Konusunu Oylayın.: Hayber kalesinin fethi sırasında peygamberimizin ettiği dua

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Hayber kalesinin fethi sırasında peygamberimizin ettiği dua
  1. 20.Ocak.2011, 08:14
    1
    Misafir

    Hayber kalesinin fethi sırasında peygamberimizin ettiği dua






    Hayber kalesinin fethi sırasında peygamberimizin ettiği dua Mumsema hayber kalesinin fethi sırasında peygamberimizin ettiği duayı aramaktayım.


  2. 20.Ocak.2011, 10:06
    2
    Muhammed
    الله اكبر

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 16.Haziran.2010
    Üye No: 76755
    Mesaj Sayısı: 7,671
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Yaş: 27
    Bulunduğu yer: Türkiye

    Yanıt: Hayber kalesinin fethi sırasında peygamberimizin ettiği dua




    Peygamberimiz (s.a.v.)in Duâsı

    Resûl-i Ekrem Efendimiz Hayber önlerine varınca şöyle duâ etti:
    "Ey göklerin ve gölgelediklerinin Rabbi olan Allah!
    "Ey yerlerin ve üstündekilerin Rabbi olan Allah!
    "Ey şeytanların ve saptırdıklarının Rabbi olan Allah!
    "Ey rüzgârların ve savurduklarının Rabbı olan Allah!
    "Biz, Senden şu şehrin hayrını ve iyiliğini, halkının hayrını ve iyiliğini, bu şehirde bulunan her şeyin hayrını ve iyiliğini dileriz.
    "Onun şerrinden, halkının şerrinden, içinde bulunan her şeyin şerrinden Sana sığınırız!"9

    Herhangi bir şehre girildiğinde Efendimiz hep böyle duâ ederdi.

    Sabah olunca, Hayberliler, ellerinde ziraat âletleriyle tarlalarına gitmek üzere kalelerinden çıkınca karşılarında İslâm ordusunu buldular. Birden şaşırıp kaldılar ve "İşte Muhammed ve ordusu!" diye bağrıştılar.

    Sonra da telâş ve heyecan içinde gerisin geri kaçıp kalelerine sığındılar.10

    Beklenmedik bir durumla karşı karşıya kalmışlardı. Peygamberimiz (s.a.v.)in tâ Medine'den kalkıp gelerek kendileriyle harbe tutuşacağına bir çoğu ihtimal bile vermemişti. Çünkü kaleleri kuvvetli idi, adamları da çoktu. Harp âletleri de oldukça fazla idi. Öyle ise Hz. Resûlullah Bütün bunları göze alarak gelemezdi. Kanaatları buydu. Ne var ki, gerçek, düşündükleri gibi çıkmamış ve bu sebeple de şaşırıp kalmışlardı.
    Onların bu şaşkınlığını ve gerisin geri pürtelâş kaçıp kalelerine sığındığını gören Resûl-i Ekrem Efendimiz (a.s.m.), bu durumu hayra yorarak şöyle buyurdu:

    "Allahü Ekber! Allahü Ekber! Haribet Hayber! (Hayber harap oldu). Biz düşman bir kavmin yurduna baskın yapıp girdik mi, korkutulmuş olan o kavmin hali ne kötü olur!"11

    Hayber'in fethine işâret eden bu sözlerini üç kere tekrarladı.12

    Haber Yahudileri aralarında görüştüler, konuştular ve sonunda kalelerinde kalıp müdafaa harbi yapmaya karar verdiler.
    Savaşacak olan Yahudilerin hepsi en kuvvetli kale olan Natat kalesinde toplandılar. Eşyalarını, âile ve çocuklarını da başka kalelere yerleştirdiler.

    Çarpışma, Yahudilerin toplandıkları Natat Kalesinden mücahidlerin üzerine ok atılmasıyla başladı. İslâm ordusu da Natat önünde karargâhını kurmuştu.

    İlk gün böyle geçti. Bu arada kalelerden atılan oklarla elli kadar mücahid yaralandı.

