Konusunu Oylayın.: Hz. Peygamber veda hutbesinde, “size iki şey bırakıyorum birisi Allah’ın kitabı diğeri ehl-i beytimdir” dediği halde, “ehl-i beyt” ifadesi neden “sünnetim” diye tercüme ediliy

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Hz. Peygamber veda hutbesinde, “size iki şey bırakıyorum birisi Allah’ın kitabı diğeri ehl-i beytimdir” dediği halde, “ehl-i beyt” ifadesi neden “sünnetim” diye tercüme ediliy
  1. 23.Aralık.2010, 18:56
    1
    Misafir

    Hz. Peygamber veda hutbesinde, “size iki şey bırakıyorum birisi Allah’ın kitabı diğeri ehl-i beytimdir” dediği halde, “ehl-i beyt” ifadesi neden “sünnetim” diye tercüme ediliy






    Hz. Peygamber veda hutbesinde, “size iki şey bırakıyorum birisi Allah’ın kitabı diğeri ehl-i beytimdir” dediği halde, “ehl-i beyt” ifadesi neden “sünnetim” diye tercüme ediliy Mumsema Hz. Peygamber veda hutbesinde, “size iki şey bırakıyorum birisi Allah’ın kitabı diğeri ehl-i beytimdir” dediği halde, “ehl-i beyt” ifadesi neden “sünnetim” diye tercüme ediliyor?


  2. 23.Aralık.2010, 18:56
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 23.Aralık.2010, 20:24
    2
    ehli-sunnet
    Feseyekfikehumullah

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 19.Eylül.2010
    Üye No: 79032
    Mesaj Sayısı: 2,015
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 21
    Bulunduğu yer: Uzaklardan..

    Yanıt: Hz. Peygamber veda hutbesinde, “size iki şey bırakıyorum birisi Allah’ın kitabı diğeri ehl-i beytimdir” dediği ha




    Değerli Kardeşimiz;



    Bu konuda iki ayrı rivayet vardır:

    "Size iki şey bırakıyorum; onlara temessük etseniz necat bulursunuz: biri Kitabullah/Kur’an, biri Âl-i Beytim."( Tirmizî, Menâkıb: 31; Müsned, 3:14, 17, 26) mealindeki hadis-i şerif ehl-i beyt dairesinin ne kadar önemli olduğunu açıkça göstermektedir.

    Uzun bir hadis rivayetine göre, Peygamberimiz(a.s.m) meclisteki sahabelere ayrı ayrı iltifatta bulundu ve onları ikişer ikişer kardeş yaptı. Kendisinin geride kaldığını hisseden Hz. Ali, resulullah’ın kendisine gücendiğinden şüpheye düşüp üzüldü ve bunu ona açtı. Peygamberimiz “Seni sona bırakmakla kendime kardeş yapmak istedim. Senin, benim yanımdaki konumun, Harun’nun Musa’nın yanındaki konumu gibidir(şu var ki benden sonra peygamber gelmeyecektir) ve sen benim varisimsin” diye cevap verdi. Ali “Ya resulellah! Senden miras alacağım şey nedir?” diye sorunca, “peygamberlerin bıraktıkları miras türü şey” diye cevap verdi. “Senden önceki peygamberler ne gibi şeyleri miras bırakmışlar?” sorusuna da “onlar Allah’ın kitabını ve peygamberlerinin sünnetini..” diye cevap verdi.(bk. Taberanî,-el-Kebîr/Şamile, 5/163).
    Bu hadis rivayetinden anlaşılıyor ki, “âl-i beyt” ile “sünnet” arasında sıkı bir ilişki vardır. Sünnetin asıl taşıyıcıları Hz. Ali ve onun riyaset ettiği ve neslinin başını çektiği ehl-i sünnet âlimleridir.

