Konusunu Oylayın.: İslamda tecavüz ve cinayet kavramları nasıl açıklanır hükümleri nelerdir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
İslamda tecavüz ve cinayet kavramları nasıl açıklanır hükümleri nelerdir?
  1. 28.Aralık.2010, 12:07
    1
    Misafir

    İslamda tecavüz ve cinayet kavramları nasıl açıklanır hükümleri nelerdir?

  2. 23.Temmuz.2013, 16:20
    2
    jerusselam
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 25.Şubat.2013
    Üye No: 100353
    Mesaj Sayısı: 4,172
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 42

    Cevap: İslamda tecavüz ve cinayet kavramları nasıl açıklanır hükümleri nelerdir?




    İslamda tecavüz ve cinayet kavramları nasıl açıklanır hükümleri nelerdir?


    Hangi suçlu ve hangi zalim olursa olsun, cezası ya dünyada verilir ya da ahirete kalır, ama asla cezasız kalmaz. Zulme uğrayan kimseler ise, hukuki yönden haklarını ararlar, bu yolla haklarını alamazlarsa ahirete bırakırlar.

    Tecavüz vuku bulmazsa bile, bu tür tacizler için de t’azir cezası söz konusudur.

    Ta’zir cezası, suçlunun durumuna ve suçun niteliğine göre ağır söz, hapis, dayak, ölüm gibi hakimin uygun göreceği cezalardır.

    Kur'an-ı Kerim'de, zinanın cezası şöyle belirtilmiştir:

    "Zina eden kadın ile zina eden erkeğin her birine yüz değnek vurun, Allah’a ve âhiret gününe inanıyorsanız, onlara karşı beslediğiniz acıma duygusu, Allan’ın dinini uygulamaktan sizi alıkoymasın. Müminlerden bir grup da onlara uygulanan cezaya şâhit olsun."(Nur, 24/2).

    Zina eden kimsenin evli veya bekar olmasına göre caza değişmektedir. Bekar ise yüz sopa, evli ise recim cezası gerekir. Ancak bu cezanın verilmesi için ya dört kişinin gördük diye şahitlik etmesi ya da zina eden kimsenin dört defa ayrı ayır devlet yetkililerine zina ettiğini ve kendisine ceza verilmesini itiraf etmesi gerekir. Eğer böyle bir durum yoksa cezası ahirete kalmış demektir. Zulme uğrayan kimse hakkını alacağı gibi zulmeden de cezasını hakkıyla çekecektir.

    Burada, her şeyden önce belirtilmesi gereken husus şudur ki; İslam’da hiçbir ceza fertler tarafından tatbik edilemez. Bilakis, devletin mahkemeleri tarafından böyle bir suçun geçekleştiği tespit edilirse, yine devlet tarafından verilen ceza tatbik sahasına konur. Aksi takdirde, birçok garazlarla, nefis ve şeytanın telkiniyle, kin ve düşmanlık duygusuyla, iftiralarla hayalî bir suç oluşturulup sahibine keyfi ve haksız yere ceza uygulanmış olabilir. Ayrıca, "namusu temizleme" safsatasından dolayı, bir değil -kan davası yüzünden- onlarca cinayet işlenebilir. Din açısından, birey olarak hiç kimsenin buna hakkı yoktur.

    İslam dini, bir yandan bu suçun çok çirkin olduğunu belirterek, bu gibi çirkin işler karşısında, vicdanlarda tiksinti uyandırarak toplumu fuhuştan uzaklaştırmayı hedeflemiştir. Diğer yandan bu ağır suçun yalan yere bir kişiye isnat edilip iftira edilmesi halinde seksen değnek bir had cezasına çaptırılacağını söylemekle, bu gibi iftiraların önünü kesmeyi amaçlamıştır.

    Ayrıca, zina suçunun ancak dört şahidin "bizzat fiilî ilişkiyi" gözleriyle görmeleri halinde sabit olacağını karara bağlayarak, bu konuda herkesi dikkatli olmaya çağırmıştır. Adeta Kur'ân bu hükmüyle, insanlara "sakın bu konuda ağzınızı açmayın/dudaklarınızı bile kıpırdatmayın" diye uyarıda bulunmuştur.

    Bu konudaki ayetler şöyledir:

    "İffetli kadınlara zina isnat eden, ancak dört şâhit getiremeyen kimselere seksen değnek vurun. Ve bundan böyle onların şâhitliğini de asla kabul etmeyin. Çünkü bunlar tamamen yoldan çıkmış kimselerdir. Ancak daha sonra tövbe edip kendilerini düzeltenler bu hükmün dışındadır. Şüphesiz ki Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir." (Nur, 24/4-5).