    İkinci günü Resûl-i Ekrem Efendimizin emriyle İslâm ordusu karargâhını Reci' mevkiine nakletti. Böylece yakınlarındaki evlerden gelebilecek tehlikelerden mücahidler korunduğu gibi, konmuş oldukları ilk yerdeki bataklıktan da uzak kalmış oluyorlardı.
    Peygamber Efendimiz ve mücahidler her sabah silahlanarak Natat Kalesinin üst taraflarına geliyor, akşama kadar Yahudilerle çarpışıyor, akşamleyin ise tekrar Reci'e dönüyorlardı.

    Bu arada Peygamber Efendimiz bir baş ağrısına yakalandı. İki gün mücahidlerin yanına çıkamadı. Ordunun başına önce Hz. Ebû Bekir'i görevlendirip Yahudilerle çarpışmaya gönderdi. Şiddetli çarpışmalar olmasına rağmen fetih gerçekleşmedi. İkinci sefere ak sancağını Hz. Ömer'e verdi ve mücahidlerle birlikte çarpışmaya gönderdi. Yine şiddetli çarpışmalar cereyan etti, ama fetih ona da nasib olmadı.13
    Yedi gün böylece devam etti.

    Bu arada, İslâm ordusu Mahmud bin Mesleme'yi şehid verdi. Sıcaklıktan ve şiddetli çarpışmadan gelen yorgunlukla bitkin bir halde Natat Kalesi dibinde gölgelenirken, yukarıdan Yahudiler tarafından atılan bir taşla başından ağır yara aldı ve üç gün sonra da şehâdet mertebesine erdi.14

    Yine bu esnâda Amir bin Ekva' ile Hayberlilerin meşhur kahramanlarından olan Merhab karşı karşıya geldiler. Birbirlerine kılıç sallamaya başladılar. Âmir, Merhab'ın bacağına şiddetli bir darbe indirdiği zaman, kılıcının ağzı, kendisine yönelip bacağının orta damarını kesiverdi. Yaralı halde İslâm ordugâhına getirildi. Orada, yaranın tesiriyle şehid olarak vefât etti.15 Zaten Peygamber Efendimiz de henüz Hayber'e varmadan onun şehâdet mertebesine ereceğine işâret buyurmuşlardı.16

    Devs Kabilesi reisi şâir Tufeyl bin Amr, Hicretten önce, Mekke'de Peygamber Efendimizle görüşüp Müslüman olmuştu. O zamandan beri de halkını İslâmiyete dâvet edip durmuştu.

    Tufeyl bin Amr, bu sefer kabilesinden dört yüz kadar Müslümanla Hicretin 7. senesinde Medine'ye geldi. Peygamber Efendimizin Hayber'e gittiğini haber alınca da, Hayber'e gelip İslâm ordusuna katıldılar. Yahudilere karşı savaştılar.17

    Gelen dört yüz kişinin arasında meşhur Ebû Hüreyre de (r.a.), bulunuyordu.18 Orada Hz. Resûlullah'la buluşup görüşen Hz. Ebû Hüreyre Ehl-i Suffaya dahil oldu ve ondan sonra Efendimizin yanından ayrılmadı. Cenab-ı Hak kendisine kuvvetli bir hafıza da ihsan ettiğinden, bir çok Hadisi Şerif rivâyet etmiştir.

    Muhasara devam ediyordu. Peygamber Efendimiz, birgün şu müjdeyi verdi:

    "Yarın sancağı öyle birisine vereceğim ki, Allah ve Resûlü onu sever, o da Allah ve Resûlünü sever. Allah, onun eliyle fethi gerçekleştirecektir."19

    Mücahidleri bir merak sardı. Acaba bu büyük şerefe nâil olacak zât kimdi? Her mücahidin gönlünde uyanan samimi arzu ve duygu, Hz. Fahr-i Âlemin elinden mübârek ve şerefli sancağı alabilmekti. Geceyi bu ümit ve arzuyla geçirdiler. Sabah olunca merak ve heyecanları daha da arttı. Bu heyecan ve samimi arzusunu Hz. Ömer, "Kumandanlığı o günkü kadar arzu ettiğim zaman olmamıştır"20 diyerek dile getirmiştir.

