Konusunu Oylayın.: İslamiyet'in hak olduğuna itiraz eden diğer din mensuplarına nasıl cevap veririz?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
İslamiyet'in hak olduğuna itiraz eden diğer din mensuplarına nasıl cevap veririz?
  1. 10.Ocak.2011, 22:03
    1
    Misafir

    İslamiyet'in hak olduğuna itiraz eden diğer din mensuplarına nasıl cevap veririz?

  2. 02.Ağustos.2013, 02:05
    2
    Ramadan
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 24.Ağustos.2009
    Üye No: 51064
    Mesaj Sayısı: 1,163
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 12
    Yaş: 32

    Cevap: İslamiyet'in hak olduğuna itiraz eden diğer din mensuplarına nasıl cevap veririz?




    Hristiyan ve Yahudilere İslam dininin hak din olduğunu nasıl anlatabiliriz? İslam ve Kur'an yalnızca size göre hak ve gerçek, öbür dinler yalnız size göre batıl olarak değerlendiriyorsunuz?


    Kur’an-ı Kerim’de OTUZ yerde Hristiyan ve Yahudilerden “Ehl-i kitap” (1) olarak bahsedilmektedir. Bu şekilde onlara davette bulunulmakta ve bütün peygamberleri gönderenin, kitapları indirenin Allah olduğu vurgulanmaktadır.

    Nitekim bir ayette şöyle buyurulmaktadır:

    “De ki: “Ey kitap ehli! Bizimle sizin aranızda ortak bir söze gelin: Yalnız Allah’a ibadet edelim. O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım. Allah’ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilâh edinmesin.” Eğer onlar yine yüz çevirirlerse, deyin ki: “Şahit olun, biz Müslümanlarız.” (2)

    Tevhid / Allah’ın birliği ortak noktadır.

    Herkesin mensubu olduğu dinini hak bilmesi kadar tabii bir şey olamaz. Karşı tarafta yer alanların buna inanamamaları da o kadar doğaldır. Tarihin hiçbir devrinde bütün insanların hak dinde birleştiği görülmemiştir. Dünya insanoğluna mesken olduğu günden beri, hak-batıl çatışmasının olması, bu gerçeğin belgesidir.

    Hiçbir Müslüman Yahudî ve Hristiyanların dinlerinin aslının doğru olmadığını söylemez. İslam’da onların kaynak kitapları olan Tevrat ve İncil’in hak kitap olduğuna inanmak imanın temel esaslarından biridir. Din mensuplarının hataları ile dinin kendisi mesul olmaz. Bizim o iki din mensuplarının yanlışlarını, yaptıkları yanlış yorumları ve tahrifleri eleştirmemiz hiçbir zaman onların dinlerin aslına yönelik değildir. Böyle bir şey bizleri İslam dairesi dışına atar.

    Buna mukabil, onların İslam dinini, Kur’an’ı kabul etmemeleri kendi sorunlarıdır. Bize düşen, Kur’an’ı doğru anlamak, mucizeliğini iyi kavramak ve -onlar dahil- herkesle bu gerçekleri paylaşmaktır. Hidayet Allah’ın elindedir. Şunu çok iyi biliyoruz ki, cennet adam istediği gibi cehennem de adam ister.

    Kur’an kırk yönden mucizedir. Hz. Muhammed (asm) ise binler mucize belgeleriyle hak peygamber olduğunu ortaya koymuştur. Bunlar sübjektif değil, objektif belgelerdir. Örneğin, Kur’an’da “Bizanslıların Sasanilerle kısa bir süre sonra yeniden savaşa başlayacağını ve onları yeneceğini haber vermesi; Mekke’nin fethedileceğini iki yıl önce haber vermesi, Müslümanların bir süre sonra müşriklerin eziyetinden kurtulacaklarını, her tarafta İslam dinin yayılması sonucu Hicaz bölgesinde tam bir emniyet ve güvenin hâkim olacağını bildirmesi, kısa bir süre sonra müşrik topluluğun (Bedir savaşında) hezimete uğrayacağını bildirmesi, İslam devletinin -Hz. Peygamberin vefatından sonra da- hilafetle devam edeceğini haber vermesi,.." gibi, tarih tarafından hepsinin olduğu gibi ortaya çıktıkları tasdik edilen gaybî haberler, -dinsiz olsun, dindar olsun- her akl-ı selim sahibinin kabul etmesi gereken hak dinin açık kriterleridir.

