Konusunu Oylayın.: Fâtih başta olmak üzere bazı Osmanlı Padişahlarının yurt dışından ressamlar getirterek resimlerini yaptırdıklarını duyuy

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Fâtih başta olmak üzere bazı Osmanlı Padişahlarının yurt dışından ressamlar getirterek resimlerini yaptırdıklarını duyuy
  1. 01.Ocak.2011, 12:45
    1
    Misafir

    Fâtih başta olmak üzere bazı Osmanlı Padişahlarının yurt dışından ressamlar getirterek resimlerini yaptırdıklarını duyuy






    Fâtih başta olmak üzere bazı Osmanlı Padişahlarının yurt dışından ressamlar getirterek resimlerini yaptırdıklarını duyuy Mumsema Fâtih başta olmak üzere bazı Osmanlı Padişahlarının yurt dışından ressamlar getirterek resimlerini yaptırdıklarını duyuyoruz. Bunlar doğru mudur? Eğer doğru ise, İslâm Hukukunda resim yasağı ile ilgili hükümlerle nasıl bağdaştırırsınız?


  2. 01.Ocak.2011, 12:45
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    Fâtih başta olmak üzere bazı Osmanlı Padişahlarının yurt dışından ressamlar getirterek resimlerini yaptırdıklarını duyuyoruz. Bunlar doğru mudur? Eğer doğru ise, İslâm Hukukunda resim yasağı ile ilgili hükümlerle nasıl bağdaştırırsınız?


    Benzer Konular

    - Risale-i Nurda geçen bazı hadislerin(Levlake başta olmak üzere) "mevzu" olduğuna dair hadi

    - Osmanlı padişahlarının hikayeleri

    - Osmanlı padişahlarının yazdığı şiirler

    - İç oğlan kavramı kullanılarak bazı Osmanlı Padişahlarının cinsî sapık ve oğlancı oldukları iddia edi

    - Osmanlı Padişahlarının Son Sözleri Ve Vasiyetleri

  3. 01.Ocak.2011, 13:49
    2
    ehli-sunnet
    Feseyekfikehumullah

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 19.Eylül.2010
    Üye No: 79032
    Mesaj Sayısı: 2,015
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 21
    Bulunduğu yer: Uzaklardan..

    Yanıt: Fâtih başta olmak üzere bazı Osmanlı Padişahlarının yurt dışından ressamlar getirterek resimlerini yaptırdıkların




    Konuyu değişik açılardan ele almakta yarar vardır:

    Evvela, İslâm Hukukunda resim (gölgeli gölgesiz) yapmanın hükümlerini özetleyelim. Konu ile ilgili "Allah kıyamette resim yapanlardan, ceza olarak, yaptığı şeye hayat vermesini isteyecektir; fakat o buna asla muvaffak olamayacaktır"; "Melekler, içinde resim, köpek ve cünüp insan bulunan evlere girmezler" ve benzeri manalarda hadisler bulunmaktadır.

    Bu hadisleri değerlendiren ve İslâm Hukukunun resmi neden yasakladığını inceleyen müçtehid hukukçular, neticede şu kararı vermişlerdir: Bütün müctehidler şu noktada ittifak halindedirler: Ağaç, dağ, taş, manzara ve benzeri şeylerin resimleri kesinlikle mübâhdır. Ayrıca vesikalık fotoğraflar gibi, hilkati tam olmayarak bedenin bir kısmına ait olan canlıların (hayvan olsun, insan olsun) resimlerinin de hem yapılmaları ve hem de kullanılmaları caizdir.

    Bir diğer konu da, suretin görülemeyecek kadar küçük olmasıdır ki, bu da caiz görülmektedir. Bazı mühürler ve paralardaki resimler gibi. İslâm hukukçularının fikir ayrılığına düştükleri konu ise şudur: Canlı varlıkların hilkati tam olanlar yani bedeni tam yansıtan resimler (fıkıh kitaplarındaki ifadesiyle hayatı mümkün kılacak bütün azaları ihtiva eden resimler), Şafii hukukçuların çoğunluğu başta olmak üzere, bir kısım İslâm Hukukçuları tarafından caiz görülmemiştir; Hanefi hukukçuların başını çektiği bazı İslâm hukukçuları ise, hürmet ve ta'zim manasını ifade etmemek şartıyla mekruh görmekle beraber caizdir demişlerdir. Ancak bu hususun, namaz kılınacak yerlerle alakalı yasak ile karıştırılmaması gerekmektedir.

    Bu esas fikirlere dayanan Ebüssuud Efendi şu fetvasını kaleme almıştır:

    "Bazı zîruh şekli filoride tasvir olunduğu gibi, bazı Efrencî saatlerde tasvir olunmuş olsa, zikr olunan saat musallada olmakla Salâtına kerahet terettüb eder mi? El-Cevâb: Suret büyük olmayıcak olmaz".

