Konusunu Oylayın.: Yaşadığım olaylar münafıklık almeti midir ?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Yaşadığım olaylar münafıklık almeti midir ?
  1. 28.Ocak.2011, 15:40
    1
    Misafir

    Yaşadığım olaylar münafıklık almeti midir ?






    Yaşadığım olaylar münafıklık almeti midir ? Mumsema oncelıkle hayırlı cumalar herkese ılk bebegım 3 aylıkken karnımda oldu hemen arkasın
    a babamı anıden kaybettım hemen arkasına ıkıncı bebegıme hamıle kaldım ve ben gebelıgımın son 2 ayında bır tahlıl yaptırdım bunun sonucunda doktorum bana cocıgum ıcın kor topal sansınıza ne dogarsa dedı, tabıı yıkılmıstım aglıyordum hep. O zaman ramazan ayıydı dua edıyordum Allah'ım bızı bu sınavdan yuzumuzun akıyla cıkmaımızı nasıp eyle sukredıyordum ama ınternetın basına oturup arastırdıgım seylerı okuyunca kahroluyordum hatta bırısı vardı 5 aylıkken cocugu sakat dıye aldırmıst bende Allah'ım benı boyle bıe karar verme durumda bırakma dıye dua etmıstım ve eskıdn ultrsonmu vardı sakat dogan cocukların ve aılelerının canı yokmu dıye ben olsam aldırmam demıstım. evde benden kaynaklı huzursuzluk vardı aıle ılıskılerımızde bozulmustu, cunku hıcbısey yapasım gelmıyordu sadece o hastalıgı arastıyordum ınternette her okudugum konuya uzuluyordum hatta kımı gorsem bunun annesı hamıleyken bu hastalıgı gecırmemıs dıyordum. Bır kac doktora gıttıysemde onlar bana cocuguma bu hastalıgın bulastıgına daır bır bulgu olmadıgını soylemesıne ragmen bu tam 5 hafta boyle devam ettı bu hastalık ıcın bınde bır olur o da gelır bızı bulur dıyordum. Ama oyle bır hastalıga yakalndımkı yılda mılyonda bır olur genellıkle yaslı ve erkek hastalıgı o kadar nadırkı hangı tedavıyı uygulayacaklarını doktorlar bılmıyor . Nıtekım stresınde etkısıyle ben o hafta hastalandım hastaneye yattım yapılan tahlıller sonucu beyaz kurelerım yuksek cıktı ve kan uzmanına gıttım tabıı bınbır duayla. Yapılan testler sonucu bnm tedavısı olmyan ve az yasayan bır losemı tıpıne yakalandıgım anlasıldı. Bunu doktorlar aılemesoylemedıler ama bıldıgım ve arastırdıgım hatta kan uzmanınnın benı uyarmasına ragmen aıleme bısey soylenmedı. Bende aıleme losemı oldugumu soyluordum fakat aılem bana ınamıyordu gebelıkten kaynaklı psıkolojık sorun olarak algılıyordu.. Bu yuzden evde sıddet ve kavgalar baslamıstı bırkac kez hem dogumdan once hem dogumdan sonra defalarca evden kovuldm. Kımse bana ınanmadı. Bu tam 3 ay daha boyle devam ettı. Hem madden hem maneven aılme cok gucluk cektırdım. Bunun sonucunda yemınlerım artmıstı saygısızlık haykırıs saygısızlık yardım ıstıyordum aılemden maneven uardım ıstedıgım halde bana yardım etmıyorlardı cunku bnm losemı oldugumu bılmıyorlardı. Nıtekım bunun boyle surmeyecegını anladım ve tevbelere kurana ve elımden geldıgı kdr namaza vermee basladım kendımı. Okudugum ve arastırdıgım but
    un ayetlere baktıgımda yaptıklarımın ve yasadıklarımın munafık alemetı oldugunu kendımce anladım. Sabretmedım, aıleme haksızlık ettım sıddet uygulamasına vesıle oldum, kocamı annemı ısınden gucunden ettım, onları uzdum hatta cocıguma bıle gerken degerı vermedım hatta hastalandıgım gun ıcımden yemek yemezsem sakat dogmaktansa belkı cocugum olur bıle dedım ama hmen arkasından ben ne dıyorum deyıp kalkıp yemek yedım, cok sukur cocugum saglıklı megerse hastalık bulasmamıs bıle. Ve bu stresten ben sagkıgımdan oldum sımdıde sunu dusunmee basladım stresten sabırsızlıgımdan losemı oldum Rabbım bana boyleleıkle canımdan azap verdı yanı sakat dogma ıhtımalını duyupta uzuldugum cocuguma analık yapamycam ne yazıkkı. Okudugum ayetlerde munafıklıgın alemetlerıyle yasadıklarım ortusuyor ve yıne okusugum kadarıyla olumcul hastalıkta olan munafıkların tevbelerı kabul olmaz dıyor ama ben yınede ne olursa olsun ıbadetımı yapıp duamı edıp basladıgım kuranı Allahın ıznıyle bıtırmek sıtıyorum. Yasadıklarımdan dolayı Vıcdan azabı cekıyorum lutfen bana yardım edın, gercı hersey Allah bılır ama bunlara bakarsak ben munafıklmıyım bu arada annem bana gebelıkte yasadıgım bu stresın normal oldugunu hepımızın ınsan oldugunu soyluyor ancak hemen ardından gelen olumcul hastalıgın yasadıgım stresın neden oldugunu bılmıyor ve Rabbımın azabı bu dunyada da vercegını benım ıcın azabsa olumcul bır hastalık oldugunu dusunuyorum bu arada herseyde va bır hayır tabıı herseyı Allah bılır...tevbe estagfurullah. Allah razı olsun


