Konusunu Oylayın.: Kelamın islami ilimler arsındaki yeri nedir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Kelamın islami ilimler arsındaki yeri nedir?
  1. 23.Aralık.2010, 23:06
    1
    Misafir

    Kelamın islami ilimler arsındaki yeri nedir?

  2. 24.Aralık.2010, 12:31
    2
    Galus
    Özel Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 13
    Mesaj Sayısı: 4,820
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 51
    Bulunduğu yer: Türkiye

    Yanıt: kelamın islami ilimler arsındaki yeri nedir?




    İslami ilimler, itikadı ve ameli olmak üzere başlıca iki kısımdır. Kelam ilmi, İslam dininin itikadla (inançla) ilgili yönü­nü inceleyen ilim dalıdır. İslam’a giriş "i-man"la olduğundan, kelam ilminin din ilimleri arasındaki yeri Önemlidir. Amelle ilgili ilmin adı ise "fıkıhtır.



  3. 24.Aralık.2010, 12:31
    2
    Özel Üye



    İslami ilimler, itikadı ve ameli olmak üzere başlıca iki kısımdır. Kelam ilmi, İslam dininin itikadla (inançla) ilgili yönü­nü inceleyen ilim dalıdır. İslam’a giriş "i-man"la olduğundan, kelam ilminin din ilimleri arasındaki yeri Önemlidir. Amelle ilgili ilmin adı ise "fıkıhtır.



  4. 24.Aralık.2010, 12:47
    3
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Yanıt: kelamın islami ilimler arsındaki yeri nedir?

    KELAM İLMİ

    İslami ilimler, itikadı ve ameli olmak üzere başlıca iki kısımdır. Kelam ilmi, İs-

    lam dininin itikadla (inançla) ilgili yönü­nü inceleyen ilim dalıdır. İslam´a giriş "i-man"la olduğundan, kelam ilminin din ilimleri arasındaki yeri Önemlidir. Amelle ilgili ilmin adı ise "fıkıhMır.

    İslam´da iman esaslarım konu edinen ilmin bir kaç tane adı vardır ki başlıcaları; Fıkh-i Ekber, Akaid, Tevhîd ve Usul-i dindir. Bu ilim dalına Fıkh-ı Ekber adı Ebu Hanife (Ö.150 h./767 m.) tarafından verilmiştir. Ebu Hanife´nin aynı adda bir de risalesi vardır. Bu isimlerden en yay­gın olanı "Akaİd"dir.

    Kelam Adınım Menşei: SadeddinTafta-zani (Ö.793/1390), bu ilme kelam adının verilmesinin sebeplerini şöyle açıklıyor: a) İlk devirlerde bu ilmin en önemli ve meşhur konusu Allah´ın kelam sıfatı ve Kur´an-ı Kerim´in mahluk olup olmama­sı meselesi olduğundan bu adı almıştır; b) Kelam İlmi, sapık inançlılarla daha ziya­de sözlü olarak (kelamla) mücadele eden bir ilim olduğundan bu adı almıştır; c) Mantık ilmi, akli ve felsefi ilimlerde insa­na konuşma (kelam) gücü kazandırdığı gi­bi, kelam ilmi de dini ilimlerin gerçekliği­ni ortaya koymada insana konuşma gücü kazandırdığından bu adı almıştır.

    Tanımı: Kelam ilminin, biri konusuna, diğeri de gayesine göre olmak üzere iki türlü tanımı yapılmaktadır. Konusuna gö­re; "Allah´ın zatından, sıfatlarından, pey­gamberlikten, mebde´ (varoluş) ve mead (son buluş) itibariyle varlıkların hallerin­den İslam kanunu üzere bahseden bir ilimdir" tarzında tanımlanır. Demek ki, kelam ilmi, Allah´ın zatından, sıfatların­dan, fiillerinden, insanların fullerinin meydana gelişinden, kaza ve kaderden, peygamberlik kurumu, ahiret meseleleri, melekler, ilahi kitaplar vb. bütün inanç konularından İslam kanunlarına, yani

    Kur´an ve Sünnete bağb kalarak bahse­den bİr ilim dalıdır. Amacına göre tanımı ise şöyle yapılmaktadır: "Kelam, deliller ortaya koymak ve şüpheleri yok etmek su­retiyle dini akideleri isbat etme gücü ka­zandıran bir ilimdir". Bu bakımdan da ke­lam ilmi, akli ve nakli delillerle inanç esas­larını isbat etme gücü kazandırarak inanç esaslarıyla İlgili meydana gelebilecek şüp­heleri bertaraf eden bir ilimdir.

    Konusu: Kelam ilmînin konusu, önce­likle Allah´ın zatı ve sıfatlarıdır. Aynı za­manda bütün iman esasları kelam ilminin konusunu teşkil etmektedir. Kelam İlmi­nin temel konuları inanç esasları olmakla beraber, zamanla "varlık" ve "bilgi" konu­ları da kelam ilminin konusuna dahil edil­miştir. Bunların kelamda konu edinilme­si, inanç esaslarını İspata yaradıklarından-dır. Kelama, varlığı, hâdİs (sonlu) olması açısından ele alır. Buradan Yaratıcının varlığını, tekliğini, eşsizliğini, öncesizliği­ni ve sonsuzluğunu ispatlar. Yine kelam-cı, akıl yürütme ve mantık kanunları ve il­kelerinden yararlanarak da akide esasları­nı ispata yönelir. Böylece bilgi (malum) de kelamın konusuna dahil olmuştur.