    Osmanlı Devleti'nin son zamanlarındaki şu fetva ise, daha ayrıntılı olarak konuyu izah etmektedir:

    "Edebi ve ilmî makalelerden istifade maksadıyla Resimli Kitap gibi resimli mecmuaları evlerimizde bulunduruyoruz. Kitap içinde kapalı bulunan bu gibi canlı resimlerin evlerde bulunmasının dine karşı bir zararı var mıdır? Cevâb: Caiz olmayan, namaz kılınacak yerde sureti açık olarak bir tarafa asmaktır. Ama kapalı olarak evlerde bulunması, ayakla basılan yerde nakış olarak yer alması caizdir. Bir de gayet küçük olup uzaktan bakıldığında azaları belli olmazsa yahut azaları tam olarak tasvir edilmiş değilse, o zaman alel-ıtlak mekruh kabul edilmez. Hürmet ve tazim maksadıyla suret bulunan odaya ise, rahmet melekleri girmez".

    Burada şunu nazara vermek gerekir ki, zaman iyi bir müfessirdir; kaydını izhâr etse itiraz edilmez. Fıkha ait bazı hükümlerde zamanın tesiri önemlidir. İslamın ilk yıllarında şirke sebep olabileceğinden dolayı kabir ziyaretini yasak etmesi ve sonra serbest kılması buna misal olabilir. Aslında son naklettiğimiz fetva, meseleyi bütün yönleriyle halletmiş bulunmaktadır. İslâm Hukukunun resim yasağının altında yatan en önemli sebep, putperestliği andıracak şekilde saygı için resim yapılması ve asılmasıdır. Yasağın tek sebebi, resimlere, suretlere ve heykellere tapmak yahut tapar derecede saygı göstermek endişesidir. Asrımızdaki bazı Mısır âlimleri ise, eski fetvaları aşacak şekilde şu görüşleri beyân etmişlerdir: Yasak olan sadece gölgeli resimlerdir; yani heykellerdir; kalemle çizilen veya makineyle çekilen fotoğraflar gibi gölgesiz resimler, caizdir.

    İkinci olarak, II. Mahmûd'dan itibaren yapılan bazı icraatlar dışında, bütün Osmanlı tarihi boyunca, biraz evvel zikrettiğimiz İslâm Hukukunun kaideleri açıktan ihlal edilmeyecek şekilde, resim ve ressamlara karşı muamele yürütülmüştür. Fâtih Sultân Mehmed'den itibaren Osmanlı Sarayı'na nakkaş denen ressâmiar vazifeli olarak girmişlerdir. Fâtih'in Sinan Bey isminde bir nakkaşı, İtalya'dan getirttiği Matteo Pasti ve Konstaniço ve 1479 yılında talep üzerine Venedik'ten gelen Jantil Bellini; Yavuz'un İran Seferinden dönerken getirdiği Şah Mehmed, Abdülgani ve Derviş Bey; Selim-nâme'deki minyatürleriyle bilinen Nakkaş Şükrü; Şemâil-i Osmaniye'yi kaleme alan Nakkaş Osman ve Surnâme'deki minyatürleri çizen Nakkaş Levnî, Osmanlı tarihi boyunca resim ve minyatürle meşgul olan çok sayıdaki sanatkârlardan bazılarıdır.

    Bütün bu saydığımız sanatkârların eserleri, eğer resim şeklinde ise, bütün azaları gösterecek şekilde yapılmamış ve böylece şeri sınırlar içinde kalınmaya çalışılmıştır. Minyatür ise, zannediyoruz ki, resimle aynı tutulmamış ve İslâm hukukçularının caizdir dediği azaları tam belli olmayan gruba sokulmak istenmiştir. En azından, kapalı kalmak ve asılmamak şartıyla, bu manada canlı resimlerin, azaları tam olsa da yapılması caizdir diyen âlimlerin fetvaları esas alınmıştır. Zira yukarıdaki fetvada bunu anlatan cümleler, konumuz açısından önemlidir. Mühim olan tabloların tam resim olmamasıdır. Bildiğimiz kadarıyla, tablo şeklinde tam resim bulunmamaktadır. Kitapta kalmak şartıyla, zaten fetva verilmiştir.

