepsinin örnekleri oldukça fazladır.
    Bu gün Misyonerler toplumumuza yönelik faaliyetlerini zaman zaman açık, zaman zaman da maskeli ve gizli olarak sürdürmektedirler. İnsanımıza doğrudan Hıristiyanlığı anlatmak yerine, yapmış oldukları veya destekledikleri faaliyetlerle kültürel güvensizlik aşılayıp dini, milli, ve ahlaki değerleri dümura uğratmaya, toplumda ayrılık vesilesi olacak bütün argümanları kullanarak milletimizi bir kaosa sürüklemeye çalışmaktadırlar. Kendi kültürüne, örfüne, adeti, inancına ve ahlaki değerlerine uzak olan bir kitlenin kısa zamanda dini yönden de istismar edilebileceği çok açıktır.
    Bu bağlamda değişik farklı tarikatlarla Katolikler, değişik yapılanmalarla Protestanlar ve Yehova Şahitleri gibi Hıristiyan ve Hıristiyanlıktan neşet etmiş dini grupların, daha ziyade dini yönden iyi eğitim alamamış, kültürel olarak da iyi yetişmemiş problemli gençler ile maddi imkansızlıklar ve diğer sebeplerle bunalıma düşmüş kimseleri faaliyetlerinde hedef kitle seçtikleri görülmektedir. Bahsettiğimiz yapıda gençlerimizin eğitim aldıkları okulların yakınlarına kiliseler açmak suretiyle, onları değişik vaatlerle buralara çekmektedirler. Ülkemizin özellikle geri kalmış ve istismara müsait olan bölgelerine kitap, broşür ve dergi göndererek buralardaki insanlarımızın beyinlerini yıkamaya çalışmaktadırlar. Son zamanlarda da özellikle büyük şehirlerimizde el ilanları gibi küçük broşürler dağıtarak inanç yönünden insanlarımızın kafalarını karıştırmaya çalışmaktadırlar.
    Ülkemize yönelik olarak devam eden bir diğer misyoner faaliyetleri de yine yayılma amacı olan uzak doğu kökenli dinlerdir. Meditasyon ve stressten kurtulma amacına yönelik faaliyetleri içeren, Hint ve uzak doğu felsefelerine dayanan bu ve benzeri çalışmaların da ülkemizde yoğunlaştığı, gittikçe sayılarının arttığı görülmektedir. Özellikle Avrupa ve Amerika Kıtasında gittikçe yaygınlaşan bu felsefe gruplarının öncüleri, zaman zaman ülkemizi ziyaret ederek grup seansları da yapmaktadırlar. Bu gruplar daha çok maddi problemleri az, manevi yönden tatminsizlik içerisinde bulunan kimseleri hedef kitle olarak seçmektedir. Kendi doğduğu bölgelerin insanlarına mutluluk verememiş, onların problemlerini çözememiş olan anlayışların milletimize hiçbir şey veremeyeceği çok açıktır.
    Bütün bu faaliyetler ortaya koymaktadır ki, iyi bir dini eğitim almış ve problemsiz olarak hayatını devam ettiren kişiler misyonerlerin çalışma alanlarının dışında kalmaktadır. Bu sebeple çocuklarımızın dini eğitimlerini tam olarak verelim, onları kendi kültür değerlerine bağlı olarak yetiştirelim. Özellikle Kutsal Kitabımız olan Kur’an-ı onlara okutalım ve okuyalım. Peygamberimiz Hz. Muhammed’i onlara tanıtalım.
    Tebliği dinin anlatımında esas olarak benimseyen İslam, genelde bütün insanlığa, özelde de kitap ehli olan Yahudi ve Hıristiyanlara şöyle seslenmektedir. “(Resulüm) De ki; Ey kitap ehli! Sizinle bizim aramızda müşterek olan bir söze geliniz. Allahtan başkasına tapmayalım; O’na hiçbir şeyi eş tutmayalım ve Allah’ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilahlaştırmasın. Eğer onlar yine yüz çevirirlerse, işte o zaman; şahit olun ki biz müslümanlarız! Deyiniz.

