Konusunu Oylayın.: Hz. Aişe (radiyallahu anha) annemizin Hayatı

5 üzerinden 3.27 | Toplam : 15 kişi
Hz. Aişe (radiyallahu anha) annemizin Hayatı
  1. 04.Ocak.2011, 12:29
    1
    Misafir

    Hz. Aişe (radiyallahu anha) annemizin Hayatı






    Hz. Aişe (radiyallahu anha) annemizin Hayatı Mumsema Hz. Aişe (radiyallahu anha) annemizin Hayatı hakkında bilgi

    Allah Razı Olsun


  2. 04.Ocak.2011, 12:29
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 08.Haziran.2013, 16:42
    2
    jerusselam
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 25.Şubat.2013
    Üye No: 100353
    Mesaj Sayısı: 4,172
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 42

    Cevap: Hz. Aişe (radiyallahu anha) annemizin Hayatı




    Hz. Aişe (radiyallahu anha) annemizin Hayatı
    Hz. Aişe (radiyallahu anha) annemizin Hayatı hakkında bilgi




    Aişe'nin altı yaşındayken 47 yaşındaki Muhammed ile nişanlandığı;[2] ancak dokuz yaşında evlendiği aktarılmaktadır.[3]
    Muhammed el-Buhari'nin Sahih-i Buhari'de aktardığına göre ise Aişe şöyle demiştir:[2]
    Peygamber (47 yaşındayken) benimle altı (yaşında) bir kızken nişanlandı. Medine'ye gittik ve Beni-el-Haris bin Hazrec'in evinde kaldık. Sonra hastalandım ve saçlarım döküldü. Daha sonra saçlarım büyüdü ve annem, Ummu Rûmân, salıncakta kız arkadaşlarımla oynarken yanıma geldi. Beni çağırdı, yanına gittim, bana ne yapacağını bilmiyordum. Elimden yakaladı ve beni kapıda bekletti. Soluğum kesilmişti, nefesim yerine geldiğinde biraz su aldı ve yüzümle başımı bu su ile ovdu. Daha sonra beni eve aldı. Evde Ensâr`dan birtakım kadınlar hazır bulunuyordu. Bunlar bana: "Hayır ve bereket üzere geldin, hayırlı kısmet getirdin!" dediler. Annem beni bu kadınlara teslîm etti. Bunlar da benim kılığımı, kıyâfetimi düzlediler ve Resûlullah'a teslîm ettiler. Ensâr kadınları beni Resûlullah`a takdîm ettiklerinde ben dokuz yaşında bir kızdım. ”
    Yine Aişe'nin, Muhammed el-Buhari'nin Sahih-i Buhari'de aktardığı başka bir hadise göre:[4]
    “ "Ben henüz Mekke’de, sokakta oyun oynayan bir kız iken Muhammed'e Kamer Sûresi âyeti nâzil oldu. ”
    Aişe bint Ebu Bekir (614, Mekke - 678, Medine)[1] (Arapça: عَائِشَةْ بِنْتِ أَبِي بَكْرْ‎), İslam peygamberi Muhammed'in eşlerinden biri, halife Ebu Bekir'in kızı. Muhammed gibi Kureyş kabilesindendir. Sünnîler Kur'an'daki ifâdesiyle "Müminlerin Annesi" lakabıyla anılır. Aişe, günümüze ulaşan birçok hadisin kaynağı olarak kabul edilir.
    Hazreti Âişe radıyallahu anha, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin nikâhta ikinci, evlilikte üçüncü eşi... Nikâhı Allah Teâlâ'nın emriyle gerçekleşen genç, zekî, âlime, edîbe, afîfe, bâkire ve sâliha bir hanımefendi... Hizmetiyle, ilmî kabiliyetiyle ve İslâm'ı tebliğdeki gayretiyle Efendimizin özel sevgisine mazhar bir mücâhide annemiz... ilmi ilk kaynağından elde etme bahtiyarlığına eren ve çok hadis rivayet eden bir ilim eri... Mü'minlerin annesi...

    Hazreti Âişe (r.anhâ) hicretten sekiz sene önce (614 m.) tarihinde Mekke'de doğdu. Müslüman bir aile ocağında büyüdü. Babası Hz. Ebû Bekir Sıddık (r.a), annesi Kinâne kabilesinden Ümmü Rumân binti Âmir İbni Uveymir'dir. Onun nikâhı Allah Teâlâ'nın emriyle gerçekleşti. Şöyle ki:

    Resûl-i Ekrem (s.a) efendimiz, Hatice annemizin vefatından sonra rüyasında Cebrâil aleyhisselâm'ı gördü. Bir mahfaza içinde kendisine resim takdim etti ve: "Ey Allah'ın Resûlü! Bu kız sana eş olacak. Senin hüzün ve yalnızlığını giderecek" dedi. Efendimiz mahfazayı açtığında Âişe annemizin resmini gördü. Bu rüyadan Cenab-ı Hakk'ın emriyle Aişe ile evleneceğini anladı.

