Konusunu Oylayın.: Peygamberimizin acıkmadan sofraya oturmayın doymadan kalkın diye bir hadisi varmı? varsa kaynağı

5 üzerinden 4.60 | Toplam : 5 kişi
Peygamberimizin acıkmadan sofraya oturmayın doymadan kalkın diye bir hadisi varmı? varsa kaynağı
  1. 22.Ocak.2011, 10:17
    1
    Misafir

    Peygamberimizin acıkmadan sofraya oturmayın doymadan kalkın diye bir hadisi varmı? varsa kaynağı






    Peygamberimizin acıkmadan sofraya oturmayın doymadan kalkın diye bir hadisi varmı? varsa kaynağı Mumsema peygamberimizin acıkmadan sofraya oturmayın doymadan kalkın
    diye bir hadisi varmı? varsa kaynağı


  2. 22.Ocak.2011, 11:43
    2
    ehli-sunnet
    Feseyekfikehumullah

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 19.Eylül.2010
    Üye No: 79032
    Mesaj Sayısı: 2,015
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 21
    Bulunduğu yer: Uzaklardan..

    Cevap: Peygamberimizin acıkmadan sofraya oturmayın doymadan kalkın diye bir hadisi varmı? varsa kaynağı




    evet öyle bir Hadis-i şerif var..

    “Karnınız iyice acıkmadan yemeğe oturmayın; tam doymadan da kalkın"


    Kaynağına bakamadım zayıf olsa dahi Manen doğrudur..

    Diğer bir Hadis-i Şerifte Efendimiz asm: şöyle buyurmaktadır

    Ademoğlu, mideden daha şerli bir kap doldurmaz. Oysa belini doğrultacak birkaç lokmacık yeterlidir. Ancak nefsin galebesiyle, illâ da mideyi doldurma işini yapacaksa bari onu üçe ayırsın: Üçte birini yemeğe, üçte birini suya, üçte birini de nefesine tahsis etsin, üçte birden fazlasına yemek koymasın. Her türlü hastalığın küpü midedir” 1 diye ikaz etmesinin sırlarından birisi bu değil mi?
    Tıpçıların üstadı İbni Sinâ, tıp ilmini iki satırla toplayarak bu hadîsi şöyle açar: “Sözün güzelliği kısalığındadır. Yediğin vakit az ye. Yedikten sonra dört beş saat kadar daha yeme. Şifa hazımdadır. Yani, kolayca hazmedeceğin miktarı ye. Nefse ve mideye en ağır ve yorucu hal, yemek üstüne yemek yemektir. Yani, vücuda en muzır, dört beş saat ara vermeden yemek yemek, veyahut lezzet için çeşitli yemekleri birbiri üstüne mideye doldurmaktır.” 2
    Araştırmalar; çok yemek içmek değil; az, düzenli, ölçülü ve dengeli beslenmek; uyumak gerektiğini ortaya koyuyor. İşte, tasavvuf terbiyesinde, bu psiko-fizyolojik ve psişik kazanımlar, “kıllet-i taam, kıllet-i menam, kıllet-i kelâm” (az yemek, az uyumak, az konuşmak) şeklinde formüle edilmiştir.
    Vücûdumuzun çok yemeğe ihtiyacı yoktur. Sigara tiryakiliği ve alkol bağımlılığı nasıl ihtiyaçtan değil, alışkanlıktan kaynaklanıyorsa; belli bir kalorinin dışındaki yemek ihtiyacı ve açlık da; fizyolojik şartlanma ve alışkanlıklardandır.
    Özetle; Sünnet-i Seniyye, Peygamberimizin (asm) yaşadığı tarz üzere bir hayat sürmek, tıbbın da istediği en mükemmel yaşama şeklidir. Şeytanın dürtülerinden ancak “aklımız midemize, ruhumuz cesedimize, kalbimiz nefsimize” hâkim olursa korunabilir ve ruh ile beden formumuzu koruyabiliriz.

    Dipnotlar:
    1- Tirmizi, Zühd 47; İbnu Mace, Et’ime 50.
    2- Lem’alar, s. 151.


  3. 22.Ocak.2011, 11:43
    2
    Feseyekfikehumullah



    evet öyle bir Hadis-i şerif var..

    “Karnınız iyice acıkmadan yemeğe oturmayın; tam doymadan da kalkın"


    Kaynağına bakamadım zayıf olsa dahi Manen doğrudur..

    Diğer bir Hadis-i Şerifte Efendimiz asm: şöyle buyurmaktadır

    Ademoğlu, mideden daha şerli bir kap doldurmaz. Oysa belini doğrultacak birkaç lokmacık yeterlidir. Ancak nefsin galebesiyle, illâ da mideyi doldurma işini yapacaksa bari onu üçe ayırsın: Üçte birini yemeğe, üçte birini suya, üçte birini de nefesine tahsis etsin, üçte birden fazlasına yemek koymasın. Her türlü hastalığın küpü midedir” 1 diye ikaz etmesinin sırlarından birisi bu değil mi?
    Tıpçıların üstadı İbni Sinâ, tıp ilmini iki satırla toplayarak bu hadîsi şöyle açar: “Sözün güzelliği kısalığındadır. Yediğin vakit az ye. Yedikten sonra dört beş saat kadar daha yeme. Şifa hazımdadır. Yani, kolayca hazmedeceğin miktarı ye. Nefse ve mideye en ağır ve yorucu hal, yemek üstüne yemek yemektir. Yani, vücuda en muzır, dört beş saat ara vermeden yemek yemek, veyahut lezzet için çeşitli yemekleri birbiri üstüne mideye doldurmaktır.” 2
    Araştırmalar; çok yemek içmek değil; az, düzenli, ölçülü ve dengeli beslenmek; uyumak gerektiğini ortaya koyuyor. İşte, tasavvuf terbiyesinde, bu psiko-fizyolojik ve psişik kazanımlar, “kıllet-i taam, kıllet-i menam, kıllet-i kelâm” (az yemek, az uyumak, az konuşmak) şeklinde formüle edilmiştir.
    Vücûdumuzun çok yemeğe ihtiyacı yoktur. Sigara tiryakiliği ve alkol bağımlılığı nasıl ihtiyaçtan değil, alışkanlıktan kaynaklanıyorsa; belli bir kalorinin dışındaki yemek ihtiyacı ve açlık da; fizyolojik şartlanma ve alışkanlıklardandır.
    Özetle; Sünnet-i Seniyye, Peygamberimizin (asm) yaşadığı tarz üzere bir hayat sürmek, tıbbın da istediği en mükemmel yaşama şeklidir. Şeytanın dürtülerinden ancak “aklımız midemize, ruhumuz cesedimize, kalbimiz nefsimize” hâkim olursa korunabilir ve ruh ile beden formumuzu koruyabiliriz.

    Dipnotlar:
    1- Tirmizi, Zühd 47; İbnu Mace, Et’ime 50.
    2- Lem’alar, s. 151.





+ Yorum Gönder