Konusunu Oylayın.: Makamı İbrahim nedir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Makamı İbrahim nedir?
  1. 28.Aralık.2010, 19:40
    1
    Misafir

    Makamı İbrahim nedir?

  2. 28.Aralık.2010, 20:26
    2
    Muhammed
    الله اكبر

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 16.Haziran.2010
    Üye No: 76755
    Mesaj Sayısı: 7,671
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Yaş: 27
    Bulunduğu yer: Türkiye

    Yanıt: Makamı İbrahim nedir?




    Makam-ı İbrahim

    Makam-ı İbrahim, Hz. İbrahim (a.s.)’ın Kâbe’yi inşa ederken, örülen duvarın boyunu aşması üzerine, üstüne çıkıp inşaatı devam ettirdiği taş olarak bilinmektedir. Bu taş, Kâbe’nin inşası esnasında iskele olarak kullanıldığı için üzerinde zaman içinde Hz. İbrahim’in ayak izleri oluşmuştur. Bir görüşe göre de bu taş, Hz. İbrahim (a.s.)’in insanları hacca çağırmak için üzerine çıktığı taştır. Aslında Hz. İbrahim (a.s.)’in, her iki durumda aynı taşın üzerine çıkmış olması da muhtemeldir. Hatta bu konudaki başka rivayetlerin varlığı da gösteriyor ki Hz. İbrahim, başka zamanlarda da bu taşı kullanmış, onu bir kenara kaldırmamıştır. Bu mübarek taş, Hz. İbrahim’e bazen bir iskele bazen bir kürsü bazen bir minber olmuştur. Zira bu taş her ne kadar görünürde bir taş olsa da hakikatiyle Cennet’tendir. Peygamber Efendimiz (s.a.s.) bir hadislerinde şöyle ifade etmektedir: “Rükn (Haceru’l-Es’ad) ve Makam-ı İbrahim Cennet yakutlarından iki yakuttur. Eğer Allah onların aydınlıklarını gidermemiş olsaydı doğu ile batı arasını sürekli aydınlatırlardı.” (Tirmizi, Hac 49)

    Bütün bu ve benzer rivayetler, o günden bugüne bölgede yaşayan halk tarafından buranın Hz. İbrahim’in makamı olarak tanındığını da göstermektedir. Bugün bu taş ve üzerindeki mübarek izler bir camekân içinde muhafaza edilmektedir. Kâbe’nin kapısının olduğu tarafta Kâbe’ye 15.40 metre uzaklıktadır. Hafif sarı ve kırmızı karışımı beyaza yakın bir rengi olan taşın kalınlığı 20 santimetredir. Kenar uzunluklarından biri 38, diğerleri 36’şar santimdir. Hz. İbrahim (a.s.)’ın ayak izlerinin bu taş üzerinde dünden bugüne devam ettiğini bir kasidede Ebu Talib şöyle dile getirmiştir:

    “İbrahim’in taş üzerindeki ayak izleri hâlâ yeni,

    Ayakları yalınayak, giymemişti hiçbir şeyi.”1

    Hz. İbrahim’in bu taş üzerindeki ayak ve parmak izleri daha net ve belliydi. Fakat insanların ona teberrüken dokunup ellerini sürmelerinden dolayıdır ki zamanla bu izler silinmeye yüz tutmuştur. Hâlbuki Hacer-i Esved’e dokunup öpmek tavsiye edildiği hâlde bu makama dokunmak veya el sürüp-öpmek tavsiye edilmemiştir. Dolayısıyla bugün Hz. İbrahim’in ayak izlerini taşıyan bu taşın muhafazası için yapılmış camekâna dokunmak veya onu öpmek doğru değildir. Bu kutlu makam da Hz. İbrahim’e karşı sevgi ve saygımızı, Efendimiz’le beraber ona da salât u selam getirerek ifade etmeliyiz.

    Genel olarak bu bilgileri verdikten sonra şimdi şu hususları açıklamaya çalışalım. Makam-ı İbrahim, Kur’ân-ı Kerim’de nasıl geçmektedir ve Makam-ı İbrahim neresidir? “İbrahim’in makamını namazgâh edinin.” ayetinde geçen “Musalla” yani namazgâh kelimesiyle ne kastedilmektedir? Makam-ı İbrahim’de bulunmanın anlamı nedir ve bugün bizim için taşıdığı manalar nelerdir?

    Kur’ân-ı Kerim’de Makam-ı İbrahim

    Makam-ı İbrahim ifadesi Kur’ân-ı Kerim’de iki defa geçmektedir. Ayet-i kerimede Kâbe’nin yeryüzünde Allah adına inşa edilen ilk ev olduğu, insanlar adına bir hidayet, feyiz ve bereket kaynağı olduğu belirtilirken aynı zamanda orada Makam-ı İbrahim’in de bulunduğu özellikle nazara verilmektedir: “İbadet yeri olarak yeryüzünde yapılan ilk bina Mekke’deki Kâbe olup pek feyizlidir, insanlar için hidâyet rehberidir. Orada apaçık alametler, deliller ve ayrıca İbrahim’in makamı vardır…” (Âl-i İmran Sûresi, 3/96-97)

    Burada, açıkça anlaşıldığı gibi Kâbe ve çevresinde Allah’ın varlığına, birliğine ve ibadetin sadece O’na yapılacağına ait pek çok deliller, apaçık alâmetler vardır. Aynı zamanda o deliller kadar önemli bir şey daha vardır. O da Makam-ı İbrahim’dir. Bir yönüyle Kâbe, tevhidin sembolü, Makam-ı İbrahim de kulluğun remzidir. Kâbe imanın, tevhidin, Makam-ı İbrahim de amelin sembolüdür. Ayağa kalkıp Allah huzurunda Hz. İbrahim gibi el pençe divan durmanın sembolüdür. Kıyamın en güzel örneklerine sahip Hz. İbrahim’in yanı başında ve onun iniltilerine şahit bu özel mekânda, İbrahim’ce bir duruş ortaya koyabilmenin pratiğinin yapılacağı hususi bir alandır. Bundan dolayıdır ki Hz. Ömer (r.a), bir gün Peygamber Efendimiz aleyhissalatü vesselamla birlikte bu makamı ziyaretlerinde şöyle bir istekte bulunmuştur: “Ey Allah’ın Resûlü, bu atamız İbrahim’in makamı değil midir? Hz. Peygamber (s.a.s) ‘Evet’ cevabı­nı verdi. Hz. Ömer de: ‘Biz orayı Namazgâh edinemez miyiz?’ diye sorunca da Allah Resûlü (s.a.s): ‘Bununla emrolunmadım.’ dedi. O gün henüz sona ermemişti ki bu konuda şu ayet-i kerime nazil oluverdi: İbrahim’in makamını Namazgâh edinin.” (Bakara Sûresi, 2/125) (Buharî, Salat 32; Müslim, Fezailu’s-Sahabe 24) Bu ayet de Makam-ı İbrahim’le ilgili Kur’ân’da geçen ikinci ayettir. Şimdi ilk ayetimizde geçen “…Orada apaçık alametler ve deliller, İbrahim’in makamı vardır…” ayetini anlamaya çalışalım.