    Kanaatimize göre, Osmanlı âlimleri, şer’î sınırları geçen resimleri kabul etmemişlerdir. Son zamanlardaki bazı durumlar istisnalardır. Zira Kur'ân, put-perestliği yasakladığı gibi, putperestliğin bir nevi taklidi olan sûret-perestliği de yasaklamaktadır. Avrupa medeniyeti ise, resimleri kendi güzelliklerinden sayıp Kur'ân'a karşı çıkmaktadır. Halbuki gölgeli gölgesiz suretler, ya taş haline gelmiş bir zulüm (Lenin'in heykelleri gibi), ya cesed elbisesini giymiş riya veyahut tecessüm etmiş bir hevesdir (müstehcen dergilerdeki fotoğraflar gibi) ki, beşeri, zulme, riyaya ve hevâya, hevesi kamçılayıp teşvik eder.

    Kaynaklar:
    Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, Alfabetik İslâm Hukuku ve Fıkıh Istılahları Kâmûsu I-V, İstanbul 1997, Haz. Sıtkı Gülle, c. V, sh. 252-262; Ahmed Lütfi, Tarih-i Lütfi, I-VIII, İstanbul 1290-1328, c. V, sh. 50-52; Ebüssuud Efendi, Fetâvâ, Süleymaniye kütp. Şehid Ali Paşa 1028, vrk. 274/b; Sırât-ı Müstakim, İstanbul 1327, c. I, sayı: 26 (27 Muharrem 1327), sh. 416; Ayntâbî Münîb Efendi, Siyer-i Kebir Tercümesi, c. II, İstanbul 1241, sh. 93-95; Ünver, A. Süheyl, Ressam Nakşî, Hayatı ve Eserleri, İstanbul 1949; Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, c. II, sh. 616-621; Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Sözler Yayınevi, sh. 398-399; Atasoy, Nurhan, "Tasvir", İA, sh. 32-38; A. J. Wensink, "Suret", İA, sh. 48-51, Glück, Heinrich, "16-18. Yüzyıllarda Saray Sanatı ve Sanatçılarıyla Osmanlıların Avrupa Sanatları Bakımından Önemi, Belleten, e XXXII, sayı 127(1968), sh. 355-380; Eyice, Semavi, "Kanunî Sultân Süleyman'ın Yeni Bir Portresi", Belleten, c. XXXV, sayı 138(1971), sh. 213-215; Eyice, Semavi, "Sultân Cem'in Portreleri Hakkında", Belleten, c. XXXVII, sayı 145(1973), sh. 1-49.

    Prof. Dr. Ahmed AKGÜNDÜZ – Doç. Dr. Said ÖZTÜRK (Bilinmeyen Osmanlı), s, 95-97.


    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet



  4. 01.Ocak.2011, 13:49
    2
    Feseyekfikehumullah



    Konuyu değişik açılardan ele almakta yarar vardır:

    Evvela, İslâm Hukukunda resim (gölgeli gölgesiz) yapmanın hükümlerini özetleyelim. Konu ile ilgili "Allah kıyamette resim yapanlardan, ceza olarak, yaptığı şeye hayat vermesini isteyecektir; fakat o buna asla muvaffak olamayacaktır"; "Melekler, içinde resim, köpek ve cünüp insan bulunan evlere girmezler" ve benzeri manalarda hadisler bulunmaktadır.

    Bu hadisleri değerlendiren ve İslâm Hukukunun resmi neden yasakladığını inceleyen müçtehid hukukçular, neticede şu kararı vermişlerdir: Bütün müctehidler şu noktada ittifak halindedirler: Ağaç, dağ, taş, manzara ve benzeri şeylerin resimleri kesinlikle mübâhdır. Ayrıca vesikalık fotoğraflar gibi, hilkati tam olmayarak bedenin bir kısmına ait olan canlıların (hayvan olsun, insan olsun) resimlerinin de hem yapılmaları ve hem de kullanılmaları caizdir.

    Bir diğer konu da, suretin görülemeyecek kadar küçük olmasıdır ki, bu da caiz görülmektedir. Bazı mühürler ve paralardaki resimler gibi. İslâm hukukçularının fikir ayrılığına düştükleri konu ise şudur: Canlı varlıkların hilkati tam olanlar yani bedeni tam yansıtan resimler (fıkıh kitaplarındaki ifadesiyle hayatı mümkün kılacak bütün azaları ihtiva eden resimler), Şafii hukukçuların çoğunluğu başta olmak üzere, bir kısım İslâm Hukukçuları tarafından caiz görülmemiştir; Hanefi hukukçuların başını çektiği bazı İslâm hukukçuları ise, hürmet ve ta'zim manasını ifade etmemek şartıyla mekruh görmekle beraber caizdir demişlerdir. Ancak bu hususun, namaz kılınacak yerlerle alakalı yasak ile karıştırılmaması gerekmektedir.

