Konusunu Oylayın.: Riyazette az yemek az uyumak az konuşmak

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Riyazette az yemek az uyumak az konuşmak
  1. 01.Şubat.2011, 14:24
    1
    Misafir

    Riyazette az yemek az uyumak az konuşmak






    Riyazette az yemek az uyumak az konuşmak Mumsema riyazette az yemek az uyumak az konuşmak....

    yemek konusunda hayvansal ürün yememek haricinde başka nelere dikkat etmek gerekir tabi helal gıda olmasının haricinde


  2. 01.Şubat.2011, 23:36
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Riyazette az yemek az uyumak az konuşmak




    Tasavvuftaki riyazet el ve eteğini dünyadan çekmek veya maddi anlamda bir aç kalma şeklinde anlaşılmamalıdır. Aksine bir nefis terbiyesi şeklidir.

    Nefis insanı devamlı kötülüğe itmektedir. Nefsin bu duygularını kırmanın yollarından birileride az yeme az uyuma ve az konuşmadır. Bu şekilde kişi nefsine hakim olmaya çalışır.

    Tasavvuf yolu, bir çile yoludur. Kaba demir kızgın ateşe sokulmadan şekillendirilemez. Öyle de, çilesiz nefsi arıtmak mümkün değildir. Saadet sarayına meşakkat yolundan varılır. Tasavvuftaki “çile” ifadesi “kırk gün” anlamında Farsça bir kelime olup, Hz. Musa’nın Tur-i Sina’da Tevrat’ı almak için kırk gün riyazette kalmasından alınmıştır. (Resulullah’ın nübüvvet öncesi Hira’da itikafı da bu tarz bir durumdur.) (Eraydın, Tasavvuf ve Tarikat, s. 139)

    Tefekkürde, tezekkürde yoğunlaşmak için böyle bir uzlete ihtiyaç vardır. Aslında her talib-i hakîkatin, her sene hiç olmazsa bir ay münzevî kalması ve bu bir ayı tefekkür, tezekkür, nefis muhasebesi, ilim gibi yüce şeylerle değerlendirmesi, son derece yerinde olacaktır.

    Çile dönemi, aynı zamanda bir riyazet dönemidir. Riyazet, şehvetlerle ve nefs-i emmâre ile mücadele planı, az yemek, mideyi doldurmamak ve bu suretle ruhu inceltmek ve rahat çalışabilmek için yapılan beden ve ruh terbiyesidir.( İz, Tasavvuf, s. 10)

    Tasavvufta, “kıllet-i taam, kıllet-i menam, kıllet-i kelâm” (az yemen, az uyumak, az konuşmak), riayet edilmesi gereken esaslardandır. Bunlara riayet, ruh sultanının beden ülkesinde hâkimiyetini sağlayacaktır. Yoksa, çok yiyen, çok uyuyan ve lüzumsuz çok konuşan bir kişide, ruh sultanı zindanda kalacaktır.

    Maddiyatın kanunları olduğu gibi, maneviyatın da kanunları vardır. Mesela, cılız bir insan halter çalışmakla güçlü bir hale gelir. Onun gibi, riyazete riayet eden bir kişi de, ruhen güçlenir. Hemen her mistik akımda riyazet temel bir esastır. Öyle ki, bu riyazete riayet eden Hint fakirlerinde, şeklen keramete benzeyen harika haller görülebilmektedir.

    Çilelere sabredenler, Allah’tan gelen her şeyin güzel olduğunu görürler. Şu dörtlük, onların dünyasını güzel tasvir eder:

    Hoştur bana Senden gelen.
    Ya gonca gül, ya da diken.
    Ya hil’atu, ya da kefen.
    Narın da hoş, nurun da hoş.

    Doç. Dr. Şadi Eren




  3. 01.Şubat.2011, 23:36
    2
    Silent and lonely rains



    Tasavvuftaki riyazet el ve eteğini dünyadan çekmek veya maddi anlamda bir aç kalma şeklinde anlaşılmamalıdır. Aksine bir nefis terbiyesi şeklidir.

    Nefis insanı devamlı kötülüğe itmektedir. Nefsin bu duygularını kırmanın yollarından birileride az yeme az uyuma ve az konuşmadır. Bu şekilde kişi nefsine hakim olmaya çalışır.

    Tasavvuf yolu, bir çile yoludur. Kaba demir kızgın ateşe sokulmadan şekillendirilemez. Öyle de, çilesiz nefsi arıtmak mümkün değildir. Saadet sarayına meşakkat yolundan varılır. Tasavvuftaki “çile” ifadesi “kırk gün” anlamında Farsça bir kelime olup, Hz. Musa’nın Tur-i Sina’da Tevrat’ı almak için kırk gün riyazette kalmasından alınmıştır. (Resulullah’ın nübüvvet öncesi Hira’da itikafı da bu tarz bir durumdur.) (Eraydın, Tasavvuf ve Tarikat, s. 139)

    Tefekkürde, tezekkürde yoğunlaşmak için böyle bir uzlete ihtiyaç vardır. Aslında her talib-i hakîkatin, her sene hiç olmazsa bir ay münzevî kalması ve bu bir ayı tefekkür, tezekkür, nefis muhasebesi, ilim gibi yüce şeylerle değerlendirmesi, son derece yerinde olacaktır.

    Çile dönemi, aynı zamanda bir riyazet dönemidir. Riyazet, şehvetlerle ve nefs-i emmâre ile mücadele planı, az yemek, mideyi doldurmamak ve bu suretle ruhu inceltmek ve rahat çalışabilmek için yapılan beden ve ruh terbiyesidir.( İz, Tasavvuf, s. 10)

    Tasavvufta, “kıllet-i taam, kıllet-i menam, kıllet-i kelâm” (az yemen, az uyumak, az konuşmak), riayet edilmesi gereken esaslardandır. Bunlara riayet, ruh sultanının beden ülkesinde hâkimiyetini sağlayacaktır. Yoksa, çok yiyen, çok uyuyan ve lüzumsuz çok konuşan bir kişide, ruh sultanı zindanda kalacaktır.

    Maddiyatın kanunları olduğu gibi, maneviyatın da kanunları vardır. Mesela, cılız bir insan halter çalışmakla güçlü bir hale gelir. Onun gibi, riyazete riayet eden bir kişi de, ruhen güçlenir. Hemen her mistik akımda riyazet temel bir esastır. Öyle ki, bu riyazete riayet eden Hint fakirlerinde, şeklen keramete benzeyen harika haller görülebilmektedir.

    Çilelere sabredenler, Allah’tan gelen her şeyin güzel olduğunu görürler. Şu dörtlük, onların dünyasını güzel tasvir eder:

    Hoştur bana Senden gelen.
    Ya gonca gül, ya da diken.
    Ya hil’atu, ya da kefen.
    Narın da hoş, nurun da hoş.

    Doç. Dr. Şadi Eren







+ Yorum Gönder