Konusunu Oylayın.: 1-Nefs–i emmare 2-Nefs-i levvame 3-Nefs-i mutmainne 4-Nefs-i radiyye 5-Nefs-i mardıye 6-Nefs-i mülheme 7-Nefs-i zekiyye

5 üzerinden 4.50 | Toplam : 6 kişi
1-Nefs–i emmare 2-Nefs-i levvame 3-Nefs-i mutmainne 4-Nefs-i radiyye 5-Nefs-i mardıye 6-Nefs-i mülheme 7-Nefs-i zekiyye
  1. 24.Ocak.2011, 20:47
    1
    Misafir

    1-Nefs–i emmare 2-Nefs-i levvame 3-Nefs-i mutmainne 4-Nefs-i radiyye 5-Nefs-i mardıye 6-Nefs-i mülheme 7-Nefs-i zekiyye






    1-Nefs–i emmare 2-Nefs-i levvame 3-Nefs-i mutmainne 4-Nefs-i radiyye 5-Nefs-i mardıye 6-Nefs-i mülheme 7-Nefs-i zekiyye Mumsema 1. Nefs–i emmare
    2- Nefs-i levvame
    3. Nefs-i mutmainne
    4. Nefs-i radiyye
    5. Nefs-i mardıye
    6. Nefs-i mülheme
    7. Nefs-i zekiyyedir

    nefis türlerini açıklar mısınız?


  2. 24.Ocak.2011, 20:47
    1
    Kayitsiz Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayitsiz Üye
    Misafir



    1. Nefs–i emmare
    2- Nefs-i levvame
    3. Nefs-i mutmainne
    4. Nefs-i radiyye
    5. Nefs-i mardıye
    6. Nefs-i mülheme
    7. Nefs-i zekiyyedir

    nefis türlerini açıklar mısınız?


    Benzer Konular

    - Erkekte 1 nefs kadında 9 nefs ne demek

    - Nefs-İ Zekiyye Ne Demektir?

    - Nefs-i Levvâme

    - Nefs-i Mutmainne

    - Nefs - İslamda nefs kavramı nedir?

  3. 25.Ocak.2011, 01:06
    2
    Muhammed
    الله اكبر

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 16.Haziran.2010
    Üye No: 76755
    Mesaj Sayısı: 7,671
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Yaş: 27
    Bulunduğu yer: Türkiye

    Cevap: 1-Nefs–i emmare 2-Nefs-i levvame 3-Nefs-i mutmainne 4-Nefs-i radiyye 5-Nefs-i mardıye 6-Nefs-i mülheme 7-Nefs-i z




    Nefs–i emmare ne demektir.

    Nefis derken çoğu zaman nefs-i emmareyi kastederiz. Kötülüğü emreden bu nefis, zamanla terbiye göre göre, günahlardan uzaklaşa uzaklaşa safiyet kazanır. Sonunda Allah’ın razı olduğu bir nefis olma makamına kadar çıkar. Nefsin bir manası da zat demektir. Yani ruhla bedenin her ikisini birden nefisle ifade ederiz. Bir ayet-i kerimede, “Allah’ın müminlerden nefislerini ve mallarını cennet karşılığı satın aldığı” haber verilir. Bu ayette geçen ve Cennet karşılığı olarak Allah’a satılan nefis, Onun rızası yolunda kullanılan bütün organları, bütün duyguları, aklı , hafızayı ve bütün his dünyasını içine alır.

    Nefis için değişik tarifler yapılmıştır. Bunlardan birkaçı:
    “Bir şeyin zâtı, kendisi, hakikati.”
    “Ruh, kalp, can.”
    “Bedene müdebbir (bedeni idare eden) olan ruh.” (Elmalılı Hamdi Yazır)
    “Şehvet ve gazabın başlangıcı olan kuvve.”,
    “İnsandaki kötü vasıfları toplayan bir asıl” (Gazalî)
    “Şehvanî arzulara ve şeytanî yollara itirazsız, severek giren ve daima kötülüğü emreden düşman.”
    Nefs-i emmare, insan nefsinin en aşağı mertebesi ve “Muhakkak nefis kötülüğü emredicidir.” âyetinin haber verdiği büyük düşmandır.
    Şehvet, hırs ve hasedin emrine girmekle, ruh ve kalbi aşağıların ve bayağıların hizmetine sokmağa çalışır. Kötülüğe aşık, harama düşkün, sefahate hayrandır. Hayırlı işlerde tembel ve ürkek, şerde cesur ve atılgandır. Şeytanı meleklere secdeden men eden haset ve kibir, bu nefsin önde gelen sıfatları ve en belirgin özellikleridir.

    Bu imtihan dünyasında, insanlar nefislerinden ve şeytandan gelen kötü telkinlerle, İlâhî fermandan gelen hidayet haberleri arasında bir mücadele verirler. Kazanılan her mücadele, yani yapılan her ibadet, vazgeçilen her kötülük, uzak durulan her haram nefis için bir terakki basamağı ve bir temizlenme ameliyesi olur. Yükselme yoluna giren bu nefsin son durağı rıza makamıdır; Allah’ın taktir ettiği her şeyi rıza ile karşılayan ve böylece Allah’ın da kendisinden razı olduğu bir nefis olma makamı.
    Bu makama eren nefse, Cenab-ı Hak şu hitapta bulunur:
    “Ey mutmainne nefis (Güvenceye kavuşmuş ruh)! Sen Ondan O da senden razı olarak Rabbine dön. Seçkin kullarım arasına karış (dahil ol) ve cennetime gir.” ( Fecr Sûresi, 27-30 )


  4. 25.Ocak.2011, 01:06
    2
    Muhammed - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    الله اكبر



    Nefs–i emmare ne demektir.

    Nefis derken çoğu zaman nefs-i emmareyi kastederiz. Kötülüğü emreden bu nefis, zamanla terbiye göre göre, günahlardan uzaklaşa uzaklaşa safiyet kazanır. Sonunda Allah’ın razı olduğu bir nefis olma makamına kadar çıkar. Nefsin bir manası da zat demektir. Yani ruhla bedenin her ikisini birden nefisle ifade ederiz. Bir ayet-i kerimede, “Allah’ın müminlerden nefislerini ve mallarını cennet karşılığı satın aldığı” haber verilir. Bu ayette geçen ve Cennet karşılığı olarak Allah’a satılan nefis, Onun rızası yolunda kullanılan bütün organları, bütün duyguları, aklı , hafızayı ve bütün his dünyasını içine alır.

    Nefis için değişik tarifler yapılmıştır. Bunlardan birkaçı:
    “Bir şeyin zâtı, kendisi, hakikati.”
    “Ruh, kalp, can.”
    “Bedene müdebbir (bedeni idare eden) olan ruh.” (Elmalılı Hamdi Yazır)
    “Şehvet ve gazabın başlangıcı olan kuvve.”,
    “İnsandaki kötü vasıfları toplayan bir asıl” (Gazalî)
    “Şehvanî arzulara ve şeytanî yollara itirazsız, severek giren ve daima kötülüğü emreden düşman.”
    Nefs-i emmare, insan nefsinin en aşağı mertebesi ve “Muhakkak nefis kötülüğü emredicidir.” âyetinin haber verdiği büyük düşmandır.
    Şehvet, hırs ve hasedin emrine girmekle, ruh ve kalbi aşağıların ve bayağıların hizmetine sokmağa çalışır. Kötülüğe aşık, harama düşkün, sefahate hayrandır. Hayırlı işlerde tembel ve ürkek, şerde cesur ve atılgandır. Şeytanı meleklere secdeden men eden haset ve kibir, bu nefsin önde gelen sıfatları ve en belirgin özellikleridir.