    Bu esas fikirlere dayanan Ebüssuud Efendi şu fetvasını kaleme almıştır:

    "Bazı zîruh şekli filoride tasvir olunduğu gibi, bazı Efrencî saatlerde tasvir olunmuş olsa, zikr olunan saat musallada olmakla Salâtına kerahet terettüb eder mi? El-Cevâb: Suret büyük olmayıcak olmaz".

    Osmanlı Devleti'nin son zamanlarındaki şu fetva ise, daha ayrıntılı olarak konuyu izah etmektedir:

    "Edebi ve ilmî makalelerden istifade maksadıyla Resimli Kitap gibi resimli mecmuaları evlerimizde bulunduruyoruz. Kitap içinde kapalı bulunan bu gibi canlı resimlerin evlerde bulunmasının dine karşı bir zararı var mıdır? Cevâb: Caiz olmayan, namaz kılınacak yerde sureti açık olarak bir tarafa asmaktır. Ama kapalı olarak evlerde bulunması, ayakla basılan yerde nakış olarak yer alması caizdir. Bir de gayet küçük olup uzaktan bakıldığında azaları belli olmazsa yahut azaları tam olarak tasvir edilmiş değilse, o zaman alel-ıtlak mekruh kabul edilmez. Hürmet ve tazim maksadıyla suret bulunan odaya ise, rahmet melekleri girmez".

    Burada şunu nazara vermek gerekir ki, zaman iyi bir müfessirdir; kaydını izhâr etse itiraz edilmez. Fıkha ait bazı hükümlerde zamanın tesiri önemlidir. İslamın ilk yıllarında şirke sebep olabileceğinden dolayı kabir ziyaretini yasak etmesi ve sonra serbest kılması buna misal olabilir. Aslında son naklettiğimiz fetva, meseleyi bütün yönleriyle halletmiş bulunmaktadır. İslâm Hukukunun resim yasağının altında yatan en önemli sebep, putperestliği andıracak şekilde saygı için resim yapılması ve asılmasıdır. Yasağın tek sebebi, resimlere, suretlere ve heykellere tapmak yahut tapar derecede saygı göstermek endişesidir. Asrımızdaki bazı Mısır âlimleri ise, eski fetvaları aşacak şekilde şu görüşleri beyân etmişlerdir: Yasak olan sadece gölgeli resimlerdir; yani heykellerdir; kalemle çizilen veya makineyle çekilen fotoğraflar gibi gölgesiz resimler, caizdir.

    İkinci olarak, II. Mahmûd'dan itibaren yapılan bazı icraatlar dışında, bütün Osmanlı tarihi boyunca, biraz evvel zikrettiğimiz İslâm Hukukunun kaideleri açıktan ihlal edilmeyecek şekilde, resim ve ressamlara karşı muamele yürütülmüştür. Fâtih Sultân Mehmed'den itibaren Osmanlı Sarayı'na nakkaş denen ressâmiar vazifeli olarak girmişlerdir. Fâtih'in Sinan Bey isminde bir nakkaşı, İtalya'dan getirttiği Matteo Pasti ve Konstaniço ve 1479 yılında talep üzerine Venedik'ten gelen Jantil Bellini; Yavuz'un İran Seferinden dönerken getirdiği Şah Mehmed, Abdülgani ve Derviş Bey; Selim-nâme'deki minyatürleriyle bilinen Nakkaş Şükrü; Şemâil-i Osmaniye'yi kaleme alan Nakkaş Osman ve Surnâme'deki minyatürleri çizen Nakkaş Levnî, Osmanlı tarihi boyunca resim ve minyatürle meşgul olan çok sayıdaki sanatkârlardan bazılarıdır.

    Bütün bu saydığımız sanatkârların eserleri, eğer resim şeklinde ise, bütün azaları gösterecek şekilde yapılmamış ve böylece şeri sınırlar içinde kalınmaya çalışılmıştır. Minyatür ise, zannediyoruz ki, resimle aynı tutulmamış ve İslâm hukukçularının caizdir dediği azaları tam belli olmayan gruba sokulmak istenmiştir. En azından, kapalı kalmak ve asılmamak şartıyla, bu manada canlı resimlerin, azaları tam olsa da yapılması caizdir diyen âlimlerin fetvaları esas alınmıştır. Zira yukarıdaki fetvada bunu anlatan cümleler, konumuz açısından önemlidir. Mühim olan tabloların tam resim olmamasıdır. Bildiğimiz kadarıyla, tablo şeklinde tam resim bulunmamaktadır. Kitapta kalmak şartıyla, zaten fetva verilmiştir.