    Kâbe’de Bulunan Aşikâr Deliller ve Makam-ı İbrahim

    Kâbe’de bulunan apaçık deliller nelerdir ve bunların Makam-ı İbrahim’le bir ilişkisi var mıdır? Bu münasebetin tespiti için ayette geçen “ فِيهِ آيَاتٌ بَيِّنَاتٌ - Orada apaçık alametler vardır…..” ifadesini tahlil etmek faydalı olacaktır. Ayetteki “apaçık alâmetler”, müfessirler tarafından iki şekilde anlaşılmıştır:

    1- Alametlerden kastedilen; korkan kimsenin kendisini Kâbe’de emniyette hissetmesi, bazı hastaların Kâbe’de şifa bulması, ona saygısızlık edenin peşinen cezalandırılması ve orayı harap etmeye niyet eden fil ordusunun helak edilmesi vb. gibi hususlardır. Yoksa ayet-i kerimede, “âyât” kelimesinin izahı açıkça yer almamıştır. Buna göre ayetteki, “…Orada İbrahim’in makamı vardır…” tabirinin, “Âyatun beyyinat” ile yani “apaçık alâmetler” tabiriyle bir ilgisi yoktur. Bu taktirde ayetin manası şöyledir: “Orada apaçık ayetler vardır. Bununla beraber orası, Hz. İbrahim’in makamı, mekânı, seçtiği yer ve Allah’a ibâdet ettiği yerdir.” Çünkü bütün bunlar, kendisi ile şeref, saygı ve değer kazanılan özelliklerdendir.

    2- İkinci görüş ise, ilk kanaatin tam aksine; “âyât” lafzının açıklaması bizatihi ayetin içinde yer almaktadır. Bu da “Makam-ı İbrahim” tabiridir. Yani, “O ayetler, Makam-ı İbrahim’dir.”

    Evet, Makam-ı İbrahim, birçok ayeti ihtiva eder. Çünkü sert bir kayada ayağının iz bırakması bir ayet, ayağının bir taşa topuğuna kadar gömülmesi bir başka ayet, o kayanın bir kısmı yumuşarken diğer kısımlarının sertliğini muhafaza etmesi de diğer bir ayettir. Çünkü o taşın, sadece Hz. İbrahim’in ayaklarını koyduğu kısmı yumuşamıştır. Hem diğer peygamberlerin mucizelerinin değil de, müşrik ve mülhitlerin onca düşmanlığına ve tabii âfetlere rağmen binlerce yıl Makam-ı İbrahim’in Hz. İbrahim’e has bir yer olarak muhafaza edilmiş olması da bir başka ayettir.

    Burada şunu da belirtmek gerekir ki bu iki “ayet”in zikredilip ayetlerin daha çok olduğuna delâlet etmesi için diğer ayetlerin zikredilmemiş olması da düşünülebilir. Buna göre sanki şöyle denilmiştir: “Onda apaçık birçok ayet vardır: Makam-ı İbrahim, ona girenin emin oluşu ve bunların dışında daha birçok ayet.” 2

    Makam-ı İbrahim Nerededir?

    Makam-ı İbrahim, Kâbe’nin hemen yanı başındaki kubbemsi bir mahfaza içinde muhafaza edilen taş ve onun

    bulunduğu yer mi yoksa farklı bir alan mıdır? Bu konuyu araştıran âlimlerimiz, Makam-ı İbrahim’in neresi olduğu hususunda çeşitli görüşler ileri sürmüşlerdir.

    1- Hz. İbrahim’in (a.s.) üzerine çıktığı taşın yeridir. Allah (c.c.), taşın üzerine bu izleri bırakmayı, onun mucizelerinden biri olarak yaratmıştır.

    2- Hz. İbrahim’in makamı, Harem bölgesinin tamamıdır.

    3- Makam-ı İbrahim, Arafat, Müzdelife ve şeytan taşlama yerleridir.

    4- Hac ibadetinin yapıldığı mekânların tamamı Hz. İbrahim’in makamıdır. Ancak bu konuda âlimlerin genel kanaati ise birinci görüşün daha isabetli olduğudur. 3 Zira kelime manası itibariyle de düşündüğümüzde “makam”, ayağa kalkılan, ayakta durulan yer manasına gelmektedir. 4 Kaldı ki bu isim örfte de bu belli yere hastır. Dünden bugüne bir insan, Mekke’de her hangi bir Mekkeliye Makam-ı İbrahim’i sorsa, o kimse ona, bu yerden başka bir yer göstermez ve başka bir şey de anlamaz. Uygulama olarak da Peygamber Efendimiz’in, tavafı bitirdikten sonra tam bu mekâna geldiğinde “وَاتَّخِذُوا مِنْ مَقَامِ إِبْرَاهِيمَ مُصَلًّى ” ayetini okuması, harem içinde özellikle bu mekânın ayette geçen “makam” olduğunu açıkça gösterir. Bundan dolayıdır ki Allah Resulü iki rek’atlık tavaf namazını da bu makamın arkasında kılmıştır. Hz. Ömer’in (r.a.) de Makam-ı İbrahim’in yanında, Peygamberimize: “burayı Namazgâh edinsek nasıl olur” demesi bu kanaati teyit etmektedir. Son olarak burada şu noktayı da belirtmek gerekir ki zaten bütün Mescid-i Haram, Namazgâh’dır. Her yerinde namaz kılınabilir. Dolayısıyla ayette geçen Makam-ı İbrahim’den maksat belli özel bir mekân olmasaydı, “Mescidi, mescid edinin.” denilmesinin bir anlamı olmazdı.