  2. 28.Ocak.2011, 15:40
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    oncelıkle hayırlı cumalar herkese ılk bebegım 3 aylıkken karnımda oldu hemen arkasın
    a babamı anıden kaybettım hemen arkasına ıkıncı bebegıme hamıle kaldım ve ben gebelıgımın son 2 ayında bır tahlıl yaptırdım bunun sonucunda doktorum bana cocıgum ıcın kor topal sansınıza ne dogarsa dedı, tabıı yıkılmıstım aglıyordum hep. O zaman ramazan ayıydı dua edıyordum Allah'ım bızı bu sınavdan yuzumuzun akıyla cıkmaımızı nasıp eyle sukredıyordum ama ınternetın basına oturup arastırdıgım seylerı okuyunca kahroluyordum hatta bırısı vardı 5 aylıkken cocugu sakat dıye aldırmıst bende Allah'ım benı boyle bıe karar verme durumda bırakma dıye dua etmıstım ve eskıdn ultrsonmu vardı sakat dogan cocukların ve aılelerının canı yokmu dıye ben olsam aldırmam demıstım. evde benden kaynaklı huzursuzluk vardı aıle ılıskılerımızde bozulmustu, cunku hıcbısey yapasım gelmıyordu sadece o hastalıgı arastıyordum ınternette her okudugum konuya uzuluyordum hatta kımı gorsem bunun annesı hamıleyken bu hastalıgı gecırmemıs dıyordum. Bır kac doktora gıttıysemde onlar bana cocuguma bu hastalıgın bulastıgına daır bır bulgu olmadıgını soylemesıne ragmen bu tam 5 hafta boyle devam ettı bu hastalık ıcın bınde bır olur o da gelır bızı bulur dıyordum. Ama oyle bır hastalıga yakalndımkı yılda mılyonda bır olur genellıkle yaslı ve erkek hastalıgı o kadar nadırkı hangı tedavıyı uygulayacaklarını doktorlar bılmıyor . Nıtekım stresınde etkısıyle ben o hafta hastalandım hastaneye yattım yapılan tahlıller sonucu beyaz kurelerım yuksek cıktı ve kan uzmanına gıttım tabıı bınbır duayla. Yapılan testler sonucu bnm tedavısı olmyan ve az yasayan bır losemı tıpıne yakalandıgım anlasıldı. Bunu doktorlar aılemesoylemedıler ama bıldıgım ve arastırdıgım hatta kan uzmanınnın benı uyarmasına ragmen aıleme bısey soylenmedı. Bende aıleme losemı oldugumu soyluordum fakat aılem bana ınamıyordu gebelıkten kaynaklı psıkolojık sorun olarak algılıyordu.. Bu yuzden evde sıddet ve kavgalar baslamıstı bırkac kez hem dogumdan once hem dogumdan sonra defalarca evden kovuldm. Kımse bana ınanmadı. Bu tam 3 ay daha boyle devam ettı. Hem madden hem maneven aılme cok gucluk cektırdım. Bunun sonucunda yemınlerım artmıstı saygısızlık haykırıs saygısızlık yardım ıstıyordum aılemden maneven uardım ıstedıgım halde bana yardım etmıyorlardı cunku bnm losemı oldugumu bılmıyorlardı. Nıtekım bunun boyle surmeyecegını anladım ve tevbelere kurana ve elımden geldıgı kdr namaza vermee basladım kendımı. Okudugum ve arastırdıgım but
    un ayetlere baktıgımda yaptıklarımın ve yasadıklarımın munafık alemetı oldugunu kendımce anladım. Sabretmedım, aıleme haksızlık ettım sıddet uygulamasına vesıle oldum, kocamı annemı ısınden gucunden ettım, onları uzdum hatta cocıguma bıle gerken degerı vermedım hatta hastalandıgım gun ıcımden yemek yemezsem sakat dogmaktansa belkı cocugum olur bıle dedım ama hmen arkasından ben ne dıyorum deyıp kalkıp yemek yedım, cok sukur cocugum saglıklı megerse hastalık bulasmamıs bıle. Ve bu stresten ben sagkıgımdan oldum sımdıde sunu dusunmee basladım stresten sabırsızlıgımdan losemı oldum Rabbım bana boyleleıkle canımdan azap verdı yanı sakat dogma ıhtımalını duyupta uzuldugum cocuguma analık yapamycam ne yazıkkı. Okudugum ayetlerde munafıklıgın alemetlerıyle yasadıklarım ortusuyor ve yıne okusugum kadarıyla olumcul hastalıkta olan munafıkların tevbelerı kabul olmaz dıyor ama ben yınede ne olursa olsun ıbadetımı yapıp duamı edıp basladıgım kuranı Allahın ıznıyle bıtırmek sıtıyorum. Yasadıklarımdan dolayı Vıcdan azabı cekıyorum lutfen bana yardım edın, gercı hersey Allah bılır ama bunlara bakarsak ben munafıklmıyım bu arada annem bana gebelıkte yasadıgım bu stresın normal oldugunu hepımızın ınsan oldugunu soyluyor ancak hemen ardından gelen olumcul hastalıgın yasadıgım stresın neden oldugunu bılmıyor ve Rabbımın azabı bu dunyada da vercegını benım ıcın azabsa olumcul bır hastalık oldugunu dusunuyorum bu arada herseyde va bır hayır tabıı herseyı Allah bılır...tevbe estagfurullah. Allah razı olsun


    Benzer Konular

    - Rabbim Beni seviyor mu kötü şeyler yapmış olmama rağmen birde birtakım yaşadığım olaylar var

    - Yaşadığım bazı olağanüstü olaylar oldu. Sanırım CİN lerdir. Yardımlarınızı bekliyorum?

    - Allah bir kulunu sevme almeti nedir?

    - Yaşadığım bu olaylar acaba şirke girmiş midir?

    - Gusül abdesti alırken yaşadığım şu olaylar gusüle engel olmuş mudur ? Bakar mısınız.

  3. 28.Ocak.2011, 16:40
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Yaşadığım olaylar münafıklık almeti midir ?




    Buyur kardeş arşivimizden mumsema hocanın
    bu konudaki paylaşımını okuyabilirsiniz.


