Konusunu Oylayın.: Hafız olmanın avantajları nelerdir?

5 üzerinden 4.00 | Toplam: 3 kişi oyladı.

  1. 15.Ocak.2011, 14:13
    1
    Misafir

    Hafız olmanın avantajları nelerdir?






    Hafız olmanın avantajları nelerdir? Mumsema Hafız olmanın avantajları nelerdir? Hafız olmanın yararlarını yazar mısınız ?


  2. 15.Ocak.2011, 14:13
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 15.Ocak.2011, 19:11
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 18,122
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 232
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Yanıt: Hafız olmanın avantajları nelerdir?




    KUR’ÂN-I KERİMİ lafzen okumaya kıraat, güzel okumanın usullerini öğreten ilme tecvid, Kur’ân okuyan kişiye de kârî denir, çoğulu kurrâ’dır.
    Kur’ân-ı Kerîmin tamamını ezberleyene de hâfız denir. Arapçada korumak, ezberlemek mânâsındaki “hıfz” kökünden türemiş bir sıfat olan hâfız, Kur’ân-ı Kerîmi ezberleyen ve hâfızasında koruyan kişidir.

    Hâfız sadece Kur’ân-ı Kerîmin kelimelerini, âyetlerini ezberleyen değil, aynı zamanda onun mânâsını kalbine ve ruhuna nakşeden, beynine alan ve gönül dünyasında sey-reden bir insandır. Kur’ân’ı içine sindirmiş olan gerçek hâfız yürüyen ve konuşan Kur’ân demektir.

    Hâfız kelimesine nisbet edilen el-Hâfız, Allah’ın güzel isimlerinden biridir ve “Her yönden esirgeyip koruyan, insanların ve cinlerin bütün amellerini muhafaza eden, asla zayi etmeyen” anlamındadır.

    “Şüphesiz ki Kur’ân’ı ve onu koruyacak olan da Biziz” âyetinde de ifade edildiği gibi Kur’ân’ın gerçek sahibi ve koruyucusu o kelâmın mutlak sahibi olan Allah’tır.

    Hâfızlar, Peygamberimizin (a.s.m.) özel iltifatına mazhar olan insanlardır:

    “Hâfız olup da Kur’ân okuyan kimse meleklerle beraberdir” hadisinde bildirildiği gibi, hâfız her an meleklerle birlikte, meleklerin arasında, meleklerle içiçedir. Çünkü meleklerin en çok ilgi duydukları olay, Kur’ân’ın okunduğu ve dile getirildiği yerlerdir.

    Kur’ân’ı beynine nakşeden ve kalbine yerleştiren hâfızlar, hem dünyada şerefli ve saygın insanlardır, hem de âhirette akrabalarına ve yakınlarına şefaatçi olacaklardır. Bu müjdeyi Efendimiz (a.s.m.) şu sözleriyle verirler:

    “Kim Kur’ân okur ve onu ezberler, helâlini helâl kılar ve haramını haram kılarsa, Allah, bu Kur’ân sebebiyle onu Cennetine koyar ve ailesinden Cehenneme girmeyi hak eden on kişiye şefaat hakkı tanır.”

    Hâfızları Abese Sûresinde sözü edilen sefere-i kirama benzeten Peygamber Efendimiz (a.s.m.), hâfızların Cen-nette onlarla beraber olacağını müjdelemiştir.

    Peygamberimiz (a.s.m.) kendisine vahyolunan âyetleri ezberinde tutar ve daha sonra Sahabilere okurdu. Kur’ân’ı hâfızasına nakşedip ilk muhafaza eden bizzat kendisidir, ilk hâfız odur.

    Kıyamet Sûresinin 16. ve 17. âyetlerinde işaret edildiği gibi Cenâb-ı Hak tarafından garanti edildiği şekilde Pey-gamber Efendimiz (a.s.m.), aldığı vahyi derhal bellemiş oluyordu. Bu yönüyle hâfızlık bir Peygamber mesleğidir.

    Peygamber Efendimiz (a.s.m.) her sene Ramazan ayındao zamânâ kadar vahyedilmiş olanbütün Kur’ân’ı Hz. Cebrail ile mukabele ederdi. Dünyasını değiştireceği seneye rastlayan Ramazan’da bu mukabele iki defa olmuştu.

    Asr-ı Sâadette Hafızlık

    Peygamber Efendimiz (a.s.m.) hayatta iken Sahabilerin çoğu Kur’ân-ı Kerîmi ya tamamen veya bir kısmını ezberlemiş durumdaydılar. Ancak Sahabiler içinde hâfız olanların sayısı kesin olarak bilinmiyor. Fakat bazı olaylar dolayısıyla Sahabiler arasında çok sayıda hâfız olduğunu öğreniyoruz. Meselâ hicretin 4. yılında meydana gelen Bi’rü Maûne Vak’asında 70 kadar hâfız Sahabinin, Hicre-tin 12. yılında ise Yemame Savaşında bazı kaynaklara göre, 70; bazı kaynaklara göre ise 500, 700 veya daha fazla hâfız Sahabinin şehit olduğu rivâyet edilmektedir.

    Peygamberimiz (a.s.m.) daha Mekke’de iken Sahabilerden Hz. Erkam’ın evinde bizzat Kur’ân öğretimine başlamıştı. Aynı şekilde hicretten iki yıl önce Birinci Akabe Bîatını müteakip Mus’ab bin Umeyr’i, Evs ve Hazreç ka-bilelerinden Müslüman olanlara Kur’ân öğretmek üzere Medine’ye göndermişti.
    Peygamberimizin (a.s.m.), Müslümanlara Kur’ân öğretmek için indiği yere “Dârü’l-kurrâ” denildiği gibi, hicretten sonra da Peygamberimizin mescidi Dârü’l-Kurrâ gibi kullanılmıştı Mescidin suffesi İslâm tarihinde Peygamberimiz (a.s.m.) tarafından açılan ve ilk yatılı Kur’ân kursu idi ve burada yüzlerce öğrenci vardı. Bu Sahabilere Suffe Ashabı denirdi ve bizzat Efendimizin (a.s.m.) rahlesi ve dizi dibinde yetişiyorlardı.

    Suffe Ashabının bir kısmı hâfızdı ve hep Kur’ân’la meşgul olurlardı. Civar kabileler Peygamberimize (a.s.m.) gelip İslâmı öğretecek hoca istediklerinde Peygamberimiz (a.s.m.) hâfız olan Sahabileri gönderirdi.

    Peygamberimiz (a.s.m.), sayıları kırkı bulan vahiy katiplerine ve hâfızlara özel önem vermiş, sağlığında Kur’ân-ı Kerîmi onlara yazdırmış, İslâmı tebliğ için onları görevlendirmiş, üstün zeka ve kabiliyetleri sebebiyle elçilik ve valilik görevlerine onları getirmiştir.