    Musalla (Namazgâh)’dan Maksat Nedir?

    وَاتَّخِذُوا مِنْ مَقَامِ إِبْرَاهِيمَ مُصَلًّى ayet-i celîlesinde gecen “مُصَلًّى” yani “Namazgâh” ifadesiyle neyin kastedildiği hususunda âlimlerimiz farklı açıklamalarda bulunmuşlardır. Razî bu görüşleri şöyle özetlemektedir:

    a) Musalla, dua edilecek yer demektir. Bunu söyleyenler bu kelimenin “dua etmek” anlamında, “صَلَّى” lafzından geldiğini söylemektedirler. Nitekim Cenâb-ı Hak, bu manada,

    “ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا صَلُّوا عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا تَسْلِيمًا - Ey iman edenler! Siz de ona dua edin ve tam bir içtenlikle selam verin.” (Ahzâb Sûresi, 33/56) buyurmuştur. “Musalla”yı bu manada aldığımızda, o zaman mana “Makam-ı İbrahim’i dua yeri edinin.” demek olur.

    b) Bir diğer tefsire göre “Allah Teâlâ bu ifade ile kıble manasını kastetmiştir.” Bu, Allah tarafından ümmet-i Muhammed’e, Hz. İbrahim (a.s)’in makamını Namazgâh edinmeleri için verilen bir emirdir. O zaman mana itibarıyla ayetin takdiri de şöyle olur: “Biz o Beyt’i şereflendirip insanların sevap kazanacağı ve emniyette olacağı bir yer olarak vasıflandırdığımız için ey ümmet-i Muhammed! Orayı kendinize kıble edininiz.” 5

    c) Bu konuda bir başka yorum da şöyledir: Allah, o mekânda insanların namaz kılmalarını emretmesi “musalla”dan kastedilen anlamın, namazın eda edildiği yer olduğunu göstermektedir. Bu görüş âlimlerimiz tarafından daha isabetli kabul edilmektedir. 6 Zira Peygamber Efendimiz (s.a.s.), bayram namazlarını musallada kılardı. 7 Yine Hz. Peygamberimiz (s.a.s), Üsâme b. Zeyd’e (r.a.) “Musalla, senin önündedir.” buyurmuş, bu ifadeyle namaz kılınacak yeri kastetmiştir. Dolayısıyla bir şehrin musallası, içinde dua edilen yer değil namaz kılınan yerdir. Zaten “salât” lâfzı mutlak olarak zikredildiği zaman dua değil, rükû ve secdesiyle eda edilen namaz akla gelir. Bu hususa, Hz. Peygamber’in (s.a.s.), Makam-ı İbrahim’i Namazgâh edinmeyle ilgili ayeti okuduktan sonra burada namaz kılmış olması da delâlet eder. Elhasıl, Makam-ı İbrahim’in musalla olması, duaya, namaza ve Allah’a yaklaşmaya mahal kılınması manasına gelmektedir.

    Makam-ı İbrahim’de Namaz Kılmak

    Peygamber Efendimiz (s.a.s.), veda haccında Kâbe’yi tavaf ettikten sonra Makam-ı İbrahim’in arkasında iki rekat namaz kılmış ve ilk rekatında “Makam-ı İbrahim’i Namazgâh edininiz.” ayetini okumuştur. 8 Dolayısıyla gerek farz, gerek vacip, gerekse nafile tavaf olsun her tavaftan sonra iki rekat tavaf namazı kılmak vacip, Şafiî ve Hanbelilere göre de sünnettir. Kerahet vakti değilse tavafın hemen peşinden hiç ara vermeden bu namazı kılmak müstehaptır. Daha sonra kılınsa da eda edilmiş olur. Fakat arada tavaf namazını kılmadan peş peşe tavaf yapmak ise mekruhtur. Bu namazı Peygamberimizin yaptığı gibi Makam-ı İbrahim’in arkasında kılmak sünnettir. Ancak orada kalabalıktan veya sıkışıklıktan dolayı yer bulunmazsa mescidin içinde herhangi bir yerde kılınabilir. Zira bir görüşe göre Mescid-i Haram’ın her tarafı Makam-ı İbrahim’dir. Özellikle Makam-ı İbrahim’de kılmak isteyenler ise tavafı aksatmama ve insanlara eziyet vermeme adına Makam-ı İbrahim hizasında ona en yakın olabilecekleri bir yerde namazlarını eda edebilirler.

    Makam-ı İbrahim’in namaz kılmak için özel bir mekân olarak seçilmesinin pek çok hikmetleri olabilir. Bu paye, Allah’ın Hz. İbrahim’e bir ikramı, bizden de onun emrine bir itaat ve şeâire saygı duymanın gereğidir. İbnu’l-Cevzî, Hz. Ömer’in, Hz. İbrahim’in makamının Namazgâh olmasını arzu etmesini şöyle açıklamaktadır: “Hz. Ömer, “ اِنِّي جَاعِلُكَ لِلنَّاسِ اِمَاماً– Seni insanlara imam yapacağım.” (Bakara Sûresi, 2/124) ve yine “ ثُمَّ أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ أَنِ اتَّبِعْ مِلَّةَ إِبْرَاهِيمَ حَنِيفًا وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكِينَ - Sonra da sana vahyettik ki: Doğru yola yönelerek İbrâhim’in dinine tâbi ol; zira o müşriklerden değildi.” (Nahl Sûresi, 16/123) ayetlerini işitince, diğer dinler hariç, sadece onun dinine uymanın da meşru olacağını düşündü. Bunun üzerine buranın Namazgâh edinilmesini, onun sünnetine tâbi olmanın bir vesilesi olarak gördü. Dolayısıyla Allah Resûlü’ne böyle bir teklif getirdi.” 9 İbnu’l-Cevzî bu açıklamasına ilave olarak, Hz. Ömer’in şöyle düşünmüş olabileceğini de belirtiyor: “Hz. Ömer, Kâbe’nin Hz. İbrahim’e izafe edildiğini görünce, Makam’daki ayak izlerini, tıpkı bir binanın mimarının ölümünden sonra hatırlanması için inşa ettiği yapının üzerine kendi ismini yazması gibi olduğunu düşündü.
    Ve burada namaz kılmayı, tavaf eden kimsenin tavaf esnasında bu evi inşa edenin ismini okuması gibi bir manaya geldiği kanaatine vardı.” 10