    ________________________________


    SÜNNETE GÖRE MÜNAFIKLARIN ALAMETLERİ
    Allahu Teâlâ’ya layıkıyla hamd; Resulü Efendimiz Muhammed’e, O’nun pak âline, mücahid ashabına ve onlara tabi olanlara salât ve selam olsun.
    Geçen yazımızda münafıkların alametleriyle ilgili bazı ayet-i celileleri tefsir ve izah etmeye çalışmıştık. Bu sayıda da bu hususta bazı hadisleri şerh ve izah etmeye çalışacağız inşallah. Şöyle ki:
    1- “Münafığın alameti üçtür: Konuştuğu zaman yalan söyler, söz verdiği zaman yerine getirmez ve ona güvenildiği zaman hıyanet eder” (Buhari, Müslim, Tirmizi, Nesai / Camius-Sağir, İmam Suyuti, H No:25)
    Müslim rivayetine göre şu ek de vardır:

    “Oruç tutup, namaz kılar ve Müslüman olduğunu iddia etse bile”(Cem’ul Fevaid: H. No:8099)
    Bazı âlimlerin dediği gibi, münafık kelimesinden amaç, hadiste geçen alametleri ahlak ve adet haline getirendir. Çünkü nadir de olsa birçok Müslüman da bu hatalara düşmektedir. Diğer bazı âlimlere göre de amaç “ameli münafıktır”; ancak İmam Müslim’in rivayetindeki “Oruç da tutsa, namaz da kılsa ve Müslüman olduğunu da iddia etse bile” ek,i büyük bir tehdit oluşturmaktadır.
    2- “Kimde dört vasıf bulunursa halis münafık olur. O dört şeyden biri kendisinde bulunan kişi ise onu terk edinceye kadar münafıklıktan bir haslet bulunur. Bunlar: Kendisine bir emanet bırakıldığı zaman ihanet eder; konuştuğunda yalan konuşur, anlaştığı zaman sözünde durmayıp bozar. Bir kimseyle çekiştiği zaman aşırı giderek karşısındakinden fazla kötülük yapar”(Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi ve Nesai/Cem’ül Fevaid, H No: 8097)
    Önceki hadis için verdiğimiz izahat bu hadis için de geçerlidir, (Konu uzamasın diye fazla izahata yer vermek istemiyoruz) Bu hadisteki “Kimde dört vasıf bulunursa o halis münafık olur” cümlesi “münafık” kelimesindeki amacı daha fazla netleştirmektedir. Onun için biz hadiste sayılan bu nifak alamet ve vasıflarından küfürden uzak durduğumuz gibi uzak durmalıyız. Bu alamet ve vasıflar kimde ahlak ve adet halini almışsa ona karşı nihayet derecede temkinli, tedbirli ve mesafeli olmalıyız,

    3- “Münafıkların kendilerini ele veren alametleri vardır: Selamları lanettir, yemekleri gasp ve yağmadır, Ganimetleri hile ile kazançtır, Mescitlere aralıklı yaklaşırlar. Camide kılınan namazın sonuna ancak yetişebilirler, Kibirlidirler. Ne sevilirler ne de severler. Gece odun gibi sessiz, gündüz gürültücüdürler”(İmam Ahmed ve Bezzar/Cem’ul Fevaid, H No: 8110)

    Müminler; etrafındaki insanlara selamı dağıttıkları ve yaydıkları gibi münafıklar da laneti dağıtıp yayıyorlar “Selam olsun!” yerine hep “lanet olsun!” demeyi adet edinmişler.
    Müminler, hep nazik, edepli ve düşünce ürünü olan kelimeleri sarf ederler. Böylece şeytanın ondan yanlış bir mana çıkartıp muhatabın kalbine vesvese vermesine mahal bırakmazlar; şeytana arayı bozma fırsatı vermemeye çalışırlar.
    Münafıklar, muhatabın kalbine dikkat etmezler, vurdumduymazdırlar, hatta çoğu zaman bilinçli olarak böyle davranırlar,,
    Müminler; yediği lokmayı titizlikle helalden seçer, Ateşten kaçtığı gibi haram rızıktan kaçar. Münafıklar ise helale, harama dikkat etmeden gasp ve yağmayla ellerine geçirdikleri her şeyi mideye indirirler. Yarın bu haram lokmaların başlarına neler getireceğini düşünmezler, gaspçıdırlar. Gasp ise şer’i ölçüleri dikkate almadan elde edilen maldır. Tabii gasp haramdır; her haram da ateştir.

    Müminler, mazeretleri olmadığı müddetçe camiye düzenli bir şekilde giderler; çünkü onları camiye sevk eden ilahi bir mes’uliyettir. Münafıklar ise mescide düzensiz, kötü niyetle kesik kesik giderler. Birkaç gün mescide gelir, sonra bırakır bir ay ve birkaç ay sonra gelirler; çünkü onları camiye iten bazen ihbar bazen de gösteriştir. “Millet ‘Bunlar din düşmanıdır.’ demesinler” diye camiye gelirlerMüminler mütevazı, alçak gönüllü, hiçbir menfaatin hesabını yapmadan sırf Allah rızası için, insanları sevdikleri için çevreleri tarafından sevilirler. Münafıklar ise kibirli, gururlu olduğu ve hep menfaate dayalı hesaplar yaptıkları için hiç kimseyi sevmezler, sadece kendi menfaatini severler. Etraflarından hep haddinden fazla saygı bekler ve hep onlardan bir şeyler kapmaya çalışırlar. Saygı göstermeyi değil saygı görmeyi, vermeyi değil hep almayı severler. Onun için de en yakın insanlar bile onları sevmez ve onlardan nefret ederler,

    Müminler, Allah (cc)’ın katında makbul olan amelin ihlâsla yapılan amel olduğunu bildikleri için hep ihlâsı gaye yapmaktadırlar. Onun için de gizli amel ve ibadeti severler. İbadet ve amellerindeki ihlâsın zedelenmemesi için tenha zaman ve mekânlarda ibadet etmeye gayret ederler. Bunun için gecenin en tenha anını herkesin uykuda olduğu saatlerini seçerler. Münafıklar ise ihlâs umurlarında olmayıp ibadetlerini de sırf gösteriş için yaptıklarından geceleri odun gibi düşer ve sabaha kadar ses seda çıkarmadan uyurlar. Gündüzleri ise takvadan, amelden, ibadetlerden dem vurup vaiz ve abid kesilirler. Onları gören, zamanın en ihlâslı abidi ve vaizi zanneder,