    Bu imtihan dünyasında, insanlar nefislerinden ve şeytandan gelen kötü telkinlerle, İlâhî fermandan gelen hidayet haberleri arasında bir mücadele verirler. Kazanılan her mücadele, yani yapılan her ibadet, vazgeçilen her kötülük, uzak durulan her haram nefis için bir terakki basamağı ve bir temizlenme ameliyesi olur. Yükselme yoluna giren bu nefsin son durağı rıza makamıdır; Allah’ın taktir ettiği her şeyi rıza ile karşılayan ve böylece Allah’ın da kendisinden razı olduğu bir nefis olma makamı.
    Bu makama eren nefse, Cenab-ı Hak şu hitapta bulunur:
    “Ey mutmainne nefis (Güvenceye kavuşmuş ruh)! Sen Ondan O da senden razı olarak Rabbine dön. Seçkin kullarım arasına karış (dahil ol) ve cennetime gir.” ( Fecr Sûresi, 27-30 )


  5. 25.Ocak.2011, 01:08
    3
    Muhammed
    الله اكبر

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 16.Haziran.2010
    Üye No: 76755
    Mesaj Sayısı: 7,671
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Yaş: 27
    Bulunduğu yer: Türkiye

    Cevap: 1-Nefs–i emmare 2-Nefs-i levvame 3-Nefs-i mutmainne 4-Nefs-i radiyye 5-Nefs-i mardıye 6-Nefs-i mülheme 7-Nefs-i z

    Nefs-i levvame

    Kendisini kınayan, işlediklerinden dolayı pişmanlık duyan ve kendini hesaba çeken nefis.

    Allah Teâlâ, Kur'an-ı Kerim'de insan nefsini üç sınıf olarak değerlendirmektedir. Bunlardan biri insanı kötülük yapmaya teşvik eden nefs-i emmâre (Yusuf,12/53), ikincisi kötülüklerden dolayı kendini kınayan nefs-i levvâme (el-Kıyame, 75/2), üçüncüsü ise, Allah'ın şeriatından bir sapma göstermeden dosdoğru yürüyen ve bu halinden dolayı tatmin olan nefs-i mutmainne (el-Fecr, 89/27) dir.

    Allah Teâlâ, Kıyamet suresinde kıyametin mutlaka gerçekleşeceğini ortaya koymak üzere kıyamet gününe, peşinden de nefs-i levvâme üzerine yemin etmektedir.

    "Kıyamet gününe yemin ederim. Pişmanlık duyan nefse (nefs-i Levvâmeye) yemin ederim ", (el-Kıyame, 75/ 1-2).

    Nefs-i Levvâmeden neyin kastedildiği üzerinde müfessirler bir birinden farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. Aralarında Said ibn Cubeyr, İkrime ve Abdullah ibn Abbas'ın bulunduğu bazı müfessirler, nefs-i levvâmenin kendisini iyilikte de kötülükte de kınayan nefis olduğunu kabul etmişlerdir (İbn Cerir et-Taberî, Tefsir, Mısır 1968, XXlX,174). İbn Abbas kınamayı mutlak anlamda almış ve nefs-i levvâmeye, kınayıcı nefis demiştir (Taberî, aynı yer). Buna göre levvâme tabiri, nefsin bütün yönlerini kapsamaktadır. Yani o nefis, kıyamet günü her durumda kendisini kınayacaktır. Kötülük işlemişse, kendisine zarar verecek böyle bir şeyi neden yaptığı için kendisini kınar ve pişmanlık duyar; iyilik yapmışsa elinde imkan olduğu halde neden daha fazlasını yapmadığı için kendisini eleştirir ve pişmanlığını dile getirir (İbn Kayyım, el-Cevziyye, et-Tibyan fi Aksamil-Kur'an, Beyrut 1988, 35). Resulullah (s.a.s)'in şu hadisi buna işaret etmektedir: "İyi veya günahkâr hiçbir nefis yoktur ki kıyamet günü kendini kınamasın..." (Alûsî, Ruhul-Meani, Kahire t.y., XXlX, 136).

    Mücahid'e göre ise nefs-i levvâme, muttakı insanların nefsidir. Bu kimseler yapma fırsatını kaybettikleri iyilikler için pişmanlık duyar ve kendilerini kınarlar.

    Katade'nin de içinde bulunduğu diğer bir grup, levvâmeden fâcir kimselerin kastedildiği görüşündedir. Bunlar kıyamet gününde işlediklerinin pişmanlığını duyacak ve neden kötü ameller işledikleri için kendilerini kınayacaklardır.

    Bundan, kendi nefsini Cennetten çıkarılmayı gerektiren bir amel işlediği için sürekli kınayan Hz. Adem (a.s)'ın kastedildiğini ileri sürenler de olmuştur (Alûsî, aynı yer).

    İbn Cerir et-Taberi, nefs-i levvâme hakkındaki farklı görüşlerin temelde birbirine çok yakın olduklarını, dolayısıyla nefs-i levvameden, iyilikte de kötülükte de kendini kınayan ve kaçırdıkları fırsatlar için pişmanlık duyan nefislerin kastedildiğini söylemektedir. Ayetin zahirine uygun olan anlamın da bu olduğunu belirtmiştir (Taberî, XXlX, 175).

    Hasan el-Basrî de aynı görüşte olup şöyle demektedir: "Allah'a yemin ederim ki, gerçek mümin sürekli olarak kendi nefsini kınar. O, "Şu sözümle neyi kastetdim? Bu yemeği yememdeki gayem neydi? Kalbimden geçen şu düşünceden elde etmek istediğim nedir?" der. Fısk içinde bulunan kimse ise kendi nefsini asla kınamaz" (İbn Kesir, Tefsîrul-Kur'anil-Azîm İstanbul 1985, XIII, 300; İbn Kayyım, a.g.e., 35). İbn Kayyım, nefsin levvâme ile nitelenmesinin sebebinin risalet ve Kur'an'ın tasdik edilmesinin gerekliliğini açıkça ortaya koymak için olduğunu, bu tasdik olmadan nefis için başka bir kurtuluşun asla var olmadığını söylemektedir (İbn Kayyım, a.g.e., 38).

    Fî Zilâlil-Kur'anda, farklı görüşlerin tamamı zikredildikten sonra şöyle denilmektedir: "Biz, nefs-i levvâmenin anlamı hakkında Hasan el-Basrî'nin tefsirini tercih ediyoruz. Levvâme ile nitelendirilen uyanık, korkan ve işlediklerinden pişmanlık duyan bu nefis, kendini hesaba çeker, etrafını görüp gözetir, arzularının iç yüzünü bilir. Böylece kendisini aldanmaktan kurtarır. Böyle bir nefis Allah katında iyidir. İşte bu yüzden Allah Teâlâ onu, yemin ederken kıyametle birlikte zikretmiştir. Karşısında ise, günah işleyen nefis söz konusu edilir. İnsanın içinde günah işlemeyi arzulayan ve isyan yollarında yürümeye devam etmeyi isteyen nefistir. Gerçek dini yalanlar, ondan yüz çevirir, kendisiyle aynı durumda olanların yanına biraz daha yarar elde etme ümidiyle gider. Ne kendini hesaba çeker, ne yaptıklarından pişmanlık duyar, ne aldırış eder, ne de günah işlediğinin farkında olur (Seyyid Kutub, Fî Zilalil-Kur'an, Kıyamet suresi tefsiri).

    Ayette Allah Teâlâ'nın kıyametle birlikte nefs-i levvâme üzerine yemin edip etmediği konusunda müfessirler farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. Bazıları nefs-i levvamenin başındaki "la"nın olumsuzluk bildirdiğini, diğer bazıları da kasem için kullanıldığını kabul etmişlerdir. Hasan el-Basrî; "Allah Teâlâ, kıyamet üzerine yemin etmiş ancak, nefs-i levvâme üzerine kasem etmemiştir" demektedir. Katade ise, her ikisine birlikte yemin edildiğini; İbn Kesîr de Katade'nin görüşünün doğru olduğunu bildirmektedirler (İbn Kesir, VIII, 301; Ayrıca bk, İbn Kayyım, a.g.e., 34-38, 188).


  6. 25.Ocak.2011, 01:08
    3
    Muhammed - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    الله اكبر
    Nefs-i levvame

    Kendisini kınayan, işlediklerinden dolayı pişmanlık duyan ve kendini hesaba çeken nefis.

    Allah Teâlâ, Kur'an-ı Kerim'de insan nefsini üç sınıf olarak değerlendirmektedir. Bunlardan biri insanı kötülük yapmaya teşvik eden nefs-i emmâre (Yusuf,12/53), ikincisi kötülüklerden dolayı kendini kınayan nefs-i levvâme (el-Kıyame, 75/2), üçüncüsü ise, Allah'ın şeriatından bir sapma göstermeden dosdoğru yürüyen ve bu halinden dolayı tatmin olan nefs-i mutmainne (el-Fecr, 89/27) dir.

    Allah Teâlâ, Kıyamet suresinde kıyametin mutlaka gerçekleşeceğini ortaya koymak üzere kıyamet gününe, peşinden de nefs-i levvâme üzerine yemin etmektedir.

