Konusunu Oylayın.: Kabir hayatıyla ilgili herşey

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Kabir hayatıyla ilgili herşey
  1. 04.Şubat.2011, 16:39
    1
    Misafir

    Kabir hayatıyla ilgili herşey

  2. 04.Şubat.2011, 19:11
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: kabir hayatıyla ilgili herşey






    Kabir hayatı ve mezarlıklar

    Kurân-ı Kerîm, bu hakikati şöyle açıklamaktadır: “Allah onu (insanı) hangi şeyden yarattı? Onu, küçük bir nutfeden yaratıp ona özel bir şekil vermiştir. Sonra ona, dünyaya geliş yolunu kolaylaştırmıştır. Sonra ona ölümü vermiş ve kabre koydurmuştur. Sonra dilediği zaman, onu yeniden diriltecektir”
    Yakınlarımızdan ve dostlarımızdan bir çoğu, şimdi âhiret âleminin ilk durağı olan kabirlerinde bizi beklemektedirler. Biz de onların yanına gideceğiz. Bir insanın, ölmüş olan yakınlarını, dostlarını, sevdiklerini ve hayatı birlikte paylaştığı arkadaşlarını unutması, elbette kolay değildir. Her fırsatta onları yâd etmek ve onlarla olan münasebetini, bir şekilde sürdürmek ister. Bunun için onların kabirlerini ziyaret etmeyi bir vefâ borcu bilir ve bu ziyaretlerle de vicdânî bir teselli bulur. İslâm dininde, ölümü hatırlamak, ahiret hayatını düşünmek ve günahlarının affı için Allah’a duâ etmek üzere kabir ziyaretinde bulunmak sünnettir. İşte bu maksatla Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.), kabir ziyaretini tavsiye etmiş ve: “Kabirleri ziyaret ediniz, bu size ahireti hatırlatır” buyurmuştur. Bunun için dinimiz, kabir ziyaretleriyle ilgili bazı ölçüler koymuştur. Mezarlıklarımız, temiz ve tertipli, isrâf ve gösterişten uzak olmalıdır. Oralar, mesîre yeri hâline getirilmemeli ve kabirlerin üzerine oturulmamalıdır. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v.), bir mazeret olmadan kabirlerin üzerine oturulmamasını ve çiğnenmemesini tavsiye etmiştir.
    Kabir ziyaretinde bulunurken, tevhîd inancına uygun düşmeyen tutum ve davranışlardan sakınmak gerekir. Mezarlıklara veya türbelere ziyarete gidip oradaki ağaçlara mendil bağlamak, mezarların taşını toprağını öpmek, üzerlerindeki örtülere yüz sürmek ve bunlardan medet ummak, şifa beklemek gibi haram davranışlardan sakınmalı ve bu tür bid’at ve hurâfelerden şiddetle kaçınmalıyız.
    O halde bize düşen görev, yakınlarımızın, dost ve sevdiklerimizin mezarlarını, sâde bir biçimde düzenlemek, temiz tutmak, yeşillendirmek ve mümkünse mezarların başına bir fidan dikmektir. Onların kabirlerini, usûlüne göre ziyâret edip işlediğimiz hayır, yaptığımız ibadet, okuduğumuz Fâtiha’nın sevabını ruhlarına bağışlamalı ve onlara dua etmeliyiz.

    "Kabir, ahiret duraklarının ilkidir"
    Ölümle başlayıp yeniden dirilmeye kadar devam edecek hayata kabir hayatı denir. Kabir hayatı, “Berzah” diye de anılmıştır. Hz.Peygamber, “Kabir, ahiret duraklarının ilkidir. Bir kimse o duraktan kurtulursa, sonraki durakları daha kolay geçer. Kurtulmazsa, sonrakileri geçmek daha zor olacaktır.” (Tirmizi, Zühd 5;İbn Mâce, Zühd 32) buyurarak ahiret hayatının ölümle başladığını bildirmiştir. İnsan öldükten sonra kabre konulunca Münker ve Nekir adında iki melek kendisine gelerek “Rabb’in kimdir?”, “Peygamberin kimdir?” “Dinin nedir?” diye soracaklar, iman ve güzel amel sahipleri bu sorulara doğru cevaplar verecekler ve kendilerine cennet kapıları açılarak gösterilecektir. Kafir ve münafıklar ise bu sorulara doğru cevap veremeyecek, onlara da cehennem kapıları açılarak cehennem gösterilecektir. Kafirler ve münafıklar kabirde acı ve sıkıntı içinde azap görürlerken müminler nimetler içerisinde mutlu ve sıkıntısız bir hayat süreceklerdir (Tirmizî).Kabir azabı ve nimeti ile ilgili olarak Kur’an’da ve sahih hadislerde çeşitli bilgiler bulunmaktadır