    Gerçekten Kâbe’yi tavaf eden herkesin Makam-ı İbrahim’in yanından geçerken Hz. İbrahim’i hatırlamaması, onu da duaları arasında anmaması mümkün değildir. Onu hatırlar, ona da selam verir ve onunla irtibata geçeriz. Zaten Hz. İbrahim (a.s.) milletinden olan bizler için hacca gitme, Kâbe’yi tavaf etme, menasik-i haccı yerine getirme, bir yönüyle de Hz. İbrahim (a.s.) ile irtibat kurmamıza vesile olacaktır. Zira ‘Biz Allah’ın kuluyuz. Hz. Muhammed aleyhissalatü vessalamın ümmetiyiz. Hz. İbrahim aleyhisselamın milletindeniz.’ Bunu demekle putperestliğe girmemek suretiyle temiz kaldığımızı, yani hanîf olduğumuzu ifade ederiz. Bu yol bize Kur’ân’ın gösterdiği bir yoldur: “Hep iyiliği şiar edinmiş olarak, yüzünü ve özünü Allah’a teslim edip bir de İbrahim’in tevhid dinine tâbi olan kimsenin dininden daha güzel din olabilir mi? Bundandır ki Allah İbrahim’i dost edinmiştir.” (Nisa Sûresi, 4/125)

    Evet, hullet kahramanı sayılan Hazreti Halîl, kendinden sonra gelenlere pek çok yönüyle hem bir örnek, hem rehber, hem de gönülleri belli noktada toplayabilen câmi bir zattır. Dinin özünde ve ruhunda bütün haleflerine de imamdır. O, ilâhî ahlâkla tam ahlâklanmış, geçmiş bütün enbiyânın medâr-ı fahrı olabilecek bir ufka ulaşmıştır. Dolayısıyla O, “وَاجْعَلْ لِي لِسَانَ صِدْقٍ فِي اْلآخِرِينَ - Gelecek nesiller arasında hayırla anılmayı nasip eyle bana.” (Şuarâ Sûresi, 26/84) ayetinin mazmununca, Müslümanlar nezdinde hep bir yâd-ı cemîl olarak anılmaya ve arkadan gelenler arasında da dualarla yâd edilmeye layık hullet’in en parlak simasıdır. Aslında o, seçkinlerden bir seçkin hüviyetiyle seleflerinin bir semere-i nuraniyesi ve haleflerinin de -hususiyle de Sultanu’r-Rusül’ün- münevver bir çekirdeği olması açısından farklı bir konuma hâizdi ve ona göre de mükemmel bir duruşa sahipti. 11 İşte âdeta Makam-ı İbrahim, bütün bir insanlığa örnek bu mükemmel ve sağlam duruşun, kıyamete kadar bir alamet ve nişanesi olarak Metaf (Kâbe’nin etrafında tavaf edilen yer)’a vurulmuş bir mühür gibidir. Manası ne olursa olsun biz, ister Makam-ı İbrahim’de, isterse “Hac ibadetinin eda edildiği bütün mekânlar Makam-ı İbrahim’dir” anlayışı çerçevesinde, hac ve umre vazifesini yerine getirirken Hz. İbrahim’le bir irtibat kurar; imkân varsa namazımızı hemen onun yanı başında kılar ve âdeta İbrahimleşiriz. Varlığa Hazreti İbrahim ufkundan bakar, onun vilâyet yörüngesinde seyahat eder. Her şeyi âli bir manzaradan mahrûtî temâşâya alıyormuşçasına iç içe intizamlı ve birbiriyle sımsıkı irtibatlı olarak her şeyin aynı mânâyı seslendirdiğini, aynı hakikate göndermede bulunduğunu, nizam, intizam ve ahenk diliyle bütün bir kâinatın “Allahu Ehad” dediğini duyar ve küllî bir şehadete muvaffak oluruz. Bedenimizle Makam-ı İbrahim’de olsak bile, kalb ve ruh ufku itibarıyla yaşayacağımız bu miraçla, yedinci kat semada âdeta O hullet kahramanının huzurunda bir ziyaret gerçekleştiririz. Hayatımızda bize verilen görünen ve görünmeyen sonsuz nimetler yanında bu özel lütfu da minnetle karşılar ve en külli şükür, namazla taçlandırırız.

    Elhasıl, Makam-ı İbrahim, Mescid-i Haram’ın en şerefli en değerli yerlerinden biridir. Ulu’l-Azm bir peygamberin ayaklarını bastığı taş, bir makama dönüşmüştür. Kur’ân’da, bu makamın Allah’ın ayetlerinden bir ayet olduğu belirtilmiş ve Namazgâh edinilmesi açıkça ifade edilerek, inananlar için bir feyiz ve bereket kaynağı olarak gösterilmiştir.