    Ebu Hüreyre’den nakledildiğine göre Peygamberimiz şöyle buyurdu: “Size iki şey bırakıyorum. (Bunlara tutunursanız) asla delalete düşmezsiniz: Allah’ın kitabı ve sünnetim. Bu ikisi (kıyamette) havza kadar ayrılmadan beraberce geleceklerdir”(Hâkim,1/93). Zehebî bu hadis üzerinde sükut etmiştir(a.g.y)

    Diğer taraftan hadis-i şerifte Allah’ın Kitabına ve Âl-i Beyt’e yapışmanın birlikte zikredilmesiyle, bizlere şu hakikat ders verilmiştir:

    Allah’ın Kitabına uyan her Müslüman, Âl-i Beyt’i sevecek, Âl-i Beyt’i seven her Müslüman da Allah’ın Kitabı’yla amel edecektir. Binâenaleyh, Âl-i Beyt’i seven bir mümin, Kur’ân-ı Kerim’in ihtiva ettiği bütün inanç esaslarına iman ettiği gibi, gerek ahlâka, gerekse ibadete dair bütün hükümlerine de inanacak ve onları hayatına uygulayacaktır.

    Her şey gibi Âl-i Beyt’i sevmenin de bir ölçüsünün olması lâzımdır. Bu ölçü ise, Resulüllah Efendimizin (asm.) Sünnet-i Seniyye’sini, bütünüyle yaşamaktır. Bu hususu Bediüzzaman Hazretleri şöyle ifade etmektedir:

    “Âl-i Beyt’ten vazife-i Risaletçe muradı, Sünnet-i Seniyye’sidir. Sünnet-i Seniyye’yi terk eden hakikî Âli Beyt’ten olmadığı gibi Âl-i Beyt’e hakikî dost da olamaz” (bk. Lemalar, Dördüncü Lema, Üçüncü Nükte)
    Nitekim Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Bütün müttakiler/günahlardan kendini muhafaza edenler, Muhammed’in âlidir (ehl-i beytidir.)” (bk. Ali el-Muttakî, Kenzü’l-Ummâl, III, 89; (No:5624); Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, X, 269.)”

    Ehl-i Beytimden bazıları kendilerinin bana insanların en evlâsı (en sevgilisi) olduğunu düşünüyorlar. Hâlbuki durum öyle değildir. Şüphesiz benim içinizdeki dostlarım, muttakilerdir. Onlar (nesep ve yer olarak) kim olursa olsun, nerede bulunursa bulunsun, değişmez.” (bk. Taberânî, el-Mu’cemu’s-Sağîr, no: 318, Deylemî, Müsned, I, 287 (No:904), Ahmed, Müsned, V, 235; Ali el-Muttakî, Kenz, III, 91)

    İman, sevgi ve takva yolunda hizmet ile herkes bu şereften bir derece pay sahibi olabilir. Bu kapı herkese açıktır. “Allah’ın dostları ancak muttakilerdir.” (Enfal, 8/34) âyeti nazil olunca, Hz. Resûlullah (s.a.v): “Benim dostlarım ancak muttakilerdir.” (Hâkim, Müsterdek, II, 328) buyurarak, işin esâsının iman ve takva olduğunu belirtir.
    Bu hakikate binâen, ancak Sünnet-i Seniyye’ye tâbi olan bir Müslüman, Âl-i Beyt’i gerçek anlamda sevmiş olacaktır.

    Şu hakikati de ifade edelim ki, bizim Ehl-i Beyt’i sevmemiz onların sadece şahsiyetleri için değil, Kur’an’a yaptıkları hizmetleri, İslâm Dini’nin neşrinde gösterdikleri büyük fedakârlıkları, ilim ve irfan sahasında yaptıkları hizmetleri içindir.

    Onların bu hizmetleri sayesinde, ümmet-i Muhammed itikatlarını ehl-i dalâletin sapık fikirlerinden, hurafelerden, batıl inançlardan koruyabilmiştir.

    Onların bu halis, fedakâr, sadıkâne hizmetlerine bir mükâfat olarak, Cenâb-ı Hak, İslâm âlemini asırlar boyu irşat eden Zeyne’l-Abidin, Ca’fer-i Sâdık, Abdülkadir-i Geylâni Hazretleri gibi nice büyük mürşitleri onların neslinden göndermiştir.

    Âl-i Beyt, ibadeti, hayatlarının en büyük gayesi bilmişler ve ömürlerinin her anında, kulluk görevini en yüksek sadakat ve ihlâsla yerine getirmişlerdir. Meselâ: Zeyne’l-Âbidin Hazretleri, en dehşetli fitneler ve siyaset çekişmeleri içinde bile, gece ve gündüzde bin rekât namaz kılardı.

    Onların neslinden gelen bütün kutuplar, mücedditler, evliya ve asfiyalar da, aynı yolu takip etmişler, büyük bir gayret ve çalışmayla ümmeti bu yola yönlendirmişlerdir.