    O günlerde Osman ibni Maz'ûn (r.a) ile ailesi Havle binti Hakim, Efendimizi ziyarete geldi. Havle (r.anha) Efendimize dünürlük yaptı. Gönlünde sakladığı teklifi açığa vurdu. İki isim söyledi. Sevde binti Zem'a ve Ebû Bekir'in kızı Âişe. Efendimiz gördüğü rüya üzerine Âişe'yi istemek için onu görevlendirdi. Havle (r.anha) derhal Ebû Bekir (r.a)'ın evine geldi. Evde sadece Ümmü Ruman vardı. Ona: "Ey Ümmü Ruman! Allah'ın sizi hayır ve bereketten neye eriştirdiğini biliyor musun?" dedi.O da: "Nedir o?" dedi. Havle: "Allah'ın Resûlü, Âişe'yi istemek üzere beni size dünür gönderdi." dedi. Ümmü Ruman bu teklif karşısında "Ebû Bekir'in gelmesini bekle." dedi. O sırada Ebû Bekir (r.a) da eve döndü. Havle (r.anha) bu teklifi ona da açtı. Ebû Bekir (r.a) Havleye: "Âişe kardeşinin kızı demek olduğuna göre helâl olur mu?" diye gönlündeki endişeyi dile getirdi. Havle (r.anha) bu soruya cevap bulmak üzere Efendimize geldi. İki Cihan Güneşi efendimiz Havle'ye: "Ebû Bekir'in yanına dön ve şunları söyle buyurdu: "Benim sana kardeş oluşum ancak din kardeşliğidir. Nesep ve süt kardeşliği değil. Senin kızın bana helaldir" de. Havle bu sözü Ebû Bekir (r.a)'a ulaştırınca aile efradıyle birlikte çok memnun oldu. Bu şekilde bir hısımlığı, yakınlığı kendine büyük şeref bildi.

    İki Cihan Güneşi efendimiz Ebû Bekir (r.a)'ın evine davet edildi. Hz. Âişe (r.anhâ) ile nikâh merasimi yapıldı. Efendimiz nişanlılık döneminde Ebû Bekir (r.a)'ın evine günde iki defa sabah-akşam uğrardı. Âişe'nin hal ve hatırını sorar ona sevgi nazarlarıyla bakardı. Bu arada Efendimiz müşriklerin zulümlerinden bunalmıştı. İlâhi bir işaret beklemekteydi. Allah Teâlâ hicrete izin vermişti. Efendimiz sevincinden öğle vaktinin şiddetli sıcağına aldırış etmeden doğruca Ebû Bekir (r.a)'ın evine geldi. Birlikte yol proğramı ve hazırlıklar yapıldı. Ertesi gün iki sevgili dost, aile efrâdını Mekke'de bırakarak Medine'ye hicret etti. Medine'ye yerleştikten üç-beş ay sonra aynı sene içerisinde aile efrâdının hicretleri için bir kafile gönderildi. Birlikte Medine'ye gelindi. Hz.********* Âişe babasının evine yerleşti.

    Günler, aylar geçmekteydi. Efendimiz düğün için bir vakit tayin edememişti. Bu durum firaset sahibi Ebû Bekir (r.a)'ın dikkatini çekti. Birgün İki Cihan Güneşi Efendimiz'e: "Yâ Rasûlallah! Ehlinle evlenmekten zâtını alıkoyan nedir?" diye sordu. Efendimiz de: "Mehirdir" buyurdu. Bunun üzerine Ebû Bekir (r.a) mehir için gerekli olan parayı, 500 dirhemi ödünç olarak gönderdi. Efendimiz bu parayı aldı ve Şevval ayı içerisinde düğünü yaptı. Mescid yapılırken Âişe ve Sevde (r.anhâ) annelerimize de birer oda yapılmıştı. Hz. Âişe (r.anhâ) kendi odasına yerleşti ve mü'minlerin annesi oldu.

    Varlıklı bir âilede büyüyen Hz. Âişe annemiz Fahr-i Kâinat (s.a) efendimizle sekiz sene kadar birlikte yaşadılar. Sıkıntılı günler geçirdiler. Evlerinde ateşin yanmadığı, yiyecek birşeyin bulunmadığı zamanlar oldu. Ama bir defa olsun bundan şikâyetçi olmadı. Fahr-i Kâinat (s.a) efendimizin gönlünü incitecek bir harekette bulunmadı. O sevgi dolu bir gönle sahipti. Efendimizi çok severdi. İki Cihan Güneşi efendimiz de onu severdi. Genç ve zekî idi. İslâm'ı öğrenme konusunda büyük bir aşkı ve şevki vardı. Resûl-i Ekrem (s.a)'i dikkatle dinler, onun mübarek ağzından çıkan herşeyi ezberlerdi. Anlamadığı hususları hemen sorardı. Dini meseleleri kavrayışındaki üstünlüğü Efendimizin pek hoşuna giderdi. Bu sebebten ona ayrı bir sevgi gösterir ve bir İslâm mücâhidesi olarak ona, diğer hanımlarından daha fazla değer verirdi. Onu dâima ilme teşvik ederdi. Âişe annemiz de bu fırsattan yararlanarak Efendimize çok soru sorar, İslâm'ı öğrenmeğe çalışırdı.

    Bir defasında Âişe annemiz: "Ya Rasûlallah! Benim iki komşum var. Hangisine daha öncelik vereyim. İkram edeyim?" diye sordu. Efendimiz de: "Kapısı sana en yakın olana" buyurdu.

