Konusunu Oylayın.: Sebe'lilerin Öyküsü

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Sebe'lilerin Öyküsü
  1. 07.Ocak.2011, 22:16
    1
    Misafir

    Sebe'lilerin Öyküsü

  2. 07.Ocak.2011, 23:04
    2
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,654
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 336
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Yanıt: Sebe'lilerin Öyküsü




    Kuranda Sebe'liler Öyküsü:


    Nemi Suresinde Sebe' Kraliçesi ve Hz.Süleyman:


    Sebe' suresinde geçen Sebe'Iiler öyküsüne geçmeden önce, Sebe' Kraliçesi[204] İle Hz.Süleyman arasında geçen olaylardan söz eden Nemi süresindeki âyetler üzerinde duracağız. Ondan sonra Sebe' suresinde geçen Sebe'Iiler öyküsünü ele alacağız. [205] Yüce Allah buyuruyor:
    "Süleyman, kuşları denetleyerek "Ibibik'i niçin göremiyorum? Yoksa kayıplarda mı? Bana apaçık bir delil getirmelidir, yoksa onu ya şiddetli bir cezaya çarptırırım yahut keserim" dedi.
    Çok geçmeden İbibik gelip Süleyman'a "Senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sana Sebe'den bir haber getirdim. Oranın halkına hükmeden, her şeyden kendisine bolca verilen ve büyük bir tahta sahip olan bir kadın buldum. Onun ve milletinin Allahı bırakıp güneşe secde eliklerini gördüm. Göklerde ve yerde gizli olanları ortaya koyan, gizlediğiniz ve açıkl adığınız şeyleri bilen Allah'a secde etmemeleri için şeytan, yaptıklarını kendilerine güzel göstermiş, onları doğru yoldan alıkoymuştur. Bunun için doğru yolu bulamazlar. O çok büyük arşın sahibi olan Allah'tan başka tanrı yoktur" dedi.
    Süleyman şöyie dedi:"Doğru mu söylüyorsun, yoksa yalancılardan mısın, bakacağız. Şu mektubumu götür, onlara at, sonra bir yana çekil, varacakları sonuca bak".
    Sebe' kraliçesi: "Ey ileri gelenler! Bana, merhamet eden, merhametli olan Allah'ın adıyla başlayan ve sakın bana karşı başkaldırmayın ve teslim olarak bana gelin, diyen Süleyman'dan gönderilen önemli bir mektup bırakıldı. Ey İleri gelenler! Vereceğim karar hakkında bana fikrinizi söyleyin. Bir iş hakkında sizden ayrı kesin bir karar vermenV'dedi.
    "Biz güçlü ve zorlu savaş adamlarıyız, emir senindir, yeter ki sen emret" dediler.
    Kraliçe:"Şüphesiz hükümdarlar bir şehre girdikleri zaman orasını bozarlar, onurlu kimselerini ezerler, işte böyle davranırlar. Ben onlara bir hediye göndereyim de elçilerin nasıl bir cevapla döneceklerine bakayım" dedi.
    Süleyman'a geldiklerinde: "Bana mal ile yardım etmek mi isityorsunuz? Allah'ın bana verdiği, size verdiğinden daha iyidir. Ama belki de siz hediyenizle sevinirsiniz. Onlara dön! And olsun ki güç yetiremiyeceleri bir ordu ile gelir, onları Oradan alçalmış ve küçük düşmüş olarak çıkanrız"dedi.
    Süleyman "Ey cemaat! Bana teslim olmalarından önce hanginiz o kraliçenin tahtını yanıma getirebilir"?" d d' Cinlerden bir ifrit, "Sen yerinden kalkm adan önce sana onu getiririm, buna karşı güvenilir bir güce sahibim" dedi Kitabtan bilgi sahibi olan biri "Gözünü açıp kapam adan ben onu sana getiririm" dedi .
    Süleyman tahtı yanına yerleşivermiş görünce "Bu şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük mü edeceğim, diye
    sınayan Rabbimin lütfundandır, şükreden ancak kendisi
    için şükretmiş olur, fakat nankörlük eden bilsin ki Rabbim hiçbir şeye muhtaç değiîir, kerem sahibidir "dedi.
    Sülemeyman, "Tahtına onun tanımayacağı bir şekil verin, bakalım tanıyabilecek mi, yoksa tanımayacak mı? "dedi.
    Kraliçe geldiğinde " Senin tahtın böyle miydi?"denildi. O da "Sanki odur, daha önce bize bilgi verilmişti ve teslim olmuştuk" dedi.
    Kraliçeyi o zamana kadar alıkoyan, Allah'tan başka taptığı şeylerdi. Çünkü kendisi inkarcı bir millettendi. Ona "Köşke gir" denildi. Onu görünce, derin bir su sandı, eteğini çekti. Süleyman: "Şüphsiz bu, kristalden yapılmış parlak bir salondur "dedi.
    Krafiçe "Rabbim! Şüphesiz ben kendime yazık etmişim. Süleyman'la beraber alemlerin rabbi olan Allah'a teslim oldum"dedi."[206]

    Hz.Süleyman ve Sebe' Liler Kraliçesi Öyküsünün Özeti:


    Hz.Süleyman ile Sebe'liler kraliçesi arasında geçen olayları kısaca belirttikten sonra şunları söyleyebiliriz:
    Kraliçeleri zamanında Sebe1 halkı zenginlik, bolluk, refah ve gelişmişlikte ileri bir seviyeye gelmişler, "Kendisine her şeyden verilmiş" genel ifadesinin belirttiği gibi kendilerine her şeyden verilmiş, kraliçeleri yönetimde halkına danışmış, ama halk ona uydu olup kararlarını uygulamakla yetinmiş, İbibik kuşunun kendisine bildirmesiyle onları öğrenen Hz.Süleyman kraliçeyi ve halkını İslama davet etmiş, kendisine zayıflığını, acizliğini ve bilgisizliğini gösterecek sürprizler hazırlamış, kraliçe Hz.Süleyma'ın gücüne ve ileri olduğuna kanaat getirmiş, bunu da doğru olan dini ile sağl adığma inanmış, böylece İman ederek alemlerin rabbı olan Allah'a teslim olmuştur.[207]

    Sebe' Suresinde Sebeliler Öyküsü:


    Kur'anı Kerim, Sebe' suresinde de Sebeliier öyküsünü şöyle anlatır:
    "Sebe'lilerin yurtlarında Allah'ın gücüne bir âyet/delil vardır. Sağlı sollu iki bahçe vardı. Onlara: "Rabbinizin verdiği nzıktan yiyin ve ona şükredin. İşte hoş bir şehir ve bağışlayan bir rab" denmişti.
    Fakat onlar yüz çevirdiler. Bunun için biz de üzerlerine baraj selini gönderdik. Onların bahçelerini buruk yemişli, acı ılgınlık ve içinde biraz da sedir ağacı bulunan iki bahçeye çevirdik. Bu şekilde inkarlarından ötürü onları cezalandırdık. Biz nankörden başkasını cezalandırır mıyız?!
    Onlarla kutlu kıldığımız şehirler arasında, karşıdan karşıya görünen kasabalar var etmiş, aralarında mesafesi belirli yollar yapmıştık. "Oralarda geceleri ve gündüzleri güven içinde gezin" demiştik. Ama onlar "Rabbimiz!
    Yolculuklarımızın mesafesini uzat" deyip kendilerine yazık ettiler. Biz de onları efsane yapıverdik, darmadağın ettik.
    Şüphesiz bunlarda, çok sabreden ve çok şükreden kimseler için dersler vardır.
    And olsun ki iblis, onlar hakkındaki görüşünü doğru çıkartmış, inananlardan bir topluluk dışında, hepsi ona uymuşlardı. Oysa Iblis'in onlar üzerinde bir nüfuzu yoktu. Ama biz ahirete inanan kimselerle ondan şüphe içinde olanları böylece ortaya çıkarırız. Rabbin her şeyi gözetip koruyandır."[208]

    Öykü İle İlgili Haberler:


    Tarihçiler ve haber nakledenler Sebe'liler, devlet kurmaları, onlara veriien nimetler, baraj sularının altında kalmaları ve ondan sonra başlarına gelen olaylarla ilgili ayrıntılı bilgiler verirler. Kabul ettiğimiz veya inandığımız için değil, sadece okuyucuları haberdar etmek ve kabul yahut red etmemeleri gerektiğini söylemek için bu ayrıntılı haberlerin bir kısmını vereceğiz. Bu haberleri kendimiz kabul veya red etmiyoruz. Çünkü kabul veya red etmemek, araştırmaya ve biiime en uygun ve en güvenilir yoldur. Zaten bu haberlerin hangisi doğru, hangisi yalan, hangisi iyi,hangisi kötü olduğunu ayırdetme imkanı verecek bilgilere de sahip değiliz.Bunu yapmanın bilimsel bir yararı da yoktur. Onları bilmediğimiz zaman bir kaybımız olmadığı gibi, kabul veya red etmemenin bize bir zararı da olmaz.
    Tarihçiler ve haber nakledenler şöyle anlatırlar: Sebe', Yemen'de ilk hükümdardır, adı İbn Abdişems İbn Yeşcub Ibn Yarub İbn Kahtan'dır. Sebe' adı verilmesinin sebebi, Araplardan düşmanı esir alan ilk kral olmasıdır.
    Kendisine Raiş de denilirdi. Çünkü savaşta düşmandan aldırı ganimet mallarını halkına veriyordu. Araplar bu mallara riş ve riyaş adını verirler.
    Sebe' ülkesi bol nimetler içinde yüzüyordu, âyetlerin belirttiği gibi, Allah onlara her şey vermişti. Gelişmiş bir medeniyet kurdular, vadilerde akan suları kontrol altına akhlar ve Me'rib şehri yakınında iki dağ arasında büyük bir baraj yaptılar. Buna Me'rib barajı (şeddi) adı verildi, baraj sularıyla bağ ve bahçelerini, tarlalarını sul adılar. Büyük bag ve bahçeler yaptılar. Bahçelerinde her türden meyve ağaçları vardı ve türlü türlü meyveler devşirirlerdi.
    Sebe'lilerin vadide bahçeleri vardı. Bahçelerde o kadar çok meyveler vardı ki kadın, başının üstünde taşıdığı sepetiyle ağaçların arasından geçerken, kimse koparm adan kendi kendine düşen meyvelerle sepetler dolardı.
    Ülkede sivrisinek, karasinek, pire, akrep ve yılan gibi haşerat yoktu. Çünkü hava çok güzel, iklim çok hoştu. Allah onlara bu kadar çok nimet vermiş, kendisine ibadet etmelerini ve başkasını ortak koşmalarını istemişti.
    Kraliçe Belkis oların hükümdarlarındandı Hz.Süleyman ile diyalogu olmuş ve sonunda müslüman olmuştu. Nemi suresi buna işaret etmektedir.
    Ama Sebe' halkı, Belkis'm ölümünden sonra kafir oldular, Allah'a ortak koştular, şımardılar, bozuldular ve azdılar. Allah'ın değişmez yasasına müstehak oldular ve Allah onları cezalandırdı. Me'rib barajını yıktı, içindeki suyu üzerlerine saldı. Her şeyi yakıp yıkan büyük bir sel oldu.Kur'an ona "Arim Seli" adını verir. Bağ ve bahçeleri yerlebir etti, ağaç ve meyveleri bitirdi, böylece yaptıkları sebebiyle Allah onların tüm nimetlerini yok etti.
    Tarihçiler ve haber nakledenler barajın nasıl yıkıldığı, baraj sularının her tarafı nasıl silip süpürdüğünü uzun uzun anlatırlar. Özetle, kahinler, barajı tarla farelerinin yıkacağını haber vermişler, onlar da barajın her yerine kediler yerleştirmişler, Ama Allah'ın emri gelince fareler baraja saldırmış ve bekleyen kendileri yenerek Öldürmüşler.
    Bu durumu komutanlarından Amr Ibn Amir görmüş, helak vaktinin yaklaştığına inanmış, arazi ve mülklerini paraya çevirecek bir yol düşünmüş, yeğenini çağırıp kendisine şöyle demiş: Bu akşam halk odasında oturursam, gel ve "Niçin malımı vermiyorsun?" de. Ben de sana "Bende malın yoktur, baban da bir şey bırakm adı, yalan söylüyorsun, diyeceğim". Seni yalanlayınca, sen de beni yalanla ve sana söylediğimin aynısını bana söyle, böyle yaptığında sana söveceğim, sen de bana söversin, bana sövünce, seni tokatlayacağım, o zaman sen de kalk ve beni tokatla" dedi.
    Yeğeni ona "Amca, ben sana böyle karşılık veremem" deyince, adam "Evet, böyle yap, çünkü bununla senin ve aile bireylerinin iyiliğini istiyorum" dedi. Yeğeni de peki, dedi.
    Oturduğu halk odasına yeğeni gelmiş ve tartışma kurgulandığı gibi karşılıklı tokatlaşmaya kadar varmış, bunun üzerine adam "Ey Falan oğullan! Ben aranızda nasıl tokatlanınm? Falan kişinin beni tok atladığı bir memlekette kesinlikle kalamam, evimi, bağımı, tarlamı kim satın alır" diye bağırmış, halk ciddi olduğunu görünce, bütün mallarını satın almışlar.
    Paralan alıp kendisi ve aile fertleri yola çıkmaya hazırlanırken, halkına seslenmiş ve " Ey halkım! Azap başınızda dolaşıyor, yakında yok olacaksınız, sizden yeni bir ev , güçlü bir deve ve yolculuk yapmak isteyenler Umman'a gitsin, içki, ekmek ve üzüm suyu isteyenler Busra'ya gitsin, hurmalıklar, gölgede oturanlar ve kadın isteyenler, hurmalıkları çok olan Yesrib'e gitsin," demiş.
    Halkın bir bölümü söylediğine inanmış ve dağılmışlar. Ezd kabilesi Umman'a, Gassan kabilesi Busra'ya, Evs, Hazrec ve Ka'b İbn Amr kabileleri de Yesrib (Medine) ye gitmişler. Medine'ye gidenler, şehre varm adan önce Batnu Nahle denilen yere gelince, Ka'b Oğullan buranın eşsiz bir yer olduğunu görmüş ve Orada kalmışlar, o günden beri halktan ayrıldıkları için kendilerine Huzaalılar adı verilmiştir. Evs ve Hazrec kabileleri ise Medine'ye gelip yerleşmişler.
    Fareler barajı yıkmayı başarmış ve baraj yıkılmış, sular her tarafı yıkıp geçmiş, ekin ve meyveleri yeriebir etmiş ve Sebe' halkı suyun altında kalmışlar. Küfür ve azgınlıkları sebebiyle o medeniyet yıkılmış ve yok olmuştur. "Bu sekide, küfrtemeleri sebebiyle onları cezalandırdık. Çok kafir olandan başkasını cezalandırır mıyız?".
    Sebe' halkının başına gelenler hakkında cahiliye devri şairlerinden A'şa (Meymun îbn Kays) şöyle der:
    "İbret alacak kişiye bu bir derstir-Me'rib'de olanları sel aldı.
    Himyer onlara mermerden set yapmıştı-Suları geldiğinde boşa gitmedi.
    Ekinleri ve bağları sul adı-paylaşıldığı zaman suları yeterli geldi.
    Ama o kadar cimri kesildiler ki-Susamış çocuğun su içmesine bile izin vermediler."[209]
    Sebe'liler, yapılan barajın yıkılması, halkın göç etmesi ile ilgili bu bilgileri benimseyip kabul ettiğimiz için buraya almış değiliz. Biz onları kabul veya red etmediğimiz gibi, okuyucuların da kabul veya redetmeyip hakkında hüküm vermemelerini tavsiye ederiz.[210]

    Sebe' Suresinde Öykü Hangi Bağlamda Anlatılmaktadır?


    Şimdi de Sebe suresinde Sebe'liler öyküsünün geçtiği bağlama bakalım. Surede öyküden önce adaletli ve Allah'a şükreden mümin iki hükümdar olmaları sebebiyle Hz. Dâvûd ve Hz.Süleyman'dan sözedilmektedir. Ondan sonra şımarıklığın, azgınlığın ve küfrün bir örneği olarak da Sebe'liler öyküsü anlatılmaktadır. Merhum Seyyid Kutup, Öykünün bağlamı ve Nemi suresinde geçen bölümle bağlantısı konusunda şöyle der:
    "Hz. Dâvûd öyküsünde Allah'a iman, onun verdiklerine teşekkür ve nimetlerini güzel kullanma anlatılmaktadır. Bunun asimetriği olan sayfa ise, Sebe'liler sayfasıdır. Nemi suresinde Sebe' kraliçesi ile Hz.Süleyman arasında geçen olaylar anlatılmıştır, burada Hz.Süleyman öyküsünden sonra tekrar Sebe'liler anlatılmaktadır. Bu da buradaanlatılan olayların Hz.Süleyman ile kraliçe arasında meydana gelen olaylardan sonra olduğu izlenimi vermektedir.
    Öykünün buradaSebe halkının nimetlerle şımarmaları, sonra bu nimeti yitirmeleri, daha sonra dağılıp her tarafa yayılmalarından söz etmesi, bu izlenimi güçlendirmektedir. Nemi suresinde Hz.Süleyman ile olan ilşiklerinin anlatıldığı kraliçeleri zamanında bu insanlar büyük bir mülke sahip olmuşlar ve geniş bir bolluk içinde yüzmüşlerdir. Nitekim bunu İbibik kuşu Hz.Süleyman'a şöyle anlatır:
    "Onlara bir kadının hükmettiğini gördüm. Kendisine herşeyden verilmiştir. Büyük bir tahtı vardır.Onun ve halkının, Allah yerine güneşe secde ettiklerini gördüm". Bunu kraliçenin ve onunla beraber Sebe' halkının alemlerin rabbı olan Allah'a teslim olmaları izlemiştir, buradageçen öykünün olayları, kraliçenin müslüman olmasından sonra meydana gelmiş ve sahip oldukları nimet ve bolluk için Allah'a şükretmekten yüz çevirmeleri üzerine başlarına olayların geldiği anlatılmaktadır."[211]

    Sebe'liler Ülkesi Hakkında Sahih Bîr Hadis:


    îbn Abbas'tan rivayet edildiğine göre, bir adam Rasulullaha Sebe' adının yer veya adam ismi olup olmadığını sordu. Rasulullah adamın adı oluğunu ve onun on oğlundan on tane boy meydana geldiğini söyledi. Bu boylardan altısı Yemen'de, dördü de Şam bölgesinde yerleşmiştir. Müzhİc, Kinde, Ezd, Eşariler, Enmar, Himyer boyları Yemen'e, Lahm Cüzam, Âmile ve Ğassan, Şam bölgesine yerleşmiştir. "[212]
    Îbn Kesir, hadisin anlamı ile ilgili olarak şöyle der: "Ondan on arab doğmuştur,sözü, hepsinin onun çocukları olması anlamında değil,Yemen araplarından kabilelerin aslı olan on boyun meydana gelmesi demektir. Nitekim aralarında iki, üç ve daha fazla nesil olanlar vardır.
    Onların altısı Yernen'de, dördü Şam bölgesinde yerlemesi sözü de, Allah'ın üzerlerine baraj selini gönderdikten sonra bazılarının kendi yurdunda kalması, bazılarının da başka yerlere göç etmiş olması anlamındadır"[213]

    Sebe', Bir Âyet/Delildir:


    Yüce Allah "Sebe'liler için yurtlarında bir âyet vardır" buyurmaktadır. Arapç ada âyet, alamet, açık delil ve tam ibret anlamındadır, âyet olmaları ise şundandır: Yüce Allah kendilerine çok büyük nimetler vermiş, kendisine ibadet ve şükretmesini istemiştir. Fakat onlar bunu yapmadılar, şımardılar, azgıniaştılar ve küfrettiler. Bunun üzerine Allah onlara sosyal yasasını uyguladı, cezalandırıp başlarına azap indirdi ve sahip oldukları bütün nimetler yok oldu. Onun için Allah'a karşı isyan eden ve onun nimetlerini yanlış yerde kullanan herkes için canlı bir örnek oldular.
    Kur'anı Kerim, özellikle Allah'ın kendilerine bolluk ve refah verdiği kimseler başta olmak üzere, insanları Sebe' halkının yolundan gitmekten, onlar gibi olmaktan sakındırmakt adır ki onların başına gelenler başlarına gelmesin.
    Sebe' halkı bir âyettir. Ama bu âyetten kimler yararlanır? Kimler onlardan ibret alır? Elbette kalpleri diri olan ve gerçekleri görebilen akıl sahibi müminler yararlanacaktır.
    Ama heves, mal ve şehvetin kulu olanlar ibret ve öğüt almazlar. Çünkü kalpleri var ama onlarla anlamazlar, gözleri var ama onlarla görmezler, kulakları var ama onlarla işitmezler, işte onlar hayvanlar gibidir, hatta havanlardan da daha çok yollarını yitirmişlerdir."l79. And olsun ki, cehennem için de bir çok cin ve insan yarattık; onların kalpleri vardır ama anlamazlar; gözleri vardır ama görmezler; kulakları vardır ama işitmezler. İşte bunlar hayvanlar gibi hatta daha sapıktırlar. İşte bunlar 3afillerdir"{Araf,179). Onun için bu tür kişilerin Allah'ın âyetlerine iltifat etmediklerini görürüz. Yerde ve göklerde her gün gördükleri nice âyetler vardır, ama onlardan yüz çevirirler.[214]
    Allah'ın Sebe'lilere Verdiği Nimetler:


    Kur'an, Yüce Allah'ın' Sebe' halkına hangi nimetler verdiğini ayrıntılı olarak belirtmemiştir, sadece" sağlı sollu iki bahçe" cümlesiyle özet olarak vermiştir.
    Tek bir cümle, ama tasvir edici ve icaz dolu bir cümle! Bu cümle okuyucuya nimetlerin sanatsal bir tablosunu vermekte ve ne kadar çok olduğunu canlandırmakt adır. Bu durumu ile her türlü açıklama ve ayrıntıları belirtmenin yerini doldurmakt adır.
    Allah'ın verdiği nimetler , bîri sağda, biri de solda olmak üzere gür iki bahçe, şeklinde ortaya çıkmaktadır. Bunlar bolluk, verim, refah, servet ve güzellik simgesidir, insan, sağında ve solunda bulunan gür bahçeler arasında Ömür sürmekten başka ne ister?
    "Bahçe" kelimesinin seçilmesi, Yüce Allah'ın onlara verdiği büyük nimet ve bol meyveleri çağrıştırmakt adır. Bu da kendilerine ilham ettiği suyu tutma, güzel kullanma ve yararlanmanın sonucudur. Suyu kontrol edip kullandılar ve o iki bahçeyi meydana getirdiler.[215]


  3. 07.Ocak.2011, 23:04
    2
    Moderatör



    Kuranda Sebe'liler Öyküsü:


    Nemi Suresinde Sebe' Kraliçesi ve Hz.Süleyman:


    Sebe' suresinde geçen Sebe'Iiler öyküsüne geçmeden önce, Sebe' Kraliçesi[204] İle Hz.Süleyman arasında geçen olaylardan söz eden Nemi süresindeki âyetler üzerinde duracağız. Ondan sonra Sebe' suresinde geçen Sebe'Iiler öyküsünü ele alacağız. [205] Yüce Allah buyuruyor:
    "Süleyman, kuşları denetleyerek "Ibibik'i niçin göremiyorum? Yoksa kayıplarda mı? Bana apaçık bir delil getirmelidir, yoksa onu ya şiddetli bir cezaya çarptırırım yahut keserim" dedi.
    Çok geçmeden İbibik gelip Süleyman'a "Senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sana Sebe'den bir haber getirdim. Oranın halkına hükmeden, her şeyden kendisine bolca verilen ve büyük bir tahta sahip olan bir kadın buldum. Onun ve milletinin Allahı bırakıp güneşe secde eliklerini gördüm. Göklerde ve yerde gizli olanları ortaya koyan, gizlediğiniz ve açıkl adığınız şeyleri bilen Allah'a secde etmemeleri için şeytan, yaptıklarını kendilerine güzel göstermiş, onları doğru yoldan alıkoymuştur. Bunun için doğru yolu bulamazlar. O çok büyük arşın sahibi olan Allah'tan başka tanrı yoktur" dedi.
    Süleyman şöyie dedi:"Doğru mu söylüyorsun, yoksa yalancılardan mısın, bakacağız. Şu mektubumu götür, onlara at, sonra bir yana çekil, varacakları sonuca bak".
    Sebe' kraliçesi: "Ey ileri gelenler! Bana, merhamet eden, merhametli olan Allah'ın adıyla başlayan ve sakın bana karşı başkaldırmayın ve teslim olarak bana gelin, diyen Süleyman'dan gönderilen önemli bir mektup bırakıldı. Ey İleri gelenler! Vereceğim karar hakkında bana fikrinizi söyleyin. Bir iş hakkında sizden ayrı kesin bir karar vermenV'dedi.
    "Biz güçlü ve zorlu savaş adamlarıyız, emir senindir, yeter ki sen emret" dediler.
    Kraliçe:"Şüphesiz hükümdarlar bir şehre girdikleri zaman orasını bozarlar, onurlu kimselerini ezerler, işte böyle davranırlar. Ben onlara bir hediye göndereyim de elçilerin nasıl bir cevapla döneceklerine bakayım" dedi.
    Süleyman'a geldiklerinde: "Bana mal ile yardım etmek mi isityorsunuz? Allah'ın bana verdiği, size verdiğinden daha iyidir. Ama belki de siz hediyenizle sevinirsiniz. Onlara dön! And olsun ki güç yetiremiyeceleri bir ordu ile gelir, onları Oradan alçalmış ve küçük düşmüş olarak çıkanrız"dedi.
    Süleyman "Ey cemaat! Bana teslim olmalarından önce hanginiz o kraliçenin tahtını yanıma getirebilir"?" d d' Cinlerden bir ifrit, "Sen yerinden kalkm adan önce sana onu getiririm, buna karşı güvenilir bir güce sahibim" dedi Kitabtan bilgi sahibi olan biri "Gözünü açıp kapam adan ben onu sana getiririm" dedi .
    Süleyman tahtı yanına yerleşivermiş görünce "Bu şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük mü edeceğim, diye
    sınayan Rabbimin lütfundandır, şükreden ancak kendisi
    için şükretmiş olur, fakat nankörlük eden bilsin ki Rabbim hiçbir şeye muhtaç değiîir, kerem sahibidir "dedi.
    Sülemeyman, "Tahtına onun tanımayacağı bir şekil verin, bakalım tanıyabilecek mi, yoksa tanımayacak mı? "dedi.
    Kraliçe geldiğinde " Senin tahtın böyle miydi?"denildi. O da "Sanki odur, daha önce bize bilgi verilmişti ve teslim olmuştuk" dedi.
    Kraliçeyi o zamana kadar alıkoyan, Allah'tan başka taptığı şeylerdi. Çünkü kendisi inkarcı bir millettendi. Ona "Köşke gir" denildi. Onu görünce, derin bir su sandı, eteğini çekti. Süleyman: "Şüphsiz bu, kristalden yapılmış parlak bir salondur "dedi.
    Krafiçe "Rabbim! Şüphesiz ben kendime yazık etmişim. Süleyman'la beraber alemlerin rabbi olan Allah'a teslim oldum"dedi."[206]

    Hz.Süleyman ve Sebe' Liler Kraliçesi Öyküsünün Özeti:


    Hz.Süleyman ile Sebe'liler kraliçesi arasında geçen olayları kısaca belirttikten sonra şunları söyleyebiliriz:
    Kraliçeleri zamanında Sebe1 halkı zenginlik, bolluk, refah ve gelişmişlikte ileri bir seviyeye gelmişler, "Kendisine her şeyden verilmiş" genel ifadesinin belirttiği gibi kendilerine her şeyden verilmiş, kraliçeleri yönetimde halkına danışmış, ama halk ona uydu olup kararlarını uygulamakla yetinmiş, İbibik kuşunun kendisine bildirmesiyle onları öğrenen Hz.Süleyman kraliçeyi ve halkını İslama davet etmiş, kendisine zayıflığını, acizliğini ve bilgisizliğini gösterecek sürprizler hazırlamış, kraliçe Hz.Süleyma'ın gücüne ve ileri olduğuna kanaat getirmiş, bunu da doğru olan dini ile sağl adığma inanmış, böylece İman ederek alemlerin rabbı olan Allah'a teslim olmuştur.[207]

    Sebe' Suresinde Sebeliler Öyküsü:


    Kur'anı Kerim, Sebe' suresinde de Sebeliier öyküsünü şöyle anlatır:
    "Sebe'lilerin yurtlarında Allah'ın gücüne bir âyet/delil vardır. Sağlı sollu iki bahçe vardı. Onlara: "Rabbinizin verdiği nzıktan yiyin ve ona şükredin. İşte hoş bir şehir ve bağışlayan bir rab" denmişti.
    Fakat onlar yüz çevirdiler. Bunun için biz de üzerlerine baraj selini gönderdik. Onların bahçelerini buruk yemişli, acı ılgınlık ve içinde biraz da sedir ağacı bulunan iki bahçeye çevirdik. Bu şekilde inkarlarından ötürü onları cezalandırdık. Biz nankörden başkasını cezalandırır mıyız?!
    Onlarla kutlu kıldığımız şehirler arasında, karşıdan karşıya görünen kasabalar var etmiş, aralarında mesafesi belirli yollar yapmıştık. "Oralarda geceleri ve gündüzleri güven içinde gezin" demiştik. Ama onlar "Rabbimiz!
    Yolculuklarımızın mesafesini uzat" deyip kendilerine yazık ettiler. Biz de onları efsane yapıverdik, darmadağın ettik.
    Şüphesiz bunlarda, çok sabreden ve çok şükreden kimseler için dersler vardır.
    And olsun ki iblis, onlar hakkındaki görüşünü doğru çıkartmış, inananlardan bir topluluk dışında, hepsi ona uymuşlardı. Oysa Iblis'in onlar üzerinde bir nüfuzu yoktu. Ama biz ahirete inanan kimselerle ondan şüphe içinde olanları böylece ortaya çıkarırız. Rabbin her şeyi gözetip koruyandır."[208]

    Öykü İle İlgili Haberler:


    Tarihçiler ve haber nakledenler Sebe'liler, devlet kurmaları, onlara veriien nimetler, baraj sularının altında kalmaları ve ondan sonra başlarına gelen olaylarla ilgili ayrıntılı bilgiler verirler. Kabul ettiğimiz veya inandığımız için değil, sadece okuyucuları haberdar etmek ve kabul yahut red etmemeleri gerektiğini söylemek için bu ayrıntılı haberlerin bir kısmını vereceğiz. Bu haberleri kendimiz kabul veya red etmiyoruz. Çünkü kabul veya red etmemek, araştırmaya ve biiime en uygun ve en güvenilir yoldur. Zaten bu haberlerin hangisi doğru, hangisi yalan, hangisi iyi,hangisi kötü olduğunu ayırdetme imkanı verecek bilgilere de sahip değiliz.Bunu yapmanın bilimsel bir yararı da yoktur. Onları bilmediğimiz zaman bir kaybımız olmadığı gibi, kabul veya red etmemenin bize bir zararı da olmaz.
    Tarihçiler ve haber nakledenler şöyle anlatırlar: Sebe', Yemen'de ilk hükümdardır, adı İbn Abdişems İbn Yeşcub Ibn Yarub İbn Kahtan'dır. Sebe' adı verilmesinin sebebi, Araplardan düşmanı esir alan ilk kral olmasıdır.
    Kendisine Raiş de denilirdi. Çünkü savaşta düşmandan aldırı ganimet mallarını halkına veriyordu. Araplar bu mallara riş ve riyaş adını verirler.
    Sebe' ülkesi bol nimetler içinde yüzüyordu, âyetlerin belirttiği gibi, Allah onlara her şey vermişti. Gelişmiş bir medeniyet kurdular, vadilerde akan suları kontrol altına akhlar ve Me'rib şehri yakınında iki dağ arasında büyük bir baraj yaptılar. Buna Me'rib barajı (şeddi) adı verildi, baraj sularıyla bağ ve bahçelerini, tarlalarını sul adılar. Büyük bag ve bahçeler yaptılar. Bahçelerinde her türden meyve ağaçları vardı ve türlü türlü meyveler devşirirlerdi.
    Sebe'lilerin vadide bahçeleri vardı. Bahçelerde o kadar çok meyveler vardı ki kadın, başının üstünde taşıdığı sepetiyle ağaçların arasından geçerken, kimse koparm adan kendi kendine düşen meyvelerle sepetler dolardı.
    Ülkede sivrisinek, karasinek, pire, akrep ve yılan gibi haşerat yoktu. Çünkü hava çok güzel, iklim çok hoştu. Allah onlara bu kadar çok nimet vermiş, kendisine ibadet etmelerini ve başkasını ortak koşmalarını istemişti.
    Kraliçe Belkis oların hükümdarlarındandı Hz.Süleyman ile diyalogu olmuş ve sonunda müslüman olmuştu. Nemi suresi buna işaret etmektedir.
    Ama Sebe' halkı, Belkis'm ölümünden sonra kafir oldular, Allah'a ortak koştular, şımardılar, bozuldular ve azdılar. Allah'ın değişmez yasasına müstehak oldular ve Allah onları cezalandırdı. Me'rib barajını yıktı, içindeki suyu üzerlerine saldı. Her şeyi yakıp yıkan büyük bir sel oldu.Kur'an ona "Arim Seli" adını verir. Bağ ve bahçeleri yerlebir etti, ağaç ve meyveleri bitirdi, böylece yaptıkları sebebiyle Allah onların tüm nimetlerini yok etti.
    Tarihçiler ve haber nakledenler barajın nasıl yıkıldığı, baraj sularının her tarafı nasıl silip süpürdüğünü uzun uzun anlatırlar. Özetle, kahinler, barajı tarla farelerinin yıkacağını haber vermişler, onlar da barajın her yerine kediler yerleştirmişler, Ama Allah'ın emri gelince fareler baraja saldırmış ve bekleyen kendileri yenerek Öldürmüşler.
    Bu durumu komutanlarından Amr Ibn Amir görmüş, helak vaktinin yaklaştığına inanmış, arazi ve mülklerini paraya çevirecek bir yol düşünmüş, yeğenini çağırıp kendisine şöyle demiş: Bu akşam halk odasında oturursam, gel ve "Niçin malımı vermiyorsun?" de. Ben de sana "Bende malın yoktur, baban da bir şey bırakm adı, yalan söylüyorsun, diyeceğim". Seni yalanlayınca, sen de beni yalanla ve sana söylediğimin aynısını bana söyle, böyle yaptığında sana söveceğim, sen de bana söversin, bana sövünce, seni tokatlayacağım, o zaman sen de kalk ve beni tokatla" dedi.
    Yeğeni ona "Amca, ben sana böyle karşılık veremem" deyince, adam "Evet, böyle yap, çünkü bununla senin ve aile bireylerinin iyiliğini istiyorum" dedi. Yeğeni de peki, dedi.
    Oturduğu halk odasına yeğeni gelmiş ve tartışma kurgulandığı gibi karşılıklı tokatlaşmaya kadar varmış, bunun üzerine adam "Ey Falan oğullan! Ben aranızda nasıl tokatlanınm? Falan kişinin beni tok atladığı bir memlekette kesinlikle kalamam, evimi, bağımı, tarlamı kim satın alır" diye bağırmış, halk ciddi olduğunu görünce, bütün mallarını satın almışlar.
    Paralan alıp kendisi ve aile fertleri yola çıkmaya hazırlanırken, halkına seslenmiş ve " Ey halkım! Azap başınızda dolaşıyor, yakında yok olacaksınız, sizden yeni bir ev , güçlü bir deve ve yolculuk yapmak isteyenler Umman'a gitsin, içki, ekmek ve üzüm suyu isteyenler Busra'ya gitsin, hurmalıklar, gölgede oturanlar ve kadın isteyenler, hurmalıkları çok olan Yesrib'e gitsin," demiş.
    Halkın bir bölümü söylediğine inanmış ve dağılmışlar. Ezd kabilesi Umman'a, Gassan kabilesi Busra'ya, Evs, Hazrec ve Ka'b İbn Amr kabileleri de Yesrib (Medine) ye gitmişler. Medine'ye gidenler, şehre varm adan önce Batnu Nahle denilen yere gelince, Ka'b Oğullan buranın eşsiz bir yer olduğunu görmüş ve Orada kalmışlar, o günden beri halktan ayrıldıkları için kendilerine Huzaalılar adı verilmiştir. Evs ve Hazrec kabileleri ise Medine'ye gelip yerleşmişler.
    Fareler barajı yıkmayı başarmış ve baraj yıkılmış, sular her tarafı yıkıp geçmiş, ekin ve meyveleri yeriebir etmiş ve Sebe' halkı suyun altında kalmışlar. Küfür ve azgınlıkları sebebiyle o medeniyet yıkılmış ve yok olmuştur. "Bu sekide, küfrtemeleri sebebiyle onları cezalandırdık. Çok kafir olandan başkasını cezalandırır mıyız?".
    Sebe' halkının başına gelenler hakkında cahiliye devri şairlerinden A'şa (Meymun îbn Kays) şöyle der:
    "İbret alacak kişiye bu bir derstir-Me'rib'de olanları sel aldı.
    Himyer onlara mermerden set yapmıştı-Suları geldiğinde boşa gitmedi.
    Ekinleri ve bağları sul adı-paylaşıldığı zaman suları yeterli geldi.
    Ama o kadar cimri kesildiler ki-Susamış çocuğun su içmesine bile izin vermediler."[209]
    Sebe'liler, yapılan barajın yıkılması, halkın göç etmesi ile ilgili bu bilgileri benimseyip kabul ettiğimiz için buraya almış değiliz. Biz onları kabul veya red etmediğimiz gibi, okuyucuların da kabul veya redetmeyip hakkında hüküm vermemelerini tavsiye ederiz.[210]

    Sebe' Suresinde Öykü Hangi Bağlamda Anlatılmaktadır?


    Şimdi de Sebe suresinde Sebe'liler öyküsünün geçtiği bağlama bakalım. Surede öyküden önce adaletli ve Allah'a şükreden mümin iki hükümdar olmaları sebebiyle Hz. Dâvûd ve Hz.Süleyman'dan sözedilmektedir. Ondan sonra şımarıklığın, azgınlığın ve küfrün bir örneği olarak da Sebe'liler öyküsü anlatılmaktadır. Merhum Seyyid Kutup, Öykünün bağlamı ve Nemi suresinde geçen bölümle bağlantısı konusunda şöyle der:
    "Hz. Dâvûd öyküsünde Allah'a iman, onun verdiklerine teşekkür ve nimetlerini güzel kullanma anlatılmaktadır. Bunun asimetriği olan sayfa ise, Sebe'liler sayfasıdır. Nemi suresinde Sebe' kraliçesi ile Hz.Süleyman arasında geçen olaylar anlatılmıştır, burada Hz.Süleyman öyküsünden sonra tekrar Sebe'liler anlatılmaktadır. Bu da buradaanlatılan olayların Hz.Süleyman ile kraliçe arasında meydana gelen olaylardan sonra olduğu izlenimi vermektedir.
    Öykünün buradaSebe halkının nimetlerle şımarmaları, sonra bu nimeti yitirmeleri, daha sonra dağılıp her tarafa yayılmalarından söz etmesi, bu izlenimi güçlendirmektedir. Nemi suresinde Hz.Süleyman ile olan ilşiklerinin anlatıldığı kraliçeleri zamanında bu insanlar büyük bir mülke sahip olmuşlar ve geniş bir bolluk içinde yüzmüşlerdir. Nitekim bunu İbibik kuşu Hz.Süleyman'a şöyle anlatır:
    "Onlara bir kadının hükmettiğini gördüm. Kendisine herşeyden verilmiştir. Büyük bir tahtı vardır.Onun ve halkının, Allah yerine güneşe secde ettiklerini gördüm". Bunu kraliçenin ve onunla beraber Sebe' halkının alemlerin rabbı olan Allah'a teslim olmaları izlemiştir, buradageçen öykünün olayları, kraliçenin müslüman olmasından sonra meydana gelmiş ve sahip oldukları nimet ve bolluk için Allah'a şükretmekten yüz çevirmeleri üzerine başlarına olayların geldiği anlatılmaktadır."[211]

    Sebe'liler Ülkesi Hakkında Sahih Bîr Hadis:


    îbn Abbas'tan rivayet edildiğine göre, bir adam Rasulullaha Sebe' adının yer veya adam ismi olup olmadığını sordu. Rasulullah adamın adı oluğunu ve onun on oğlundan on tane boy meydana geldiğini söyledi. Bu boylardan altısı Yemen'de, dördü de Şam bölgesinde yerleşmiştir. Müzhİc, Kinde, Ezd, Eşariler, Enmar, Himyer boyları Yemen'e, Lahm Cüzam, Âmile ve Ğassan, Şam bölgesine yerleşmiştir. "[212]
    Îbn Kesir, hadisin anlamı ile ilgili olarak şöyle der: "Ondan on arab doğmuştur,sözü, hepsinin onun çocukları olması anlamında değil,Yemen araplarından kabilelerin aslı olan on boyun meydana gelmesi demektir. Nitekim aralarında iki, üç ve daha fazla nesil olanlar vardır.
    Onların altısı Yernen'de, dördü Şam bölgesinde yerlemesi sözü de, Allah'ın üzerlerine baraj selini gönderdikten sonra bazılarının kendi yurdunda kalması, bazılarının da başka yerlere göç etmiş olması anlamındadır"[213]

    Sebe', Bir Âyet/Delildir:


    Yüce Allah "Sebe'liler için yurtlarında bir âyet vardır" buyurmaktadır. Arapç ada âyet, alamet, açık delil ve tam ibret anlamındadır, âyet olmaları ise şundandır: Yüce Allah kendilerine çok büyük nimetler vermiş, kendisine ibadet ve şükretmesini istemiştir. Fakat onlar bunu yapmadılar, şımardılar, azgıniaştılar ve küfrettiler. Bunun üzerine Allah onlara sosyal yasasını uyguladı, cezalandırıp başlarına azap indirdi ve sahip oldukları bütün nimetler yok oldu. Onun için Allah'a karşı isyan eden ve onun nimetlerini yanlış yerde kullanan herkes için canlı bir örnek oldular.
    Kur'anı Kerim, özellikle Allah'ın kendilerine bolluk ve refah verdiği kimseler başta olmak üzere, insanları Sebe' halkının yolundan gitmekten, onlar gibi olmaktan sakındırmakt adır ki onların başına gelenler başlarına gelmesin.
    Sebe' halkı bir âyettir. Ama bu âyetten kimler yararlanır? Kimler onlardan ibret alır? Elbette kalpleri diri olan ve gerçekleri görebilen akıl sahibi müminler yararlanacaktır.
    Ama heves, mal ve şehvetin kulu olanlar ibret ve öğüt almazlar. Çünkü kalpleri var ama onlarla anlamazlar, gözleri var ama onlarla görmezler, kulakları var ama onlarla işitmezler, işte onlar hayvanlar gibidir, hatta havanlardan da daha çok yollarını yitirmişlerdir."l79. And olsun ki, cehennem için de bir çok cin ve insan yarattık; onların kalpleri vardır ama anlamazlar; gözleri vardır ama görmezler; kulakları vardır ama işitmezler. İşte bunlar hayvanlar gibi hatta daha sapıktırlar. İşte bunlar 3afillerdir"{Araf,179). Onun için bu tür kişilerin Allah'ın âyetlerine iltifat etmediklerini görürüz. Yerde ve göklerde her gün gördükleri nice âyetler vardır, ama onlardan yüz çevirirler.[214]
    Allah'ın Sebe'lilere Verdiği Nimetler:


    Kur'an, Yüce Allah'ın' Sebe' halkına hangi nimetler verdiğini ayrıntılı olarak belirtmemiştir, sadece" sağlı sollu iki bahçe" cümlesiyle özet olarak vermiştir.
    Tek bir cümle, ama tasvir edici ve icaz dolu bir cümle! Bu cümle okuyucuya nimetlerin sanatsal bir tablosunu vermekte ve ne kadar çok olduğunu canlandırmakt adır. Bu durumu ile her türlü açıklama ve ayrıntıları belirtmenin yerini doldurmakt adır.
    Allah'ın verdiği nimetler , bîri sağda, biri de solda olmak üzere gür iki bahçe, şeklinde ortaya çıkmaktadır. Bunlar bolluk, verim, refah, servet ve güzellik simgesidir, insan, sağında ve solunda bulunan gür bahçeler arasında Ömür sürmekten başka ne ister?
    "Bahçe" kelimesinin seçilmesi, Yüce Allah'ın onlara verdiği büyük nimet ve bol meyveleri çağrıştırmakt adır. Bu da kendilerine ilham ettiği suyu tutma, güzel kullanma ve yararlanmanın sonucudur. Suyu kontrol edip kullandılar ve o iki bahçeyi meydana getirdiler.[215]


  4. 07.Ocak.2011, 23:07
    3
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,654
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 336
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Yanıt: Sebe'lilerin Öyküsü

    Kafirlerin Dünya Cenneti Yok Olacaktır:


    Kur'an, kafirlerin Dünyada içinde bulundukları nimetler için, cennet, iki cennet veya cennetler kelimelerini kullanmakt adır Çünkü bunlar içinde bulundukları nimetleri, özlenen cennet olarak görür ve cennetlerine denk yahut ondan üstün başka bir cennetin varlığına inanmak istemezler Kur'an, kafirlerin bu cennetlerinin yok
    olduğunu ve yer yüzünde yerlebir edildiğini belirtmektedir Şöyle ki:
    1- İşte Sebe'lilere Allah sağlı sollu iki bahçe (cennet) vermiştir Ama şımarıp azgınlaşınca ve küfredince, Allah o iki bahçeyi yok ederek yerine buruk yemişli, ılgınhk ve içinde biraz de sedir ağacı bulunan iki bahçe vermiştir
    2- kehf süresindeki iki bahçe sahibi adam Allah ona iki bahçe verdiğini belirterek şöyle buyurmaktadır: "îki bahçe verip etrafını hurmalıklarla çevirmiş ve aralarında ekinler bitirmiştik Her iki bahçe de ürünlerini vermiş ve hiçbir şeyi eksik bırakmamıştı (zulmetmemişti) ikisinin arasında bir de ırmak akıtmıştık "[216]
    Ama ondan sonra isyan, şımarıklık, azgınlık ve küfür meydana gelmiştir "Nitekim ürünleri yok edildi Bahçenin altüst olmuş çardakları karşısında sarfettiği emeğe içi yanarak ellerini oğuşturup "Keşke rabbime kimseyi ortak koşmasaydım" demişti"[217]
    3- Kalem suresinde anlatılan bahçe sahipleri "Biz onları vaktiyle bahçe sahiplerini denediğimiz gibi denedik Sahipleri daha sabah olm adan bahçeyi devşireceklerine, bir istisna payı bırakmaksızın, yemin etmişlerdi Ama onlar daha uykuda iken rabbinin katından gönderilen bir salgın o bahçeyi sarıvermişti de bahçe simsiyah kesilmişti "[218]
    4- Işte Firavn halkı Allah, Firavn'ın dediklerini kabul eden ve Hz Musa'yı öldürmek için kovalayan halkı Firavn'la beraber denizde boğmuştur "Onları bahçeler, pınarlar, hazineler ve güzel yerden çıkardık Böylece onları israiloğullarına miras bıraktık"[219]
    5- lşte Hz Hud Halkını sahip oldukları bahçelerinin yok edilmesinden sakındırrnakt adır "Bildiğiniz şeyleri size veren Allah'tan korkunuz Size davarlar, çocuklar, bahçeler, pınarlar ve akar suları o verdi Şüphesiz,hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum, dedi"[220]
    Hud kavmi de kafir olunca, Allah yok etmiş, bahçe ve pnarlannı yerlebir etmiştir
    6- İşte Hz Salih Aynı sakındırmayı halkına yaparak şöyle der: " buradabahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde mi bırakılırsınız? Dağlarda ustalıkla evler mi oyarsınız? Allah'tan korkunuz ve bana itaat ediniz"[221]
    Yüce Allah, küfreden ve Allah'ın verdiği nimetleri bozgunculuk ve kötülük için kullanan herkesi bu nimetleri yok etmek ve yakmakla tehdit ederek uyarmakt adır "Hangi biriniz, kendisi yaşlanmış ve çocukları da güçsüzken, altlarından ırmaklar akan, hurma, üzüm ve her çeşit meyveleri bulunan bahçesinin ateşli bir kasırganın kopmasıyla yanmasını ister? Düşünmeniz için Allah size âyetlerini böylece açıklar"[222] Kafirlerin Dünyada cennet dedikleri bütün bahçeleri yok olacaktır Yüce Allah'ın değişmez yasası budur [223]



    Yiyin Ve Şükredin:


    Yüce Allah, "Rabbinizin verdiğinden yeyin ve ona şükredin" buyurmaktadır Bu emir, Allah'ın onlara nimet vermesinin sonucu ve iki bahçe meyvelerinden bir meyvedir Çünkü bahçelerin yapılmasından ve ekinlerin
    ekilmesinden amaç, yemektir "Yeyin" ve şükredin" emir kiplerine baktığımız zaman şu anlamları tespit edebiliyoruz:
    1- Yeme emri, vacip değil, serbestlik belirtir
    2- Yeme fiilinden sonra getirilen "min" harfi parça anlamını ifade eder Yani rabbinizin size verdiği bu şeylerden yeyin Bu ifade sanki az yemeyi ve tümünü değil de, bir kısmını yemeyi ifade etmektedir Yemekten amaç, zaten vücudun ihtiyacını karşılamaktır İnsan, tıka basa doldurmak için değil, yeterli olacak kadar yer
    3- Rızkın Allah'a nisbet edilmesi, iman ve terbiye eğitimi içindir Bu nisbet tahsis içindir Çünkü rızık sadece Allah'tandır Sebep olma anlamı dışında, Allah'tan başkasına nisbet edilmesi caiz değildir Rızıkın maddi bir sebeple elde edilmesini belirtmek anlamı dışında, Allah'tan başka bir varlık tarafından verildiğini söylemek caiz olmaz
    4- Bağlamda Rab kelimesinin seçilmesinin amacı vardır Yetiştiren ve terbiye eden Allahtır Kullarını ve bütün yaratıklarını nimetle yetiştirip besler Kendisine kulluk yapıp şükretmeleri için nimetleri onlara verir
    5- Yeyin emrinden sonra şükredin emri getirilmiştir Çünkü Allah'a şükretmek, rızkından yemenin bir meyvesi, bu yemenin bir sonucu, yiyerek yararlanmanın şartı ve o rızkın devam etmesinin sebebidir Başka bir deyişle, Allah'a şükretmek bu yemenin bir bedelidir Yüce Allah yiyen kişinin bu yemesinin ücretini ödemesini istemektedir O da verdiği nimetlere karşı şükretmektir
    6- Rızkı ve nimetleri veren Allah'a şükretmek, mümindeki hayır,iyilik ve imanın delilidir Aynı zamanda hoşgörü, gönül rahatlığı, mertlik, ihsan ve cömertliğin de delilidir Verdiği rızık ve nimetlere karşılık insanın Şükretmememsi, onun cimri, pinti, nankör olduğunu, inkar ve sapıklığını gösterir
    7- Yeme fiilinden sonra şükretme fiilinin getirilmesinin bir anlamı da, nimeti veren Allah'a şükretmenin rızkın sürmesi, nimetin devam-etmesi ve ondan yemeye devam etmenin sebebidir "Hani rabbin şöyle buyurmuştu: Şayet şükrederseniz, elbette daha fazlasını size vereceğim Ama küfrederseniz, elbette azabım çok çetindir"[224]
    Allah'a şükretmemek, nimetlerin yok olması, rızıklann kesilmesi, ve Sebe' halkının başına geldiği gibi, yemekten mahrum kalmanın sebebidir
    Bilindiği gibi, Allah'a şükretmek sadece dille olmaz Belki vücudun tümü ile, yani dil, kalp, akıl, hayal ve bütün organlarla olur O nimetlerin Allah yolunda ve kulların yararı için kullanılması da uygulamalı, yani yaşayarak gerçekleştirilen bir şükürdür
    8- "Ona şükredin" demek yerine, lam harfi getirilerek "Onun için şükredin "denilmesinin sebebi ise, lam harfinin dil açısından destek görevini görmesi içindir Çünkü fiilin nesneyi etkilemesi için destek olmuştur Ondan sonra gelen zamir de, anlam bakımından nesne durumund adır
    Bu lam harfine "Ihlas" lam'ı d- mek de mümkündür Yani şükür Allah'a mahsustur ve s\kreden kişi de şükrünü sadece Allah'a yapmalıdır
    Bu lam harfine, yardım isteme lamı demek de mümkündür Çünkü şükredm kişi, Allah'ın kendisine verdiği rızık ve nimetler yarr mı ile şükretmektedir O rızkı Allah'a kullukta kullanmak" * ve onun yardımı ile Allah'a itaat etmektedir Kur'anda ükretme fiillerinin çoğu, bu üç çeşit lam harfi ile etken ya] İmaktadır [225]



    Yüz Çevirdiler, Biz De Üzerlerine Sel Gönderdik:


    Yüce Allah, Sebe'lilere verdiği rızıktan yemelerini emretiği gibi, kendisine şükretmelerini de emretti Memleketlerinin hoş ve kendisinin de çok bağışlayacı olduğuna işaret ederek "İşte hoş bir memleket ve bağışlayıcı bir rab" demişti
    Şeriata göre hoş yiyecek, caiz olduğu şekilde, caiz oduğu kadar ve caiz olan yerden yenilendir Böyle olursa, hoş olur ve er ya da geç rahatsızlık vermez Değilse, şu anda hoş ise de, gelecekte hoş olmaz [226]
    Böyle iken Sebe'liler ne yaptılar ve Allah'ın nimetlerini nasıl kullandılar? Şüphesiz yüz çevirdiler Yani Allah'a karşı nankörlük yapıp küfrettiler Ona ibadet ve şükretmeyi kabul etmediler Kendisine itaat etmeye yanaşm adılar Heves ve şehvetlerini terih ettiler, şeytanların yolundan gittiler ve Allah'ın nimetlerini kendisine isyan ve itaatsizlikte kullandılar
    Bunun sonucu olarak kendilerine Allah'ın değişmez yasası uygulandı Allah'ın nimetlerine karşı nankörlük yapan ve onları Allah'ın ya sakladığı yerlerde kullanan hiçbir millet yoktur ki Allah'ın azabına uğramış olmasın, elindeki nimetler yok olup gitmiş olmasın
    Allah'ın azabı derhal başlarına indi ve üzerlerine her şeyi yıkıp yerlebir eden baraj seli geldi Azabın hemen gelmesini ve ardından yok edilmelerini çabukluk ve ardışıklık belirten "fa" harfi seslendirmektedir
    "Yüz çevirdiler de üzerlerine baraj selini gönderdik" cümlesinde hiçbir zaman değişmeyen ve insanlığa egemen olan rabbani bir nükte vardır Şöyle ki, Allah'ın şeriatından yüz çevirmenin ve dinini dışlamanın ardından mutlaka onun azabı ve intikamı gelir Bu yüz çevirme ve dışlama, yok olma ve mahvolmaya giden yoldur Yüce Allah'ın bu değişmez yasasını ortaya koyan âyetler çoktur Onlardan sadece şu âyeti vermekle yetineceğiz:
    "Allah size güven ve huzur içinde olan bir kasabayı örnek verir Her taraftan oraya bolca rızık geliyordu Ama Allah'ın nimetlerine karşı nankörlük ettiler Bu yüzden Allah onlara, yaptıklarına karşılık açlık ve korku belasını tattırdı "[227]

    Sebe'liler İçin Su Önce Nimet, Sonra Felaket Oldu:


    Yüce Allah, Sebe' ülkesini su ile yok etti "Üzerlerine baraj selini gönderdik" Bu su, kendilerini selden koruyan Me'rib barajının suyudur Allah o barajı yıktı ve suyunu korkunç bir sel olarak üzerlerine gönderdi Bahçelerini yerlebir ederek yok etti
    İbret gözü ile bakan mümin, Yüce Allah'ın onları yok etmesinden birtakım dersler ve ibretler çıkarır Allah onları, su, baraj ve sel ile yok etti Onlara önce su nimetini verdi, kalkınma, bolluk ve refahın sebebi yaptı, onu güzel kullanmalarını söyledi ve yararlanmalarının yolunu gösterdi, karşılığında da kendisine şükretmelerini istedi
    Ama onlar yüz çevirdiler Yüz çevirince de nimetini onlar için felakete, iyiliklerini azaba çevirdi Durum aslında hiç değişmemiştir, sadece onlar üzerinde suyun etkisi ve sonucu değişmiştir Çünkü Allah, isyan ve küfürleri sebebiyle onu karşıt tarafa dönüştürmüştür
    Allah, suyu onlara önce nimet, sonra azap yaptı Barajın arkasından üzerlerine silip süpüren bir seî gönderdi Bu su ile bahçeleri mahvedildi ve ekinleri yerlebir oldu Bu da Allah'ın âyetlerindendir Su ile kendilerine bahçeler yapılıyor, sonra aynı su ile o bahçeler yerlebir ediliyor Su ile zengin ve mutlu yaşıyorlar Sonra aynı su ile zelil ve fakir oluyorlar
    Şüphesiz bu, Allah'ın kendilerine kulluk edip şükretmeleri şartıyla nimet verdiği toplumlara bir ders olmalıdır O nimetlere sahip olmaya devam edebilmeleri için Allah'a kulluk yapıp şükretmeleri gerekir Aksi halde o nimetler kendileri için birer felakete dönüşür
    Düşünce ve inanç bozukluğu sebebiyle sahip olduğu nimet kendisi için azap ve cezaya dönüşen nice kimseler vardır! Sahip olduğu şeylerle mutlu yaşaması beklenen nice milletler o nimetler yüzünden bedbaht olmuştur! Yüce Allah ne kadar doğru buyuruyor; "Onların ne malları, ne çocukları seni imrendirmesin Allah bunlarla dünya hayatında onlara azap etmek ve canlarının inkarcı olarak çıkmasını ister"[228]

    Acı Bedel:


    Yüce Allah onların üzerine baraj selini gönderip bahçelerini yerlebir ettikten sonra, buna karşılık kendilerine verilen acı şeye işaret ederek şöyle der: "Onların bahçelerini buruk yemişli, ılgmlık ve içinde biraz da sedir ağacı bulunan iki bahçeye çevirdik"
    İki bahçe gerçekte değil de, görünüş olarak iki bahçe olarak kalmıştır Çünkü ağaç ve meyveleri gitmiş, Allah o ağaçların yerine dikenli, bodur, verimsiz acı çöl ağaçlarını bitirmiştir Bu ağaçların kimisi diken dikendir, yemişi de tamamen acı ve tiksindiricidir
    Bu yeni ağaç türü sanki küfür ve isyanları nedeniyle Sebeplilere kızmış ve onlara acı, buruk, çirkin bir yiyecek vermiştir Sanki ağaçlar kafirlere kızmakta, öfkelenmekte ve onlara yakışacak ürünler vermektedir
    Bu ağaçların bir türü de acı ılgındır Bu bitki çölde biter, çabuk tutuşur ve taze yeşil de olsa ateşte hemen
    yanar
    Onların bir türü de sedir ağaç adır Bu ağacın meyve denmiyecek kadar ufak kimi meyveleri olur
    Önceki bahçe ve meyvelerine karşılık aldıkları bunlardır Bundan önce içinde yüzdükleri bolluk ve refah nerede, şimdi içine düştükleri yoksulluk, azap ve fakirlik nerede! İbn Kesir bu konuda şöyle der:
    "Olgun meyveler,güzel manzaralar, koyu gölgeler, akan ırmaklardan sonra o iki bahçenin aldığı durum budur Onların yerini bodur, verimsiz, dikenli ve kötü yemişli ağaçlar almıştır "[229]
    Seyyid Kutup da şöyle der: "Bunlar Allah'ın kendilerine verdiği nimetlerle Allah'a şükretmeyi, güzel işler yapmayı ve güzel davranmayı bıraktılar Bunun üzerine içinde yaş adıkları bolluğun sebebi olan şeyleri ellerinden aldı ve önünde kayalar götüren baraj selini üzerlerine gönderdi, baraj yıkıldı, seller aktı ve her şeyi yerlebir etti Ondan sonra artık sular toplanm adı, böylece her taraf kurudu ve yandı, o geniş ve gür bahçeler dikenli bodur çöl ağaçlarının bittiği çöllere dönüştü "[230]

    Azgınlık ve Küfürleri Sebebiyle Cezalandırıldılar:


    Kur'an, Me'rib barajının enkazı ve doğurduğu sonuçlar üzerinde durarak Sebe' halkının başına gelenlerin sebebini şöyle belirtmektedir: "Bu şekilde, küfretmelerinin cezasını onlara verdik" Onlara karşılıklarını verdik
    Rağıb Isfahani şöyle der: "Ceza kelimesi, karşılık ve yeterlilik anlamındadır Bir şeyin iyilikse iyilik, kötülükse kötülük olarak tam karşılığını belirtir Falan kişiye şöyle karşılık verdim, denir Yüce Allah buyuruyor: "Kim iman eder ve salih amel işlerse, kendisine en güzel karşılık vardır"[231]
    Kur'anda "câzâ" değil, "ceza" kipi geçmektedir Çünkü mücâzât, mükâfat vermek demektir O da iki taraftan her birinin bir işi karşılıklı yapmasıdır Yani bir nimete benzeri ve dengi ile karşılık vermektir Allah'ın nimeti bu türden değildir Onun için mükafat kelimesi Allah hakkında kullanılmaz "[232]
    buradakarşılıktan maksat, cezalandırm adır Yani onları cezalandırdık "Küfretmeleri sebebiyle" ifadesinde geçen "ba" harfi sebep bildirir, yani küfretmeleri ve azgınlıkları sebebiyle onları cezalandırdık Dil açısından sebep bildiren ba harfinin sonrası, öncesinde belirtilen işin meydana gelmesinin sebebidir Yahut sonrası, öncesinin meydana gelmesinin yolunu hazırlar Yüce Allah ateşteki kafirler için şöyle buyurur:
    "cehennem, yalnız azgınları bekleyen yerdir Dönecekleri yer orasıdır Orada sonsuz kalacaklardır Orada serinlik bulamayacaklardır, işlediklerine uygun olan kaynar su ve irin dışında bir içecek de tadamıyacakiardır Çünkü onlar hesaba çekileceklerini ummazlardı, âyetlerimizi hep yalan sayar dururlardı "[233]
    Kur'an, Sebe' halkının başına gelenlerin sebebini açıklamakta ve gerekçesini belirtmektedir Allah'ın yaptıklarının adaletin kendisi oluğunu insanlara özenle anlatmaya çalışır Böylece şeytan, Allah'ın yaptıklarının kendilerine haksızlık olduğunu içlerine fısıldamasın
    Onun için azgınlık ve küfürleri sebebiyle Allah'ın onları cezalandırdığını belirtmekte, karşılığın yapılan iş türünden olduğunu ve azgınlaşan kişinin başına felaketin geldiğini söylemektedir
    "Azgınlıkları sebebiyle cezalandırdık" sözündeki sebep bildiren ba harfi, rabbani kesin bir yasaya işaret etmektedir O da, ba harinden önce belirtilen iyilik veya kötülüğe karşılık Allah'ın ba harfinden önce belirtilen ceza veya mükafat verdiğini anlatmasıdır Çünkü karşılık, yapılan iş türünden olur Yapılan iş iyi ise, iyilikle, kötü ise, kötülükle karşılık görmesidir [234]

    Azılı Kafirden Başkasına Ceza Verir Miyiz?


    Kur'an, Sebe'lilerin başından geçenlerden sonra "Biz, azılı kafirden başkasına ceza verir miyiz?" dîye sormakt adır Soru, cezanın ancak azılı kafir kişilere verildiğini kararlaştırmak içindir Şüphesiz ceza, azılı kafirlerin başına gelir, itaat ederek şükreden kişiler ise, cez adan uzak kalırlar
    Rağıb Isfahani küfr, kufran ve kafur (azılı kafir) kelimeleri arasındaki fark konusunda şöyle der: "Sözlük anlamıyla küfür, bir şeyi örtbas etmektir Nimetin küfrü de, şükrünü yerine getirmemek suretiyle onu örtbas etmektir Küfrün en büyüğü tevhidin, şeriatın veya peygamberliğin inkar edilmesidir
    Kufran, daha çok nimete karşı yapılan nankörlük için kullanılır Dinin inkarı anlamında daha çok küfür kelimesi kullanılır Kufûr ise, her ikisi için kullanılır "
    Küfretme kökünden türeyen kelimeler için durum böyle iken, Kur'anda bu kökten geçen kelimelerin değişik alamlarda olduğunu Isfahani belirterek şöyle der: "Kafir, genel olarak inkar eden anlamındadır Allah'ın varlığını, birliğini, şeriatı, peygamberliği veya hepsini inkar edenleri kapsar Kafur ise, nimete karşı nankörlükte aşırı gidenler için kullanılır "Bu şekilde onlara küfretmelerinin karşılığını verdik Azılı kafirden başkasına ceza verirmiyiz?" âyetinde bu anlamd adır
    buradainsan, azılı kafirlikle nitelendiği halde bununla yetinmeyip başına neden elif lam eki getirilmiştir? denilirse, cevap olarak deriz ki, bu insanın nimetlere karşı nankörlük yaptığına ve şükrünü az yerine getirdiğine dikkat çekmek içindir "Kahrolası insan! Ne kadar nankördür!"[235] âyetinde de bu anlamd adır Onun için başka yerde" Kullarımdan çok şükreden azdır" denilmiştir Kaffâr sözü, kafur sözünden daha abartmalıdır"[236]
    Sebe' suresinde Kur'anın karşıt iki kelime olan kafur (çok nankör) ve şakûr (çok şükreden) kelimelerini kullandığını görüyoruz Hz Davud'u nitelerken şakûr (çok şükreden) sözcüğünü kullanır Bu kip şâkir (şükreden) sözcüğünden daha abartmalıdır
    Kafur (çok nankör) kelimesini de Sebe' bahçelerinin yok edilmesini anlattıktan sonra kullanır Bununla Sebe'lileri nitelemektedir Bu da kafir kelimesinden daha abartmalıdır
    Sebe' öyküsünü anlattıktan sonra başlarına gelenlerden ders alacakların kimler olduğunu açıkl adığını da görüyoruz "Şüphesiz bunda çok sabreden, çok şükredenler için âyetler vardır" Bu âyetin açıklamasına az sonra değineceğiz [237]


  5. 07.Ocak.2011, 23:07
    3
    Moderatör
    Kafirlerin Dünya Cenneti Yok Olacaktır:


    Kur'an, kafirlerin Dünyada içinde bulundukları nimetler için, cennet, iki cennet veya cennetler kelimelerini kullanmakt adır Çünkü bunlar içinde bulundukları nimetleri, özlenen cennet olarak görür ve cennetlerine denk yahut ondan üstün başka bir cennetin varlığına inanmak istemezler Kur'an, kafirlerin bu cennetlerinin yok
    olduğunu ve yer yüzünde yerlebir edildiğini belirtmektedir Şöyle ki:
    1- İşte Sebe'lilere Allah sağlı sollu iki bahçe (cennet) vermiştir Ama şımarıp azgınlaşınca ve küfredince, Allah o iki bahçeyi yok ederek yerine buruk yemişli, ılgınhk ve içinde biraz de sedir ağacı bulunan iki bahçe vermiştir
    2- kehf süresindeki iki bahçe sahibi adam Allah ona iki bahçe verdiğini belirterek şöyle buyurmaktadır: "îki bahçe verip etrafını hurmalıklarla çevirmiş ve aralarında ekinler bitirmiştik Her iki bahçe de ürünlerini vermiş ve hiçbir şeyi eksik bırakmamıştı (zulmetmemişti) ikisinin arasında bir de ırmak akıtmıştık "[216]
    Ama ondan sonra isyan, şımarıklık, azgınlık ve küfür meydana gelmiştir "Nitekim ürünleri yok edildi Bahçenin altüst olmuş çardakları karşısında sarfettiği emeğe içi yanarak ellerini oğuşturup "Keşke rabbime kimseyi ortak koşmasaydım" demişti"[217]
    3- Kalem suresinde anlatılan bahçe sahipleri "Biz onları vaktiyle bahçe sahiplerini denediğimiz gibi denedik Sahipleri daha sabah olm adan bahçeyi devşireceklerine, bir istisna payı bırakmaksızın, yemin etmişlerdi Ama onlar daha uykuda iken rabbinin katından gönderilen bir salgın o bahçeyi sarıvermişti de bahçe simsiyah kesilmişti "[218]
    4- Işte Firavn halkı Allah, Firavn'ın dediklerini kabul eden ve Hz Musa'yı öldürmek için kovalayan halkı Firavn'la beraber denizde boğmuştur "Onları bahçeler, pınarlar, hazineler ve güzel yerden çıkardık Böylece onları israiloğullarına miras bıraktık"[219]
    5- lşte Hz Hud Halkını sahip oldukları bahçelerinin yok edilmesinden sakındırrnakt adır "Bildiğiniz şeyleri size veren Allah'tan korkunuz Size davarlar, çocuklar, bahçeler, pınarlar ve akar suları o verdi Şüphesiz,hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum, dedi"[220]
    Hud kavmi de kafir olunca, Allah yok etmiş, bahçe ve pnarlannı yerlebir etmiştir
    6- İşte Hz Salih Aynı sakındırmayı halkına yaparak şöyle der: " buradabahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde mi bırakılırsınız? Dağlarda ustalıkla evler mi oyarsınız? Allah'tan korkunuz ve bana itaat ediniz"[221]
    Yüce Allah, küfreden ve Allah'ın verdiği nimetleri bozgunculuk ve kötülük için kullanan herkesi bu nimetleri yok etmek ve yakmakla tehdit ederek uyarmakt adır "Hangi biriniz, kendisi yaşlanmış ve çocukları da güçsüzken, altlarından ırmaklar akan, hurma, üzüm ve her çeşit meyveleri bulunan bahçesinin ateşli bir kasırganın kopmasıyla yanmasını ister? Düşünmeniz için Allah size âyetlerini böylece açıklar"[222] Kafirlerin Dünyada cennet dedikleri bütün bahçeleri yok olacaktır Yüce Allah'ın değişmez yasası budur [223]



    Yiyin Ve Şükredin:


    Yüce Allah, "Rabbinizin verdiğinden yeyin ve ona şükredin" buyurmaktadır Bu emir, Allah'ın onlara nimet vermesinin sonucu ve iki bahçe meyvelerinden bir meyvedir Çünkü bahçelerin yapılmasından ve ekinlerin
    ekilmesinden amaç, yemektir "Yeyin" ve şükredin" emir kiplerine baktığımız zaman şu anlamları tespit edebiliyoruz:
    1- Yeme emri, vacip değil, serbestlik belirtir
    2- Yeme fiilinden sonra getirilen "min" harfi parça anlamını ifade eder Yani rabbinizin size verdiği bu şeylerden yeyin Bu ifade sanki az yemeyi ve tümünü değil de, bir kısmını yemeyi ifade etmektedir Yemekten amaç, zaten vücudun ihtiyacını karşılamaktır İnsan, tıka basa doldurmak için değil, yeterli olacak kadar yer
    3- Rızkın Allah'a nisbet edilmesi, iman ve terbiye eğitimi içindir Bu nisbet tahsis içindir Çünkü rızık sadece Allah'tandır Sebep olma anlamı dışında, Allah'tan başkasına nisbet edilmesi caiz değildir Rızıkın maddi bir sebeple elde edilmesini belirtmek anlamı dışında, Allah'tan başka bir varlık tarafından verildiğini söylemek caiz olmaz
    4- Bağlamda Rab kelimesinin seçilmesinin amacı vardır Yetiştiren ve terbiye eden Allahtır Kullarını ve bütün yaratıklarını nimetle yetiştirip besler Kendisine kulluk yapıp şükretmeleri için nimetleri onlara verir
    5- Yeyin emrinden sonra şükredin emri getirilmiştir Çünkü Allah'a şükretmek, rızkından yemenin bir meyvesi, bu yemenin bir sonucu, yiyerek yararlanmanın şartı ve o rızkın devam etmesinin sebebidir Başka bir deyişle, Allah'a şükretmek bu yemenin bir bedelidir Yüce Allah yiyen kişinin bu yemesinin ücretini ödemesini istemektedir O da verdiği nimetlere karşı şükretmektir
    6- Rızkı ve nimetleri veren Allah'a şükretmek, mümindeki hayır,iyilik ve imanın delilidir Aynı zamanda hoşgörü, gönül rahatlığı, mertlik, ihsan ve cömertliğin de delilidir Verdiği rızık ve nimetlere karşılık insanın Şükretmememsi, onun cimri, pinti, nankör olduğunu, inkar ve sapıklığını gösterir
    7- Yeme fiilinden sonra şükretme fiilinin getirilmesinin bir anlamı da, nimeti veren Allah'a şükretmenin rızkın sürmesi, nimetin devam-etmesi ve ondan yemeye devam etmenin sebebidir "Hani rabbin şöyle buyurmuştu: Şayet şükrederseniz, elbette daha fazlasını size vereceğim Ama küfrederseniz, elbette azabım çok çetindir"[224]
    Allah'a şükretmemek, nimetlerin yok olması, rızıklann kesilmesi, ve Sebe' halkının başına geldiği gibi, yemekten mahrum kalmanın sebebidir
    Bilindiği gibi, Allah'a şükretmek sadece dille olmaz Belki vücudun tümü ile, yani dil, kalp, akıl, hayal ve bütün organlarla olur O nimetlerin Allah yolunda ve kulların yararı için kullanılması da uygulamalı, yani yaşayarak gerçekleştirilen bir şükürdür
    8- "Ona şükredin" demek yerine, lam harfi getirilerek "Onun için şükredin "denilmesinin sebebi ise, lam harfinin dil açısından destek görevini görmesi içindir Çünkü fiilin nesneyi etkilemesi için destek olmuştur Ondan sonra gelen zamir de, anlam bakımından nesne durumund adır
    Bu lam harfine "Ihlas" lam'ı d- mek de mümkündür Yani şükür Allah'a mahsustur ve s\kreden kişi de şükrünü sadece Allah'a yapmalıdır
    Bu lam harfine, yardım isteme lamı demek de mümkündür Çünkü şükredm kişi, Allah'ın kendisine verdiği rızık ve nimetler yarr mı ile şükretmektedir O rızkı Allah'a kullukta kullanmak" * ve onun yardımı ile Allah'a itaat etmektedir Kur'anda ükretme fiillerinin çoğu, bu üç çeşit lam harfi ile etken ya] İmaktadır [225]



    Yüz Çevirdiler, Biz De Üzerlerine Sel Gönderdik:


    Yüce Allah, Sebe'lilere verdiği rızıktan yemelerini emretiği gibi, kendisine şükretmelerini de emretti Memleketlerinin hoş ve kendisinin de çok bağışlayacı olduğuna işaret ederek "İşte hoş bir memleket ve bağışlayıcı bir rab" demişti
    Şeriata göre hoş yiyecek, caiz olduğu şekilde, caiz oduğu kadar ve caiz olan yerden yenilendir Böyle olursa, hoş olur ve er ya da geç rahatsızlık vermez Değilse, şu anda hoş ise de, gelecekte hoş olmaz [226]
    Böyle iken Sebe'liler ne yaptılar ve Allah'ın nimetlerini nasıl kullandılar? Şüphesiz yüz çevirdiler Yani Allah'a karşı nankörlük yapıp küfrettiler Ona ibadet ve şükretmeyi kabul etmediler Kendisine itaat etmeye yanaşm adılar Heves ve şehvetlerini terih ettiler, şeytanların yolundan gittiler ve Allah'ın nimetlerini kendisine isyan ve itaatsizlikte kullandılar
    Bunun sonucu olarak kendilerine Allah'ın değişmez yasası uygulandı Allah'ın nimetlerine karşı nankörlük yapan ve onları Allah'ın ya sakladığı yerlerde kullanan hiçbir millet yoktur ki Allah'ın azabına uğramış olmasın, elindeki nimetler yok olup gitmiş olmasın
    Allah'ın azabı derhal başlarına indi ve üzerlerine her şeyi yıkıp yerlebir eden baraj seli geldi Azabın hemen gelmesini ve ardından yok edilmelerini çabukluk ve ardışıklık belirten "fa" harfi seslendirmektedir
    "Yüz çevirdiler de üzerlerine baraj selini gönderdik" cümlesinde hiçbir zaman değişmeyen ve insanlığa egemen olan rabbani bir nükte vardır Şöyle ki, Allah'ın şeriatından yüz çevirmenin ve dinini dışlamanın ardından mutlaka onun azabı ve intikamı gelir Bu yüz çevirme ve dışlama, yok olma ve mahvolmaya giden yoldur Yüce Allah'ın bu değişmez yasasını ortaya koyan âyetler çoktur Onlardan sadece şu âyeti vermekle yetineceğiz:
    "Allah size güven ve huzur içinde olan bir kasabayı örnek verir Her taraftan oraya bolca rızık geliyordu Ama Allah'ın nimetlerine karşı nankörlük ettiler Bu yüzden Allah onlara, yaptıklarına karşılık açlık ve korku belasını tattırdı "[227]

    Sebe'liler İçin Su Önce Nimet, Sonra Felaket Oldu:


    Yüce Allah, Sebe' ülkesini su ile yok etti "Üzerlerine baraj selini gönderdik" Bu su, kendilerini selden koruyan Me'rib barajının suyudur Allah o barajı yıktı ve suyunu korkunç bir sel olarak üzerlerine gönderdi Bahçelerini yerlebir ederek yok etti
    İbret gözü ile bakan mümin, Yüce Allah'ın onları yok etmesinden birtakım dersler ve ibretler çıkarır Allah onları, su, baraj ve sel ile yok etti Onlara önce su nimetini verdi, kalkınma, bolluk ve refahın sebebi yaptı, onu güzel kullanmalarını söyledi ve yararlanmalarının yolunu gösterdi, karşılığında da kendisine şükretmelerini istedi
    Ama onlar yüz çevirdiler Yüz çevirince de nimetini onlar için felakete, iyiliklerini azaba çevirdi Durum aslında hiç değişmemiştir, sadece onlar üzerinde suyun etkisi ve sonucu değişmiştir Çünkü Allah, isyan ve küfürleri sebebiyle onu karşıt tarafa dönüştürmüştür
    Allah, suyu onlara önce nimet, sonra azap yaptı Barajın arkasından üzerlerine silip süpüren bir seî gönderdi Bu su ile bahçeleri mahvedildi ve ekinleri yerlebir oldu Bu da Allah'ın âyetlerindendir Su ile kendilerine bahçeler yapılıyor, sonra aynı su ile o bahçeler yerlebir ediliyor Su ile zengin ve mutlu yaşıyorlar Sonra aynı su ile zelil ve fakir oluyorlar
    Şüphesiz bu, Allah'ın kendilerine kulluk edip şükretmeleri şartıyla nimet verdiği toplumlara bir ders olmalıdır O nimetlere sahip olmaya devam edebilmeleri için Allah'a kulluk yapıp şükretmeleri gerekir Aksi halde o nimetler kendileri için birer felakete dönüşür
    Düşünce ve inanç bozukluğu sebebiyle sahip olduğu nimet kendisi için azap ve cezaya dönüşen nice kimseler vardır! Sahip olduğu şeylerle mutlu yaşaması beklenen nice milletler o nimetler yüzünden bedbaht olmuştur! Yüce Allah ne kadar doğru buyuruyor; "Onların ne malları, ne çocukları seni imrendirmesin Allah bunlarla dünya hayatında onlara azap etmek ve canlarının inkarcı olarak çıkmasını ister"[228]

    Acı Bedel:


    Yüce Allah onların üzerine baraj selini gönderip bahçelerini yerlebir ettikten sonra, buna karşılık kendilerine verilen acı şeye işaret ederek şöyle der: "Onların bahçelerini buruk yemişli, ılgmlık ve içinde biraz da sedir ağacı bulunan iki bahçeye çevirdik"
    İki bahçe gerçekte değil de, görünüş olarak iki bahçe olarak kalmıştır Çünkü ağaç ve meyveleri gitmiş, Allah o ağaçların yerine dikenli, bodur, verimsiz acı çöl ağaçlarını bitirmiştir Bu ağaçların kimisi diken dikendir, yemişi de tamamen acı ve tiksindiricidir
    Bu yeni ağaç türü sanki küfür ve isyanları nedeniyle Sebeplilere kızmış ve onlara acı, buruk, çirkin bir yiyecek vermiştir Sanki ağaçlar kafirlere kızmakta, öfkelenmekte ve onlara yakışacak ürünler vermektedir
    Bu ağaçların bir türü de acı ılgındır Bu bitki çölde biter, çabuk tutuşur ve taze yeşil de olsa ateşte hemen
    yanar
    Onların bir türü de sedir ağaç adır Bu ağacın meyve denmiyecek kadar ufak kimi meyveleri olur
    Önceki bahçe ve meyvelerine karşılık aldıkları bunlardır Bundan önce içinde yüzdükleri bolluk ve refah nerede, şimdi içine düştükleri yoksulluk, azap ve fakirlik nerede! İbn Kesir bu konuda şöyle der:
    "Olgun meyveler,güzel manzaralar, koyu gölgeler, akan ırmaklardan sonra o iki bahçenin aldığı durum budur Onların yerini bodur, verimsiz, dikenli ve kötü yemişli ağaçlar almıştır "[229]
    Seyyid Kutup da şöyle der: "Bunlar Allah'ın kendilerine verdiği nimetlerle Allah'a şükretmeyi, güzel işler yapmayı ve güzel davranmayı bıraktılar Bunun üzerine içinde yaş adıkları bolluğun sebebi olan şeyleri ellerinden aldı ve önünde kayalar götüren baraj selini üzerlerine gönderdi, baraj yıkıldı, seller aktı ve her şeyi yerlebir etti Ondan sonra artık sular toplanm adı, böylece her taraf kurudu ve yandı, o geniş ve gür bahçeler dikenli bodur çöl ağaçlarının bittiği çöllere dönüştü "[230]

    Azgınlık ve Küfürleri Sebebiyle Cezalandırıldılar:


    Kur'an, Me'rib barajının enkazı ve doğurduğu sonuçlar üzerinde durarak Sebe' halkının başına gelenlerin sebebini şöyle belirtmektedir: "Bu şekilde, küfretmelerinin cezasını onlara verdik" Onlara karşılıklarını verdik
    Rağıb Isfahani şöyle der: "Ceza kelimesi, karşılık ve yeterlilik anlamındadır Bir şeyin iyilikse iyilik, kötülükse kötülük olarak tam karşılığını belirtir Falan kişiye şöyle karşılık verdim, denir Yüce Allah buyuruyor: "Kim iman eder ve salih amel işlerse, kendisine en güzel karşılık vardır"[231]
    Kur'anda "câzâ" değil, "ceza" kipi geçmektedir Çünkü mücâzât, mükâfat vermek demektir O da iki taraftan her birinin bir işi karşılıklı yapmasıdır Yani bir nimete benzeri ve dengi ile karşılık vermektir Allah'ın nimeti bu türden değildir Onun için mükafat kelimesi Allah hakkında kullanılmaz "[232]
    buradakarşılıktan maksat, cezalandırm adır Yani onları cezalandırdık "Küfretmeleri sebebiyle" ifadesinde geçen "ba" harfi sebep bildirir, yani küfretmeleri ve azgınlıkları sebebiyle onları cezalandırdık Dil açısından sebep bildiren ba harfinin sonrası, öncesinde belirtilen işin meydana gelmesinin sebebidir Yahut sonrası, öncesinin meydana gelmesinin yolunu hazırlar Yüce Allah ateşteki kafirler için şöyle buyurur:
    "cehennem, yalnız azgınları bekleyen yerdir Dönecekleri yer orasıdır Orada sonsuz kalacaklardır Orada serinlik bulamayacaklardır, işlediklerine uygun olan kaynar su ve irin dışında bir içecek de tadamıyacakiardır Çünkü onlar hesaba çekileceklerini ummazlardı, âyetlerimizi hep yalan sayar dururlardı "[233]
    Kur'an, Sebe' halkının başına gelenlerin sebebini açıklamakta ve gerekçesini belirtmektedir Allah'ın yaptıklarının adaletin kendisi oluğunu insanlara özenle anlatmaya çalışır Böylece şeytan, Allah'ın yaptıklarının kendilerine haksızlık olduğunu içlerine fısıldamasın
    Onun için azgınlık ve küfürleri sebebiyle Allah'ın onları cezalandırdığını belirtmekte, karşılığın yapılan iş türünden olduğunu ve azgınlaşan kişinin başına felaketin geldiğini söylemektedir
    "Azgınlıkları sebebiyle cezalandırdık" sözündeki sebep bildiren ba harfi, rabbani kesin bir yasaya işaret etmektedir O da, ba harinden önce belirtilen iyilik veya kötülüğe karşılık Allah'ın ba harfinden önce belirtilen ceza veya mükafat verdiğini anlatmasıdır Çünkü karşılık, yapılan iş türünden olur Yapılan iş iyi ise, iyilikle, kötü ise, kötülükle karşılık görmesidir [234]

    Azılı Kafirden Başkasına Ceza Verir Miyiz?


    Kur'an, Sebe'lilerin başından geçenlerden sonra "Biz, azılı kafirden başkasına ceza verir miyiz?" dîye sormakt adır Soru, cezanın ancak azılı kafir kişilere verildiğini kararlaştırmak içindir Şüphesiz ceza, azılı kafirlerin başına gelir, itaat ederek şükreden kişiler ise, cez adan uzak kalırlar
    Rağıb Isfahani küfr, kufran ve kafur (azılı kafir) kelimeleri arasındaki fark konusunda şöyle der: "Sözlük anlamıyla küfür, bir şeyi örtbas etmektir Nimetin küfrü de, şükrünü yerine getirmemek suretiyle onu örtbas etmektir Küfrün en büyüğü tevhidin, şeriatın veya peygamberliğin inkar edilmesidir
    Kufran, daha çok nimete karşı yapılan nankörlük için kullanılır Dinin inkarı anlamında daha çok küfür kelimesi kullanılır Kufûr ise, her ikisi için kullanılır "
    Küfretme kökünden türeyen kelimeler için durum böyle iken, Kur'anda bu kökten geçen kelimelerin değişik alamlarda olduğunu Isfahani belirterek şöyle der: "Kafir, genel olarak inkar eden anlamındadır Allah'ın varlığını, birliğini, şeriatı, peygamberliği veya hepsini inkar edenleri kapsar Kafur ise, nimete karşı nankörlükte aşırı gidenler için kullanılır "Bu şekilde onlara küfretmelerinin karşılığını verdik Azılı kafirden başkasına ceza verirmiyiz?" âyetinde bu anlamd adır
    buradainsan, azılı kafirlikle nitelendiği halde bununla yetinmeyip başına neden elif lam eki getirilmiştir? denilirse, cevap olarak deriz ki, bu insanın nimetlere karşı nankörlük yaptığına ve şükrünü az yerine getirdiğine dikkat çekmek içindir "Kahrolası insan! Ne kadar nankördür!"[235] âyetinde de bu anlamd adır Onun için başka yerde" Kullarımdan çok şükreden azdır" denilmiştir Kaffâr sözü, kafur sözünden daha abartmalıdır"[236]
    Sebe' suresinde Kur'anın karşıt iki kelime olan kafur (çok nankör) ve şakûr (çok şükreden) kelimelerini kullandığını görüyoruz Hz Davud'u nitelerken şakûr (çok şükreden) sözcüğünü kullanır Bu kip şâkir (şükreden) sözcüğünden daha abartmalıdır
    Kafur (çok nankör) kelimesini de Sebe' bahçelerinin yok edilmesini anlattıktan sonra kullanır Bununla Sebe'lileri nitelemektedir Bu da kafir kelimesinden daha abartmalıdır
    Sebe' öyküsünü anlattıktan sonra başlarına gelenlerden ders alacakların kimler olduğunu açıkl adığını da görüyoruz "Şüphesiz bunda çok sabreden, çok şükredenler için âyetler vardır" Bu âyetin açıklamasına az sonra değineceğiz [237]


  6. 07.Ocak.2011, 23:10
    4
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,654
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 336
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Yanıt: Sebe'lilerin Öyküsü

    Sebe'liler Ders Almazlar:


    Yüce Allah Sebe' halkı üzerine seli gönderdi Ders ve öğüt almaları, Allah'a dönmeleri için cezalandırıp bağ ve baçelerini yerlebir etti Fakat gözleri gerçeği görmez olup kalpleri mühürlendiği için öğüt ve ders atmadılar Barajın yıkılmasından sonra başlarına gelenler konusunda Yüce Allah şöyle buyurur: "Onlarla, kutlu kıldığımız şehirler arasında karşıdan karşıya görünen kasabalar var etmiş, oraları gezilecek belirli konak yerleri yapmıştık Oralarda geceleri ve gündüzleri güven içinde gezin, demiştik Ama onlar: Rabbimiz! Yolculuklarımızın mesafesini uzat, deyip kendilerine yazık ettiler Biz de onları efsane yapıverdik ve darmadağın ettik"
    Seyyid Kutup, bu âyetleri açıklarken ve barajın yıkılmasından sonra onların başına gelenleri anlatırken şöyle der: "O zamana kadar hâla köy ve kasalarında yaşarlardı Allah onların rızıklarını daralttı, bolluk ve refah yerine zorluk ve sıkıntı verdi Ancak onları dağıtıp darmadağın etmemişti
    Kendileriyle Arap yarım adasında mübarek kılınan Mekke ve Kudüs arasında ulaşım devam ediyordu Sebe'
    bölgesinin kuzey tarafı olan Yemen ile mübarek kılınan kasabalar arasındaki bölge hala bayındır olarak duruyordu, iki yer arasında yol da açık ve işlekti "Onlarla kutlu kıldığımız şehirler arasında karşıdan karşıya görünen kasabalar var etmiş, oralarda belirli konak yerleri yapmıştık Oralarda gecelen ve gündüzleri güven içinde gezin, demiştik"
    Anlatıldığına göre yol, sabah bir kasab adan çıkar ve akşam olm adan diğerine varırdı Yolculuk güvenli ve konak yerleri belirli idi Meskun yerler birbirine yakın olduğu ve konaklama yerleri bulunduğu için yolculuk da rahattı
    Ama Sebe' halkı şımarıp azdı ilk uyarı ile adam olmadılar ve kaybettiklerini geri vermesi için Allah'a dönüp yakarm adılar Onun yerine ahmak ve cahiller gibi dua ettiler:"Rabbimiz! yolculuklarımızın mesafesini uzat, dediler"
    Yolculuk zevkini tatmin etmeyen kısa mesafelerle ve yakın konaklar arasında yapılan yolculukları değil, bir yıl boyunca ancak birkaç kez yapılabilen uzun yolculuklar istediler Bu da adamların şımarması ve kendilerine yazık etmenin bir ifadesi olmuştur "Ve kendilerine yazık ettiler" Duaları kabul edildi edilmesine ama, şımarıkların duasının kabul edilmesi gibi kabul edildi "Onları efsane yaptık ve darmadağın ettik"
    Darm adağın oldular ve Arap yarım adasının değişik yerlerine dağıldılar Hayat süren belirgin bir millet iken, insanların birbirlerine anlattığı bir efsane oldular "Şüphesiz bunda çok sabreden, çok şükredenler için dersler vardır"
    Sabrın yanında şükür de getirilmiştir Sabır, sıkıntı zamanlarında, şükür bolluk anlarında olur Sebe' halkının öyküsünde her iki taraf için de ibretler ve dersler vardır
    âyetin bir anlamı budur
    âyetin başka anlamı da şöyle olabilir:"Onlarla mübarek kıldığımız kasabalar arasında güçlü ve galip gelen kasabalar var ettik" Sebe'liler fakirleştiler Zor bir çöl hayatı yaşadılar Su ve mera bulmak için aramak, uzun yolculuklar yapmak zorunda kaldılar Sınanmaya katlanam adılar Onun için"Rabimiz! Yolculuklarımızın mesafesini uzat" dediler
    Yani çok yorulduk, yolculuklarımız aralıklı ve seyrek olsun, dediler Ama bu dualarının kabul edilmesi için onunla beraber kendileri Allah'a dönüp yakarm adılar Nimetlerle şımarmış ve sıkıntıya katlanmamışlardı Onun için Yüce Allah onlara yapacağını yaptı ve darmadağın etti Görülen insanlar iken, efsane kalıntı oldular, anlatılan efsane ve öykü haline geldiler Bütün bunların ardından Kur'anm "Şüphesiz çok sabreden, çok şükredenler için bunda desler vardır" demesi, nimete karşı az şükretmeleri ve sıkıntıya az göğüs germelerine uygun düşmektedir âyetin böyle de anlaşılabileceğini düşündüm Doğrusunu Allah bilir "[238]
    Seyyid Kutub'un önce belirttiği birinci anlam her ne kadar daha makul, yerinde ve tefsircilerin çoğunluğunun görüşü ise de, ikinci anlam da uzak değildir [239]

