Konusunu Oylayın.: Peygamberimizin mücahidlik yönü

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Peygamberimizin mücahidlik yönü
  1. 13.Ocak.2011, 22:03
    1
    Misafir

    Peygamberimizin mücahidlik yönü

  2. 14.Ocak.2011, 08:28
    2
    Vamık
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 15.Ekim.2007
    Üye No: 3538
    Mesaj Sayısı: 286
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 4

    Yanıt: Peygamberimizin mücahidlik yönü




    Cihad Peygamberi Hz. Muhammed


    Nisan ayında kutlu doğum haftasını kutluyoruz. Vakıflar, dernekler, cemaatler, Diyanet İşleri Başkanlığı Peygamberimizi anıyor. Ancak Peygamberimizin sadece barış elçisi olduğu üzerinde duruluyor. Herkes ağız birliği etmişçesine, elinde zeytin dalı ile dünyaya gönderilmiş bir peygamber anlatıyor.
    Öyle bir peygamber anlatılıyor ki, mistik bir hayat süren, suya sabuna dokunmayan, dünya işlerine karışmayan, hele devlet işlerine hiç karışmayan, vaktini sadece ibadetle geçiren bir elçi… Gül peygamberi… Barış elçisi…
    Elbette Efendimiz yeryüzüne barış getirmek, yeryüzüne güzel ahlakı yerleştirmek ve insanları ibadete çağırmak için gönderilmiştir. Ancak görevleri sadece bunlar değildir. Cihat etmek, yeryüzünden fitne kalkıp, din yalnız Allah´ın oluncaya kadar İslam düşmanlarıyla savaşmak, Hakkı üstün tutmak, adaleti tesis etmek, yeryüzünden kötü, çirkin, faydasız ve batıl olanı kaldırmak ve yerine iyi, güzel, faydalı ve Hakkı hâkim kılmak da Peygamberimizin görevleri arasındadır.


    Türkiye´de ılımlı İslam projesini farkında olmadan uygulayan (belki farkında olarak) vakıf, dernek, sivil toplum örgütleri ve bazı mistik cemaatler, İslam´ın peygamberini anlatmak yerine konjöktürün peygamberini anlatıyorlar. Kafalarında ki peygamberi anlatıyorlar.
    Kafalarında ki peygamber tasavvurunda devlet başkanı, ordu komutanı, cihat eden, yeryüzünden kötülükleri kaldıran bir peygamber tasavvuru yok. Dört başı mamur bir peygamber anlayışına sahip değiller. Oysa nasıl ki İslam´ın bir kısmına anlatıp, bir kısmını gizlememiz nasıl yasaklanmışsa, peygamberimizin hayatının bir kısmını anlatıp, bir kısmını gizlememiz de yasaklanmıştır.
    Nedense devlet başkanı bir peygamber anlatılmıyor. Ordu kumandanı bir peygamber hiç anlatılmıyor. Efendimizin topukları şişinceye kadar namaz kıldığını anlatanlar, O´nun Mescidi Nebevi´de elçileri kabul ettiğini anlatmıyor. Yemek tabağının dibini nasıl sünnetlediğini anlatanlar, Efendimizin Uhud´da hangi ulvi amaç uğruna savaştığını ve gazi olduğunu anlatmıyor. Seccadesi ıslanıncaya kadar gözyaşı döken bir peygamberi anlatanlar, yeryüzünün en büyük imparatorlarını Hakk´ka davet edişini anlatmıyor.