    Ayrıca, Kur’an’ın o günkü Arapça dil belagatının zirvesinde olan Arap müşriklerine karşı meydan okuması, “bir tek surenin bir benzerinin getirilmesi halinde davadan vazgeçeceğini” haykırması ve hiç kimsenin böyle bir şeyi ortaya koymaması, Kur’an’ın Allah tarafından gönderilen bir kitap olduğunu açık belgesidir.

    Belagatın zirvesinde olan onlarca şair, edip kimselerin inadı bırakıp İslam dinine girmesi de ayrı bir hak ve hakkaniyet belgesidir.

    Zemahşerî, Bakıllanî, Abdulkahir Cürcanî, Sekkakî gibi binler Arap dili ve belagatının zirve uzmanları, Kur’an’ın bir insan sözü olmasının mümkün olmadığını dünya-âleme ilan etmeleri ayrı bir belgedir.

    Tarih boyunca ve bu gün de Yahudî ve Hristiyan din adamlarından ve bilginlerden pek çok insaflı kimselerin İslam dinine girmeleri Ehl-i kitap için de üzerinde önemle durulması gereken bir hak belgesi niteliğindedir.

    Hz. Musa (as)’ın asası ve yed-i beyzası mucizesini gözleriyle gördükleri veya işittikleri halde Firavun ve taraftarlarının ona inanmaması ve onu öldürmeye teşebbüs etmeleri; keza Hz. İsa (as)’ın en müzmin hastalıklarla mustarip olan hastalara şifa dağıttığını, hatta ölüleri dahi dirilttiğini gören veya işiten Yahudilerin buna rağmen onu öldürmeye teşebbüs etmeleri, bu iki kutsî zatın peygamberliğine zerre kadar halel getirmediği gibi; Kur’an’ın açık ifadesiyle; bir gecenin çok kısa bir bölümünde Mekke’den Kudüs’e gidip tekrar Mekke’ye döndüğünü, Ay’ı bir parmağının işaretiyle ikiye böldüğünü, Bedir savaşı esnasında bir avuç toprağı atıp müşrik ordusunun her ferdinin gözüne bir avuç toprak koyduğunu, keza sahih hadis kaynaklarıyla sabit olduğu üzere, on parmağını on musluk yapıp ordusuna su içirdiğini, yüzlerce hastalara şifa dağıttığını, hatta eli, kolu, bacağı -savaşta- kopanın bu uzuvlarına mübarek tükürüğünü sürerek derhal iyileşmesini sağladığını, Uhud savaşında okun isabet etmesiyle dışarı fırlayan arkadaşının gözünü yerine koyup el sürmesiyle eskisinden daha güzel halde iyileşmesi gibi yüzlerce mucizesini gören veya işitenlerin de -bu mucizelere rağmen- Hz. Muhammed (asm)’in peygamberliğini inkâr etmeleri, onun davasının hak ve hakkaniyetine sivrisinek kanadı kadar zarar vermez ve akl-ı selim sahipleri nezdinde bir kıymet ifade etmez.

    Çünkü, bu inkâr hareketleri her peygamber için geçerlidir. Gerek Hz. Musa (as)’ı, gerek Hz. İsa (as)’ı, gerek Hz. Muhammed Mustafa (asm)’ı yalanlayanların hepsinin kullandıkları ortak argümanları “SİHİR”dir. Hepsi de gördükleri mucizeleri birer sihir olarak algılamaya çalışmıştır. Nefislerini, şeytanlarını, makam-mevkilerini, siyasî-sosyal- ekonomik konumlarını bir peygambere feda etmemek için sığındıkları “SİHİR” hülyası, onlar için sihirli değnek bir hayat iksiri hükmüne geçmiştir. Halbuki, mucizeye sihir demekle, gerçeğin ismini değiştirmekle müsemmanın / gerçeğin değişmesi mümkün değildir.

    Güneş üflemekle sönmez, göz yummakla gece olmaz; gözünü kapayan sadece kendine gece yapar...

    İlave bilgiler için tıklayınız:

    Bir Hristiyana nasıl tebliğ ederiz?

    Gayri müslimlere İslam'ı nasıl anlatırız?