    "Kıyamet gününe yemin ederim. Pişmanlık duyan nefse (nefs-i Levvâmeye) yemin ederim ", (el-Kıyame, 75/ 1-2).

    Nefs-i Levvâmeden neyin kastedildiği üzerinde müfessirler bir birinden farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. Aralarında Said ibn Cubeyr, İkrime ve Abdullah ibn Abbas'ın bulunduğu bazı müfessirler, nefs-i levvâmenin kendisini iyilikte de kötülükte de kınayan nefis olduğunu kabul etmişlerdir (İbn Cerir et-Taberî, Tefsir, Mısır 1968, XXlX,174). İbn Abbas kınamayı mutlak anlamda almış ve nefs-i levvâmeye, kınayıcı nefis demiştir (Taberî, aynı yer). Buna göre levvâme tabiri, nefsin bütün yönlerini kapsamaktadır. Yani o nefis, kıyamet günü her durumda kendisini kınayacaktır. Kötülük işlemişse, kendisine zarar verecek böyle bir şeyi neden yaptığı için kendisini kınar ve pişmanlık duyar; iyilik yapmışsa elinde imkan olduğu halde neden daha fazlasını yapmadığı için kendisini eleştirir ve pişmanlığını dile getirir (İbn Kayyım, el-Cevziyye, et-Tibyan fi Aksamil-Kur'an, Beyrut 1988, 35). Resulullah (s.a.s)'in şu hadisi buna işaret etmektedir: "İyi veya günahkâr hiçbir nefis yoktur ki kıyamet günü kendini kınamasın..." (Alûsî, Ruhul-Meani, Kahire t.y., XXlX, 136).

    Mücahid'e göre ise nefs-i levvâme, muttakı insanların nefsidir. Bu kimseler yapma fırsatını kaybettikleri iyilikler için pişmanlık duyar ve kendilerini kınarlar.

    Katade'nin de içinde bulunduğu diğer bir grup, levvâmeden fâcir kimselerin kastedildiği görüşündedir. Bunlar kıyamet gününde işlediklerinin pişmanlığını duyacak ve neden kötü ameller işledikleri için kendilerini kınayacaklardır.

    Bundan, kendi nefsini Cennetten çıkarılmayı gerektiren bir amel işlediği için sürekli kınayan Hz. Adem (a.s)'ın kastedildiğini ileri sürenler de olmuştur (Alûsî, aynı yer).

    İbn Cerir et-Taberi, nefs-i levvâme hakkındaki farklı görüşlerin temelde birbirine çok yakın olduklarını, dolayısıyla nefs-i levvameden, iyilikte de kötülükte de kendini kınayan ve kaçırdıkları fırsatlar için pişmanlık duyan nefislerin kastedildiğini söylemektedir. Ayetin zahirine uygun olan anlamın da bu olduğunu belirtmiştir (Taberî, XXlX, 175).

    Hasan el-Basrî de aynı görüşte olup şöyle demektedir: "Allah'a yemin ederim ki, gerçek mümin sürekli olarak kendi nefsini kınar. O, "Şu sözümle neyi kastetdim? Bu yemeği yememdeki gayem neydi? Kalbimden geçen şu düşünceden elde etmek istediğim nedir?" der. Fısk içinde bulunan kimse ise kendi nefsini asla kınamaz" (İbn Kesir, Tefsîrul-Kur'anil-Azîm İstanbul 1985, XIII, 300; İbn Kayyım, a.g.e., 35). İbn Kayyım, nefsin levvâme ile nitelenmesinin sebebinin risalet ve Kur'an'ın tasdik edilmesinin gerekliliğini açıkça ortaya koymak için olduğunu, bu tasdik olmadan nefis için başka bir kurtuluşun asla var olmadığını söylemektedir (İbn Kayyım, a.g.e., 38).

    Fî Zilâlil-Kur'anda, farklı görüşlerin tamamı zikredildikten sonra şöyle denilmektedir: "Biz, nefs-i levvâmenin anlamı hakkında Hasan el-Basrî'nin tefsirini tercih ediyoruz. Levvâme ile nitelendirilen uyanık, korkan ve işlediklerinden pişmanlık duyan bu nefis, kendini hesaba çeker, etrafını görüp gözetir, arzularının iç yüzünü bilir. Böylece kendisini aldanmaktan kurtarır. Böyle bir nefis Allah katında iyidir. İşte bu yüzden Allah Teâlâ onu, yemin ederken kıyametle birlikte zikretmiştir. Karşısında ise, günah işleyen nefis söz konusu edilir. İnsanın içinde günah işlemeyi arzulayan ve isyan yollarında yürümeye devam etmeyi isteyen nefistir. Gerçek dini yalanlar, ondan yüz çevirir, kendisiyle aynı durumda olanların yanına biraz daha yarar elde etme ümidiyle gider. Ne kendini hesaba çeker, ne yaptıklarından pişmanlık duyar, ne aldırış eder, ne de günah işlediğinin farkında olur (Seyyid Kutub, Fî Zilalil-Kur'an, Kıyamet suresi tefsiri).

    Ayette Allah Teâlâ'nın kıyametle birlikte nefs-i levvâme üzerine yemin edip etmediği konusunda müfessirler farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. Bazıları nefs-i levvamenin başındaki "la"nın olumsuzluk bildirdiğini, diğer bazıları da kasem için kullanıldığını kabul etmişlerdir. Hasan el-Basrî; "Allah Teâlâ, kıyamet üzerine yemin etmiş ancak, nefs-i levvâme üzerine kasem etmemiştir" demektedir. Katade ise, her ikisine birlikte yemin edildiğini; İbn Kesîr de Katade'nin görüşünün doğru olduğunu bildirmektedirler (İbn Kesir, VIII, 301; Ayrıca bk, İbn Kayyım, a.g.e., 34-38, 188).


  7. 25.Ocak.2011, 01:09
    4
    Muhammed
    الله اكبر

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 16.Haziran.2010
    Üye No: 76755
    Mesaj Sayısı: 7,671
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Yaş: 27
    Bulunduğu yer: Türkiye

    Cevap: 1-Nefs–i emmare 2-Nefs-i levvame 3-Nefs-i mutmainne 4-Nefs-i radiyye 5-Nefs-i mardıye 6-Nefs-i mülheme 7-Nefs-i z

    Nefs-i mutmainne

    Hiç bir şüphe ve tereddüt taşımadan, itmi'nân-ı kalple Allah'ı Rab kabul edip, O'nun peygamberlerinin getirdiği dini de hak din bilerek Allah'a teslim olan ve O'na ulaşan insanın nefsi (es-Seyyid eş-Şerif el-Cürcânî, et-Ta'rifât, İstanbul 1283, s. 165; el-Gazalî, İhya-u Ulumiddin, Beyrut (t.y.) III, 4).

    Sufiler, Kur'an-ı Kerimin çeşitli ayetlerine dayanarak, insan nefsinin altı mertebesinin olduğunu ileri sürmüşler ve kendilerinden de yedincisi diye nefs-i kâmileyi ilave ederek yedi mertebeye çıkarmışlardır.

    1- Nefs-i Emmâre: Allah'ın emirlerine uymayan, yasaklarını çekinmeden yapan ve zevkine tabi olan nefistir.

    2- Nefs-i Levvâme: Allah'ın emirlerine bazen uyan, bazen uymayan, işlediği günahlardan dolayı üzülen ve sevaplardan dolayı sevinen nefistir.

    3- Nefs-i Mülheme: Mümkün mertebe Allah'ın emir ve yasaklarına uyan nefistir.

    4- Nefs-i Mutmainne: İmân esaslarına inanan, İslâm'ın emir ve yasaklarına uyan, bu konularda hiç bir şüphe ve tereddüdü olmayan, neticede Allah ile manevî bir bağ kuran ve bunun lezzetine ulaşan nefistir.

    5- Nefs-i Radiye: Her yönüyle Hakk'a yönelen, Allah'tan gâfil olmama şuuruna eren ve O'ndan razı olan nefistir.

    6- Nefs-i Mardiyye: Bütün benliği ile Hakk'a teslim olan ve böylece Allah'ın kendisinden razı olduğu nefistir (Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'an Dili, İstanbul 1970, VIII, 5817).