    Kanaatimize göre, Osmanlı âlimleri, şer’î sınırları geçen resimleri kabul etmemişlerdir. Son zamanlardaki bazı durumlar istisnalardır. Zira Kur'ân, put-perestliği yasakladığı gibi, putperestliğin bir nevi taklidi olan sûret-perestliği de yasaklamaktadır. Avrupa medeniyeti ise, resimleri kendi güzelliklerinden sayıp Kur'ân'a karşı çıkmaktadır. Halbuki gölgeli gölgesiz suretler, ya taş haline gelmiş bir zulüm (Lenin'in heykelleri gibi), ya cesed elbisesini giymiş riya veyahut tecessüm etmiş bir hevesdir (müstehcen dergilerdeki fotoğraflar gibi) ki, beşeri, zulme, riyaya ve hevâya, hevesi kamçılayıp teşvik eder.

    Kaynaklar:
    Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, Alfabetik İslâm Hukuku ve Fıkıh Istılahları Kâmûsu I-V, İstanbul 1997, Haz. Sıtkı Gülle, c. V, sh. 252-262; Ahmed Lütfi, Tarih-i Lütfi, I-VIII, İstanbul 1290-1328, c. V, sh. 50-52; Ebüssuud Efendi, Fetâvâ, Süleymaniye kütp. Şehid Ali Paşa 1028, vrk. 274/b; Sırât-ı Müstakim, İstanbul 1327, c. I, sayı: 26 (27 Muharrem 1327), sh. 416; Ayntâbî Münîb Efendi, Siyer-i Kebir Tercümesi, c. II, İstanbul 1241, sh. 93-95; Ünver, A. Süheyl, Ressam Nakşî, Hayatı ve Eserleri, İstanbul 1949; Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, c. II, sh. 616-621; Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Sözler Yayınevi, sh. 398-399; Atasoy, Nurhan, "Tasvir", İA, sh. 32-38; A. J. Wensink, "Suret", İA, sh. 48-51, Glück, Heinrich, "16-18. Yüzyıllarda Saray Sanatı ve Sanatçılarıyla Osmanlıların Avrupa Sanatları Bakımından Önemi, Belleten, e XXXII, sayı 127(1968), sh. 355-380; Eyice, Semavi, "Kanunî Sultân Süleyman'ın Yeni Bir Portresi", Belleten, c. XXXV, sayı 138(1971), sh. 213-215; Eyice, Semavi, "Sultân Cem'in Portreleri Hakkında", Belleten, c. XXXVII, sayı 145(1973), sh. 1-49.

    Prof. Dr. Ahmed AKGÜNDÜZ – Doç. Dr. Said ÖZTÜRK (Bilinmeyen Osmanlı), s, 95-97.


    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet



  5. 01.Ocak.2011, 14:36
    3
    aziz83
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 29.Ağustos.2010
    Üye No: 78582
    Mesaj Sayısı: 754
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Yanıt: Fâtih başta olmak üzere bazı Osmanlı Padişahlarının yurt dışından ressamlar getirterek resimlerini yaptırdıkların

    1- Kıyamet günü bu suretleri yapanlara; yaptığınızı canlandırınız denilecektir.( Buhari )

    2- Kıyamet günü Allah'ın en şiddetli azabına maruz olanlar Allah' ın yarattıklarını taklid edenlerdir.( Müsned Ahmed bin Hanbel)

    3- Hazreti Aişe bir gün resimli bir yastık satın aldı. Peygamber (sav) dışardan yastığı görünce içeri girmedi. Kapının önünde ayakta kaldı. Hazreti Aişe (ra) da onun yüzündeki memnuniyetsizliği anladı ve şöyle dedi: Yâ Resûlullah! Allah ve O'nun Resulüne tevbe ediyorum günahım nedir? Peygamber (sav) ona cevaben buyurdu ki: "Yastıktır." Hazreti Aişe üzerine oturup yaslanasın diye senin için satın aldım, dedi. Peygamber (sav) buyurdu ki: "Resim yapanlara azab verilecek, yaptığınızı canlandırınız denilecektir. Sonra şunu ilâve edip buyurdu: İçinde resim bulunan eve melekler girmez".( Müslim c. 4, s. 90)

    Nevevî, müslim'in şerhinde resimle ilgili görüşünü özetle şöyle ifade ediyor: Bizim mezheb ulemasıyla diğer mezheb uleması diyorlar ki: Canlı varlıkların resmini yapmak şiddetle yasaklanmıştır. Resim yapmanın üzerine büyük vebal terettüp eder. Hakkında büyük tehdidler varid olmuştur. Zira resim yapmak, Allah'ın yaratıcılık işini taklid etmek anlamını ifade eder.

    Resim, ister elbise, halı, para, kab ve duvar gibi şeyler üzerinde, ister başka bir şey üzerinde yapılsın haramdır. Yalnız ağaç, deve semeri ve cansız mahlûkların resmini yapmak haram değildir. Gölgeli -heykel- ile gölgesiz suretler arasında fark yoktur. Canlılara ait olduktan sonra haramdır.