    Felsefe ile İlişkisi: Kelam ilmî, felsefe­nin de konu edindiği "varlık" meselesini konusuna dahil etmiştir. Bununla amacı, bİr taraftan İnsanları, felsefeye ihtiyaç duymaktan kurtarmak, diğer taraftan da varlığın sonradan ve sonlu olduğunu İspat­layarak Yaratıcının varlığını, ezeli ve ebe­di olduğunu ispat etmektir. Felsefe ile ko­nu birliği olmasına karşılık, metod farklılı­ğı vardır. Felsefenin hareket noktası ve dayanağı daima akıldır. Kelam ise akıl­dan faydalandığı gibi nakilden de faydala­nır. (Nakilden maksad Kur´an ve sünnet gibi dini delillerdir.) Kelam, akli deliller kullanmakla beraber, İslam´ın koyduğu

    prensiplere daima bağlı kalır. Zaten ke­lam ilmi, İslam dîninin iman esaslarını is­pat edip savunan bîr ilim olduğuna göre zorunlu olarak İslam kanunlarına bağlı­dır. Ama felsefede böyle bir bağlılık söz konusu değildir.

    Gazali´den (Ö.505/11H) önceki ke-lamcılar felsefeyi tamamiyle reddediyor­lardı. Felsefeyi ve filozofların amaçlarını titizlikle araştıran Gazali felsefeyi ve filo­zofları pek çok noktada eleştirmiştir. MA-lemin kıdemi, haşnn cismani olamayaca­ğı ve Allah´ın cüz´iyatı bilmediği" görüşü­nü savunan İslam filozoflarının, bu görüş­lerinden dolayı küfre düştüklerini ileri sürmüştür. Gazali´den sonraki kelamci-lar ise, hem tenkid, hem de faydalanmak amacıyla felsefi konulara eserlerinde yer vermişlerdir. Kelamın bu dönemindeki en dikkat çekici şahsiyet Fahreddin Ra-zi´dir (Ö.606/1209). Razi´den sonra ge­len Seyfeddin Amidi (Ö.631/1233), Kadi Beydavİ(ö.685/1286),Sa´deddinTaftaza-ni (Ö.793/1390) ve Seyyid Şerif Cürcani (Ö.816/1413) gibi kelamalar, Razi´nin izinde yürüyerek felsefeden çokça yarar­lanma yoluna gitmişler ve böylece kelam ile felsefe adeta tek bir ilim haline getiril­miştir.

    Amacı: Kelam ilmi, Allah´ın varlığına, birliğine, sıfatlarına, fiillerine, peygam­berlerin doğruluğuna... dair deliller orta­ya koyarak Ehl-i Sünnet akidesini bid´at-lerden ve yabancı fikir ve ideolojilerin et­kisinden korumayı gaye edinen bir ilim­dir. Kelam ilmi, doğru yolu arayanları de­lille irşad eder, inatçıları delille susturur. Akaid esaslarını, batıl ehlinin şüpheleriy-le sarsılmaktan korur. İnsanı, taklid düze­yinden kurtarır, kuvvetli iman ve sarsıl­maz bilgi düzeyine ulaştırır.

    Önemi: Kelam ilminin konusu; Allah´ın zatı, sıfatları, fiileri vb. inanç esasla- ve te´vilden titizlikle kaçınıyorlardı, rı olduğundan, bu İlimle öğretilen bilgiler Mutezile: İnsan, fiillerini kendi iradesi insanlık için son derece önemli bilgiler- ve kudretiyle kendisi meydana getirir. Al-dir. Bu nedenle kelam ilmi, kelamcılara lah´ın, zatından başka, ilim, irade, kud-göre, dini ilimlerin başı ve bütün ilimlerin ret, hayat, semî, basar vb. sıfatları yoktur, en şereflisidîr. Allah inancı ve diğer inanç Büyük günah işleyen, mü´min de değildir esasları öğrenilip kalbe yerleştirilmeden kafir de değildir, fasıktır; tevbe etmeden diğer dini ilimler bîr değer ifade etmeye- ölürse ebedi cehennemde kalır. Kur´an ceği için kelam, bütün dini İlimlerin teme- yaratılmıştır. Allah ahirette görülmez... lini teşkil eder. gibi İslam´ın temel prensipleriyle bağdaş-

    Kıtruhışıı: Kelam ilmi, ilk defa hicri mayan bazı fikirlere sahiptir. Bunun ya-II., miladî VIII. asrın başlarında Mutezi- nında hürriyet taraftan olmakla beraber le ekolü tarafından kurulmuştur. Pek çok kendi görüşünde olmayanlara ağır baskı-tarihçi, kelam ilminin kuruluşunu, tabi- lar uygulaması onun yıkılması ve,tarihten un´un büyüklerinden Hasan Basrİ silînmesiyle sonuçlanmıştır. Nitekim Mu-(Ö.110/728)´nin öğrencisi iken büyük gü- tezilenin önde gelen liderlerinden Ebu nah (kebire) işleyenin durumu hakkında Ali Cübbai (ö. 303/916)´nûı talebesi hocasıyla görüş ayrılığına düşen Vasıl b. Ebu´l-Hasan Eş´ari (Ö.324/936), hocasi-Ata (Ö.131/748)´mn, hocası Hasan Bas- nın ve Mutezilenin görüşlerini beğenme-ri´nin ders meclisini terk etmesiyle başla- mektedir. Nihayet hocasıyla salah-aslah tır. Vasıl´a arkadaşı Amr b.Ubeyd konusundaki (üç kardeş meselesi) müna-(Ö.144/761)de katılmıştır. Bunlara Ha- kaşa neticesinde hocasını susturmuş ve san Basri´nin ders halkasını terk ettikle- Mutezile mezhebini terk etmiştir. : rinden Mutezile (terk edenler) adı veril- Temel prensiplerde Ehl-i Sünnetin Se-