    7- Nefs-i Kâmile: Bütün kötülüklerden sıyrılıp manevi olgunluğa eren nefis. Bu mertebeye erişen bir kişinin bütün sıfatları güzeldir ve her hali ibadet sayılır (Süleyman Uludağ, Kuşeyri Risalesi tercümesi, s. 222, 277, 290).

    Aslında nefs, bir şeyin kendisi, benliği, zatı ve hakikatıdır. Ona göre nefs-i mutmainne, o dereceye ulaşan insanın kendisi demektir (Elmalılı, Hak Dini Kuran Dili, VIII, 5814).

    Nefs-i mutmainne, Kur'anda bir yerde geçmektedir:

    Ey huzura eren nefis, sen Allah'tan ve O da senden razı olarak Rabb'ine dön!... (lyi) Kullarımın arasına gir!.. Cennetime gir!.. " (el-Fecr, 89/27, 28, 29, 30).

    "Nefs-i mutmainne", genelde Türkçeye "huzura eren nefis" olarak tercüme edilmiştir. Bu dereceye ulaşmış olan bir insan, Allah Resulunün getirdiği her inanç ve ameli hak olarak kabul eder; Allah'ın dininin yasakladığından mecburen değil, seve seve kaçınarak uzak durur; Allah yolunda ne fedakârlık gerekiyorsa yapar; dünyanın İslâm dışı lezzet ve menfaatlerinden mahrum kaldığı halde, onları özlemez ve tersine bu konuda kalbi mutmain olarak hak dini takib edip çeşitli pisliklerden korunur. Nefs-i mutmainne dendiği zaman, bu vasıflara sahip olan insan akla gelir (Muhammed b. Cerir et-Taberî, Camiul-Beyân fi Te'vil'i Ayil-Kur'an, Mısır 1954, XXX,190 vd.; Muhammed b. Ahmed el-Ensârî el-Kurtubî, el-Câmiu li Ahkâmil-Kur'an, Kahire 1967, XX, 57 vd.).

    Bazı âlimlere göre bu ayet, Hz. Osman (r.a) hakkında nazil olmuştur. Diğer bazı âlimlere göre ise, Hubeyb b. Adiy hakkında nâzil olmuştur. Mekkeli müşrikler onu idam edip yüzünü Medine'ye çevirdikleri zaman, Yüce Allah onun yüzünü Ka'be'ye doğru çevirmişti (el-Kurtubî, el-Cami', XX, 58).

    Nefs-i mutmainne derecesine ulaşan insan, dünyada bu şekilde Allah'a tam manasıyle teslim olmuş bir halde yaşar. Gönül huzuruna, ruhî saâdet'e ulaşır. Gam ve kederden uzak olur. Ahirette de Allah'ın iltifâtına nail olur. Yüce Allahın nefs-i mutmainne seviyesindeki insana yönelik bu

    "Rabb'ine dön, (iyi) kullarım arasına gir, Cennetime gir" meâlindeki hitapların ne zaman vuku bulacağı hakkında da alimlerin farklı yorumları vardır. Alimlerin değişik tefsirlerine göre bu hitâr ya ölüm anında veya kıyâmet gününde yahutta Cennet'e girişte yapılacaktır (ez-Zemahşerî, el-Keşşâf, VI, 233).

    Nureddin TURGAY


  8. 25.Ocak.2011, 01:09
    4
    Muhammed - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    الله اكبر
    Nefs-i mutmainne

    Hiç bir şüphe ve tereddüt taşımadan, itmi'nân-ı kalple Allah'ı Rab kabul edip, O'nun peygamberlerinin getirdiği dini de hak din bilerek Allah'a teslim olan ve O'na ulaşan insanın nefsi (es-Seyyid eş-Şerif el-Cürcânî, et-Ta'rifât, İstanbul 1283, s. 165; el-Gazalî, İhya-u Ulumiddin, Beyrut (t.y.) III, 4).

    Sufiler, Kur'an-ı Kerimin çeşitli ayetlerine dayanarak, insan nefsinin altı mertebesinin olduğunu ileri sürmüşler ve kendilerinden de yedincisi diye nefs-i kâmileyi ilave ederek yedi mertebeye çıkarmışlardır.

    1- Nefs-i Emmâre: Allah'ın emirlerine uymayan, yasaklarını çekinmeden yapan ve zevkine tabi olan nefistir.

    2- Nefs-i Levvâme: Allah'ın emirlerine bazen uyan, bazen uymayan, işlediği günahlardan dolayı üzülen ve sevaplardan dolayı sevinen nefistir.

    3- Nefs-i Mülheme: Mümkün mertebe Allah'ın emir ve yasaklarına uyan nefistir.

    4- Nefs-i Mutmainne: İmân esaslarına inanan, İslâm'ın emir ve yasaklarına uyan, bu konularda hiç bir şüphe ve tereddüdü olmayan, neticede Allah ile manevî bir bağ kuran ve bunun lezzetine ulaşan nefistir.

    5- Nefs-i Radiye: Her yönüyle Hakk'a yönelen, Allah'tan gâfil olmama şuuruna eren ve O'ndan razı olan nefistir.

    6- Nefs-i Mardiyye: Bütün benliği ile Hakk'a teslim olan ve böylece Allah'ın kendisinden razı olduğu nefistir (Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'an Dili, İstanbul 1970, VIII, 5817).

    7- Nefs-i Kâmile: Bütün kötülüklerden sıyrılıp manevi olgunluğa eren nefis. Bu mertebeye erişen bir kişinin bütün sıfatları güzeldir ve her hali ibadet sayılır (Süleyman Uludağ, Kuşeyri Risalesi tercümesi, s. 222, 277, 290).

    Aslında nefs, bir şeyin kendisi, benliği, zatı ve hakikatıdır. Ona göre nefs-i mutmainne, o dereceye ulaşan insanın kendisi demektir (Elmalılı, Hak Dini Kuran Dili, VIII, 5814).

    Nefs-i mutmainne, Kur'anda bir yerde geçmektedir:

    Ey huzura eren nefis, sen Allah'tan ve O da senden razı olarak Rabb'ine dön!... (lyi) Kullarımın arasına gir!.. Cennetime gir!.. " (el-Fecr, 89/27, 28, 29, 30).

    "Nefs-i mutmainne", genelde Türkçeye "huzura eren nefis" olarak tercüme edilmiştir. Bu dereceye ulaşmış olan bir insan, Allah Resulunün getirdiği her inanç ve ameli hak olarak kabul eder; Allah'ın dininin yasakladığından mecburen değil, seve seve kaçınarak uzak durur; Allah yolunda ne fedakârlık gerekiyorsa yapar; dünyanın İslâm dışı lezzet ve menfaatlerinden mahrum kaldığı halde, onları özlemez ve tersine bu konuda kalbi mutmain olarak hak dini takib edip çeşitli pisliklerden korunur. Nefs-i mutmainne dendiği zaman, bu vasıflara sahip olan insan akla gelir (Muhammed b. Cerir et-Taberî, Camiul-Beyân fi Te'vil'i Ayil-Kur'an, Mısır 1954, XXX,190 vd.; Muhammed b. Ahmed el-Ensârî el-Kurtubî, el-Câmiu li Ahkâmil-Kur'an, Kahire 1967, XX, 57 vd.).

    Bazı âlimlere göre bu ayet, Hz. Osman (r.a) hakkında nazil olmuştur. Diğer bazı âlimlere göre ise, Hubeyb b. Adiy hakkında nâzil olmuştur. Mekkeli müşrikler onu idam edip yüzünü Medine'ye çevirdikleri zaman, Yüce Allah onun yüzünü Ka'be'ye doğru çevirmişti (el-Kurtubî, el-Cami', XX, 58).

    Nefs-i mutmainne derecesine ulaşan insan, dünyada bu şekilde Allah'a tam manasıyle teslim olmuş bir halde yaşar. Gönül huzuruna, ruhî saâdet'e ulaşır. Gam ve kederden uzak olur. Ahirette de Allah'ın iltifâtına nail olur. Yüce Allahın nefs-i mutmainne seviyesindeki insana yönelik bu

    "Rabb'ine dön, (iyi) kullarım arasına gir, Cennetime gir" meâlindeki hitapların ne zaman vuku bulacağı hakkında da alimlerin farklı yorumları vardır. Alimlerin değişik tefsirlerine göre bu hitâr ya ölüm anında veya kıyâmet gününde yahutta Cennet'e girişte yapılacaktır (ez-Zemahşerî, el-Keşşâf, VI, 233).

