Konusunu Oylayın.: Peygamber efendimizin güvenilirlikle ilgili yaşadığı bir örnek olay

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 27 kişi
Peygamber efendimizin güvenilirlikle ilgili yaşadığı bir örnek olay
  1. 02.Ocak.2011, 19:22
    1
    Misafir

    Peygamber efendimizin güvenilirlikle ilgili yaşadığı bir örnek olay






    Peygamber efendimizin güvenilirlikle ilgili yaşadığı bir örnek olay Mumsema peygambr efendimiz in güvenilirlikle ilgili yaşadığı bi örnk olayı araştırmm lazım...yardımcı olurmusunuz..?


  2. 02.Ocak.2011, 23:10
    2
    Muhammed
    الله اكبر

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 16.Haziran.2010
    Üye No: 76755
    Mesaj Sayısı: 7,671
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Yaş: 27
    Bulunduğu yer: Türkiye

    Yanıt: Peygamber efendimizin güvenilirlikle ilgili yaşadığı bir örnek olay





    1- Peygamber efendimizin on yıl hizmetinde bulunmuş olan Enes bin Malik hazretleri anlatır: "Resul aleyhisselamdan, bir şey istenmezdi ki, Resul aleyhisselam, onu, isteyene vermiş olmasın." "Peygamber aleyhisselamın yanına bir adam gelir sadece, dünyayı, dünya malını elde etmeyi umarak Müslüman olur o gün, akşam olmadan İslâmiyet, kendisinin nazarında, dünyadan ve dünya üzerindekilerden daha sevgili olurdu!" Kureyş müşriklerinin Eşrafından Safvan bin Ümeyye, Mekke'nin fethinden sonra, Müslüman olmadığı halde, Huneyn ve Taif savaşlarında Peygamberimizin yanından ayrılmamıştı. Peygamberimiz, Ci'rane'de toplanan ganimet malları arasında dolaştığı ve onlara göz gezdirdiği sırada, Safvan bin Ümeyye, Peygamberimizin yanında bulunuyor, develer, davarlar ve güdücülerle dolu vadiye doğru bakıyordu. Bakışını, uzattı durdu. Peygamberimiz ise, onun bu halini göz ucuyla süzüyordu. "Ebu Vehb! O vadi, pek mi hoşuna gitti?" diye sordu. Safvan bin Ümeyye "Evet!" dedi. Peygamberimiz "O vadi de, içindekiler de, senin olsun!" buyurdu. Bunun üzerine, Safvan, kendini tutamadı: "Peygamber kalbinden başka, hiçbir kimsenin kalbi, bu derece Cömerd ve üstün olamaz! Şehadet ederim ki: Allah'dan başka ilah yoktur. Yine şehadet ederim ki: Muhammed, Allah'ın Kulu ve Resulüdür!" dedi ve hemen orada Müslüman oldu. İbn-i Şihab'üzzühri'nin bildirdiğine göre: Resul aleyhisselam, o gün, Safvan bin Ümeyye'ye yüz deve vermiş, sonra, yüz daha, sonra, yüz daha eklemişti. Safvan "Vallahi, Resul aleyhisselam, bana verdiğini, verdi. Ama, kendisi, bana insanların en münfuru idi. Bana, vermekte devam etti de, nihayet, nazarımda, insanların en sevimlisi oldu!" demiştir. Peygamberimiz, böyle, iki dağ arasını dolduran davarları verince, Safvan bin Ümeyye, kavmi olan Kureyşilerin yanına döndü. Onlara "Ey Kavmım! Müslüman olunuz! Çünkü, vallahi, Muhammed, öyle ihsanda bulunuyor ki, yokluktan, yoksulluktan hiç korkmuyor!" dedi. Peygamberimizden bir şey istenildi mi, asla "Yok!" demezdi. Kendisine kim gelip bir şey ister, istenilen şey, yanında bulunursa, onu yerine getirirdi. Bulunmazsa, va'd ederdi. 