    miştir. Eski Yunan felsefesi o devirlerde lef alimlerinin görüşlerine bağlı kalan Arapçaya tercüme edilmeye başlanmıştı. İmam Ebu´l-Hasan el-E§´ari, ayrıldığı Mutezile muhtemelen bu eserlerin etki- Mutezile mezhebinin akılcılık prensibin-sinde kalmıştır. Mutezile mezhebinin beş den de istifade ederek yeni bir ekolün ku-temel prensibi vardır ki, bunlar; 1- Tev- rucusu olmuştur. Bu ekol Ehl-i Sünnet hid; 2- Adalet; 3- Va´d ve vaîd; 4- el-Men- ilm-i kelamıdır. Böylece Eş´ari, Ehl-i Sün-zile beyne´1-menzileteyn; 5- Emr net kelamının kurucusu sayılmıştır. An-bi´1-ma´rûf nehy ani´I-münker (iyiliği em- cak, Eş´ari´nİn Ehl-i Sünnet kelamını kur-redip kötülükten sakındırmak) prensiple- mada kendinden önceki Abdullah b. Kül-ridir. Iab el-Basri (Ö.240/854) ve Haris el-Mu-

    Mutezile, İslam´da akılcılık ve te´vilci- hasibi(ö.243/857) gibi sünni alimlerin te-Hk akımının ilk temsilcisi sayılır. Mutezİ- şirini unutmamak gerekir. Aynı devirde le, akla büyük değer veren bir mezheptir. Türkistan´da, Semerkand´da yaşamış Akide konularını ispatta akli delillere çok- olan Ebu Mansur el-Maturidi ça başvurduğu gibi, akla uygun bulmadığı (333/944)´de Mutezile ve diğer bid´at fır-nakli (ayet ve hadîs) te´vilden de çekin- kalarıyla mücadele ve münazaralarda bu-roez. Halbuki o devir Ehl-i Sünnet (selef) lunmuş, sözlü ve yazılı olarak bunlara kar-alimleri nakle sıkı sıkıya bağlı kalıyorlar şı İslam akaidini müdafaa etmiştir. İmam

    Matridi Mutezile ile mücadeleyi sürdürür­ken onun kelam metodundan yararlan­mıştır. Eş´ari ile görüş ve metod paralelli­ğine sahip olmuşlardır. Böylece Ehl-i Sün­net kelamı, aynı zamanda iki ayrı bölgede iki ayrı koldan kurulmuş oluyor ve Maturi-di de Ehl-i Sünnet kelamının diğer bir ku­rucusu sayılıyor.

    Selefin, Mutezile ve Ehl-i Sünnet Kela­mının Metodları: Selefiyyenin, Mutezile­nin ve Ehl-i Sünnet kelamcılarının akaid esaslarını isbat metodları arasında fark vardır. Şöyle ki:

    Selefıyye, genel olarak ashab ve tabiu-nun yolunu izleyen İslam alimlerine veri­len bir isimdir, ki bunlar iman esaslarıyla ilgili konularda ayet ve hadislerde bildiri­lenlerle yetinen, teşbih ve tecsime düşme­den müteşabihleri olduğu gibi kabul eden, bunları tevile gitmeyen, Ehl-i Sün­netin İlk alimleridir. Bunlarda nakle (ayet ve hadis) bağlılık esastır. Te´vilden şiddet­le kaçınırlar. Eş´ari ve Maturidi´den önce­ki Ehl-i Sünnet alimleri (dört fıkhi mez-heb imamı ve öğrencileri de dahil)Selefiy-yeyi temsil ederler.

    Mutezilenin, iman esaslarını isbat me­toduna kelam adı verilmiştir. Mutezile­nin kelam metodunda inanç esaslarını is-batta nakle yer vermekle beraber akla da­ha geniş bir yer verilir. Akli deliller önde gelir. Akla öyle çok değer verilir ki nakil ile akim muarız gibi göründüğü yerde na­kil te´vil yönüne gidilir. Müteşabih ayet ve hadisler akıl ışığında te´vil edilir. Bu metod, Selefin benimsemediği bir husus olduğundan selef alimleri kelama ve ke-lamcılara karşı çıkagelmişlerdir.

    Ehl-i sünnet İlm-i kelamı ise iman esas­larını isbatta nakilden de, akıldan da ya­rarlanır. Nakle ağırlık verir. Nakle bağlı­lık esastır. Ama akli delillerden istifade-

    den çekinilmez. Te´vilcilik kısmen vardır. Müteşabih ayetlerden bir kısmı -herhangi bir zaruret varsa- genel İslami prensiple­re muhalif kalınmaksızın te´vil edilebilir.