    ______________________________

    Kabir hayatı âhiret hayatının ilk durağıdır. Dünyadan başlayıp kabre, haşre ve ebede kadar uzanıp giden beşer yolculuğunun ilk istasyonudur.

    Kabir istasyonundan sonra yolculuk da devam ediyor, hayat da! Hayat devam ediyor; çünkü ruh bâkîdir. Kabirde insan ceset bakımından ölmüştür; fakat rûhen hayy’dır, yani hayattadır, yani yaşıyor.

    Kabir suâli haktır. Kabir azabı haktır. Kabir saadeti haktır. Kabirden sonra ruhun cesetle birlikte yeniden dirilişi haktır. Cenâb-ı Hak buyuruyor ki:

    “İnsan diyor ki: ‘Öldüğüm zaman gerçekten diri olarak (kabrimden) çıkarılacak mıyım?’ İnsan düşünmez mi ki, daha önce o hiçbir şey olmadığı halde biz kendisini yaratmışızdır?”2

    Kabirde azabı ruh çeker, saadeti de ruh görür. Fakat ceset hissesiz de kalmaz! Kabir hayatı açısından ceset ölmüştür; fakat rûha gelen darbelerin veya mutlulukların çok da uzağında değildir. Çünkü günahlarda ruhun irâde beyanı ve şer tercihi her ne kadar ön plânda idiyse de; cesedin fiilî rolü ve bizâtihî iştirâki göz ardı edilebilir mi?

    Meselâ, koğuculuğu isteyen ve teşvik eden rûhî kuvveler ise de, bilfiil icrâ eden dil değil mi? Meselâ, hırsızlığa yönlendiren rûhî güçler ise de, hırsızlıktan fiilen beslenen ve faydalanan beden değil mi? Meselâ, içkiye sürükleyen rûhî temâyüller ise de, içkiyi tadan, haram eğlenceden beslenen ve keyif alan beden değil mi?

    Bunun aksi sevap ve hayır noktasında da düşünülebilir. Hayra yönlendiren kalbin duyarlılığı ise de, hayır için çok çilelere katlanan bedenden başkası değildir.

    Meselâ, namaz için camiye gitmeye yönlendirdiğimiz ayaklarımızın hakkından geçebilir miyiz? Bir ihtiyaç sahibinin elini tutmakta kullandığımız ellerimizin hakkını görmezden gelebilir miyiz? Haramlardan yana sevk etmediğimiz ve helâl dâirede terbiye ettiğimiz bedenimizin muhtelif organlarının mükâfâtı hak etmediğini söyleyebilir miyiz?

    Hiç şüphesiz asıl cismânî lezzet de, cismânî azap da “ba’sü ba’de’l-mevtten” sonra, yani dirilişi müteâkip kurulacak mîzandan sonra, yani mahşerden sonra hayatın Cennet ve Cehennem şeklinde tecellîsi çerçevesinde görülecektir. Ve kabir hayatı genel itibariyle ruhânîdir. Fakat bir takım tecellîlerden cesedin de hissesini alacağı anlaşılmaktadır.
    Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselâm şöyle buyurmuştur: “Kabir, âhiret konaklarından ilkidir. Eğer insan ondan kurtulursa, gerisi kolaydır! Şâyet kurtulamazsa, gerisi daha ağırdır.”3

    Ebû Hüreyre (ra) anlatmıştır: Resûl-i Ekrem Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselâm şöyle buyurdu:

    “Ölen kişi defnedildiği zaman ona siyah ve mavi gözlü iki melek gelir. Bunlardan birine Münker, öbürüne de Nekir denir.

    “Melekler sorarlar: ‘Bu zât için ne demiştin?’