    Her bir mücahid aynı arzu, aynı heyecan, aynı ulvî duygular içinde merakla bekleşirken, sabah namazından sonra Nebiy-yi Ekrem Efendimiz sancağın getirilmesini emretti. Sancak derhal getirildi. Artık bütün dikkatli bakışlar Efendimizin mübârek elinde bulunan sancağın üzerinde, kulaklar ise mübârek ağızlarından çıkacak ve fâtihi belirleyecek söze pür dikkat kesilmişti. Bu merak ve heyecan dolu manzara karşısında Hz. Resûlullah, "Ali nerede?" diye sordu.

    Gariptir ki Hz. Ali o sırada gözlerinden rahatsızdı, "Yâ Resûlallah, onun gözleri ağrıyor" dediler. Resûl-i Ekrem buna rağmen, "Olsun! Çağırın gelsin!" buyurdu.

    Haberi alan Hz. Ali, derhal huzura çıkıp geldi. Ağrıyan gözleri mübârek duasıyla şifâ buldu.21

    Efendimiz Ayrıca onun için, "Allah'ım! soğuğun sıkıntısını bundan gider!" diyerek de duâ etti.

    Hz. Ali der ki:

    "O günden sonra ne sıcaktan, ne de soğuktan asla rahatsız olmadım"22

    Gerçekten de Hz. Ali yazın en sıcak günlerde kalın aba giydiği halde bundan rahatsızlık duymazdı. Kışın ise en soğuk günlerde en ince elbise giyer ve asla üşümezdi.23

    Hz. Resûlullahın ak sancağı artık Hz. Ali'nin elindeydi. Merak dolu bakışlar, birden imrenmeye dönüşmüştü. Demek Allah ve Resûlünün sevdiği ve onun da onları sevdiği zât buydu. Demek Hayber, bu şerefli zâtın eliyle fetholunacaktı. Her bir Sahabî aynı duygular içinde İslâmın bu bahadırına gıpta ile bakıyorlardı.

    Sancağını Hz. Ali'ye teslim eden Resûl-i Ekrem kendisine zırhlı bir gömlek giydirdi ve Zülfikâr'ı da beline kendi eliyle bağladı. Sonra da şu emri verdi:

    "Allah, sana fetih nasip edinceye kadar çarpış. Sakın arkana dönme."24

    Kahraman Hz. Ali, mübarek sancak elde heyecanla ilerliyordu. Bir müddet gittikten sonra, "Yâ Resûlallah, ben onlarla neyi gerçekleştirmek için çarpışacağım?" diye sordu. Kâinatın Efendisinden şu cevap geldi:

    "Allah'tan başka ilah ve ibadet edilecek bulunmadığına ve Muhammed'in Allah'ın Resûlü olduğuna şehadette bulununcaya kadar onlarla çarpış. Onlar bunu yaptıkları takdirde, can ve mallarını kurtarmış olurlar. Kalblerindekilerin hesabı ise Yüce Allah'a aittir."25
    Bu cevabı alan Hz. Ali, kararlılık ve sevinç dolu bir sesle, "Yâ Resûlallah, onlar Müslüman oluncaya kadar kendileriyle savaşacağım" dedi. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem Efendimiz şöyle buyurdu:

    "Onların kalelerinin yanına varıncaya kadar vakar içinde ilerle. Sonra onları İslâma dâvet et. Müslüman oldukları takdirde mükellefiyetlerini bildir.

    "Vallahi, senin vasıtanla, Allah'ın onlardan bir tek kişiyi hidayete erdirmesi, senin için bir çok kızıl develere sahip olup onları Allah yolunda sadaka vermenden daha da hayırlıdır."26 Peygamberimiz (s.a.v.) bu sözleriyle aynı zamanda İslâmî fetihlerin maksadının ne olduğunu da ortaya koyuyordu.


