Konusunu Oylayın.: Günahı işleyip sonrada bakşa kişilere anlatmsı bu konu hakkında hadis ve ayet varmıdır?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Günahı işleyip sonrada bakşa kişilere anlatmsı bu konu hakkında hadis ve ayet varmıdır?
  1. 06.Ocak.2011, 23:34
    1
    orsulay
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Ocak.2011
    Üye No: 82932
    Mesaj Sayısı: 1
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1
    Yaş: 32

    Günahı işleyip sonrada bakşa kişilere anlatmsı bu konu hakkında hadis ve ayet varmıdır?






    Günahı işleyip sonrada bakşa kişilere anlatmsı bu konu hakkında hadis ve ayet varmıdır? Mumsema selamun laeyküm öncelikle.. günahı işleyip sonrada bakşa kişilere anlatmsı bu konu hakkında hadis ve ayet varmıdır sizden ricam


  2. 31.Temmuz.2013, 05:56
    2
    NuN
    Üye

    Profili:
    NuN
    Üyelik Tarihi: 16.Ağustos.2007
    Üye No: 1953
    Mesaj Sayısı: 2,081
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10

    Cevap: günahı işleyip sonrada bakşa kişilere anlatmsı bu konu hakkında hadis ve ayet varmıdır?




    İşlediğiniz Günahları İnsanlara Anlatmayın !..
    Günahlarda gizlilik tövbeye yaklaştırır

    Mustafa Bey:

    1. “İşlenen bir haramı anlatmak dînimizce câiz midir?

    2. Günahların örtülmesi için kişi böyle bir suçunu gizlemesi mi gerekir?

    3. Yani kul kendi vicdanında mı tövbeye sarılmalıdır?

    4. Yoksa ibret-i âlem için bilinmesini istemesi günah mıdır?”


    Günahlar, kulun Rabbi ile iletişimine sınır koyan parazitlerdir. Kulun, Yüce Yaradanı ile görüşmesinin sağlıklılığı, bu parazitleri hayatından temizlemesi ile yakından alâkalıdır.


    Bir yakınınızla telefon görüşmesi yaptığınızı farz edelim. Araya bir parazit girdiğinde, nasıl görüşmeden bir şey anlamıyorsunuz ve görüşmeyi yarıda kesip önce parazitin giderilmesine çalışıyorsunuz... Veya bir tv kanalını izlerken araya parazit girip, görüntü ve ses kaybolduğunda, nasıl kanalı izlemeyi bırakıp, önce sesin ve görüntünün netliğini sağlıyorsunuz. Fizik âleminde defalarca yaşadığımız bu hâdise, mânevî âlemde Rabbimizle olan ilişkilerimizde daha öncelikli olarak söz konusudur.


    Manevî âlemin parazitleri günahlardır, haramlardır, Allah’ın yasak kıldığı davranışlardır, dinimizin nehyettiği hareketlerdir, vicdanımızın mahkûm ettiği suçlardır.


    Günahlar, haramlar ve Allah’ın yasakladığı davranışlar konusunda bize ilk hesap soran vicdanımızdır. Allah nezdinde bizi en çetin sorguya çeken kurum vicdanımızdır. Vicdanımızın sorgusu karşısında temize çıkabilmek ise, tövbenin tâ kendisidir. Temize çıkmadığımız sürece vicdanımız bize baskı yapmaya ve bizi kınamaya devam eder.


    Kulun tövbekâr sayılması için kendi vicdanında, yani kendi özünde ve içinde günahlarına karşı pişmanlığa ve tövbeye sarılması en önemli şarttır ve yeterlidir.


    Günahlarını başka bir kurumun veya kişinin önünde sayıp dökmeye gerek olmadığı gibi, böyle bir davranış tevhid inancı ile de bağdaşmaz. Çünkü Allah’tan başka hiç kimse günahlara tövbeyi kabul veya red konusunda ya da günahlara cezâ takdir etmek hususunda yetki sahibi değildir.


    Kul hakkını içeriyor olmadıkça günahlar şahsîdir ve kul ile Rabbi arasındadır. Kul hakkını içeriyor olması halinde ise günah, yalnız hakkı zedelenen kul ile hakka geçen şahıs arasında bir meseledir ve üçüncü şahıslar açısından yine gizlilik taşır.


    Yani günahları;

    1- Kul,
    2- Allah,
    3- Hakkı çiğnenen kuldan başka diğer şahısların bilmesine gerek yoktur.