    Kelam İlminin Geçirdiği Devirler. Mu­tezilenin, iman esaslarını isbat metoduna kelam dendiğini belirtmiştik.. Mutezile kelamı, hicrî II. ve III. asırlarda hüküm sürmüş ve IV. asrın başında yıkılmıştır. IV.asnn başından itibaren Ebu´l-Hasan el-Eş´ari ve Ebu Mansur el-Maturidi tara­fından kelam, sünnileştirilmiştir. Bu iki alim, bîr taraftan Mutezileyi reddeder­ken, öbür taraftan Mutezilenin kelam me­todundan yararlanmışlardır. Yani inanç esaslarını isbatta nakli deliller yanında ak-İİ delillerden de istifade etmişlerdir. İsla-mın, esasen akla aykırı hükümler ihtiva et­meyen bir nakil dini olduğu hususunu unutmayarak akla değer vermişler, ama Mutezile gibi aklı hakem yapmaya kalkış-mamışlardır. Zira insan, fani bir yaratık olduğu için iradesi, aklı sınırlı bîr varlık­tır. Aklı her zaman gerçeği tam olarak bi­lemez, bulamaz. Vahyin irşadına muhtaç­tır. Vahye dayalı bilgilerle bir bütünlük ar-zeder. Yoksa akıl, her zaman yanılmak­tan ve eksik bilgi vermekten kurtulamaz. Bu gerçeği gözönünde bulundurmaya biz kelamın sünnileştirilmesi adım veriyoruz. Maturidi ve Eş´ariden sonra Ehl-i Sün­net kelamı tekamül etmeye başladı. Eş´a-rİ´nin izinde gidenler Eş´ariyye, Maturi-di´nin izinde gidenler de Maturidiyye eko­lünü teşekkül ettirdiler. Ehli Sünnetin bu iki ekolünün temel prensipleri aynı olmak­la beraber bazı tali derecedeki prensipler­de görüş ayrılıkları vardır. Bunlara örnek olarak bir kaç madde zikri yeterli olacak­tır

    : 1- Maturidİlere göre, insanda, müsta­kil bir cüz´i irade vardır. Eş´arilere göre, insanı da, iradesini de Allah yaratır.

    2- Maturidİlere göre, herhangi bir bildi­ren olmasa da insan, Allah´ı bilmek mec­buriyetindedir. Eş´arilere göre, Allah´ı bilmek mecburiyeti yoktur, yani insan, kendisine bir bildiren olmadan, aklıyla Al­lah´ı bulmaktan sorumlu değildir.

    3- Ma­turidİlere göre, "tekvin" diye müstakil bir sıfat vardır. Eş´arilere göre, Allah´ın tek­vin diye müstakil, hakiki bir sıfatı yoktur. Bu, kudret sıfatının bir taalluku olan itiba­ri bir şeydir.

    4- Maturidİlere göre, pey­gamber olmak için erkek olmak şarttır. Eş´arilere göre, şart değildir. Kadından da peygamber olabilir.

    5- Maturidİlere gö­re, Allah, kullarına güç yetiremeyecekleri şeyleri teklif etmez. Eş´arilere göre, bu ca­izdir, ama vaki değidir,

    6- Maturidİlere göre, Allah´ın her yarattığının bir hikmeti vardır. Eş´arilere göre, her şeyde bir hik­met aranmaz. Hikmet şart değildir.

    7- -Maturidİlere göre, kelam-ı nefsi işitile-mez, ona delalet eden şey işitilebilir. Eş´a-rilere göre, kelam-ı nefsi işitilebilir.

    8- -Maturidİlere göre, ezelde maduma (yok´a) hitap caiz değildir. Eş´arilere gö­re, caizdir.

    9- Maturidİlere göre ye´s (ü-mitsizlik, ölüm) halinde yapılan levbe makbuldür. Eş´arilere göre, makbul değil­dir. 11- Maturidİlere göre, bir şey aslında güzel olduğu için din onu emreder, çirkin olduğu için yasaklar. Eş´arilere göre, bir şey din emrettiği için güzeldir, yine o ya­sakladığı için çirkindir. Güzellik dinin em­retmesine, çirkinlik dinin yasaklamasına bağlıdır.

    Görüldüğü gibi bu ihtilaflar lafızda ka-Ian,önemsiz ihtilaflardır. Temel konular­da ihtilaf yoktur denebilir. Ebu´l-Hasan el-Eş/ari´den sonraki meş­hur Eş´ari kelamcilar şunlardır: 1- Kadi Ebu Bekir el-Bakıllani (ö. 403/1013), 2- İmamu´l-Harameyn Ebuİ-Meali el

    Cüveyni (ö. 478/1085), 3-Ebu Hamid el-Gazzali (ö. 505/111), 4-Abdülkerİm eş-Şehristani (ö. 548/1153), 5-Fahred-din er-Razî (Ö. 606/1209), 6- Seyfeddin el-Amidi (ö. 631/1233), 7-Kadi Beydavi (ö. 685/1286), 8- Sa´deddin et~Taftazani (ö. 793/1390), 9- Seyyid Şerif el-Cürcani (ö. 816/1413).

    Ebu Mansur el-Maturidi´nİn mezhebinin önde gelen temsilcileri ise şunlardır: 1- -

    Sadrulislam Muhammed Pezdevi (ö.

    493/1100), 2-Ebu´İ-Muin en-Nesefi (ö.

    508/1115), 3- Ömer en-Nesefi (ö.

    537/1142), 4-Nureddin es-Sabuni (ö.

    580/1184), 5- Burhaneddin en-Nesefi (o.

    687/1289), 6-Ebu´I-Berekat en-Nesefi

    (ö. 710 / 1310), 7- İbnü´kHümam (ö.

    861 /1457), 8- Kemaleddin el-Beyadi (ö.

    1098/1687).