    4- “Bizimle münafıkların arasını ayıran alamet, bizim yatsı ve sabah cami cemaatinde bulunmamızdır. Onlar (münafıklar) buna güç yetiremezler”(Said bin Mansur ve Beyhaki / Camius Sağir, İmam Suyuti, H No: 26)
    Hadisteki münafık kelimesinden amaç “ameli münafık” olabilir; ancak hadisin onlara mutlak olarak münafık demesinde onlara büyük bir tehdit vardır” (Feydü’l-Kadir-geçen hadisin şerhinde,,)
    5- “Münafıklara ağır gelen namazlar, yatsı ve sabah namazlarıdır” (Buhari ve Müslim / Feydü’l-Kadir İmam Menavi, geçen hadisin şerhi(26))
    Biz canlılık ve neşeyle bu namazlara katılmak için camiye gidebiliyoruz; fakat münafıklar bu canlılık ve kolaylıkla bunu yapamıyorlar. Zira iman sinmemiştir kalplerine. Bu namazlar onlara çok ağır gelmektedir. Hele bu vakitlerde camiye gitmek ve cemaate yetişmek onlara çok daha ağır gelmektedir, Nasıl ağır gelmez ki? Yatsı vakti, gündüzün bütün işlerinden sonra istirahat vakti ve sabah namazı vakti uykunun en tatlı olduğu saattir. Ancak Müminlerin köklü imanlarıyla Allahu Teâlâ’dan umdukları büyük sevap, ulvi derece, ebedi saadet ve cennetteki sayısız nimetler, onlara en ağır ve zor işleri de kolaylaştırmakta ve zevkle yaptırmaktadır. İnsan, gerçek manada sevdiği ve inandığı bir şeyin yolunda hiçbir zorluk ve eziyete aldırış etmemektedir. Gülü seven dikenlere; balı seven arılara; ücreti bekleyen hamal yükün ağırlığına; fani bir yare gönül kaptıranın yolun uzaklığına aldırış etmemesi gibi.

    Evet, “Yâr-ı yâra” (Allah’u Teâlâ’ya) ve Muhammed Mustafa’ya gerçek manada gönül verenler, iman edenler; ne yatsı vaktindeki istirahata, ne sabah saatlerindeki tatlı uykuya ne cihad meydanındaki yara ve ölüme ne zindanlara ne de müebbet ve idamlara aldırış etmemektedirler. Tabi fani maşuklarla, geçici zevklerle, tablolardaki baharlarla, sanal dünyalarla ömür geçiren münafıklar bunu bilmezler. Müminlerin gerçek âleminden haberdar olmadıkları ve anlamadıkları için ona beş para vermezler ve bir dakikalık istirahatlarını bile bozmazlar; ancak ne zaman ki elektrik gitti, ekranlar karardı, sanal dünya son buldu, fani dilberler tatlı rüyadan uyanmakla fenaya göçtü, geçici zevkler ebedi azaplarla son buldu, gerçek âlemin rüzgârı cennetvari bahar tablolarını etrafa savurdu ve gerçekler dışında her şey görünmez oldu; işte o zaman münafıklar; caminin, namazın, cihadın, Allah (cc) için eziyet çekmenin ve zorluklara katlanmanın değerini anlayacaklar. Hayallerle ömür geçirirken ne kadar değerli gerçekleri kaybettiklerinin farkına iyice varacaklar. Ancak o zaman çok geç olacak ve hiçbir pişmanlık da fayda vermeyecek. Ne mutlu o kimseye ki daha fırsat kaçmadan elektrikler gitmeden, hayat sanal ekranlarını kapatıp gerçek hayata adım atana, geçici lezzetlerden el çekene ve ebedi saadeti için geçici zorluklara göğüs gererek yüzü ak olarak “Yâr-ı yâra” ve yaranlarıyla randevu noktasında buluşana!

    6- “Münafık, iki sürü arasında kâh birine kâh öbürüne yanaşan şaşkın koyun gibidir”(Müslim ve Nesai/Cem’ul-Fevaid, h no:8101)

    “Tibi (ra) bu hadisin şerhinde şu açıklamada bulunmuştur: ‘Münafık fahlı (koçu) arayan koyun gibidir. Nefsanî istek ve kötü amaçları peşinde koşar, sürekli istikrarsızdır. Bunun içindir ki Kur'an-ı Kerim’de de bu vasıfla vasıflanmışlardır.

    “Onlar (münafıklar) küfürle iman arasında bocalayıp durmaktadırlar, Ne bu müminlere ne de şu kâfirlere bağlanırlar. Allah kimi saptırırsa sen artık ona bir yol bulamazsın.” (Nisa:143) (Feydu’l-Kadir geçen hadisin şerhinde,,)

    Mümin, imanına ve akidesine göre yer alır, Münafık ise nefsanî isteklerine göre davranır. Nerde nefsanî istekleri tatmin olabiliyorsa o tarafa kayar. Müminler güçlü göründükleri ve galip geldikleri zaman, münafıklar onların yanında yer alır ve “biz sizdeniz” derler, Kâfirler güçlü görünüp galip olsalar hemen saf değiştirip “biz sizdeniz” derler,

    Allahu Teâlâ da bu imtihan diyarında bu tip insanların gerçek yüzlerini ortaya çıkartmak, sonra da hak ettikleri cezayı onlara verdiği zaman hükmüne itiraz etmemeleri ve daha birçok sebebe ve hikmete binaen bazen Müslümanları ve bazen de kâfirleri galip getiriyor,

    7- “Münafık, gözlerine hâkim olup istediği şekilde ağlayabiliyor”(Deylemi / Cami’us Sağir, İmam Suyuti H, No:9237)