    Detaylı bilgi için Tıkayın...

    Hayber’in fethi nasıl gerçekleşmiştir? - Peygamberimiz (sav) Hayber’in fethi önce dua


  3. 20.Ocak.2011, 10:06
    2
    Muhammed - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    الله اكبر



    Peygamberimiz (s.a.v.)in Duâsı

    Resûl-i Ekrem Efendimiz Hayber önlerine varınca şöyle duâ etti:
    "Ey göklerin ve gölgelediklerinin Rabbi olan Allah!
    "Ey yerlerin ve üstündekilerin Rabbi olan Allah!
    "Ey şeytanların ve saptırdıklarının Rabbi olan Allah!
    "Ey rüzgârların ve savurduklarının Rabbı olan Allah!
    "Biz, Senden şu şehrin hayrını ve iyiliğini, halkının hayrını ve iyiliğini, bu şehirde bulunan her şeyin hayrını ve iyiliğini dileriz.
    "Onun şerrinden, halkının şerrinden, içinde bulunan her şeyin şerrinden Sana sığınırız!"9

    Herhangi bir şehre girildiğinde Efendimiz hep böyle duâ ederdi.

    Sabah olunca, Hayberliler, ellerinde ziraat âletleriyle tarlalarına gitmek üzere kalelerinden çıkınca karşılarında İslâm ordusunu buldular. Birden şaşırıp kaldılar ve "İşte Muhammed ve ordusu!" diye bağrıştılar.

    Sonra da telâş ve heyecan içinde gerisin geri kaçıp kalelerine sığındılar.10

    Beklenmedik bir durumla karşı karşıya kalmışlardı. Peygamberimiz (s.a.v.)in tâ Medine'den kalkıp gelerek kendileriyle harbe tutuşacağına bir çoğu ihtimal bile vermemişti. Çünkü kaleleri kuvvetli idi, adamları da çoktu. Harp âletleri de oldukça fazla idi. Öyle ise Hz. Resûlullah Bütün bunları göze alarak gelemezdi. Kanaatları buydu. Ne var ki, gerçek, düşündükleri gibi çıkmamış ve bu sebeple de şaşırıp kalmışlardı.
    Onların bu şaşkınlığını ve gerisin geri pürtelâş kaçıp kalelerine sığındığını gören Resûl-i Ekrem Efendimiz (a.s.m.), bu durumu hayra yorarak şöyle buyurdu:

    "Allahü Ekber! Allahü Ekber! Haribet Hayber! (Hayber harap oldu). Biz düşman bir kavmin yurduna baskın yapıp girdik mi, korkutulmuş olan o kavmin hali ne kötü olur!"11

    Hayber'in fethine işâret eden bu sözlerini üç kere tekrarladı.12

    Haber Yahudileri aralarında görüştüler, konuştular ve sonunda kalelerinde kalıp müdafaa harbi yapmaya karar verdiler.
    Savaşacak olan Yahudilerin hepsi en kuvvetli kale olan Natat kalesinde toplandılar. Eşyalarını, âile ve çocuklarını da başka kalelere yerleştirdiler.

    Çarpışma, Yahudilerin toplandıkları Natat Kalesinden mücahidlerin üzerine ok atılmasıyla başladı. İslâm ordusu da Natat önünde karargâhını kurmuştu.

    İlk gün böyle geçti. Bu arada kalelerden atılan oklarla elli kadar mücahid yaralandı.

    İkinci günü Resûl-i Ekrem Efendimizin emriyle İslâm ordusu karargâhını Reci' mevkiine nakletti. Böylece yakınlarındaki evlerden gelebilecek tehlikelerden mücahidler korunduğu gibi, konmuş oldukları ilk yerdeki bataklıktan da uzak kalmış oluyorlardı.
    Peygamber Efendimiz ve mücahidler her sabah silahlanarak Natat Kalesinin üst taraflarına geliyor, akşama kadar Yahudilerle çarpışıyor, akşamleyin ise tekrar Reci'e dönüyorlardı.