    * skuzu@yeniumit.com.tr

    Araştırmacı Yazar

    Dipnotlar

    1. Bkz. İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm, (Bakara, 2/125. ayetin tefsirinde)
    2. Bu konuda daha geniş bilgi için bkz.: Fahreddin Razî, et-Tefsiru’l-Kebir, (Bakara, 2/125. ayetin tefsirinde)
    3. Bu mevzuda daha geniş bilgi için bkz., Razî, A.g.e., Aynı yer.
    4. Fîruzabadî, Besâir, 4/310
    5. Bkz.: Razî, Bakara, 2/125. ayetin tefsirinde.
    6. Bkz.: Razî, Bakara, 2/125. ayetin tefsirinde
    7. Bkz. İbn Mace, İkametu’s-Salat 164; Buharî, Salat 90, 92; Müslim, Salat 245; Ebu Davud, Salat 102
    8. Buharî, Salat 30
    9. Aynî, Umdetu’l-Karî, 4/145
    10. Aynî, A.g.e. Aynı Yer.
    11. Fethullah Gülen, Kalbin Zümrüt Tepeleri, 3/308


  3. 28.Aralık.2010, 20:26
    2
    Muhammed - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    الله اكبر



    Makam-ı İbrahim

    Makam-ı İbrahim, Hz. İbrahim (a.s.)’ın Kâbe’yi inşa ederken, örülen duvarın boyunu aşması üzerine, üstüne çıkıp inşaatı devam ettirdiği taş olarak bilinmektedir. Bu taş, Kâbe’nin inşası esnasında iskele olarak kullanıldığı için üzerinde zaman içinde Hz. İbrahim’in ayak izleri oluşmuştur. Bir görüşe göre de bu taş, Hz. İbrahim (a.s.)’in insanları hacca çağırmak için üzerine çıktığı taştır. Aslında Hz. İbrahim (a.s.)’in, her iki durumda aynı taşın üzerine çıkmış olması da muhtemeldir. Hatta bu konudaki başka rivayetlerin varlığı da gösteriyor ki Hz. İbrahim, başka zamanlarda da bu taşı kullanmış, onu bir kenara kaldırmamıştır. Bu mübarek taş, Hz. İbrahim’e bazen bir iskele bazen bir kürsü bazen bir minber olmuştur. Zira bu taş her ne kadar görünürde bir taş olsa da hakikatiyle Cennet’tendir. Peygamber Efendimiz (s.a.s.) bir hadislerinde şöyle ifade etmektedir: “Rükn (Haceru’l-Es’ad) ve Makam-ı İbrahim Cennet yakutlarından iki yakuttur. Eğer Allah onların aydınlıklarını gidermemiş olsaydı doğu ile batı arasını sürekli aydınlatırlardı.” (Tirmizi, Hac 49)

    Bütün bu ve benzer rivayetler, o günden bugüne bölgede yaşayan halk tarafından buranın Hz. İbrahim’in makamı olarak tanındığını da göstermektedir. Bugün bu taş ve üzerindeki mübarek izler bir camekân içinde muhafaza edilmektedir. Kâbe’nin kapısının olduğu tarafta Kâbe’ye 15.40 metre uzaklıktadır. Hafif sarı ve kırmızı karışımı beyaza yakın bir rengi olan taşın kalınlığı 20 santimetredir. Kenar uzunluklarından biri 38, diğerleri 36’şar santimdir. Hz. İbrahim (a.s.)’ın ayak izlerinin bu taş üzerinde dünden bugüne devam ettiğini bir kasidede Ebu Talib şöyle dile getirmiştir:

    “İbrahim’in taş üzerindeki ayak izleri hâlâ yeni,

    Ayakları yalınayak, giymemişti hiçbir şeyi.”1

    Hz. İbrahim’in bu taş üzerindeki ayak ve parmak izleri daha net ve belliydi. Fakat insanların ona teberrüken dokunup ellerini sürmelerinden dolayıdır ki zamanla bu izler silinmeye yüz tutmuştur. Hâlbuki Hacer-i Esved’e dokunup öpmek tavsiye edildiği hâlde bu makama dokunmak veya el sürüp-öpmek tavsiye edilmemiştir. Dolayısıyla bugün Hz. İbrahim’in ayak izlerini taşıyan bu taşın muhafazası için yapılmış camekâna dokunmak veya onu öpmek doğru değildir. Bu kutlu makam da Hz. İbrahim’e karşı sevgi ve saygımızı, Efendimiz’le beraber ona da salât u selam getirerek ifade etmeliyiz.

    Genel olarak bu bilgileri verdikten sonra şimdi şu hususları açıklamaya çalışalım. Makam-ı İbrahim, Kur’ân-ı Kerim’de nasıl geçmektedir ve Makam-ı İbrahim neresidir? “İbrahim’in makamını namazgâh edinin.” ayetinde geçen “Musalla” yani namazgâh kelimesiyle ne kastedilmektedir? Makam-ı İbrahim’de bulunmanın anlamı nedir ve bugün bizim için taşıdığı manalar nelerdir?

    Kur’ân-ı Kerim’de Makam-ı İbrahim

    Makam-ı İbrahim ifadesi Kur’ân-ı Kerim’de iki defa geçmektedir. Ayet-i kerimede Kâbe’nin yeryüzünde Allah adına inşa edilen ilk ev olduğu, insanlar adına bir hidayet, feyiz ve bereket kaynağı olduğu belirtilirken aynı zamanda orada Makam-ı İbrahim’in de bulunduğu özellikle nazara verilmektedir: “İbadet yeri olarak yeryüzünde yapılan ilk bina Mekke’deki Kâbe olup pek feyizlidir, insanlar için hidâyet rehberidir. Orada apaçık alametler, deliller ve ayrıca İbrahim’in makamı vardır…” (Âl-i İmran Sûresi, 3/96-97)

    Burada, açıkça anlaşıldığı gibi Kâbe ve çevresinde Allah’ın varlığına, birliğine ve ibadetin sadece O’na yapılacağına ait pek çok deliller, apaçık alâmetler vardır. Aynı zamanda o deliller kadar önemli bir şey daha vardır. O da Makam-ı İbrahim’dir. Bir yönüyle Kâbe, tevhidin sembolü, Makam-ı İbrahim de kulluğun remzidir. Kâbe imanın, tevhidin, Makam-ı İbrahim de amelin sembolüdür. Ayağa kalkıp Allah huzurunda Hz. İbrahim gibi el pençe divan durmanın sembolüdür. Kıyamın en güzel örneklerine sahip Hz. İbrahim’in yanı başında ve onun iniltilerine şahit bu özel mekânda, İbrahim’ce bir duruş ortaya koyabilmenin pratiğinin yapılacağı hususi bir alandır. Bundan dolayıdır ki Hz. Ömer (r.a), bir gün Peygamber Efendimiz aleyhissalatü vesselamla birlikte bu makamı ziyaretlerinde şöyle bir istekte bulunmuştur: “Ey Allah’ın Resûlü, bu atamız İbrahim’in makamı değil midir? Hz. Peygamber (s.a.s) ‘Evet’ cevabı­nı verdi. Hz. Ömer de: ‘Biz orayı Namazgâh edinemez miyiz?’ diye sorunca da Allah Resûlü (s.a.s): ‘Bununla emrolunmadım.’ dedi. O gün henüz sona ermemişti ki bu konuda şu ayet-i kerime nazil oluverdi: İbrahim’in makamını Namazgâh edinin.” (Bakara Sûresi, 2/125) (Buharî, Salat 32; Müslim, Fezailu’s-Sahabe 24) Bu ayet de Makam-ı İbrahim’le ilgili Kur’ân’da geçen ikinci ayettir. Şimdi ilk ayetimizde geçen “…Orada apaçık alametler ve deliller, İbrahim’in makamı vardır…” ayetini anlamaya çalışalım.