    Sebe'liler Efsane Oldular:


    Yüce Allah, Sebe' halkına verilmiş nimetleri yok etti Zulüm, azgınlık ve küfürleri sebebiyle başlarına cezayı indirdi Böylece darmadağın oldular ve efsaneye dönüştüler "Rabbimiz yolculuklarımızın mesafesini uzat dediler Kendilerine yazık ettiler Biz de onları efsaneye çevirdik ve darmadağın ettik" Yani ondan sonra başkalarına verilen örnek oldular
    İki durum arasındaki fark açıktır Toprağı işledikleri, nimetlerinden yararlandıkları, böylece mutlu hayat sürdükleri, dillere destan oldukları, içinde yüzdükleri bolluk ve refahın, mal ve bolluğun, nimet ve zenginliğin dilden dile dolaştığı ve yaş adıkları hayatın örnek gösterildiği birinci durum ile, içine düştükleri fakirlik, yoksulluk, sıkıntı, ihtiyaç, zayıflık ve perişanlık durumu arasındaki fark çok açıktır
    Sonra gelenler bu iki durum arasında karşılaştırma yapmışlar ve ikisi arasındaki farkları görmeye çahşmışlar Böylece Sebe'liler gözle görülen ve elle tutulan realite bir halk iken, yok olup tükenen öncekilerin örnek verdiği, sohbet meclislerinde anlattığı ve şiirlerde dile getirdiği mitolojik bir halk oldular
    Araplar onlarla ilgili yaygın atasözleri uydurdular Örneğin, "Sebe'liler gibi dağıldılar" dediler Bu ata sözünü, Sebe' halkının içine düştüğü durumu anlatmak için uydurdular Zengin iken fakir düşen, izzet sahibi iken zelil olan, hakim iken mahkum olan, birlik ve beraberlik içinde iken dağılıp parçalanan her kabile ve millet için bu ata sözünü kullandılar
    Ama bu durum sadece Sebe' halkı İçin midir, yoksa her millet ve toplum için geçerli olan rabbani sosyal bir yasa mıdır?
    Şüphesiz nerede olursa olsunlar, bu her millet ve toplum için geçerli bir yas adır Allah'ın nimetine karşı nankörlük yapan, hayatlarını zulüm, baskı, bozgunculuk ve küfür içinde yaşayan hiçbir millet ve toplum yoktur kiAllah oların nimetlerini gidermiş,başlarına azap ve zilleti getirmiş, onlar da etkin ve yetkin konumdan terkedilmişlik ve urnutulmuşluk konumuna geçmiş, sopbet meclislerinde anlatılan ve ravilerin dillerinde dolaşan mitoloji ve efsaneye dönüşmüş olmasın
    Kur'anın ortaya oyduğu gerçek budur "Sonra peygamberlerimizi peşpeşe gönderdik Her ümmete peygamberi geldikçe onu yalancı saydılar Onları birbiri ardından yok edip hepsini birer efsane yaptık İnanmayan bir millet defolsun!"[240]
    Bütün insanlık tarihi, Kur'anın anlattığı bu gerçeğin tanığıdır Allah'ın milletlere nimetler verdiğini, ama onlara karşı nankörlük edince nasıl helak olup efsane haline geldiklerini anlatır
    Hani Sebe'liler? Hani Semûd kavmi? Hani Firavn, Hâmân ve Kârûn? Finikeliler, Babilliler, Asurlular, Persler ve Hititliler nerede? Hani yunanlılar ve Romalılar? Hani Moğollar ve Haçlılar? Nerede Almanya imparatorluğu, Büyük Bıritinya ve başkaları nerede? Allah hepsini tarih yapmış, hepsini darmadağın etmiştir Kahrolsun inanmayan millet![241]

    Sebe'liler Olayı İbretlerle Doludur:


    Kur'anı Kerim, Sebeliler olayında ibüyük bretler ve dersler olduğunu kararlaştırır Zaten onlardan bahsederken sözlerinin başında "Sebeliler için yurtlarında bir ders vardır" demişti Sebe'liler öyküsünün sonunda da "Bunda dersler vardır" der Başta tekil olarak "ders" kelimesini kullanırken, sonda çoğul olarak "dersler" kelimesini kullanmakt adır Herhalde bunun îki sebebi vardır:
    a- Sözünü ettiği konu ile uyumlu olması Allah'ın nimetleri içinde yaş adıklannda sebelliler mutlu ve müreffeh insanlardı Bir tek adam gibi birlik ve berabirlik içinde idiler Onun için onları tekil kelime ile belirtmek uygun olmuştur "Sebe'liler için yurtlarında ders vardır" demiştir Nitekim yurt kelimesi de tekildir Tekil olunca, ders de tekil olmuştur
    Ama barajın yıkılıp darmadağın edildikten sonra tek millet çok milletlere, tek kabile çok kabilelere ve tek yurt çok yurtlara bölünmüştür Bu bölünme ve dağılm adan dolayı çoğul kipinin kullanılması uygun olmuştur Toplu halde olan halkı anlatan ders anlamındaki âyet, bölünmüş olan toplumun her bölümüne, her yurduna ve her kabilesine bir tane düşmesi için âyetin çoğul kipi getirilmiştir En iyi Allah bilir
    b- Dersler, dersi içine alır Sebe'lilerde çok âyetler, yani dersler vardır, Allah'ın insanlara imkan verip yer yüzüne yerleştirmesi, onlara bolluk ve refah vermesi, insanların bu nimetlere karşı nankörlük yapıp Allah'ın razı olmadığı yerlerde ve şekillerde kullanması, insanların gaflete düşmesi ve başlarından geçenlerden ders ve öğüt almaması, insanların başına gelen şeylerin işledikleri sebebiyle gelmiş oiması, Allah'ın değişmez sosyal yasalarının her zaman ve her yerdeki insanlar ve toplumlar için geçerli olması,sonuçlara muk addimelerin yol açması, Allah'ın zalimlerden intikam alması ve kafirleri cezalandırması, azgın ve müstekbirleri yakalayıp ezmesi,ümmetin sahip olduğu bolluk, refah, nimet ve zenginliklerin Allah'ın vergisi °lması,îçine düştükleri açlık, yoksulluk ve perişanlığın kendi elleriyle işledikleri sebebiyle olması, milletlerin, devletlerin ve nesillerin yetişip ortaya çıkma sebeplerinin tarihsel açıdan analiz edilmesi, bunların dağılıp yıkılmaları ve diğer olayların hepsinde dersler ve ibretler vardır
    Onun için Sebe'lilerde âyetler, yani dersler ve ibretler vardır İnsanların karşısında durup anlamlar, öğütler ve ibretler çıkardıkları âyetler![242]

    Ancak Çok Sabreden ve Şükredenler, Ders Alırlar:


    Sebe'liler öyküsünde dersler vardır Ama herkes bu dersleri kavrar, iyi anlar ve alır mı? Bu öykünün anlattığı öğütleri, anlamları ve ibretleri çıkarır mı?
    âyetlerin herkese seslendiği ve herkesin önünde açık sayfalar olarak durduğu, üzerinde durmak için herkese çağrı yaptığı doğrudur
    Ama kafirler, zalimler, gafiller, aklanmışlar ve yüz çevirenler onlardan anlamazlar Yüce Allah buyuruyor: "Göklerde ve yerde nice âyetler vardır ki yanından geçerler, ama ondan yüz çevirirler"[243]
    Kur'an, ancak çok sabreden ve şükreden kişilerin âyetlerden yararlandığını ve ancak böyle kişilerin âyetler üzerinde durup onları anladığını kararlaştırır "Şüphesiz bunda çok sabreden ve şükredenler için âyetler vardır"
    Çok sabreden anlamında Kur'anın kullandığı sabbâr kelimesi, sabreden anlamındaki kelimenin abartmalısıdır Bu sözcük, sadece sabretmekle kalmayıp çok, sürekli ve elinden geldiği kadar sabreden ve ona devam eden kişiyi anlatır
    Çok şükreden anlamındaki şakûr kelimesi de, şâkir kelimesinin abartmalısıdır O da sadece şükretmekle kalmayıp şükrü devam eden ve çok şükreden kişiyi ifade eder Acaba niçin âyetlerden ancak çok sabreden ve şükredenler yararlanır? âyetleri anlamak ve onlardan yararlanmak için neden çok sabretmek ve şükretmek gerekir?
    Çünkü sabretmek, sıkıntı ve imtihan demektir Çok sabreden kişi, Allah'ın kendisini hayatta sın adığını, verdiği bütün nimetlerle ve yaptığı bütün iyiliklerle kendisini imtihan ettiğini bilir Bunu anlaması da nimet ve iyilikleri Allah'a itaat yolunda kullanması, onun hoşnutluk ve sevgisini kazanmak için kullanması demektir
    Hayatta Allah'ın verdiği nimetleri kullanırken, bütün anlamlarıyla mutlaka sabretmek gerekir Nimetler içinde sabır, zenginlikte sabır, kuvvet ve egemenlikte sabır, bolluk ve refahta sabır, mal ve servette sabır, uyarı ve sınavda sabır, sıkıntı ve bel ada sabır, savaş ve musibette sabır, ceza ve verilen derslerde sabır Kim bütün bu konularda sabrederse, işte o çok sabretmiş, sınavı ve denemeyi kazanmış olur Allah'ın nimetlerine şükretmiş ve yerli yerinde kullanmış olur
    Sabretmek, kişiyi şükretmeye götürür Çok sabreden herkes, çok şüreder demektir Kişi Allah'a şükrederse, Allah ona nimetlerini artırır ve çoğaltır " Hani rabbin, şükrederseniz, size nimetlerimi artırım, demişti"[244]
    Kur'an, çok sabreden ve çok şükreden kelimelerini hep birlikte getirir Ne zaman çok sabredeni getirse, mutlaka yanında çok şükreden kelimesini de getirir Böylece sahibinin birbirinden ayrılmaz iki niteliği olduğunu belirtir Kişide biri bulunduğu zaman, diğeri de onunla beraber bulunur
    Çok sabreden anlamındaki "sabbar" kelimesi, Kur'anda dört yerde geçmektedir Her dört yerde de çok şükreden anlamındaki şakûr kelimesi ile beraber kullanılmıştır Şöyle ki:
    a- Yüce Allah, Hz Musa'ya halkına Allah'ın günlerini hatırlatmasını istemiş ve şöyle buyurmuştur: "Allah'ın günlerini onlara hatırlat Şüphesiz bunda çok sabreden ve çok şükderenler için âyetler vardır" [245]
    b- Yüce Allah bize birtakım âyetlerini tanıtarak şöyle buyurmaktadır: "Size âyetlerinden bazılarını göstermek için gemilerin denizde yürüdüklerini gömüyor musun? Şüphesiz bunda çok sabreden ve çok şükedenler için âyetler vardır" [246]
    c- Ikisi Sebe' olayında geçmektedir "Onları efsane yaptık ve darmadağın ettik Şüphesiz bunda çok sabreden ve çok şükredenler için âyetler vardır"[247]
    d-Şura suresinde gemilerin denizlerde Allah'ın bir Lûtfu olarak yürüdüklerini kararlaştırırken geçmektedir "Denizde yüce dağar gibi gemilerin yürümesi onun varlığının âyetlerindendir O dilerse rüzgarı durdurur, yelkenle giden gemiler o zaman denizin yüzünde durakaîırlar Bunlarda çok sabreden ve çok şükredenler için âyetler vardır"[248]
    Çok sabreden ve çok şükreden kişi, bu hayatta aklını kullanan zeki kişidir Çünkü hayatı güzel yaşar, onu iyi anlar ve Allah'ın kendisine verdiği şeyleri sabrederek ve şükrederek kullanır Bütün duyguları sabretmesi ve şükretmesi için kendisine destek olur kişiliğinin her zerresi ve her yanı çok sabredip çok şükretmesi için yardım eder
    Şüphesiz hayatta çok sabreden ve çok şükredenler azdır Çünkü insanların çoğu gafil ve aklanmıştır Onun için Sebe suresinde Yüce Allah "Ey Dâvûd ailesi! Şükrederek çalışınız Kullarımdan çok şükredenler azdır"[249] buyurmaktadır Tekrar edelim; Ancak çok sabreden, şükreder ve ancak çok şükreden, sabreder Çok sabreden ve çok şükredenler de azdır [250]


    İblis, Sebe'lileri Saptırmayı Başarmıştır:


    Kur'anı Kerim, Sebe' öküsünü anlattıktan sonra bir de şu değerlendirmeyi yapmaktadır "And olsun ki İblis, onlar hakkındaki görüşünü doğru çıkartmış, inananlardan bir topluluk dışında, hepsi ona uymuşl adı Oysa iblisin onlar üzerinde bir nüfuzu yoktu Ama biz ahirete inanan kimselerle ondan şüphe içinde olanları, bu şekilde otaya çıkarırız Rabbin her şeyi gözetip koruyandır"[251]
    iblisin onlar hakkındaki görüşünü doğru çıkartmasının anlamı, onlarda amaç ve gayesini gerçekleştirmesi, onları saptırma, baştan çıkarma ve doğru yoldan uzaklaştırın ada başarılı olması demektir
    îblis'in hayatını adadığı ve kendine hedef edindiği şey, yüzsüzlük yaparak yüce Allahla konuşurken açıkl adığı hedeftir "Beni azdırdığın için, and olsun ki senin ddoğru yolun üzerinde onlara karşı duracağım, sonra önlerinden, ardlarmdan, sağ ve sollarından onlara sokulacağım Çoğunu sana şükreder bulamıyacaksın, dedi"[252]
    Yüce Allah ona şu karşılığı vermiştir: "Allah, haydi git! Onlardan sana kim uyarsa, bil ki cehennem hepinizin cezası olur, hem de tam bir ceza, dedi Gücünün yettiğini yerinden oynat, onlara karşı yaya veya atlılarınla haykırarak yürü, mallarına ve çocuklarına ortak ol, onlara sözler ver-ama şeytan sadece onları aldatmak için söz verir-Şüphesiz benim mümin kullarım üzerinde senin hiçbir hakimiyetin olmaz Rabbin vekil olarak yeter"[253]
    Yüce Allah bizi şeytandan sakmdırmakta, bize düşmanlığını söyleyerek onu düşman bilmemizi istemektedir Böylece bizi saptırmasını, düşüncesini hakkımızda gerçekleştirmesini ve amacına ulaşmasını önlemek istemektedir "Şüphesiz şeytan sizin düşmanınızdır Onu düşman biliniz Taraftarlarını ancak cehennemlikler olmaları için çağırır"[254]
    Şeytana teslim olanlar, dizginlerini ona kaptıranlar, onun kuruntu ve dürtülerini gerçekleştirenler ne kadar zarar ediyorlar! Bunlar dünya ve ahirette helak olurlar, zarar ederler ve azap görürler
    İşte Sebe' halkı! İşte şeytana boyun eğmelerinin sonuçları! Şeytana boyun eğen bütün milletlerin eline, Sebe' halkının eline geçen sonuçlar geçmektedir Şeytana dizginlerini kaptıran her kişi, mutlaka Sebe' halkından bireylerin başına gelenler gibi sonuçlarla karşılaşır
    Aslında şeytana boyun eğenler, basit, geri kafalı ve değersiz kişilerdir Böyle olmasalardı şeytan amacını gerçekleştiremez, onun oyuncağı olmasalardı düşüncelerini kanıtlayamazdı
    Ne yazıki tarihin hemen her devrinde şeytanın hedefleîni gerçekliştirmesini, düşüncelerini doğru çıkartmasını kabul eden pek çok insan olduğunu, onunla aynı safta yürümeyi ve adımlarını izlemeyi kabul eden nice kişiler bulunduğunu görüyouz "Onların çoğunu şükredenler olarak görmeyeceksin" demişti
    Fakat bunları şeytana uymak için zorlayan mı var? Onun adımlarını izlemeye mecbur mudurlar? Veya şeytanın onlar üzereinde bir egemenliği mi vardır? Hayır! "Şeytanın onlar üzerinde hiçbir otoritesi yoktur"
    Onun için insanlar, şeytana uymaktan kendileri sorumludur Onun isteğini kabul etmekten kendileri hesap vereceklerdir Çünkü kendi arzularıyla ona uymuşlar, isteyerek onun dediklerini kabul etmişler, ona kalp ve gönüllerini açmışlardır
    Geri kafalı ve basit yandaşlarını yalan va ad ve sözlerle kandıran şeytan, ihtiyaç duyduklarında da onlara sahip çıkmaz, Allah'ın değişmez yasasına yalnız başlarına muhatap olarak terkeder, tek başlarına Allah'ın azap ve cezasını çekerler Kendisi alay ederek kurnazlıkla onlardan uzaklaşır
    Dünyada onlara şeyle der:" bugün insanlardan sizi yenecek hiçbir kimse yoktur Ben sizinle beraberim Ama iki taraf karşı karşıya gelince, gerisin geri döner ve benim sizinle bir ilgim yoktur, ben sizin gömediklerinizi görüyorum, ben Allah'tan korkarım, der"[255]
    Ahirette cehennemin ortasında onlar arasında durup seslenir, kınar, alay eder, horlar, küçümser ve ilişkisini keserek şöyle der:" Allah size gerçek sözü verdi Ben de size söz verdim, ama tutm adım Benim sizin üzerinizde bir hakimiyetim yoktu, sadece sizi çağırdım, siz de kabul ettiniz Beni kınamayın, kendinizi kınayın Ne ben size yardım edebilirim, ne siz bana yardım edebilirsiniz Zaten ben ortak koştuğunuz şeyi önceden de kabul etmemiştim"[256]
    Gerçekten İblis iblistir ve şeytan şeytandır! Sebe' halk: şeytanın dediğini tuttular, o da haklarında görüşünü doğru çıkarttı Böylece Sebe'iiler Allah'ın azabına uğr adılar, onun değişmez sosyal yasasına muhatap oldular Zulmeden, fasıklık yapan ve küfreden her milletin başına gelenler onların da basma geİdi Allah onİarı darmadağın etti, onları efsane yaptı Onlardan önce ad, Semûd gibi kafir milletler uzak oldu, onlar da defolup gittiler!
    Şeytanın sözünü kabul eden herkesi bekleyen sonuç budur Sebe1 suresinde geçen Sebeliler öyküsü de insanlara dersler, ibretler, öğütler ve anlamlar sunmaya devam edecektir Ancak bunları çok sabreden ve çok şükredenlerden başkası anlamaz, kavramaz ve Öğüt almaz "Şüphesiz bunda çok sabreden ve çok şükredenler için âyetler vardır" [257]


  7. 07.Ocak.2011, 23:10
    4
    Moderatör
    Sebe'liler Ders Almazlar:


    Yüce Allah Sebe' halkı üzerine seli gönderdi Ders ve öğüt almaları, Allah'a dönmeleri için cezalandırıp bağ ve baçelerini yerlebir etti Fakat gözleri gerçeği görmez olup kalpleri mühürlendiği için öğüt ve ders atmadılar Barajın yıkılmasından sonra başlarına gelenler konusunda Yüce Allah şöyle buyurur: "Onlarla, kutlu kıldığımız şehirler arasında karşıdan karşıya görünen kasabalar var etmiş, oraları gezilecek belirli konak yerleri yapmıştık Oralarda geceleri ve gündüzleri güven içinde gezin, demiştik Ama onlar: Rabbimiz! Yolculuklarımızın mesafesini uzat, deyip kendilerine yazık ettiler Biz de onları efsane yapıverdik ve darmadağın ettik"
    Seyyid Kutup, bu âyetleri açıklarken ve barajın yıkılmasından sonra onların başına gelenleri anlatırken şöyle der: "O zamana kadar hâla köy ve kasalarında yaşarlardı Allah onların rızıklarını daralttı, bolluk ve refah yerine zorluk ve sıkıntı verdi Ancak onları dağıtıp darmadağın etmemişti
    Kendileriyle Arap yarım adasında mübarek kılınan Mekke ve Kudüs arasında ulaşım devam ediyordu Sebe'
    bölgesinin kuzey tarafı olan Yemen ile mübarek kılınan kasabalar arasındaki bölge hala bayındır olarak duruyordu, iki yer arasında yol da açık ve işlekti "Onlarla kutlu kıldığımız şehirler arasında karşıdan karşıya görünen kasabalar var etmiş, oralarda belirli konak yerleri yapmıştık Oralarda gecelen ve gündüzleri güven içinde gezin, demiştik"
    Anlatıldığına göre yol, sabah bir kasab adan çıkar ve akşam olm adan diğerine varırdı Yolculuk güvenli ve konak yerleri belirli idi Meskun yerler birbirine yakın olduğu ve konaklama yerleri bulunduğu için yolculuk da rahattı
    Ama Sebe' halkı şımarıp azdı ilk uyarı ile adam olmadılar ve kaybettiklerini geri vermesi için Allah'a dönüp yakarm adılar Onun yerine ahmak ve cahiller gibi dua ettiler:"Rabbimiz! yolculuklarımızın mesafesini uzat, dediler"
    Yolculuk zevkini tatmin etmeyen kısa mesafelerle ve yakın konaklar arasında yapılan yolculukları değil, bir yıl boyunca ancak birkaç kez yapılabilen uzun yolculuklar istediler Bu da adamların şımarması ve kendilerine yazık etmenin bir ifadesi olmuştur "Ve kendilerine yazık ettiler" Duaları kabul edildi edilmesine ama, şımarıkların duasının kabul edilmesi gibi kabul edildi "Onları efsane yaptık ve darmadağın ettik"
    Darm adağın oldular ve Arap yarım adasının değişik yerlerine dağıldılar Hayat süren belirgin bir millet iken, insanların birbirlerine anlattığı bir efsane oldular "Şüphesiz bunda çok sabreden, çok şükredenler için dersler vardır"
    Sabrın yanında şükür de getirilmiştir Sabır, sıkıntı zamanlarında, şükür bolluk anlarında olur Sebe' halkının öyküsünde her iki taraf için de ibretler ve dersler vardır
    âyetin bir anlamı budur
    âyetin başka anlamı da şöyle olabilir:"Onlarla mübarek kıldığımız kasabalar arasında güçlü ve galip gelen kasabalar var ettik" Sebe'liler fakirleştiler Zor bir çöl hayatı yaşadılar Su ve mera bulmak için aramak, uzun yolculuklar yapmak zorunda kaldılar Sınanmaya katlanam adılar Onun için"Rabimiz! Yolculuklarımızın mesafesini uzat" dediler
    Yani çok yorulduk, yolculuklarımız aralıklı ve seyrek olsun, dediler Ama bu dualarının kabul edilmesi için onunla beraber kendileri Allah'a dönüp yakarm adılar Nimetlerle şımarmış ve sıkıntıya katlanmamışlardı Onun için Yüce Allah onlara yapacağını yaptı ve darmadağın etti Görülen insanlar iken, efsane kalıntı oldular, anlatılan efsane ve öykü haline geldiler Bütün bunların ardından Kur'anm "Şüphesiz çok sabreden, çok şükredenler için bunda desler vardır" demesi, nimete karşı az şükretmeleri ve sıkıntıya az göğüs germelerine uygun düşmektedir âyetin böyle de anlaşılabileceğini düşündüm Doğrusunu Allah bilir "[238]
    Seyyid Kutub'un önce belirttiği birinci anlam her ne kadar daha makul, yerinde ve tefsircilerin çoğunluğunun görüşü ise de, ikinci anlam da uzak değildir [239]

    Sebe'liler Efsane Oldular:


    Yüce Allah, Sebe' halkına verilmiş nimetleri yok etti Zulüm, azgınlık ve küfürleri sebebiyle başlarına cezayı indirdi Böylece darmadağın oldular ve efsaneye dönüştüler "Rabbimiz yolculuklarımızın mesafesini uzat dediler Kendilerine yazık ettiler Biz de onları efsaneye çevirdik ve darmadağın ettik" Yani ondan sonra başkalarına verilen örnek oldular
    İki durum arasındaki fark açıktır Toprağı işledikleri, nimetlerinden yararlandıkları, böylece mutlu hayat sürdükleri, dillere destan oldukları, içinde yüzdükleri bolluk ve refahın, mal ve bolluğun, nimet ve zenginliğin dilden dile dolaştığı ve yaş adıkları hayatın örnek gösterildiği birinci durum ile, içine düştükleri fakirlik, yoksulluk, sıkıntı, ihtiyaç, zayıflık ve perişanlık durumu arasındaki fark çok açıktır
    Sonra gelenler bu iki durum arasında karşılaştırma yapmışlar ve ikisi arasındaki farkları görmeye çahşmışlar Böylece Sebe'liler gözle görülen ve elle tutulan realite bir halk iken, yok olup tükenen öncekilerin örnek verdiği, sohbet meclislerinde anlattığı ve şiirlerde dile getirdiği mitolojik bir halk oldular
    Araplar onlarla ilgili yaygın atasözleri uydurdular Örneğin, "Sebe'liler gibi dağıldılar" dediler Bu ata sözünü, Sebe' halkının içine düştüğü durumu anlatmak için uydurdular Zengin iken fakir düşen, izzet sahibi iken zelil olan, hakim iken mahkum olan, birlik ve beraberlik içinde iken dağılıp parçalanan her kabile ve millet için bu ata sözünü kullandılar
    Ama bu durum sadece Sebe' halkı İçin midir, yoksa her millet ve toplum için geçerli olan rabbani sosyal bir yasa mıdır?
    Şüphesiz nerede olursa olsunlar, bu her millet ve toplum için geçerli bir yas adır Allah'ın nimetine karşı nankörlük yapan, hayatlarını zulüm, baskı, bozgunculuk ve küfür içinde yaşayan hiçbir millet ve toplum yoktur kiAllah oların nimetlerini gidermiş,başlarına azap ve zilleti getirmiş, onlar da etkin ve yetkin konumdan terkedilmişlik ve urnutulmuşluk konumuna geçmiş, sopbet meclislerinde anlatılan ve ravilerin dillerinde dolaşan mitoloji ve efsaneye dönüşmüş olmasın
    Kur'anın ortaya oyduğu gerçek budur "Sonra peygamberlerimizi peşpeşe gönderdik Her ümmete peygamberi geldikçe onu yalancı saydılar Onları birbiri ardından yok edip hepsini birer efsane yaptık İnanmayan bir millet defolsun!"[240]
    Bütün insanlık tarihi, Kur'anın anlattığı bu gerçeğin tanığıdır Allah'ın milletlere nimetler verdiğini, ama onlara karşı nankörlük edince nasıl helak olup efsane haline geldiklerini anlatır
    Hani Sebe'liler? Hani Semûd kavmi? Hani Firavn, Hâmân ve Kârûn? Finikeliler, Babilliler, Asurlular, Persler ve Hititliler nerede? Hani yunanlılar ve Romalılar? Hani Moğollar ve Haçlılar? Nerede Almanya imparatorluğu, Büyük Bıritinya ve başkaları nerede? Allah hepsini tarih yapmış, hepsini darmadağın etmiştir Kahrolsun inanmayan millet![241]

    Sebe'liler Olayı İbretlerle Doludur:


    Kur'anı Kerim, Sebeliler olayında ibüyük bretler ve dersler olduğunu kararlaştırır Zaten onlardan bahsederken sözlerinin başında "Sebeliler için yurtlarında bir ders vardır" demişti Sebe'liler öyküsünün sonunda da "Bunda dersler vardır" der Başta tekil olarak "ders" kelimesini kullanırken, sonda çoğul olarak "dersler" kelimesini kullanmakt adır Herhalde bunun îki sebebi vardır:
    a- Sözünü ettiği konu ile uyumlu olması Allah'ın nimetleri içinde yaş adıklannda sebelliler mutlu ve müreffeh insanlardı Bir tek adam gibi birlik ve berabirlik içinde idiler Onun için onları tekil kelime ile belirtmek uygun olmuştur "Sebe'liler için yurtlarında ders vardır" demiştir Nitekim yurt kelimesi de tekildir Tekil olunca, ders de tekil olmuştur
    Ama barajın yıkılıp darmadağın edildikten sonra tek millet çok milletlere, tek kabile çok kabilelere ve tek yurt çok yurtlara bölünmüştür Bu bölünme ve dağılm adan dolayı çoğul kipinin kullanılması uygun olmuştur Toplu halde olan halkı anlatan ders anlamındaki âyet, bölünmüş olan toplumun her bölümüne, her yurduna ve her kabilesine bir tane düşmesi için âyetin çoğul kipi getirilmiştir En iyi Allah bilir
    b- Dersler, dersi içine alır Sebe'lilerde çok âyetler, yani dersler vardır, Allah'ın insanlara imkan verip yer yüzüne yerleştirmesi, onlara bolluk ve refah vermesi, insanların bu nimetlere karşı nankörlük yapıp Allah'ın razı olmadığı yerlerde ve şekillerde kullanması, insanların gaflete düşmesi ve başlarından geçenlerden ders ve öğüt almaması, insanların başına gelen şeylerin işledikleri sebebiyle gelmiş oiması, Allah'ın değişmez sosyal yasalarının her zaman ve her yerdeki insanlar ve toplumlar için geçerli olması,sonuçlara muk addimelerin yol açması, Allah'ın zalimlerden intikam alması ve kafirleri cezalandırması, azgın ve müstekbirleri yakalayıp ezmesi,ümmetin sahip olduğu bolluk, refah, nimet ve zenginliklerin Allah'ın vergisi °lması,îçine düştükleri açlık, yoksulluk ve perişanlığın kendi elleriyle işledikleri sebebiyle olması, milletlerin, devletlerin ve nesillerin yetişip ortaya çıkma sebeplerinin tarihsel açıdan analiz edilmesi, bunların dağılıp yıkılmaları ve diğer olayların hepsinde dersler ve ibretler vardır
    Onun için Sebe'lilerde âyetler, yani dersler ve ibretler vardır İnsanların karşısında durup anlamlar, öğütler ve ibretler çıkardıkları âyetler![242]

    Ancak Çok Sabreden ve Şükredenler, Ders Alırlar:


    Sebe'liler öyküsünde dersler vardır Ama herkes bu dersleri kavrar, iyi anlar ve alır mı? Bu öykünün anlattığı öğütleri, anlamları ve ibretleri çıkarır mı?
    âyetlerin herkese seslendiği ve herkesin önünde açık sayfalar olarak durduğu, üzerinde durmak için herkese çağrı yaptığı doğrudur
    Ama kafirler, zalimler, gafiller, aklanmışlar ve yüz çevirenler onlardan anlamazlar Yüce Allah buyuruyor: "Göklerde ve yerde nice âyetler vardır ki yanından geçerler, ama ondan yüz çevirirler"[243]
    Kur'an, ancak çok sabreden ve şükreden kişilerin âyetlerden yararlandığını ve ancak böyle kişilerin âyetler üzerinde durup onları anladığını kararlaştırır "Şüphesiz bunda çok sabreden ve şükredenler için âyetler vardır"
    Çok sabreden anlamında Kur'anın kullandığı sabbâr kelimesi, sabreden anlamındaki kelimenin abartmalısıdır Bu sözcük, sadece sabretmekle kalmayıp çok, sürekli ve elinden geldiği kadar sabreden ve ona devam eden kişiyi anlatır
    Çok şükreden anlamındaki şakûr kelimesi de, şâkir kelimesinin abartmalısıdır O da sadece şükretmekle kalmayıp şükrü devam eden ve çok şükreden kişiyi ifade eder Acaba niçin âyetlerden ancak çok sabreden ve şükredenler yararlanır? âyetleri anlamak ve onlardan yararlanmak için neden çok sabretmek ve şükretmek gerekir?
    Çünkü sabretmek, sıkıntı ve imtihan demektir Çok sabreden kişi, Allah'ın kendisini hayatta sın adığını, verdiği bütün nimetlerle ve yaptığı bütün iyiliklerle kendisini imtihan ettiğini bilir Bunu anlaması da nimet ve iyilikleri Allah'a itaat yolunda kullanması, onun hoşnutluk ve sevgisini kazanmak için kullanması demektir
    Hayatta Allah'ın verdiği nimetleri kullanırken, bütün anlamlarıyla mutlaka sabretmek gerekir Nimetler içinde sabır, zenginlikte sabır, kuvvet ve egemenlikte sabır, bolluk ve refahta sabır, mal ve servette sabır, uyarı ve sınavda sabır, sıkıntı ve bel ada sabır, savaş ve musibette sabır, ceza ve verilen derslerde sabır Kim bütün bu konularda sabrederse, işte o çok sabretmiş, sınavı ve denemeyi kazanmış olur Allah'ın nimetlerine şükretmiş ve yerli yerinde kullanmış olur
    Sabretmek, kişiyi şükretmeye götürür Çok sabreden herkes, çok şüreder demektir Kişi Allah'a şükrederse, Allah ona nimetlerini artırır ve çoğaltır " Hani rabbin, şükrederseniz, size nimetlerimi artırım, demişti"[244]
    Kur'an, çok sabreden ve çok şükreden kelimelerini hep birlikte getirir Ne zaman çok sabredeni getirse, mutlaka yanında çok şükreden kelimesini de getirir Böylece sahibinin birbirinden ayrılmaz iki niteliği olduğunu belirtir Kişide biri bulunduğu zaman, diğeri de onunla beraber bulunur
    Çok sabreden anlamındaki "sabbar" kelimesi, Kur'anda dört yerde geçmektedir Her dört yerde de çok şükreden anlamındaki şakûr kelimesi ile beraber kullanılmıştır Şöyle ki:
    a- Yüce Allah, Hz Musa'ya halkına Allah'ın günlerini hatırlatmasını istemiş ve şöyle buyurmuştur: "Allah'ın günlerini onlara hatırlat Şüphesiz bunda çok sabreden ve çok şükderenler için âyetler vardır" [245]
    b- Yüce Allah bize birtakım âyetlerini tanıtarak şöyle buyurmaktadır: "Size âyetlerinden bazılarını göstermek için gemilerin denizde yürüdüklerini gömüyor musun? Şüphesiz bunda çok sabreden ve çok şükedenler için âyetler vardır" [246]
    c- Ikisi Sebe' olayında geçmektedir "Onları efsane yaptık ve darmadağın ettik Şüphesiz bunda çok sabreden ve çok şükredenler için âyetler vardır"[247]
    d-Şura suresinde gemilerin denizlerde Allah'ın bir Lûtfu olarak yürüdüklerini kararlaştırırken geçmektedir "Denizde yüce dağar gibi gemilerin yürümesi onun varlığının âyetlerindendir O dilerse rüzgarı durdurur, yelkenle giden gemiler o zaman denizin yüzünde durakaîırlar Bunlarda çok sabreden ve çok şükredenler için âyetler vardır"[248]
    Çok sabreden ve çok şükreden kişi, bu hayatta aklını kullanan zeki kişidir Çünkü hayatı güzel yaşar, onu iyi anlar ve Allah'ın kendisine verdiği şeyleri sabrederek ve şükrederek kullanır Bütün duyguları sabretmesi ve şükretmesi için kendisine destek olur kişiliğinin her zerresi ve her yanı çok sabredip çok şükretmesi için yardım eder
    Şüphesiz hayatta çok sabreden ve çok şükredenler azdır Çünkü insanların çoğu gafil ve aklanmıştır Onun için Sebe suresinde Yüce Allah "Ey Dâvûd ailesi! Şükrederek çalışınız Kullarımdan çok şükredenler azdır"[249] buyurmaktadır Tekrar edelim; Ancak çok sabreden, şükreder ve ancak çok şükreden, sabreder Çok sabreden ve çok şükredenler de azdır [250]


    İblis, Sebe'lileri Saptırmayı Başarmıştır:


    Kur'anı Kerim, Sebe' öküsünü anlattıktan sonra bir de şu değerlendirmeyi yapmaktadır "And olsun ki İblis, onlar hakkındaki görüşünü doğru çıkartmış, inananlardan bir topluluk dışında, hepsi ona uymuşl adı Oysa iblisin onlar üzerinde bir nüfuzu yoktu Ama biz ahirete inanan kimselerle ondan şüphe içinde olanları, bu şekilde otaya çıkarırız Rabbin her şeyi gözetip koruyandır"[251]
    iblisin onlar hakkındaki görüşünü doğru çıkartmasının anlamı, onlarda amaç ve gayesini gerçekleştirmesi, onları saptırma, baştan çıkarma ve doğru yoldan uzaklaştırın ada başarılı olması demektir
    îblis'in hayatını adadığı ve kendine hedef edindiği şey, yüzsüzlük yaparak yüce Allahla konuşurken açıkl adığı hedeftir "Beni azdırdığın için, and olsun ki senin ddoğru yolun üzerinde onlara karşı duracağım, sonra önlerinden, ardlarmdan, sağ ve sollarından onlara sokulacağım Çoğunu sana şükreder bulamıyacaksın, dedi"[252]
    Yüce Allah ona şu karşılığı vermiştir: "Allah, haydi git! Onlardan sana kim uyarsa, bil ki cehennem hepinizin cezası olur, hem de tam bir ceza, dedi Gücünün yettiğini yerinden oynat, onlara karşı yaya veya atlılarınla haykırarak yürü, mallarına ve çocuklarına ortak ol, onlara sözler ver-ama şeytan sadece onları aldatmak için söz verir-Şüphesiz benim mümin kullarım üzerinde senin hiçbir hakimiyetin olmaz Rabbin vekil olarak yeter"[253]
    Yüce Allah bizi şeytandan sakmdırmakta, bize düşmanlığını söyleyerek onu düşman bilmemizi istemektedir Böylece bizi saptırmasını, düşüncesini hakkımızda gerçekleştirmesini ve amacına ulaşmasını önlemek istemektedir "Şüphesiz şeytan sizin düşmanınızdır Onu düşman biliniz Taraftarlarını ancak cehennemlikler olmaları için çağırır"[254]
    Şeytana teslim olanlar, dizginlerini ona kaptıranlar, onun kuruntu ve dürtülerini gerçekleştirenler ne kadar zarar ediyorlar! Bunlar dünya ve ahirette helak olurlar, zarar ederler ve azap görürler
    İşte Sebe' halkı! İşte şeytana boyun eğmelerinin sonuçları! Şeytana boyun eğen bütün milletlerin eline, Sebe' halkının eline geçen sonuçlar geçmektedir Şeytana dizginlerini kaptıran her kişi, mutlaka Sebe' halkından bireylerin başına gelenler gibi sonuçlarla karşılaşır
    Aslında şeytana boyun eğenler, basit, geri kafalı ve değersiz kişilerdir Böyle olmasalardı şeytan amacını gerçekleştiremez, onun oyuncağı olmasalardı düşüncelerini kanıtlayamazdı
    Ne yazıki tarihin hemen her devrinde şeytanın hedefleîni gerçekliştirmesini, düşüncelerini doğru çıkartmasını kabul eden pek çok insan olduğunu, onunla aynı safta yürümeyi ve adımlarını izlemeyi kabul eden nice kişiler bulunduğunu görüyouz "Onların çoğunu şükredenler olarak görmeyeceksin" demişti
    Fakat bunları şeytana uymak için zorlayan mı var? Onun adımlarını izlemeye mecbur mudurlar? Veya şeytanın onlar üzereinde bir egemenliği mi vardır? Hayır! "Şeytanın onlar üzerinde hiçbir otoritesi yoktur"
    Onun için insanlar, şeytana uymaktan kendileri sorumludur Onun isteğini kabul etmekten kendileri hesap vereceklerdir Çünkü kendi arzularıyla ona uymuşlar, isteyerek onun dediklerini kabul etmişler, ona kalp ve gönüllerini açmışlardır
    Geri kafalı ve basit yandaşlarını yalan va ad ve sözlerle kandıran şeytan, ihtiyaç duyduklarında da onlara sahip çıkmaz, Allah'ın değişmez yasasına yalnız başlarına muhatap olarak terkeder, tek başlarına Allah'ın azap ve cezasını çekerler Kendisi alay ederek kurnazlıkla onlardan uzaklaşır
    Dünyada onlara şeyle der:" bugün insanlardan sizi yenecek hiçbir kimse yoktur Ben sizinle beraberim Ama iki taraf karşı karşıya gelince, gerisin geri döner ve benim sizinle bir ilgim yoktur, ben sizin gömediklerinizi görüyorum, ben Allah'tan korkarım, der"[255]
    Ahirette cehennemin ortasında onlar arasında durup seslenir, kınar, alay eder, horlar, küçümser ve ilişkisini keserek şöyle der:" Allah size gerçek sözü verdi Ben de size söz verdim, ama tutm adım Benim sizin üzerinizde bir hakimiyetim yoktu, sadece sizi çağırdım, siz de kabul ettiniz Beni kınamayın, kendinizi kınayın Ne ben size yardım edebilirim, ne siz bana yardım edebilirsiniz Zaten ben ortak koştuğunuz şeyi önceden de kabul etmemiştim"[256]
    Gerçekten İblis iblistir ve şeytan şeytandır! Sebe' halk: şeytanın dediğini tuttular, o da haklarında görüşünü doğru çıkarttı Böylece Sebe'iiler Allah'ın azabına uğr adılar, onun değişmez sosyal yasasına muhatap oldular Zulmeden, fasıklık yapan ve küfreden her milletin başına gelenler onların da basma geİdi Allah onİarı darmadağın etti, onları efsane yaptı Onlardan önce ad, Semûd gibi kafir milletler uzak oldu, onlar da defolup gittiler!
    Şeytanın sözünü kabul eden herkesi bekleyen sonuç budur Sebe1 suresinde geçen Sebeliler öyküsü de insanlara dersler, ibretler, öğütler ve anlamlar sunmaya devam edecektir Ancak bunları çok sabreden ve çok şükredenlerden başkası anlamaz, kavramaz ve Öğüt almaz "Şüphesiz bunda çok sabreden ve çok şükredenler için âyetler vardır" [257]


  8. 07.Ocak.2011, 23:11
    5
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,654
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 336
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Yanıt: Sebe'lilerin Öyküsü

    Öyküden Çıkarılacak Dersler:


    1- Hz Süleyman, insanlar, cinler ve kuşlara hükmederek yönetmiştir Onlar da onun yönetimine boyun eğmiştir Nitekim kuş onun ordusunda hizmet etmiştir
    2- İbibik kuşunu soruşturmasında gördüğümüz gibi, kuşlardan da olsa Hz Süleyman, ordusundaki askerlere özen göstermiştir
    3- Anarşi ve başıboşluk olmaması için devlet başkanının askerlerini disiplin altında tutması gerekir Nitekim izinsiz ordudan ayrıldığı için Hz Süleyman ibibik kuşunu cezalandırmakla tehdit etmiştir
    4- Disiplinsiz ve uyumsuz olan askeri, yöneticinin cezalandırması Nitekim Hz,Süleyman "Mutlaka onu cezalandıracağım veya keseceğim" demiştir
    5- Yöneîicinin halka adaletle davranması ve kusur yapana kendini savunma hakkının tanınması ve ifadesinin alınması Hz Süleyman ı;bana açık bir delil getirme? Serekir" demiştir
    6- Müslümanın cesareti, izzeti ve atılganlığı Haklı olduğu sürece niçin zayıflık, gevşeklik veya korkaklık göstersin? İbibik kuşu Süleyman'a gelmiş, karşısında izzet ve sebatla konuşmuş ve "Senin bilmediğini ben bildim ve Sebe'den sana kesin bir haber getirdim" demiştir
    7- Islam toplumunda yaşayan herkes, bu toplumun çıkarlarını korumakla yükümlü ve görevlidir Bunun için çalışmak zorund adir İbibik, Hz Süleyma'ın ordusunda topluma hizmet etmek ve haberler getirip yarar sağlamak için Sebe' ülkesine gitmiştir
    8- Yönetici, bütün işleri bilmeyebilir ve hepsine bizzat kendisi bakamayabilir, hatta bilmesi ve bakması da mümkün değildir Onun için başkalarından dinler, onlardan dinlediklerini kabul eder ve haberdar olmadığı bilgileri onlardan alır İbibik kuşunun Süleyman'a "bilmediğini ben bildim" dediği gibi
    9- MüsIümanın yöneticiye verdiği bilgiler ve getirdiği haberlerin doğru ve kesin olması gerekir ibibik " Sana Sebe'den kesin bir haber getirdim" demiştir
    10- Ibibik, Sebe1 ülkesini başarıyla keşfetmiş, gücünü başarılı bir şekilde tespit etmiş ve bu ülkenin yapısı hakkında başarılı bir rapor veriştir Sebe' ülkesinin yapısını şöyle özetlemiştir: Onları bir kadının yönettiğini, o kadına her şeyin verildiğini ve büyük bir tatmin olduğunu gördüm
    11- Sebe' ülkesini bir kraliçe yönetiyordu Birçokları adının Belkıs olduğunu belirtiyorsa da, bu haber sahih bir hadise dayanmamaktadır Onun için kabul veya red etmeyip hakkında bir şey demiyoruz ve ona Kur'anın açıklam adığı diğer şeylere baktığımız gibi bakıyoruz
    12- Sebe' kraliçesinin gücünü "Ona her şeyden verilmiştir" diyerek çok özet bir şekilde anlatmıştır Herhalde verilmiş olan bu şeyler bolluk, servet, kuvvet ve her türlü imkanı kapsamıştır Allah ona yönetim, sosyal ve
    ekonomi alanında her şeyi vermiştir Rizık,, ağaçlar,sebze, meyve, su, yağmur, mal, çocuk, bolluk, güvenlik, huzur, barış, kuvvet, egemenlik ve büyük bir tahta kadar Allah ona lazım olan her şeyi vermiştir
    13- Sebe' kraliçesi ve halkının dinini ibibik kuşunun özellikle öğrenmesi Onların Allah yerine, güneşe secde ettiklerini görmüştür Bu da güneşe taptıkları sonucuna götürür
    14- Ibibik kuşunun iman ve tevhid konusunda titizlik göstermesi Onun için Sebe' halkının güneşe secde etmelerini yadırgamış, yerde ve göklerde taneyi ortaya çıkaran, bütün insanların ne yaptıklarını bilen, alemlerin ve büyük arşın sahibi olan Allah'a secde etmemelerine hayret etmiştir
    İbibik kuşu, bir iman davetçisiydi, şirk ve küfrün amansız düşmanıydı, iman duygusu ve dinsel bir gayretin sahibi idi Şüphe yok ki müslümanlar İbibik kuşundan aha çok bu bilinçli gayrete, bu duygu ve imanlı tavra sahip olmaları gerekir Çünkü Allah, kur'anda onlara bunu emretmekte ve kıyamete kadar bununla yükümlü tutmakt ad ir
    15- Her yaratık işe kendisini ilgilendiren açıdan bakmakta, onu kendisine görünen yönden değerlendirmektedir Mesela İbibik kuşu, kendi ilgi ve ihtiyaçları açısından yüce Allahı tanımakt adır Ona göre Allah, yerde ve göklerde saklı taneyi açığa çıkarandır Kendisine taneyi Allah'ın çıkardığı ve verdiğini bilmekte, gagasının ise ancak bunun bir aracı ve görünürde bir sesebi olduğuna inanmakt adır
    16- Yüce Allah'ın büyük arşın sahibi olarak nitelenmesinden amaç, herhalde insanların sahip olduğu şeylerle aldanıp gururlanmaması ve bu nevi şeylere sahip olduklarında alçak gönüllü davranması gerektiğinin vurgularımasıdır Sebe' kraliçesinin büyük bir tahtı varsa, güçlü ve zengin olan Yüce Allah da büyük arşın sahibidir Zaten Allah'ın arşının büyüklüğü karşısında kraliçenin tahtının büyüklüğü nedir kil? Zaten Sebe' kraliçesinin tahtı nerde, Yüce Allah'ın arşı nerde!
    17- Yöneticinin kendisine söylenenlerin doğruluğundan emin olması ve her seyleneni hemen kabul etmemesi Çünkü bunları söyleyen kişi doğru olmayabilir Doğru söylese bile, söylediklerini kesin araştırmış olmayabilir Hz Süleyman, îbibik'in söylediklerini dinledikten sonra "Doğru mu,yalan mı sclediğine bakacağız "demiştir
    18- lbibik, Sebe' kraliçesine özel elçi olarak gönderildi Hz Süleyman'in mektubunu kendisi ona götürdü İbibik inandığı çağrısı için çalışıyor ve dinini yaymaya gayret ediyordu Bu İşlerle yükümlü olmayan kuş bunun için çalışıp gayret ediyorsa, Allah'ın bu işle yükümlü kıldığı ve kıyamete kadar bunu kendisine emrettiği müslüman acaba nasıl çalışmalıdır?
    19- Hz Süleyman, İbibik kuşuna,vardığında dikkatli davranması ve durumunun deşifre olmamasına özen göstermesini emretti "Bu kitabımı götür, oniara at sonra bir kenarda dur ve ne cevap vereeklerine bak" Kuş mektubu onlara atıyor, onlardan biraz uzaklaşıyor, yakından durumu izliyor, ne yapacaklarını ve ne karar vereceklerini gprüyor
    20- Sebe' kraliçesi mektubu değerli bir mektup oiarak niteliyor ve ilBana değerli bir mektup atılmıştır"diyor Herhalde bunun sebebi, kraliçenin Hz Süleymanı duymuş ve öğrenmiş olması, güç ve saltanatını yakından bilmesidir Bu niteleme aynı zamanda kraliçenin ne kadar zeki ve bilinci, kralların mektuplarını ne kadar güzellikle karşıl adığmı gösterir
    21- Kraîiçe, Hz Süleyman'nın mektubunu hazır olanlara okudu: "Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla Bana başkaldırmayın ve müslümanlar olarak gelin"bu mektup, en kısa ve en beliğ mektup sayılır Sanki özet bir telgraftır Her sözcüğü büyük bir itina ile seçilmiştir
    22- Mektubun özet olması ve gereksez kelimelerle doldurulmamasına rağmen, Hz Süleyman kelimelerin yarısını oluşturan besmeleyi kaldırmamıştır Bu da besmelenin ve yazışmaların onunla başlamasının önemini vurgulamakt adır
    23- Hz Süleyman onlara kesin bir talimat verdi: Bana müslümanlar olarak geliniz Bu da Hz Süleyman'in fetih ve savaşlarının hedefini gösterir Onun hedefi,insanların Allah'a teslim olmaları, yani İslama girmeleridir Çünkü Hz Süleyman, cih adıyla Allah'ın dinine davet eden bir davetçidir
    Herhalde bu, Hz Süleymanın imajını bozan ve kişisel yönetim yahut saltanat hırsını tatmin emek için ülkeleri işğa! etme, genişleme ve sömürmeye çalıştığı iddialarına açık bir cevaptır
    24- Sebe' ülkesinde yönetim, deyim yerinde ise, demokrasidir Kraliçe, kararlan tek başına almıyor, onun yerine ülkenin ileri gelenleriyle yönetim işini paylaşıyor ve yönetime onlan ortak ediyordu " Ey ileri gelenler! Bana ne yapacağımı söyleyiniz Sizler katılm adıkça bir konuda karar verecek değilim,dedi"
    Yönetim şekillerinin totaliter ve otokratik olduğu bu kadar eski bir zamanda Sebe' ülkesinin yönetiminde herhalde bu çok ileri bir uygulam adır O devirlerde yönetici dilediğine karar verir, halkın yapacağı ise, ona boyun eğmek ve ugulamaktı Onun için Sebe' ülkesinin yönetimi o gün için çağının (bugün de kendini çağdaş ve demokratik olarak niteleyen pek çok ülkenin) çok ilerisinde bulunuyordu
    25- Ne ilgiçtir ki Sebe' ülkesinde yönetimin kurmayları kendilerini ortaya koymaya ve kişisel görüşlerini söylemeye önem vermemiş, kraliçeye uydu olmaya ve emirlerini yerine getirmeye razı olmuşlardır Kraliçe onlara danışıyor ve onlarla ortak karar almak istiyor, onlar ise, "Biz güçlü ve zorlu savaş adamlarıyız, istediğin gibi yap, yeterki sen karar ver" diyerek cevap veriyorlar
    Bu durum, kendi iradesiyle ezilmeyi seçen ve ezilmişlik üzerinde ısrar eden ezilmiş halkların doğasıdır Kuvvet, izzet ve kalkınma için yapılan bütün çağrıları red eder, onun yerine uydu olmayı, ezilmeyi ve zilleti tercih ederler
    26- Sebe' kraliçesi bütün krallar için genel bir hüküm vermiştir "Şüphesiz krallar bir ülkeye girdikleri zaman orasını bozarlar, onurlu kimselerini aşağılık yaparlar Böyle de yaparlar" demiştir
    Şüphesiz bu sözlerle en başta Hz Süleyman'ı kastetmekte, onu övmeyip yermektedir Halbuki genelleme yapması doğru olmadığı gibi, sözleri Hz Süleyman için geçerli de değildir
    Kimileri, Sebe' kraliçesinin bu sözlerini genel kabul eder ve bu âyeti kralların bozuk ve bozguncu olduklarına delil gösterirler Halbuki âyeti bu şekilde delil göstermek yerinde ve kabul edilebilir değildir
    İddia doğru ve karar sahih olabilir Realite olarak da durum böyledir Allah'ın dinine gereği gibi bağlı olmayan bütün krallar, bozgunculuk yapmaya, bozmaya, başkalarını köleleştirmeye, aşağılamaya ve kendilerine boyun eğdirmeye çalışırlar
    Ancak bu âyet onun delili değildir Çünkü âyet, sebe' kraliçesinin sözlerini anlatır Bu sözleri söylediği zaman kraliçe henüz kafirdi O sözlerle Hz Süleyman'ı kastediyor, onu bozuk ve bozguncu olarak niteliyordu, adaletli bir peygamber olan Hz Süleyman için kafir bir kraliçenin sözlerini nasıl ölçü kabul edebiliriz?
    Kur'anı Kerim, kafilerin sözlerini bazan nakledip aktarabilir, bazan onu red eder, bazan da hakkında bir hüküm vermez Her iki durumda da o sözler, Kur'an nakledip hikaye etti, diye herhangi bir konu için delil gösterilemez Kur'anın naklettiği veya hikaye ettiği sözler ölçü alınamaz ve kur'an kendisi benimseyip onaylam adıkça delil olarak gösterilemez
    Onun için Sebe' kraliçesinin sözleri, kralların bozuk ve bozguncu olduklarının delili değildir Genellikle doğru olan bu tespit için başka doğru deliller aramalıyız
    27- Sebe' kraliçesi Hz Süleymanla savaşmayı değil, görüşme ve barış yapmayı tercih etti Herhalde bunun sebebi, kadın olarak yapısı gereği savaş, çarpışma, şiddet ve kan dökmeye taraftar olmamasıdır, kadın toplumu yönetir ve düşmanın saldırısıyla karşılaşırsa, genellikle yüzyüze çarpışma ve sıcak savaşı arzu etmez, böylece halkın düşman karşısında yenilmesine sebep olur [258]
    28- Sebe' kraliçesi, Hz Süleyamarı'ı sınamayı düşündü Gerçekten islam çağrısı mı yapmaktadır yoksa bu çağrının ticaretini mi yapmaktadır? Bunu ortaya çıkarmak istedi Kendilerine saldırmaması, küfür ve şirki ile başbaşa bırakması için ona rüşvet olarak mal gönderdi
    29- Kraliçe, Hz Süleymana gönderilen malı hediye olarak niteledi "Ben onlara bir hediye göndereyim de elçilerin nasıl bir cevapla döneceklerine bakayım,dedi" Fakat gerçekte gönderdikleri hediye midir?
    Şüphesiz kendilerine dokunmaması için Hz Süleyman'a gönderdiği, bal gibi rüşvettir Ama rüşvete hediye adını vermiştir Elbette Hz Süleyman onun rüşvetini geri çevirdi ve elçilere "Belki sîz hediyenizle seviniyorsunuz" dedi
    Bu hediye rüşvet kabul edilmiştir Çünkü hükümdar bir peygamber olan Hz Süleyman'a gönderilmiştir Bilindiği gibi, görevliye ve yöneticiye verilen hediyeler, rüşvet sayılır Kur'anda hediye kelimesi sadece rüşvet anlamında kullanılmıştır Zaten Hz Süleyman ile kraliçe olayında bu iki yerden başka geçmemektedir
    30- Hz Süleyman 'in mala iltifat etmemesi, görüşme ve
    anlaşma yolunu kapatması, elçiler ve heyetler göndererek zaman yitirmemesi, düşmana karşı günümüz müsİüman yöneticilere iyi bir örnektir
    Elçiler hediyeleriyle beraber Hz Süleyman'a gelince, onlara"bana mal ile yardım etmek mi istiyorsunuz? Allah'ın bana veriği size verdiğinden daha iyidir Ama belki de siz hediyenizle seviniyorsunuz Onlara dön And olsun ki güç yetiremiyecekleri bir ordu ile gelir, alçalmış ve küçük düşmüş olarak onları Oradan çıkarınz, dedi "
    31- Oykünün burasında başka bir nüansı görüyoruz Görüşmeler ve ateşkeslerle meşgul etmek için kaliçe hediyelerle Hz Süleyman'a elçiler gönderdiği gibi, düşmanlar, görüşmelerle halkın zamanını öldürmeye, önemli konulardan uzaklaştırıp kaçıncı sır adaki önemsiz işlerle meşgul etmeye çok özen gösterirler Ümmetin başındaki yöneticilerin düşmanın bu sinsi oyunlarını kavraması, emellerini kursağında bırakması ve ana hedeflerinden saptıracak şeylere aidanmaması gerekir
    32- Hz Süleymanın kesin ve kararlı tutumu, düşman taraf üzerinde hemen etkisini gösterdi Sebe1 kraliçesi onun otoritesine boyun eğdi Süleyman bunu anladı ve yenilgiye uğramış bir güçsüz olduğunu kendisine başka kanıtlarla da göstermek istedi
    Toplum bir sıkıntı veya dar boğazdan geçtiği, varlığını ve hayatını tehdit eden büyük bir tehlike île karşı karşıya geldiği zaman kesin tavrını göstermeye mecbudur İktidarı ve otoriteyi ellerinde bulunduran yönetici ve yetkililerin de kesin azim ve kararlılıkla düşmana karşı koyması, tehlikeye karşı ciddi doğru ve fedakarlıkla tavır almaları zorunludur
    33- Hz Süleyman, kraliçenin zayıflığını ve karşısında yenilgisini kendisine göstermek için övündüğü tahtını getirtmek istedi
    34- Hz Süleyman yakınları ve özel adamlarının önünde bir yarışma düzenledi ve "Onlar bana müslüman olarak gelmeden önce onun tahtını kim getirebilir?" dedi Güç ve kudretleri yarıştı ve Hz Süleyman kendini iki teklif karşısında buldu:
    Birincisi: Cinlerden bir ifrit teklif sundu ve "Sen yerinden kalkmadan tahtı sana getiririm ve buna gücüm yeter" dedi
    İkincisi: Kitap bilgisine sahip olan biri "Gözünü açıp kapam adan önce onu sana getiririm" dedi [259]
    35- Bu konuda ayrıntılı bilgilerin olmadığını görüyoruz Çünkü Kur'an ve sahih hadis bu konuda bir şey söylememiştir Onun için o (müphem) bilinmezleri araştırmak, ayrıntılarına dalmak ve israiliyat bilgilerle onları açıklamaya çalışmak doğru değildir
    Cinlerden ifritin adını bilmiyoruz ve Hz Süleyma'ın yerinden kalkm adan önce tahtı nasıl getireceğini de bilmiyoruz
    Kitaptan bilgisi olan kişinin adını, Hz Süleyman'nın yanında ne iş yaptığını, hangi bilgiye sahip olduğunu ve tahtı Hz Süleyman'a gözünü açıp kapam adan önce nasıl getireceğini bilmiyoruz Aslında bunları bilmek de gerekmez Çünkü bir bilgi veya yarar sağlamaz
    36- Tahtın Hz Süleyman'a getirilmesi, kitap bilgisine sahip olanın bir kerameti ve Hz Süleymamn bir mucizesi sayılır Aynı zamanda her şeye güç yetiren ilahi gücün bir ifadesi, hakkın zaferi ve Sebe' kraliçesinin temsil ettiği batılın bir yenilgisidir
    37- Hz Süleyman, tahtı yanıbaşmda görünce ne dedi? Bu Allah'ın bana bir Lûtfudur Şükredeceğimi veya nankörlük yapacağımı sınamak için bunu bana verdi Kim şükrederse kendisi için şükretmiş, kim de küfrederse kendisi için küfretmiş olur Şüphesiz Allah zengin ve kerimdir" dedi
    Hz Süleyman kuvvetle böbürlenmedi, kibirlenip şımarm adı ve çılgınlar gibi kendinden geçmedi Azgınlaşıp bozulm adı Aksine Allah'ın gücü karşısında alçak gönüllü oldu, Allahı andı ve lütfundan dolayı şükretti
    Hz Süleymamn bu tavrı da, kuvvet ve zafer elde
    etmeleri durumunda takınacakları tavır konusunda devlet başkanlarına ve tüm yöneticilere örnektir
    38- Hz Süleyman, Sebe' kraliçesine sürprizler yapmak istedi Bu sürprizlerden amaç onun zayıflığını, bilgisizliğini ve yanlışını kendisine göstermektir O sürprizler şunlardır:
    a- Hz Süleyman'nın yanına gelmek üzere yola çıkmış
    kraliçenin tahtını getirmek ve içeri girdiğinde tahtı önüne koymak
    b- Basit bazı özelliklerini değiştirmek suretiyle tahtı belirsizIeştirmek "Onun tahtını kendisine belirsizleştirin, bakalım tanıyacak mı, yoksa tanımıyanlardan mı olacaktır, dedi "
    c- Üzerinden geçip girmesi için ona kristalden bir geçit yaptırdı Herhalde kristal geçidin altında su vardı Suyun içinden geçecekmiş gibi göstermek için böyle bir şey yapmıştı
    d- Sebe' kraliçesi ''Bu sizin tahtınız mı?" sorusu karşısında zeki davrandı Tahtı görünce onun olup olmadığına karar veremedi Çünkü tahtının tıpkısı idi ama tahtı olduğuna da manam adı Çünkü ayrıldığında tahtı Oradaydı Acaba onu kim getirmiş ve önüne bırakmıştı? Kararsız kaldı Zeki ve akıllı oluşu onu bu çıkmazdan kurtardı ve "sanki odur" dedi Bu cevap evet veya hayır olmadığı için iki tarafa da açıktır
    40- köşke gir, denilince, onu derin bir su sandı ve suya girmek için eteğini biraz çekti Bu davranışını görenler biraz gülüştüler ve camdan yapılmış mücella bir salondur, dediler
    Israiliyat ve garip şeylerin heveslileri kraliçenin eteğini çekmesi konusunda tuhaf şeyler anlatırlar Belkıs adını verdikleri Sebe' kraliçesinin annesi cinlerdenmiş, onun için cin ayaklanna benzer iki ayağı varmış ve koyun ayaklarına benzermiş, Hz Süleyman bundan emin olmak istemiş, onun için kristal salonu kendisine hazırlamış, iki ayağını görünce normal ve güzel iki insan ayağı olduğunu anlamıştır Kur'anın bu tür batıl ve israiliyat olan bilgilerle tefsir edilmesi caiz değildir
    41- Sebe' kraliçesi yanlışını anladı, Hz Süleymanm gücü karşısında gücünün bir hiç olduğunu ve ona karşı koyamıyacağını öğrendi Kendisinin Allah'a ortak koştuğu için batılda olduğunu, ama Süleymanın hak üzere ve dininin de hak olduğunu anladı Allah onun kalbine iman verdi Bunun üzerine "Allahırn! Ben kendime haksızlık etmişim, Süleyaman ile beraber alemlerin rabbi olan Allah'a teslim oldum"deyip müslüman oldu
    42- Ondan sonra Hz Süleyman ile Sebe' kraliçesi arasında neler olup bittiğinden kur'an söz etmez Onun için bu konuda bazı soruların kesin cevabı ahnamamakt adır Mesela, Hz Süleyma onunla evlendi mi? Hz Süleyrnanın ülkesinde mi kaldı, yoksa ülkesine mi döndü? Halkı da kendisiyle beraber müslüman olup Hz Süleymanın dinine girdi mi? Hz Süleyman Yemen'i egemenliği altına aldı mı? Hz Sülaymanın ve Sebe' kraliçesinin ölümünden sonra israiloğulları ile Sebe1 halkı arasında ilişkiler nasıl oldu?
    Bu soruların kesin cevabı yoktur Çünkü kesin ve doğru kaynaklar bu konularda bilgi vermemektedir Onun için biz de o kaynakların durduğu yerde durmamız ve cevap almak için israiliyat batıl ve yalan kaynaklara gitmememiz gerekir
    Nemi suresinde Sebe' kraliçesi ile Hz Süleyman öyküsü bilinçli bir iman ve davetle sonuçlanmıştır Çünkü öykünün son sahnesi, kraliçenin Hz Süleyman'nın dini olan Allah'ın dinine girmesi, şirki ve küfrü bırakması ve Hz Süleyman'la beraber alemlerin rabbı olan Allah'a teslim olması olmuştur
    Bu sonuç, öyküyü sunmaktan hedefin ne olduğunu da gösterir O da davetçilerin Hz Süleymanı örnek almaya çağrılması, daveti kendilerine hedef yapmalarıdır Bu hedef de davet edilen insanların İslama yönelmeleri ve yaşayarak ona sarılmalarıdır [260]



  9. 07.Ocak.2011, 23:11
    5
    Moderatör
    Öyküden Çıkarılacak Dersler:


    1- Hz Süleyman, insanlar, cinler ve kuşlara hükmederek yönetmiştir Onlar da onun yönetimine boyun eğmiştir Nitekim kuş onun ordusunda hizmet etmiştir
    2- İbibik kuşunu soruşturmasında gördüğümüz gibi, kuşlardan da olsa Hz Süleyman, ordusundaki askerlere özen göstermiştir
    3- Anarşi ve başıboşluk olmaması için devlet başkanının askerlerini disiplin altında tutması gerekir Nitekim izinsiz ordudan ayrıldığı için Hz Süleyman ibibik kuşunu cezalandırmakla tehdit etmiştir
    4- Disiplinsiz ve uyumsuz olan askeri, yöneticinin cezalandırması Nitekim Hz,Süleyman "Mutlaka onu cezalandıracağım veya keseceğim" demiştir
    5- Yöneîicinin halka adaletle davranması ve kusur yapana kendini savunma hakkının tanınması ve ifadesinin alınması Hz Süleyman ı;bana açık bir delil getirme? Serekir" demiştir
    6- Müslümanın cesareti, izzeti ve atılganlığı Haklı olduğu sürece niçin zayıflık, gevşeklik veya korkaklık göstersin? İbibik kuşu Süleyman'a gelmiş, karşısında izzet ve sebatla konuşmuş ve "Senin bilmediğini ben bildim ve Sebe'den sana kesin bir haber getirdim" demiştir
    7- Islam toplumunda yaşayan herkes, bu toplumun çıkarlarını korumakla yükümlü ve görevlidir Bunun için çalışmak zorund adir İbibik, Hz Süleyma'ın ordusunda topluma hizmet etmek ve haberler getirip yarar sağlamak için Sebe' ülkesine gitmiştir
    8- Yönetici, bütün işleri bilmeyebilir ve hepsine bizzat kendisi bakamayabilir, hatta bilmesi ve bakması da mümkün değildir Onun için başkalarından dinler, onlardan dinlediklerini kabul eder ve haberdar olmadığı bilgileri onlardan alır İbibik kuşunun Süleyman'a "bilmediğini ben bildim" dediği gibi
    9- MüsIümanın yöneticiye verdiği bilgiler ve getirdiği haberlerin doğru ve kesin olması gerekir ibibik " Sana Sebe'den kesin bir haber getirdim" demiştir
    10- Ibibik, Sebe1 ülkesini başarıyla keşfetmiş, gücünü başarılı bir şekilde tespit etmiş ve bu ülkenin yapısı hakkında başarılı bir rapor veriştir Sebe' ülkesinin yapısını şöyle özetlemiştir: Onları bir kadının yönettiğini, o kadına her şeyin verildiğini ve büyük bir tatmin olduğunu gördüm
    11- Sebe' ülkesini bir kraliçe yönetiyordu Birçokları adının Belkıs olduğunu belirtiyorsa da, bu haber sahih bir hadise dayanmamaktadır Onun için kabul veya red etmeyip hakkında bir şey demiyoruz ve ona Kur'anın açıklam adığı diğer şeylere baktığımız gibi bakıyoruz
    12- Sebe' kraliçesinin gücünü "Ona her şeyden verilmiştir" diyerek çok özet bir şekilde anlatmıştır Herhalde verilmiş olan bu şeyler bolluk, servet, kuvvet ve her türlü imkanı kapsamıştır Allah ona yönetim, sosyal ve
    ekonomi alanında her şeyi vermiştir Rizık,, ağaçlar,sebze, meyve, su, yağmur, mal, çocuk, bolluk, güvenlik, huzur, barış, kuvvet, egemenlik ve büyük bir tahta kadar Allah ona lazım olan her şeyi vermiştir
    13- Sebe' kraliçesi ve halkının dinini ibibik kuşunun özellikle öğrenmesi Onların Allah yerine, güneşe secde ettiklerini görmüştür Bu da güneşe taptıkları sonucuna götürür
    14- Ibibik kuşunun iman ve tevhid konusunda titizlik göstermesi Onun için Sebe' halkının güneşe secde etmelerini yadırgamış, yerde ve göklerde taneyi ortaya çıkaran, bütün insanların ne yaptıklarını bilen, alemlerin ve büyük arşın sahibi olan Allah'a secde etmemelerine hayret etmiştir
    İbibik kuşu, bir iman davetçisiydi, şirk ve küfrün amansız düşmanıydı, iman duygusu ve dinsel bir gayretin sahibi idi Şüphe yok ki müslümanlar İbibik kuşundan aha çok bu bilinçli gayrete, bu duygu ve imanlı tavra sahip olmaları gerekir Çünkü Allah, kur'anda onlara bunu emretmekte ve kıyamete kadar bununla yükümlü tutmakt ad ir
    15- Her yaratık işe kendisini ilgilendiren açıdan bakmakta, onu kendisine görünen yönden değerlendirmektedir Mesela İbibik kuşu, kendi ilgi ve ihtiyaçları açısından yüce Allahı tanımakt adır Ona göre Allah, yerde ve göklerde saklı taneyi açığa çıkarandır Kendisine taneyi Allah'ın çıkardığı ve verdiğini bilmekte, gagasının ise ancak bunun bir aracı ve görünürde bir sesebi olduğuna inanmakt adır
    16- Yüce Allah'ın büyük arşın sahibi olarak nitelenmesinden amaç, herhalde insanların sahip olduğu şeylerle aldanıp gururlanmaması ve bu nevi şeylere sahip olduklarında alçak gönüllü davranması gerektiğinin vurgularımasıdır Sebe' kraliçesinin büyük bir tahtı varsa, güçlü ve zengin olan Yüce Allah da büyük arşın sahibidir Zaten Allah'ın arşının büyüklüğü karşısında kraliçenin tahtının büyüklüğü nedir kil? Zaten Sebe' kraliçesinin tahtı nerde, Yüce Allah'ın arşı nerde!
    17- Yöneticinin kendisine söylenenlerin doğruluğundan emin olması ve her seyleneni hemen kabul etmemesi Çünkü bunları söyleyen kişi doğru olmayabilir Doğru söylese bile, söylediklerini kesin araştırmış olmayabilir Hz Süleyman, îbibik'in söylediklerini dinledikten sonra "Doğru mu,yalan mı sclediğine bakacağız "demiştir
    18- lbibik, Sebe' kraliçesine özel elçi olarak gönderildi Hz Süleyman'in mektubunu kendisi ona götürdü İbibik inandığı çağrısı için çalışıyor ve dinini yaymaya gayret ediyordu Bu İşlerle yükümlü olmayan kuş bunun için çalışıp gayret ediyorsa, Allah'ın bu işle yükümlü kıldığı ve kıyamete kadar bunu kendisine emrettiği müslüman acaba nasıl çalışmalıdır?
    19- Hz Süleyman, İbibik kuşuna,vardığında dikkatli davranması ve durumunun deşifre olmamasına özen göstermesini emretti "Bu kitabımı götür, oniara at sonra bir kenarda dur ve ne cevap vereeklerine bak" Kuş mektubu onlara atıyor, onlardan biraz uzaklaşıyor, yakından durumu izliyor, ne yapacaklarını ve ne karar vereceklerini gprüyor
    20- Sebe' kraliçesi mektubu değerli bir mektup oiarak niteliyor ve ilBana değerli bir mektup atılmıştır"diyor Herhalde bunun sebebi, kraliçenin Hz Süleymanı duymuş ve öğrenmiş olması, güç ve saltanatını yakından bilmesidir Bu niteleme aynı zamanda kraliçenin ne kadar zeki ve bilinci, kralların mektuplarını ne kadar güzellikle karşıl adığmı gösterir
    21- Kraîiçe, Hz Süleyman'nın mektubunu hazır olanlara okudu: "Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla Bana başkaldırmayın ve müslümanlar olarak gelin"bu mektup, en kısa ve en beliğ mektup sayılır Sanki özet bir telgraftır Her sözcüğü büyük bir itina ile seçilmiştir
    22- Mektubun özet olması ve gereksez kelimelerle doldurulmamasına rağmen, Hz Süleyman kelimelerin yarısını oluşturan besmeleyi kaldırmamıştır Bu da besmelenin ve yazışmaların onunla başlamasının önemini vurgulamakt adır
    23- Hz Süleyman onlara kesin bir talimat verdi: Bana müslümanlar olarak geliniz Bu da Hz Süleyman'in fetih ve savaşlarının hedefini gösterir Onun hedefi,insanların Allah'a teslim olmaları, yani İslama girmeleridir Çünkü Hz Süleyman, cih adıyla Allah'ın dinine davet eden bir davetçidir
    Herhalde bu, Hz Süleymanın imajını bozan ve kişisel yönetim yahut saltanat hırsını tatmin emek için ülkeleri işğa! etme, genişleme ve sömürmeye çalıştığı iddialarına açık bir cevaptır
    24- Sebe' ülkesinde yönetim, deyim yerinde ise, demokrasidir Kraliçe, kararlan tek başına almıyor, onun yerine ülkenin ileri gelenleriyle yönetim işini paylaşıyor ve yönetime onlan ortak ediyordu " Ey ileri gelenler! Bana ne yapacağımı söyleyiniz Sizler katılm adıkça bir konuda karar verecek değilim,dedi"
    Yönetim şekillerinin totaliter ve otokratik olduğu bu kadar eski bir zamanda Sebe' ülkesinin yönetiminde herhalde bu çok ileri bir uygulam adır O devirlerde yönetici dilediğine karar verir, halkın yapacağı ise, ona boyun eğmek ve ugulamaktı Onun için Sebe' ülkesinin yönetimi o gün için çağının (bugün de kendini çağdaş ve demokratik olarak niteleyen pek çok ülkenin) çok ilerisinde bulunuyordu
    25- Ne ilgiçtir ki Sebe' ülkesinde yönetimin kurmayları kendilerini ortaya koymaya ve kişisel görüşlerini söylemeye önem vermemiş, kraliçeye uydu olmaya ve emirlerini yerine getirmeye razı olmuşlardır Kraliçe onlara danışıyor ve onlarla ortak karar almak istiyor, onlar ise, "Biz güçlü ve zorlu savaş adamlarıyız, istediğin gibi yap, yeterki sen karar ver" diyerek cevap veriyorlar
    Bu durum, kendi iradesiyle ezilmeyi seçen ve ezilmişlik üzerinde ısrar eden ezilmiş halkların doğasıdır Kuvvet, izzet ve kalkınma için yapılan bütün çağrıları red eder, onun yerine uydu olmayı, ezilmeyi ve zilleti tercih ederler
    26- Sebe' kraliçesi bütün krallar için genel bir hüküm vermiştir "Şüphesiz krallar bir ülkeye girdikleri zaman orasını bozarlar, onurlu kimselerini aşağılık yaparlar Böyle de yaparlar" demiştir
    Şüphesiz bu sözlerle en başta Hz Süleyman'ı kastetmekte, onu övmeyip yermektedir Halbuki genelleme yapması doğru olmadığı gibi, sözleri Hz Süleyman için geçerli de değildir
    Kimileri, Sebe' kraliçesinin bu sözlerini genel kabul eder ve bu âyeti kralların bozuk ve bozguncu olduklarına delil gösterirler Halbuki âyeti bu şekilde delil göstermek yerinde ve kabul edilebilir değildir
    İddia doğru ve karar sahih olabilir Realite olarak da durum böyledir Allah'ın dinine gereği gibi bağlı olmayan bütün krallar, bozgunculuk yapmaya, bozmaya, başkalarını köleleştirmeye, aşağılamaya ve kendilerine boyun eğdirmeye çalışırlar
    Ancak bu âyet onun delili değildir Çünkü âyet, sebe' kraliçesinin sözlerini anlatır Bu sözleri söylediği zaman kraliçe henüz kafirdi O sözlerle Hz Süleyman'ı kastediyor, onu bozuk ve bozguncu olarak niteliyordu, adaletli bir peygamber olan Hz Süleyman için kafir bir kraliçenin sözlerini nasıl ölçü kabul edebiliriz?
    Kur'anı Kerim, kafilerin sözlerini bazan nakledip aktarabilir, bazan onu red eder, bazan da hakkında bir hüküm vermez Her iki durumda da o sözler, Kur'an nakledip hikaye etti, diye herhangi bir konu için delil gösterilemez Kur'anın naklettiği veya hikaye ettiği sözler ölçü alınamaz ve kur'an kendisi benimseyip onaylam adıkça delil olarak gösterilemez
    Onun için Sebe' kraliçesinin sözleri, kralların bozuk ve bozguncu olduklarının delili değildir Genellikle doğru olan bu tespit için başka doğru deliller aramalıyız
    27- Sebe' kraliçesi Hz Süleymanla savaşmayı değil, görüşme ve barış yapmayı tercih etti Herhalde bunun sebebi, kadın olarak yapısı gereği savaş, çarpışma, şiddet ve kan dökmeye taraftar olmamasıdır, kadın toplumu yönetir ve düşmanın saldırısıyla karşılaşırsa, genellikle yüzyüze çarpışma ve sıcak savaşı arzu etmez, böylece halkın düşman karşısında yenilmesine sebep olur [258]
    28- Sebe' kraliçesi, Hz Süleyamarı'ı sınamayı düşündü Gerçekten islam çağrısı mı yapmaktadır yoksa bu çağrının ticaretini mi yapmaktadır? Bunu ortaya çıkarmak istedi Kendilerine saldırmaması, küfür ve şirki ile başbaşa bırakması için ona rüşvet olarak mal gönderdi
    29- Kraliçe, Hz Süleymana gönderilen malı hediye olarak niteledi "Ben onlara bir hediye göndereyim de elçilerin nasıl bir cevapla döneceklerine bakayım,dedi" Fakat gerçekte gönderdikleri hediye midir?
    Şüphesiz kendilerine dokunmaması için Hz Süleyman'a gönderdiği, bal gibi rüşvettir Ama rüşvete hediye adını vermiştir Elbette Hz Süleyman onun rüşvetini geri çevirdi ve elçilere "Belki sîz hediyenizle seviniyorsunuz" dedi
    Bu hediye rüşvet kabul edilmiştir Çünkü hükümdar bir peygamber olan Hz Süleyman'a gönderilmiştir Bilindiği gibi, görevliye ve yöneticiye verilen hediyeler, rüşvet sayılır Kur'anda hediye kelimesi sadece rüşvet anlamında kullanılmıştır Zaten Hz Süleyman ile kraliçe olayında bu iki yerden başka geçmemektedir
    30- Hz Süleyman 'in mala iltifat etmemesi, görüşme ve
    anlaşma yolunu kapatması, elçiler ve heyetler göndererek zaman yitirmemesi, düşmana karşı günümüz müsİüman yöneticilere iyi bir örnektir
    Elçiler hediyeleriyle beraber Hz Süleyman'a gelince, onlara"bana mal ile yardım etmek mi istiyorsunuz? Allah'ın bana veriği size verdiğinden daha iyidir Ama belki de siz hediyenizle seviniyorsunuz Onlara dön And olsun ki güç yetiremiyecekleri bir ordu ile gelir, alçalmış ve küçük düşmüş olarak onları Oradan çıkarınz, dedi "
    31- Oykünün burasında başka bir nüansı görüyoruz Görüşmeler ve ateşkeslerle meşgul etmek için kaliçe hediyelerle Hz Süleyman'a elçiler gönderdiği gibi, düşmanlar, görüşmelerle halkın zamanını öldürmeye, önemli konulardan uzaklaştırıp kaçıncı sır adaki önemsiz işlerle meşgul etmeye çok özen gösterirler Ümmetin başındaki yöneticilerin düşmanın bu sinsi oyunlarını kavraması, emellerini kursağında bırakması ve ana hedeflerinden saptıracak şeylere aidanmaması gerekir
    32- Hz Süleymanın kesin ve kararlı tutumu, düşman taraf üzerinde hemen etkisini gösterdi Sebe1 kraliçesi onun otoritesine boyun eğdi Süleyman bunu anladı ve yenilgiye uğramış bir güçsüz olduğunu kendisine başka kanıtlarla da göstermek istedi
    Toplum bir sıkıntı veya dar boğazdan geçtiği, varlığını ve hayatını tehdit eden büyük bir tehlike île karşı karşıya geldiği zaman kesin tavrını göstermeye mecbudur İktidarı ve otoriteyi ellerinde bulunduran yönetici ve yetkililerin de kesin azim ve kararlılıkla düşmana karşı koyması, tehlikeye karşı ciddi doğru ve fedakarlıkla tavır almaları zorunludur
    33- Hz Süleyman, kraliçenin zayıflığını ve karşısında yenilgisini kendisine göstermek için övündüğü tahtını getirtmek istedi
    34- Hz Süleyman yakınları ve özel adamlarının önünde bir yarışma düzenledi ve "Onlar bana müslüman olarak gelmeden önce onun tahtını kim getirebilir?" dedi Güç ve kudretleri yarıştı ve Hz Süleyman kendini iki teklif karşısında buldu:
    Birincisi: Cinlerden bir ifrit teklif sundu ve "Sen yerinden kalkmadan tahtı sana getiririm ve buna gücüm yeter" dedi
    İkincisi: Kitap bilgisine sahip olan biri "Gözünü açıp kapam adan önce onu sana getiririm" dedi [259]
    35- Bu konuda ayrıntılı bilgilerin olmadığını görüyoruz Çünkü Kur'an ve sahih hadis bu konuda bir şey söylememiştir Onun için o (müphem) bilinmezleri araştırmak, ayrıntılarına dalmak ve israiliyat bilgilerle onları açıklamaya çalışmak doğru değildir
    Cinlerden ifritin adını bilmiyoruz ve Hz Süleyma'ın yerinden kalkm adan önce tahtı nasıl getireceğini de bilmiyoruz
    Kitaptan bilgisi olan kişinin adını, Hz Süleyman'nın yanında ne iş yaptığını, hangi bilgiye sahip olduğunu ve tahtı Hz Süleyman'a gözünü açıp kapam adan önce nasıl getireceğini bilmiyoruz Aslında bunları bilmek de gerekmez Çünkü bir bilgi veya yarar sağlamaz
    36- Tahtın Hz Süleyman'a getirilmesi, kitap bilgisine sahip olanın bir kerameti ve Hz Süleymamn bir mucizesi sayılır Aynı zamanda her şeye güç yetiren ilahi gücün bir ifadesi, hakkın zaferi ve Sebe' kraliçesinin temsil ettiği batılın bir yenilgisidir
    37- Hz Süleyman, tahtı yanıbaşmda görünce ne dedi? Bu Allah'ın bana bir Lûtfudur Şükredeceğimi veya nankörlük yapacağımı sınamak için bunu bana verdi Kim şükrederse kendisi için şükretmiş, kim de küfrederse kendisi için küfretmiş olur Şüphesiz Allah zengin ve kerimdir" dedi
    Hz Süleyman kuvvetle böbürlenmedi, kibirlenip şımarm adı ve çılgınlar gibi kendinden geçmedi Azgınlaşıp bozulm adı Aksine Allah'ın gücü karşısında alçak gönüllü oldu, Allahı andı ve lütfundan dolayı şükretti
    Hz Süleymamn bu tavrı da, kuvvet ve zafer elde
    etmeleri durumunda takınacakları tavır konusunda devlet başkanlarına ve tüm yöneticilere örnektir
    38- Hz Süleyman, Sebe' kraliçesine sürprizler yapmak istedi Bu sürprizlerden amaç onun zayıflığını, bilgisizliğini ve yanlışını kendisine göstermektir O sürprizler şunlardır:
    a- Hz Süleyman'nın yanına gelmek üzere yola çıkmış
    kraliçenin tahtını getirmek ve içeri girdiğinde tahtı önüne koymak
    b- Basit bazı özelliklerini değiştirmek suretiyle tahtı belirsizIeştirmek "Onun tahtını kendisine belirsizleştirin, bakalım tanıyacak mı, yoksa tanımıyanlardan mı olacaktır, dedi "
    c- Üzerinden geçip girmesi için ona kristalden bir geçit yaptırdı Herhalde kristal geçidin altında su vardı Suyun içinden geçecekmiş gibi göstermek için böyle bir şey yapmıştı
    d- Sebe' kraliçesi ''Bu sizin tahtınız mı?" sorusu karşısında zeki davrandı Tahtı görünce onun olup olmadığına karar veremedi Çünkü tahtının tıpkısı idi ama tahtı olduğuna da manam adı Çünkü ayrıldığında tahtı Oradaydı Acaba onu kim getirmiş ve önüne bırakmıştı? Kararsız kaldı Zeki ve akıllı oluşu onu bu çıkmazdan kurtardı ve "sanki odur" dedi Bu cevap evet veya hayır olmadığı için iki tarafa da açıktır
    40- köşke gir, denilince, onu derin bir su sandı ve suya girmek için eteğini biraz çekti Bu davranışını görenler biraz gülüştüler ve camdan yapılmış mücella bir salondur, dediler
    Israiliyat ve garip şeylerin heveslileri kraliçenin eteğini çekmesi konusunda tuhaf şeyler anlatırlar Belkıs adını verdikleri Sebe' kraliçesinin annesi cinlerdenmiş, onun için cin ayaklanna benzer iki ayağı varmış ve koyun ayaklarına benzermiş, Hz Süleyman bundan emin olmak istemiş, onun için kristal salonu kendisine hazırlamış, iki ayağını görünce normal ve güzel iki insan ayağı olduğunu anlamıştır Kur'anın bu tür batıl ve israiliyat olan bilgilerle tefsir edilmesi caiz değildir
    41- Sebe' kraliçesi yanlışını anladı, Hz Süleymanm gücü karşısında gücünün bir hiç olduğunu ve ona karşı koyamıyacağını öğrendi Kendisinin Allah'a ortak koştuğu için batılda olduğunu, ama Süleymanın hak üzere ve dininin de hak olduğunu anladı Allah onun kalbine iman verdi Bunun üzerine "Allahırn! Ben kendime haksızlık etmişim, Süleyaman ile beraber alemlerin rabbi olan Allah'a teslim oldum"deyip müslüman oldu
    42- Ondan sonra Hz Süleyman ile Sebe' kraliçesi arasında neler olup bittiğinden kur'an söz etmez Onun için bu konuda bazı soruların kesin cevabı ahnamamakt adır Mesela, Hz Süleyma onunla evlendi mi? Hz Süleyrnanın ülkesinde mi kaldı, yoksa ülkesine mi döndü? Halkı da kendisiyle beraber müslüman olup Hz Süleymanın dinine girdi mi? Hz Süleyman Yemen'i egemenliği altına aldı mı? Hz Sülaymanın ve Sebe' kraliçesinin ölümünden sonra israiloğulları ile Sebe1 halkı arasında ilişkiler nasıl oldu?
    Bu soruların kesin cevabı yoktur Çünkü kesin ve doğru kaynaklar bu konularda bilgi vermemektedir Onun için biz de o kaynakların durduğu yerde durmamız ve cevap almak için israiliyat batıl ve yalan kaynaklara gitmememiz gerekir
    Nemi suresinde Sebe' kraliçesi ile Hz Süleyman öyküsü bilinçli bir iman ve davetle sonuçlanmıştır Çünkü öykünün son sahnesi, kraliçenin Hz Süleyman'nın dini olan Allah'ın dinine girmesi, şirki ve küfrü bırakması ve Hz Süleyman'la beraber alemlerin rabbı olan Allah'a teslim olması olmuştur
    Bu sonuç, öyküyü sunmaktan hedefin ne olduğunu da gösterir O da davetçilerin Hz Süleymanı örnek almaya çağrılması, daveti kendilerine hedef yapmalarıdır Bu hedef de davet edilen insanların İslama yönelmeleri ve yaşayarak ona sarılmalarıdır [260]






+ Yorum Gönder