    Hatta, Kur’ân’ın dört kişiden alınmasını tavsiye etmiş-tir. Bunlar; Abdullah bin Mes’ud, Ebû Huzeyfe’nin mevlâsı Salim, Muaz bin Cebel ve Ubey bin Ka’b.
    İlk tabaka kurralar şu isimlerden meydana geliyordu:

    1. Osman bin Afvan, 2. Ali bin Ebi Talib, 3. Ubey bin Ka’b, 4. Abdullah bin Mes’ud, 5. Zeyd bin Sabit, 6. Ebû Mûsa el-Eş’âri, 7. Ebû’d-Derdâ.
    Hâfız olan Sahabiler, Mekke, Medine, Kufe, Basra, Şam ve Mısır gibi merkezlerde ders vererek kendi kıraatlarını sonraki nesillere aktaracak talebeler yetiştirmişlerdir. Meselâ Hz. Osman, Muğire bin Şihab el-Mahzumi’yi yetiş-tirmiş, Muğire de kıraat imamlarından İbn-i Amir’in hocalarından olmuştur.

    Yedi kıraat imamı olan, 1. Nâfi, 2. İbn-i Kesir, 3. İbn-i Amir, 4. İmam-ı Âsım,

    5. Hamza, 6. Ebû Amr, 7. Kisâî’nin okuyuş tarzları genellikle Sahabe-i Kiram’dan Ubey bin Ka’b, Zeyd bin Sabit, Ebû’d-Derda, Abdullah bin Mes’ud, Hz. Osman ve Hz. Ali’ye dayanır.

    Hz. Ebû Bekir (r.a.), Kur’ân-ı Kerîmi tek cilt haline getirme görevini vahiy katipleri komisyonunca yapmıştır.

    Hz. Ömer (r.a.), genç ve yaşlı kurra’yı meclisinde bulundururdu.
    Hz. Osman (r.a.), Kur’ân-ı Kerîmin çoğaltılmasını hâfızlar ve vahiy katipleri önderliğinde yapmıştır.

    Hz. Ali (r.a.) ise, hâfızları ikram için evine davet ederdi.
    Sahabeden Ümmü Varaka, Hz. Aişe, Hz. Hafsa ve Ümmü Seleme gibi hanımlar da hâfızlar arasında idi.

    Abbasiler döneminde Harun Reşid’in hanımı Zübeyde’nin üç yüz kadar hâfız cariyesi bulunmakta ve saraydan dışarıya “arı kovanı gibi” Kur’ân sesleri yayılmaktaydı.

    Osmanlı Döneminde Hâfızlar
    Osmanlı döneminde Kur’ân eğitimine ve hıfzına ayrı bir önem verilirdi. Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sinde anlattığına göre, o dönemde sadece İstanbul’da dokuz bin hâfız vardı. Bunların üç binini kadınlar oluşturuyordu.

    Osmanlı döneminde bazı türbelerde sürekli Kur’ân okuyan hafızlar görev alırdı. Meselâ Eyüp Sultan türbesinde görevli 72 hâfız vardı.

    Fatih Sultan Mehmet Hanın türbesinde ise 90 kadar hâfız, her biri günde 16 dakika Kur’ân okumak üzere her gün nöbetleşe türbeye gelirdi. Bu sûretle 1481’den 1924’e kadar 443 yıl boyunca, Fatih’in başucunda, bir dakika ol-sun Kur’ân sesi eksik olmamıştı.

    Aynı şekilde 1917’de Yavuz Sultan Selim Hanın Mukaddes Emanetleri İstanbul’a getirmesinden itibaren Cumhuriyetin ilk yıllarına kadar asırlarca 40 hâfız hiç ara vermeden Kur’ân okudular.

    * * *

    Ünlü ruh doktoru Mazhar Osman’ın, hastaları Kur’ân sesi ile tedavi etmesi orijinal bir buluştur. Zira ruhun asıl gıdası, Kur’ân’ın lahutî sesidir, Davudî mizmarıdır.

    Ülkemizde hâfızlık müessesesinin bir nizama bağlanması isteyen Ali Rıza Sağman’dır. İlk Diyanet İşleri Reisi Rıfat Börekçi’nin zamanında 1933 yılına kadar ancak dokuz tane resmî Kur’ân Kursu açılabilmişti. Bu sayı 1991 yılında beş bini aşmış, 2001 yılı itibariyle de bu sayının üç bin beş yüz civarındaydı.
    Kur’ân Kurslarında hâfız olanlar için her ders yılı sonunda Diyanet İşleri Başkanlığınca tespit edilen bölgeler ve merkezde imtihanlar yapılır.
    Türkiye’de hâfızlık belgesine sahip en az yetmiş beş bin kişi olduğu tahmin edilmektedir.

    Hafız Olmanın Yaşı

    Hâfız olmanın belli bir yaşı yoktur. Tâbiin ulemasın-dan Süfyan bin Uyeyne gibi 4 yaşında hâfız olanlar olduğu gibi, 60-70 yaşında hıfzını tamamlayanlar da olmaktadır.

    2001 yılında gazetelerde yer alan bir habere göre, İzmir Büyük Hatay Kız Kur’ân Kursu’nda, torunu yaşındaki ta-lebelerle beraber yılmadan çalışmaya devam eden Bedia isminde bir hanım, gençlerle beraber Kur’ân’ı hıfzetmenin mutluluğunu yaşamıştır.

    Hâfızlık merasimiyle diplomasını alan Bedia Hanım, “Ben 5 yıldan beri hâfız olmak için çalışıyorum. Allah’tan çok istedim ve bana verdi. Çok mutluyum. Gençlere bir mesajım var. Bu işe biraz olsun zaman ayırırlarsa, inşâallah yarı yolda kalmazlar. Zamanlarını öldürmesinler ve gönülden isteyince, Allah’ın kendilerini yarı yolda bırakmayacağına inansınlar” şeklinde konuşmuştur.

    Hâfızlık ve Risale-i Nur:

    İslâm uleması Kur’ân hıfzını devamlı şekilde teşvik etmiş ve bu vazifenin ihmal edilmemesi üzerinde durmuşlardır. “Kur’ân hıfzına çalışmak mı, yoksa Risale-i Nurla meşgul olmak mı daha iyidir?” şeklindeki bir soru üzerine Bediüzzaman Said Nursî şu cevabı verir:

    Bu kâinatta ve her asırda en büyük makam Kur'ân'ındır. Ve her harfinde, ondan tâ binler sevap bulunan Kur'ân'ın hıfzı ve kırâati her hizmete mukaddem (öncelikli) ve müreccahtır (üstündür). Fakat, Risale-i Nur dahi o Kur'ân-ı Azîmüşşanın hakaik-i imaniyesinin burhanları, hüc-cetleri olduğundan ve Kur'ân'ın hıfz ve kıraatine vasıta ve vesile ve hakaikini tefsir ve izah olduğu cihetle, Kur'ân hıfzıyla beraber ona çalışmak da elzemdir.”

    * * *

    Bir başka mektubunda ise yine bir soru vesilesiyle hâ-fızları bekleyen ciddi bir tehlikeye parmak basar ve dikkat çeker: “Risale-i Nur talebelerinden bir genç hâfız, pek çok adamların dedikleri gibi dedi: ‘Bende unutkanlık hastalığı tezayüt ediyor (artıyor), ne yapayım?”

    Ben de dedim:

    “Mümkün oldukça nâmahreme nazar etme (harama bakma). Çünkü rivâyet var: İmam-ı Şâfiî'nin (r.a.) dediği gibi, Haram-ı nazar, nisyan verir (Harama bakmak unut-kanlık verir).”