    Dipnotlar:

    1. Âl-i İmran, 3/64-65, 69-72, 75, 98-99, 110, 113, 199; Nisa, 4/123, 153, 159, 171; Maide, 5/15, 19, 47, 59, 65, 68, 77; Ankebut, 29/46; Ahzab, 33/26; Hadid, 57/29; Haşr, 59/2, 11; Beyyine, 98/1, 6.

    2. Âl-i İmran, 3/64.

    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet


  3. 02.Ağustos.2013, 02:05
    2
    Devamlı Üye



    Hristiyan ve Yahudilere İslam dininin hak din olduğunu nasıl anlatabiliriz? İslam ve Kur'an yalnızca size göre hak ve gerçek, öbür dinler yalnız size göre batıl olarak değerlendiriyorsunuz?


    Kur’an-ı Kerim’de OTUZ yerde Hristiyan ve Yahudilerden “Ehl-i kitap” (1) olarak bahsedilmektedir. Bu şekilde onlara davette bulunulmakta ve bütün peygamberleri gönderenin, kitapları indirenin Allah olduğu vurgulanmaktadır.

    Nitekim bir ayette şöyle buyurulmaktadır:

    “De ki: “Ey kitap ehli! Bizimle sizin aranızda ortak bir söze gelin: Yalnız Allah’a ibadet edelim. O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım. Allah’ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilâh edinmesin.” Eğer onlar yine yüz çevirirlerse, deyin ki: “Şahit olun, biz Müslümanlarız.” (2)

    Tevhid / Allah’ın birliği ortak noktadır.

    Herkesin mensubu olduğu dinini hak bilmesi kadar tabii bir şey olamaz. Karşı tarafta yer alanların buna inanamamaları da o kadar doğaldır. Tarihin hiçbir devrinde bütün insanların hak dinde birleştiği görülmemiştir. Dünya insanoğluna mesken olduğu günden beri, hak-batıl çatışmasının olması, bu gerçeğin belgesidir.

    Hiçbir Müslüman Yahudî ve Hristiyanların dinlerinin aslının doğru olmadığını söylemez. İslam’da onların kaynak kitapları olan Tevrat ve İncil’in hak kitap olduğuna inanmak imanın temel esaslarından biridir. Din mensuplarının hataları ile dinin kendisi mesul olmaz. Bizim o iki din mensuplarının yanlışlarını, yaptıkları yanlış yorumları ve tahrifleri eleştirmemiz hiçbir zaman onların dinlerin aslına yönelik değildir. Böyle bir şey bizleri İslam dairesi dışına atar.

    Buna mukabil, onların İslam dinini, Kur’an’ı kabul etmemeleri kendi sorunlarıdır. Bize düşen, Kur’an’ı doğru anlamak, mucizeliğini iyi kavramak ve -onlar dahil- herkesle bu gerçekleri paylaşmaktır. Hidayet Allah’ın elindedir. Şunu çok iyi biliyoruz ki, cennet adam istediği gibi cehennem de adam ister.

    Kur’an kırk yönden mucizedir. Hz. Muhammed (asm) ise binler mucize belgeleriyle hak peygamber olduğunu ortaya koymuştur. Bunlar sübjektif değil, objektif belgelerdir. Örneğin, Kur’an’da “Bizanslıların Sasanilerle kısa bir süre sonra yeniden savaşa başlayacağını ve onları yeneceğini haber vermesi; Mekke’nin fethedileceğini iki yıl önce haber vermesi, Müslümanların bir süre sonra müşriklerin eziyetinden kurtulacaklarını, her tarafta İslam dinin yayılması sonucu Hicaz bölgesinde tam bir emniyet ve güvenin hâkim olacağını bildirmesi, kısa bir süre sonra müşrik topluluğun (Bedir savaşında) hezimete uğrayacağını bildirmesi, İslam devletinin -Hz. Peygamberin vefatından sonra da- hilafetle devam edeceğini haber vermesi,.." gibi, tarih tarafından hepsinin olduğu gibi ortaya çıktıkları tasdik edilen gaybî haberler, -dinsiz olsun, dindar olsun- her akl-ı selim sahibinin kabul etmesi gereken hak dinin açık kriterleridir.

    Ayrıca, Kur’an’ın o günkü Arapça dil belagatının zirvesinde olan Arap müşriklerine karşı meydan okuması, “bir tek surenin bir benzerinin getirilmesi halinde davadan vazgeçeceğini” haykırması ve hiç kimsenin böyle bir şeyi ortaya koymaması, Kur’an’ın Allah tarafından gönderilen bir kitap olduğunu açık belgesidir.