    İbn Hacer, canlı mahlukların suretlerini yapmak haram olduğunu bulundurulmasının da caiz olmadığını belirttikten sonra şöyle der: Cansız mahlukların resimlerini yapmak ve yaptırmakta beis olmadığı gibi yerde ve ayak altında bulunan sergilerde hakarete maruz kalmaları hâlinde dâhi, yerde ve ayak altında bulunmalarında herhangi bir beis yoktur. Ama ayak altında kalması için dahi olsa canlı mahlûkun resmini yapmak caiz değildir. (Zevâcir c. 2, s. 33, al-Fıkh 'ala'l-Mezâhib al-Arba'a c. 2, s. 41)

    Gölgeli, gölgesiz resimler sahabe, tâbi'în, cumhuru ulema ile Hanefî, Şafiî ve Savrî gibi müctehidlerce de haram karşılanmıştır. (Zevâcir c. 2, s. 33 )

    Ancak haram olmayan resimler de vardır. Şöyle ki:

    1 - Küçük kızların oynamaları için oyuncak resimler.

    2- Baş veya göbekten itibaren yukarı tarafın resmi. Böyle bir resim tam olmadığından bulunmasında yine beis yoktur. Çünkü böyle bir mahlûkun hayat sahibi olup yaşaması mümkün değildir ('). Bundan anlaşılıyor ki; tapu, nüfus cüzdanı, pasaport ve diğer muameleler için lüzumlu olan vesikalık fotoğraf ile dış ve iç organların fil imlerinin çekilmesinde hiçbir beis yoktur.

    3- Yukarda beyân ettiğimiz gibi yerde ve ayak altında bulunan sergideki resimlerdir. Bu tür resimlerin bulunmasında beis yoktur.

    4- İmâm Nevevî'nin dediği gibi dağ, deniz, ağaç ve bütün cansız mahlûkların resmini yapmak ve yaptırmak.

    Yalnız fotoğraf da bu resme dahil mi, değil mi ihtilaflıdır. Birçok bilgine göre dahil değildir. O, aynada görünen resim gibidir. O, haram olmadığı gibi bu da haram değildir. Yani o bir görüntü tesbit edilmiştir.

    Bu açıklamaya göre ahlaki ve dini yönüyle İslamiyete aykırı olmayan çizimlerin de yasak kapsamına girmediği söylenebilir. Bunun gibi bilgisayar veya başka teknik metodlarla çizilenlerin de aynı şekilde değerlendirilebileceğini düşünüyoruz. Resimle ilgili yasağın üç boyutlu, kabartmalı veya islama aykırı olanlarla ilgili olduğunu söylemek mümkündür.

    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet



  6. 01.Ocak.2011, 14:36
    3
    aziz83 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    1- Kıyamet günü bu suretleri yapanlara; yaptığınızı canlandırınız denilecektir.( Buhari )

    2- Kıyamet günü Allah'ın en şiddetli azabına maruz olanlar Allah' ın yarattıklarını taklid edenlerdir.( Müsned Ahmed bin Hanbel)

    3- Hazreti Aişe bir gün resimli bir yastık satın aldı. Peygamber (sav) dışardan yastığı görünce içeri girmedi. Kapının önünde ayakta kaldı. Hazreti Aişe (ra) da onun yüzündeki memnuniyetsizliği anladı ve şöyle dedi: Yâ Resûlullah! Allah ve O'nun Resulüne tevbe ediyorum günahım nedir? Peygamber (sav) ona cevaben buyurdu ki: "Yastıktır." Hazreti Aişe üzerine oturup yaslanasın diye senin için satın aldım, dedi. Peygamber (sav) buyurdu ki: "Resim yapanlara azab verilecek, yaptığınızı canlandırınız denilecektir. Sonra şunu ilâve edip buyurdu: İçinde resim bulunan eve melekler girmez".( Müslim c. 4, s. 90)

    Nevevî, müslim'in şerhinde resimle ilgili görüşünü özetle şöyle ifade ediyor: Bizim mezheb ulemasıyla diğer mezheb uleması diyorlar ki: Canlı varlıkların resmini yapmak şiddetle yasaklanmıştır. Resim yapmanın üzerine büyük vebal terettüp eder. Hakkında büyük tehdidler varid olmuştur. Zira resim yapmak, Allah'ın yaratıcılık işini taklid etmek anlamını ifade eder.

    Resim, ister elbise, halı, para, kab ve duvar gibi şeyler üzerinde, ister başka bir şey üzerinde yapılsın haramdır. Yalnız ağaç, deve semeri ve cansız mahlûkların resmini yapmak haram değildir. Gölgeli -heykel- ile gölgesiz suretler arasında fark yoktur. Canlılara ait olduktan sonra haramdır.