    “Evet, ehl-i İslâmda (Müslümanlarda), nazar-ı haram ziyadeleştikçe, hevesat-ı nefsaniye (nefsin arzuları) heyecana gelip, vücudunda su-i istimalâtla (yanlış yollarla) israfa girer. Haftada birkaç defa gusle mecbur olur. Ondan, tıbben kuvve-i hâfızasına zaaf gelir (hâfızası zayıflar).

    “Evet, bu asırda açık saçıklık yüzünden, hususan bu memalik-i harrede (sıcak ülkelerde) o su-i nazardan (yanlış bakıştan) su-i istimalât, umumî bir unutkanlık hastalığını netice vermeye başlıyor. Herkes, cüz'î, küllî (az, çok) o şekvâdadır.

    “İşte, bu umumî hastalığın tezayüdüyle (artmasıyla), hadis-i şerifin verdiği müthiş bir haberin tevili ucunda görünüyor. Ferman etmiş ki:

    “Âhir zamanda, hâfızların göğsünden Kur'ân nez'ediliyor, çıkıyor, unutuluyor.’
    “Demek bu hastalık dehşetlenecek, hıfz-ı Kur'ân'a (ha-fızlığa) bu sû-i nazarla (yanlış bakışla) bazılarda set çeki-lecek; o hadisin tevilini gösterecek.”


    116 Hicr Sûresi, 9
    117 Müslim, Salât-ı Müsâfirîn:38, İbni Mâce, Edeb:52
    118 Tirmizî Fedâilü’l-Kur’ân:13, İbni Mâce, Mukaddime:16
    119 Tirmîzî, Fedâilü’l-Kur’ân:13
    120 T. Öz, İstanbul Camileri, 1:55
    121 http://65.122.110.233/webs/osm/sistem/vakiflar.htm-19k
    122 http://212.154.21.40/2001/05/15/ege/egedevam.htm
    123 Risale-i Nur Külliyatı-2 (Kastamonu Lâhikası), s. 1598
    124 Süyûtî. El-Hâvî li’l-Fetevâ, 2:253, Ali el-Müttakî. Kenzü’l-Ummâl, 14:233
    125 Risale-i Nur Külliyatı-2 (Kastamonu Lâhikası), s. 1625

    Mehmed Paksu


  4. 15.Ocak.2011, 19:11
    2
    Silent and lonely rains



    KUR’ÂN-I KERİMİ lafzen okumaya kıraat, güzel okumanın usullerini öğreten ilme tecvid, Kur’ân okuyan kişiye de kârî denir, çoğulu kurrâ’dır.
    Kur’ân-ı Kerîmin tamamını ezberleyene de hâfız denir. Arapçada korumak, ezberlemek mânâsındaki “hıfz” kökünden türemiş bir sıfat olan hâfız, Kur’ân-ı Kerîmi ezberleyen ve hâfızasında koruyan kişidir.

    Hâfız sadece Kur’ân-ı Kerîmin kelimelerini, âyetlerini ezberleyen değil, aynı zamanda onun mânâsını kalbine ve ruhuna nakşeden, beynine alan ve gönül dünyasında sey-reden bir insandır. Kur’ân’ı içine sindirmiş olan gerçek hâfız yürüyen ve konuşan Kur’ân demektir.

    Hâfız kelimesine nisbet edilen el-Hâfız, Allah’ın güzel isimlerinden biridir ve “Her yönden esirgeyip koruyan, insanların ve cinlerin bütün amellerini muhafaza eden, asla zayi etmeyen” anlamındadır.

    “Şüphesiz ki Kur’ân’ı ve onu koruyacak olan da Biziz” âyetinde de ifade edildiği gibi Kur’ân’ın gerçek sahibi ve koruyucusu o kelâmın mutlak sahibi olan Allah’tır.

    Hâfızlar, Peygamberimizin (a.s.m.) özel iltifatına mazhar olan insanlardır:

    “Hâfız olup da Kur’ân okuyan kimse meleklerle beraberdir” hadisinde bildirildiği gibi, hâfız her an meleklerle birlikte, meleklerin arasında, meleklerle içiçedir. Çünkü meleklerin en çok ilgi duydukları olay, Kur’ân’ın okunduğu ve dile getirildiği yerlerdir.

    Kur’ân’ı beynine nakşeden ve kalbine yerleştiren hâfızlar, hem dünyada şerefli ve saygın insanlardır, hem de âhirette akrabalarına ve yakınlarına şefaatçi olacaklardır. Bu müjdeyi Efendimiz (a.s.m.) şu sözleriyle verirler:

    “Kim Kur’ân okur ve onu ezberler, helâlini helâl kılar ve haramını haram kılarsa, Allah, bu Kur’ân sebebiyle onu Cennetine koyar ve ailesinden Cehenneme girmeyi hak eden on kişiye şefaat hakkı tanır.”

    Hâfızları Abese Sûresinde sözü edilen sefere-i kirama benzeten Peygamber Efendimiz (a.s.m.), hâfızların Cen-nette onlarla beraber olacağını müjdelemiştir.

    Peygamberimiz (a.s.m.) kendisine vahyolunan âyetleri ezberinde tutar ve daha sonra Sahabilere okurdu. Kur’ân’ı hâfızasına nakşedip ilk muhafaza eden bizzat kendisidir, ilk hâfız odur.

    Kıyamet Sûresinin 16. ve 17. âyetlerinde işaret edildiği gibi Cenâb-ı Hak tarafından garanti edildiği şekilde Pey-gamber Efendimiz (a.s.m.), aldığı vahyi derhal bellemiş oluyordu. Bu yönüyle hâfızlık bir Peygamber mesleğidir.

    Peygamber Efendimiz (a.s.m.) her sene Ramazan ayındao zamânâ kadar vahyedilmiş olanbütün Kur’ân’ı Hz. Cebrail ile mukabele ederdi. Dünyasını değiştireceği seneye rastlayan Ramazan’da bu mukabele iki defa olmuştu.

    Asr-ı Sâadette Hafızlık

    Peygamber Efendimiz (a.s.m.) hayatta iken Sahabilerin çoğu Kur’ân-ı Kerîmi ya tamamen veya bir kısmını ezberlemiş durumdaydılar. Ancak Sahabiler içinde hâfız olanların sayısı kesin olarak bilinmiyor. Fakat bazı olaylar dolayısıyla Sahabiler arasında çok sayıda hâfız olduğunu öğreniyoruz. Meselâ hicretin 4. yılında meydana gelen Bi’rü Maûne Vak’asında 70 kadar hâfız Sahabinin, Hicre-tin 12. yılında ise Yemame Savaşında bazı kaynaklara göre, 70; bazı kaynaklara göre ise 500, 700 veya daha fazla hâfız Sahabinin şehit olduğu rivâyet edilmektedir.