2- Resulullah efendimiz, gençliğinden itibaren güvenilir, itimat edilir bir kimse olarak tanınmıştır. Yirmi beş yaşlarında iken Mekke'de sadece "el-Emin" diye anılıyordu. Mekkeliler kendisine kıymetli eşyalarını teslim ederlerdi. Peygamber efendimiz bu emanetleri sağlam bir şekilde iade ederdi. Emanetlere en zor anında sahip çıkardı. Medine'ye hicret edeceği gece müşrikler, öldürmek maksadıyla onun evini kuşatmışlardı. Evini terketmeden önce, yanında bulunan emanetleri Hz. Ali'ye teslim etmiş ertesi gün sahiplerine vermesini istemiştir. En sıkıntılı zamanda bile emanetleri sahiplerine ulaştırdı. İslâm dininin kısa zamanda kabul görmesi Resulullah efendimizin güvenilir oluşunun payı büyüktür. Şayet davranışlarıyla güven vermeyen birisi olsaydı insanlar onun etrafında toplanmazdı. Resulullah efendimiz Eshabına daima güvenilir olmayı telkin ederdi. Emanetin zıddı olan hiyanetin çirkin bir davranış olduğunu söylerdi. Sahabiler de Resulullah efendimizi emin olarak tanımışlar ve sonsuz bir güvenle kendisine bağlanmışlardır. Her Müslüman Resulullah gibi, güven vermesi, her kesiminde ve her alanda bunu sürdürmesi gerekir. Anne babanın çocuğa, çocuğun anne babasına; eşlerin birbirine; amirin memura, memurun amire; işçinin işverene; işverenin işçiye; satıcının müşteriye; müşterinin satıcıya güven duyduğu bir cemiyet sağlıklı bir yapıya kavuşmuş olur. Resulullah efendimiz alışverişte güvenin bolluğa, berekete vesile olacağını bildirir. "Emanete riayet rızık, hainlik ise fakirlik getirir" buyurur. Burada emanet, sözde ve işte güven demektir. İnsanlar, sözüne ve işine güvenilmeyen kimselerle irtibat kurmaktan çekinirler. Şayet bu kişi ticaretle uğraşıyorsa alışveriş yapmaktan, müşteri ise mal vermekten, sanatkar ise iş sipariş etmekten kaçınırlar. Dolayısıyla bu tür kişilerin mallarına ve çalışmalarına rağbet azalır, kazançları artmaz. İşte Resulullah efendimiz'in "hainlik fakrilik getirir" sözündeki incelik burada yatmaktadır. Ama tersi olursa, yani herkes birbirine güvenirse kazanç, üretim ve tüketim artar. Bu da bolluğa ve zenginliğe vesile olur. 3- "Öfkeniz, sizi adaletsizliğe sürüklemesin!" Adalet dinin esasındandır. Bunun için, Kur'an-ı kerim'de adalet üzerinde çok durulmuş, Resulullah efendimize insanlar arasında adaleti gerçekleştirmesi emrolunmuştur. Bir hak konusunda hüküm verilirken hakkın kendi lehine hükmedilmesi halinde bundan memnun olan, fakat aleyhine hükmedilmesi halinde bu hükmü tanımayan insanların zalim oldukları bildirilmiştir. Dinimiz, kişisel çıkar, akrabalık, zenginlik, fakirlik, kin, düşmanlık, taraflardan birinin soylu veya aşağı tabakadan olması, bedeni ve ruhi bakımdan kusurlu olması gibi durumlar bir hakkın ihlalini, örtbas edilmesini, adil davranmamayı, adalet ilkesinden sapmayı mazur göstermeyeceğini bildirmiştir. Resulullah efendimiz faaliyetlerinde daima adaleti esas almıştır. İnsanlar arasında fark gözetmemiştir. Başkalarının gelişi güzel istek ve telkinlerinden etkilenmeden ilahi emirlerin gösterdiği doğrultuda hareket etmiştir. Kitaplarda onun adaletle ilgili çok sayıda sözü mevcuttur. İnsanlar arasında adaleti sağlamanın aynı zamanda bir sadaka olduğunu söylemiştir. Peygamberimiz hak hususunda titiz davranır, kimsenin canına ve malına zarar vermeyi ve üzerine kul hakkı geçmesini istemezdi. İstemeden zarar verdiği olursa, bir özür dilemekle halledilebilecek veya buna gerek duyulmayacak durumda bile, şayet kendisinden bir kısas talebinde bulunulursa seve seve bu isteği yerine getirirdi. Resulullah efendimiz adaletin zıddı olan zulmü her vesile ile kötülemiştir. Kitaplarda onun bu hususla