    Zırhını giymiş, kılıcını kuşanmış, ordusuna emir komuta eden bir peygamber hayal edemiyoruz. Ilımlı İslam projelerinin geçer akçe olduğu günümüzde, cihadı konuşmak, savaşı konuşmak konjöktüre aykırı. Cihat eden bir peygamber tasavvuruna sahip değiliz. Savaşı ve cihadı Peygamber Efendimize yakıştıramıyoruz ama Allah yakıştırıyor. Efendimiz ; ‘´Benim bir takım isimlerim vardır: Ben, Muhammed´im, ben Ahmed´im, ben Mâhi´yim ki Yüce Allah küfrü benim elimle yok edecektir.´´ buyuruyor. (Buhari, Menakıp,17,Tefsir,61/1).Yine efendimiz kendisi için ‘´Ben Nebiyyül-melhameyim. ‘´ yani “Ben savaş peygamberiyim = Savaşın kendisi için meşru kılındığı peygamberim.” buyuruyor.(Müsned 4. cilt,395,404)
    Elbette ki efendimiz dünyaya sadece savaş içinde gelmemiştir. O barışın da peygamberidir ama efendimiz, onurlu bir savaşı onursuz bir barışa tercih etmiştir. Yeryüzünü ifsat etmek için Müslümanların topraklarını işgal eden, onları yurtlarından çıkaran zorbalarla savaşmaktan çekinmemiştir. Birileri sadece zorbalıktan anlıyorsa, onun zulmünden insanları korumak için savaşmaktan başka çare yoktur.
    Her şeyi yerli yerine oturtan, dünyaya düzen ve huzur getiren İslam dini savaşı da insanca bir kalıba sokmuştur. Yeryüzü Allah´ındır, İslam da Allah´ın dinidir. Yüce Allah Peygamberine ve Müslümanlara kendi dinini, kendi arzında kullarına ulaştırma görevi vermiştir.
    Elbette ki Allah Resulü ve Müslümanlar bu görevi yerine getirirken yeryüzünün emperyalistleriyle savaşmak cihad etmek zorundadır. Rabbimiz Yüce Kitabında “Yeryüzünde fitne kalkıp, din yalnız Allah´ın oluncaya kadar onlarla savaşın.”(Enfal suresi 39) buyuruyor.
    Hemen aklımıza şu ayet gelebilir: “Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.” (Enbiya sur: 107) Unutmayalım ki Allah Resulünün savaşları da rahmettir. Onun katıldığı savaşlar insanlık için rahmet olmuştur. İslam´da savaşın hedefi insanlığı imha etmek değil, insanlığı ihya etmektir.


    Şimdi yüreğimize ateş düşürse de şu soruları kendimize sormamız lazım: Yeryüzü, emperyalistlerin elleriyle imha edilirken, efendimiz aramızda olsa ne yapardı? Müslümanların mukaddes değerleri ayaklar altında çiğnenirken, Allah Resulü aramızda olsa ne yapardı? İslam coğrafyasının kalbinin işgal edildiği, camilerin kundaklandığı, Müslümanların evlerinin başlarına yıkıldığı, sivil yerleşim yerlerinin bombalandığı bugünlerde, Resülullah aramızda olsa ne yapardı?
    Afganistan´da, Pakistan´da, Irak´da, Filistin´de, sakalı bitmemiş, bıyığı terlememiş delikanlılar toplanarak, dünyanın öbür ucundaki zindanlara taşınırken, efendimiz aramızda olsa ne yapardı?
    Garip İslam ülkelerinde namusu kirletilen Müslüman kızların, çığlığı arş-ı alayı titretirken Resülullah aramızda olsa idi hemen kurmaylarını toplayıp savaş kararı mı alırdı yoksa dinler arası diyalog toplantılarına katılmak için Vatikan´a mı giderdi?
    Efendimiz aramızda olsaydı: “İpi kopmuş tespihim, dağılmış dane dane. Garip ama teşbihim, hani nerde imame… Tespihleri toplayın, Hak ipine bağlayın, bir de imame koyun, tevhit gelsin meydane.” diyerek ümmet-i Muhammed´i bir araya getirmeye mi çalışırdı, yoksa AB anayasasını imzalamak için Strasburg´a mı giderdi? İslam´ın tebliğinden 25 yıl sonra Müslümanlar Arabistan´ı, 30 yıl sonra Asya´yı, 40 yıl sonra Afrika´yı fethetti. İslam orduları 50 yıl sonra Avrupa´ya ulaştı. Hem de tarihin en pasif, en silik milletinin eliyle. O güne kadar dört başı mamur bir devlet dahi kuramamış olan bu insanlar Atlas Okyanusu´ndan Çin Seddi´ne kadar muhteşem bir devlet kurdular.
    Müslümanlar Allah´ın dinine yardım etme sorumluluğunu yerine getirdikleri için, Allah onlara iki cihan saadeti nasip etti. Dünyada iken fetihler nasip etti, onlara izzet verdi, şeref verdi. Dünyanın en şerefli milleti, İslam Ümmeti idi.
    Cihat şuuruna sahip bu ümmet, tarihin yatağında akan çer-çöp değil, tarihin yatağını değiştiren yalçın kayalar gibiydi. Müslümanlar, hayatın nesnesi değil, öznesiydi. Onlar için hayat iman ve cihattan ibaretti. Çünkü âlemlere rahmet olan efendimiz onlara böyle öğretmişti. Müslümanlar yeniden izzet ve şeref kazanmak istiyorsa, yapılması gereken şey dört başı mamur bir peygamber tasavvuruna sahip olmakla işe başlamalıdır. Teemmül oluna vesselam.