    Günahların özünde “gizlilik” esası vardır ve bu korunmalıdır.
    Allah’ın “Settâru’l-Uyûb” ismi günahları gizlemek istemektedir.
    Af yolunun açık kalması için günahların gizli kalmasına şiddetle ihtiyaç vardır.


    İnsanın kusur ve günah işlemeye kabiliyetli bir fıtratı bulunduğunu1 beyan eden Üstad Saîd Nursî Hazretleri,
    Cenâb-ı Hakk’ın Settâr ve Ğaffâr isimlerinin kusurlar ve günahlara karşı bir siper hükmünde bulunduğunu;
    yalnız Kendisine sığınıldığında Cenâb-ı Hakkın günahları örttüğünü, gizlediğini ve bağışladığını kaydeder.2


    Âdil mahkemeler kamuyu ilgilendirmeyen suç ve günahların peşine düşmezler. Günah veya suç bir veya birden fazla kişinin hakkı ve hukuku ile ilgili bir alanda işlenmiş ise mahkemeler elbette suçluyu yargılamak ve masumları korumak için harekete geçerler. Adaletin sağlanması için bu gereklidir ve bu ayrı bir meseledir. Kişinin mahkemeye karşı suçunu itiraf etmesi bu bakımdan bir fazilettir ve bu da bir nev'î tövbe hükmündedir.


    Fakat kişi başkasını ilgilendirmeyen günahlarını gizlemeli, günahlarını yaymaktan kaçınmalı ve günahlarına kendi vicdanında tövbe etmelidir. Günahları ile övünmek ise haram olduğu gibi, kişinin kendi kendisini ibret-i âlem olsun diye ele vermesi de caiz değildir. Bu durum tövbe gerçeği ile çelişir.


    Sözü, Resul-i Ekrem Efendimize (asm) bırakalım:

    * “Günahı açıktan işlemekten sıkılmayanlar hariç bütün ümmetim bağışlanmıştır. Geceleyin bir günah işleyip, Allah da yaptığı bu günahı örtmüşken sabahleyin kalkıp, ‘Akşam şöyle şöyle yaptım’ diyen kişi, açıkça günah işlemekten sıkılmayan kimselerdendir. Rabbi geceleyin suçunu örtmüşken, sabahleyin kalkıp Allah’ın örttüğü bu örtüyü kaldırıyor.” 3

    * “Bir kul dünyada bir kulun ayıbını örterse, Allah da kıyâmet gününde onun ayıbını örter.” 4

    * “İnsanların gizli yanlarını araştırmayın. Ayıplarını öğrenmeye çalışmayın.” 5

    * “Günah işlediğinde hemen tevbe et. Gizli işlediğin günaha gizlice, açıktan işlediğin günaha da açıktan tevbe et.” 6

    * “Günah gizli kaldıkça sadece sahibine zarar verir. Ortaya çıktığında ise düzeltilmezse, topluma zarar verir.” 7

    * “Allah’tan kusurlarınızı örtmesini ve sizi korktuklarınızdan emîn kılmasını isteyin.” 8

    * “Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: ‘Ben dünyada Müslüman bir kulumun örttüğüm bir kusurunu, âhirette ortaya çıkarıp onu rezil ve rüsvay etmeyecek kadar büyük kerem ve af sahibiyim.’” 9

    * Resûlullah mescidde iken Müslümanlardan bir kimse yanına geldi ve şöyle dedi: “Yâ Resûlallah! Ben zinâ ettim.”
    Peygamber Efendimiz (asm) ondan yüz çevirdi. Bu sefer adam, Peygamberin (asm) yüz çevirdiği tarafa geçip tekrar:
    “Yâ Resûlallah! Ben zinâ ettim” dedi.
    Peygamberimiz (asm) tekrar yüzünü döndürdü. Adam bu itirafı tekrar yaptı. Bu defa Peygamber Efendimiz (asm) adamın sözünden hoşlanmayarak:
    “Sen deli misin?” diye sordu.10

    * Cüheyne kabilesinin Ğâmid soyundan hamile bir kadın geldi ve: “Yâ Resûlallah! Beni temizle” dedi. Peygamber Efendimiz (asm): “Yazık! Yazık! Evine dön de Allah’a tevbe ve istiğfar et!” buyurdu


    Dipnotlar:

    1- Mektûbât, s. 47. 2- Lem’alar, s. 59; Mesnevî-i Nûriye, s. 113.
    3- Riyâzu’s-Sâlihîn, 24; Câmiü’s-Sağîr, 3000. 4- Riyâzu’s-Sâlihîn, 240.
    5- Câmiü’s-Sağîr, 1576. 6- Câmiü’s-Sağîr, 419.
    7- Câmiü’s-Sağîr, 332; 8- Câmiü’s-Sağîr, 638.
    9- Câmiü’s-Sağîr, 2893. 10- Müslim, Hudud, 16.
    11- Müslim, Hudud, 22.
    Süleyman KÖSMENE


  3. 31.Temmuz.2013, 05:56
    2
    NuN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    NuN
    Üye



    İşlediğiniz Günahları İnsanlara Anlatmayın !..
    Günahlarda gizlilik tövbeye yaklaştırır

    Mustafa Bey:

    1. “İşlenen bir haramı anlatmak dînimizce câiz midir?

    2. Günahların örtülmesi için kişi böyle bir suçunu gizlemesi mi gerekir?

    3. Yani kul kendi vicdanında mı tövbeye sarılmalıdır?

    4. Yoksa ibret-i âlem için bilinmesini istemesi günah mıdır?”


    Günahlar, kulun Rabbi ile iletişimine sınır koyan parazitlerdir. Kulun, Yüce Yaradanı ile görüşmesinin sağlıklılığı, bu parazitleri hayatından temizlemesi ile yakından alâkalıdır.


    Bir yakınınızla telefon görüşmesi yaptığınızı farz edelim. Araya bir parazit girdiğinde, nasıl görüşmeden bir şey anlamıyorsunuz ve görüşmeyi yarıda kesip önce parazitin giderilmesine çalışıyorsunuz... Veya bir tv kanalını izlerken araya parazit girip, görüntü ve ses kaybolduğunda, nasıl kanalı izlemeyi bırakıp, önce sesin ve görüntünün netliğini sağlıyorsunuz. Fizik âleminde defalarca yaşadığımız bu hâdise, mânevî âlemde Rabbimizle olan ilişkilerimizde daha öncelikli olarak söz konusudur.


    Manevî âlemin parazitleri günahlardır, haramlardır, Allah’ın yasak kıldığı davranışlardır, dinimizin nehyettiği hareketlerdir, vicdanımızın mahkûm ettiği suçlardır.


    Günahlar, haramlar ve Allah’ın yasakladığı davranışlar konusunda bize ilk hesap soran vicdanımızdır. Allah nezdinde bizi en çetin sorguya çeken kurum vicdanımızdır. Vicdanımızın sorgusu karşısında temize çıkabilmek ise, tövbenin tâ kendisidir. Temize çıkmadığımız sürece vicdanımız bize baskı yapmaya ve bizi kınamaya devam eder.


    Kulun tövbekâr sayılması için kendi vicdanında, yani kendi özünde ve içinde günahlarına karşı pişmanlığa ve tövbeye sarılması en önemli şarttır ve yeterlidir.


    Günahlarını başka bir kurumun veya kişinin önünde sayıp dökmeye gerek olmadığı gibi, böyle bir davranış tevhid inancı ile de bağdaşmaz. Çünkü Allah’tan başka hiç kimse günahlara tövbeyi kabul veya red konusunda ya da günahlara cezâ takdir etmek hususunda yetki sahibi değildir.


    Kul hakkını içeriyor olmadıkça günahlar şahsîdir ve kul ile Rabbi arasındadır. Kul hakkını içeriyor olması halinde ise günah, yalnız hakkı zedelenen kul ile hakka geçen şahıs arasında bir meseledir ve üçüncü şahıslar açısından yine gizlilik taşır.


    Yani günahları;

    1- Kul,
    2- Allah,
    3- Hakkı çiğnenen kuldan başka diğer şahısların bilmesine gerek yoktur.

    Günahların özünde “gizlilik” esası vardır ve bu korunmalıdır.
    Allah’ın “Settâru’l-Uyûb” ismi günahları gizlemek istemektedir.
    Af yolunun açık kalması için günahların gizli kalmasına şiddetle ihtiyaç vardır.