ilgili çok sayıda ikazı yer almaktadır. Bunların en meşhurlarından birisi şudur: "Müslüman Müslümanın kardeşidir, ona zulmetmez..." Bu sözüyle o, Müslümanların kardeş olduğunu dile getirdikten sonra, Müslümanın en başta gelen vasfının kardeşine zulmetmemek, haksızlık yapmamak olduğunu bildirmiştir. Müslümanların birbirine haksızlık yapmamasını istediği gibi, aynı zamanda başkalarına da zulüm yapılmamasını emretmiştir. Kendisi haksızlığa uğrayanı daima korumuş, mazlumun korunmasını ve ona yardım edilmesini istemiştir. Allahü teâlâ, adaleti emretmiş, adaletin zıttı olan zulmü haram kılmıştır. Bu hususta birçok ayet-i kerimeler vardır. Birkaçı mealen şöyle: "Allah, insanlar arasında, adaletle hükmetmenizi emreder." "Allah, adalet yapmanızı, ihsan etmenizi ve (muhtaç olan) akrabaya vermenizi emredip, fuhştan, münkerden (her çeşit kötüleklerden) ve zulüm yapmaktan da nehyeder." "Ey iman edenler, bir millete olan öfkeniz, sizi adaletsizliğe sürüklemesin, adil olun!" 5- Çalışıp kazanmaya önem verirdi Resulullah efendimizin hayatı diğer alanlarda olduğu gibi çalışma hayatında da insanlar için örnektir. Doğruluk, güvenilir olma, adaleti uygulama ve sözleriyle davranışları arasında çelişki bulunmama gibi hallerde en güzel örnetti. Kişinin çalışmasını, üretimde bulunmasını ve ailesini geçindirmesini, fakire, yoksula yardım için çalışmayı Allah yolunda cihad ve gündüzleri oruç ve geceleri namazla geçirme ile bir tutmuştur. Peygamberimizin çalışma, helal kazanç ile ilgili pek çok sözleri vardır. Bunlardan bazıları şunlardır: "Hiçbir kimse kendi elinin emeği ile kazandığından daha hayırlı bir lokma asla yiyemez." "Allahım! Tembellikten, korkaklıktan, ihtiyarlığın verdiği düşkünlük ve cimrilikten sana sığınırım." "Doğru sözlü ve her konuda güvenilen bir ticaret adamı ahirette peygamberlerle, sıddikler ve şehitlerle beraber olacaktır." "Allah kulunu helal kazanç talebinden yorgun düşmüş görmeyi sever." "İnsanın yiyip içtiklerinin en helal ve bereketli olanı, çalışıp kazanarak elde ettiğidir." "Birinizin sırtında odun destesi taşıması, versin veya vermesin, insanlara gidip el açmasından daha iyidir." En kötü şartlar altında çalışmayı dahi başkalarına yük olmaktan iyi gören Resulullah efendimizin bu sözleriyle insanları çalışmaya teşvik ettiği, tembelliği kötülediği, çalışkan insanları dünya ve ahiret mutluluğu ile müjdelediği görülmektedir. Resulullah efendimiz insanları çalışmaya teşvik ettiği gibi, bizzat kendisi de çalışmış ve çalışma hayatının ilkelerini kendi hayatında uygulama alanına koymuştur. Çalışmalarını çocukluğundan itibaren hayatının sonuna kadar sürdürmüştür. Nitekim bilindiği üzere çocukluğunda çobanlık yapmıştır. Gençliğinde ve yetişkinliğinde ticaretle meşgul olmuştur. Oniki yaşında iken amcası ile birlikte uzun bir ticaret yolculuğuna çıkmıştır. Yirmibeş yaşında iken Hz. Hatice'nin kervanını ücret karşılığında Suriye'ye götürüp getirmiştir. Ticari faaliyetlerinde meslektaşlarının, ticari ilişkilerde bulunduğu kimselerin ve tüm Mekkelilerin güvenini kazanmıştır. Onun bütün bu faaliyetleri geçimni temine yönelik çalışmalardır. O, bütün bunların yanında sosyal faaliyetlerde de bulunmuştur. Gençliğinde Hilfülfudul cemiyetine katılması ve Kabe'nin inşası sırasında hakemlik yapması bunlara güzel birer örnektir.