    Bu arada Peygamber Efendimiz bir baş ağrısına yakalandı. İki gün mücahidlerin yanına çıkamadı. Ordunun başına önce Hz. Ebû Bekir'i görevlendirip Yahudilerle çarpışmaya gönderdi. Şiddetli çarpışmalar olmasına rağmen fetih gerçekleşmedi. İkinci sefere ak sancağını Hz. Ömer'e verdi ve mücahidlerle birlikte çarpışmaya gönderdi. Yine şiddetli çarpışmalar cereyan etti, ama fetih ona da nasib olmadı.13
    Yedi gün böylece devam etti.

    Bu arada, İslâm ordusu Mahmud bin Mesleme'yi şehid verdi. Sıcaklıktan ve şiddetli çarpışmadan gelen yorgunlukla bitkin bir halde Natat Kalesi dibinde gölgelenirken, yukarıdan Yahudiler tarafından atılan bir taşla başından ağır yara aldı ve üç gün sonra da şehâdet mertebesine erdi.14

    Yine bu esnâda Amir bin Ekva' ile Hayberlilerin meşhur kahramanlarından olan Merhab karşı karşıya geldiler. Birbirlerine kılıç sallamaya başladılar. Âmir, Merhab'ın bacağına şiddetli bir darbe indirdiği zaman, kılıcının ağzı, kendisine yönelip bacağının orta damarını kesiverdi. Yaralı halde İslâm ordugâhına getirildi. Orada, yaranın tesiriyle şehid olarak vefât etti.15 Zaten Peygamber Efendimiz de henüz Hayber'e varmadan onun şehâdet mertebesine ereceğine işâret buyurmuşlardı.16

    Devs Kabilesi reisi şâir Tufeyl bin Amr, Hicretten önce, Mekke'de Peygamber Efendimizle görüşüp Müslüman olmuştu. O zamandan beri de halkını İslâmiyete dâvet edip durmuştu.

    Tufeyl bin Amr, bu sefer kabilesinden dört yüz kadar Müslümanla Hicretin 7. senesinde Medine'ye geldi. Peygamber Efendimizin Hayber'e gittiğini haber alınca da, Hayber'e gelip İslâm ordusuna katıldılar. Yahudilere karşı savaştılar.17

    Gelen dört yüz kişinin arasında meşhur Ebû Hüreyre de (r.a.), bulunuyordu.18 Orada Hz. Resûlullah'la buluşup görüşen Hz. Ebû Hüreyre Ehl-i Suffaya dahil oldu ve ondan sonra Efendimizin yanından ayrılmadı. Cenab-ı Hak kendisine kuvvetli bir hafıza da ihsan ettiğinden, bir çok Hadisi Şerif rivâyet etmiştir.

    Muhasara devam ediyordu. Peygamber Efendimiz, birgün şu müjdeyi verdi:

    "Yarın sancağı öyle birisine vereceğim ki, Allah ve Resûlü onu sever, o da Allah ve Resûlünü sever. Allah, onun eliyle fethi gerçekleştirecektir."19

    Mücahidleri bir merak sardı. Acaba bu büyük şerefe nâil olacak zât kimdi? Her mücahidin gönlünde uyanan samimi arzu ve duygu, Hz. Fahr-i Âlemin elinden mübârek ve şerefli sancağı alabilmekti. Geceyi bu ümit ve arzuyla geçirdiler. Sabah olunca merak ve heyecanları daha da arttı. Bu heyecan ve samimi arzusunu Hz. Ömer, "Kumandanlığı o günkü kadar arzu ettiğim zaman olmamıştır"20 diyerek dile getirmiştir.