    İbn Hacer, canlı mahlukların suretlerini yapmak haram olduğunu bulundurulmasının da caiz olmadığını belirttikten sonra şöyle der: Cansız mahlukların resimlerini yapmak ve yaptırmakta beis olmadığı gibi yerde ve ayak altında bulunan sergilerde hakarete maruz kalmaları hâlinde dâhi, yerde ve ayak altında bulunmalarında herhangi bir beis yoktur. Ama ayak altında kalması için dahi olsa canlı mahlûkun resmini yapmak caiz değildir. (Zevâcir c. 2, s. 33, al-Fıkh 'ala'l-Mezâhib al-Arba'a c. 2, s. 41)

    Gölgeli, gölgesiz resimler sahabe, tâbi'în, cumhuru ulema ile Hanefî, Şafiî ve Savrî gibi müctehidlerce de haram karşılanmıştır. (Zevâcir c. 2, s. 33 )

    Ancak haram olmayan resimler de vardır. Şöyle ki:

    1 - Küçük kızların oynamaları için oyuncak resimler.

    2- Baş veya göbekten itibaren yukarı tarafın resmi. Böyle bir resim tam olmadığından bulunmasında yine beis yoktur. Çünkü böyle bir mahlûkun hayat sahibi olup yaşaması mümkün değildir ('). Bundan anlaşılıyor ki; tapu, nüfus cüzdanı, pasaport ve diğer muameleler için lüzumlu olan vesikalık fotoğraf ile dış ve iç organların fil imlerinin çekilmesinde hiçbir beis yoktur.

    3- Yukarda beyân ettiğimiz gibi yerde ve ayak altında bulunan sergideki resimlerdir. Bu tür resimlerin bulunmasında beis yoktur.

    4- İmâm Nevevî'nin dediği gibi dağ, deniz, ağaç ve bütün cansız mahlûkların resmini yapmak ve yaptırmak.

    Yalnız fotoğraf da bu resme dahil mi, değil mi ihtilaflıdır. Birçok bilgine göre dahil değildir. O, aynada görünen resim gibidir. O, haram olmadığı gibi bu da haram değildir. Yani o bir görüntü tesbit edilmiştir.

    Bu açıklamaya göre ahlaki ve dini yönüyle İslamiyete aykırı olmayan çizimlerin de yasak kapsamına girmediği söylenebilir. Bunun gibi bilgisayar veya başka teknik metodlarla çizilenlerin de aynı şekilde değerlendirilebileceğini düşünüyoruz. Resimle ilgili yasağın üç boyutlu, kabartmalı veya islama aykırı olanlarla ilgili olduğunu söylemek mümkündür.

    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet



  7. 01.Ocak.2011, 14:36
    4
    aziz83
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 29.Ağustos.2010
    Üye No: 78582
    Mesaj Sayısı: 754
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Yanıt: Fâtih başta olmak üzere bazı Osmanlı Padişahlarının yurt dışından ressamlar getirterek resimlerini yaptırdıkların

    Fotoğrafın caiz olup olmadığı meselesinde fıkıh alimlerinin görüş birliğinde bulunduğu durumlar şöyledir:

    Fotoğrafın caiz olduğu durumlar

    Şeyh Muhammed Bahît, ta'zim, ibadet ve Allah'ın yaratmasına benzetme düşüncesi bulunmadığı takdirde, fotoğraf makineleriyle çekilen resimlerin mübah olduğuna dair fetva vermiştir.

    Suretin, görülemeyecek kadar küçük şekilde çizilmesi veya resminin çekilmesi de caiz görülmektedir. (Bazı mühürler ve paralardaki resimler gibi)

    Ağaç, dağ, taş, manzara ve benzeri şeylerin resimleri kesinlikle mübahtır.

    Canlı varlıkların vesikalık fotoğraf gibi tam olmayacak şekilde bedeninin bir kısmının çizilmesi caizdir.

    Fotoğrafın caiz olmadığı durumlar

    Kendimize ait dahi olsa insanları hevaya, zulme teşvik eden müstehcen fotoğrafların çekilmesi ve teşhir edilmesi haramdır.

    İnsanlarda tapınma, ta'zim ve hürmet duygusu uyandıran her türlü resim ve fotoğrafların saygı duyulacak şekilde asılması yasaklanmıştır.