    Belagatın zirvesinde olan onlarca şair, edip kimselerin inadı bırakıp İslam dinine girmesi de ayrı bir hak ve hakkaniyet belgesidir.

    Zemahşerî, Bakıllanî, Abdulkahir Cürcanî, Sekkakî gibi binler Arap dili ve belagatının zirve uzmanları, Kur’an’ın bir insan sözü olmasının mümkün olmadığını dünya-âleme ilan etmeleri ayrı bir belgedir.

    Tarih boyunca ve bu gün de Yahudî ve Hristiyan din adamlarından ve bilginlerden pek çok insaflı kimselerin İslam dinine girmeleri Ehl-i kitap için de üzerinde önemle durulması gereken bir hak belgesi niteliğindedir.

    Hz. Musa (as)’ın asası ve yed-i beyzası mucizesini gözleriyle gördükleri veya işittikleri halde Firavun ve taraftarlarının ona inanmaması ve onu öldürmeye teşebbüs etmeleri; keza Hz. İsa (as)’ın en müzmin hastalıklarla mustarip olan hastalara şifa dağıttığını, hatta ölüleri dahi dirilttiğini gören veya işiten Yahudilerin buna rağmen onu öldürmeye teşebbüs etmeleri, bu iki kutsî zatın peygamberliğine zerre kadar halel getirmediği gibi; Kur’an’ın açık ifadesiyle; bir gecenin çok kısa bir bölümünde Mekke’den Kudüs’e gidip tekrar Mekke’ye döndüğünü, Ay’ı bir parmağının işaretiyle ikiye böldüğünü, Bedir savaşı esnasında bir avuç toprağı atıp müşrik ordusunun her ferdinin gözüne bir avuç toprak koyduğunu, keza sahih hadis kaynaklarıyla sabit olduğu üzere, on parmağını on musluk yapıp ordusuna su içirdiğini, yüzlerce hastalara şifa dağıttığını, hatta eli, kolu, bacağı -savaşta- kopanın bu uzuvlarına mübarek tükürüğünü sürerek derhal iyileşmesini sağladığını, Uhud savaşında okun isabet etmesiyle dışarı fırlayan arkadaşının gözünü yerine koyup el sürmesiyle eskisinden daha güzel halde iyileşmesi gibi yüzlerce mucizesini gören veya işitenlerin de -bu mucizelere rağmen- Hz. Muhammed (asm)’in peygamberliğini inkâr etmeleri, onun davasının hak ve hakkaniyetine sivrisinek kanadı kadar zarar vermez ve akl-ı selim sahipleri nezdinde bir kıymet ifade etmez.

    Çünkü, bu inkâr hareketleri her peygamber için geçerlidir. Gerek Hz. Musa (as)’ı, gerek Hz. İsa (as)’ı, gerek Hz. Muhammed Mustafa (asm)’ı yalanlayanların hepsinin kullandıkları ortak argümanları “SİHİR”dir. Hepsi de gördükleri mucizeleri birer sihir olarak algılamaya çalışmıştır. Nefislerini, şeytanlarını, makam-mevkilerini, siyasî-sosyal- ekonomik konumlarını bir peygambere feda etmemek için sığındıkları “SİHİR” hülyası, onlar için sihirli değnek bir hayat iksiri hükmüne geçmiştir. Halbuki, mucizeye sihir demekle, gerçeğin ismini değiştirmekle müsemmanın / gerçeğin değişmesi mümkün değildir.

    Güneş üflemekle sönmez, göz yummakla gece olmaz; gözünü kapayan sadece kendine gece yapar...

    İlave bilgiler için tıklayınız:

    Bir Hristiyana nasıl tebliğ ederiz?

    Gayri müslimlere İslam'ı nasıl anlatırız?

    Dipnotlar:

    1. Âl-i İmran, 3/64-65, 69-72, 75, 98-99, 110, 113, 199; Nisa, 4/123, 153, 159, 171; Maide, 5/15, 19, 47, 59, 65, 68, 77; Ankebut, 29/46; Ahzab, 33/26; Hadid, 57/29; Haşr, 59/2, 11; Beyyine, 98/1, 6.

    2. Âl-i İmran, 3/64.

    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet





+ Yorum Gönder