    Kâbe’de Bulunan Aşikâr Deliller ve Makam-ı İbrahim

    Kâbe’de bulunan apaçık deliller nelerdir ve bunların Makam-ı İbrahim’le bir ilişkisi var mıdır? Bu münasebetin tespiti için ayette geçen “ فِيهِ آيَاتٌ بَيِّنَاتٌ - Orada apaçık alametler vardır…..” ifadesini tahlil etmek faydalı olacaktır. Ayetteki “apaçık alâmetler”, müfessirler tarafından iki şekilde anlaşılmıştır:

    1- Alametlerden kastedilen; korkan kimsenin kendisini Kâbe’de emniyette hissetmesi, bazı hastaların Kâbe’de şifa bulması, ona saygısızlık edenin peşinen cezalandırılması ve orayı harap etmeye niyet eden fil ordusunun helak edilmesi vb. gibi hususlardır. Yoksa ayet-i kerimede, “âyât” kelimesinin izahı açıkça yer almamıştır. Buna göre ayetteki, “…Orada İbrahim’in makamı vardır…” tabirinin, “Âyatun beyyinat” ile yani “apaçık alâmetler” tabiriyle bir ilgisi yoktur. Bu taktirde ayetin manası şöyledir: “Orada apaçık ayetler vardır. Bununla beraber orası, Hz. İbrahim’in makamı, mekânı, seçtiği yer ve Allah’a ibâdet ettiği yerdir.” Çünkü bütün bunlar, kendisi ile şeref, saygı ve değer kazanılan özelliklerdendir.

    2- İkinci görüş ise, ilk kanaatin tam aksine; “âyât” lafzının açıklaması bizatihi ayetin içinde yer almaktadır. Bu da “Makam-ı İbrahim” tabiridir. Yani, “O ayetler, Makam-ı İbrahim’dir.”

    Evet, Makam-ı İbrahim, birçok ayeti ihtiva eder. Çünkü sert bir kayada ayağının iz bırakması bir ayet, ayağının bir taşa topuğuna kadar gömülmesi bir başka ayet, o kayanın bir kısmı yumuşarken diğer kısımlarının sertliğini muhafaza etmesi de diğer bir ayettir. Çünkü o taşın, sadece Hz. İbrahim’in ayaklarını koyduğu kısmı yumuşamıştır. Hem diğer peygamberlerin mucizelerinin değil de, müşrik ve mülhitlerin onca düşmanlığına ve tabii âfetlere rağmen binlerce yıl Makam-ı İbrahim’in Hz. İbrahim’e has bir yer olarak muhafaza edilmiş olması da bir başka ayettir.

    Burada şunu da belirtmek gerekir ki bu iki “ayet”in zikredilip ayetlerin daha çok olduğuna delâlet etmesi için diğer ayetlerin zikredilmemiş olması da düşünülebilir. Buna göre sanki şöyle denilmiştir: “Onda apaçık birçok ayet vardır: Makam-ı İbrahim, ona girenin emin oluşu ve bunların dışında daha birçok ayet.” 2

    Makam-ı İbrahim Nerededir?

    Makam-ı İbrahim, Kâbe’nin hemen yanı başındaki kubbemsi bir mahfaza içinde muhafaza edilen taş ve onun

    bulunduğu yer mi yoksa farklı bir alan mıdır? Bu konuyu araştıran âlimlerimiz, Makam-ı İbrahim’in neresi olduğu hususunda çeşitli görüşler ileri sürmüşlerdir.

    1- Hz. İbrahim’in (a.s.) üzerine çıktığı taşın yeridir. Allah (c.c.), taşın üzerine bu izleri bırakmayı, onun mucizelerinden biri olarak yaratmıştır.

    2- Hz. İbrahim’in makamı, Harem bölgesinin tamamıdır.

    3- Makam-ı İbrahim, Arafat, Müzdelife ve şeytan taşlama yerleridir.

    4- Hac ibadetinin yapıldığı mekânların tamamı Hz. İbrahim’in makamıdır. Ancak bu konuda âlimlerin genel kanaati ise birinci görüşün daha isabetli olduğudur. 3 Zira kelime manası itibariyle de düşündüğümüzde “makam”, ayağa kalkılan, ayakta durulan yer manasına gelmektedir. 4 Kaldı ki bu isim örfte de bu belli yere hastır. Dünden bugüne bir insan, Mekke’de her hangi bir Mekkeliye Makam-ı İbrahim’i sorsa, o kimse ona, bu yerden başka bir yer göstermez ve başka bir şey de anlamaz. Uygulama olarak da Peygamber Efendimiz’in, tavafı bitirdikten sonra tam bu mekâna geldiğinde “وَاتَّخِذُوا مِنْ مَقَامِ إِبْرَاهِيمَ مُصَلًّى ” ayetini okuması, harem içinde özellikle bu mekânın ayette geçen “makam” olduğunu açıkça gösterir. Bundan dolayıdır ki Allah Resulü iki rek’atlık tavaf namazını da bu makamın arkasında kılmıştır. Hz. Ömer’in (r.a.) de Makam-ı İbrahim’in yanında, Peygamberimize: “burayı Namazgâh edinsek nasıl olur” demesi bu kanaati teyit etmektedir. Son olarak burada şu noktayı da belirtmek gerekir ki zaten bütün Mescid-i Haram, Namazgâh’dır. Her yerinde namaz kılınabilir. Dolayısıyla ayette geçen Makam-ı İbrahim’den maksat belli özel bir mekân olmasaydı, “Mescidi, mescid edinin.” denilmesinin bir anlamı olmazdı.

