Konusunu Oylayın.: İnsan İradesinin Sınırları

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
İnsan İradesinin Sınırları
  1. 03.Ocak.2011, 15:51
    1
    Misafir

    İnsan İradesinin Sınırları






    İnsan İradesinin Sınırları Mumsema Insan Bu Dünyaya Atılmış Başıboş Bir Canlı Mıdır


  2. 03.Ocak.2011, 15:51
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 03.Ocak.2011, 21:38
    2
    Galus
    Özel Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 13
    Mesaj Sayısı: 4,820
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 51
    Bulunduğu yer: Türkiye

    Yanıt: Insan Iradesinin Sınırları




    Bir elma ağacı düşünelim. Ya da portakal ağacı. Bu ağacın esas maksadının kökler dallar ya da yapraklar veya çiçekler olduğunu söyleyebilir miyiz? Eğer bir ağaç yaprağı için yaratılmıştır dersek bu ağacın meyvesini görmediğimiz ya da görmezden geldiğimiz anlamına gelir. O halde ağacın bütün varlığıyla hizmet ettiği şey meyvesidir. Kâinatı da bir ağaca benzetebiliriz. Bu ağacın dalları budakları yaprakları çeşitli canlı cansız varlıklardır. Ama bu ağacın meyvesi ise insandır. Kâinatın yaratılmasından maksat insan meyvesidir. Çünkü bakıyoruz ki her şey insan için yaratılmış.

    Âyet dünyada var olan her şeyin insan için yaratıldığını semânın da yedi kat olarak tarafından dizayn edildiğini bildiriyor. O halde gökler ve var olan her şeyin insana hizmet için yaratıldığını görüyoruz. Dünyada topraktan havadan sudan bütün canlılar istifade eder. Ama insanlar hem topraktan havadan ve sudan hem de diğer canlılardan istifade ediyor. Meselâ bir elmayı düşünelim. Her canlı kendi varlığını tohum ve çekirdeği vasıtasıyla devam ettirir. Bu da İlâhî bir program ve kader çerçevesinde olur. Elma ağacının kendi neslini devam ettirmesi için sadece elma çekirdeği yeter. Ama bu çekirdeğin etrafında bir de etli kısım bulunuyor. Bu etli kısmın ağaç için bir anlamı yoktur. Ağaç o etli kısmının lezzetini idrak edecek ’ın bu güzel nimetinin farkına varacak olan insan için yaratılmıştır. Üstelik bir insanın bir günlük vitamin ihtiyacını giderecek şekilde yapılmıştır. yerler olarak kâinatın yaratılmasının en önemli maksadı insandır. Zaten dünyaya ve göğe baktığımız zaman