    Son olarak bu sosyal rezaletin çirkinliğini gösteren Kur'an'ın bir ifadesine dikkat çekmekte fayda mülahaza ediyoruz:

    "Sakın zinâya yaklaşmayın. Çünkü o, bir hayasızlıktır. Ve çok kötü bir yoldur." (İsra,17/32).

    "Sakın zina etmeyin." yerine, "Sakın zinâya yaklaşmayın." ifadesinin tercih edilmesinin hikmetlerinden biri şöyle bir ders vermektir: Toplumda, zinanın önlenmesi, zinaya yaklaştıran sebeplerin ortadan kaldırılmasına bağlıdır. Halk arasında kullanılan "Ateşle barut bir arada olmaz." sözü, çok hikmetli ve pek çok tecrübenin bir ürünüdür. İnsanlara çarpıcı bir uyarıda bulunan Kur'an, tercih ettiği bu üslupla, adeta şöyle haykırmaktadır:

    "Ey insanlar, sakın zina kokusunun geldiği, ondan hafif bir esintinin olduğu yere yaklaşmayın. Çünkü orası bir mayın tarlasıdır, her an patlamaya hazırdır. Veya dikkat edin, orada yüksek gerilim hattı vardır; sakın yaklaşmayın büyük tehlike vardır. Toplumsal, ailevî, insanî ve dinî açıdan orada kalın bir kırmızı çizgi var, sakın o çizgiyi ihlal etmeyin!"
    İslâm hukukunda terim olarak cinayet, insanın nefsine veya organlarına yönelik yasak bir fiil demektir. Diğer bir tarif ile cinayet; kısas veya tazminatı gerektirecek şekilde insanın nefsi veya bedeni hakkında vaki olan tecavüzdür.

    Tariften de anlaşılacağı gibi, cinayetler başlıca iki kısma ayrılır. Birisi suçsuz bir kimsenin haksız yere canına kasdetmek, diğeri ise kişinin bir uzvunu yaralamak veya azasını kesmek gibi haksız yere yapılan tecavüzdür.

    İslâm hukukunda adam öldürme* (katl) cinayeti beş kısma ayrılmıştır:

    1-Kasden öldürme: Ateşli silâh veya silâh yerine geçen yaralayıcı kılıç, bıçak ve balta gibi şeylerle vurup öldürmektir. Böyle bir suçu işleyen hem büyük günah işlemiş olur ve hem de kısas cezasına çarptırılır. Kur'an-ı Kerîm'de: "Kim bir mümini kasden öldürürse cezası, içinde temelli kalacağı Cehennem'dir. Allah ona gazabetmiş, lânetlemiş ve ona büyük bir azap hazırlamıştır. " (en-Nisâ, 4/93) " Ey iman edenler! (kasden) öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı. " (el-Bakara, 2/178) buyurulur. Kasden öldürmede kefâret cezası yoktur. Katil yakınını öldürmüşse mirastan mahrum olur.

    2-Kasde benzeyen öldürme: Taş, sopa ve benzeri silâh olmayan şeylerle kasden vurup öldürmektir. Böyle bir cinayeti işleyen de günahkâr olur. Kefaret öder ve ağır diyet cezası verir. Mirastan mahrum olur.

    3- Hata yoluyla öldürme: Hata; kasıtta hata ve fiilde hata olmak üzere iki kısma ayrılır. Av hayvanı diye insana silâh atmak kasıtta hata: başka bir hedefe atılan silâhın insana isabet etmesi de fiilde hatadır. Böyle bir cinayet işleyen günahkâr olmaz. Kendisine kefaret gerekir. Diyet ödemesi gerekmez. Yalnız mirastan mahrum olur.

    4- Hata yerine geçen öldürme: İnsanın uyku esnasında sağa sola dönmesi ile yanındakini öldürmesi bu tür bir cinayettir. Bu da hata yoluyla öldürme gibidir. Aynı hükümler burada da geçerlidir.

    5- Sebep olarak öldürme: Bu, çeşitli şekillerde bir başkasının ölümüne sebep olmaktır. Meselâ birinin kendi mülkü olmayan bir yere kuyu kazıp oraya bir başkasının düşerek ölmesi gibi. Böyle bir cinayetten dolayı sadece diyet gerekir (Ö. N. Bilmen, Istılâhât-ı Fıkhıyye Kamusu, III,10).