    Gerek İslam dünyasında ve gerekse batı­da Ehl-i Sünnet kelamı daha ziyade Eş´a­ri ekolüyle tanınmıştır. Eş´arı kelamcılar ve eserleri meşhur olmuştur. Asırlarca ha­kimiyetini sürdüren Osmanlılar bile med­reselerde çoğunlukla Eş´arî eserleri okut­muşlardır. Bunun sebebini anlamak ko­lay değildir. Belki, Eş´arî-Maturidî ayrılı­ğının güdülmemesi, Ehl-i sünnet kelamı­nın her iki ekolüne bir bütün olarak bakıl­ması yeterli sebep gösterilebilir. Bununla beraber Ehl-i Sünnet kelamında, Maturi­di ekolü alimlerinin eserlerinin Önemi, de­ğeri ve kelama katkısı hiçbir zaman unu­tulmamalıdır.

    Mehmet BULUT

    Bk. Amel; Eşarilik; îman; Tevhid.


  5. 24.Aralık.2010, 12:47
    3
    Silent and lonely rains
    KELAM İLMİ

    İslami ilimler, itikadı ve ameli olmak üzere başlıca iki kısımdır. Kelam ilmi, İs-

    lam dininin itikadla (inançla) ilgili yönü­nü inceleyen ilim dalıdır. İslam´a giriş "i-man"la olduğundan, kelam ilminin din ilimleri arasındaki yeri Önemlidir. Amelle ilgili ilmin adı ise "fıkıhMır.

    İslam´da iman esaslarım konu edinen ilmin bir kaç tane adı vardır ki başlıcaları; Fıkh-i Ekber, Akaid, Tevhîd ve Usul-i dindir. Bu ilim dalına Fıkh-ı Ekber adı Ebu Hanife (Ö.150 h./767 m.) tarafından verilmiştir. Ebu Hanife´nin aynı adda bir de risalesi vardır. Bu isimlerden en yay­gın olanı "Akaİd"dir.

    Kelam Adınım Menşei: SadeddinTafta-zani (Ö.793/1390), bu ilme kelam adının verilmesinin sebeplerini şöyle açıklıyor: a) İlk devirlerde bu ilmin en önemli ve meşhur konusu Allah´ın kelam sıfatı ve Kur´an-ı Kerim´in mahluk olup olmama­sı meselesi olduğundan bu adı almıştır; b) Kelam İlmi, sapık inançlılarla daha ziya­de sözlü olarak (kelamla) mücadele eden bir ilim olduğundan bu adı almıştır; c) Mantık ilmi, akli ve felsefi ilimlerde insa­na konuşma (kelam) gücü kazandırdığı gi­bi, kelam ilmi de dini ilimlerin gerçekliği­ni ortaya koymada insana konuşma gücü kazandırdığından bu adı almıştır.

    Tanımı: Kelam ilminin, biri konusuna, diğeri de gayesine göre olmak üzere iki türlü tanımı yapılmaktadır. Konusuna gö­re; "Allah´ın zatından, sıfatlarından, pey­gamberlikten, mebde´ (varoluş) ve mead (son buluş) itibariyle varlıkların hallerin­den İslam kanunu üzere bahseden bir ilimdir" tarzında tanımlanır. Demek ki, kelam ilmi, Allah´ın zatından, sıfatların­dan, fiillerinden, insanların fullerinin meydana gelişinden, kaza ve kaderden, peygamberlik kurumu, ahiret meseleleri, melekler, ilahi kitaplar vb. bütün inanç konularından İslam kanunlarına, yani

    Kur´an ve Sünnete bağb kalarak bahse­den bİr ilim dalıdır. Amacına göre tanımı ise şöyle yapılmaktadır: "Kelam, deliller ortaya koymak ve şüpheleri yok etmek su­retiyle dini akideleri isbat etme gücü ka­zandıran bir ilimdir". Bu bakımdan da ke­lam ilmi, akli ve nakli delillerle inanç esas­larını isbat etme gücü kazandırarak inanç esaslarıyla İlgili meydana gelebilecek şüp­heleri bertaraf eden bir ilimdir.

    Konusu: Kelam ilmînin konusu, önce­likle Allah´ın zatı ve sıfatlarıdır. Aynı za­manda bütün iman esasları kelam ilminin konusunu teşkil etmektedir. Kelam İlmi­nin temel konuları inanç esasları olmakla beraber, zamanla "varlık" ve "bilgi" konu­ları da kelam ilminin konusuna dahil edil­miştir. Bunların kelamda konu edinilme­si, inanç esaslarını İspata yaradıklarından-dır. Kelama, varlığı, hâdİs (sonlu) olması açısından ele alır. Buradan Yaratıcının varlığını, tekliğini, eşsizliğini, öncesizliği­ni ve sonsuzluğunu ispatlar. Yine kelam-cı, akıl yürütme ve mantık kanunları ve il­kelerinden yararlanarak da akide esasları­nı ispata yönelir. Böylece bilgi (malum) de kelamın konusuna dahil olmuştur.

    Felsefe ile İlişkisi: Kelam ilmî, felsefe­nin de konu edindiği "varlık" meselesini konusuna dahil etmiştir. Bununla amacı, bİr taraftan İnsanları, felsefeye ihtiyaç duymaktan kurtarmak, diğer taraftan da varlığın sonradan ve sonlu olduğunu İspat­layarak Yaratıcının varlığını, ezeli ve ebe­di olduğunu ispat etmektir. Felsefe ile ko­nu birliği olmasına karşılık, metod farklılı­ğı vardır. Felsefenin hareket noktası ve dayanağı daima akıldır. Kelam ise akıl­dan faydalandığı gibi nakilden de faydala­nır. (Nakilden maksad Kur´an ve sünnet gibi dini delillerdir.) Kelam, akli deliller kullanmakla beraber, İslam´ın koyduğu

    prensiplere daima bağlı kalır. Zaten ke­lam ilmi, İslam dîninin iman esaslarını is­pat edip savunan bîr ilim olduğuna göre zorunlu olarak İslam kanunlarına bağlı­dır. Ama felsefede böyle bir bağlılık söz konusu değildir.