    Selam ve dua ile...




  3. 02.Ocak.2011, 23:10
    2
    Muhammed - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    الله اكبر




    1- Peygamber efendimizin on yıl hizmetinde bulunmuş olan Enes bin Malik hazretleri anlatır: "Resul aleyhisselamdan, bir şey istenmezdi ki, Resul aleyhisselam, onu, isteyene vermiş olmasın." "Peygamber aleyhisselamın yanına bir adam gelir sadece, dünyayı, dünya malını elde etmeyi umarak Müslüman olur o gün, akşam olmadan İslâmiyet, kendisinin nazarında, dünyadan ve dünya üzerindekilerden daha sevgili olurdu!" Kureyş müşriklerinin Eşrafından Safvan bin Ümeyye, Mekke'nin fethinden sonra, Müslüman olmadığı halde, Huneyn ve Taif savaşlarında Peygamberimizin yanından ayrılmamıştı. Peygamberimiz, Ci'rane'de toplanan ganimet malları arasında dolaştığı ve onlara göz gezdirdiği sırada, Safvan bin Ümeyye, Peygamberimizin yanında bulunuyor, develer, davarlar ve güdücülerle dolu vadiye doğru bakıyordu. Bakışını, uzattı durdu. Peygamberimiz ise, onun bu halini göz ucuyla süzüyordu. "Ebu Vehb! O vadi, pek mi hoşuna gitti?" diye sordu. Safvan bin Ümeyye "Evet!" dedi. Peygamberimiz "O vadi de, içindekiler de, senin olsun!" buyurdu. Bunun üzerine, Safvan, kendini tutamadı: "Peygamber kalbinden başka, hiçbir kimsenin kalbi, bu derece Cömerd ve üstün olamaz! Şehadet ederim ki: Allah'dan başka ilah yoktur. Yine şehadet ederim ki: Muhammed, Allah'ın Kulu ve Resulüdür!" dedi ve hemen orada Müslüman oldu. İbn-i Şihab'üzzühri'nin bildirdiğine göre: Resul aleyhisselam, o gün, Safvan bin Ümeyye'ye yüz deve vermiş, sonra, yüz daha, sonra, yüz daha eklemişti. Safvan "Vallahi, Resul aleyhisselam, bana verdiğini, verdi. Ama, kendisi, bana insanların en münfuru idi. Bana, vermekte devam etti de, nihayet, nazarımda, insanların en sevimlisi oldu!" demiştir. Peygamberimiz, böyle, iki dağ arasını dolduran davarları verince, Safvan bin Ümeyye, kavmi olan Kureyşilerin yanına döndü. Onlara "Ey Kavmım! Müslüman olunuz! Çünkü, vallahi, Muhammed, öyle ihsanda bulunuyor ki, yokluktan, yoksulluktan hiç korkmuyor!" dedi. Peygamberimizden bir şey istenildi mi, asla "Yok!" demezdi. Kendisine kim gelip bir şey ister, istenilen şey, yanında bulunursa, onu yerine getirirdi. Bulunmazsa, va'd ederdi. 2- Resulullah efendimiz, gençliğinden itibaren güvenilir, itimat edilir bir kimse olarak tanınmıştır. Yirmi beş yaşlarında iken Mekke'de sadece "el-Emin" diye anılıyordu. Mekkeliler kendisine kıymetli eşyalarını teslim ederlerdi. Peygamber efendimiz bu emanetleri sağlam bir şekilde iade ederdi. Emanetlere en zor anında sahip çıkardı. Medine'ye hicret edeceği gece müşrikler, öldürmek maksadıyla onun evini kuşatmışlardı. Evini terketmeden önce, yanında bulunan emanetleri Hz. Ali'ye teslim etmiş ertesi gün sahiplerine vermesini istemiştir. En sıkıntılı zamanda bile emanetleri sahiplerine ulaştırdı. İslâm dininin kısa zamanda kabul görmesi Resulullah efendimizin güvenilir oluşunun payı büyüktür. Şayet davranışlarıyla güven vermeyen birisi olsaydı insanlar onun etrafında toplanmazdı. Resulullah efendimiz Eshabına daima güvenilir olmayı telkin ederdi. Emanetin zıddı olan hiyanetin çirkin bir davranış olduğunu söylerdi. Sahabiler de Resulullah efendimizi emin olarak tanımışlar ve sonsuz bir güvenle kendisine bağlanmışlardır. Her Müslüman Resulullah gibi, güven vermesi, her kesiminde ve her alanda bunu sürdürmesi gerekir. Anne babanın çocuğa, çocuğun anne babasına; eşlerin birbirine; amirin memura, memurun amire; işçinin işverene; işverenin işçiye; satıcının müşteriye; müşterinin satıcıya güven duyduğu bir cemiyet sağlıklı bir yapıya kavuşmuş olur. Resulullah efendimiz alışverişte güvenin bolluğa, berekete vesile olacağını bildirir. "Emanete riayet rızık, hainlik ise fakirlik getirir" buyurur. Burada emanet, sözde ve işte güven demektir. İnsanlar, sözüne ve işine güvenilmeyen kimselerle irtibat kurmaktan çekinirler. Şayet bu kişi ticaretle uğraşıyorsa alışveriş yapmaktan, müşteri ise mal vermekten, sanatkar ise iş sipariş etmekten kaçınırlar. Dolayısıyla bu tür kişilerin mallarına ve çalışmalarına rağbet azalır, kazançları artmaz. İşte Resulullah efendimiz'in "hainlik fakrilik getirir" sözündeki incelik burada yatmaktadır. Ama tersi olursa, yani herkes birbirine güvenirse kazanç, üretim ve tüketim artar. Bu da bolluğa ve zenginliğe vesile olur. 3- "Öfkeniz, sizi adaletsizliğe sürüklemesin!" Adalet dinin esasındandır. Bunun için, Kur'an-ı kerim'de adalet üzerinde çok durulmuş, Resulullah efendimize insanlar arasında adaleti gerçekleştirmesi emrolunmuştur. Bir hak konusunda