    Tarık Yılmaz BEKLER



  3. 14.Ocak.2011, 08:28
    2
    Devamlı Üye



    Cihad Peygamberi Hz. Muhammed


    Nisan ayında kutlu doğum haftasını kutluyoruz. Vakıflar, dernekler, cemaatler, Diyanet İşleri Başkanlığı Peygamberimizi anıyor. Ancak Peygamberimizin sadece barış elçisi olduğu üzerinde duruluyor. Herkes ağız birliği etmişçesine, elinde zeytin dalı ile dünyaya gönderilmiş bir peygamber anlatıyor.
    Öyle bir peygamber anlatılıyor ki, mistik bir hayat süren, suya sabuna dokunmayan, dünya işlerine karışmayan, hele devlet işlerine hiç karışmayan, vaktini sadece ibadetle geçiren bir elçi… Gül peygamberi… Barış elçisi…
    Elbette Efendimiz yeryüzüne barış getirmek, yeryüzüne güzel ahlakı yerleştirmek ve insanları ibadete çağırmak için gönderilmiştir. Ancak görevleri sadece bunlar değildir. Cihat etmek, yeryüzünden fitne kalkıp, din yalnız Allah´ın oluncaya kadar İslam düşmanlarıyla savaşmak, Hakkı üstün tutmak, adaleti tesis etmek, yeryüzünden kötü, çirkin, faydasız ve batıl olanı kaldırmak ve yerine iyi, güzel, faydalı ve Hakkı hâkim kılmak da Peygamberimizin görevleri arasındadır.


    Türkiye´de ılımlı İslam projesini farkında olmadan uygulayan (belki farkında olarak) vakıf, dernek, sivil toplum örgütleri ve bazı mistik cemaatler, İslam´ın peygamberini anlatmak yerine konjöktürün peygamberini anlatıyorlar. Kafalarında ki peygamberi anlatıyorlar.
    Kafalarında ki peygamber tasavvurunda devlet başkanı, ordu komutanı, cihat eden, yeryüzünden kötülükleri kaldıran bir peygamber tasavvuru yok. Dört başı mamur bir peygamber anlayışına sahip değiller. Oysa nasıl ki İslam´ın bir kısmına anlatıp, bir kısmını gizlememiz nasıl yasaklanmışsa, peygamberimizin hayatının bir kısmını anlatıp, bir kısmını gizlememiz de yasaklanmıştır.
    Nedense devlet başkanı bir peygamber anlatılmıyor. Ordu kumandanı bir peygamber hiç anlatılmıyor. Efendimizin topukları şişinceye kadar namaz kıldığını anlatanlar, O´nun Mescidi Nebevi´de elçileri kabul ettiğini anlatmıyor. Yemek tabağının dibini nasıl sünnetlediğini anlatanlar, Efendimizin Uhud´da hangi ulvi amaç uğruna savaştığını ve gazi olduğunu anlatmıyor. Seccadesi ıslanıncaya kadar gözyaşı döken bir peygamberi anlatanlar, yeryüzünün en büyük imparatorlarını Hakk´ka davet edişini anlatmıyor.