    Musalla (Namazgâh)’dan Maksat Nedir?

    وَاتَّخِذُوا مِنْ مَقَامِ إِبْرَاهِيمَ مُصَلًّى ayet-i celîlesinde gecen “مُصَلًّى” yani “Namazgâh” ifadesiyle neyin kastedildiği hususunda âlimlerimiz farklı açıklamalarda bulunmuşlardır. Razî bu görüşleri şöyle özetlemektedir:

    a) Musalla, dua edilecek yer demektir. Bunu söyleyenler bu kelimenin “dua etmek” anlamında, “صَلَّى” lafzından geldiğini söylemektedirler. Nitekim Cenâb-ı Hak, bu manada,

    “ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا صَلُّوا عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا تَسْلِيمًا - Ey iman edenler! Siz de ona dua edin ve tam bir içtenlikle selam verin.” (Ahzâb Sûresi, 33/56) buyurmuştur. “Musalla”yı bu manada aldığımızda, o zaman mana “Makam-ı İbrahim’i dua yeri edinin.” demek olur.

    b) Bir diğer tefsire göre “Allah Teâlâ bu ifade ile kıble manasını kastetmiştir.” Bu, Allah tarafından ümmet-i Muhammed’e, Hz. İbrahim (a.s)’in makamını Namazgâh edinmeleri için verilen bir emirdir. O zaman mana itibarıyla ayetin takdiri de şöyle olur: “Biz o Beyt’i şereflendirip insanların sevap kazanacağı ve emniyette olacağı bir yer olarak vasıflandırdığımız için ey ümmet-i Muhammed! Orayı kendinize kıble edininiz.” 5

    c) Bu konuda bir başka yorum da şöyledir: Allah, o mekânda insanların namaz kılmalarını emretmesi “musalla”dan kastedilen anlamın, namazın eda edildiği yer olduğunu göstermektedir. Bu görüş âlimlerimiz tarafından daha isabetli kabul edilmektedir. 6 Zira Peygamber Efendimiz (s.a.s.), bayram namazlarını musallada kılardı. 7 Yine Hz. Peygamberimiz (s.a.s), Üsâme b. Zeyd’e (r.a.) “Musalla, senin önündedir.” buyurmuş, bu ifadeyle namaz kılınacak yeri kastetmiştir. Dolayısıyla bir şehrin musallası, içinde dua edilen yer değil namaz kılınan yerdir. Zaten “salât” lâfzı mutlak olarak zikredildiği zaman dua değil, rükû ve secdesiyle eda edilen namaz akla gelir. Bu hususa, Hz. Peygamber’in (s.a.s.), Makam-ı İbrahim’i Namazgâh edinmeyle ilgili ayeti okuduktan sonra burada namaz kılmış olması da delâlet eder. Elhasıl, Makam-ı İbrahim’in musalla olması, duaya, namaza ve Allah’a yaklaşmaya mahal kılınması manasına gelmektedir.

    Makam-ı İbrahim’de Namaz Kılmak

    Peygamber Efendimiz (s.a.s.), veda haccında Kâbe’yi tavaf ettikten sonra Makam-ı İbrahim’in arkasında iki rekat namaz kılmış ve ilk rekatında “Makam-ı İbrahim’i Namazgâh edininiz.” ayetini okumuştur. 8 Dolayısıyla gerek farz, gerek vacip, gerekse nafile tavaf olsun her tavaftan sonra iki rekat tavaf namazı kılmak vacip, Şafiî ve Hanbelilere göre de sünnettir. Kerahet vakti değilse tavafın hemen peşinden hiç ara vermeden bu namazı kılmak müstehaptır. Daha sonra kılınsa da eda edilmiş olur. Fakat arada tavaf namazını kılmadan peş peşe tavaf yapmak ise mekruhtur. Bu namazı Peygamberimizin yaptığı gibi Makam-ı İbrahim’in arkasında kılmak sünnettir. Ancak orada kalabalıktan veya sıkışıklıktan dolayı yer bulunmazsa mescidin içinde herhangi bir yerde kılınabilir. Zira bir görüşe göre Mescid-i Haram’ın her tarafı Makam-ı İbrahim’dir. Özellikle Makam-ı İbrahim’de kılmak isteyenler ise tavafı aksatmama ve insanlara eziyet vermeme adına Makam-ı İbrahim hizasında ona en yakın olabilecekleri bir yerde namazlarını eda edebilirler.

    Makam-ı İbrahim’in namaz kılmak için özel bir mekân olarak seçilmesinin pek çok hikmetleri olabilir. Bu paye, Allah’ın Hz. İbrahim’e bir ikramı, bizden de onun emrine bir itaat ve şeâire saygı duymanın gereğidir. İbnu’l-Cevzî, Hz. Ömer’in, Hz. İbrahim’in makamının Namazgâh olmasını arzu etmesini şöyle açıklamaktadır: “Hz. Ömer, “ اِنِّي جَاعِلُكَ لِلنَّاسِ اِمَاماً– Seni insanlara imam yapacağım.” (Bakara Sûresi, 2/124) ve yine “ ثُمَّ أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ أَنِ اتَّبِعْ مِلَّةَ إِبْرَاهِيمَ حَنِيفًا وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكِينَ - Sonra da sana vahyettik ki: Doğru yola yönelerek İbrâhim’in dinine tâbi ol; zira o müşriklerden değildi.” (Nahl Sûresi, 16/123) ayetlerini işitince, diğer dinler hariç, sadece onun dinine uymanın da meşru olacağını düşündü. Bunun üzerine buranın Namazgâh edinilmesini, onun sünnetine tâbi olmanın bir vesilesi olarak gördü. Dolayısıyla Allah Resûlü’ne böyle bir teklif getirdi.” 9 İbnu’l-Cevzî bu açıklamasına ilave olarak, Hz. Ömer’in şöyle düşünmüş olabileceğini de belirtiyor: “Hz. Ömer, Kâbe’nin Hz. İbrahim’e izafe edildiğini görünce, Makam’daki ayak izlerini, tıpkı bir binanın mimarının ölümünden sonra hatırlanması için inşa ettiği yapının üzerine kendi ismini yazması gibi olduğunu düşündü.
    Ve burada namaz kılmayı, tavaf eden kimsenin tavaf esnasında bu evi inşa edenin ismini okuması gibi bir manaya geldiği kanaatine vardı.” 10

