+ Yorum Gönder
Soru ve Cevaplar ve Misafir Soruları Kategorisinden İtikat Dersi Örnek Ders İşlenişi Konusununa Bakıyorsunuz..
  1. Misafir

    İtikat Dersi Örnek Ders İşlenişi






  2. Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Yanıt: İtikat Dersi Örnek Ders İşlenişi


    Reklam



    Cevap: İtikad Dersi Örnek Ders İşlenişi

    A. BİÇİMSEL BÖLÜM

    Dersin Adı : İtikat
    Ünite : Allah-İnsan ve Alem İlişkisi
    Konu : Allah ve Yaratılış
    Süre : 80 Dakika
    Strateji, Yöntem ve Teknikler : Sunuş ve buluş yoluyla öğretme stratejisi, düz anlatım, soru ve cevap, slayt gösterimi, drama tekniği, film raporu.
    Kaynak ve Materyaller : CD, CD Player, Kur’an – ı Kerim, asetatlar, tepegöz, kitaplar, dergiler, bilgisayar.
    Hedef ve Davranışlar :
    Hedef 1: Allah ve yaratılış konusu ilgili kavramlar bilgisi
    Davranışlar:
    1. Allah, evren, yaratılış kavramalarını kendi ifadeleriyle tarif eder.
    Hedef 2: Evrendeki düzeni fark edebilme.
    Davranışlar

    1.Çevresinden belli bir plan ve program dahilinde yapılan işlere örnekler verir.
    2. Evrendeki düzene ait örnekler verir.
    3.Evrendeki tabiat olaylarının belli bir düzende oluştuğunu söyler.
    4.Evrende bir düzen olduğunu belirtir.

    Hedef 3 Evrendeki düzeni sağlayan bir yaratıcı olduğunun farkına varabilme
    Davranışlar
    1.Evrendeki düzenin tesadüfi olmadığını söyler.
    2.Evrendeki düzenin sonsuz bir güç tarafından sağlandığını ifade eder.
    3.Kendisini ve ailesini yaratanın Allah olduğunu söyler.
    4.Evrendeki düzeni sağlayan sonsuz gücün Allah olduğunu belirtir.