    Nureddin TURGAY


  9. 25.Ocak.2011, 01:16
    5
    Muhammed
    الله اكبر

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 16.Haziran.2010
    Üye No: 76755
    Mesaj Sayısı: 7,671
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Yaş: 27
    Bulunduğu yer: Türkiye

    Cevap: 1-Nefs–i emmare 2-Nefs-i levvame 3-Nefs-i mutmainne 4-Nefs-i radiyye 5-Nefs-i mardıye 6-Nefs-i mülheme 7-Nefs-i z

    NEFS-İ RADİYYE

    Azizim! Malum olsun ki, nefs-i radiyye sıfatında olan bu zatlar, yine bu hal ile bazan ilerler, bazan da gerilerler ve böylece zikrine ve fikrine devam ve sebat ederlerse, Cenab-ı Hakk’tan (CC) kendilerine teveccüh eden her şeye rıza-i külli ile razı olurlar ve onlar için keder ile sürur müsavi olur. Çünkü Yüce Allah (CC) Hz.leri onları Mucizel Beyan’ında müjdelemiştir: “Rabbine razı ve marzi olarak dön.”[6]

    Hitab-ı Sübhanisiyle muhatab olmak sırrına ermişlerdir ve seyr-i süluk edenler bu makamın ne olduğunu bilmişlerdir. Bu makam seyr-i Fillahtır. Bu makam dördüncü makamın fevkindedir. Bu bakımdan “sıfat-ı radiyye” ve “radiyye” adı verilmiştir. Nefisleri sıfat-ı radiyye ile sıfatlanan zatların gerileme halleri anlatıldığı gibi olur. İlerleme halleri ise sıfat-ı merdiyye olur. Alameti şudur ki, kendisinin devam ve sebatı, mürşidinin hüsn-ü teveccühü ve Cenab-ı Hakk’ın (CC) lütuf ve keremiyle kendisine isabet eden şeylerin hepsine razı olurlar. Her şeyin Hakk (CC) Hz.leri’nden geldiğini bilirler, eza ve cefalara daima sabırlı olurlar. Allah (CC) Hz.leri’nin vermiş olduğu belalara tahammül gösterirler ve: “O’ndan (CC) gelen her şey güzeldir. Lütfu da hoş, kahrı da hoş.” derler, “Eyvallah! Hoş geldi, safa geldi!” derler, Cenab-ı Hakk (CC) Hz.leri'nden gelenleri öpüp başlarının üstüne koyarlar.


  10. 25.Ocak.2011, 01:16
    5
    Muhammed - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    الله اكبر
    NEFS-İ RADİYYE

    Azizim! Malum olsun ki, nefs-i radiyye sıfatında olan bu zatlar, yine bu hal ile bazan ilerler, bazan da gerilerler ve böylece zikrine ve fikrine devam ve sebat ederlerse, Cenab-ı Hakk’tan (CC) kendilerine teveccüh eden her şeye rıza-i külli ile razı olurlar ve onlar için keder ile sürur müsavi olur. Çünkü Yüce Allah (CC) Hz.leri onları Mucizel Beyan’ında müjdelemiştir: “Rabbine razı ve marzi olarak dön.”[6]

    Hitab-ı Sübhanisiyle muhatab olmak sırrına ermişlerdir ve seyr-i süluk edenler bu makamın ne olduğunu bilmişlerdir. Bu makam seyr-i Fillahtır. Bu makam dördüncü makamın fevkindedir. Bu bakımdan “sıfat-ı radiyye” ve “radiyye” adı verilmiştir. Nefisleri sıfat-ı radiyye ile sıfatlanan zatların gerileme halleri anlatıldığı gibi olur. İlerleme halleri ise sıfat-ı merdiyye olur. Alameti şudur ki, kendisinin devam ve sebatı, mürşidinin hüsn-ü teveccühü ve Cenab-ı Hakk’ın (CC) lütuf ve keremiyle kendisine isabet eden şeylerin hepsine razı olurlar. Her şeyin Hakk (CC) Hz.leri’nden geldiğini bilirler, eza ve cefalara daima sabırlı olurlar. Allah (CC) Hz.leri’nin vermiş olduğu belalara tahammül gösterirler ve: “O’ndan (CC) gelen her şey güzeldir. Lütfu da hoş, kahrı da hoş.” derler, “Eyvallah! Hoş geldi, safa geldi!” derler, Cenab-ı Hakk (CC) Hz.leri'nden gelenleri öpüp başlarının üstüne koyarlar.


  11. 25.Ocak.2011, 01:17
    6
    Muhammed
    الله اكبر

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 16.Haziran.2010
    Üye No: 76755
    Mesaj Sayısı: 7,671
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Yaş: 27
    Bulunduğu yer: Türkiye

    Cevap: 1-Nefs–i emmare 2-Nefs-i levvame 3-Nefs-i mutmainne 4-Nefs-i radiyye 5-Nefs-i mardıye 6-Nefs-i mülheme 7-Nefs-i z

    NEFS-İ MERDİYYE

    Azizim! Malum olsun ki, radiyye halleri, bir zatta alışkanlık haline gelir. Allah (CC) Hz.leri’nin korkusunda ve kendisini küçük tutmakta devam ve sebat üzere bulunursa, ihsan buyurulan imtihanlar neticesinde sadakat mührü ile mühürlenerek öyle bir derece verilir ki, kendisine bir masumiyyet hil’ati giydirilir. Bu makamda olanlara hilafet-i kübra elbisesi giydirilir ve Yüce Allah (CC) Hz.leri’nin şu Kudsi Hadis’inin sırrına mazhar olur: “Onun işiten kulağı olurum, gören gözü olurum, konuşan lisanı olurum, yürüyen ayağı olurum. Benimle işitir, benimle görür, benimle konuşur, benimle tutar ve benimle yürür.”[7]

    Bu mertebede olanların aralarında korku ve düşmanlık kalmamış, birbirlerine alışmış ve birbirleriyle Allah (CC) Hz.leri’nin rızası için sevişmişlerdir. Bunlar birbirlerinden emin ve razı olduklarından bu makama da “sıfat-ı merdiyye” adı verilmiştir. Alameti, sıfat-ı merdiyye ehlinin ilerlemelerinde gösterilen haller, o kimsede alışkanlık haline gelmiş ve her zaman böylece zuhur etmeye başlamıştır. O zaman, Cenab-ı Hak (CC) Hz.leri o kimseye vekil tayin olunan Kiramen Katibiyn meleklerinin ellerinden, o zatın amel defterini alır, gelmiş geçmiş küçük büyük zelleye varıncaya kadar bütün kusurlarını affeder ve masumiyyet hil’atini giydirerek, Kiramen Katibiyn meleklerine buyurur ki: “Ey Meleklerim! Bunca zamandır sizleri bu kulumun hizmetine tayin etmiştim. Şimdi ben bu kulumdan razıyım. Sizler razımısınız?” Onlar da şahitlik ederler ve: “Ya Rab! Bizler, bu kuluna hizmet edeliden beri zerre kadar rızana aykırı bir halde bulunmadı. Bizleri üzüp bizlere eziyet etmedi. Bizler de kendisinden kat kat razıyız.” derler. Bu hususta Yüce Allah (CC) Hz.leri şöyle buyurur: “(Şunu da bilin ki) Allah (CC) dilemeyince siz (hayır ve şerri) dileyemezsiniz. Çünkü Allah (CC) alimdir, her şeyi bilir. Hakimdir, hikmet sahibidir. Dilediği kimseyi rahmeti içine kor. Zalimlere ise acıklı bir azab hazırlamıştır.”[8]


  12. 25.Ocak.2011, 01:17
    6
    Muhammed - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    الله اكبر
    NEFS-İ MERDİYYE

    Azizim! Malum olsun ki, radiyye halleri, bir zatta alışkanlık haline gelir. Allah (CC) Hz.leri’nin korkusunda ve kendisini küçük tutmakta devam ve sebat üzere bulunursa, ihsan buyurulan imtihanlar neticesinde sadakat mührü ile mühürlenerek öyle bir derece verilir ki, kendisine bir masumiyyet hil’ati giydirilir. Bu makamda olanlara hilafet-i kübra elbisesi giydirilir ve Yüce Allah (CC) Hz.leri’nin şu Kudsi Hadis’inin sırrına mazhar olur: “Onun işiten kulağı olurum, gören gözü olurum, konuşan lisanı olurum, yürüyen ayağı olurum. Benimle işitir, benimle görür, benimle konuşur, benimle tutar ve benimle yürür.”[7]

