Konusunu Oylayın.: Peygamber Efendimizin ilk eşi olan Hz. Hatice annemizin fedakarlığı

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 5 kişi
Peygamber Efendimizin ilk eşi olan Hz. Hatice annemizin fedakarlığı
  1. 02.Şubat.2011, 23:45
    1
    Misafir

    Peygamber Efendimizin ilk eşi olan Hz. Hatice annemizin fedakarlığı

  2. 03.Şubat.2011, 11:56
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Peygamber Efendimizin (sav) ilk eşi olan Hz. Hatice annemizin fedakarlığı




    Hz. Hatice ile olan aile hayatı...

    Efendimizle ona ilk hanım olma şerefini kazanmış bulunan Hz. Hatice, Ebû Tâlib'in evinde ancak bir kaç gün kaldılar. Sonra tekrar Hz. Hatice'nin evine döndüler. Artık mes'ud hayatlarını burada geçireceklerdi.
    Kâinatın Efendisi Peygamberimiz (s.a.v.), kendisine "Hatice-i Kübrâ" dediği bu tâhire kadın hayatta olduğu müddetçe bir başka kadınla evlenmedi.1 Her türlü teselliyi ve en parlak saâdeti bu huzurlu evde buldu.
    Peygamber Efendimize, babasından miras olarak pek bir şey kalmamıştı. Uzun zamandır himâyesinde bulunduğu Ebû Tâlip ise fakru zaruret içindeydi. Bu bakımdan, Hz. Hatice ile evleninceye kadar binbir meşakkat ve zahmet içinde hayat sürmüştü.
    Hz. Hatice ile evlendikten sonra, onun servetini ticarette kullandı ve bir derece genişliğe kavuştu. Fakat hanımı bol servet sahibi iken o, yine israfa, gösteriş ve lükse kaçmadı. Daha önceki mütevazi ve sade hayatına yakın bir yaşayışı devam ettirdi. Üstelik dünya malına da kalbinde yer vermiyordu. Onun o yüce ruhunu bambaşka ulvi ve kudsî duygular kuşatmıştı. Dünya ve içindekilerin muhabbeti o ulvî duyguları söküp atmaya hiçbir zaman muktedir olamıyordu.
    Daha sonra Hz. Hatice-i Kübrâ'dan, Resul-i Ekrem Efendimizin, sırasıyla Kasım, Zeynep, Rukiyye, Ümmü Gülsüm, Fâtıma, Abdullah (Tayyib-Tahir) adında altı çocuğu oldu.2
    Bu mes'ud âile yuvasında Kâinatın Efendisi ile Hz. Hatice en ulvî duygularla kaynaşmışlardı. Âile yuvasında hâkim olan karşılıklı emniyet, samimi hürmet ve muhabbetti. Hz. Hatice, Kâinatın Efendisi kocasından on beş yaş büyük olmasına rağmen, yüce şahsiyetinden dolayı kendilerine karşı son derece nazik, duygulu ve itinalı davranıyordu. Peygamber Efendimizin şerefli hanımına karşı muhabbeti de fazlaydı. Öyle ki, vefatından sonra bile hiçbir vakit muhabbetini kalbinden atmadı, gönlünün en mûtenâ köşesinde ebedî beraberliğe kadar sakladı.
    Resul-i Ekrem Efendimiz, Hz. Hatice'nin keremkârlığını, hayırseverliğini ve kendisine yaptığı büyük yardımı her zaman yâd ederdi. Bu yâd ediş, Hz. Âişe Validemize, "Hatice-i Kübrâ'dan başka, Nebiyy-i Ekremin zevcelerinden hiçbirini kıskanmadım"3 dedirtecek ve onun kıskançlık damarını tahrik edecek kadar fazla idi. Nasıl yâd etmezdi ki? Çocuklarından biri hariç diğerlerinin annesi o idi. Herkes ona düşman iken, ona dost elini uzatan o idi. Her türlü ıztırap ve sıkıntı karşısında kendisini teselli eden o idi. Herkesin ona arka çevirdiği bir zamanda yanıbaşından ayrılmayan o idi.
    Elbette, böylesine yüksek duygu ve meziyetler sahibi zevcesini, Peygamber Efendimiz hiçbir zaman unutmayacak ve onu her zaman hayırla yâd edecekti.

