Konusunu Oylayın.: Peygamberimiz misafirlerine nasıl ikram ederdi?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Peygamberimiz misafirlerine nasıl ikram ederdi?
  1. 03.Şubat.2011, 23:08
    1
    Misafir

    Peygamberimiz misafirlerine nasıl ikram ederdi?






    Peygamberimiz misafirlerine nasıl ikram ederdi? Mumsema Hz. Muhammed (sav) misafirleri nasıl karşılardı?


  2. 03.Şubat.2011, 23:08
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 03.Şubat.2011, 23:34
    2
    mumsema
    Administrator

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 19.Ocak.2007
    Üye No: 1
    Mesaj Sayısı: 10,075
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: Türkiye

    Cevap: Peygamberimiz (sav) misafirlerine nasıl ikram ederdi?




    Hz. Muhammed (sav) misafirleri nasıl karşılardı?

    Peygamberimiz (ASV)'in misafiri hiç eksik olmazdı. Uzaktan yakından pekçok misafiri gelirdi. Bazı devlet ve kabilelerden özel ve resmi heyetler gelir, günlerce kalırlardı. Peygamberimiz (asv) bu misafirlerle bizzat ilgilenir, ağırlar, hizmetlerini görürdü.
    Habeşistan'dan gelen heyete bizzat Peygamberimiz hizmet etti. Sahabîler,
    "Siz bırakın, yâ Resulallah, hizmeti biz görürüz" dediler. Peygamberimiz,
    "Onlar daha önce bizim arkadaşlarımıza ikram etmişlerdir. Şimdi ben de bu hizmetlerinin karşılığını vermekten zevk duyuyorum." buyurdu.
    Taif'ten gelen Sakif heyetini, mescitte misafir etti, ağırladı. Yine hizmetlerini kendisi gördü. Daha sonra onlar hep beraber Müslüman olarak yurtlarına döndüler.
    Peygamberimiz (asv)'in kendi evi misafiri kabule müsait olmadığı zamanlar, Ensardan Remle ile Ümmü Şerik'in evi misafirhane vazifesini görüyordu. Bu kadınlar iyiliksever, cömert kimselerdi. Bazen gelen misafirler o kadar çok olurdu ki, hizmetlerini rahatça görmek için böyle misafir evlerine taksim edilirdi.
    Peygamberimiz (asv) misafir konusunda din ayırımı yapmazdı. Herkese aynı yakınlık ve iyiliği yapar, aynı nezaket ve anlayışı gösterirdi.
    Ebû Basra Peygamberimiz (asv)'in bu tarafını şöyle anlatır:
    "Ben Müslüman değildim. Resulullaha misafir oldum. Geceleyin kalktım, bütün keçileri sağdım, sütlerini içtim. Böylece Resulullahı ve ailesini aç bıraktım. Fakat Resul-i Ekrem bana hiçbir şey demedi."
    Yine Ebû Hüreyre'nin anlattığına göre, bir gün Peygamberimiz (asv)'e bir müşrik misafir oldu. Peygamberimiz (asv) süt ikram etti, içti. Bir daha ikram etti, onu da içti. Resulullah (asv)'ın bu ikramı karşısında duygulanan bu müşrik sabahleyin Müslüman oldu.