    Bu mertebede olanların aralarında korku ve düşmanlık kalmamış, birbirlerine alışmış ve birbirleriyle Allah (CC) Hz.leri’nin rızası için sevişmişlerdir. Bunlar birbirlerinden emin ve razı olduklarından bu makama da “sıfat-ı merdiyye” adı verilmiştir. Alameti, sıfat-ı merdiyye ehlinin ilerlemelerinde gösterilen haller, o kimsede alışkanlık haline gelmiş ve her zaman böylece zuhur etmeye başlamıştır. O zaman, Cenab-ı Hak (CC) Hz.leri o kimseye vekil tayin olunan Kiramen Katibiyn meleklerinin ellerinden, o zatın amel defterini alır, gelmiş geçmiş küçük büyük zelleye varıncaya kadar bütün kusurlarını affeder ve masumiyyet hil’atini giydirerek, Kiramen Katibiyn meleklerine buyurur ki: “Ey Meleklerim! Bunca zamandır sizleri bu kulumun hizmetine tayin etmiştim. Şimdi ben bu kulumdan razıyım. Sizler razımısınız?” Onlar da şahitlik ederler ve: “Ya Rab! Bizler, bu kuluna hizmet edeliden beri zerre kadar rızana aykırı bir halde bulunmadı. Bizleri üzüp bizlere eziyet etmedi. Bizler de kendisinden kat kat razıyız.” derler. Bu hususta Yüce Allah (CC) Hz.leri şöyle buyurur: “(Şunu da bilin ki) Allah (CC) dilemeyince siz (hayır ve şerri) dileyemezsiniz. Çünkü Allah (CC) alimdir, her şeyi bilir. Hakimdir, hikmet sahibidir. Dilediği kimseyi rahmeti içine kor. Zalimlere ise acıklı bir azab hazırlamıştır.”[8]


  13. 25.Ocak.2011, 01:21
    7
    Muhammed
    الله اكبر

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 16.Haziran.2010
    Üye No: 76755
    Mesaj Sayısı: 7,671
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Yaş: 27
    Bulunduğu yer: Türkiye

    Cevap: 1-Nefs–i emmare 2-Nefs-i levvame 3-Nefs-i mutmainne 4-Nefs-i radiyye 5-Nefs-i mardıye 6-Nefs-i mülheme 7-Nefs-i z

    Nefs-i mülheme

    Nefs-i emmâreden pişmanlık duyarak levvâmeye yükselen mümin, bu merhalede de tevbe, istiğfar, günahlardan sakınmak, manevî irşada gönül vermek ve bâzı nefs mücâhedeleriyle mülheme mertebesine vâsıl olur.
    Bu mertebede kul, Allah'ın lutfuyla hayır ve şerri hassas bir surette ayırd edebilme ve şehevî duygularının aşırılıklarına direnebilme dirayetine kavuşur. Kalbi Allah'tan gafil kılan her şeyden uzaklaşır. Artık halk nazarındakinden çok, Hak katındaki mevkiinin endîşesiyle dolar, îmânın hakîkatleri kalbde inkişâf halindedir.
    Nefsin bu mertebesinin "mülheme" tabiriyle ifâde olunması da Kur'ân-ı Kerîm'deki:
    "Nefse ve onu yaratılış maksadına uygun olarak şekillendirip, ona fücur ve takvasını ilham edene andolsun!" (eş-Şems, 7-8) âyetlerinden gelmektedir.
    Nefs-i mülheme, ilhama mazhar olan nefstir. Nefsin bu merhalesini yaşayanlar, ilâhî emir ve yasaklara güzelce riâyet bereketiyle, ledünnî hakîkatlerden, marifet ve keşiften de bir nebze nasîbdâr olmaya başlarlar. Kul, aşk ile ruhlar âlemine müteveccih bir hâle gelir, taraf-ı ilâhîden bâzı ilhamlara ve kısmen Rabbânî esintilere mazhar olacak bir kıvama ulaşır. Lâkin bu ilham esintilerinin Rahmânî olup olmadığını anlayabilmek için, bir manevî rehberin kontrolüne mutlak surette ihtiyaç vardır.
    Zîrâ girilen mücâhedede nefs mağlûb durumda ise de, yine boş durmayıp rûh-i sultanîyi galip mevkiinden düşürmek için gizli hîle ve vesveselerle kalbi meşgul etmeye devam eder. Bu sebeple mülheme mertebesindekilerin Cenâb-ı Hakk'a tevekkül ve teslîmiyetleri, kâmil mânâda değildir. Yâni zahirî ve fiilî kemâlât, henüz bâtında gerçekleşmemiştir.
    Kötü ve çirkin huylar, çoğu kez fiiliyata geçmese de hâlâ mevcûddur. Zahirî sebep ve illetler âleminden hakikat iklîmine henüz geçilememiş ve bu sebeple de tereddüd, kuruntu, gönül darlıkları, vehim ve ihtiraslar tamamen atılıp, teslîmiyetin huzur ve saadetine kavuşulamamıştır. Gönüller, geçim ve ikbâl kaygıları gibi çeşitli tûl-i emellerle muzdariptir. Bugünün rızkına nail oldukları hâlde yarınki rızıkları için endişe duyarlar. Zahiren Cenâb-ı Hakk'ın "Rezzâk" sıfatını kabul ederlerse de belki farkında olmaksızın, kalben duydukları endişeyle bu sıfat-ı ilâhiyyeye îtimadsızlık mevkiinde kalabilirler. Bu ve benzeri diğer hâllerde de; Allah'ın takdîrine rızâ, O'na teslîmiyet ve tevekkül, -henüz kalben ve tahkîkî olarak gerçekleşmediğinden-, sureta ve taklîdî bir şekilde îfâ edilmektedir.
    Yine bu merhalede, nefsin arzu ettiği şeyleri terk edip, istemediklerini yapmak suretiyle, nefs terbiyesinde bir nebze muvaffak olunmuştur. Ancak rûh-i hayvânî mağlûb olmuşsa da rûh-i sultanîden kaynaklanan temiz huylar ve güzel ahlâk henüz tam olarak yerleşmemiştir.
    Bunun yerleşmesi, sâdece nefsin hoşlandıklarını terk edip hoşlanmadıklarını yapmakla, yâni sırf riyazet ve mücâhede ile mümkün olmaz. Bunlarla birlikte "zikrullâh'a da ihtiyaç vardır. Fakat kalb, dünyevî endişe ve ihtiraslarla meşgul bulundukça, zikrin safâsına ve netîcede itmi'nâna eremez. Zikrullâhın âdabına riâyetle îfâ edilebilmesi için de ehlullâhın manevî irşâd ve rehberliğine ihtiyaç vardır.
    Ne zaman ki kul, bir tedâvî ve telâfî maksadıyla değil de, derin bir zevk ve lezzet hâlinde, aşk ve vecd içinde Rabbini zikretmeye başlarsa, o an zikrin gerçek safâsına nail olur. O zaman Rabbânî ilhamlarla kâinatın sırlarına vâkıf olur, orada sergilenen ilâhî kudret akışlarına hayran kalır ve gönlü mutmain olur.
    Cenâb-ı Hakk'ın:
    "(Rasûlüm!) Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğütle çağır." (en-Nahl, 125) buyruğundan hisse almaya başlar, sözleri güzel ve hikmetli olur. Çünkü o, artık ilhama mazhar olmuş bir kuldur.
    Bu minvalde mesafe alındıkça da hayvânî ruh, yâni nefs, sultanî rûhun emrine ram olmaya ve bu sayede de süflî temayüllerin iğvâsından kurtulmaya başlar. Müsamaha, sabır ve tahammül gücü artar; tevazu, kanaat ve cömertlikte yüksek bir seviye kazanır.
    Ancak bu mertebenin âfeti de, "bir şey oldum" zannına kapılarak gaflet ile kibir ve ucuba sürüklenivermektir. Bu sebeple mülhemedeki bir mümin, dâima ilâhî müşahede altında bulunduğunu bilip, hâl ve tavırlarını tevazu ve fânîlik duygularıyla tâyin etmelidir. Öte yandan dünyâ hayâtını âhiret düşüncesinden gafil olmaksızın mütâlâa edebilecek bir görüş ufkuna ulaşarak, tefekkür-i mevt olgunluğuna bürünmelidir.
    Nitekim Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz:
    "Ölümü çokça hatırlayın! Çünkü ölümü hatırlamak, (insanı) günahlardan arındırır, dünyâya karşı zâhid kılar. Eğer siz zenginken onu anarsanız, zenginliğin âfetlerini) giderir. Fakirken onu anarsanız, hayatınızdan hoşnûd kılar." (Suyûtî, Câmiu's-Sağîr, I, 47) buyurmuştur.
    Nefsi bu mertebeye erişmiş olan bir sâlik, Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh-'ın buyurduğu:
    "Hesaba çekilmeden evvel kendinizi hesaba çekin. Henüz ilâhî terazide tartılmadan önce amellerinizi bir tartın. Hiçbir amelinizin kendisine gizli kalmayacağı Cenâb-ı Hakk'ın huzuruna çıkmadan evvel, o büyük mahkemeye hazırlanın." (İbn-i Kesîr, Tefsir, I, 27) nasihatlerinin muktezâsını yaşama azmi içinde bulunmalıdır.