    İSLAMIN DİĞER DİNLERE BAKIŞI
    Din, insanlık var olduğu günden beri var olan ve insanlık var olduğu müddetçe de varlığını devam ettirecek bir olgudur. Tarihi araştırmalar ne kadar derinleştirilirse ve gerilere götürülürse götürülsün dinsiz bir toplumun varlığına rastlanmamaktadır.
    İnsanlık için çok önemli bir değer olan din, kelime olarak dilimize Arapça’dan girmiş ve hesap, ceza, mükafat, itaat, teslimiyet, örf-adet, durum, millet gibi anlamları içermektedir. Terim olarak ise İslam alimleri dini tanımlarken;-
    -Din, akıl sahibi insanları kendi tercihleriyle bizzat hayırlı olan şeylere götüren ilahi bir kanundur.
    -Din, akıl sahiplerini kendi güzel tercihleri ile doğrudan hayır ve nimete yönelten bir İlahi İrade ve kanunlar, insanlığın hür fiillerinin hayır ve saadet gayesine doğru akışını temin eden bir yol, bir kanun ve manevi amildir.
    Bu tarifler açısından bakıldığında dinin kaynağı bizzat Allah-ü Teala (c.c)dır. Kur’anda “Andolsun ki her ümmete Allah’a kulluk edin azdırıcılardan kaçının diye bir elçi göndermişizdir.” (Nahl 36) buyurulmaktadır. Bu bağlamda İslam zaten bütün dinlerin kökeninde vahyin varlığını savunmakta ve insanlığın ilk inancının Hz.Adem (A.S) ile başlayan ve kainatın yaratıcısı bir Allah’a (cc) inanma temeline dayanan Tevhid olduğunu söylemektedir.
    İslam’a göre dinler Hak ve Batıl olarak iki kısımda ele alınmaktadır.
    Batıl Dinler; kaynağı itibarı ile vahye dayalı olmayan, aslından sapmış veya insanların kendilerinin icat ettikleri putperestlik, tabiat güçlerine inanma, totemizm gibi inanışlardır.
    Hak Dinler ise; kaynak itibarı ile vahye dayalı olan ilahi menşeli dinlerdir. İlahi dinler, bir olan yaratıcıya inanmaya, bu yaratıcıya ibadet ve taata, melekuta, vahyi ilahiye dayanan bir kutsal kitaba, bir peygamberin insanlara vahiy ve ilham suretiyle tebliğ ettiği hükümlere ve ilkelere bağlı olarak tecelli eder ve bu yönleriyle batıl olan dinlerden ayrılır.
    Kur’an ayetleri incelendiğinde dinlerin, kitap ehli olan ve olmayan şeklinde tasnif edildiği, kitap ehli olan dinlerin totemist ve putperest dinlerden farklı olarak muhatap alındıkları görülür. Bu gün de kitap ehli olarak varlığını devam ettiren Yahudilik ve Hıristiyanlığı Kur’an, özellikle muhatap almış, bu dinlerin de peygamber kabul ettiği kimselerin İslam’ın değer verdiği, kabul ettiği peygamberler olduğunu vurgulamış ve bu dinlerle ilgili hükümleri açık olarak ortaya koymuştur.