    1. Sîre, 1/201
    2. Sîre, 1/202; Tabakât, 1/133; 8/16
    3. Müslim, 7/133

    Hz. Hadîcetü’l-Kübrâ radıyallâhü anhâ

    O, Hz. Ali’nin (r.a.) bildirdiğine göre, Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz’in, “İsrâiloğulları’nın en hayırlı kadını, İmrân kızı Meryem; bu ümmetin en hayırlı kadını ise, Hadîcetü’l-Kübrâ’dır” mübârek sözlerinin muhâtabıdır.
    O, sâhip olduğu bütün servetini, gözünü dahi kırpmadan inandığı dâvâ uğrunda fedâ etmesini bilen… İslâm’ın, ferd ve cemiyet hayatına hâkim olması için verilen mücâhede-mücâdelede ve hizmetlerde yılmadan-yıkılmadan zirveleri tutan… Kâinâtın Efenidisi’ne ilk inananlardan biri ve belki de birincisi olan fedâkâr-cefâkâr-çilekeş annemizdir.
    O, inandığı dâvâ uğruna nelerin fedâ edilebileceğine lafla değil bizzat yaşayarak örnek olan…
    Efendimiz (s.a.v.)’in fem-i saâdetlerinden, “Bu ümmetin en hayırlı kadını” ünvânını alan…
    Henüz hiçbir kimsenin Fahr-i Âlem (s.a.v.)’e inanmadığı zamanlarda bile, “Sen bu ümmetin peygamberisin”diyerek ona gönülden inanıp bağrını açan ve sonuna kadar destek ve yardımcı olan…
    Vahyin, hemen her zerresini bütün heyecanıyla yakından duymuş ve doymuş; gelmiş ve gelecek bütün mü’min kadınlar için en güzel numûne olarak kabul edilecek ulvî bir rûha sâhip bulunan…
    Zarâfet-nezâket, akıl ve ilimle süslenmiş, metânet-muhabbet ve cesaretle donanmış emsâlsiz bir insan ve zevce olarak Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafâ (s.a.v.) Efendimiz’e, Allah celle celâlühû tarafından verilmiş bir hediye…
    Server-i Âlem (s.a.v.) Efendimiz’in, “Ondan daha iyisini Allah bana vermedi” buyurduğu mübârek insandır, Hz. Hadîcetü’l-Kübrâ(r. anhâ) vâlidemiz.
    Gelecek nesillerin, onun gibi bir imtisâl numûnesibir insanı tanımaması, onu örnek alamaması elbette ki çok büyük bir talihsizlik olur. Zira insanlar İki Cihan Güneşi Efendimiz’e inanmazlarken o îman etmiş, inkâr ederlerken o tasdîk etmişti.
    İnsanlar ondan mallarını-servetlerini esirgerlerken o, bütün varlığını Allah ve Resûlü için bezletmişti. Kısacası o, Resûlüllah Efendimiz’in beyânına göre yaşamış, mü’min kadınlar için kıyâmete kadar örnek olacak bir zevce idi.
    Hâsılı;
    O büyük vâlidemizi, gelmiş-gelecek bütün mü’minlerin annesi olan o örnek insanı hakkıyla anlamak, anlatabilmek şüphesiz ki haddimiz değil. Bizim yaptığımız, şâirin İki Cihan Güneşi Efendimiz(s.a.v.) için dediği gibi, ona ait hatırlayabildiğimiz en güzel meziyet ve hasletleri sıralayarak gönlümüzü ve lisânımızı süslemeye çalışmaktan ibârettir.


  3. 03.Şubat.2011, 11:56
    2
    Silent and lonely rains



    Hz. Hatice ile olan aile hayatı...

    Efendimizle ona ilk hanım olma şerefini kazanmış bulunan Hz. Hatice, Ebû Tâlib'in evinde ancak bir kaç gün kaldılar. Sonra tekrar Hz. Hatice'nin evine döndüler. Artık mes'ud hayatlarını burada geçireceklerdi.
    Kâinatın Efendisi Peygamberimiz (s.a.v.), kendisine "Hatice-i Kübrâ" dediği bu tâhire kadın hayatta olduğu müddetçe bir başka kadınla evlenmedi.1 Her türlü teselliyi ve en parlak saâdeti bu huzurlu evde buldu.
    Peygamber Efendimize, babasından miras olarak pek bir şey kalmamıştı. Uzun zamandır himâyesinde bulunduğu Ebû Tâlip ise fakru zaruret içindeydi. Bu bakımdan, Hz. Hatice ile evleninceye kadar binbir meşakkat ve zahmet içinde hayat sürmüştü.
    Hz. Hatice ile evlendikten sonra, onun servetini ticarette kullandı ve bir derece genişliğe kavuştu. Fakat hanımı bol servet sahibi iken o, yine israfa, gösteriş ve lükse kaçmadı. Daha önceki mütevazi ve sade hayatına yakın bir yaşayışı devam ettirdi. Üstelik dünya malına da kalbinde yer vermiyordu. Onun o yüce ruhunu bambaşka ulvi ve kudsî duygular kuşatmıştı. Dünya ve içindekilerin muhabbeti o ulvî duyguları söküp atmaya hiçbir zaman muktedir olamıyordu.
    Daha sonra Hz. Hatice-i Kübrâ'dan, Resul-i Ekrem Efendimizin, sırasıyla Kasım, Zeynep, Rukiyye, Ümmü Gülsüm, Fâtıma, Abdullah (Tayyib-Tahir) adında altı çocuğu oldu.2
    Bu mes'ud âile yuvasında Kâinatın Efendisi ile Hz. Hatice en ulvî duygularla kaynaşmışlardı. Âile yuvasında hâkim olan karşılıklı emniyet, samimi hürmet ve muhabbetti. Hz. Hatice, Kâinatın Efendisi kocasından on beş yaş büyük olmasına rağmen, yüce şahsiyetinden dolayı kendilerine karşı son derece nazik, duygulu ve itinalı davranıyordu. Peygamber Efendimizin şerefli hanımına karşı muhabbeti de fazlaydı. Öyle ki, vefatından sonra bile hiçbir vakit muhabbetini kalbinden atmadı, gönlünün en mûtenâ köşesinde ebedî beraberliğe kadar sakladı.
    Resul-i Ekrem Efendimiz, Hz. Hatice'nin keremkârlığını, hayırseverliğini ve kendisine yaptığı büyük yardımı her zaman yâd ederdi. Bu yâd ediş, Hz. Âişe Validemize, "Hatice-i Kübrâ'dan başka, Nebiyy-i Ekremin zevcelerinden hiçbirini kıskanmadım"3 dedirtecek ve onun kıskançlık damarını tahrik edecek kadar fazla idi. Nasıl yâd etmezdi ki? Çocuklarından biri hariç diğerlerinin annesi o idi. Herkes ona düşman iken, ona dost elini uzatan o idi. Her türlü ıztırap ve sıkıntı karşısında kendisini teselli eden o idi. Herkesin ona arka çevirdiği bir zamanda yanıbaşından ayrılmayan o idi.
    Elbette, böylesine yüksek duygu ve meziyetler sahibi zevcesini, Peygamber Efendimiz hiçbir zaman unutmayacak ve onu her zaman hayırla yâd edecekti.