    Hac veya umre için ihrama girmiş olan kimseler için yapılması yasak olan şeylere de cinayet denir ki cinayetin büyüklük veya küçüklük durumuna göre birtakım cezalar gerekir. Kurban kesmek, sadaka vermek gibi. (Ayrıca bk. Adam Öldürme).

    Durak PUSMAZ


  3. 23.Temmuz.2013, 16:20
    2
    Devamlı Üye



    İslamda tecavüz ve cinayet kavramları nasıl açıklanır hükümleri nelerdir?


    Hangi suçlu ve hangi zalim olursa olsun, cezası ya dünyada verilir ya da ahirete kalır, ama asla cezasız kalmaz. Zulme uğrayan kimseler ise, hukuki yönden haklarını ararlar, bu yolla haklarını alamazlarsa ahirete bırakırlar.

    Tecavüz vuku bulmazsa bile, bu tür tacizler için de t’azir cezası söz konusudur.

    Ta’zir cezası, suçlunun durumuna ve suçun niteliğine göre ağır söz, hapis, dayak, ölüm gibi hakimin uygun göreceği cezalardır.

    Kur'an-ı Kerim'de, zinanın cezası şöyle belirtilmiştir:

    "Zina eden kadın ile zina eden erkeğin her birine yüz değnek vurun, Allah’a ve âhiret gününe inanıyorsanız, onlara karşı beslediğiniz acıma duygusu, Allan’ın dinini uygulamaktan sizi alıkoymasın. Müminlerden bir grup da onlara uygulanan cezaya şâhit olsun."(Nur, 24/2).

    Zina eden kimsenin evli veya bekar olmasına göre caza değişmektedir. Bekar ise yüz sopa, evli ise recim cezası gerekir. Ancak bu cezanın verilmesi için ya dört kişinin gördük diye şahitlik etmesi ya da zina eden kimsenin dört defa ayrı ayır devlet yetkililerine zina ettiğini ve kendisine ceza verilmesini itiraf etmesi gerekir. Eğer böyle bir durum yoksa cezası ahirete kalmış demektir. Zulme uğrayan kimse hakkını alacağı gibi zulmeden de cezasını hakkıyla çekecektir.

    Burada, her şeyden önce belirtilmesi gereken husus şudur ki; İslam’da hiçbir ceza fertler tarafından tatbik edilemez. Bilakis, devletin mahkemeleri tarafından böyle bir suçun geçekleştiği tespit edilirse, yine devlet tarafından verilen ceza tatbik sahasına konur. Aksi takdirde, birçok garazlarla, nefis ve şeytanın telkiniyle, kin ve düşmanlık duygusuyla, iftiralarla hayalî bir suç oluşturulup sahibine keyfi ve haksız yere ceza uygulanmış olabilir. Ayrıca, "namusu temizleme" safsatasından dolayı, bir değil -kan davası yüzünden- onlarca cinayet işlenebilir. Din açısından, birey olarak hiç kimsenin buna hakkı yoktur.

    İslam dini, bir yandan bu suçun çok çirkin olduğunu belirterek, bu gibi çirkin işler karşısında, vicdanlarda tiksinti uyandırarak toplumu fuhuştan uzaklaştırmayı hedeflemiştir. Diğer yandan bu ağır suçun yalan yere bir kişiye isnat edilip iftira edilmesi halinde seksen değnek bir had cezasına çaptırılacağını söylemekle, bu gibi iftiraların önünü kesmeyi amaçlamıştır.

    Ayrıca, zina suçunun ancak dört şahidin "bizzat fiilî ilişkiyi" gözleriyle görmeleri halinde sabit olacağını karara bağlayarak, bu konuda herkesi dikkatli olmaya çağırmıştır. Adeta Kur'ân bu hükmüyle, insanlara "sakın bu konuda ağzınızı açmayın/dudaklarınızı bile kıpırdatmayın" diye uyarıda bulunmuştur.

    Bu konudaki ayetler şöyledir:

    "İffetli kadınlara zina isnat eden, ancak dört şâhit getiremeyen kimselere seksen değnek vurun. Ve bundan böyle onların şâhitliğini de asla kabul etmeyin. Çünkü bunlar tamamen yoldan çıkmış kimselerdir. Ancak daha sonra tövbe edip kendilerini düzeltenler bu hükmün dışındadır. Şüphesiz ki Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir." (Nur, 24/4-5).

    Son olarak bu sosyal rezaletin çirkinliğini gösteren Kur'an'ın bir ifadesine dikkat çekmekte fayda mülahaza ediyoruz:

    "Sakın zinâya yaklaşmayın. Çünkü o, bir hayasızlıktır. Ve çok kötü bir yoldur." (İsra,17/32).