hüküm verilirken hakkın kendi lehine hükmedilmesi halinde bundan memnun olan, fakat aleyhine hükmedilmesi halinde bu hükmü tanımayan insanların zalim oldukları bildirilmiştir. Dinimiz, kişisel çıkar, akrabalık, zenginlik, fakirlik, kin, düşmanlık, taraflardan birinin soylu veya aşağı tabakadan olması, bedeni ve ruhi bakımdan kusurlu olması gibi durumlar bir hakkın ihlalini, örtbas edilmesini, adil davranmamayı, adalet ilkesinden sapmayı mazur göstermeyeceğini bildirmiştir. Resulullah efendimiz faaliyetlerinde daima adaleti esas almıştır. İnsanlar arasında fark gözetmemiştir. Başkalarının gelişi güzel istek ve telkinlerinden etkilenmeden ilahi emirlerin gösterdiği doğrultuda hareket etmiştir. Kitaplarda onun adaletle ilgili çok sayıda sözü mevcuttur. İnsanlar arasında adaleti sağlamanın aynı zamanda bir sadaka olduğunu söylemiştir. Peygamberimiz hak hususunda titiz davranır, kimsenin canına ve malına zarar vermeyi ve üzerine kul hakkı geçmesini istemezdi. İstemeden zarar verdiği olursa, bir özür dilemekle halledilebilecek veya buna gerek duyulmayacak durumda bile, şayet kendisinden bir kısas talebinde bulunulursa seve seve bu isteği yerine getirirdi. Resulullah efendimiz adaletin zıddı olan zulmü her vesile ile kötülemiştir. Kitaplarda onun bu hususla ilgili çok sayıda ikazı yer almaktadır. Bunların en meşhurlarından birisi şudur: "Müslüman Müslümanın kardeşidir, ona zulmetmez..." Bu sözüyle o, Müslümanların kardeş olduğunu dile getirdikten sonra, Müslümanın en başta gelen vasfının kardeşine zulmetmemek, haksızlık yapmamak olduğunu bildirmiştir. Müslümanların birbirine haksızlık yapmamasını istediği gibi, aynı zamanda başkalarına da zulüm yapılmamasını emretmiştir. Kendisi haksızlığa uğrayanı daima korumuş, mazlumun korunmasını ve ona yardım edilmesini istemiştir. Allahü teâlâ, adaleti emretmiş, adaletin zıttı olan zulmü haram kılmıştır. Bu hususta birçok ayet-i kerimeler vardır. Birkaçı mealen şöyle: "Allah, insanlar arasında, adaletle hükmetmenizi emreder." "Allah, adalet yapmanızı, ihsan etmenizi ve (muhtaç olan) akrabaya vermenizi emredip, fuhştan, münkerden (her çeşit kötüleklerden) ve zulüm yapmaktan da nehyeder." "Ey iman edenler, bir millete olan öfkeniz, sizi adaletsizliğe sürüklemesin, adil olun!" 5- Çalışıp kazanmaya önem verirdi Resulullah efendimizin hayatı diğer alanlarda olduğu gibi çalışma hayatında da insanlar için örnektir. Doğruluk, güvenilir olma, adaleti uygulama ve sözleriyle davranışları arasında çelişki bulunmama gibi hallerde en güzel örnetti. Kişinin çalışmasını, üretimde bulunmasını ve ailesini geçindirmesini, fakire, yoksula yardım için çalışmayı Allah yolunda cihad ve gündüzleri oruç ve geceleri namazla geçirme ile bir tutmuştur. Peygamberimizin çalışma, helal kazanç ile ilgili pek çok sözleri vardır. Bunlardan bazıları şunlardır: "Hiçbir kimse kendi elinin emeği ile kazandığından daha hayırlı bir lokma asla yiyemez." "Allahım! Tembellikten, korkaklıktan, ihtiyarlığın verdiği düşkünlük ve cimrilikten sana sığınırım." "Doğru sözlü ve her konuda güvenilen bir ticaret adamı ahirette peygamberlerle, sıddikler ve şehitlerle beraber olacaktır." "Allah kulunu helal kazanç talebinden yorgun düşmüş görmeyi sever." "İnsanın yiyip içtiklerinin en helal ve bereketli olanı, çalışıp kazanarak elde ettiğidir." "Birinizin sırtında odun destesi taşıması, versin veya vermesin, insanlara gidip el açmasından daha iyidir." En kötü şartlar altında çalışmayı dahi başkalarına yük olmaktan iyi gören Resulullah efendimizin bu sözleriyle insanları çalışmaya teşvik ettiği, tembelliği kötülediği, çalışkan insanları dünya ve ahiret mutluluğu ile müjdelediği görülmektedir. Resulullah efendimiz insanları çalışmaya teşvik ettiği gibi, bizzat kendisi de çalışmış ve çalışma hayatının ilkelerini kendi hayatında uygulama alanına koymuştur. Çalışmalarını çocukluğundan itibaren hayatının sonuna kadar sürdürmüştür. Nitekim bilindiği üzere çocukluğunda çobanlık yapmıştır. Gençliğinde ve yetişkinliğinde ticaretle meşgul olmuştur. Oniki yaşında iken amcası ile birlikte uzun bir ticaret yolculuğuna çıkmıştır. Yirmibeş yaşında iken Hz. Hatice'nin kervanını ücret karşılığında Suriye'ye götürüp getirmiştir. Ticari faaliyetlerinde meslektaşlarının, ticari ilişkilerde bulunduğu kimselerin ve tüm Mekkelilerin güvenini kazanmıştır. Onun bütün bu faaliyetleri geçimni temine yönelik çalışmalardır. O, bütün bunların yanında sosyal faaliyetlerde de bulunmuştur. Gençliğinde Hilfülfudul cemiyetine katılması ve Kabe'nin inşası sırasında hakemlik yapması bunlara güzel birer örnektir.