    Çünkü sürekli iki renklidirler, Bir görünen bir de görünmeyen renkleri vardır. Ortama göre renk değiştirirler. Rol icabı ağlamalarına şeytan yardım ediyor.
    Malik bin Dinar (ra) diyor ki: “Ben Tevrat’ta gördüm: ‘Münafığın nifakı kemale erince gözlerine hâkim olabiliyor.’ Bundan dolayı hep deniliyor ki; ‘Kötü insanlar gözlerine hâkimdirler. (istedikleri gibi ağlayabiliyorlar)” (Feyd’ul - Kadir, geçen hadisin şerhinde)
    8- “Kim ki kalbindeki Allah korkusundan daha fazlasını insanlara göstermeye çalışırsa o münafıktır.”(İbn-i Neccar / Cami’us Sağir h. no:8383)
    Mümin tek yüzlüdür. Yaptığı amelin ücretini Allah (cc)’tan bekler. Hiçbir şeyin ondan gizli olmadığını bilir. Gösterişin ona hiçbir fayda kazandırmayacağını bildiği için ona ne ihtiyaç duyar ve ne de teşebbüs eder.
    Münafık ise Allahu Teâlâ’dan gafil olduğu ve insanlardan ödül beklediği için kendini daha takvalı ve daha iyi göstermekle daha fazla kazanacağını düşünür. İnsanların gaybı bilmemelerinden ve zahire göre hüküm vermelerinden dolayı onları münafıklıkla kandırıp kendini onlara sevdireceğine inanır. Oysa durum hiç de öyle değildir. Kalpleri yönlendiren Allahu Teâlâ’dır. İstediği şekilde çevirip yönlendiriyor. Bazı insanlar vardır ki insan onları sevmek ister de bir türlü sevemez. Bazı insanlar da vardır ki insan onları sevmeden duramaz. Gerçek müminlerin düşmanları bile onları övdüğü ve istemeyerek de olsa onlara bir sevgi besledikleri halde, münafıkların en yakın dostlarının bile onlardan hoşlanmamaları ve kalben onlardan bir ağırlık hissetmeleri, nefret duymaları bunun en bariz delilidir.

    9- “… Kadınlarınızın en kötüleri tesettürsüz olan ve mahremleri olmayan (yabancı) erkeklere görünenlerdir, Münafık kadınlar onlardır. Onlar -çok azı hariç- cennete giremezler” (Beyhaki/Cami’us Sağir/İmam Suyuti H, No: 4092)
    Zerre miktar imanı olan kadınlar, Hz. Resulullah aleyhissalatu vesselam’ın bu ağır yürek titretici tabirlerinden korkmalı, kendi hal ve hareketlerine dikkat etmeli ve bu tür davranışları olan kendine çeki düzen vermeli, helal ve haram çizgisini muhafaza etmelidir. Yoksa nifak ve münafıklık az bir günah değildir. Bakın Allahu Teâlâ onlara ne tür bir azabı hazırlamıştır:

    “Allah, münafık erkeklere, münafık kadınlara ve kâfirlere içinde sürekli kalacakları cehennem ateşini söz vermiştir. Bu onlara yeter. Allah onlara lanet etmiştir. Onlar için sürekli bir azap vardır.”(Tevbe: 68)
    Ey aklı başında ve “Ben müslümanım” diyen kadınlar! Sizi yaratan Allahu Teâlâ’nın size verdiği vücut ve güzellikleri nefsanî davranıp düşüncesizce, kâfirlerin, zalimlerin ve fasıkların menfi emellerine alet etmeyin. Allahu Teâlâ’nın İslam’la size emrettiği tesettürü atarak yuvanızdan çıkmayın! İnci, kendi sadefinde veya korunma kutusunda kaldığı müddetçe değerlidir; sokaklara bırakılırsa değerini bilmeyen cahil ve çocukların eline düşer ve sıradan taşların seviyesine iner. Siz de yuva ve tesettürünüzde kaldığınız müddetçe değerlisiniz. Sokaklara Allah’ın yasakladığı bir şekilde inip kendinizi Allah (cc)’tan korkmaz fasık ellere teslim ederseniz, paçavraya dönüşürsünüz, kullanılıp atılırsınız; böylece dünyanız da mahvolur ahiretiniz de…

    Yıllarca bazı pervasız kadınlar İslam düşmanlarının elinde en güçlü silah olmuşlar. Onlarla İslamı yıkıyor, Müslümanları mağlup ediyor ve vatanlarımızı işgal edip talan ediyorlar. Onlar yarın huzur-u Hak’ta bu vebalin altından nasıl çıkacaklar, nasıl Hz. Resulullah aleyhissalatu vesselam’dan şefaat dileyecekler? Daha ölüm gelip çatmadan, tövbe kapısı kapanmadan, bütün değerleri yağmalanmadan ve var olan ışıklar sönmeden kadınlar tesettür ve yuvalarına dönmelidirler. İzzetleri, şerefleri, kurtuluşları ve ebedi mutlulukları budur.

    Birkaç dakikalık gaflet, birkaç günlük dünya zevki, ebedi hayatı, cennet gibi bir yurdu mahvetmeye ve cehennem gibi bir azaba girmeye değmiyor. Allahu Teâlâ size hidayet ve ebedi saadet versin.
    Hâsılı zikrettiğimiz hadis-i şeriflerde bulunan münafıkların alamet ve özellikleri kimde varsa o, ya gerçekten münafıktır ya da münafıkça amel etmektedir. Kalp gizli olduğundan Müslüman, amele göre hüküm vermekle mükelleftir. Kalp Allah (cc)’a malumdur, O ona hükmeder. Mademki Hz. Resulullah aleyhissalatu vesselam münafıkların özelliklerini taşıyanlara “münafık” ismini takmıştır; öyleyse münafıklardan olmamak veya münafıklardan zarar görmemek için nifaki ahlaklardan korunarak sünnet-i seniyeye sığınmalıyız.
    Allahu Teâlâ hepimizi nifak ve münafıklardan korusun! Amin!

    M. Beşir VAROL


  4. 28.Ocak.2011, 16:40
    2
    Silent and lonely rains



    Buyur kardeş arşivimizden mumsema hocanın
    bu konudaki paylaşımını okuyabilirsiniz.