    Birgün süt amcası Hz. Âişe annemizi ziyarete geldi. İçeri buyur etmedi. Durumu Efendimize açınca: "O senin süt amcandır. Onun ziyaretini kabul edebilirsin" buyurdu.

    Hz. Âişe (r.anhâ) annemiz ahlâk ve faziletiyle örnek bir hayat yaşadı. Peygamber evinde büyüdü. Onun nuruyla yetişti, gelişti ve şahsiyetini olgunlaştırdı. Efendimiz onu her konuda bilgilendirirdi. Onun anlıyacağı tarzda ona davranırdı. Yerine göre onunla koşu yaptı. Onu omuzuna dayadı ve mescidde savaş oyunları oynayan Habeşlileri seyrettirdi. Onun nazına katlandı.******** Birlikte gece gezintisine çıktı ve sohbet etti. İlmi müzâkereler ve ciddi konular görüştü.

    O, Kur'an'ı ve Resûlullah'ı iyi anlamak istiyordu. Gençliğini, zekâsını bu yola harcadı. Kabiliyetini bu yönde geliştirdi. Efendimiz onu bu vasfıyla çok seviyordu. Onun eğitimi konusunda titiz davranıyordu. Baba ocağında aldığı eğitimini, vahyin aydınlığı ile daha da geliştirmesini istiyordu. Zira, Onun sayesinde islâm hanımefendilerinin birçok meseleleri halledilecekti. Hatta daha ileri safhada bir çok fıkhî konular onun görüşüyle çözümlenecekti. Efendimiz bunu biliyor ve ileriyi görüyordu.

    Hz. Âişe annemiz çok kısa zamanda âlim sahabilerin müracaatkaynağı haline geldi.Bu hususta Ebû Musa el-Eş'arî (r.a) şöyle diyor: "Bizler, Peygamber'in ashâbı bir hadisi anlayamadığımızda, müşkül bir mesele ile karşılaştığımızda gider Hz. Âişe'ye sorardık. O da bize doyurucu bilgi verirdi."

    O yedi fıkıh âlimi içinde yer aldı. Bunlar, Hz. Ömer, Hz. Ali, İbni Mesûd, İbni Abbas, Zeyd ibni Sâbit ve Hz. Âişe (r.anhûm) idi. Fıkıh ve içtihadda görüşü keskindi. Ferâiz ilmini iyi bilirdi. Talebesi Mesrûk: "Allah'a yemin ederimki, sahabenin ileri gelenlerinden bir çoğu ferâize ait konuda gelir Hz. Âişe'ye sorarlardı." diye itirafta bulunuyor.

    Hz. Âişe (r.anhâ) annemiz bu ilmi üstünlüğü ile Efendimize kendisini çok sevdirmişti. Birgün Amr İbni As (r.a) Rasûlullah (s.a)'e en çok kimi sevdiğini sordu. Efendimiz: "Âişe'yi" buyurdu. Erkeklerden kimi dedi. "Âişe'nin babasını" buyurdu. Yine bir defasında: "Dininizin üçte birini Humeyrâ'dan öğreniniz." buyurdu. Âişe annemiz beyaz tenli idi. Ona Hümeyrâ diyerek iltifat ederdi. Yine bir defasında Efendimiz kızı Fâtıma'ya: "Ey kızım benim sevdiğimi sen sevmez misin?" buyurdu. O da: "Elbet severim babacığım." dedi. Efendimiz: "O halde Âişe'yi sev!" buyurdu. Yine birgün aileleri arasında Âişe annemiz hakkında konuşuluyordu. Efendimiz onlara: "Beni, Âişe hakkında incitmeyiniz! Cebrâil aleyhisselâm bana yalnız Âişe'nin yanında iken geldi." buyurdu.

    Fahr-i Kâinat (s.a) efendimiz Hz. Âişe annemizin sağlığında diğer hanımlarıyla da evlenmişti. Âişe annemiz genç olduğu için Efendimizin öbür aileleriyle ilgilenmesine tahammül edemezdi. Kendisini daha çok sevgiye mazhar olsun isterdi. Efendimiz onun bu zaafını tamir sadedinde rahatsız olduğu birgün iltifatla karışık şöyle dedi: "Yâ Âişe! Sen benden evvel ölsen, ben seni kendi elimle kefenlesem, cenazeni kılsam kabre yerleştirsem." buyurdu. Âişe annemizin içindeki gençlik ve kıskançlık damarları kabardı da: "Yâ!.. Ben öleyim de siz benim evime yeni zevce getiresiniz öyle mi?"dedi. Efendimiz gülümsedi. Onu böyle gülerek eğitti.

    Yine bir gün Efendimiz onun odasında kalıyordu. Gece yarısı kalktı, üzerini giyindi ve dışarı çıktı. Âişe annemiz de onu takib etti. Kendisi şöyle anlatıyor: "Beni bir kıskançlık aldı. Diğer hanımlarının yanına gidecek sandım. Ben de arkasından çıktım ve takip ettim. O Bakiu'l-Garkad kabristanlığına vardı onlara duâ etmeye başladı. Ben yaptığımdan utanarak kendi kendime: "Anam-babam sana feda olsun Sen Rabbı'nın rızası peşindesin. Ben ise nefsimle meşgulüm." diyerek geri döndüm. Bir müddet geçince Rasûlullah (s.a) eve geldi. Durumu kendisine aynen naklettim. Bana: "Yâ Âişe! Allah Rasûlünün sana haksızlık yapacağnı mı sandın?" buyurdu. Sonra benden: "Yâ Âişe! Bu gece rabbime ibadetle meşgul olabilmem için bana müsaade edermisin" diye izin istedi. Ben de: "Anam-babam sana feda olsun. Elbette..." dedim. Bunun üzerine kendini ibadete verdi.********** Bütün geceyi tazarrû ve niyazla geçirdi.