    Her bir mücahid aynı arzu, aynı heyecan, aynı ulvî duygular içinde merakla bekleşirken, sabah namazından sonra Nebiy-yi Ekrem Efendimiz sancağın getirilmesini emretti. Sancak derhal getirildi. Artık bütün dikkatli bakışlar Efendimizin mübârek elinde bulunan sancağın üzerinde, kulaklar ise mübârek ağızlarından çıkacak ve fâtihi belirleyecek söze pür dikkat kesilmişti. Bu merak ve heyecan dolu manzara karşısında Hz. Resûlullah, "Ali nerede?" diye sordu.

    Gariptir ki Hz. Ali o sırada gözlerinden rahatsızdı, "Yâ Resûlallah, onun gözleri ağrıyor" dediler. Resûl-i Ekrem buna rağmen, "Olsun! Çağırın gelsin!" buyurdu.

    Haberi alan Hz. Ali, derhal huzura çıkıp geldi. Ağrıyan gözleri mübârek duasıyla şifâ buldu.21

    Efendimiz Ayrıca onun için, "Allah'ım! soğuğun sıkıntısını bundan gider!" diyerek de duâ etti.

    Hz. Ali der ki:

    "O günden sonra ne sıcaktan, ne de soğuktan asla rahatsız olmadım"22

    Gerçekten de Hz. Ali yazın en sıcak günlerde kalın aba giydiği halde bundan rahatsızlık duymazdı. Kışın ise en soğuk günlerde en ince elbise giyer ve asla üşümezdi.23

    Hz. Resûlullahın ak sancağı artık Hz. Ali'nin elindeydi. Merak dolu bakışlar, birden imrenmeye dönüşmüştü. Demek Allah ve Resûlünün sevdiği ve onun da onları sevdiği zât buydu. Demek Hayber, bu şerefli zâtın eliyle fetholunacaktı. Her bir Sahabî aynı duygular içinde İslâmın bu bahadırına gıpta ile bakıyorlardı.

    Sancağını Hz. Ali'ye teslim eden Resûl-i Ekrem kendisine zırhlı bir gömlek giydirdi ve Zülfikâr'ı da beline kendi eliyle bağladı. Sonra da şu emri verdi:

    "Allah, sana fetih nasip edinceye kadar çarpış. Sakın arkana dönme."24

    Kahraman Hz. Ali, mübarek sancak elde heyecanla ilerliyordu. Bir müddet gittikten sonra, "Yâ Resûlallah, ben onlarla neyi gerçekleştirmek için çarpışacağım?" diye sordu. Kâinatın Efendisinden şu cevap geldi:

    "Allah'tan başka ilah ve ibadet edilecek bulunmadığına ve Muhammed'in Allah'ın Resûlü olduğuna şehadette bulununcaya kadar onlarla çarpış. Onlar bunu yaptıkları takdirde, can ve mallarını kurtarmış olurlar. Kalblerindekilerin hesabı ise Yüce Allah'a aittir."25
    Bu cevabı alan Hz. Ali, kararlılık ve sevinç dolu bir sesle, "Yâ Resûlallah, onlar Müslüman oluncaya kadar kendileriyle savaşacağım" dedi. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem Efendimiz şöyle buyurdu:

    "Onların kalelerinin yanına varıncaya kadar vakar içinde ilerle. Sonra onları İslâma dâvet et. Müslüman oldukları takdirde mükellefiyetlerini bildir.

    "Vallahi, senin vasıtanla, Allah'ın onlardan bir tek kişiyi hidayete erdirmesi, senin için bir çok kızıl develere sahip olup onları Allah yolunda sadaka vermenden daha da hayırlıdır."26 Peygamberimiz (s.a.v.) bu sözleriyle aynı zamanda İslâmî fetihlerin maksadının ne olduğunu da ortaya koyuyordu.


    Detaylı bilgi için Tıkayın...

    Hayber’in fethi nasıl gerçekleşmiştir? - Peygamberimiz (sav) Hayber’in fethi önce dua





+ Yorum Gönder