    Elmada bol miktarda C vitamini bulunmaktadır. Ancak C vitamini çabuk bozulabilen bir vitamindir. Bu yüzden onun çabuk bozulmaması için Yüce C vitamini de aslında midenin asidini arttırıcı bir özellik taşımaktadır. Bunu önlemek için Cenâb-ı Hak elmaya karbon elementini de yerleştirmiştir. Sadece yeryüzünde yaratılan elmayı düşünsek bile bu elmanın başkasına tadını ve onun ne kadar güzel bir nimet olduğunu takdir edemez. Yaratıcımız onun içerisine Demir elementi yerleştirmiştir. Demir de yani insana hizmet için yaratıldığını görüyoruz. Çünkü insandan başka hiçbir varlık bir elmanın lezzetini
    Bir de bütün ağaçların karbondioksit alıp oksijen vermesini düşünelim. Oksijen ağacın işine yaramıyor. Oksijen başkasının işine yarıyor. En çok da insanın işine yarıyor. Çünkü biz havanın oksijenini teneffüs ediyoruz. Oksijensiz birkaç dakika bile yaşamamız mümkün değil. Yediğimiz gıdaların parçalanması ve insana yararlı hâle gelmesi ancak oksijenle mümkündür. Ve bu kadar hayatî bir maddeyi biz kendimiz üretmiyoruz. İlâhî programa dâhil olan ağaçlar üretiyor. Bizim her geçen gün para hırsıyla yok etmeye çalıştığımız ağaçlar üretiyor. O halde ağaç da başkası için çalıştırılıyor. Bunu ağacın kendisinin planlaması ya da tabiatın ayarlaması mümkün değildir. Bu bir ilim şuur ve kudret meselesidir. İnsanın oksijene ihtiyacı olduğunu bilmeyen birisi ağaca bu görevi veremez. İnsanlar havayı kirletiyor. Ağaçlar bizim için temizliyor. Ama bizden hiçbir ücret istemiyor. Çünkü isteyemez. Ağzı yok dili yok. Bir de yapan kendisi değil. Ona bu görevi veren ’tır. O halde bizden bu ve benzeri büyük nimetlere karşı bir şeyler istiyor. Onu öğrenmek gerekir. Bu âyetten şunu anlıyoruz: Maddî varlıkların hepsi insan içindir. İnsan maddî varlıklar için değildir. Fakat yazık ki günümüzde insan maddenin efendisi olması gerekirken madde insanın efendisi konumuna gelmiştir. İnsan, onların asıllarını istemesi gerekirken bu dünyadaki nimetlere “asıl daimî” nazarıyla bakmakta ve onları hayatın birinci gayesi yapmaktadır. Halbuki insan için yaratılan bütün nimetler rızıklar onları bize ihsan edeni düşünmemiz insana da yüksek bir görev yüklendiğini hatırlatıyor. Bu görev ’a kulluk görevidir. yeryüzü sofrasındaki hadsiz nimetlerin tadına bakıp bunun karşılığında da ona şükretmemiz için. İnsanın hizmetine verilen bütün bu varlıklar
    Bu kadar nazik ve nazenin beslenen bir insanın bu dünyada başıboş bırakılması söz konusu değildir. Zaten de başıboş bırakılmamıştır. Bazı kimseler kendilerini başıboş zannediyorlar. Bir musîbet ölümden önce uyandırmazsa ölüm insanın başıboş olduğunu anlaması için çok geç bir vakit olacak. Hiçbir şeyin başıboş olmadığı bir dünyada insanın kendisini başıboş zannetmesi ne kadar mantıklı
    selametle...



  4. 03.Ocak.2011, 21:38
    2
    Özel Üye



    Bir elma ağacı düşünelim. Ya da portakal ağacı. Bu ağacın esas maksadının kökler dallar ya da yapraklar veya çiçekler olduğunu söyleyebilir miyiz? Eğer bir ağaç yaprağı için yaratılmıştır dersek bu ağacın meyvesini görmediğimiz ya da görmezden geldiğimiz anlamına gelir. O halde ağacın bütün varlığıyla hizmet ettiği şey meyvesidir. Kâinatı da bir ağaca benzetebiliriz. Bu ağacın dalları budakları yaprakları çeşitli canlı cansız varlıklardır. Ama bu ağacın meyvesi ise insandır. Kâinatın yaratılmasından maksat insan meyvesidir. Çünkü bakıyoruz ki her şey insan için yaratılmış.

    Âyet dünyada var olan her şeyin insan için yaratıldığını semânın da yedi kat olarak tarafından dizayn edildiğini bildiriyor. O halde gökler ve var olan her şeyin insana hizmet için yaratıldığını görüyoruz. Dünyada topraktan havadan sudan bütün canlılar istifade eder. Ama insanlar hem topraktan havadan ve sudan hem de diğer canlılardan istifade ediyor. Meselâ bir elmayı düşünelim. Her canlı kendi varlığını tohum ve çekirdeği vasıtasıyla devam ettirir. Bu da İlâhî bir program ve kader çerçevesinde olur. Elma ağacının kendi neslini devam ettirmesi için sadece elma çekirdeği yeter. Ama bu çekirdeğin etrafında bir de etli kısım bulunuyor. Bu etli kısmın ağaç için bir anlamı yoktur. Ağaç o etli kısmının lezzetini idrak edecek ’ın bu güzel nimetinin farkına varacak olan insan için yaratılmıştır. Üstelik bir insanın bir günlük vitamin ihtiyacını giderecek şekilde yapılmıştır. yerler olarak kâinatın yaratılmasının en önemli maksadı insandır. Zaten dünyaya ve göğe baktığımız zaman