    Ne güzel bir eğitim... Ne yüce bir terbiye... Ne üstün ahlâk... Hatasını, kusurunu, hasedini, kinini, kibrini yüzüne vurmadan, ortaya dökmeden izâle edebilmek... Onu rahmet ve muhabbet ışınlarıyla tedavî etmek... Şefkat nazarlarıyla eğitmek... Karşısındakine değer vererek onu elde etmek... İzin isteyerek onun gönlünü kazanmak... Ve hak yolunda devam etmek... Rabbimiz hak yolda karşımıza çıkacak engelleri bu yüce ahlâkla aşabilmeyi bizlere de nasib eylesin. Amin.

    Hz. Âişe (r.anhâ) validemiz Resûl-i Ekrem (s.a) efendimizi böylesine titiz takip etti. Savaşlarda beraber bulundu. Uhud günü sırtında yiyecek içecek ve kırbalarla su taşıdı. Diğer sahâbî hatunlarla birlikte yaralılara yardımcı olmağa çalıştı. Hicretin beşinci senesinde beni Mustalik veya Müreysî denilen gazveye katıldı. Fakat bu gazvede büyük bir imtihana duçar oldu. Hiç beklenmedik bir belâya müptelâ oldu. Ifk hadisesi olarak geçen bir iftiraya uğradı. Fakat Allah Teâlâ annemizi kısa zamanda temize çıkardı. Münafıkların bir tuzağı olduğunu bildirdi. Nur sûresinden onbir âyet (11-21) nâzil oldu. Allah Teâlâ yapılan dedikoduların tamamen asılsız bir iftira olduğunu bu âyetlerle duyurdu.

    Hz. Âişe annemiz bir seferde de gerdanlığını kaybetti. Susuz bir yerde konaklamışlardı. Gerdanlığı ararken bir hayli zaman geçmişti. Nerdeyse sabah namazı vakti çıkmak üzereydi. Yanlarında su da kalmamıştı. Allah Teâlâ ashâbın bu sıkıntısını Teyemmüm âyetini nâzil ederek giderdi.

    İki Cihan Güneşi efendimiz hicretin 11. yılı Safer ayında rahatsızlanmıştı. Meymûne annemizin odasında bulunuyordu. Etrafında toplanan ailelerine şöyle bir baktı ve: "Yarın ben neredeyim? Yarından sonra neredeyim?" diye sormağa başladı. Firasetli annelerimiz Efendimizin bu sorusundan Âişe'nin odasını arzu ettiğini anladılar ve: "Ya Rasûlallah! günlerimizi Âişe'ye bağışladık." dediler. Kendi nöbetlerini Âişe annemize verdiler. Fahr-i Kâinat (s.a) efendimiz ömrünün son günlerini onun yanında geçirdi. Mübarek başı onun kucağında iken ruhunu teslim etti. Nur bedeni onun odasına defnedildi.

    Hz. Âişe annemiz on sekiz yaşında dul kaldı. Peygamber hanımlarının başkasıyla evlenmesi Kur'an'da yasak edilmişti. Bu hükme uyarak evlenmedi. O kıyamete kadar gelecek mü'minlerin annesi olarak yaşamağa devam etti. Hz. Ebû Bekir ve Hz.Ömer(r.a) devrinde hiç bir siyasî faaliyette bulunmadı. İlimle meşgul oldu. Evinde talebe yetiştirdi. Kadınların eğitim ve öğretimiyle yakından ilgilendi. Bir çok kız ve kadın onun ders halkasında yetişti, onlara hadis nakletti. Evi adeta bir mektep haline geldi. Kadın, erkek herkesin rahatlıkla gelip sorsuna cevap bulduğu bir ilim, irfan ocağı oldu. Bilhassa yetim kız çocuklarını aldı büyüttü. Yetiştirip evlendirdi. Onlara hakiki analık şefkatini sundu. Kaderin cilvesi annemizin çocuğu olmadı. Fakat bütün ümmet onun çocuğu oldu. İki Cihan Güneşi Efendimizden 2210 hadis-i şerif nakletti. En çok hadis rivayet eden ilk beş râvi arasına girdi. Onun rivayet ettiği hadislerden bir tanesi şu meâldedir:

    "Ey Allah'ım! Her kim ümmetime âit bir işin başına geçer de onlara güçlük çıkarırsa, sen de onlara güçlük çıkar. Her kim de onlara yumuşaklık gösterir ve merhametle muâmele ederse, sen de ona lutuf ve merhametle muâmele et."