    Selam ve dua ile...




  4. 02.Ocak.2011, 23:16
    3
    Muhammed
    الله اكبر

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 16.Haziran.2010
    Üye No: 76755
    Mesaj Sayısı: 7,671
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Yaş: 27
    Bulunduğu yer: Türkiye

    Yanıt: Peygamber efendimizin güvenilirlikle ilgili yaşadığı bir örnek olay

    Peygamberimizin Dogrulugu

    Peygamberimiz, dogruluk ve dürüstlügün en güzel örnegi idi. O, çocuklugundan itibaren dogruluktan ayrilmamis, hiç yalan söylememistir. Peygamberliginden önceki gençlik döneminde dogrulugu ve güvenilir kisiliginden dolayi kendisine, “Muhammedü’l-Emin” yani, “Güvenilir Muhammed” denilirdi. Düsmanlari bile onun dogrulugunu kabul etmis, kendisine yalanci diyememislerdi.

    Peygamberimizin en büyük düsmani Ebü Cehil: “Muhammed! Biz seni yalanlamiyoruz, san bizim kanaatimize göre dogrusun. Biz ancak senin getirdigini yalanliyoruz.” Demis, bu söz Peygamberimizi üzmüstü. Bunun üzerine “Onlarin söylediklerinin seni üzdügünü elbette biliyoruz. Aslinda onlar seni yalanlamiyorlar, fakat o zalimler, açiktan açigi Allah’in ayetlerini inkar ediyorlar.” Ayeti inmistir.

    Kureys’in ileri gelenlerinden Haris b. Amir de söyle demistir.

    “Ey Muhammed, vallahi sen bize hiç yalan söylemedin, fakat biz sana uyarsak yerimizden olacagiz, bundan dolayi iman etmiyoruz.”

    Ebü Süfyan Müslüman olmadan önce ticaret amaciyla Sam’a gittigi zaman Bizans Imparatoru Onu kabul etmis ve Peygamberimizle ilgili kendisine bazi sorular sormustu. Bu sorulardan birisi de söyle idi:

    - Peygamberlik iddiasinda bulunan bu zatin, daha önce hiç

    yalan söyledigini duydunuz mu? Ebü Süfyan:

    - Asla, yalan söyledigini hiç duymadik, diye cevap vermistir.

    Bunun üzerine Imparator:

    - Size peygamberlik iddiasinda bulunan bu zatin evvelce hiç yalan söyleyip söylemedigini sordum. Onun hiç yalan söylemedigin ifade ettiniz. Sayet bu zat Allah hakkinda yalan söylemis olsa daha evvel insanlara yalan söylemesi gerekirdi, demis ve Peygamberimizin dogrulugu sebebiyle gerçekten peygamber oldugunu ifade etmistir.