    Gazali´den (Ö.505/11H) önceki ke-lamcılar felsefeyi tamamiyle reddediyor­lardı. Felsefeyi ve filozofların amaçlarını titizlikle araştıran Gazali felsefeyi ve filo­zofları pek çok noktada eleştirmiştir. MA-lemin kıdemi, haşnn cismani olamayaca­ğı ve Allah´ın cüz´iyatı bilmediği" görüşü­nü savunan İslam filozoflarının, bu görüş­lerinden dolayı küfre düştüklerini ileri sürmüştür. Gazali´den sonraki kelamci-lar ise, hem tenkid, hem de faydalanmak amacıyla felsefi konulara eserlerinde yer vermişlerdir. Kelamın bu dönemindeki en dikkat çekici şahsiyet Fahreddin Ra-zi´dir (Ö.606/1209). Razi´den sonra ge­len Seyfeddin Amidi (Ö.631/1233), Kadi Beydavİ(ö.685/1286),Sa´deddinTaftaza-ni (Ö.793/1390) ve Seyyid Şerif Cürcani (Ö.816/1413) gibi kelamalar, Razi´nin izinde yürüyerek felsefeden çokça yarar­lanma yoluna gitmişler ve böylece kelam ile felsefe adeta tek bir ilim haline getiril­miştir.

    Amacı: Kelam ilmi, Allah´ın varlığına, birliğine, sıfatlarına, fiillerine, peygam­berlerin doğruluğuna... dair deliller orta­ya koyarak Ehl-i Sünnet akidesini bid´at-lerden ve yabancı fikir ve ideolojilerin et­kisinden korumayı gaye edinen bir ilim­dir. Kelam ilmi, doğru yolu arayanları de­lille irşad eder, inatçıları delille susturur. Akaid esaslarını, batıl ehlinin şüpheleriy-le sarsılmaktan korur. İnsanı, taklid düze­yinden kurtarır, kuvvetli iman ve sarsıl­maz bilgi düzeyine ulaştırır.

    Önemi: Kelam ilminin konusu; Allah´ın zatı, sıfatları, fiileri vb. inanç esasla- ve te´vilden titizlikle kaçınıyorlardı, rı olduğundan, bu İlimle öğretilen bilgiler Mutezile: İnsan, fiillerini kendi iradesi insanlık için son derece önemli bilgiler- ve kudretiyle kendisi meydana getirir. Al-dir. Bu nedenle kelam ilmi, kelamcılara lah´ın, zatından başka, ilim, irade, kud-göre, dini ilimlerin başı ve bütün ilimlerin ret, hayat, semî, basar vb. sıfatları yoktur, en şereflisidîr. Allah inancı ve diğer inanç Büyük günah işleyen, mü´min de değildir esasları öğrenilip kalbe yerleştirilmeden kafir de değildir, fasıktır; tevbe etmeden diğer dini ilimler bîr değer ifade etmeye- ölürse ebedi cehennemde kalır. Kur´an ceği için kelam, bütün dini İlimlerin teme- yaratılmıştır. Allah ahirette görülmez... lini teşkil eder. gibi İslam´ın temel prensipleriyle bağdaş-

    Kıtruhışıı: Kelam ilmi, ilk defa hicri mayan bazı fikirlere sahiptir. Bunun ya-II., miladî VIII. asrın başlarında Mutezi- nında hürriyet taraftan olmakla beraber le ekolü tarafından kurulmuştur. Pek çok kendi görüşünde olmayanlara ağır baskı-tarihçi, kelam ilminin kuruluşunu, tabi- lar uygulaması onun yıkılması ve,tarihten un´un büyüklerinden Hasan Basrİ silînmesiyle sonuçlanmıştır. Nitekim Mu-(Ö.110/728)´nin öğrencisi iken büyük gü- tezilenin önde gelen liderlerinden Ebu nah (kebire) işleyenin durumu hakkında Ali Cübbai (ö. 303/916)´nûı talebesi hocasıyla görüş ayrılığına düşen Vasıl b. Ebu´l-Hasan Eş´ari (Ö.324/936), hocasi-Ata (Ö.131/748)´mn, hocası Hasan Bas- nın ve Mutezilenin görüşlerini beğenme-ri´nin ders meclisini terk etmesiyle başla- mektedir. Nihayet hocasıyla salah-aslah tır. Vasıl´a arkadaşı Amr b.Ubeyd konusundaki (üç kardeş meselesi) müna-(Ö.144/761)de katılmıştır. Bunlara Ha- kaşa neticesinde hocasını susturmuş ve san Basri´nin ders halkasını terk ettikle- Mutezile mezhebini terk etmiştir. : rinden Mutezile (terk edenler) adı veril- Temel prensiplerde Ehl-i Sünnetin Se-

    miştir. Eski Yunan felsefesi o devirlerde lef alimlerinin görüşlerine bağlı kalan Arapçaya tercüme edilmeye başlanmıştı. İmam Ebu´l-Hasan el-E§´ari, ayrıldığı Mutezile muhtemelen bu eserlerin etki- Mutezile mezhebinin akılcılık prensibin-sinde kalmıştır. Mutezile mezhebinin beş den de istifade ederek yeni bir ekolün ku-temel prensibi vardır ki, bunlar; 1- Tev- rucusu olmuştur. Bu ekol Ehl-i Sünnet hid; 2- Adalet; 3- Va´d ve vaîd; 4- el-Men- ilm-i kelamıdır. Böylece Eş´ari, Ehl-i Sün-zile beyne´1-menzileteyn; 5- Emr net kelamının kurucusu sayılmıştır. An-bi´1-ma´rûf nehy ani´I-münker (iyiliği em- cak, Eş´ari´nİn Ehl-i Sünnet kelamını kur-redip kötülükten sakındırmak) prensiple- mada kendinden önceki Abdullah b. Kül-ridir. Iab el-Basri (Ö.240/854) ve Haris el-Mu-