    O halde, Ehl-i Beyt’i seven her mümin de, ibadet görevini yerine getirmekle, onları örnek almalı, onlara benzemeli ve onlar gibi olmaya gayret etmelidir. Ehl-i Beyt’i gerçek anlamda sevmek de ancak bu yolla gerçekleşebilir.
    Buna göre, ehl-i Beyt'i sevmek Allah'ın ve Peygamberimizin emridir. Ehl-i sünnet onları sevmiş, hutbelerinde onlar için dua etmiş ve isimlerini çocuklarına koymuştur.

    Ancak Ehl-i Beyti sevmenin en büyük ölçüsü, onların yaşadığı İslamiyeti yaşamak ve Peygamber efendimizin hayat tarzına uymaktır.
    İlave bilgiler için tıklayınız:


    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet



  4. 23.Aralık.2010, 20:24
    2
    Feseyekfikehumullah



    Değerli Kardeşimiz;



    Bu konuda iki ayrı rivayet vardır:

    "Size iki şey bırakıyorum; onlara temessük etseniz necat bulursunuz: biri Kitabullah/Kur’an, biri Âl-i Beytim."( Tirmizî, Menâkıb: 31; Müsned, 3:14, 17, 26) mealindeki hadis-i şerif ehl-i beyt dairesinin ne kadar önemli olduğunu açıkça göstermektedir.

    Uzun bir hadis rivayetine göre, Peygamberimiz(a.s.m) meclisteki sahabelere ayrı ayrı iltifatta bulundu ve onları ikişer ikişer kardeş yaptı. Kendisinin geride kaldığını hisseden Hz. Ali, resulullah’ın kendisine gücendiğinden şüpheye düşüp üzüldü ve bunu ona açtı. Peygamberimiz “Seni sona bırakmakla kendime kardeş yapmak istedim. Senin, benim yanımdaki konumun, Harun’nun Musa’nın yanındaki konumu gibidir(şu var ki benden sonra peygamber gelmeyecektir) ve sen benim varisimsin” diye cevap verdi. Ali “Ya resulellah! Senden miras alacağım şey nedir?” diye sorunca, “peygamberlerin bıraktıkları miras türü şey” diye cevap verdi. “Senden önceki peygamberler ne gibi şeyleri miras bırakmışlar?” sorusuna da “onlar Allah’ın kitabını ve peygamberlerinin sünnetini..” diye cevap verdi.(bk. Taberanî,-el-Kebîr/Şamile, 5/163).
    Bu hadis rivayetinden anlaşılıyor ki, “âl-i beyt” ile “sünnet” arasında sıkı bir ilişki vardır. Sünnetin asıl taşıyıcıları Hz. Ali ve onun riyaset ettiği ve neslinin başını çektiği ehl-i sünnet âlimleridir.

    Ebu Hüreyre’den nakledildiğine göre Peygamberimiz şöyle buyurdu: “Size iki şey bırakıyorum. (Bunlara tutunursanız) asla delalete düşmezsiniz: Allah’ın kitabı ve sünnetim. Bu ikisi (kıyamette) havza kadar ayrılmadan beraberce geleceklerdir”(Hâkim,1/93). Zehebî bu hadis üzerinde sükut etmiştir(a.g.y)

    Diğer taraftan hadis-i şerifte Allah’ın Kitabına ve Âl-i Beyt’e yapışmanın birlikte zikredilmesiyle, bizlere şu hakikat ders verilmiştir:

    Allah’ın Kitabına uyan her Müslüman, Âl-i Beyt’i sevecek, Âl-i Beyt’i seven her Müslüman da Allah’ın Kitabı’yla amel edecektir. Binâenaleyh, Âl-i Beyt’i seven bir mümin, Kur’ân-ı Kerim’in ihtiva ettiği bütün inanç esaslarına iman ettiği gibi, gerek ahlâka, gerekse ibadete dair bütün hükümlerine de inanacak ve onları hayatına uygulayacaktır.