    “Adam, ölmeden önce söylediğini aynen söyler: ‘O, Allah’ın kulu ve Resûlüdür. Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm’ın O’nun kulu ve Resûlü olduğuna şehâdet ederim.’

    “Melekler: ‘Senin bunu söylediğini esasen biliyorduk!’ derler.

    “Sonra onun kabri yetmiş metre kare olarak genişletilir, içi onun için aydınlatılır. Sonra ona: ‘İstirahat et!’ denir.

    “O da öyle sevinir ki: ‘Âileme dönüp onlara haber vereyim mi?’ der.

    “Melekler: ‘Gelin-güvey gibi uyu’ derler.

    “Onları âilesinden en çok sevdiği kişi uyandırır! O kişi, Allah onu yatağından mahşerde kaldırıncaya kadar rahatça istirahat eder.

    “Şâyet ölen münâfık ise, meleklerin sorusuna: ‘İnsanların ona Peygamber dediklerini işitirdim! Ve ben de aynı şeyi söylerdim! Fakat hakikat mıdır, bilemiyorum!’ der.

    “Bunun üzerine melekler: ‘Senin böyle söylediğini esasen biliyorduk!’ derler.

    “Sonra toprağa: ‘Onun üzerine eğil!’ denilir. Toprak onun üzerine eğilir. Yan kaburga kemikleri yerlerinden oynar. Ve Allah onu yatağından mahşerde kaldırıncaya kadar, böylece toprakta devamlı olarak azap içinde kalır.”

    Yâ İlâhenâ, Rabbimiz sensin. Bizi kabir azabından, âhiret azabından ve Cehennem ateşinden muhafaza eyle. Âmîn.
    Kaynaklar:
    1- Sözler, s. 27
    2- Meryem Sûresi, 19/66, 67
    3- Tirmizî, Zühd, 3
    4- Tirmizî, Cenâiz, 70
    ________________________



    وعن علي رَضِيَ اللّهُ عَنه قال: ]مَازِلْنَا نَشُكُّ في عَذَابِ الْقَبْرِ حَتّى نَزَلَ: ألْهَاكُمُ التَّكَاثُرُ حَتّى زُرْتُمُ الْمَقَابِرَ[. أخرجه الترمذي
    5493- Hz. Ali (radıyallahu anh) anlatıyor: "Şu ayet ininceye kadar kabir azabından şüphelenmeye devam etmiştik. (Mealen): "Sayınızın çokluğuyla övünmek sizi oyaladı. Öyle ki, kabirleri ziyaret ettiniz." [Tirmizî, Tefsir -Tekasür, (3352).]

    ـ5494 ـ3ـ وعن عائشة رَضِيَ اللّهُ عَنها: ]أنَّ يَهُودِيَّةً دَخَلَتْ عَلَيْهَا فَذََكَرَتْ عَذَابَ الْقَبْرِ فَقَالَتْ: أعَاذَكِ اللّهُ مِنْ عَذَابَ الْقَبْرِ. فَسَألَتْ عَائِشَةُ رَسُولَ اللّهِ # عَنْ عَذَابِ الْقَبْرِ. فَقَالَ: نَعَمْ، إنَّ عَذَابَ الْقَبْرِ حَقٌّ وَإنَّهُمْ يُعَذَّبُونَ فِي قُبُورِهِمْ عَذَاباً تَسْمَعُهُ الْبَهَائِمُ؛ قَالَتْ: فَمَا رَأيْتُهُ بَعْدُ صَلّى صََةً إَّ تَعَوَّذَ فيهَا مِنْ عَذَابَ الْقَبْرِ[. أخرجه الشيخان والنسائي .

    5494- Hz. Aişe (radıyallahu anhâ)'nin anlattığına göre, bir Yahudi kadın, yanına girdi. Kabir azabından bahsederek:
    "Seni kabir azabından Allah korusun!" dedi. Aişe de Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a kabir azabından sordu. Aleyhissalâtu vesselâm:
    "Evet, kabir azabı haktır. Onlar kabirde azap çekerler, onların azabını hayvanlar işitir!" buyurdu. Hz. Aişe der ki:
    "Bundan sonra Aleyhissalâtu vesselâm'ın namaz kılıp da, namazında kabir azabından istiaze etmediğini hiç görmedim." [Buhârî, Cenaiz 89, Müslim, Mesacid 123, (584); Nesâî, Cenaiz 115, (4, 104, 105).]
    _________________________

    arşivden alıntı....