    Hz. Âişe (r.anhâ) annemiz, Fahr-i Kâinat (s.a) efendimizden sonra kırk yedi yıl daha yaşadı. 66 yaşlarında iken 678 m. senede 17 Ramazan 58 hicri yılda Medine'de dâr-ı bekâ'ya göç eyledi. Cenazesi vasiyyeti üzere bekletilmeden aynı gecede kaldırıldı. Medine valisi Ebû Hureyre (r.a) cenâze namazını kıldırdı. Kabre erkek ve kızkardeşlerinin çocukları koydu. Bedeni Medine'de Cennetü'l-Bakî'a'da kaldı. Ruhu Cennete uçtu. Rabbimiz cümlemizi Âişe annemizin şefaâtine nâil eylesin. Amin.



  4. 08.Haziran.2013, 16:42
    2
    Devamlı Üye



    Hz. Aişe (radiyallahu anha) annemizin Hayatı
    Hz. Aişe (radiyallahu anha) annemizin Hayatı hakkında bilgi




    Aişe'nin altı yaşındayken 47 yaşındaki Muhammed ile nişanlandığı;[2] ancak dokuz yaşında evlendiği aktarılmaktadır.[3]
    Muhammed el-Buhari'nin Sahih-i Buhari'de aktardığına göre ise Aişe şöyle demiştir:[2]
    Peygamber (47 yaşındayken) benimle altı (yaşında) bir kızken nişanlandı. Medine'ye gittik ve Beni-el-Haris bin Hazrec'in evinde kaldık. Sonra hastalandım ve saçlarım döküldü. Daha sonra saçlarım büyüdü ve annem, Ummu Rûmân, salıncakta kız arkadaşlarımla oynarken yanıma geldi. Beni çağırdı, yanına gittim, bana ne yapacağını bilmiyordum. Elimden yakaladı ve beni kapıda bekletti. Soluğum kesilmişti, nefesim yerine geldiğinde biraz su aldı ve yüzümle başımı bu su ile ovdu. Daha sonra beni eve aldı. Evde Ensâr`dan birtakım kadınlar hazır bulunuyordu. Bunlar bana: "Hayır ve bereket üzere geldin, hayırlı kısmet getirdin!" dediler. Annem beni bu kadınlara teslîm etti. Bunlar da benim kılığımı, kıyâfetimi düzlediler ve Resûlullah'a teslîm ettiler. Ensâr kadınları beni Resûlullah`a takdîm ettiklerinde ben dokuz yaşında bir kızdım. ”
    Yine Aişe'nin, Muhammed el-Buhari'nin Sahih-i Buhari'de aktardığı başka bir hadise göre:[4]
    “ "Ben henüz Mekke’de, sokakta oyun oynayan bir kız iken Muhammed'e Kamer Sûresi âyeti nâzil oldu. ”
    Aişe bint Ebu Bekir (614, Mekke - 678, Medine)[1] (Arapça: عَائِشَةْ بِنْتِ أَبِي بَكْرْ‎), İslam peygamberi Muhammed'in eşlerinden biri, halife Ebu Bekir'in kızı. Muhammed gibi Kureyş kabilesindendir. Sünnîler Kur'an'daki ifâdesiyle "Müminlerin Annesi" lakabıyla anılır. Aişe, günümüze ulaşan birçok hadisin kaynağı olarak kabul edilir.
    Hazreti Âişe radıyallahu anha, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin nikâhta ikinci, evlilikte üçüncü eşi... Nikâhı Allah Teâlâ'nın emriyle gerçekleşen genç, zekî, âlime, edîbe, afîfe, bâkire ve sâliha bir hanımefendi... Hizmetiyle, ilmî kabiliyetiyle ve İslâm'ı tebliğdeki gayretiyle Efendimizin özel sevgisine mazhar bir mücâhide annemiz... ilmi ilk kaynağından elde etme bahtiyarlığına eren ve çok hadis rivayet eden bir ilim eri... Mü'minlerin annesi...

    Hazreti Âişe (r.anhâ) hicretten sekiz sene önce (614 m.) tarihinde Mekke'de doğdu. Müslüman bir aile ocağında büyüdü. Babası Hz. Ebû Bekir Sıddık (r.a), annesi Kinâne kabilesinden Ümmü Rumân binti Âmir İbni Uveymir'dir. Onun nikâhı Allah Teâlâ'nın emriyle gerçekleşti. Şöyle ki:

    Resûl-i Ekrem (s.a) efendimiz, Hatice annemizin vefatından sonra rüyasında Cebrâil aleyhisselâm'ı gördü. Bir mahfaza içinde kendisine resim takdim etti ve: "Ey Allah'ın Resûlü! Bu kız sana eş olacak. Senin hüzün ve yalnızlığını giderecek" dedi. Efendimiz mahfazayı açtığında Âişe annemizin resmini gördü. Bu rüyadan Cenab-ı Hakk'ın emriyle Aişe ile evleneceğini anladı.