    Fakat Peygamberimiz (asv)'in devamlı misafirleri, mescidin yan tarafında ikamet eden, evi barkı, çoluk çocuğu olmayan fakir sahabîlerin oluşturduğu Suffe Ashabı idi. Peygamberimiz (asv) onları kendi aile fertleri gibi görürdü. Onların eğitim ve öğretimlerini üzerine aldığı gibi, geçimlerini de kendisi karşılardı.
    Peygamberimiz (asv)'in ancak dört kişinin taşıyabileceği büyüklükte bir kazanı vardı. Öğle vakti olunca bu kazan getirilir, yemek yapılır, Suffe Ashabı onun etrafına dizilir, Peygamberimiz (asv) ile birlikte ondan yerlerdi. Bazen o kadar kalabalık olurdu ki, Peygamberimiz (asv) oturmaya yer bulamaz, çömelirdi.
    Peygamberimiz (asv) bazen Suffe Ashabını kendi evinde de ağırlardı. Bir gün Suffede bulunan sahabîleri Hz. Âişe (r.anha)'nin evine götürdü. Hz. Âişe validemize evde ne varsa getirmesini söyledi. Yemek yenildikten sonra, varsa bir miktar daha getirmesini söyledi. Hurma ve süt geldi. Onları da yediler. Böylece Peygamberimiz (asv) onları bizzat evinde kendisi ağırladı.
    Bazen Peygamberimiz (asv)'e çok sayıda misafir gelirdi. Peygamberimiz (asv) evde ne var, ne yoksa misafirlere ikram eder, kendileri ve ev halkı geceyi aç olarak geçirirlerdi. Peygamberimiz (asv) geceleri uyanır, misafirlerin bir ihtiyacının bulunup bulunmadığını sorardı. Onları yolcu edinceye kadar her türlü ihtiyaçlarını karşılamaya çalışırdı.
    Bir gün Peygamberimiz (asv)'e bir misafir geldi. Yorgun ve çok fakir olduğunu söyledi. Peygamberimiz (asv) hanımlarının birisinin evine haber gönderdi. Hanımı;
    "Yâ Resulallah, seni Hak Peygamber olarak gönderen Allah'a yemin ederim ki, evde sudan başka bir şey yoktur." dedi.
    Sonra başka bir hanımına gönderdi, ondan da aynı cevabı aldı. Neticede anlaşıldı ki, Peygamberimiz (asv)'in hanımlarının hiçbirisinin evinde yiyecek yoktur.
    Sonra Peygamberimiz (asv) sahabîlere;
    "Kim bu adamı bu akşam misafir ederse Allah ona rahmet etsin." buyurdu.
    Bunun üzerine Ensardan bir zat kalktı. Kendisinin misafir edebileceğini söyledi ve aldı, evine götürdü. Hanımına:
    "Evde yiyecek bir şey var mı?" diye sordu.
    "Çocukların yiyeceğinden başka bir şey yoktur." cevabını aldı. Hanımına,
    "Çocukları bir şeyle oyala. Yemek isteyecek olurlarsa uyut, misafirimiz yemek yiyeceği zaman kalk, lâmbayı söndür. Tâ ki kendisiyle birlikte yemek yediğimizi göstermiş olalım."
    Sofraya oturdular. Misafir yemeğini yedi. Kendileri de yer gibi yaptılar, fakat aç olarak gecelediler.
    Ev sahibi sabah olunca Peygamberimiz (asv)'in huzuruna geldi. Peygamberimiz (asv) kendisine şu müjdeyi verdi:
    "Sizin yaptığınız bu güzel işten dolayı Allah her ikinizden de razı oldu."
    Dilimizde misafirperverlik kelimesi vardır. Misafiri sevmek, ağırlamak, yedirip içirmek, ihtiyaç ve istirahatını temin etmek hem sünnet, hem de millî bir gelenek halinde içimizde yaşamaktadır. Bunun kaynağı ise Peygamberimiz (asv)'in tavsiye ve teşvikleridir.
    Misafiri sevmek, onu ağırlamak imanın bir görüntüsü ve alâmetidir. Bir insanda iman ne kadar güçlü ise misafire olan yakınlığı da o nisbette artar.
    Ebû Hüreyre'nin rivayetine göre Peygamberimiz (asv) şöyle buyurdular:
    "Allah'a ve âhiret gününe iman eden misafirine ikram etsin."
    "Allah'a ve âhiret gününe iman eden akrabasını görüp gözetsin."
    "Allah'a ve âhiret gününe iman eden ya hayır söylesin yahut sussun."
    Hazret-i Peygamber (asv), hem ebedî risâletin sahibi, hem İslâm devletinin başkanı ve hem de İslâm orduları başkomutanı idi. Bu sebeple İslâm başkenti Medine'ye gelen her seviyeden ve her inançtan fertler ve topluluklar gibi elçiler yani diplomatik misafirler de öncelikle Hz. Peygamber (asv)'in misafirleri idiler.
    Kaynakların belirttiklerine göre, Araplar, harp-sulh gibi önemli konularda Kureyş kabilesini takip ediyorlardı. Çünkü Kureyş'i üstün kabul ediyor ve onların tavırlarına göre kendilerini ayarlıyorlardı. Kureyş'in düşman olduklarına düşman, dost olduklarına dost oluyorlardı. Kureyş'in kabullerini onlar da benimsiyorlardı. İslâm karşısında da aynı şekilde davranıp Kureyş'i izliyorlardı.
    Kureyş'in İslâm'a karşı verdiği amansız mücâdeleye rağmen, Mekke'nin, Müslümanlar tarafından fethi gerçekleştirildikten yani Kureyş'in tam anlamıyla İslâm ordusuna boyun eğdiği kesinleştikten sonra, çevredeki Arap kabileleri, artık zaman kaybetmenin anlamının kalmadığı düşüncesiyle Medine'ye elçiler ve heyetler göndermeye başladılar.
    İslâm Tarihinde "Âmu'l-Vüfûd (elçiler yılı) diye bilinen günler, Mekke fethi sonrasına rastlayan özellikle hicrî dokuzuncu yıldır. Tebük Seferi'nden dönüldükten ve Sakif kabilesi Müslüman olduktan sonra Medine çok yoğun bir diplomatik trafik yaşadı. Uzak-yakın yer ve yörelerden insanlar Hz. Peygamber (asv) ile görüşmek, Müslüman olmak ya da bazı şartlarla antlaşmalar yapmak üzere Medine'ye akın ettiler. O günlerde Medine'de, Yüce Kitabımızın 110. Nasr sûresinde:
    "Allah'ın yardımı ve zaferi gelip de insanların bölük bölük Allah'ın dinine girmekte olduklarını gördüğün vakit..."
    diye bildirmiş olduğu günler ve olaylar yaşanıyordu.