  3. 04.Şubat.2011, 19:11
    2
    Silent and lonely rains





    Kabir hayatı ve mezarlıklar

    Kurân-ı Kerîm, bu hakikati şöyle açıklamaktadır: “Allah onu (insanı) hangi şeyden yarattı? Onu, küçük bir nutfeden yaratıp ona özel bir şekil vermiştir. Sonra ona, dünyaya geliş yolunu kolaylaştırmıştır. Sonra ona ölümü vermiş ve kabre koydurmuştur. Sonra dilediği zaman, onu yeniden diriltecektir”
    Yakınlarımızdan ve dostlarımızdan bir çoğu, şimdi âhiret âleminin ilk durağı olan kabirlerinde bizi beklemektedirler. Biz de onların yanına gideceğiz. Bir insanın, ölmüş olan yakınlarını, dostlarını, sevdiklerini ve hayatı birlikte paylaştığı arkadaşlarını unutması, elbette kolay değildir. Her fırsatta onları yâd etmek ve onlarla olan münasebetini, bir şekilde sürdürmek ister. Bunun için onların kabirlerini ziyaret etmeyi bir vefâ borcu bilir ve bu ziyaretlerle de vicdânî bir teselli bulur. İslâm dininde, ölümü hatırlamak, ahiret hayatını düşünmek ve günahlarının affı için Allah’a duâ etmek üzere kabir ziyaretinde bulunmak sünnettir. İşte bu maksatla Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.), kabir ziyaretini tavsiye etmiş ve: “Kabirleri ziyaret ediniz, bu size ahireti hatırlatır” buyurmuştur. Bunun için dinimiz, kabir ziyaretleriyle ilgili bazı ölçüler koymuştur. Mezarlıklarımız, temiz ve tertipli, isrâf ve gösterişten uzak olmalıdır. Oralar, mesîre yeri hâline getirilmemeli ve kabirlerin üzerine oturulmamalıdır. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v.), bir mazeret olmadan kabirlerin üzerine oturulmamasını ve çiğnenmemesini tavsiye etmiştir.
    Kabir ziyaretinde bulunurken, tevhîd inancına uygun düşmeyen tutum ve davranışlardan sakınmak gerekir. Mezarlıklara veya türbelere ziyarete gidip oradaki ağaçlara mendil bağlamak, mezarların taşını toprağını öpmek, üzerlerindeki örtülere yüz sürmek ve bunlardan medet ummak, şifa beklemek gibi haram davranışlardan sakınmalı ve bu tür bid’at ve hurâfelerden şiddetle kaçınmalıyız.
    O halde bize düşen görev, yakınlarımızın, dost ve sevdiklerimizin mezarlarını, sâde bir biçimde düzenlemek, temiz tutmak, yeşillendirmek ve mümkünse mezarların başına bir fidan dikmektir. Onların kabirlerini, usûlüne göre ziyâret edip işlediğimiz hayır, yaptığımız ibadet, okuduğumuz Fâtiha’nın sevabını ruhlarına bağışlamalı ve onlara dua etmeliyiz.

    "Kabir, ahiret duraklarının ilkidir"
    Ölümle başlayıp yeniden dirilmeye kadar devam edecek hayata kabir hayatı denir. Kabir hayatı, “Berzah” diye de anılmıştır. Hz.Peygamber, “Kabir, ahiret duraklarının ilkidir. Bir kimse o duraktan kurtulursa, sonraki durakları daha kolay geçer. Kurtulmazsa, sonrakileri geçmek daha zor olacaktır.” (Tirmizi, Zühd 5;İbn Mâce, Zühd 32) buyurarak ahiret hayatının ölümle başladığını bildirmiştir. İnsan öldükten sonra kabre konulunca Münker ve Nekir adında iki melek kendisine gelerek “Rabb’in kimdir?”, “Peygamberin kimdir?” “Dinin nedir?” diye soracaklar, iman ve güzel amel sahipleri bu sorulara doğru cevaplar verecekler ve kendilerine cennet kapıları açılarak gösterilecektir. Kafir ve münafıklar ise bu sorulara doğru cevap veremeyecek, onlara da cehennem kapıları açılarak cehennem gösterilecektir. Kafirler ve münafıklar kabirde acı ve sıkıntı içinde azap görürlerken müminler nimetler içerisinde mutlu ve sıkıntısız bir hayat süreceklerdir (Tirmizî).Kabir azabı ve nimeti ile ilgili olarak Kur’an’da ve sahih hadislerde çeşitli bilgiler bulunmaktadır

    ______________________________

    Kabir hayatı âhiret hayatının ilk durağıdır. Dünyadan başlayıp kabre, haşre ve ebede kadar uzanıp giden beşer yolculuğunun ilk istasyonudur.