    Peygamberimiz (a.s.m.) daha Mekke’de iken Sahabilerden Hz. Erkam’ın evinde bizzat Kur’ân öğretimine başlamıştı. Aynı şekilde hicretten iki yıl önce Birinci Akabe Bîatını müteakip Mus’ab bin Umeyr’i, Evs ve Hazreç ka-bilelerinden Müslüman olanlara Kur’ân öğretmek üzere Medine’ye göndermişti.
    Peygamberimizin (a.s.m.), Müslümanlara Kur’ân öğretmek için indiği yere “Dârü’l-kurrâ” denildiği gibi, hicretten sonra da Peygamberimizin mescidi Dârü’l-Kurrâ gibi kullanılmıştı Mescidin suffesi İslâm tarihinde Peygamberimiz (a.s.m.) tarafından açılan ve ilk yatılı Kur’ân kursu idi ve burada yüzlerce öğrenci vardı. Bu Sahabilere Suffe Ashabı denirdi ve bizzat Efendimizin (a.s.m.) rahlesi ve dizi dibinde yetişiyorlardı.

    Suffe Ashabının bir kısmı hâfızdı ve hep Kur’ân’la meşgul olurlardı. Civar kabileler Peygamberimize (a.s.m.) gelip İslâmı öğretecek hoca istediklerinde Peygamberimiz (a.s.m.) hâfız olan Sahabileri gönderirdi.

    Peygamberimiz (a.s.m.), sayıları kırkı bulan vahiy katiplerine ve hâfızlara özel önem vermiş, sağlığında Kur’ân-ı Kerîmi onlara yazdırmış, İslâmı tebliğ için onları görevlendirmiş, üstün zeka ve kabiliyetleri sebebiyle elçilik ve valilik görevlerine onları getirmiştir.

    Hatta, Kur’ân’ın dört kişiden alınmasını tavsiye etmiş-tir. Bunlar; Abdullah bin Mes’ud, Ebû Huzeyfe’nin mevlâsı Salim, Muaz bin Cebel ve Ubey bin Ka’b.
    İlk tabaka kurralar şu isimlerden meydana geliyordu:

    1. Osman bin Afvan, 2. Ali bin Ebi Talib, 3. Ubey bin Ka’b, 4. Abdullah bin Mes’ud, 5. Zeyd bin Sabit, 6. Ebû Mûsa el-Eş’âri, 7. Ebû’d-Derdâ.
    Hâfız olan Sahabiler, Mekke, Medine, Kufe, Basra, Şam ve Mısır gibi merkezlerde ders vererek kendi kıraatlarını sonraki nesillere aktaracak talebeler yetiştirmişlerdir. Meselâ Hz. Osman, Muğire bin Şihab el-Mahzumi’yi yetiş-tirmiş, Muğire de kıraat imamlarından İbn-i Amir’in hocalarından olmuştur.

    Yedi kıraat imamı olan, 1. Nâfi, 2. İbn-i Kesir, 3. İbn-i Amir, 4. İmam-ı Âsım,

    5. Hamza, 6. Ebû Amr, 7. Kisâî’nin okuyuş tarzları genellikle Sahabe-i Kiram’dan Ubey bin Ka’b, Zeyd bin Sabit, Ebû’d-Derda, Abdullah bin Mes’ud, Hz. Osman ve Hz. Ali’ye dayanır.

    Hz. Ebû Bekir (r.a.), Kur’ân-ı Kerîmi tek cilt haline getirme görevini vahiy katipleri komisyonunca yapmıştır.

    Hz. Ömer (r.a.), genç ve yaşlı kurra’yı meclisinde bulundururdu.
    Hz. Osman (r.a.), Kur’ân-ı Kerîmin çoğaltılmasını hâfızlar ve vahiy katipleri önderliğinde yapmıştır.

    Hz. Ali (r.a.) ise, hâfızları ikram için evine davet ederdi.
    Sahabeden Ümmü Varaka, Hz. Aişe, Hz. Hafsa ve Ümmü Seleme gibi hanımlar da hâfızlar arasında idi.

    Abbasiler döneminde Harun Reşid’in hanımı Zübeyde’nin üç yüz kadar hâfız cariyesi bulunmakta ve saraydan dışarıya “arı kovanı gibi” Kur’ân sesleri yayılmaktaydı.

    Osmanlı Döneminde Hâfızlar
    Osmanlı döneminde Kur’ân eğitimine ve hıfzına ayrı bir önem verilirdi. Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sinde anlattığına göre, o dönemde sadece İstanbul’da dokuz bin hâfız vardı. Bunların üç binini kadınlar oluşturuyordu.

    Osmanlı döneminde bazı türbelerde sürekli Kur’ân okuyan hafızlar görev alırdı. Meselâ Eyüp Sultan türbesinde görevli 72 hâfız vardı.

    Fatih Sultan Mehmet Hanın türbesinde ise 90 kadar hâfız, her biri günde 16 dakika Kur’ân okumak üzere her gün nöbetleşe türbeye gelirdi. Bu sûretle 1481’den 1924’e kadar 443 yıl boyunca, Fatih’in başucunda, bir dakika ol-sun Kur’ân sesi eksik olmamıştı.

    Aynı şekilde 1917’de Yavuz Sultan Selim Hanın Mukaddes Emanetleri İstanbul’a getirmesinden itibaren Cumhuriyetin ilk yıllarına kadar asırlarca 40 hâfız hiç ara vermeden Kur’ân okudular.

    * * *

    Ünlü ruh doktoru Mazhar Osman’ın, hastaları Kur’ân sesi ile tedavi etmesi orijinal bir buluştur. Zira ruhun asıl gıdası, Kur’ân’ın lahutî sesidir, Davudî mizmarıdır.

    Ülkemizde hâfızlık müessesesinin bir nizama bağlanması isteyen Ali Rıza Sağman’dır. İlk Diyanet İşleri Reisi Rıfat Börekçi’nin zamanında 1933 yılına kadar ancak dokuz tane resmî Kur’ân Kursu açılabilmişti. Bu sayı 1991 yılında beş bini aşmış, 2001 yılı itibariyle de bu sayının üç bin beş yüz civarındaydı.
    Kur’ân Kurslarında hâfız olanlar için her ders yılı sonunda Diyanet İşleri Başkanlığınca tespit edilen bölgeler ve merkezde imtihanlar yapılır.
    Türkiye’de hâfızlık belgesine sahip en az yetmiş beş bin kişi olduğu tahmin edilmektedir.

    Hafız Olmanın Yaşı

    Hâfız olmanın belli bir yaşı yoktur. Tâbiin ulemasın-dan Süfyan bin Uyeyne gibi 4 yaşında hâfız olanlar olduğu gibi, 60-70 yaşında hıfzını tamamlayanlar da olmaktadır.

    2001 yılında gazetelerde yer alan bir habere göre, İzmir Büyük Hatay Kız Kur’ân Kursu’nda, torunu yaşındaki ta-lebelerle beraber yılmadan çalışmaya devam eden Bedia isminde bir hanım, gençlerle beraber Kur’ân’ı hıfzetmenin mutluluğunu yaşamıştır.

    Hâfızlık merasimiyle diplomasını alan Bedia Hanım, “Ben 5 yıldan beri hâfız olmak için çalışıyorum. Allah’tan çok istedim ve bana verdi. Çok mutluyum. Gençlere bir mesajım var. Bu işe biraz olsun zaman ayırırlarsa, inşâallah yarı yolda kalmazlar. Zamanlarını öldürmesinler ve gönülden isteyince, Allah’ın kendilerini yarı yolda bırakmayacağına inansınlar” şeklinde konuşmuştur.