    1. Sîre, 1/201
    2. Sîre, 1/202; Tabakât, 1/133; 8/16
    3. Müslim, 7/133

    Hz. Hadîcetü’l-Kübrâ radıyallâhü anhâ

    O, Hz. Ali’nin (r.a.) bildirdiğine göre, Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz’in, “İsrâiloğulları’nın en hayırlı kadını, İmrân kızı Meryem; bu ümmetin en hayırlı kadını ise, Hadîcetü’l-Kübrâ’dır” mübârek sözlerinin muhâtabıdır.
    O, sâhip olduğu bütün servetini, gözünü dahi kırpmadan inandığı dâvâ uğrunda fedâ etmesini bilen… İslâm’ın, ferd ve cemiyet hayatına hâkim olması için verilen mücâhede-mücâdelede ve hizmetlerde yılmadan-yıkılmadan zirveleri tutan… Kâinâtın Efenidisi’ne ilk inananlardan biri ve belki de birincisi olan fedâkâr-cefâkâr-çilekeş annemizdir.
    O, inandığı dâvâ uğruna nelerin fedâ edilebileceğine lafla değil bizzat yaşayarak örnek olan…
    Efendimiz (s.a.v.)’in fem-i saâdetlerinden, “Bu ümmetin en hayırlı kadını” ünvânını alan…
    Henüz hiçbir kimsenin Fahr-i Âlem (s.a.v.)’e inanmadığı zamanlarda bile, “Sen bu ümmetin peygamberisin”diyerek ona gönülden inanıp bağrını açan ve sonuna kadar destek ve yardımcı olan…
    Vahyin, hemen her zerresini bütün heyecanıyla yakından duymuş ve doymuş; gelmiş ve gelecek bütün mü’min kadınlar için en güzel numûne olarak kabul edilecek ulvî bir rûha sâhip bulunan…
    Zarâfet-nezâket, akıl ve ilimle süslenmiş, metânet-muhabbet ve cesaretle donanmış emsâlsiz bir insan ve zevce olarak Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafâ (s.a.v.) Efendimiz’e, Allah celle celâlühû tarafından verilmiş bir hediye…
    Server-i Âlem (s.a.v.) Efendimiz’in, “Ondan daha iyisini Allah bana vermedi” buyurduğu mübârek insandır, Hz. Hadîcetü’l-Kübrâ(r. anhâ) vâlidemiz.
    Gelecek nesillerin, onun gibi bir imtisâl numûnesibir insanı tanımaması, onu örnek alamaması elbette ki çok büyük bir talihsizlik olur. Zira insanlar İki Cihan Güneşi Efendimiz’e inanmazlarken o îman etmiş, inkâr ederlerken o tasdîk etmişti.
    İnsanlar ondan mallarını-servetlerini esirgerlerken o, bütün varlığını Allah ve Resûlü için bezletmişti. Kısacası o, Resûlüllah Efendimiz’in beyânına göre yaşamış, mü’min kadınlar için kıyâmete kadar örnek olacak bir zevce idi.
    Hâsılı;
    O büyük vâlidemizi, gelmiş-gelecek bütün mü’minlerin annesi olan o örnek insanı hakkıyla anlamak, anlatabilmek şüphesiz ki haddimiz değil. Bizim yaptığımız, şâirin İki Cihan Güneşi Efendimiz(s.a.v.) için dediği gibi, ona ait hatırlayabildiğimiz en güzel meziyet ve hasletleri sıralayarak gönlümüzü ve lisânımızı süslemeye çalışmaktan ibârettir.





+ Yorum Gönder