    Kabir istasyonundan sonra yolculuk da devam ediyor, hayat da! Hayat devam ediyor; çünkü ruh bâkîdir. Kabirde insan ceset bakımından ölmüştür; fakat rûhen hayy’dır, yani hayattadır, yani yaşıyor.

    Kabir suâli haktır. Kabir azabı haktır. Kabir saadeti haktır. Kabirden sonra ruhun cesetle birlikte yeniden dirilişi haktır. Cenâb-ı Hak buyuruyor ki:

    “İnsan diyor ki: ‘Öldüğüm zaman gerçekten diri olarak (kabrimden) çıkarılacak mıyım?’ İnsan düşünmez mi ki, daha önce o hiçbir şey olmadığı halde biz kendisini yaratmışızdır?”2

    Kabirde azabı ruh çeker, saadeti de ruh görür. Fakat ceset hissesiz de kalmaz! Kabir hayatı açısından ceset ölmüştür; fakat rûha gelen darbelerin veya mutlulukların çok da uzağında değildir. Çünkü günahlarda ruhun irâde beyanı ve şer tercihi her ne kadar ön plânda idiyse de; cesedin fiilî rolü ve bizâtihî iştirâki göz ardı edilebilir mi?

    Meselâ, koğuculuğu isteyen ve teşvik eden rûhî kuvveler ise de, bilfiil icrâ eden dil değil mi? Meselâ, hırsızlığa yönlendiren rûhî güçler ise de, hırsızlıktan fiilen beslenen ve faydalanan beden değil mi? Meselâ, içkiye sürükleyen rûhî temâyüller ise de, içkiyi tadan, haram eğlenceden beslenen ve keyif alan beden değil mi?

    Bunun aksi sevap ve hayır noktasında da düşünülebilir. Hayra yönlendiren kalbin duyarlılığı ise de, hayır için çok çilelere katlanan bedenden başkası değildir.

    Meselâ, namaz için camiye gitmeye yönlendirdiğimiz ayaklarımızın hakkından geçebilir miyiz? Bir ihtiyaç sahibinin elini tutmakta kullandığımız ellerimizin hakkını görmezden gelebilir miyiz? Haramlardan yana sevk etmediğimiz ve helâl dâirede terbiye ettiğimiz bedenimizin muhtelif organlarının mükâfâtı hak etmediğini söyleyebilir miyiz?

    Hiç şüphesiz asıl cismânî lezzet de, cismânî azap da “ba’sü ba’de’l-mevtten” sonra, yani dirilişi müteâkip kurulacak mîzandan sonra, yani mahşerden sonra hayatın Cennet ve Cehennem şeklinde tecellîsi çerçevesinde görülecektir. Ve kabir hayatı genel itibariyle ruhânîdir. Fakat bir takım tecellîlerden cesedin de hissesini alacağı anlaşılmaktadır.
    Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselâm şöyle buyurmuştur: “Kabir, âhiret konaklarından ilkidir. Eğer insan ondan kurtulursa, gerisi kolaydır! Şâyet kurtulamazsa, gerisi daha ağırdır.”3

    Ebû Hüreyre (ra) anlatmıştır: Resûl-i Ekrem Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselâm şöyle buyurdu:

    “Ölen kişi defnedildiği zaman ona siyah ve mavi gözlü iki melek gelir. Bunlardan birine Münker, öbürüne de Nekir denir.

    “Melekler sorarlar: ‘Bu zât için ne demiştin?’

    “Adam, ölmeden önce söylediğini aynen söyler: ‘O, Allah’ın kulu ve Resûlüdür. Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm’ın O’nun kulu ve Resûlü olduğuna şehâdet ederim.’