    Peygamber oldugu zaman Mekke’de halkini Islam’a davet için toplamisti. Safa tepesine çikarak orada toplananlari: “Ey Kureys halki! Size bu dagin arkasinda bir düsman ordusunu geldigini söylesem bana inanir misiniz”? dedi, orada bulunanlar:

    - “Hepimiz inaniriz, çünkü sen ömründe yalan söylemedin” diye cevap verdiler. Bu toplulugun içinde Peygamberimizin en azili düsmanlari da vardi. Onlar da Peygamberimizin dogrulugunu itiraf etmislerdi.

    Peygamberimiz, kendisi dogru sözlü oldugu gibi bizim de dogru olmamizi ve yalanciliktan sakinmamizi istemis ve söyle buyurmustur. “Dogruluktan ayrilmayin. Zira dogruluk iyilikle beraberdir. Dogru ve iyi olanlar cennettedirler. Yalandan kaçinin, çünkü yalan kötülükle beraberdir. Yalan söyleyen ve kötülük edenler de cehennemdedirler.”

    O, yalandan hiç hoslanmaz, yalancilari sevmezdi. Peygamberimiz çocuklari kandirmak için yalan söylenmesini de iyi karsilamamistir.

    Abdullah b. Amr diyor ki:

    Peygamberimiz bir gün evimizde bulundugu bir sirada annem bana:

    - “Gel sana bir sey verecegim” diye çagirdi.

    Peygamberimiz anneme:

    - Çocuga ne vermek istedin? Diye sorunca annem:

    - Hurma verecegim, diye cevap verdi. Bunun üzerin

    Peygamberimiz:

    - “Egen onu aldatip bir sey vermeseydin, sana bir yalan

    günahi yazilirdi.” Buyurdu.


    Peygamberimiz bir sey hakkinda söz verdimi, verdigi sözde mutlaka durur, geregini yerine getirirdi.


    Hudeybiye baris antlasmasinin hükümlerinden birisi de, Mekkelilerden biri Müslümanlara siginirsa, Müslüman bile olsa, geri verilecek; fakat Müslümanlardan Mekkelilere siginan olursa geri verilmeyecekti.

    Müslümanlar için çok agir olan bu antlasmanin yazilmasi henüz bitmisti ki, Mekkeliler adina antlasmayi imza edecek olan Süheyl’in Müslüman olan oglu Ebü Cendel bir yolunu bulup kaçmis ve ayagindaki zinciri sürüyerek çika gelmisti. Bu antlasmaya göre Ebü Cendeli iade etmek gerekiyordu. Müslümanlar bundan büyük üzüntü duymuslar ve Ebü Cendel’i iade etmen istememislerdi.

    Peygamberimiz Ebü Candel’e dönerek:

    - Ey Ebü Cendel, sabret, bir verdigimiz sözden dönmeyiz. Yakinda Cenab-i Hak sana kurtulus yolunu açacaktir, diye teselli etti. Ve henüz imza edilmemis olmasina ragmen sözlü olarak kararlastirilmis bulunan antlasmaya uyacaginin isaretini vermisti.

    O, kurtulusun dogrulukta oldugunu bildirmis, dogrularin kiyamet gününde Peygamberlerle beraber olacagini haber vermistir.

    Peygamberimize insanlarin hayirlisi kindir diye soruldu. Peygamberimiz:
    - “Her temiz kalpli ve dogru sözlü olanlardir.” Buyurdu.


  5. 02.Ocak.2011, 23:16
    3
    Muhammed - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    الله اكبر
    Peygamberimizin Dogrulugu

    Peygamberimiz, dogruluk ve dürüstlügün en güzel örnegi idi. O, çocuklugundan itibaren dogruluktan ayrilmamis, hiç yalan söylememistir. Peygamberliginden önceki gençlik döneminde dogrulugu ve güvenilir kisiliginden dolayi kendisine, “Muhammedü’l-Emin” yani, “Güvenilir Muhammed” denilirdi. Düsmanlari bile onun dogrulugunu kabul etmis, kendisine yalanci diyememislerdi.

    Peygamberimizin en büyük düsmani Ebü Cehil: “Muhammed! Biz seni yalanlamiyoruz, san bizim kanaatimize göre dogrusun. Biz ancak senin getirdigini yalanliyoruz.” Demis, bu söz Peygamberimizi üzmüstü. Bunun üzerine “Onlarin söylediklerinin seni üzdügünü elbette biliyoruz. Aslinda onlar seni yalanlamiyorlar, fakat o zalimler, açiktan açigi Allah’in ayetlerini inkar ediyorlar.” Ayeti inmistir.

    Kureys’in ileri gelenlerinden Haris b. Amir de söyle demistir.