    ________________________________


    SÜNNETE GÖRE MÜNAFIKLARIN ALAMETLERİ
    Allahu Teâlâ’ya layıkıyla hamd; Resulü Efendimiz Muhammed’e, O’nun pak âline, mücahid ashabına ve onlara tabi olanlara salât ve selam olsun.
    Geçen yazımızda münafıkların alametleriyle ilgili bazı ayet-i celileleri tefsir ve izah etmeye çalışmıştık. Bu sayıda da bu hususta bazı hadisleri şerh ve izah etmeye çalışacağız inşallah. Şöyle ki:
    1- “Münafığın alameti üçtür: Konuştuğu zaman yalan söyler, söz verdiği zaman yerine getirmez ve ona güvenildiği zaman hıyanet eder” (Buhari, Müslim, Tirmizi, Nesai / Camius-Sağir, İmam Suyuti, H No:25)
    Müslim rivayetine göre şu ek de vardır:

    “Oruç tutup, namaz kılar ve Müslüman olduğunu iddia etse bile”(Cem’ul Fevaid: H. No:8099)
    Bazı âlimlerin dediği gibi, münafık kelimesinden amaç, hadiste geçen alametleri ahlak ve adet haline getirendir. Çünkü nadir de olsa birçok Müslüman da bu hatalara düşmektedir. Diğer bazı âlimlere göre de amaç “ameli münafıktır”; ancak İmam Müslim’in rivayetindeki “Oruç da tutsa, namaz da kılsa ve Müslüman olduğunu da iddia etse bile” ek,i büyük bir tehdit oluşturmaktadır.
    2- “Kimde dört vasıf bulunursa halis münafık olur. O dört şeyden biri kendisinde bulunan kişi ise onu terk edinceye kadar münafıklıktan bir haslet bulunur. Bunlar: Kendisine bir emanet bırakıldığı zaman ihanet eder; konuştuğunda yalan konuşur, anlaştığı zaman sözünde durmayıp bozar. Bir kimseyle çekiştiği zaman aşırı giderek karşısındakinden fazla kötülük yapar”(Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi ve Nesai/Cem’ül Fevaid, H No: 8097)
    Önceki hadis için verdiğimiz izahat bu hadis için de geçerlidir, (Konu uzamasın diye fazla izahata yer vermek istemiyoruz) Bu hadisteki “Kimde dört vasıf bulunursa o halis münafık olur” cümlesi “münafık” kelimesindeki amacı daha fazla netleştirmektedir. Onun için biz hadiste sayılan bu nifak alamet ve vasıflarından küfürden uzak durduğumuz gibi uzak durmalıyız. Bu alamet ve vasıflar kimde ahlak ve adet halini almışsa ona karşı nihayet derecede temkinli, tedbirli ve mesafeli olmalıyız,

    3- “Münafıkların kendilerini ele veren alametleri vardır: Selamları lanettir, yemekleri gasp ve yağmadır, Ganimetleri hile ile kazançtır, Mescitlere aralıklı yaklaşırlar. Camide kılınan namazın sonuna ancak yetişebilirler, Kibirlidirler. Ne sevilirler ne de severler. Gece odun gibi sessiz, gündüz gürültücüdürler”(İmam Ahmed ve Bezzar/Cem’ul Fevaid, H No: 8110)

    Müminler; etrafındaki insanlara selamı dağıttıkları ve yaydıkları gibi münafıklar da laneti dağıtıp yayıyorlar “Selam olsun!” yerine hep “lanet olsun!” demeyi adet edinmişler.
    Müminler, hep nazik, edepli ve düşünce ürünü olan kelimeleri sarf ederler. Böylece şeytanın ondan yanlış bir mana çıkartıp muhatabın kalbine vesvese vermesine mahal bırakmazlar; şeytana arayı bozma fırsatı vermemeye çalışırlar.
    Münafıklar, muhatabın kalbine dikkat etmezler, vurdumduymazdırlar, hatta çoğu zaman bilinçli olarak böyle davranırlar,,
    Müminler; yediği lokmayı titizlikle helalden seçer, Ateşten kaçtığı gibi haram rızıktan kaçar. Münafıklar ise helale, harama dikkat etmeden gasp ve yağmayla ellerine geçirdikleri her şeyi mideye indirirler. Yarın bu haram lokmaların başlarına neler getireceğini düşünmezler, gaspçıdırlar. Gasp ise şer’i ölçüleri dikkate almadan elde edilen maldır. Tabii gasp haramdır; her haram da ateştir.

    Müminler, mazeretleri olmadığı müddetçe camiye düzenli bir şekilde giderler; çünkü onları camiye sevk eden ilahi bir mes’uliyettir. Münafıklar ise mescide düzensiz, kötü niyetle kesik kesik giderler. Birkaç gün mescide gelir, sonra bırakır bir ay ve birkaç ay sonra gelirler; çünkü onları camiye iten bazen ihbar bazen de gösteriştir. “Millet ‘Bunlar din düşmanıdır.’ demesinler” diye camiye gelirlerMüminler mütevazı, alçak gönüllü, hiçbir menfaatin hesabını yapmadan sırf Allah rızası için, insanları sevdikleri için çevreleri tarafından sevilirler. Münafıklar ise kibirli, gururlu olduğu ve hep menfaate dayalı hesaplar yaptıkları için hiç kimseyi sevmezler, sadece kendi menfaatini severler. Etraflarından hep haddinden fazla saygı bekler ve hep onlardan bir şeyler kapmaya çalışırlar. Saygı göstermeyi değil saygı görmeyi, vermeyi değil hep almayı severler. Onun için de en yakın insanlar bile onları sevmez ve onlardan nefret ederler,

    Müminler, Allah (cc)’ın katında makbul olan amelin ihlâsla yapılan amel olduğunu bildikleri için hep ihlâsı gaye yapmaktadırlar. Onun için de gizli amel ve ibadeti severler. İbadet ve amellerindeki ihlâsın zedelenmemesi için tenha zaman ve mekânlarda ibadet etmeye gayret ederler. Bunun için gecenin en tenha anını herkesin uykuda olduğu saatlerini seçerler. Münafıklar ise ihlâs umurlarında olmayıp ibadetlerini de sırf gösteriş için yaptıklarından geceleri odun gibi düşer ve sabaha kadar ses seda çıkarmadan uyurlar. Gündüzleri ise takvadan, amelden, ibadetlerden dem vurup vaiz ve abid kesilirler. Onları gören, zamanın en ihlâslı abidi ve vaizi zanneder,