    “Melekler: ‘Senin bunu söylediğini esasen biliyorduk!’ derler.

    “Sonra onun kabri yetmiş metre kare olarak genişletilir, içi onun için aydınlatılır. Sonra ona: ‘İstirahat et!’ denir.

    “O da öyle sevinir ki: ‘Âileme dönüp onlara haber vereyim mi?’ der.

    “Melekler: ‘Gelin-güvey gibi uyu’ derler.

    “Onları âilesinden en çok sevdiği kişi uyandırır! O kişi, Allah onu yatağından mahşerde kaldırıncaya kadar rahatça istirahat eder.

    “Şâyet ölen münâfık ise, meleklerin sorusuna: ‘İnsanların ona Peygamber dediklerini işitirdim! Ve ben de aynı şeyi söylerdim! Fakat hakikat mıdır, bilemiyorum!’ der.

    “Bunun üzerine melekler: ‘Senin böyle söylediğini esasen biliyorduk!’ derler.

    “Sonra toprağa: ‘Onun üzerine eğil!’ denilir. Toprak onun üzerine eğilir. Yan kaburga kemikleri yerlerinden oynar. Ve Allah onu yatağından mahşerde kaldırıncaya kadar, böylece toprakta devamlı olarak azap içinde kalır.”

    Yâ İlâhenâ, Rabbimiz sensin. Bizi kabir azabından, âhiret azabından ve Cehennem ateşinden muhafaza eyle. Âmîn.
    Kaynaklar:
    1- Sözler, s. 27
    2- Meryem Sûresi, 19/66, 67
    3- Tirmizî, Zühd, 3
    4- Tirmizî, Cenâiz, 70
    ________________________



    وعن علي رَضِيَ اللّهُ عَنه قال: ]مَازِلْنَا نَشُكُّ في عَذَابِ الْقَبْرِ حَتّى نَزَلَ: ألْهَاكُمُ التَّكَاثُرُ حَتّى زُرْتُمُ الْمَقَابِرَ[. أخرجه الترمذي
    5493- Hz. Ali (radıyallahu anh) anlatıyor: "Şu ayet ininceye kadar kabir azabından şüphelenmeye devam etmiştik. (Mealen): "Sayınızın çokluğuyla övünmek sizi oyaladı. Öyle ki, kabirleri ziyaret ettiniz." [Tirmizî, Tefsir -Tekasür, (3352).]

    ـ5494 ـ3ـ وعن عائشة رَضِيَ اللّهُ عَنها: ]أنَّ يَهُودِيَّةً دَخَلَتْ عَلَيْهَا فَذََكَرَتْ عَذَابَ الْقَبْرِ فَقَالَتْ: أعَاذَكِ اللّهُ مِنْ عَذَابَ الْقَبْرِ. فَسَألَتْ عَائِشَةُ رَسُولَ اللّهِ # عَنْ عَذَابِ الْقَبْرِ. فَقَالَ: نَعَمْ، إنَّ عَذَابَ الْقَبْرِ حَقٌّ وَإنَّهُمْ يُعَذَّبُونَ فِي قُبُورِهِمْ عَذَاباً تَسْمَعُهُ الْبَهَائِمُ؛ قَالَتْ: فَمَا رَأيْتُهُ بَعْدُ صَلّى صََةً إَّ تَعَوَّذَ فيهَا مِنْ عَذَابَ الْقَبْرِ[. أخرجه الشيخان والنسائي .

    5494- Hz. Aişe (radıyallahu anhâ)'nin anlattığına göre, bir Yahudi kadın, yanına girdi. Kabir azabından bahsederek:
    "Seni kabir azabından Allah korusun!" dedi. Aişe de Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a kabir azabından sordu. Aleyhissalâtu vesselâm:
    "Evet, kabir azabı haktır. Onlar kabirde azap çekerler, onların azabını hayvanlar işitir!" buyurdu. Hz. Aişe der ki:
    "Bundan sonra Aleyhissalâtu vesselâm'ın namaz kılıp da, namazında kabir azabından istiaze etmediğini hiç görmedim." [Buhârî, Cenaiz 89, Müslim, Mesacid 123, (584); Nesâî, Cenaiz 115, (4, 104, 105).]
    _________________________

    arşivden alıntı....





+ Yorum Gönder