    “Ey Muhammed, vallahi sen bize hiç yalan söylemedin, fakat biz sana uyarsak yerimizden olacagiz, bundan dolayi iman etmiyoruz.”

    Ebü Süfyan Müslüman olmadan önce ticaret amaciyla Sam’a gittigi zaman Bizans Imparatoru Onu kabul etmis ve Peygamberimizle ilgili kendisine bazi sorular sormustu. Bu sorulardan birisi de söyle idi:

    - Peygamberlik iddiasinda bulunan bu zatin, daha önce hiç

    yalan söyledigini duydunuz mu? Ebü Süfyan:

    - Asla, yalan söyledigini hiç duymadik, diye cevap vermistir.

    Bunun üzerine Imparator:

    - Size peygamberlik iddiasinda bulunan bu zatin evvelce hiç yalan söyleyip söylemedigini sordum. Onun hiç yalan söylemedigin ifade ettiniz. Sayet bu zat Allah hakkinda yalan söylemis olsa daha evvel insanlara yalan söylemesi gerekirdi, demis ve Peygamberimizin dogrulugu sebebiyle gerçekten peygamber oldugunu ifade etmistir.

    Peygamber oldugu zaman Mekke’de halkini Islam’a davet için toplamisti. Safa tepesine çikarak orada toplananlari: “Ey Kureys halki! Size bu dagin arkasinda bir düsman ordusunu geldigini söylesem bana inanir misiniz”? dedi, orada bulunanlar:

    - “Hepimiz inaniriz, çünkü sen ömründe yalan söylemedin” diye cevap verdiler. Bu toplulugun içinde Peygamberimizin en azili düsmanlari da vardi. Onlar da Peygamberimizin dogrulugunu itiraf etmislerdi.

    Peygamberimiz, kendisi dogru sözlü oldugu gibi bizim de dogru olmamizi ve yalanciliktan sakinmamizi istemis ve söyle buyurmustur. “Dogruluktan ayrilmayin. Zira dogruluk iyilikle beraberdir. Dogru ve iyi olanlar cennettedirler. Yalandan kaçinin, çünkü yalan kötülükle beraberdir. Yalan söyleyen ve kötülük edenler de cehennemdedirler.”

    O, yalandan hiç hoslanmaz, yalancilari sevmezdi. Peygamberimiz çocuklari kandirmak için yalan söylenmesini de iyi karsilamamistir.

    Abdullah b. Amr diyor ki:

    Peygamberimiz bir gün evimizde bulundugu bir sirada annem bana:

    - “Gel sana bir sey verecegim” diye çagirdi.

    Peygamberimiz anneme:

    - Çocuga ne vermek istedin? Diye sorunca annem:

    - Hurma verecegim, diye cevap verdi. Bunun üzerin

    Peygamberimiz:

    - “Egen onu aldatip bir sey vermeseydin, sana bir yalan

    günahi yazilirdi.” Buyurdu.


    Peygamberimiz bir sey hakkinda söz verdimi, verdigi sözde mutlaka durur, geregini yerine getirirdi.


    Hudeybiye baris antlasmasinin hükümlerinden birisi de, Mekkelilerden biri Müslümanlara siginirsa, Müslüman bile olsa, geri verilecek; fakat Müslümanlardan Mekkelilere siginan olursa geri verilmeyecekti.

    Müslümanlar için çok agir olan bu antlasmanin yazilmasi henüz bitmisti ki, Mekkeliler adina antlasmayi imza edecek olan Süheyl’in Müslüman olan oglu Ebü Cendel bir yolunu bulup kaçmis ve ayagindaki zinciri sürüyerek çika gelmisti. Bu antlasmaya göre Ebü Cendeli iade etmek gerekiyordu. Müslümanlar bundan büyük üzüntü duymuslar ve Ebü Cendel’i iade etmen istememislerdi.

    Peygamberimiz Ebü Candel’e dönerek:

    - Ey Ebü Cendel, sabret, bir verdigimiz sözden dönmeyiz. Yakinda Cenab-i Hak sana kurtulus yolunu açacaktir, diye teselli etti. Ve henüz imza edilmemis olmasina ragmen sözlü olarak kararlastirilmis bulunan antlasmaya uyacaginin isaretini vermisti.

    O, kurtulusun dogrulukta oldugunu bildirmis, dogrularin kiyamet gününde Peygamberlerle beraber olacagini haber vermistir.

    Peygamberimize insanlarin hayirlisi kindir diye soruldu. Peygamberimiz:
    - “Her temiz kalpli ve dogru sözlü olanlardir.” Buyurdu.





+ Yorum Gönder