  14. 25.Ocak.2011, 01:21
    7
    Muhammed - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    الله اكبر
    Nefs-i mülheme

    Nefs-i emmâreden pişmanlık duyarak levvâmeye yükselen mümin, bu merhalede de tevbe, istiğfar, günahlardan sakınmak, manevî irşada gönül vermek ve bâzı nefs mücâhedeleriyle mülheme mertebesine vâsıl olur.
    Bu mertebede kul, Allah'ın lutfuyla hayır ve şerri hassas bir surette ayırd edebilme ve şehevî duygularının aşırılıklarına direnebilme dirayetine kavuşur. Kalbi Allah'tan gafil kılan her şeyden uzaklaşır. Artık halk nazarındakinden çok, Hak katındaki mevkiinin endîşesiyle dolar, îmânın hakîkatleri kalbde inkişâf halindedir.
    Nefsin bu mertebesinin "mülheme" tabiriyle ifâde olunması da Kur'ân-ı Kerîm'deki:
    "Nefse ve onu yaratılış maksadına uygun olarak şekillendirip, ona fücur ve takvasını ilham edene andolsun!" (eş-Şems, 7-8) âyetlerinden gelmektedir.
    Nefs-i mülheme, ilhama mazhar olan nefstir. Nefsin bu merhalesini yaşayanlar, ilâhî emir ve yasaklara güzelce riâyet bereketiyle, ledünnî hakîkatlerden, marifet ve keşiften de bir nebze nasîbdâr olmaya başlarlar. Kul, aşk ile ruhlar âlemine müteveccih bir hâle gelir, taraf-ı ilâhîden bâzı ilhamlara ve kısmen Rabbânî esintilere mazhar olacak bir kıvama ulaşır. Lâkin bu ilham esintilerinin Rahmânî olup olmadığını anlayabilmek için, bir manevî rehberin kontrolüne mutlak surette ihtiyaç vardır.
    Zîrâ girilen mücâhedede nefs mağlûb durumda ise de, yine boş durmayıp rûh-i sultanîyi galip mevkiinden düşürmek için gizli hîle ve vesveselerle kalbi meşgul etmeye devam eder. Bu sebeple mülheme mertebesindekilerin Cenâb-ı Hakk'a tevekkül ve teslîmiyetleri, kâmil mânâda değildir. Yâni zahirî ve fiilî kemâlât, henüz bâtında gerçekleşmemiştir.
    Kötü ve çirkin huylar, çoğu kez fiiliyata geçmese de hâlâ mevcûddur. Zahirî sebep ve illetler âleminden hakikat iklîmine henüz geçilememiş ve bu sebeple de tereddüd, kuruntu, gönül darlıkları, vehim ve ihtiraslar tamamen atılıp, teslîmiyetin huzur ve saadetine kavuşulamamıştır. Gönüller, geçim ve ikbâl kaygıları gibi çeşitli tûl-i emellerle muzdariptir. Bugünün rızkına nail oldukları hâlde yarınki rızıkları için endişe duyarlar. Zahiren Cenâb-ı Hakk'ın "Rezzâk" sıfatını kabul ederlerse de belki farkında olmaksızın, kalben duydukları endişeyle bu sıfat-ı ilâhiyyeye îtimadsızlık mevkiinde kalabilirler. Bu ve benzeri diğer hâllerde de; Allah'ın takdîrine rızâ, O'na teslîmiyet ve tevekkül, -henüz kalben ve tahkîkî olarak gerçekleşmediğinden-, sureta ve taklîdî bir şekilde îfâ edilmektedir.
    Yine bu merhalede, nefsin arzu ettiği şeyleri terk edip, istemediklerini yapmak suretiyle, nefs terbiyesinde bir nebze muvaffak olunmuştur. Ancak rûh-i hayvânî mağlûb olmuşsa da rûh-i sultanîden kaynaklanan temiz huylar ve güzel ahlâk henüz tam olarak yerleşmemiştir.
    Bunun yerleşmesi, sâdece nefsin hoşlandıklarını terk edip hoşlanmadıklarını yapmakla, yâni sırf riyazet ve mücâhede ile mümkün olmaz. Bunlarla birlikte "zikrullâh'a da ihtiyaç vardır. Fakat kalb, dünyevî endişe ve ihtiraslarla meşgul bulundukça, zikrin safâsına ve netîcede itmi'nâna eremez. Zikrullâhın âdabına riâyetle îfâ edilebilmesi için de ehlullâhın manevî irşâd ve rehberliğine ihtiyaç vardır.
    Ne zaman ki kul, bir tedâvî ve telâfî maksadıyla değil de, derin bir zevk ve lezzet hâlinde, aşk ve vecd içinde Rabbini zikretmeye başlarsa, o an zikrin gerçek safâsına nail olur. O zaman Rabbânî ilhamlarla kâinatın sırlarına vâkıf olur, orada sergilenen ilâhî kudret akışlarına hayran kalır ve gönlü mutmain olur.
    Cenâb-ı Hakk'ın:
    "(Rasûlüm!) Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğütle çağır." (en-Nahl, 125) buyruğundan hisse almaya başlar, sözleri güzel ve hikmetli olur. Çünkü o, artık ilhama mazhar olmuş bir kuldur.
    Bu minvalde mesafe alındıkça da hayvânî ruh, yâni nefs, sultanî rûhun emrine ram olmaya ve bu sayede de süflî temayüllerin iğvâsından kurtulmaya başlar. Müsamaha, sabır ve tahammül gücü artar; tevazu, kanaat ve cömertlikte yüksek bir seviye kazanır.
    Ancak bu mertebenin âfeti de, "bir şey oldum" zannına kapılarak gaflet ile kibir ve ucuba sürüklenivermektir. Bu sebeple mülhemedeki bir mümin, dâima ilâhî müşahede altında bulunduğunu bilip, hâl ve tavırlarını tevazu ve fânîlik duygularıyla tâyin etmelidir. Öte yandan dünyâ hayâtını âhiret düşüncesinden gafil olmaksızın mütâlâa edebilecek bir görüş ufkuna ulaşarak, tefekkür-i mevt olgunluğuna bürünmelidir.
    Nitekim Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz:
    "Ölümü çokça hatırlayın! Çünkü ölümü hatırlamak, (insanı) günahlardan arındırır, dünyâya karşı zâhid kılar. Eğer siz zenginken onu anarsanız, zenginliğin âfetlerini) giderir. Fakirken onu anarsanız, hayatınızdan hoşnûd kılar." (Suyûtî, Câmiu's-Sağîr, I, 47) buyurmuştur.
    Nefsi bu mertebeye erişmiş olan bir sâlik, Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh-'ın buyurduğu:
    "Hesaba çekilmeden evvel kendinizi hesaba çekin. Henüz ilâhî terazide tartılmadan önce amellerinizi bir tartın. Hiçbir amelinizin kendisine gizli kalmayacağı Cenâb-ı Hakk'ın huzuruna çıkmadan evvel, o büyük mahkemeye hazırlanın." (İbn-i Kesîr, Tefsir, I, 27) nasihatlerinin muktezâsını yaşama azmi içinde bulunmalıdır.