    Hâfızlık ve Risale-i Nur:

    İslâm uleması Kur’ân hıfzını devamlı şekilde teşvik etmiş ve bu vazifenin ihmal edilmemesi üzerinde durmuşlardır. “Kur’ân hıfzına çalışmak mı, yoksa Risale-i Nurla meşgul olmak mı daha iyidir?” şeklindeki bir soru üzerine Bediüzzaman Said Nursî şu cevabı verir:

    Bu kâinatta ve her asırda en büyük makam Kur'ân'ındır. Ve her harfinde, ondan tâ binler sevap bulunan Kur'ân'ın hıfzı ve kırâati her hizmete mukaddem (öncelikli) ve müreccahtır (üstündür). Fakat, Risale-i Nur dahi o Kur'ân-ı Azîmüşşanın hakaik-i imaniyesinin burhanları, hüc-cetleri olduğundan ve Kur'ân'ın hıfz ve kıraatine vasıta ve vesile ve hakaikini tefsir ve izah olduğu cihetle, Kur'ân hıfzıyla beraber ona çalışmak da elzemdir.”

    * * *

    Bir başka mektubunda ise yine bir soru vesilesiyle hâ-fızları bekleyen ciddi bir tehlikeye parmak basar ve dikkat çeker: “Risale-i Nur talebelerinden bir genç hâfız, pek çok adamların dedikleri gibi dedi: ‘Bende unutkanlık hastalığı tezayüt ediyor (artıyor), ne yapayım?”

    Ben de dedim:

    “Mümkün oldukça nâmahreme nazar etme (harama bakma). Çünkü rivâyet var: İmam-ı Şâfiî'nin (r.a.) dediği gibi, Haram-ı nazar, nisyan verir (Harama bakmak unut-kanlık verir).”

    “Evet, ehl-i İslâmda (Müslümanlarda), nazar-ı haram ziyadeleştikçe, hevesat-ı nefsaniye (nefsin arzuları) heyecana gelip, vücudunda su-i istimalâtla (yanlış yollarla) israfa girer. Haftada birkaç defa gusle mecbur olur. Ondan, tıbben kuvve-i hâfızasına zaaf gelir (hâfızası zayıflar).

    “Evet, bu asırda açık saçıklık yüzünden, hususan bu memalik-i harrede (sıcak ülkelerde) o su-i nazardan (yanlış bakıştan) su-i istimalât, umumî bir unutkanlık hastalığını netice vermeye başlıyor. Herkes, cüz'î, küllî (az, çok) o şekvâdadır.

    “İşte, bu umumî hastalığın tezayüdüyle (artmasıyla), hadis-i şerifin verdiği müthiş bir haberin tevili ucunda görünüyor. Ferman etmiş ki:

    “Âhir zamanda, hâfızların göğsünden Kur'ân nez'ediliyor, çıkıyor, unutuluyor.’
    “Demek bu hastalık dehşetlenecek, hıfz-ı Kur'ân'a (ha-fızlığa) bu sû-i nazarla (yanlış bakışla) bazılarda set çeki-lecek; o hadisin tevilini gösterecek.”


    116 Hicr Sûresi, 9
    117 Müslim, Salât-ı Müsâfirîn:38, İbni Mâce, Edeb:52
    118 Tirmizî Fedâilü’l-Kur’ân:13, İbni Mâce, Mukaddime:16
    119 Tirmîzî, Fedâilü’l-Kur’ân:13
    120 T. Öz, İstanbul Camileri, 1:55
    121 http://65.122.110.233/webs/osm/sistem/vakiflar.htm-19k
    122 http://212.154.21.40/2001/05/15/ege/egedevam.htm
    123 Risale-i Nur Külliyatı-2 (Kastamonu Lâhikası), s. 1598
    124 Süyûtî. El-Hâvî li’l-Fetevâ, 2:253, Ali el-Müttakî. Kenzü’l-Ummâl, 14:233
    125 Risale-i Nur Külliyatı-2 (Kastamonu Lâhikası), s. 1625

    Mehmed Paksu


  5. 15.Ocak.2011, 20:22
    3
    Sergen Osman
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 14.Ocak.2011
    Üye No: 83161
    Mesaj Sayısı: 143
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0
    Yaş: 24

    Yanıt: Hafız olmanın avantajları nelerdir?

    (ALLAH c.c) senden razi olsun cok cok guzel bildirmissin .ama sen (KURAN i KERIM) ogrenenler icin ve okuyanlar icin ne diyorsun? (buyuk yazdigim harfleri anlarsin ne isin yazdim (ALLAH`ha emanet olun.selam ve dua ile.


  6. 15.Ocak.2011, 20:22
    3
    Sergen Osman - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    (ALLAH c.c) senden razi olsun cok cok guzel bildirmissin .ama sen (KURAN i KERIM) ogrenenler icin ve okuyanlar icin ne diyorsun? (buyuk yazdigim harfleri anlarsin ne isin yazdim (ALLAH`ha emanet olun.selam ve dua ile.


  7. 16.Ocak.2011, 13:06
    4
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 18,122
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 232
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Yanıt: Hafız olmanın avantajları nelerdir?

    Alıntı
    ALLAH c.c) senden razi olsun cok cok guzel bildirmissin .ama sen (KURAN i KERIM) ogrenenler icin ve okuyanlar icin ne diyorsun? (buyuk yazdigim harfleri anlarsin ne isin yazdim (ALLAH`ha emanet olun.selam ve dua ile.



    Kur'an-ı kerimi tecvide uygun öğrenmeli ve
    her gün az da olsa, okumaya çalışmalıdır!

    Kur’an-ı kerimi öğrenmek, öğretmek ve okumak çok sevaptır.

    Bu husustaki hadis-i şerifler:

    (Kur'an öğrenen ve öğreten en hayırlınızdır.) [Buhari]

    (Kur'an okuyan kimse, bunamaz.) [Tirmizi]

    (Kur'an okunan yere rahmet ve bereket yağar.) [Buhari]

    (Kur'an okunan evin hayrı artar, sakinlerini sıkmaz, melekler toplanır,
    şeytanlar oradan uzaklaşır. Kur'an okunmayan ev, içindekilere dar gelir,
    sıkıntı verir, bereketsiz olur. Melekler uzaklaşır, şeytanlar oraya dolar.) [Darimi]

    (Her gece on âyet okuyan, gafillerden sayılmaz.) [Hakim]

    (Kur'an okuyun! Kıyamette size şefaat eder.) [Müslim]

    (Kim bir âyet öğrenirse, kıyamette onun için nur olur.) [Darimi]

    (Bir âyet öğrenmek, yüz rekat [nafile] namaz kılmaktan daha iyidir.) [İ. Mace]

    Kur’an-ı kerimi okumak sünnet, dinlemek ise farzdır.