    DEVAMI: Hz. Muhammed (sav) misafirleri nasıl karşılardı? - Mumsema islam ...


  4. 03.Şubat.2011, 23:34
    2
    Administrator



    Hz. Muhammed (sav) misafirleri nasıl karşılardı?

    Peygamberimiz (ASV)'in misafiri hiç eksik olmazdı. Uzaktan yakından pekçok misafiri gelirdi. Bazı devlet ve kabilelerden özel ve resmi heyetler gelir, günlerce kalırlardı. Peygamberimiz (asv) bu misafirlerle bizzat ilgilenir, ağırlar, hizmetlerini görürdü.
    Habeşistan'dan gelen heyete bizzat Peygamberimiz hizmet etti. Sahabîler,
    "Siz bırakın, yâ Resulallah, hizmeti biz görürüz" dediler. Peygamberimiz,
    "Onlar daha önce bizim arkadaşlarımıza ikram etmişlerdir. Şimdi ben de bu hizmetlerinin karşılığını vermekten zevk duyuyorum." buyurdu.
    Taif'ten gelen Sakif heyetini, mescitte misafir etti, ağırladı. Yine hizmetlerini kendisi gördü. Daha sonra onlar hep beraber Müslüman olarak yurtlarına döndüler.
    Peygamberimiz (asv)'in kendi evi misafiri kabule müsait olmadığı zamanlar, Ensardan Remle ile Ümmü Şerik'in evi misafirhane vazifesini görüyordu. Bu kadınlar iyiliksever, cömert kimselerdi. Bazen gelen misafirler o kadar çok olurdu ki, hizmetlerini rahatça görmek için böyle misafir evlerine taksim edilirdi.
    Peygamberimiz (asv) misafir konusunda din ayırımı yapmazdı. Herkese aynı yakınlık ve iyiliği yapar, aynı nezaket ve anlayışı gösterirdi.
    Ebû Basra Peygamberimiz (asv)'in bu tarafını şöyle anlatır:
    "Ben Müslüman değildim. Resulullaha misafir oldum. Geceleyin kalktım, bütün keçileri sağdım, sütlerini içtim. Böylece Resulullahı ve ailesini aç bıraktım. Fakat Resul-i Ekrem bana hiçbir şey demedi."
    Yine Ebû Hüreyre'nin anlattığına göre, bir gün Peygamberimiz (asv)'e bir müşrik misafir oldu. Peygamberimiz (asv) süt ikram etti, içti. Bir daha ikram etti, onu da içti. Resulullah (asv)'ın bu ikramı karşısında duygulanan bu müşrik sabahleyin Müslüman oldu.
    Fakat Peygamberimiz (asv)'in devamlı misafirleri, mescidin yan tarafında ikamet eden, evi barkı, çoluk çocuğu olmayan fakir sahabîlerin oluşturduğu Suffe Ashabı idi. Peygamberimiz (asv) onları kendi aile fertleri gibi görürdü. Onların eğitim ve öğretimlerini üzerine aldığı gibi, geçimlerini de kendisi karşılardı.
    Peygamberimiz (asv)'in ancak dört kişinin taşıyabileceği büyüklükte bir kazanı vardı. Öğle vakti olunca bu kazan getirilir, yemek yapılır, Suffe Ashabı onun etrafına dizilir, Peygamberimiz (asv) ile birlikte ondan yerlerdi. Bazen o kadar kalabalık olurdu ki, Peygamberimiz (asv) oturmaya yer bulamaz, çömelirdi.
    Peygamberimiz (asv) bazen Suffe Ashabını kendi evinde de ağırlardı. Bir gün Suffede bulunan sahabîleri Hz. Âişe (r.anha)'nin evine götürdü. Hz. Âişe validemize evde ne varsa getirmesini söyledi. Yemek yenildikten sonra, varsa bir miktar daha getirmesini söyledi. Hurma ve süt geldi. Onları da yediler. Böylece Peygamberimiz (asv) onları bizzat evinde kendisi ağırladı.
    Bazen Peygamberimiz (asv)'e çok sayıda misafir gelirdi. Peygamberimiz (asv) evde ne var, ne yoksa misafirlere ikram eder, kendileri ve ev halkı geceyi aç olarak geçirirlerdi. Peygamberimiz (asv) geceleri uyanır, misafirlerin bir ihtiyacının bulunup bulunmadığını sorardı. Onları yolcu edinceye kadar her türlü ihtiyaçlarını karşılamaya çalışırdı.
    Bir gün Peygamberimiz (asv)'e bir misafir geldi. Yorgun ve çok fakir olduğunu söyledi. Peygamberimiz (asv) hanımlarının birisinin evine haber gönderdi. Hanımı;
    "Yâ Resulallah, seni Hak Peygamber olarak gönderen Allah'a yemin ederim ki, evde sudan başka bir şey yoktur." dedi.