    İslam, bu dinler ile ilgili tenkitlerinde asıl olarak vurguladığı ve onların da gönderme yaptığı Hz. İbrahim geleneğinden yani tevhitten ayrılmalarını tenkit etmiş ve içinde bulundukları ahlaki zaafların giderilmesi hususlarını vurgulamıştır. Koymuş olduğu hükümlerle bu iki dinin kaynaklarındaki tarihi bilgilerdeki yanlışlıkları, onların içinde bulundukları inanç ve yaşantıdaki aksaklıklarını gidermek için onlara tebliğde bulunmuştur. Ali İmran Suresindeki “(Resulüm) De ki; Ey kitap ehli! Sizinle bizim aramızda müşterek olan bir söze geliniz. Allahtan başkasına tapmayalım; O’na hiçbir şeyi eş tutmayalım ve Allah’ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilahlaştırmasın. Eğer onlar yine yüz çevirirlerse, işte o zaman; şahit olun ki biz müslümanlarız! Deyiniz.” Ayeti bu hususu açık bir şekilde ortaya koymaktadır.
    Tebliği dini yaymadaki temel esas olarak alan ve “dinde zorlama yoktur” hükmünü bu tebliğin her safhasında uygulayan İslam, diğer dinlere bakışında da yine bu esası göz ardı etmemiştir. İslam’ın ana politikası hiçbir zaman dini değerleri zorla kabul ettirmek olmamış, onları sadece tebliğ etmiştir. “Ey Resul sana Allahdan indirileni tebliğ et. Eğer Tebliğ etmezsen peygamberlik görevini yapmamış olursun; O halde (Resulüm öğüt ver. Çünkü sen ancak öğüt vericisin. Onların üzerine bir zorba değilsin” ayetleri İslam’ın bu tebliğ anlayışını ne kadar açık ortaya koymaktadır.
    Yapmış olduğu davetinde öğretilerini bütün açıklığı ile ortaya koyan İslam, muhatap aldığı dinler ile ilişkilerinde hep iyi muameleyi esas alan bir yaklaşım tarzı içerisinde olmuştur. Kur’an; Mescidlerin dışında kilise, havra ve manastırların da Allah’ın isminin anıldığı mekanlar olduğunu zikretmiş, Hz. Peygamber Üsame Ordusunu gönderirken bu gibi yerlere ve din adamlarına özellikle dokunulmamasını da özellikle öğütlemiştir. İslamın bu geniş müsamahasının örnekleri Milletimizin tarihinde de çokça bulunmaktadır. Bizans Zulmü altında inleyen Ermeniler Türklerin hakimiyeti altında dini hürriyetlerine kavuşmuşlardır. Engzisyondan kaçan Yahudilere yine milletimiz kucak açmıştır. Fetihten sonra İstanbul’da Ortodoks Patrikhanesinin faaliyetleri daha imtiyazlı bir şekilde devam etmiştir. Hz. Peygamber döneminde Medine’ye görüşme yapmaya gelen Necran Hıristiyanları Mescid_i Nebide ibadet etmişlerdir. Tarihi kaynaklar değişik din adamlarının Emevi döneminden itibaren sultanların huzurunda serbestce dini münakaşalar yaptıklarını ortaya koymaktadır.
    Bu örneklerde görüldüğü gibi; İslam, tarih boyunca diğer dinlere hep bir diyalog faaliyeti içerisinde bakmıştır. Bunu yaparken daima kendi doğrularını diğer dinlerin yanlışlarından daha önce zikretmiştir. Yani diğer dinlerin yanlışlarını zikretmekten çok kendi doğrularını ortaya koymuştur.
    Yapmış olduğu diyalog da hep Kur’an’ın şu ayetleri İslam’a ışık olmuştur. “İşte onun için sen tevhide davet et ve emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Onların heveslerine uyma ve de ki; Ben Allah’ın indirdiği kitaba inandım ve aranızda adaleti gerçekleştirmekle emrolundum. Allah bizimde Rabbimiz sizin de Rabbinizdir. Bizim işlediklerimiz bize sizin işledikleriniz sizedir.” “Ehli Kitap ile en güzel şekilde mücadele edin ve deyin ki; Bize indirilene de, size indirilene de iman ettik. Bizim tanrımız da sizin tanrınızda birdir ve Biz O’na teslim olmuşuzdur”.
    Dr. Mustafa BAŞ






+ Yorum Gönder