    (Kur'an okunan yere rahmet yağar, melekler hazır olur.) [Buhari]

    (Kur'andan bir âyet dinleyen sayısız çok sevaba kavuşur.) [İ.Ahmed]

    (Kur'anı öğrenip gece-gündüz okuyana imrenmek gerekir.) [Müslim]

    (Kur'an okuyanla dinleyen, sevapta ortaktır.) [Deylemi]

    (İnsanların en çok ibadet edeni, en çok Kur'an okuyandır.) [Deylemi]

    (Kur'an-ı kerim okuyup, ezberleyen, helalini helal, haramını haram bilen,
    Cennete girer. Ayrıca [Müslüman] akrabasından, hepsi de Cehennemlik olan
    on kişiye şefaat edip, onları Cehennemden kurtarır.) [Tirmizi]

    (Kur'an okuyun, fakat geçim vasıtası yapmayın.) [İ.Ahmed]

    (Bir zaman gelir, Kur'an, Allah rızası için değil, dünyalık için okunur.) [Ebu Davud]

    (Kur'an okuyup da, okun yaydan çıktığı gibi dinden çıkanlar olacaktır.) [İbni Mace]

    (Kur’an-ı kerim, okuyanlarına ya şefaat eder veya düşman olur.) [Müslim]

    ****************************************

    Kuran okunduğu zaman, hemen onu dinleyin ve susun.
    Umulur ki esirgenmiş olursunuz.
    (Araf Suresi, 204)

    Kur’an-ı kerimi okumak sünnet, dinlemek ise farz-ı kifayedir.

    1- Kur’an-ı kerimi dinlemek farz-ı kifayedir.
    İş gören, uyuyan ve camide namaz kılan veya vaaz veren yanında,
    yüksek sesle, Kur’an kerim okumaya başlamak günahtır.
    (Redd-ül-muhtar)

    2- Camiye girince tehıyyet-ül-mescid olarak,
    iki rekât namaz kılmak, sünnettir. Kur'an-ı kerim okunuyorsa,
    sünnet olan bu namaz kılınmaz.
    Çünkü Kur’an-ı kerimi dinlemek farzdır.
    Farz-ı kifaye için dahi, sünneti terk etmek evladır. (Eşbah şerhi)

    3- Kitap okuyan veya iş yapan yanında
    Kur'an-ı kerim okumaya başlamak, onlar dinlemezse günah olur.
    Birinin okuyup, başkalarının sessizce dinlemeleri gerekir.
    İşi olanların dinlemeden işlerine gitmeleri günah olmaz.
    Kur’an-ı kerimi dinlemek, farz-ı kifayedir. (Halebî-yi kebir)

    Farz-ı kifaye, bir kişi onu yapınca, diğerlerinden bu mesuliyet kalkar demektir.
    Yani bir kişi okunan Kur’an-ı kerimi dinlerse, başkaları dinlemeyip işlerine gidebilir,
    onlara günah olmaz. Ama orada dururlarsa dinlemeleri gerekir.

    Kur’an-ı kerim okuyanı dinleyenler varsa,
    onların farz işlemelerine sebep olduğu için,
    Kur’an okuyan ayrıca sevaba kavuşur.

    *****************************************
    Dinlemek daha sevap deyip okumak yerine
    okuyan birini bulup dinlemeye çalışmak olmaz.

    Kur'an-ı Kerim'i dinlemek farz-ı kifaye okumak ise sünnettir.
    Genel kaide olarak her zaman farzların sünnetlere göre sevabı daha fazladır.
    Ancak

    Dinleyen farz sevabı alırken okuyan hem sünnet sevabı alır
    hem de dinleyenlere vesile olduğu için dinleyenlerin aldığı sevabı da alır.

    Allah'ın kime sevap verip vermeyeceği belli değildir.
    Kişinin ihlası ve samimiyetine göre bu değişir.

    Bazı insan Kur'an okumakla manevi bir atmosfere girer ve büyük bir günahtan sakınır
    bazı da dinlemekle manevi bir atmosfere girer ve büyük bir günahtan korunur.

    Bu durumda sevap meselesi sabit bir oran değildir.
    Kişinin samimiyetine ihlasına şartlara göre değişebilir.

    En doğrusunu Rabbimiz bilir..

    ****************************************

    Kur'an-ı kerim okurken şu edeplere dikkat edilmelidir:

    1- Abdestli olarak, temiz bir yerde kıbleye karşı diz üstü oturmalıdır!
    Erkekler başı açık okumamalı, hiç değilse bir takke giymelidir!
    Takkesiz okumak tenzihen mekruhtur.
    [Mushafa bakarak okumak, ezbere okumaktan daha sevaptır.]

    2- Kur'an-ı kerim okumaya başlarken Euzü ve Besmele çekmelidir!

    3- Manasını bilen de, bilmeyen de ağır ağır okumalıdır!

    4- Mümkünse, ağlayarak okumalıdır!

    5- Her âyetin hakkını vermeli, yani azap âyetini okurken,
    korkarak, rahmet âyetlerini heveslenerek,
    tenzih âyetlerini tesbih ederek okumalıdır!

    6- Kur'an-ı kerim okurken, kendisinde riya, yani gösteriş uyanırsa
    veya namaz kılan kimseye mani olursa, yavaş sesle okumalıdır!

    7- Kur'an-ı kerimi tecvide uygun ve güzel sesle okumalı,
    fakat teganni etmemelidir!
    [Teganni, harfleri, kelimeleri bozarak ırlamak demektir.
    Teganni yaparken harfler bozulursa haram, harfler bozulmazsa mekruh olur.
    Halebi'de diyor ki:
    Kur'an-ı kerimi teganni ile okuyan imamın arkasında kılınan namazın
    iadesi gerekir.]

    8- Kur'an-ı kerim, Allahü teâlânın kelamıdır, sıfatıdır, kadimdir.
    Ağızdan çıkan harfler, ateş demeye benzer. Ateş demek kolaydır.
    Fakat ateşe kimse dayanamaz. Bu harflerin manaları da böyledir.
    Bu harfler, başka harflere benzemez.
    Bu harflerin manaları meydana çıksa,
    yedi kat yer ve yedi kat gök dayanamaz.

    9- Kur'an-ı kerimi okumadan önce, bu kelamı söyleyen
    Allahü teâlânın büyüklüğünü düşünmelidir!
    Kimin sözü söyleniyor, ne önemli iş yapılıyor iyi düşünmelidir!

    Kur'an-ı kerime dokunmak için, temiz el gerektiği gibi,
    onu okumak için de, temiz kalb gerekir.
    Allahü teâlânın büyüklüğünü bilmeyen,
    Kur'an-ı kerimin büyüklüğünü anlayamaz.
    Allahü teâlânın büyüklüğünü anlamak için de,
    Onun sıfatlarını ve yarattıklarını düşünmek gerekir.
    Bütün mahlukatın sahibi, hakimi olan bir zatın kelamı
    olduğunu düşünerek okumalıdır!

    10- Gaflet içinde okumamalı, okurken başka şeyler düşünmemelidir!
    arşivden...


  8. 16.Ocak.2011, 13:06
    4
    Silent and lonely rains
    Alıntı
    ALLAH c.c) senden razi olsun cok cok guzel bildirmissin .ama sen (KURAN i KERIM) ogrenenler icin ve okuyanlar icin ne diyorsun? (buyuk yazdigim harfleri anlarsin ne isin yazdim (ALLAH`ha emanet olun.selam ve dua ile.



    Kur'an-ı kerimi tecvide uygun öğrenmeli ve
    her gün az da olsa, okumaya çalışmalıdır!