    Sonra başka bir hanımına gönderdi, ondan da aynı cevabı aldı. Neticede anlaşıldı ki, Peygamberimiz (asv)'in hanımlarının hiçbirisinin evinde yiyecek yoktur.
    Sonra Peygamberimiz (asv) sahabîlere;
    "Kim bu adamı bu akşam misafir ederse Allah ona rahmet etsin." buyurdu.
    Bunun üzerine Ensardan bir zat kalktı. Kendisinin misafir edebileceğini söyledi ve aldı, evine götürdü. Hanımına:
    "Evde yiyecek bir şey var mı?" diye sordu.
    "Çocukların yiyeceğinden başka bir şey yoktur." cevabını aldı. Hanımına,
    "Çocukları bir şeyle oyala. Yemek isteyecek olurlarsa uyut, misafirimiz yemek yiyeceği zaman kalk, lâmbayı söndür. Tâ ki kendisiyle birlikte yemek yediğimizi göstermiş olalım."
    Sofraya oturdular. Misafir yemeğini yedi. Kendileri de yer gibi yaptılar, fakat aç olarak gecelediler.
    Ev sahibi sabah olunca Peygamberimiz (asv)'in huzuruna geldi. Peygamberimiz (asv) kendisine şu müjdeyi verdi:
    "Sizin yaptığınız bu güzel işten dolayı Allah her ikinizden de razı oldu."
    Dilimizde misafirperverlik kelimesi vardır. Misafiri sevmek, ağırlamak, yedirip içirmek, ihtiyaç ve istirahatını temin etmek hem sünnet, hem de millî bir gelenek halinde içimizde yaşamaktadır. Bunun kaynağı ise Peygamberimiz (asv)'in tavsiye ve teşvikleridir.
    Misafiri sevmek, onu ağırlamak imanın bir görüntüsü ve alâmetidir. Bir insanda iman ne kadar güçlü ise misafire olan yakınlığı da o nisbette artar.
    Ebû Hüreyre'nin rivayetine göre Peygamberimiz (asv) şöyle buyurdular:
    "Allah'a ve âhiret gününe iman eden misafirine ikram etsin."
    "Allah'a ve âhiret gününe iman eden akrabasını görüp gözetsin."
    "Allah'a ve âhiret gününe iman eden ya hayır söylesin yahut sussun."
    Hazret-i Peygamber (asv), hem ebedî risâletin sahibi, hem İslâm devletinin başkanı ve hem de İslâm orduları başkomutanı idi. Bu sebeple İslâm başkenti Medine'ye gelen her seviyeden ve her inançtan fertler ve topluluklar gibi elçiler yani diplomatik misafirler de öncelikle Hz. Peygamber (asv)'in misafirleri idiler.
    Kaynakların belirttiklerine göre, Araplar, harp-sulh gibi önemli konularda Kureyş kabilesini takip ediyorlardı. Çünkü Kureyş'i üstün kabul ediyor ve onların tavırlarına göre kendilerini ayarlıyorlardı. Kureyş'in düşman olduklarına düşman, dost olduklarına dost oluyorlardı. Kureyş'in kabullerini onlar da benimsiyorlardı. İslâm karşısında da aynı şekilde davranıp Kureyş'i izliyorlardı.
    Kureyş'in İslâm'a karşı verdiği amansız mücâdeleye rağmen, Mekke'nin, Müslümanlar tarafından fethi gerçekleştirildikten yani Kureyş'in tam anlamıyla İslâm ordusuna boyun eğdiği kesinleştikten sonra, çevredeki Arap kabileleri, artık zaman kaybetmenin anlamının kalmadığı düşüncesiyle Medine'ye elçiler ve heyetler göndermeye başladılar.
    İslâm Tarihinde "Âmu'l-Vüfûd (elçiler yılı) diye bilinen günler, Mekke fethi sonrasına rastlayan özellikle hicrî dokuzuncu yıldır. Tebük Seferi'nden dönüldükten ve Sakif kabilesi Müslüman olduktan sonra Medine çok yoğun bir diplomatik trafik yaşadı. Uzak-yakın yer ve yörelerden insanlar Hz. Peygamber (asv) ile görüşmek, Müslüman olmak ya da bazı şartlarla antlaşmalar yapmak üzere Medine'ye akın ettiler. O günlerde Medine'de, Yüce Kitabımızın 110. Nasr sûresinde:
    "Allah'ın yardımı ve zaferi gelip de insanların bölük bölük Allah'ın dinine girmekte olduklarını gördüğün vakit..."
    diye bildirmiş olduğu günler ve olaylar yaşanıyordu.

    DEVAMI: Hz. Muhammed (sav) misafirleri nasıl karşılardı? - Mumsema islam ...





+ Yorum Gönder