    4- “Bizimle münafıkların arasını ayıran alamet, bizim yatsı ve sabah cami cemaatinde bulunmamızdır. Onlar (münafıklar) buna güç yetiremezler”(Said bin Mansur ve Beyhaki / Camius Sağir, İmam Suyuti, H No: 26)
    Hadisteki münafık kelimesinden amaç “ameli münafık” olabilir; ancak hadisin onlara mutlak olarak münafık demesinde onlara büyük bir tehdit vardır” (Feydü’l-Kadir-geçen hadisin şerhinde,,)
    5- “Münafıklara ağır gelen namazlar, yatsı ve sabah namazlarıdır” (Buhari ve Müslim / Feydü’l-Kadir İmam Menavi, geçen hadisin şerhi(26))
    Biz canlılık ve neşeyle bu namazlara katılmak için camiye gidebiliyoruz; fakat münafıklar bu canlılık ve kolaylıkla bunu yapamıyorlar. Zira iman sinmemiştir kalplerine. Bu namazlar onlara çok ağır gelmektedir. Hele bu vakitlerde camiye gitmek ve cemaate yetişmek onlara çok daha ağır gelmektedir, Nasıl ağır gelmez ki? Yatsı vakti, gündüzün bütün işlerinden sonra istirahat vakti ve sabah namazı vakti uykunun en tatlı olduğu saattir. Ancak Müminlerin köklü imanlarıyla Allahu Teâlâ’dan umdukları büyük sevap, ulvi derece, ebedi saadet ve cennetteki sayısız nimetler, onlara en ağır ve zor işleri de kolaylaştırmakta ve zevkle yaptırmaktadır. İnsan, gerçek manada sevdiği ve inandığı bir şeyin yolunda hiçbir zorluk ve eziyete aldırış etmemektedir. Gülü seven dikenlere; balı seven arılara; ücreti bekleyen hamal yükün ağırlığına; fani bir yare gönül kaptıranın yolun uzaklığına aldırış etmemesi gibi.

    Evet, “Yâr-ı yâra” (Allah’u Teâlâ’ya) ve Muhammed Mustafa’ya gerçek manada gönül verenler, iman edenler; ne yatsı vaktindeki istirahata, ne sabah saatlerindeki tatlı uykuya ne cihad meydanındaki yara ve ölüme ne zindanlara ne de müebbet ve idamlara aldırış etmemektedirler. Tabi fani maşuklarla, geçici zevklerle, tablolardaki baharlarla, sanal dünyalarla ömür geçiren münafıklar bunu bilmezler. Müminlerin gerçek âleminden haberdar olmadıkları ve anlamadıkları için ona beş para vermezler ve bir dakikalık istirahatlarını bile bozmazlar; ancak ne zaman ki elektrik gitti, ekranlar karardı, sanal dünya son buldu, fani dilberler tatlı rüyadan uyanmakla fenaya göçtü, geçici zevkler ebedi azaplarla son buldu, gerçek âlemin rüzgârı cennetvari bahar tablolarını etrafa savurdu ve gerçekler dışında her şey görünmez oldu; işte o zaman münafıklar; caminin, namazın, cihadın, Allah (cc) için eziyet çekmenin ve zorluklara katlanmanın değerini anlayacaklar. Hayallerle ömür geçirirken ne kadar değerli gerçekleri kaybettiklerinin farkına iyice varacaklar. Ancak o zaman çok geç olacak ve hiçbir pişmanlık da fayda vermeyecek. Ne mutlu o kimseye ki daha fırsat kaçmadan elektrikler gitmeden, hayat sanal ekranlarını kapatıp gerçek hayata adım atana, geçici lezzetlerden el çekene ve ebedi saadeti için geçici zorluklara göğüs gererek yüzü ak olarak “Yâr-ı yâra” ve yaranlarıyla randevu noktasında buluşana!

    6- “Münafık, iki sürü arasında kâh birine kâh öbürüne yanaşan şaşkın koyun gibidir”(Müslim ve Nesai/Cem’ul-Fevaid, h no:8101)

    “Tibi (ra) bu hadisin şerhinde şu açıklamada bulunmuştur: ‘Münafık fahlı (koçu) arayan koyun gibidir. Nefsanî istek ve kötü amaçları peşinde koşar, sürekli istikrarsızdır. Bunun içindir ki Kur'an-ı Kerim’de de bu vasıfla vasıflanmışlardır.

    “Onlar (münafıklar) küfürle iman arasında bocalayıp durmaktadırlar, Ne bu müminlere ne de şu kâfirlere bağlanırlar. Allah kimi saptırırsa sen artık ona bir yol bulamazsın.” (Nisa:143) (Feydu’l-Kadir geçen hadisin şerhinde,,)

    Mümin, imanına ve akidesine göre yer alır, Münafık ise nefsanî isteklerine göre davranır. Nerde nefsanî istekleri tatmin olabiliyorsa o tarafa kayar. Müminler güçlü göründükleri ve galip geldikleri zaman, münafıklar onların yanında yer alır ve “biz sizdeniz” derler, Kâfirler güçlü görünüp galip olsalar hemen saf değiştirip “biz sizdeniz” derler,

    Allahu Teâlâ da bu imtihan diyarında bu tip insanların gerçek yüzlerini ortaya çıkartmak, sonra da hak ettikleri cezayı onlara verdiği zaman hükmüne itiraz etmemeleri ve daha birçok sebebe ve hikmete binaen bazen Müslümanları ve bazen de kâfirleri galip getiriyor,

    7- “Münafık, gözlerine hâkim olup istediği şekilde ağlayabiliyor”(Deylemi / Cami’us Sağir, İmam Suyuti H, No:9237)