    Mutezile, İslam´da akılcılık ve te´vilci- hasibi(ö.243/857) gibi sünni alimlerin te-Hk akımının ilk temsilcisi sayılır. Mutezİ- şirini unutmamak gerekir. Aynı devirde le, akla büyük değer veren bir mezheptir. Türkistan´da, Semerkand´da yaşamış Akide konularını ispatta akli delillere çok- olan Ebu Mansur el-Maturidi ça başvurduğu gibi, akla uygun bulmadığı (333/944)´de Mutezile ve diğer bid´at fır-nakli (ayet ve hadîs) te´vilden de çekin- kalarıyla mücadele ve münazaralarda bu-roez. Halbuki o devir Ehl-i Sünnet (selef) lunmuş, sözlü ve yazılı olarak bunlara kar-alimleri nakle sıkı sıkıya bağlı kalıyorlar şı İslam akaidini müdafaa etmiştir. İmam

    Matridi Mutezile ile mücadeleyi sürdürür­ken onun kelam metodundan yararlan­mıştır. Eş´ari ile görüş ve metod paralelli­ğine sahip olmuşlardır. Böylece Ehl-i Sün­net kelamı, aynı zamanda iki ayrı bölgede iki ayrı koldan kurulmuş oluyor ve Maturi-di de Ehl-i Sünnet kelamının diğer bir ku­rucusu sayılıyor.

    Selefin, Mutezile ve Ehl-i Sünnet Kela­mının Metodları: Selefiyyenin, Mutezile­nin ve Ehl-i Sünnet kelamcılarının akaid esaslarını isbat metodları arasında fark vardır. Şöyle ki:

    Selefıyye, genel olarak ashab ve tabiu-nun yolunu izleyen İslam alimlerine veri­len bir isimdir, ki bunlar iman esaslarıyla ilgili konularda ayet ve hadislerde bildiri­lenlerle yetinen, teşbih ve tecsime düşme­den müteşabihleri olduğu gibi kabul eden, bunları tevile gitmeyen, Ehl-i Sün­netin İlk alimleridir. Bunlarda nakle (ayet ve hadis) bağlılık esastır. Te´vilden şiddet­le kaçınırlar. Eş´ari ve Maturidi´den önce­ki Ehl-i Sünnet alimleri (dört fıkhi mez-heb imamı ve öğrencileri de dahil)Selefiy-yeyi temsil ederler.

    Mutezilenin, iman esaslarını isbat me­toduna kelam adı verilmiştir. Mutezile­nin kelam metodunda inanç esaslarını is-batta nakle yer vermekle beraber akla da­ha geniş bir yer verilir. Akli deliller önde gelir. Akla öyle çok değer verilir ki nakil ile akim muarız gibi göründüğü yerde na­kil te´vil yönüne gidilir. Müteşabih ayet ve hadisler akıl ışığında te´vil edilir. Bu metod, Selefin benimsemediği bir husus olduğundan selef alimleri kelama ve ke-lamcılara karşı çıkagelmişlerdir.

    Ehl-i sünnet İlm-i kelamı ise iman esas­larını isbatta nakilden de, akıldan da ya­rarlanır. Nakle ağırlık verir. Nakle bağlı­lık esastır. Ama akli delillerden istifade-

    den çekinilmez. Te´vilcilik kısmen vardır. Müteşabih ayetlerden bir kısmı -herhangi bir zaruret varsa- genel İslami prensiple­re muhalif kalınmaksızın te´vil edilebilir.

    Kelam İlminin Geçirdiği Devirler. Mu­tezilenin, iman esaslarını isbat metoduna kelam dendiğini belirtmiştik.. Mutezile kelamı, hicrî II. ve III. asırlarda hüküm sürmüş ve IV. asrın başında yıkılmıştır. IV.asnn başından itibaren Ebu´l-Hasan el-Eş´ari ve Ebu Mansur el-Maturidi tara­fından kelam, sünnileştirilmiştir. Bu iki alim, bîr taraftan Mutezileyi reddeder­ken, öbür taraftan Mutezilenin kelam me­todundan yararlanmışlardır. Yani inanç esaslarını isbatta nakli deliller yanında ak-İİ delillerden de istifade etmişlerdir. İsla-mın, esasen akla aykırı hükümler ihtiva et­meyen bir nakil dini olduğu hususunu unutmayarak akla değer vermişler, ama Mutezile gibi aklı hakem yapmaya kalkış-mamışlardır. Zira insan, fani bir yaratık olduğu için iradesi, aklı sınırlı bîr varlık­tır. Aklı her zaman gerçeği tam olarak bi­lemez, bulamaz. Vahyin irşadına muhtaç­tır. Vahye dayalı bilgilerle bir bütünlük ar-zeder. Yoksa akıl, her zaman yanılmak­tan ve eksik bilgi vermekten kurtulamaz. Bu gerçeği gözönünde bulundurmaya biz kelamın sünnileştirilmesi adım veriyoruz. Maturidi ve Eş´ariden sonra Ehl-i Sün­net kelamı tekamül etmeye başladı. Eş´a-rİ´nin izinde gidenler Eş´ariyye, Maturi-di´nin izinde gidenler de Maturidiyye eko­lünü teşekkül ettirdiler. Ehli Sünnetin bu iki ekolünün temel prensipleri aynı olmak­la beraber bazı tali derecedeki prensipler­de görüş ayrılıkları vardır. Bunlara örnek olarak bir kaç madde zikri yeterli olacak­tır