    O günlerde Osman ibni Maz'ûn (r.a) ile ailesi Havle binti Hakim, Efendimizi ziyarete geldi. Havle (r.anha) Efendimize dünürlük yaptı. Gönlünde sakladığı teklifi açığa vurdu. İki isim söyledi. Sevde binti Zem'a ve Ebû Bekir'in kızı Âişe. Efendimiz gördüğü rüya üzerine Âişe'yi istemek için onu görevlendirdi. Havle (r.anha) derhal Ebû Bekir (r.a)'ın evine geldi. Evde sadece Ümmü Ruman vardı. Ona: "Ey Ümmü Ruman! Allah'ın sizi hayır ve bereketten neye eriştirdiğini biliyor musun?" dedi.O da: "Nedir o?" dedi. Havle: "Allah'ın Resûlü, Âişe'yi istemek üzere beni size dünür gönderdi." dedi. Ümmü Ruman bu teklif karşısında "Ebû Bekir'in gelmesini bekle." dedi. O sırada Ebû Bekir (r.a) da eve döndü. Havle (r.anha) bu teklifi ona da açtı. Ebû Bekir (r.a) Havleye: "Âişe kardeşinin kızı demek olduğuna göre helâl olur mu?" diye gönlündeki endişeyi dile getirdi. Havle (r.anha) bu soruya cevap bulmak üzere Efendimize geldi. İki Cihan Güneşi efendimiz Havle'ye: "Ebû Bekir'in yanına dön ve şunları söyle buyurdu: "Benim sana kardeş oluşum ancak din kardeşliğidir. Nesep ve süt kardeşliği değil. Senin kızın bana helaldir" de. Havle bu sözü Ebû Bekir (r.a)'a ulaştırınca aile efradıyle birlikte çok memnun oldu. Bu şekilde bir hısımlığı, yakınlığı kendine büyük şeref bildi.

    İki Cihan Güneşi efendimiz Ebû Bekir (r.a)'ın evine davet edildi. Hz. Âişe (r.anhâ) ile nikâh merasimi yapıldı. Efendimiz nişanlılık döneminde Ebû Bekir (r.a)'ın evine günde iki defa sabah-akşam uğrardı. Âişe'nin hal ve hatırını sorar ona sevgi nazarlarıyla bakardı. Bu arada Efendimiz müşriklerin zulümlerinden bunalmıştı. İlâhi bir işaret beklemekteydi. Allah Teâlâ hicrete izin vermişti. Efendimiz sevincinden öğle vaktinin şiddetli sıcağına aldırış etmeden doğruca Ebû Bekir (r.a)'ın evine geldi. Birlikte yol proğramı ve hazırlıklar yapıldı. Ertesi gün iki sevgili dost, aile efrâdını Mekke'de bırakarak Medine'ye hicret etti. Medine'ye yerleştikten üç-beş ay sonra aynı sene içerisinde aile efrâdının hicretleri için bir kafile gönderildi. Birlikte Medine'ye gelindi. Hz.********* Âişe babasının evine yerleşti.

    Günler, aylar geçmekteydi. Efendimiz düğün için bir vakit tayin edememişti. Bu durum firaset sahibi Ebû Bekir (r.a)'ın dikkatini çekti. Birgün İki Cihan Güneşi Efendimiz'e: "Yâ Rasûlallah! Ehlinle evlenmekten zâtını alıkoyan nedir?" diye sordu. Efendimiz de: "Mehirdir" buyurdu. Bunun üzerine Ebû Bekir (r.a) mehir için gerekli olan parayı, 500 dirhemi ödünç olarak gönderdi. Efendimiz bu parayı aldı ve Şevval ayı içerisinde düğünü yaptı. Mescid yapılırken Âişe ve Sevde (r.anhâ) annelerimize de birer oda yapılmıştı. Hz. Âişe (r.anhâ) kendi odasına yerleşti ve mü'minlerin annesi oldu.

    Varlıklı bir âilede büyüyen Hz. Âişe annemiz Fahr-i Kâinat (s.a) efendimizle sekiz sene kadar birlikte yaşadılar. Sıkıntılı günler geçirdiler. Evlerinde ateşin yanmadığı, yiyecek birşeyin bulunmadığı zamanlar oldu. Ama bir defa olsun bundan şikâyetçi olmadı. Fahr-i Kâinat (s.a) efendimizin gönlünü incitecek bir harekette bulunmadı. O sevgi dolu bir gönle sahipti. Efendimizi çok severdi. İki Cihan Güneşi efendimiz de onu severdi. Genç ve zekî idi. İslâm'ı öğrenme konusunda büyük bir aşkı ve şevki vardı. Resûl-i Ekrem (s.a)'i dikkatle dinler, onun mübarek ağzından çıkan herşeyi ezberlerdi. Anlamadığı hususları hemen sorardı. Dini meseleleri kavrayışındaki üstünlüğü Efendimizin pek hoşuna giderdi. Bu sebebten ona ayrı bir sevgi gösterir ve bir İslâm mücâhidesi olarak ona, diğer hanımlarından daha fazla değer verirdi. Onu dâima ilme teşvik ederdi. Âişe annemiz de bu fırsattan yararlanarak Efendimize çok soru sorar, İslâm'ı öğrenmeğe çalışırdı.

    Bir defasında Âişe annemiz: "Ya Rasûlallah! Benim iki komşum var. Hangisine daha öncelik vereyim. İkram edeyim?" diye sordu. Efendimiz de: "Kapısı sana en yakın olana" buyurdu.

    Birgün süt amcası Hz. Âişe annemizi ziyarete geldi. İçeri buyur etmedi. Durumu Efendimize açınca: "O senin süt amcandır. Onun ziyaretini kabul edebilirsin" buyurdu.