    Gerçekten Kâbe’yi tavaf eden herkesin Makam-ı İbrahim’in yanından geçerken Hz. İbrahim’i hatırlamaması, onu da duaları arasında anmaması mümkün değildir. Onu hatırlar, ona da selam verir ve onunla irtibata geçeriz. Zaten Hz. İbrahim (a.s.) milletinden olan bizler için hacca gitme, Kâbe’yi tavaf etme, menasik-i haccı yerine getirme, bir yönüyle de Hz. İbrahim (a.s.) ile irtibat kurmamıza vesile olacaktır. Zira ‘Biz Allah’ın kuluyuz. Hz. Muhammed aleyhissalatü vessalamın ümmetiyiz. Hz. İbrahim aleyhisselamın milletindeniz.’ Bunu demekle putperestliğe girmemek suretiyle temiz kaldığımızı, yani hanîf olduğumuzu ifade ederiz. Bu yol bize Kur’ân’ın gösterdiği bir yoldur: “Hep iyiliği şiar edinmiş olarak, yüzünü ve özünü Allah’a teslim edip bir de İbrahim’in tevhid dinine tâbi olan kimsenin dininden daha güzel din olabilir mi? Bundandır ki Allah İbrahim’i dost edinmiştir.” (Nisa Sûresi, 4/125)

    Evet, hullet kahramanı sayılan Hazreti Halîl, kendinden sonra gelenlere pek çok yönüyle hem bir örnek, hem rehber, hem de gönülleri belli noktada toplayabilen câmi bir zattır. Dinin özünde ve ruhunda bütün haleflerine de imamdır. O, ilâhî ahlâkla tam ahlâklanmış, geçmiş bütün enbiyânın medâr-ı fahrı olabilecek bir ufka ulaşmıştır. Dolayısıyla O, “وَاجْعَلْ لِي لِسَانَ صِدْقٍ فِي اْلآخِرِينَ - Gelecek nesiller arasında hayırla anılmayı nasip eyle bana.” (Şuarâ Sûresi, 26/84) ayetinin mazmununca, Müslümanlar nezdinde hep bir yâd-ı cemîl olarak anılmaya ve arkadan gelenler arasında da dualarla yâd edilmeye layık hullet’in en parlak simasıdır. Aslında o, seçkinlerden bir seçkin hüviyetiyle seleflerinin bir semere-i nuraniyesi ve haleflerinin de -hususiyle de Sultanu’r-Rusül’ün- münevver bir çekirdeği olması açısından farklı bir konuma hâizdi ve ona göre de mükemmel bir duruşa sahipti. 11 İşte âdeta Makam-ı İbrahim, bütün bir insanlığa örnek bu mükemmel ve sağlam duruşun, kıyamete kadar bir alamet ve nişanesi olarak Metaf (Kâbe’nin etrafında tavaf edilen yer)’a vurulmuş bir mühür gibidir. Manası ne olursa olsun biz, ister Makam-ı İbrahim’de, isterse “Hac ibadetinin eda edildiği bütün mekânlar Makam-ı İbrahim’dir” anlayışı çerçevesinde, hac ve umre vazifesini yerine getirirken Hz. İbrahim’le bir irtibat kurar; imkân varsa namazımızı hemen onun yanı başında kılar ve âdeta İbrahimleşiriz. Varlığa Hazreti İbrahim ufkundan bakar, onun vilâyet yörüngesinde seyahat eder. Her şeyi âli bir manzaradan mahrûtî temâşâya alıyormuşçasına iç içe intizamlı ve birbiriyle sımsıkı irtibatlı olarak her şeyin aynı mânâyı seslendirdiğini, aynı hakikate göndermede bulunduğunu, nizam, intizam ve ahenk diliyle bütün bir kâinatın “Allahu Ehad” dediğini duyar ve küllî bir şehadete muvaffak oluruz. Bedenimizle Makam-ı İbrahim’de olsak bile, kalb ve ruh ufku itibarıyla yaşayacağımız bu miraçla, yedinci kat semada âdeta O hullet kahramanının huzurunda bir ziyaret gerçekleştiririz. Hayatımızda bize verilen görünen ve görünmeyen sonsuz nimetler yanında bu özel lütfu da minnetle karşılar ve en külli şükür, namazla taçlandırırız.

    Elhasıl, Makam-ı İbrahim, Mescid-i Haram’ın en şerefli en değerli yerlerinden biridir. Ulu’l-Azm bir peygamberin ayaklarını bastığı taş, bir makama dönüşmüştür. Kur’ân’da, bu makamın Allah’ın ayetlerinden bir ayet olduğu belirtilmiş ve Namazgâh edinilmesi açıkça ifade edilerek, inananlar için bir feyiz ve bereket kaynağı olarak gösterilmiştir.

    * skuzu@yeniumit.com.tr

    Araştırmacı Yazar

    Dipnotlar

    1. Bkz. İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm, (Bakara, 2/125. ayetin tefsirinde)
    2. Bu konuda daha geniş bilgi için bkz.: Fahreddin Razî, et-Tefsiru’l-Kebir, (Bakara, 2/125. ayetin tefsirinde)
    3. Bu mevzuda daha geniş bilgi için bkz., Razî, A.g.e., Aynı yer.
    4. Fîruzabadî, Besâir, 4/310
    5. Bkz.: Razî, Bakara, 2/125. ayetin tefsirinde.
    6. Bkz.: Razî, Bakara, 2/125. ayetin tefsirinde
    7. Bkz. İbn Mace, İkametu’s-Salat 164; Buharî, Salat 90, 92; Müslim, Salat 245; Ebu Davud, Salat 102
    8. Buharî, Salat 30
    9. Aynî, Umdetu’l-Karî, 4/145
    10. Aynî, A.g.e. Aynı Yer.
    11. Fethullah Gülen, Kalbin Zümrüt Tepeleri, 3/308





+ Yorum Gönder