    İnsanın kusur ve günah işlemeye kabiliyetli bir fıtratı bulunduğunu1 beyan eden Üstad Saîd Nursî Hazretleri,
    Cenâb-ı Hakk’ın Settâr ve Ğaffâr isimlerinin kusurlar ve günahlara karşı bir siper hükmünde bulunduğunu;
    yalnız Kendisine sığınıldığında Cenâb-ı Hakkın günahları örttüğünü, gizlediğini ve bağışladığını kaydeder.2


    Âdil mahkemeler kamuyu ilgilendirmeyen suç ve günahların peşine düşmezler. Günah veya suç bir veya birden fazla kişinin hakkı ve hukuku ile ilgili bir alanda işlenmiş ise mahkemeler elbette suçluyu yargılamak ve masumları korumak için harekete geçerler. Adaletin sağlanması için bu gereklidir ve bu ayrı bir meseledir. Kişinin mahkemeye karşı suçunu itiraf etmesi bu bakımdan bir fazilettir ve bu da bir nev'î tövbe hükmündedir.


    Fakat kişi başkasını ilgilendirmeyen günahlarını gizlemeli, günahlarını yaymaktan kaçınmalı ve günahlarına kendi vicdanında tövbe etmelidir. Günahları ile övünmek ise haram olduğu gibi, kişinin kendi kendisini ibret-i âlem olsun diye ele vermesi de caiz değildir. Bu durum tövbe gerçeği ile çelişir.


    Sözü, Resul-i Ekrem Efendimize (asm) bırakalım:

    * “Günahı açıktan işlemekten sıkılmayanlar hariç bütün ümmetim bağışlanmıştır. Geceleyin bir günah işleyip, Allah da yaptığı bu günahı örtmüşken sabahleyin kalkıp, ‘Akşam şöyle şöyle yaptım’ diyen kişi, açıkça günah işlemekten sıkılmayan kimselerdendir. Rabbi geceleyin suçunu örtmüşken, sabahleyin kalkıp Allah’ın örttüğü bu örtüyü kaldırıyor.” 3

    * “Bir kul dünyada bir kulun ayıbını örterse, Allah da kıyâmet gününde onun ayıbını örter.” 4

    * “İnsanların gizli yanlarını araştırmayın. Ayıplarını öğrenmeye çalışmayın.” 5

    * “Günah işlediğinde hemen tevbe et. Gizli işlediğin günaha gizlice, açıktan işlediğin günaha da açıktan tevbe et.” 6

    * “Günah gizli kaldıkça sadece sahibine zarar verir. Ortaya çıktığında ise düzeltilmezse, topluma zarar verir.” 7

    * “Allah’tan kusurlarınızı örtmesini ve sizi korktuklarınızdan emîn kılmasını isteyin.” 8

    * “Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: ‘Ben dünyada Müslüman bir kulumun örttüğüm bir kusurunu, âhirette ortaya çıkarıp onu rezil ve rüsvay etmeyecek kadar büyük kerem ve af sahibiyim.’” 9

    * Resûlullah mescidde iken Müslümanlardan bir kimse yanına geldi ve şöyle dedi: “Yâ Resûlallah! Ben zinâ ettim.”
    Peygamber Efendimiz (asm) ondan yüz çevirdi. Bu sefer adam, Peygamberin (asm) yüz çevirdiği tarafa geçip tekrar:
    “Yâ Resûlallah! Ben zinâ ettim” dedi.
    Peygamberimiz (asm) tekrar yüzünü döndürdü. Adam bu itirafı tekrar yaptı. Bu defa Peygamber Efendimiz (asm) adamın sözünden hoşlanmayarak:
    “Sen deli misin?” diye sordu.10

    * Cüheyne kabilesinin Ğâmid soyundan hamile bir kadın geldi ve: “Yâ Resûlallah! Beni temizle” dedi. Peygamber Efendimiz (asm): “Yazık! Yazık! Evine dön de Allah’a tevbe ve istiğfar et!” buyurdu


    Dipnotlar:

    1- Mektûbât, s. 47. 2- Lem’alar, s. 59; Mesnevî-i Nûriye, s. 113.
    3- Riyâzu’s-Sâlihîn, 24; Câmiü’s-Sağîr, 3000. 4- Riyâzu’s-Sâlihîn, 240.
    5- Câmiü’s-Sağîr, 1576. 6- Câmiü’s-Sağîr, 419.
    7- Câmiü’s-Sağîr, 332; 8- Câmiü’s-Sağîr, 638.
    9- Câmiü’s-Sağîr, 2893. 10- Müslim, Hudud, 16.
    11- Müslim, Hudud, 22.
    Süleyman KÖSMENE





+ Yorum Gönder