    Hz. Âişe (r.anhâ) annemiz ahlâk ve faziletiyle örnek bir hayat yaşadı. Peygamber evinde büyüdü. Onun nuruyla yetişti, gelişti ve şahsiyetini olgunlaştırdı. Efendimiz onu her konuda bilgilendirirdi. Onun anlıyacağı tarzda ona davranırdı. Yerine göre onunla koşu yaptı. Onu omuzuna dayadı ve mescidde savaş oyunları oynayan Habeşlileri seyrettirdi. Onun nazına katlandı.******** Birlikte gece gezintisine çıktı ve sohbet etti. İlmi müzâkereler ve ciddi konular görüştü.

    O, Kur'an'ı ve Resûlullah'ı iyi anlamak istiyordu. Gençliğini, zekâsını bu yola harcadı. Kabiliyetini bu yönde geliştirdi. Efendimiz onu bu vasfıyla çok seviyordu. Onun eğitimi konusunda titiz davranıyordu. Baba ocağında aldığı eğitimini, vahyin aydınlığı ile daha da geliştirmesini istiyordu. Zira, Onun sayesinde islâm hanımefendilerinin birçok meseleleri halledilecekti. Hatta daha ileri safhada bir çok fıkhî konular onun görüşüyle çözümlenecekti. Efendimiz bunu biliyor ve ileriyi görüyordu.

    Hz. Âişe annemiz çok kısa zamanda âlim sahabilerin müracaatkaynağı haline geldi.Bu hususta Ebû Musa el-Eş'arî (r.a) şöyle diyor: "Bizler, Peygamber'in ashâbı bir hadisi anlayamadığımızda, müşkül bir mesele ile karşılaştığımızda gider Hz. Âişe'ye sorardık. O da bize doyurucu bilgi verirdi."

    O yedi fıkıh âlimi içinde yer aldı. Bunlar, Hz. Ömer, Hz. Ali, İbni Mesûd, İbni Abbas, Zeyd ibni Sâbit ve Hz. Âişe (r.anhûm) idi. Fıkıh ve içtihadda görüşü keskindi. Ferâiz ilmini iyi bilirdi. Talebesi Mesrûk: "Allah'a yemin ederimki, sahabenin ileri gelenlerinden bir çoğu ferâize ait konuda gelir Hz. Âişe'ye sorarlardı." diye itirafta bulunuyor.

    Hz. Âişe (r.anhâ) annemiz bu ilmi üstünlüğü ile Efendimize kendisini çok sevdirmişti. Birgün Amr İbni As (r.a) Rasûlullah (s.a)'e en çok kimi sevdiğini sordu. Efendimiz: "Âişe'yi" buyurdu. Erkeklerden kimi dedi. "Âişe'nin babasını" buyurdu. Yine bir defasında: "Dininizin üçte birini Humeyrâ'dan öğreniniz." buyurdu. Âişe annemiz beyaz tenli idi. Ona Hümeyrâ diyerek iltifat ederdi. Yine bir defasında Efendimiz kızı Fâtıma'ya: "Ey kızım benim sevdiğimi sen sevmez misin?" buyurdu. O da: "Elbet severim babacığım." dedi. Efendimiz: "O halde Âişe'yi sev!" buyurdu. Yine birgün aileleri arasında Âişe annemiz hakkında konuşuluyordu. Efendimiz onlara: "Beni, Âişe hakkında incitmeyiniz! Cebrâil aleyhisselâm bana yalnız Âişe'nin yanında iken geldi." buyurdu.

    Fahr-i Kâinat (s.a) efendimiz Hz. Âişe annemizin sağlığında diğer hanımlarıyla da evlenmişti. Âişe annemiz genç olduğu için Efendimizin öbür aileleriyle ilgilenmesine tahammül edemezdi. Kendisini daha çok sevgiye mazhar olsun isterdi. Efendimiz onun bu zaafını tamir sadedinde rahatsız olduğu birgün iltifatla karışık şöyle dedi: "Yâ Âişe! Sen benden evvel ölsen, ben seni kendi elimle kefenlesem, cenazeni kılsam kabre yerleştirsem." buyurdu. Âişe annemizin içindeki gençlik ve kıskançlık damarları kabardı da: "Yâ!.. Ben öleyim de siz benim evime yeni zevce getiresiniz öyle mi?"dedi. Efendimiz gülümsedi. Onu böyle gülerek eğitti.

    Yine bir gün Efendimiz onun odasında kalıyordu. Gece yarısı kalktı, üzerini giyindi ve dışarı çıktı. Âişe annemiz de onu takib etti. Kendisi şöyle anlatıyor: "Beni bir kıskançlık aldı. Diğer hanımlarının yanına gidecek sandım. Ben de arkasından çıktım ve takip ettim. O Bakiu'l-Garkad kabristanlığına vardı onlara duâ etmeye başladı. Ben yaptığımdan utanarak kendi kendime: "Anam-babam sana feda olsun Sen Rabbı'nın rızası peşindesin. Ben ise nefsimle meşgulüm." diyerek geri döndüm. Bir müddet geçince Rasûlullah (s.a) eve geldi. Durumu kendisine aynen naklettim. Bana: "Yâ Âişe! Allah Rasûlünün sana haksızlık yapacağnı mı sandın?" buyurdu. Sonra benden: "Yâ Âişe! Bu gece rabbime ibadetle meşgul olabilmem için bana müsaade edermisin" diye izin istedi. Ben de: "Anam-babam sana feda olsun. Elbette..." dedim. Bunun üzerine kendini ibadete verdi.********** Bütün geceyi tazarrû ve niyazla geçirdi.