    : 1- Maturidİlere göre, insanda, müsta­kil bir cüz´i irade vardır. Eş´arilere göre, insanı da, iradesini de Allah yaratır.

    2- Maturidİlere göre, herhangi bir bildi­ren olmasa da insan, Allah´ı bilmek mec­buriyetindedir. Eş´arilere göre, Allah´ı bilmek mecburiyeti yoktur, yani insan, kendisine bir bildiren olmadan, aklıyla Al­lah´ı bulmaktan sorumlu değildir.

    3- Ma­turidİlere göre, "tekvin" diye müstakil bir sıfat vardır. Eş´arilere göre, Allah´ın tek­vin diye müstakil, hakiki bir sıfatı yoktur. Bu, kudret sıfatının bir taalluku olan itiba­ri bir şeydir.

    4- Maturidİlere göre, pey­gamber olmak için erkek olmak şarttır. Eş´arilere göre, şart değildir. Kadından da peygamber olabilir.

    5- Maturidİlere gö­re, Allah, kullarına güç yetiremeyecekleri şeyleri teklif etmez. Eş´arilere göre, bu ca­izdir, ama vaki değidir,

    6- Maturidİlere göre, Allah´ın her yarattığının bir hikmeti vardır. Eş´arilere göre, her şeyde bir hik­met aranmaz. Hikmet şart değildir.

    7- -Maturidİlere göre, kelam-ı nefsi işitile-mez, ona delalet eden şey işitilebilir. Eş´a-rilere göre, kelam-ı nefsi işitilebilir.

    8- -Maturidİlere göre, ezelde maduma (yok´a) hitap caiz değildir. Eş´arilere gö­re, caizdir.

    9- Maturidİlere göre ye´s (ü-mitsizlik, ölüm) halinde yapılan levbe makbuldür. Eş´arilere göre, makbul değil­dir. 11- Maturidİlere göre, bir şey aslında güzel olduğu için din onu emreder, çirkin olduğu için yasaklar. Eş´arilere göre, bir şey din emrettiği için güzeldir, yine o ya­sakladığı için çirkindir. Güzellik dinin em­retmesine, çirkinlik dinin yasaklamasına bağlıdır.

    Görüldüğü gibi bu ihtilaflar lafızda ka-Ian,önemsiz ihtilaflardır. Temel konular­da ihtilaf yoktur denebilir. Ebu´l-Hasan el-Eş/ari´den sonraki meş­hur Eş´ari kelamcilar şunlardır: 1- Kadi Ebu Bekir el-Bakıllani (ö. 403/1013), 2- İmamu´l-Harameyn Ebuİ-Meali el

    Cüveyni (ö. 478/1085), 3-Ebu Hamid el-Gazzali (ö. 505/111), 4-Abdülkerİm eş-Şehristani (ö. 548/1153), 5-Fahred-din er-Razî (Ö. 606/1209), 6- Seyfeddin el-Amidi (ö. 631/1233), 7-Kadi Beydavi (ö. 685/1286), 8- Sa´deddin et~Taftazani (ö. 793/1390), 9- Seyyid Şerif el-Cürcani (ö. 816/1413).

    Ebu Mansur el-Maturidi´nİn mezhebinin önde gelen temsilcileri ise şunlardır: 1- -

    Sadrulislam Muhammed Pezdevi (ö.

    493/1100), 2-Ebu´İ-Muin en-Nesefi (ö.

    508/1115), 3- Ömer en-Nesefi (ö.

    537/1142), 4-Nureddin es-Sabuni (ö.

    580/1184), 5- Burhaneddin en-Nesefi (o.

    687/1289), 6-Ebu´I-Berekat en-Nesefi

    (ö. 710 / 1310), 7- İbnü´kHümam (ö.

    861 /1457), 8- Kemaleddin el-Beyadi (ö.

    1098/1687).

    Gerek İslam dünyasında ve gerekse batı­da Ehl-i Sünnet kelamı daha ziyade Eş´a­ri ekolüyle tanınmıştır. Eş´arı kelamcılar ve eserleri meşhur olmuştur. Asırlarca ha­kimiyetini sürdüren Osmanlılar bile med­reselerde çoğunlukla Eş´arî eserleri okut­muşlardır. Bunun sebebini anlamak ko­lay değildir. Belki, Eş´arî-Maturidî ayrılı­ğının güdülmemesi, Ehl-i sünnet kelamı­nın her iki ekolüne bir bütün olarak bakıl­ması yeterli sebep gösterilebilir. Bununla beraber Ehl-i Sünnet kelamında, Maturi­di ekolü alimlerinin eserlerinin Önemi, de­ğeri ve kelama katkısı hiçbir zaman unu­tulmamalıdır.

    Mehmet BULUT

    Bk. Amel; Eşarilik; îman; Tevhid.





+ Yorum Gönder