Konusunu Oylayın.: Ata nal çakıldığını görmüş, kurbağa ayağını uzatmış çıkış hikayesi

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Ata nal çakıldığını görmüş, kurbağa ayağını uzatmış çıkış hikayesi
  1. 28.Aralık.2010, 20:11
    1
    Misafir

    Ata nal çakıldığını görmüş, kurbağa ayağını uzatmış çıkış hikayesi






    Ata nal çakıldığını görmüş, kurbağa ayağını uzatmış çıkış hikayesi Mumsema Ya Neolur Bu Deyimin çıkış Hikayesini Yazın


  2. 28.Aralık.2010, 20:11
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 29.Aralık.2010, 12:10
    2
    Muhasibi
    Editör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Ağustos.2007
    Üye No: 12
    Mesaj Sayısı: 15,821
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 160
    Bulunduğu yer: Gönlümün Mürekkep Lekeleri'de Fikir İşçisi

    Yanıt: Ata nal çakıldığını görmüş, kurbağa ayağını uzatmış çıkış hikayesi




    ATA NAL ÇAKILDIĞINI GÖRMÜŞ, KURBAĞA AYAKLARINI UZATMIŞ



    Bu gün yaşamın her kesitin de stres diye bir olgu aldı başını gidiyor. Seminerler düzenleniyor. Seanslar yapılıyor. Nasıl başa çıkarız diye. Bunun altında ezilip kendi hayatını, çoluk çocuğunun hayatını da ezip giden birçok insan var günümüzde. Televizyon ekranlarında gazete sayfalarında her gün bireysel sendromlar, aile dramları. Üzülmemek elde değil. Ama kendi kendime diyorum ki bazen etrafımızda strese yatkın, acılı ve hüzünlü olmayı seven birçok birey türedi. Acıların çocuğu olmayı kabullenmiş birçok insanı etrafımızda bulmak çok zor olmamaktadır. Hani güzel bir söz var “Ata nal çakıldığını görmüş, kurbağa ayaklarını uzatmış.” sanki strese doğru koşuyoruz. Bu konuda duyduğum bir anıyı sizlerle paylaşmak istiyorum:
    Eski çiftlik evini restore etmek için tuttuğum marangoz, işteki ilk gününü zorlukla tamamlamıştı. Arabasının patlayan lastiği onun ise bir saat geç gelmesine neden olmuş, elektrikli testeresi iflas etmiş ve şimdi de eski püskü pikabı çalışmayı ret etmişti. Onu evine götürürken yanımda adeta bir taş gibi oturuyordu. Evine ulaştığımızda beni, ailesiyle tanışmam için davet etti. Eve doğru yürürken küçük bir ağacın önünde kısa bir süre durdu, dalların uçlarına her iki eliyle dokundu. Kapı açıldığında; adam şaşırtıcı bir şekilde değişti. Yanık yüzü tebessümle kaplandı, iki küçük çocuğunu kucakladı ve eşine kocaman bir öpücük verdi.
    Daha sonra beni arabaya yolcu etmeye geldiğinde; ağacın yanından geçerken merakım daha da arttı ve ona eve giderken gördüğüm olayı sordum. “O, benim dert ağacım,” dedi. “Elimde olmadan işimde bazı sorunlar çıkıyor, ama şundan eminim ki o sorunlar, evime, eşime ve çocuklarıma ait değil. Bunun için bu sorunları her akşam eve girerken o ağaca asıyorum. Sabahları tekrar onları oradan alıyorum. Ama komik olan ne biliyor musunuz? Ertesi sabah onları almaya gittiğimde, astığım kadar çok olmadıklarını görüyorum.
    Şunu bilmeliyiz ki Hayat yalnızca geriye doğru anlaşılabilir. Fakat ileriye doğru yaşanmalıdır. Kendimizin, eşimizin, çocuklarımızın yaşanmaya hazır ilerisini kimsenin zindan etmeye hakkı yoktur. Çinlilerin şu felsefesini çok benimserim: Çocuklarınız sizlerin değildir Onlar bizzat yaşamın çağrısının kızları ve oğullarıdır. Elinizden geçerler, sizden gelmezler... Eğer sizlerle birlikteyseler Bu sizindir anlamına gelmez! Onlara sevginizi verin, fikirlerinizi değil... Çünkü onların kendi fikirleri vardır Bedenlerini barındırın, ruhlarını değil... Çünkü ruhları bize ve hayallerimize Yasaklanan yarınlardadır... Sizler onlara benzemeye çalışın... Onları kendinize benzetmeye değil!