  15. 25.Ocak.2011, 01:35
    8
    Muhammed
    الله اكبر

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 16.Haziran.2010
    Üye No: 76755
    Mesaj Sayısı: 7,671
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Yaş: 27
    Bulunduğu yer: Türkiye

    Cevap: 1-Nefs–i emmare 2-Nefs-i levvame 3-Nefs-i mutmainne 4-Nefs-i radiyye 5-Nefs-i mardıye 6-Nefs-i mülheme 7-Nefs-i z

    Nefs-i zekiyyedir : bk. Nefs-i Kâmile.

    Nefs-i kâmile, tezkiye neticesinde arınmış, saf, berrak, ulvî ve olgun nefstir. Bütün marifet sırlarının tahsîl edildiği ve ancak Cenâb-ı Hak tarafından vehbî olarak lütfedilen bir makamdır; Hak vergisidir, sırf çalışmakla elde edilmez. Kader sırrına mebnî, ilâhî bir ihsandır.
    Nefs-i kâmileye erişenlere umumiyetle irşad hizmeti tevdî edildiğinden bu makama aynı zamanda "irşad makamı" da denilir. Cenâb-ı Hak, bu makâmdakilerin hâl ve davranışlarındaki mükemmellikle, insanları gafletten îkâz edici bir tesir halkeder. Böyle zâtlar, bir fâsık ile görüşseler, o fâsığın hâlini anlar, kalbî hastalıklarının ilâcını, hâl lisanıyla kendilerine bildirirler. Fâsık, eğer kalbi mühürlenmemişse insafa gelir ve pişmanlıkla gafletten uyanır.



  16. 25.Ocak.2011, 01:35
    8
    Muhammed - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    الله اكبر
    Nefs-i zekiyyedir : bk. Nefs-i Kâmile.

    Nefs-i kâmile, tezkiye neticesinde arınmış, saf, berrak, ulvî ve olgun nefstir. Bütün marifet sırlarının tahsîl edildiği ve ancak Cenâb-ı Hak tarafından vehbî olarak lütfedilen bir makamdır; Hak vergisidir, sırf çalışmakla elde edilmez. Kader sırrına mebnî, ilâhî bir ihsandır.
    Nefs-i kâmileye erişenlere umumiyetle irşad hizmeti tevdî edildiğinden bu makama aynı zamanda "irşad makamı" da denilir. Cenâb-ı Hak, bu makâmdakilerin hâl ve davranışlarındaki mükemmellikle, insanları gafletten îkâz edici bir tesir halkeder. Böyle zâtlar, bir fâsık ile görüşseler, o fâsığın hâlini anlar, kalbî hastalıklarının ilâcını, hâl lisanıyla kendilerine bildirirler. Fâsık, eğer kalbi mühürlenmemişse insafa gelir ve pişmanlıkla gafletten uyanır.



  17. 25.Ocak.2011, 10:39
    9
    erer
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 04.Ocak.2008
    Üye No: 6811
    Mesaj Sayısı: 39
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1
    Bulunduğu yer: Ankara

    Cevap: 1-Nefs–i emmare 2-Nefs-i levvame 3-Nefs-i mutmainne 4-Nefs-i radiyye 5-Nefs-i mardıye 6-Nefs-i mülheme 7-Nefs-i z

    Nefsini yenerek arzularının ve ihtiraslarının önüne geçebilmek iman-i kamil gerektirir. Nefsini körletmeden iyi bir kul olamazsın, Yüce ALLAH cc iman eksikliği vermesin...!


  18. 25.Ocak.2011, 10:39
    9
    Üye
    Nefsini yenerek arzularının ve ihtiraslarının önüne geçebilmek iman-i kamil gerektirir. Nefsini körletmeden iyi bir kul olamazsın, Yüce ALLAH cc iman eksikliği vermesin...!


  19. 25.Ocak.2011, 10:55
    10
    erer
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 04.Ocak.2008
    Üye No: 6811
    Mesaj Sayısı: 39
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1
    Bulunduğu yer: Ankara

    Cevap: 1-Nefs–i emmare 2-Nefs-i levvame 3-Nefs-i mutmainne 4-Nefs-i radiyye 5-Nefs-i mardıye 6-Nefs-i mülheme 7-Nefs-i z

    Namaz kilmayan insan damla damla erir,
    Ruhu mahkum olurken, Nefsi filizler verir....



  20. 25.Ocak.2011, 10:55
    10
    Üye
    Namaz kilmayan insan damla damla erir,
    Ruhu mahkum olurken, Nefsi filizler verir....



  21. 26.Şubat.2011, 12:11
    11
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,670
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 336
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: 1-Nefs–i emmare 2-Nefs-i levvame 3-Nefs-i mutmainne 4-Nefs-i radiyye 5-Nefs-i mardıye 6-Nefs-i mülheme 7-Nefs-i z

    1- Nefs-i Emmâre: Allah'ın emirlerine uymayan, yasaklarını çekinmeden yapan ve zevkine tabi olan nefistir.

    2- Nefs-i Levvâme: Allah'ın emirlerine bazen uyan, bazen uymayan, işlediği günahlardan dolayı üzülen ve sevaplardan dolayı sevinen nefistir.

    3- Nefs-i Mülheme: Mümkün mertebe Allah'ın emir ve yasaklarına uyan nefistir.

    4- Nefs-i Mutmainne: İmân esaslarına inanan, İslâm'ın emir ve yasaklarına uyan, bu konularda hiç bir şüphe ve tereddüdü olmayan, neticede Allah ile manevî bir bağ kuran ve bunun lezzetine ulaşan nefistir.

    5- Nefs-i Radiye: Her yönüyle Hakk'a yönelen, Allah'tan gâfil olmama şuuruna eren ve O'ndan razı olan nefistir.

    6- Nefs-i Mardiyye: Bütün benliği ile Hakk'a teslim olan ve böylece Allah'ın kendisinden razı olduğu nefistir (Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'an Dili, İstanbul 1970, VIII, 5817).

    7- Nefs-i Kâmile: Bütün kötülüklerden sıyrılıp manevi olgunluğa eren nefis. Bu mertebeye erişen bir kişinin bütün sıfatları güzeldir ve her hali ibadet sayılır (Süleyman Uludağ, Kuşeyri Risalesi tercümesi, s. 222, 277, 290).


  22. 26.Şubat.2011, 12:11
    11
    Moderatör
    1- Nefs-i Emmâre: Allah'ın emirlerine uymayan, yasaklarını çekinmeden yapan ve zevkine tabi olan nefistir.

    2- Nefs-i Levvâme: Allah'ın emirlerine bazen uyan, bazen uymayan, işlediği günahlardan dolayı üzülen ve sevaplardan dolayı sevinen nefistir.

    3- Nefs-i Mülheme: Mümkün mertebe Allah'ın emir ve yasaklarına uyan nefistir.

    4- Nefs-i Mutmainne: İmân esaslarına inanan, İslâm'ın emir ve yasaklarına uyan, bu konularda hiç bir şüphe ve tereddüdü olmayan, neticede Allah ile manevî bir bağ kuran ve bunun lezzetine ulaşan nefistir.

    5- Nefs-i Radiye: Her yönüyle Hakk'a yönelen, Allah'tan gâfil olmama şuuruna eren ve O'ndan razı olan nefistir.

    6- Nefs-i Mardiyye: Bütün benliği ile Hakk'a teslim olan ve böylece Allah'ın kendisinden razı olduğu nefistir (Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'an Dili, İstanbul 1970, VIII, 5817).

    7- Nefs-i Kâmile: Bütün kötülüklerden sıyrılıp manevi olgunluğa eren nefis. Bu mertebeye erişen bir kişinin bütün sıfatları güzeldir ve her hali ibadet sayılır (Süleyman Uludağ, Kuşeyri Risalesi tercümesi, s. 222, 277, 290).


  23. 06.Aralık.2014, 22:11
    12
    @hmet
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 16.Mayıs.2007
    Üye No: 771
    Mesaj Sayısı: 7,758
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: gölbaşı

    Cevap: 1-Nefs–i emmare 2-Nefs-i levvame 3-Nefs-i mutmainne 4-Nefs-i radiyye 5-Nefs-i mardıye 6-Nefs-

    nefsi mardiye, razı olan/razı olunan nefis


  24. 06.Aralık.2014, 22:11
    12
    Üye
    nefsi mardiye, razı olan/razı olunan nefis





+ Yorum Gönder