    Elmada bol miktarda C vitamini bulunmaktadır. Ancak C vitamini çabuk bozulabilen bir vitamindir. Bu yüzden onun çabuk bozulmaması için Yüce C vitamini de aslında midenin asidini arttırıcı bir özellik taşımaktadır. Bunu önlemek için Cenâb-ı Hak elmaya karbon elementini de yerleştirmiştir. Sadece yeryüzünde yaratılan elmayı düşünsek bile bu elmanın başkasına tadını ve onun ne kadar güzel bir nimet olduğunu takdir edemez. Yaratıcımız onun içerisine Demir elementi yerleştirmiştir. Demir de yani insana hizmet için yaratıldığını görüyoruz. Çünkü insandan başka hiçbir varlık bir elmanın lezzetini
    Bir de bütün ağaçların karbondioksit alıp oksijen vermesini düşünelim. Oksijen ağacın işine yaramıyor. Oksijen başkasının işine yarıyor. En çok da insanın işine yarıyor. Çünkü biz havanın oksijenini teneffüs ediyoruz. Oksijensiz birkaç dakika bile yaşamamız mümkün değil. Yediğimiz gıdaların parçalanması ve insana yararlı hâle gelmesi ancak oksijenle mümkündür. Ve bu kadar hayatî bir maddeyi biz kendimiz üretmiyoruz. İlâhî programa dâhil olan ağaçlar üretiyor. Bizim her geçen gün para hırsıyla yok etmeye çalıştığımız ağaçlar üretiyor. O halde ağaç da başkası için çalıştırılıyor. Bunu ağacın kendisinin planlaması ya da tabiatın ayarlaması mümkün değildir. Bu bir ilim şuur ve kudret meselesidir. İnsanın oksijene ihtiyacı olduğunu bilmeyen birisi ağaca bu görevi veremez. İnsanlar havayı kirletiyor. Ağaçlar bizim için temizliyor. Ama bizden hiçbir ücret istemiyor. Çünkü isteyemez. Ağzı yok dili yok. Bir de yapan kendisi değil. Ona bu görevi veren ’tır. O halde bizden bu ve benzeri büyük nimetlere karşı bir şeyler istiyor. Onu öğrenmek gerekir. Bu âyetten şunu anlıyoruz: Maddî varlıkların hepsi insan içindir. İnsan maddî varlıklar için değildir. Fakat yazık ki günümüzde insan maddenin efendisi olması gerekirken madde insanın efendisi konumuna gelmiştir. İnsan, onların asıllarını istemesi gerekirken bu dünyadaki nimetlere “asıl daimî” nazarıyla bakmakta ve onları hayatın birinci gayesi yapmaktadır. Halbuki insan için yaratılan bütün nimetler rızıklar onları bize ihsan edeni düşünmemiz insana da yüksek bir görev yüklendiğini hatırlatıyor. Bu görev ’a kulluk görevidir. yeryüzü sofrasındaki hadsiz nimetlerin tadına bakıp bunun karşılığında da ona şükretmemiz için. İnsanın hizmetine verilen bütün bu varlıklar
    Bu kadar nazik ve nazenin beslenen bir insanın bu dünyada başıboş bırakılması söz konusu değildir. Zaten de başıboş bırakılmamıştır. Bazı kimseler kendilerini başıboş zannediyorlar. Bir musîbet ölümden önce uyandırmazsa ölüm insanın başıboş olduğunu anlaması için çok geç bir vakit olacak. Hiçbir şeyin başıboş olmadığı bir dünyada insanın kendisini başıboş zannetmesi ne kadar mantıklı
    selametle...






+ Yorum Gönder