  4. 29.Aralık.2010, 12:10
    2
    Editör



    ATA NAL ÇAKILDIĞINI GÖRMÜŞ, KURBAĞA AYAKLARINI UZATMIŞ



    Bu gün yaşamın her kesitin de stres diye bir olgu aldı başını gidiyor. Seminerler düzenleniyor. Seanslar yapılıyor. Nasıl başa çıkarız diye. Bunun altında ezilip kendi hayatını, çoluk çocuğunun hayatını da ezip giden birçok insan var günümüzde. Televizyon ekranlarında gazete sayfalarında her gün bireysel sendromlar, aile dramları. Üzülmemek elde değil. Ama kendi kendime diyorum ki bazen etrafımızda strese yatkın, acılı ve hüzünlü olmayı seven birçok birey türedi. Acıların çocuğu olmayı kabullenmiş birçok insanı etrafımızda bulmak çok zor olmamaktadır. Hani güzel bir söz var “Ata nal çakıldığını görmüş, kurbağa ayaklarını uzatmış.” sanki strese doğru koşuyoruz. Bu konuda duyduğum bir anıyı sizlerle paylaşmak istiyorum:
    Eski çiftlik evini restore etmek için tuttuğum marangoz, işteki ilk gününü zorlukla tamamlamıştı. Arabasının patlayan lastiği onun ise bir saat geç gelmesine neden olmuş, elektrikli testeresi iflas etmiş ve şimdi de eski püskü pikabı çalışmayı ret etmişti. Onu evine götürürken yanımda adeta bir taş gibi oturuyordu. Evine ulaştığımızda beni, ailesiyle tanışmam için davet etti. Eve doğru yürürken küçük bir ağacın önünde kısa bir süre durdu, dalların uçlarına her iki eliyle dokundu. Kapı açıldığında; adam şaşırtıcı bir şekilde değişti. Yanık yüzü tebessümle kaplandı, iki küçük çocuğunu kucakladı ve eşine kocaman bir öpücük verdi.
    Daha sonra beni arabaya yolcu etmeye geldiğinde; ağacın yanından geçerken merakım daha da arttı ve ona eve giderken gördüğüm olayı sordum. “O, benim dert ağacım,” dedi. “Elimde olmadan işimde bazı sorunlar çıkıyor, ama şundan eminim ki o sorunlar, evime, eşime ve çocuklarıma ait değil. Bunun için bu sorunları her akşam eve girerken o ağaca asıyorum. Sabahları tekrar onları oradan alıyorum. Ama komik olan ne biliyor musunuz? Ertesi sabah onları almaya gittiğimde, astığım kadar çok olmadıklarını görüyorum.
    Şunu bilmeliyiz ki Hayat yalnızca geriye doğru anlaşılabilir. Fakat ileriye doğru yaşanmalıdır. Kendimizin, eşimizin, çocuklarımızın yaşanmaya hazır ilerisini kimsenin zindan etmeye hakkı yoktur. Çinlilerin şu felsefesini çok benimserim: Çocuklarınız sizlerin değildir Onlar bizzat yaşamın çağrısının kızları ve oğullarıdır. Elinizden geçerler, sizden gelmezler... Eğer sizlerle birlikteyseler Bu sizindir anlamına gelmez! Onlara sevginizi verin, fikirlerinizi değil... Çünkü onların kendi fikirleri vardır Bedenlerini barındırın, ruhlarını değil... Çünkü ruhları bize ve hayallerimize Yasaklanan yarınlardadır... Sizler onlara benzemeye çalışın... Onları kendinize benzetmeye değil!


  5. 29.Aralık.2010, 12:33
    3
    tekturk
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 25.Ekim.2009
    Üye No: 61589
    Mesaj Sayısı: 779
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 8
    Yaş: 39
    Bulunduğu yer: Tilburg/Hollanda

    Yanıt: Ata nal çakıldığını görmüş, kurbağa ayağını uzatmış çıkış hikayesi

    Hikayeyi iyi okuyan guzel bir ders alir kendine. Allah razi olsun..


  6. 29.Aralık.2010, 12:33
    3
    Devamlı Üye
    Hikayeyi iyi okuyan guzel bir ders alir kendine. Allah razi olsun..





+ Yorum Gönder