    Kur’an-ı kerimi öğrenmek, öğretmek ve okumak çok sevaptır.

    Bu husustaki hadis-i şerifler:

    (Kur'an öğrenen ve öğreten en hayırlınızdır.) [Buhari]

    (Kur'an okuyan kimse, bunamaz.) [Tirmizi]

    (Kur'an okunan yere rahmet ve bereket yağar.) [Buhari]

    (Kur'an okunan evin hayrı artar, sakinlerini sıkmaz, melekler toplanır,
    şeytanlar oradan uzaklaşır. Kur'an okunmayan ev, içindekilere dar gelir,
    sıkıntı verir, bereketsiz olur. Melekler uzaklaşır, şeytanlar oraya dolar.) [Darimi]

    (Her gece on âyet okuyan, gafillerden sayılmaz.) [Hakim]

    (Kur'an okuyun! Kıyamette size şefaat eder.) [Müslim]

    (Kim bir âyet öğrenirse, kıyamette onun için nur olur.) [Darimi]

    (Bir âyet öğrenmek, yüz rekat [nafile] namaz kılmaktan daha iyidir.) [İ. Mace]

    Kur’an-ı kerimi okumak sünnet, dinlemek ise farzdır.

    (Kur'an okunan yere rahmet yağar, melekler hazır olur.) [Buhari]

    (Kur'andan bir âyet dinleyen sayısız çok sevaba kavuşur.) [İ.Ahmed]

    (Kur'anı öğrenip gece-gündüz okuyana imrenmek gerekir.) [Müslim]

    (Kur'an okuyanla dinleyen, sevapta ortaktır.) [Deylemi]

    (İnsanların en çok ibadet edeni, en çok Kur'an okuyandır.) [Deylemi]

    (Kur'an-ı kerim okuyup, ezberleyen, helalini helal, haramını haram bilen,
    Cennete girer. Ayrıca [Müslüman] akrabasından, hepsi de Cehennemlik olan
    on kişiye şefaat edip, onları Cehennemden kurtarır.) [Tirmizi]

    (Kur'an okuyun, fakat geçim vasıtası yapmayın.) [İ.Ahmed]

    (Bir zaman gelir, Kur'an, Allah rızası için değil, dünyalık için okunur.) [Ebu Davud]

    (Kur'an okuyup da, okun yaydan çıktığı gibi dinden çıkanlar olacaktır.) [İbni Mace]

    (Kur’an-ı kerim, okuyanlarına ya şefaat eder veya düşman olur.) [Müslim]

    ****************************************

    Kuran okunduğu zaman, hemen onu dinleyin ve susun.
    Umulur ki esirgenmiş olursunuz.
    (Araf Suresi, 204)

    Kur’an-ı kerimi okumak sünnet, dinlemek ise farz-ı kifayedir.

    1- Kur’an-ı kerimi dinlemek farz-ı kifayedir.
    İş gören, uyuyan ve camide namaz kılan veya vaaz veren yanında,
    yüksek sesle, Kur’an kerim okumaya başlamak günahtır.
    (Redd-ül-muhtar)

    2- Camiye girince tehıyyet-ül-mescid olarak,
    iki rekât namaz kılmak, sünnettir. Kur'an-ı kerim okunuyorsa,
    sünnet olan bu namaz kılınmaz.
    Çünkü Kur’an-ı kerimi dinlemek farzdır.
    Farz-ı kifaye için dahi, sünneti terk etmek evladır. (Eşbah şerhi)

    3- Kitap okuyan veya iş yapan yanında
    Kur'an-ı kerim okumaya başlamak, onlar dinlemezse günah olur.
    Birinin okuyup, başkalarının sessizce dinlemeleri gerekir.
    İşi olanların dinlemeden işlerine gitmeleri günah olmaz.
    Kur’an-ı kerimi dinlemek, farz-ı kifayedir. (Halebî-yi kebir)

    Farz-ı kifaye, bir kişi onu yapınca, diğerlerinden bu mesuliyet kalkar demektir.
    Yani bir kişi okunan Kur’an-ı kerimi dinlerse, başkaları dinlemeyip işlerine gidebilir,
    onlara günah olmaz. Ama orada dururlarsa dinlemeleri gerekir.

    Kur’an-ı kerim okuyanı dinleyenler varsa,
    onların farz işlemelerine sebep olduğu için,
    Kur’an okuyan ayrıca sevaba kavuşur.

    *****************************************
    Dinlemek daha sevap deyip okumak yerine
    okuyan birini bulup dinlemeye çalışmak olmaz.

    Kur'an-ı Kerim'i dinlemek farz-ı kifaye okumak ise sünnettir.
    Genel kaide olarak her zaman farzların sünnetlere göre sevabı daha fazladır.
    Ancak

    Dinleyen farz sevabı alırken okuyan hem sünnet sevabı alır
    hem de dinleyenlere vesile olduğu için dinleyenlerin aldığı sevabı da alır.

    Allah'ın kime sevap verip vermeyeceği belli değildir.
    Kişinin ihlası ve samimiyetine göre bu değişir.

    Bazı insan Kur'an okumakla manevi bir atmosfere girer ve büyük bir günahtan sakınır
    bazı da dinlemekle manevi bir atmosfere girer ve büyük bir günahtan korunur.

    Bu durumda sevap meselesi sabit bir oran değildir.
    Kişinin samimiyetine ihlasına şartlara göre değişebilir.

    En doğrusunu Rabbimiz bilir..

    ****************************************

    Kur'an-ı kerim okurken şu edeplere dikkat edilmelidir:

    1- Abdestli olarak, temiz bir yerde kıbleye karşı diz üstü oturmalıdır!
    Erkekler başı açık okumamalı, hiç değilse bir takke giymelidir!
    Takkesiz okumak tenzihen mekruhtur.
    [Mushafa bakarak okumak, ezbere okumaktan daha sevaptır.]

    2- Kur'an-ı kerim okumaya başlarken Euzü ve Besmele çekmelidir!

    3- Manasını bilen de, bilmeyen de ağır ağır okumalıdır!

    4- Mümkünse, ağlayarak okumalıdır!

    5- Her âyetin hakkını vermeli, yani azap âyetini okurken,
    korkarak, rahmet âyetlerini heveslenerek,
    tenzih âyetlerini tesbih ederek okumalıdır!

    6- Kur'an-ı kerim okurken, kendisinde riya, yani gösteriş uyanırsa
    veya namaz kılan kimseye mani olursa, yavaş sesle okumalıdır!

    7- Kur'an-ı kerimi tecvide uygun ve güzel sesle okumalı,
    fakat teganni etmemelidir!
    [Teganni, harfleri, kelimeleri bozarak ırlamak demektir.
    Teganni yaparken harfler bozulursa haram, harfler bozulmazsa mekruh olur.
    Halebi'de diyor ki:
    Kur'an-ı kerimi teganni ile okuyan imamın arkasında kılınan namazın
    iadesi gerekir.]

    8- Kur'an-ı kerim, Allahü teâlânın kelamıdır, sıfatıdır, kadimdir.
    Ağızdan çıkan harfler, ateş demeye benzer. Ateş demek kolaydır.
    Fakat ateşe kimse dayanamaz. Bu harflerin manaları da böyledir.
    Bu harfler, başka harflere benzemez.
    Bu harflerin manaları meydana çıksa,
    yedi kat yer ve yedi kat gök dayanamaz.