    Çünkü sürekli iki renklidirler, Bir görünen bir de görünmeyen renkleri vardır. Ortama göre renk değiştirirler. Rol icabı ağlamalarına şeytan yardım ediyor.
    Malik bin Dinar (ra) diyor ki: “Ben Tevrat’ta gördüm: ‘Münafığın nifakı kemale erince gözlerine hâkim olabiliyor.’ Bundan dolayı hep deniliyor ki; ‘Kötü insanlar gözlerine hâkimdirler. (istedikleri gibi ağlayabiliyorlar)” (Feyd’ul - Kadir, geçen hadisin şerhinde)
    8- “Kim ki kalbindeki Allah korkusundan daha fazlasını insanlara göstermeye çalışırsa o münafıktır.”(İbn-i Neccar / Cami’us Sağir h. no:8383)
    Mümin tek yüzlüdür. Yaptığı amelin ücretini Allah (cc)’tan bekler. Hiçbir şeyin ondan gizli olmadığını bilir. Gösterişin ona hiçbir fayda kazandırmayacağını bildiği için ona ne ihtiyaç duyar ve ne de teşebbüs eder.
    Münafık ise Allahu Teâlâ’dan gafil olduğu ve insanlardan ödül beklediği için kendini daha takvalı ve daha iyi göstermekle daha fazla kazanacağını düşünür. İnsanların gaybı bilmemelerinden ve zahire göre hüküm vermelerinden dolayı onları münafıklıkla kandırıp kendini onlara sevdireceğine inanır. Oysa durum hiç de öyle değildir. Kalpleri yönlendiren Allahu Teâlâ’dır. İstediği şekilde çevirip yönlendiriyor. Bazı insanlar vardır ki insan onları sevmek ister de bir türlü sevemez. Bazı insanlar da vardır ki insan onları sevmeden duramaz. Gerçek müminlerin düşmanları bile onları övdüğü ve istemeyerek de olsa onlara bir sevgi besledikleri halde, münafıkların en yakın dostlarının bile onlardan hoşlanmamaları ve kalben onlardan bir ağırlık hissetmeleri, nefret duymaları bunun en bariz delilidir.

    9- “… Kadınlarınızın en kötüleri tesettürsüz olan ve mahremleri olmayan (yabancı) erkeklere görünenlerdir, Münafık kadınlar onlardır. Onlar -çok azı hariç- cennete giremezler” (Beyhaki/Cami’us Sağir/İmam Suyuti H, No: 4092)
    Zerre miktar imanı olan kadınlar, Hz. Resulullah aleyhissalatu vesselam’ın bu ağır yürek titretici tabirlerinden korkmalı, kendi hal ve hareketlerine dikkat etmeli ve bu tür davranışları olan kendine çeki düzen vermeli, helal ve haram çizgisini muhafaza etmelidir. Yoksa nifak ve münafıklık az bir günah değildir. Bakın Allahu Teâlâ onlara ne tür bir azabı hazırlamıştır:

    “Allah, münafık erkeklere, münafık kadınlara ve kâfirlere içinde sürekli kalacakları cehennem ateşini söz vermiştir. Bu onlara yeter. Allah onlara lanet etmiştir. Onlar için sürekli bir azap vardır.”(Tevbe: 68)
    Ey aklı başında ve “Ben müslümanım” diyen kadınlar! Sizi yaratan Allahu Teâlâ’nın size verdiği vücut ve güzellikleri nefsanî davranıp düşüncesizce, kâfirlerin, zalimlerin ve fasıkların menfi emellerine alet etmeyin. Allahu Teâlâ’nın İslam’la size emrettiği tesettürü atarak yuvanızdan çıkmayın! İnci, kendi sadefinde veya korunma kutusunda kaldığı müddetçe değerlidir; sokaklara bırakılırsa değerini bilmeyen cahil ve çocukların eline düşer ve sıradan taşların seviyesine iner. Siz de yuva ve tesettürünüzde kaldığınız müddetçe değerlisiniz. Sokaklara Allah’ın yasakladığı bir şekilde inip kendinizi Allah (cc)’tan korkmaz fasık ellere teslim ederseniz, paçavraya dönüşürsünüz, kullanılıp atılırsınız; böylece dünyanız da mahvolur ahiretiniz de…

    Yıllarca bazı pervasız kadınlar İslam düşmanlarının elinde en güçlü silah olmuşlar. Onlarla İslamı yıkıyor, Müslümanları mağlup ediyor ve vatanlarımızı işgal edip talan ediyorlar. Onlar yarın huzur-u Hak’ta bu vebalin altından nasıl çıkacaklar, nasıl Hz. Resulullah aleyhissalatu vesselam’dan şefaat dileyecekler? Daha ölüm gelip çatmadan, tövbe kapısı kapanmadan, bütün değerleri yağmalanmadan ve var olan ışıklar sönmeden kadınlar tesettür ve yuvalarına dönmelidirler. İzzetleri, şerefleri, kurtuluşları ve ebedi mutlulukları budur.

    Birkaç dakikalık gaflet, birkaç günlük dünya zevki, ebedi hayatı, cennet gibi bir yurdu mahvetmeye ve cehennem gibi bir azaba girmeye değmiyor. Allahu Teâlâ size hidayet ve ebedi saadet versin.
    Hâsılı zikrettiğimiz hadis-i şeriflerde bulunan münafıkların alamet ve özellikleri kimde varsa o, ya gerçekten münafıktır ya da münafıkça amel etmektedir. Kalp gizli olduğundan Müslüman, amele göre hüküm vermekle mükelleftir. Kalp Allah (cc)’a malumdur, O ona hükmeder. Mademki Hz. Resulullah aleyhissalatu vesselam münafıkların özelliklerini taşıyanlara “münafık” ismini takmıştır; öyleyse münafıklardan olmamak veya münafıklardan zarar görmemek için nifaki ahlaklardan korunarak sünnet-i seniyeye sığınmalıyız.
    Allahu Teâlâ hepimizi nifak ve münafıklardan korusun! Amin!

    M. Beşir VAROL





+ Yorum Gönder