    "Sakın zina etmeyin." yerine, "Sakın zinâya yaklaşmayın." ifadesinin tercih edilmesinin hikmetlerinden biri şöyle bir ders vermektir: Toplumda, zinanın önlenmesi, zinaya yaklaştıran sebeplerin ortadan kaldırılmasına bağlıdır. Halk arasında kullanılan "Ateşle barut bir arada olmaz." sözü, çok hikmetli ve pek çok tecrübenin bir ürünüdür. İnsanlara çarpıcı bir uyarıda bulunan Kur'an, tercih ettiği bu üslupla, adeta şöyle haykırmaktadır:

    "Ey insanlar, sakın zina kokusunun geldiği, ondan hafif bir esintinin olduğu yere yaklaşmayın. Çünkü orası bir mayın tarlasıdır, her an patlamaya hazırdır. Veya dikkat edin, orada yüksek gerilim hattı vardır; sakın yaklaşmayın büyük tehlike vardır. Toplumsal, ailevî, insanî ve dinî açıdan orada kalın bir kırmızı çizgi var, sakın o çizgiyi ihlal etmeyin!"
    İslâm hukukunda terim olarak cinayet, insanın nefsine veya organlarına yönelik yasak bir fiil demektir. Diğer bir tarif ile cinayet; kısas veya tazminatı gerektirecek şekilde insanın nefsi veya bedeni hakkında vaki olan tecavüzdür.

    Tariften de anlaşılacağı gibi, cinayetler başlıca iki kısma ayrılır. Birisi suçsuz bir kimsenin haksız yere canına kasdetmek, diğeri ise kişinin bir uzvunu yaralamak veya azasını kesmek gibi haksız yere yapılan tecavüzdür.

    İslâm hukukunda adam öldürme* (katl) cinayeti beş kısma ayrılmıştır:

    1-Kasden öldürme: Ateşli silâh veya silâh yerine geçen yaralayıcı kılıç, bıçak ve balta gibi şeylerle vurup öldürmektir. Böyle bir suçu işleyen hem büyük günah işlemiş olur ve hem de kısas cezasına çarptırılır. Kur'an-ı Kerîm'de: "Kim bir mümini kasden öldürürse cezası, içinde temelli kalacağı Cehennem'dir. Allah ona gazabetmiş, lânetlemiş ve ona büyük bir azap hazırlamıştır. " (en-Nisâ, 4/93) " Ey iman edenler! (kasden) öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı. " (el-Bakara, 2/178) buyurulur. Kasden öldürmede kefâret cezası yoktur. Katil yakınını öldürmüşse mirastan mahrum olur.

    2-Kasde benzeyen öldürme: Taş, sopa ve benzeri silâh olmayan şeylerle kasden vurup öldürmektir. Böyle bir cinayeti işleyen de günahkâr olur. Kefaret öder ve ağır diyet cezası verir. Mirastan mahrum olur.

    3- Hata yoluyla öldürme: Hata; kasıtta hata ve fiilde hata olmak üzere iki kısma ayrılır. Av hayvanı diye insana silâh atmak kasıtta hata: başka bir hedefe atılan silâhın insana isabet etmesi de fiilde hatadır. Böyle bir cinayet işleyen günahkâr olmaz. Kendisine kefaret gerekir. Diyet ödemesi gerekmez. Yalnız mirastan mahrum olur.

    4- Hata yerine geçen öldürme: İnsanın uyku esnasında sağa sola dönmesi ile yanındakini öldürmesi bu tür bir cinayettir. Bu da hata yoluyla öldürme gibidir. Aynı hükümler burada da geçerlidir.

    5- Sebep olarak öldürme: Bu, çeşitli şekillerde bir başkasının ölümüne sebep olmaktır. Meselâ birinin kendi mülkü olmayan bir yere kuyu kazıp oraya bir başkasının düşerek ölmesi gibi. Böyle bir cinayetten dolayı sadece diyet gerekir (Ö. N. Bilmen, Istılâhât-ı Fıkhıyye Kamusu, III,10).

    Hac veya umre için ihrama girmiş olan kimseler için yapılması yasak olan şeylere de cinayet denir ki cinayetin büyüklük veya küçüklük durumuna göre birtakım cezalar gerekir. Kurban kesmek, sadaka vermek gibi. (Ayrıca bk. Adam Öldürme).

    Durak PUSMAZ





+ Yorum Gönder