    9- Kur'an-ı kerimi okumadan önce, bu kelamı söyleyen
    Allahü teâlânın büyüklüğünü düşünmelidir!
    Kimin sözü söyleniyor, ne önemli iş yapılıyor iyi düşünmelidir!

    Kur'an-ı kerime dokunmak için, temiz el gerektiği gibi,
    onu okumak için de, temiz kalb gerekir.
    Allahü teâlânın büyüklüğünü bilmeyen,
    Kur'an-ı kerimin büyüklüğünü anlayamaz.
    Allahü teâlânın büyüklüğünü anlamak için de,
    Onun sıfatlarını ve yarattıklarını düşünmek gerekir.
    Bütün mahlukatın sahibi, hakimi olan bir zatın kelamı
    olduğunu düşünerek okumalıdır!

    10- Gaflet içinde okumamalı, okurken başka şeyler düşünmemelidir!
    arşivden...


  9. 17.Ocak.2011, 13:32
    5
    Sergen Osman
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 14.Ocak.2011
    Üye No: 83161
    Mesaj Sayısı: 143
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0
    Yaş: 24

    Yanıt: Hafız olmanın avantajları nelerdir?

    ALLAH c.c senden razi olsun kardes elleriden saglik ne guzel bulmussun ve buraya yazdirmissin , (Teganni yaparken harfler bozulursa haram, harfler bozulmazsa mekruh olur) bunu tam anlamadim tam aciklasan memnun olcam .eger KURAN I KERIM tam guzel okusan harfler bozulmassa mekruh mu olu yo? ALLAH`ha emanet ol .selam ve dua ile...


  10. 17.Ocak.2011, 13:32
    5
    Sergen Osman - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    ALLAH c.c senden razi olsun kardes elleriden saglik ne guzel bulmussun ve buraya yazdirmissin , (Teganni yaparken harfler bozulursa haram, harfler bozulmazsa mekruh olur) bunu tam anlamadim tam aciklasan memnun olcam .eger KURAN I KERIM tam guzel okusan harfler bozulmassa mekruh mu olu yo? ALLAH`ha emanet ol .selam ve dua ile...


  11. 17.Ocak.2011, 13:45
    6
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 18,122
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 232
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Yanıt: Hafız olmanın avantajları nelerdir?

    Alıntı
    (Teganni yaparken harfler bozulursa haram, harfler bozulmazsa mekruh olur) bunu tam anlamadim tam aciklasan memnun olcam .eger KURAN I KERIM tam guzel okusan harfler bozulmassa mekruh mu olu yo? ALLAH`ha emanet ol .selam ve dua ile...
    Sergen Osman kardeşim Teggani demek Kur'anı şarkı okur gibi tecvid kurallarını ilhal ederek okumak buda harflerin mahreçlerinin bozulmasına neden olduğu için böyle okumak haramdır
    Kur'anı Kerimi tecvide göre harflerin mahreçlerinin hakkını vererek
    güzel,ve acele etmeden tane,tane okursan çok makbuldür,sevaptır
    haramda mekruhta değil.
    selam ve dua ile..


    _____________________

    7- Kur'an-ı kerimi tecvide uygun ve güzel sesle okumalı,
    fakat teganni etmemelidir!
    [Teganni, harfleri, kelimeleri bozarak ırlamak demektir.
    Teganni yaparken harfler bozulursa haram, harfler bozulmazsa mekruh olur.
    Halebi'de diyor ki:
    Kur'an-ı kerimi teganni ile okuyan imamın arkasında kılınan namazın
    iadesi gerekir.]


  12. 17.Ocak.2011, 13:45
    6
    Silent and lonely rains
    Alıntı
    (Teganni yaparken harfler bozulursa haram, harfler bozulmazsa mekruh olur) bunu tam anlamadim tam aciklasan memnun olcam .eger KURAN I KERIM tam guzel okusan harfler bozulmassa mekruh mu olu yo? ALLAH`ha emanet ol .selam ve dua ile...
    Sergen Osman kardeşim Teggani demek Kur'anı şarkı okur gibi tecvid kurallarını ilhal ederek okumak buda harflerin mahreçlerinin bozulmasına neden olduğu için böyle okumak haramdır
    Kur'anı Kerimi tecvide göre harflerin mahreçlerinin hakkını vererek
    güzel,ve acele etmeden tane,tane okursan çok makbuldür,sevaptır
    haramda mekruhta değil.
    selam ve dua ile..


    _____________________

    7- Kur'an-ı kerimi tecvide uygun ve güzel sesle okumalı,
    fakat teganni etmemelidir!
    [Teganni, harfleri, kelimeleri bozarak ırlamak demektir.
    Teganni yaparken harfler bozulursa haram, harfler bozulmazsa mekruh olur.
    Halebi'de diyor ki:
    Kur'an-ı kerimi teganni ile okuyan imamın arkasında kılınan namazın
    iadesi gerekir.]


  13. 16.Eylül.2011, 11:25
    7
    Hoca
    erimeye devam...

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 28,804
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 328
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: Hafız olmanın avantajları nelerdir?

    Hafızlara tavsiye hadisi


    420 Abdullah b. lmer'in (r.a.) naklettiine gre: Allah Resulü (a.s.) ‏yle buyurdu: "Kur'an haf‎zlar‎n‎n durumu, bal‎ devenin sahibinin durumu gibidir. Deve sahibi devesini gzetirse onu tutabilir. B‎rak‎rsa kaçar gider."


  14. 16.Eylül.2011, 11:25
    7
    erimeye devam...
    Hafızlara tavsiye hadisi


    420 Abdullah b. lmer'in (r.a.) naklettiine gre: Allah Resulü (a.s.) ‏yle buyurdu: "Kur'an haf‎zlar‎n‎n durumu, bal‎ devenin sahibinin durumu gibidir. Deve sahibi devesini gzetirse onu tutabilir. B‎rak‎rsa kaçar gider."


  15. 02.Ekim.2016, 13:16
    8
    Misafir

    Yorum: Hafız olmanın avantajları nelerdir?

    Benim hafızlık diplomam var.ve 8.sınıfı açıköğretimde okuyorum.32yasindayim.görev yapabilmem için neyapabilirim?


  16. 02.Ekim.2016, 13:16
    8
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
    Benim hafızlık diplomam var.ve 8.sınıfı açıköğretimde okuyorum.32yasindayim.görev yapabilmem için neyapabilirim?


  17. 02.Ekim.2016, 23:26
    9
    Hakan
    Özel Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 10.Ağustos.2007
    Üye No: 1872
    Mesaj Sayısı: 270
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 3

    Yorum: Hafız olmanın avantajları nelerdir?

    İmam hatip lisesini okumanız gerekmektedir. Ancak bu şekilde diyat işlerinde görev sahibi olabilme şansına sahip olabilirsiniz.


  18. 02.Ekim.2016, 23:26
    9
    Özel Üye
    İmam hatip lisesini okumanız gerekmektedir. Ancak bu şekilde diyat işlerinde görev sahibi olabilme şansına sahip olabilirsiniz.