    Hz. Ali (ra) anlatıyor: "Resulullah (asm) buyurdular ki: "İçerisinde resim, cünüp ve köpek bulunan eve (rahmet) melekleri girmez." (Buhârî, Müslim, Ebu Davud)

    Açıkta resim bulunan bir eve, müminleri ziyaret edip onların hayrı için dua eden rahmet melekleri girmedikleri için evde resmin bulunması caiz görülmemiştir. Kitap arasında ya da üzerinin örtülmesi halinde evde bulundurulmasına zaten fetva verilmiştir.

    İnsan ve hayvan sureti gibi canlı suretlerini “tüm bedeniyle çizmek” ve “heykel yapmak” caiz görülmemiştir.

    İbn-i Ömer’den (ra) rivayet edildiğine göre Resûlullah (asm) şöyle buyurdu:

    “Bu suretleri (resim ve heykelleri) yapanlar, kıyamet günü, ‘bu yaptıklarınıza can verin, haydi!’ diye azab edileceklerdir.” (Buhârî, Müslim, Nesâî, İbni Mâce)

    Eğer resim, canlı varlığın yaşamasına imkân verecek tarzda yani vücut azaları tümüyle belirli şekilde çizilmiş ise haramdır. Çünkü bu; Allah’ın yaratmasını taklit etmek olur. Altında “senin yaptığını biz de yaparız” gibi haddi aşan şeytani bir tavır gizlidir. Bunun altında senin yarattığını biz de yaparız gibi haddini bilmez bir iddia yatmaktadır. Bu ise, insanı hâşâ Allah (cc) ile yarışmaya götürebilecek şeytanî bir tavırdır. (Riyazü’s Salihin)

    Kaynaklar: (Riyazü’s Salihin, Bilinmeyen Osmanlı)


  8. 01.Ocak.2011, 14:36
    4
    aziz83 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Fotoğrafın caiz olup olmadığı meselesinde fıkıh alimlerinin görüş birliğinde bulunduğu durumlar şöyledir:

    Fotoğrafın caiz olduğu durumlar

    Şeyh Muhammed Bahît, ta'zim, ibadet ve Allah'ın yaratmasına benzetme düşüncesi bulunmadığı takdirde, fotoğraf makineleriyle çekilen resimlerin mübah olduğuna dair fetva vermiştir.

    Suretin, görülemeyecek kadar küçük şekilde çizilmesi veya resminin çekilmesi de caiz görülmektedir. (Bazı mühürler ve paralardaki resimler gibi)

    Ağaç, dağ, taş, manzara ve benzeri şeylerin resimleri kesinlikle mübahtır.

    Canlı varlıkların vesikalık fotoğraf gibi tam olmayacak şekilde bedeninin bir kısmının çizilmesi caizdir.

    Fotoğrafın caiz olmadığı durumlar

    Kendimize ait dahi olsa insanları hevaya, zulme teşvik eden müstehcen fotoğrafların çekilmesi ve teşhir edilmesi haramdır.

    İnsanlarda tapınma, ta'zim ve hürmet duygusu uyandıran her türlü resim ve fotoğrafların saygı duyulacak şekilde asılması yasaklanmıştır.

    Hz. Ali (ra) anlatıyor: "Resulullah (asm) buyurdular ki: "İçerisinde resim, cünüp ve köpek bulunan eve (rahmet) melekleri girmez." (Buhârî, Müslim, Ebu Davud)

    Açıkta resim bulunan bir eve, müminleri ziyaret edip onların hayrı için dua eden rahmet melekleri girmedikleri için evde resmin bulunması caiz görülmemiştir. Kitap arasında ya da üzerinin örtülmesi halinde evde bulundurulmasına zaten fetva verilmiştir.

    İnsan ve hayvan sureti gibi canlı suretlerini “tüm bedeniyle çizmek” ve “heykel yapmak” caiz görülmemiştir.

    İbn-i Ömer’den (ra) rivayet edildiğine göre Resûlullah (asm) şöyle buyurdu:

    “Bu suretleri (resim ve heykelleri) yapanlar, kıyamet günü, ‘bu yaptıklarınıza can verin, haydi!’ diye azab edileceklerdir.” (Buhârî, Müslim, Nesâî, İbni Mâce)

    Eğer resim, canlı varlığın yaşamasına imkân verecek tarzda yani vücut azaları tümüyle belirli şekilde çizilmiş ise haramdır. Çünkü bu; Allah’ın yaratmasını taklit etmek olur. Altında “senin yaptığını biz de yaparız” gibi haddi aşan şeytani bir tavır gizlidir. Bunun altında senin yarattığını biz de yaparız gibi haddini bilmez bir iddia yatmaktadır. Bu ise, insanı hâşâ Allah (cc) ile yarışmaya götürebilecek şeytanî bir tavırdır. (Riyazü’s Salihin)

    Kaynaklar: (Riyazü’s Salihin, Bilinmeyen Osmanlı)





+ Yorum Gönder