    Ne güzel bir eğitim... Ne yüce bir terbiye... Ne üstün ahlâk... Hatasını, kusurunu, hasedini, kinini, kibrini yüzüne vurmadan, ortaya dökmeden izâle edebilmek... Onu rahmet ve muhabbet ışınlarıyla tedavî etmek... Şefkat nazarlarıyla eğitmek... Karşısındakine değer vererek onu elde etmek... İzin isteyerek onun gönlünü kazanmak... Ve hak yolunda devam etmek... Rabbimiz hak yolda karşımıza çıkacak engelleri bu yüce ahlâkla aşabilmeyi bizlere de nasib eylesin. Amin.

    Hz. Âişe (r.anhâ) validemiz Resûl-i Ekrem (s.a) efendimizi böylesine titiz takip etti. Savaşlarda beraber bulundu. Uhud günü sırtında yiyecek içecek ve kırbalarla su taşıdı. Diğer sahâbî hatunlarla birlikte yaralılara yardımcı olmağa çalıştı. Hicretin beşinci senesinde beni Mustalik veya Müreysî denilen gazveye katıldı. Fakat bu gazvede büyük bir imtihana duçar oldu. Hiç beklenmedik bir belâya müptelâ oldu. Ifk hadisesi olarak geçen bir iftiraya uğradı. Fakat Allah Teâlâ annemizi kısa zamanda temize çıkardı. Münafıkların bir tuzağı olduğunu bildirdi. Nur sûresinden onbir âyet (11-21) nâzil oldu. Allah Teâlâ yapılan dedikoduların tamamen asılsız bir iftira olduğunu bu âyetlerle duyurdu.

    Hz. Âişe annemiz bir seferde de gerdanlığını kaybetti. Susuz bir yerde konaklamışlardı. Gerdanlığı ararken bir hayli zaman geçmişti. Nerdeyse sabah namazı vakti çıkmak üzereydi. Yanlarında su da kalmamıştı. Allah Teâlâ ashâbın bu sıkıntısını Teyemmüm âyetini nâzil ederek giderdi.

    İki Cihan Güneşi efendimiz hicretin 11. yılı Safer ayında rahatsızlanmıştı. Meymûne annemizin odasında bulunuyordu. Etrafında toplanan ailelerine şöyle bir baktı ve: "Yarın ben neredeyim? Yarından sonra neredeyim?" diye sormağa başladı. Firasetli annelerimiz Efendimizin bu sorusundan Âişe'nin odasını arzu ettiğini anladılar ve: "Ya Rasûlallah! günlerimizi Âişe'ye bağışladık." dediler. Kendi nöbetlerini Âişe annemize verdiler. Fahr-i Kâinat (s.a) efendimiz ömrünün son günlerini onun yanında geçirdi. Mübarek başı onun kucağında iken ruhunu teslim etti. Nur bedeni onun odasına defnedildi.

    Hz. Âişe annemiz on sekiz yaşında dul kaldı. Peygamber hanımlarının başkasıyla evlenmesi Kur'an'da yasak edilmişti. Bu hükme uyarak evlenmedi. O kıyamete kadar gelecek mü'minlerin annesi olarak yaşamağa devam etti. Hz. Ebû Bekir ve Hz.Ömer(r.a) devrinde hiç bir siyasî faaliyette bulunmadı. İlimle meşgul oldu. Evinde talebe yetiştirdi. Kadınların eğitim ve öğretimiyle yakından ilgilendi. Bir çok kız ve kadın onun ders halkasında yetişti, onlara hadis nakletti. Evi adeta bir mektep haline geldi. Kadın, erkek herkesin rahatlıkla gelip sorsuna cevap bulduğu bir ilim, irfan ocağı oldu. Bilhassa yetim kız çocuklarını aldı büyüttü. Yetiştirip evlendirdi. Onlara hakiki analık şefkatini sundu. Kaderin cilvesi annemizin çocuğu olmadı. Fakat bütün ümmet onun çocuğu oldu. İki Cihan Güneşi Efendimizden 2210 hadis-i şerif nakletti. En çok hadis rivayet eden ilk beş râvi arasına girdi. Onun rivayet ettiği hadislerden bir tanesi şu meâldedir:

    "Ey Allah'ım! Her kim ümmetime âit bir işin başına geçer de onlara güçlük çıkarırsa, sen de onlara güçlük çıkar. Her kim de onlara yumuşaklık gösterir ve merhametle muâmele ederse, sen de ona lutuf ve merhametle muâmele et."

    Hz. Âişe (r.anhâ) annemiz, Fahr-i Kâinat (s.a) efendimizden sonra kırk yedi yıl daha yaşadı. 66 yaşlarında iken 678 m. senede 17 Ramazan 58 hicri yılda Medine'de dâr-ı bekâ'ya göç eyledi. Cenazesi vasiyyeti üzere bekletilmeden aynı gecede kaldırıldı. Medine valisi Ebû Hureyre (r.a) cenâze namazını kıldırdı. Kabre erkek ve kızkardeşlerinin çocukları koydu. Bedeni Medine'de Cennetü'l-Bakî'a'da kaldı. Ruhu Cennete uçtu. Rabbimiz cümlemizi Âişe annemizin şefaâtine nâil eylesin. Amin.






+ Yorum Gönder