    Zırhını giymiş, kılıcını kuşanmış, ordusuna emir komuta eden bir peygamber hayal edemiyoruz. Ilımlı İslam projelerinin geçer akçe olduğu günümüzde, cihadı konuşmak, savaşı konuşmak konjöktüre aykırı. Cihat eden bir peygamber tasavvuruna sahip değiliz. Savaşı ve cihadı Peygamber Efendimize yakıştıramıyoruz ama Allah yakıştırıyor. Efendimiz ; ‘´Benim bir takım isimlerim vardır: Ben, Muhammed´im, ben Ahmed´im, ben Mâhi´yim ki Yüce Allah küfrü benim elimle yok edecektir.´´ buyuruyor. (Buhari, Menakıp,17,Tefsir,61/1).Yine efendimiz kendisi için ‘´Ben Nebiyyül-melhameyim. ‘´ yani “Ben savaş peygamberiyim = Savaşın kendisi için meşru kılındığı peygamberim.” buyuruyor.(Müsned 4. cilt,395,404)
    Elbette ki efendimiz dünyaya sadece savaş içinde gelmemiştir. O barışın da peygamberidir ama efendimiz, onurlu bir savaşı onursuz bir barışa tercih etmiştir. Yeryüzünü ifsat etmek için Müslümanların topraklarını işgal eden, onları yurtlarından çıkaran zorbalarla savaşmaktan çekinmemiştir. Birileri sadece zorbalıktan anlıyorsa, onun zulmünden insanları korumak için savaşmaktan başka çare yoktur.
    Her şeyi yerli yerine oturtan, dünyaya düzen ve huzur getiren İslam dini savaşı da insanca bir kalıba sokmuştur. Yeryüzü Allah´ındır, İslam da Allah´ın dinidir. Yüce Allah Peygamberine ve Müslümanlara kendi dinini, kendi arzında kullarına ulaştırma görevi vermiştir.
    Elbette ki Allah Resulü ve Müslümanlar bu görevi yerine getirirken yeryüzünün emperyalistleriyle savaşmak cihad etmek zorundadır. Rabbimiz Yüce Kitabında “Yeryüzünde fitne kalkıp, din yalnız Allah´ın oluncaya kadar onlarla savaşın.”(Enfal suresi 39) buyuruyor.
    Hemen aklımıza şu ayet gelebilir: “Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.” (Enbiya sur: 107) Unutmayalım ki Allah Resulünün savaşları da rahmettir. Onun katıldığı savaşlar insanlık için rahmet olmuştur. İslam´da savaşın hedefi insanlığı imha etmek değil, insanlığı ihya etmektir.


    Şimdi yüreğimize ateş düşürse de şu soruları kendimize sormamız lazım: Yeryüzü, emperyalistlerin elleriyle imha edilirken, efendimiz aramızda olsa ne yapardı? Müslümanların mukaddes değerleri ayaklar altında çiğnenirken, Allah Resulü aramızda olsa ne yapardı? İslam coğrafyasının kalbinin işgal edildiği, camilerin kundaklandığı, Müslümanların evlerinin başlarına yıkıldığı, sivil yerleşim yerlerinin bombalandığı bugünlerde, Resülullah aramızda olsa ne yapardı?
    Afganistan´da, Pakistan´da, Irak´da, Filistin´de, sakalı bitmemiş, bıyığı terlememiş delikanlılar toplanarak, dünyanın öbür ucundaki zindanlara taşınırken, efendimiz aramızda olsa ne yapardı?
    Garip İslam ülkelerinde namusu kirletilen Müslüman kızların, çığlığı arş-ı alayı titretirken Resülullah aramızda olsa idi hemen kurmaylarını toplayıp savaş kararı mı alırdı yoksa dinler arası diyalog toplantılarına katılmak için Vatikan´a mı giderdi?
    Efendimiz aramızda olsaydı: “İpi kopmuş tespihim, dağılmış dane dane. Garip ama teşbihim, hani nerde imame… Tespihleri toplayın, Hak ipine bağlayın, bir de imame koyun, tevhit gelsin meydane.” diyerek ümmet-i Muhammed´i bir araya getirmeye mi çalışırdı, yoksa AB anayasasını imzalamak için Strasburg´a mı giderdi? İslam´ın tebliğinden 25 yıl sonra Müslümanlar Arabistan´ı, 30 yıl sonra Asya´yı, 40 yıl sonra Afrika´yı fethetti. İslam orduları 50 yıl sonra Avrupa´ya ulaştı. Hem de tarihin en pasif, en silik milletinin eliyle. O güne kadar dört başı mamur bir devlet dahi kuramamış olan bu insanlar Atlas Okyanusu´ndan Çin Seddi´ne kadar muhteşem bir devlet kurdular.
    Müslümanlar Allah´ın dinine yardım etme sorumluluğunu yerine getirdikleri için, Allah onlara iki cihan saadeti nasip etti. Dünyada iken fetihler nasip etti, onlara izzet verdi, şeref verdi. Dünyanın en şerefli milleti, İslam Ümmeti idi.
    Cihat şuuruna sahip bu ümmet, tarihin yatağında akan çer-çöp değil, tarihin yatağını değiştiren yalçın kayalar gibiydi. Müslümanlar, hayatın nesnesi değil, öznesiydi. Onlar için hayat iman ve cihattan ibaretti. Çünkü âlemlere rahmet olan efendimiz onlara böyle öğretmişti. Müslümanlar yeniden izzet ve şeref kazanmak istiyorsa, yapılması gereken şey dört başı mamur bir peygamber tasavvuruna sahip olmakla işe başlamalıdır. Teemmül oluna vesselam.


    Tarık Yılmaz BEKLER






+ Yorum Gönder