    Her şey gibi Âl-i Beyt’i sevmenin de bir ölçüsünün olması lâzımdır. Bu ölçü ise, Resulüllah Efendimizin (asm.) Sünnet-i Seniyye’sini, bütünüyle yaşamaktır. Bu hususu Bediüzzaman Hazretleri şöyle ifade etmektedir:

    “Âl-i Beyt’ten vazife-i Risaletçe muradı, Sünnet-i Seniyye’sidir. Sünnet-i Seniyye’yi terk eden hakikî Âli Beyt’ten olmadığı gibi Âl-i Beyt’e hakikî dost da olamaz” (bk. Lemalar, Dördüncü Lema, Üçüncü Nükte)
    Nitekim Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Bütün müttakiler/günahlardan kendini muhafaza edenler, Muhammed’in âlidir (ehl-i beytidir.)” (bk. Ali el-Muttakî, Kenzü’l-Ummâl, III, 89; (No:5624); Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, X, 269.)”

    Ehl-i Beytimden bazıları kendilerinin bana insanların en evlâsı (en sevgilisi) olduğunu düşünüyorlar. Hâlbuki durum öyle değildir. Şüphesiz benim içinizdeki dostlarım, muttakilerdir. Onlar (nesep ve yer olarak) kim olursa olsun, nerede bulunursa bulunsun, değişmez.” (bk. Taberânî, el-Mu’cemu’s-Sağîr, no: 318, Deylemî, Müsned, I, 287 (No:904), Ahmed, Müsned, V, 235; Ali el-Muttakî, Kenz, III, 91)

    İman, sevgi ve takva yolunda hizmet ile herkes bu şereften bir derece pay sahibi olabilir. Bu kapı herkese açıktır. “Allah’ın dostları ancak muttakilerdir.” (Enfal, 8/34) âyeti nazil olunca, Hz. Resûlullah (s.a.v): “Benim dostlarım ancak muttakilerdir.” (Hâkim, Müsterdek, II, 328) buyurarak, işin esâsının iman ve takva olduğunu belirtir.
    Bu hakikate binâen, ancak Sünnet-i Seniyye’ye tâbi olan bir Müslüman, Âl-i Beyt’i gerçek anlamda sevmiş olacaktır.

    Şu hakikati de ifade edelim ki, bizim Ehl-i Beyt’i sevmemiz onların sadece şahsiyetleri için değil, Kur’an’a yaptıkları hizmetleri, İslâm Dini’nin neşrinde gösterdikleri büyük fedakârlıkları, ilim ve irfan sahasında yaptıkları hizmetleri içindir.

    Onların bu hizmetleri sayesinde, ümmet-i Muhammed itikatlarını ehl-i dalâletin sapık fikirlerinden, hurafelerden, batıl inançlardan koruyabilmiştir.

    Onların bu halis, fedakâr, sadıkâne hizmetlerine bir mükâfat olarak, Cenâb-ı Hak, İslâm âlemini asırlar boyu irşat eden Zeyne’l-Abidin, Ca’fer-i Sâdık, Abdülkadir-i Geylâni Hazretleri gibi nice büyük mürşitleri onların neslinden göndermiştir.

    Âl-i Beyt, ibadeti, hayatlarının en büyük gayesi bilmişler ve ömürlerinin her anında, kulluk görevini en yüksek sadakat ve ihlâsla yerine getirmişlerdir. Meselâ: Zeyne’l-Âbidin Hazretleri, en dehşetli fitneler ve siyaset çekişmeleri içinde bile, gece ve gündüzde bin rekât namaz kılardı.

    Onların neslinden gelen bütün kutuplar, mücedditler, evliya ve asfiyalar da, aynı yolu takip etmişler, büyük bir gayret ve çalışmayla ümmeti bu yola yönlendirmişlerdir.

    O halde, Ehl-i Beyt’i seven her mümin de, ibadet görevini yerine getirmekle, onları örnek almalı, onlara benzemeli ve onlar gibi olmaya gayret etmelidir. Ehl-i Beyt’i gerçek anlamda sevmek de ancak bu yolla gerçekleşebilir.
    Buna göre, ehl-i Beyt'i sevmek Allah'ın ve Peygamberimizin emridir. Ehl-i sünnet onları sevmiş, hutbelerinde onlar için dua etmiş ve isimlerini çocuklarına koymuştur.

    Ancak Ehl-i Beyti sevmenin en büyük ölçüsü, onların yaşadığı İslamiyeti yaşamak ve Peygamber efendimizin hayat tarzına uymaktır.
    İlave bilgiler için tıklayınız:


    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet






+ Yorum Gönder