    B. Dersin İşleniş Örüntüsü
    1. Giriş Bölümü
    a) Dikkat çekme ve güdüleme : Öğretici, öğrenenlere evrende tesadüflere yer olmadığı sonucuna ulaşabilmeleri amacıyla bir soru sorar: “Arkadaşlar dün arkadaşımla çiçekçinin önünden geçiyorduk. O sırada arkadaşım bana şöyle bir soru sordu: “Çiçekler neden yeşil açmazlar?” Şimdi ben bu soruyu size soruyorum. Siz nasıl cevap verirsiniz? Öğretici öğrenenlere düşünmeleri için 2 – 3 dakika süre verir. Cevapların doğru yada yanlış olduğunu söylemez.
    Güdüleme: Eğer evrendeki düzenin farkına varırsanız, hiçbir şeyin tesadüf eseri olmayacağını, her şeyin sonsuz bir güç tarafından yaratılmış olduğunu, bu sonsuz gücün de yüce Allah olduğunu görüsünüz.
    b) Gözden geçirme: Bu derste evrendeki düzenin farkına varacak, bu düzeni sağlayan yaratıcı gücün yüce Allah olduğunu göreceksiniz.
    2. Gelişme Bölümü
    Derse geçiş : Öğretici, “Bu derste geçen temel kavramlar var. Bu kavramların ne anlama geldiğini önce ben anlatacağım ve örnekler vereceğim. Anlamadığınız yer olursa sorarsınız.” der ve öğrenenlerin arkalarına yaslanıp dinlemelerini ister.
    Etkinlikler
    Etkinlik 1: Öğretici evren ve düzen kavramalarının ne olduğunu öğrenenlere sorar. Öğrenenlerden gelen cevapları da dikkate alarak evren ve düzen kavramalarını tanımlar. (1. hedef 1. davranış)
    Etkinlik 2: Evren ve düzen kavramlarının günlük dilde kullanılışına öğrenenlerden örnekler alır ve kendisi de örnekleri verir. (1. hedef 1. davranış)
    Etkinlik 3: Evren ve düzen kavramları öğrenenlerden tarafından iyice anlaşıldıktan sonra, öğretici yaratılış kavramının öğrenenler tarafından kullanılıp kullanılmadığını sorar ve nasıl kullandıkları ile ilgili örnekler alır. Günlük dilde kullanılan yaratma ile ilgili örnekler arasında eğer farklılıklar varsa bunların kullanımı arasındaki farklılıklar belirtilir. Yaratma kavramının İslam’da ne anlamda kullanıldığını açıklar. (1. hedef 1. davranış)
    Etkinlik 4: Öğretici evren, düzen ve yaratılış kavramları ile ilgili düzenlediği etkinliklerden sonra, bu üç kavram arasındaki ilişkiye dikkat çeker. Mümkün olduğunca çok örneklerle öğrenenlerin bu ilişkiyi kavramalarını ve evrendeki sistemin farkına varmalarını sağlar. (1. hedef 1. davranış)
    Ara Özet: Öğretici ders konusu ile ilgili kavramları kısaca yeniden açıklar ve bir sonraki hedef davranışlara geçiş yapar.
    Etkinlik 5: Öğretici, öğrenenlerden yakın çevrelerinden faaliyetlerin nasıl yapıldığı ile ilgili örnek vermelerini ister. İpucu olarak örneğin evdeki işlerin belli bir plan ve düzen içinde yapılıp yapılmadığını sorabilir. Bu etkinlikle ilgili olarak öğretici daha önceden bir çalışma yaprağı hazırlayıp öğrencilerin bunun üzerinde çalışmalarını temin edebilir. (2. hedef 1. davranış)
    Etkinlik 6: Öğretici, öğrenenin çevresinden düzen ile ilgili örnekler aldıktan sonra bu defa, öğrenenlerden yağmur, göklerin ayakta duruşu, güneşin doğuşu ve batışı ve benzerlerinde bir düzen ve plan olup olmadığını, bu konuyu düşünüp düşünmediklerini sorar ve bunlara ait örnekler alır. (2. hedef 2. davranış)
    Etkinlik 7: Öğretici daha sonra tepegözle aşağıdaki ayetleri yansıtarak, bu ayetler üzerinde öğrenenlerin düşünmelerini ister. (2. hedef 2. davranış)

    “Yedi göğü birbiri üzerine tabaka tabaka yaratan da Odur. Rahman’ın Yaratmasında bir ayrılık, uyumsuzluk görmezsin. Gözünü döndür de bak, bir bozukluk görüyor musun?” (Mülk Suresi, 3–4. Ayetler).

    “Güneş de ay da bir hesab ile yürümektedir. Bitki ve ağaç Ona secde etmektedir. Göğü yükseltmiş ve mizanı koymuştur.” (Rahman Suresi, 5, 6 ve 7. Ayetler).
    Yukarıdaki ayetler hakkında öğrenenlerin görüşleri alınır ve öğretici gerekli açıklamaları yapar.
    Etkinlik 8: Tahtaya onbir tane öğrenen çıkartılır. Her birinden güneş sistemimizdeki bir gezegeni, Güneş’i ve Ay’ı canlandırmaları istenir. Güneş sistemi hakkındaki bilgileri hatırlatılarak drama ile güneş sisteminin işleyişini göstermeleri istenir. Daha sonra öğrenenlerin onlar için belirlenmiş olan yörüngede değil, uzayda rast gele istedikleri hareket etmeleri istenir. Öğrenenler birbirleri ile çarpışır ve bir düzensizlik oluşur. (2. hedef 3. hedef davranış)

    Etkinlik 9: Öğretici 7. etkinlikteki ayetler ve 8. etkinlikteki drama ile ilgili öğrenenlerin düşüncelerini aldıktan sonra, kendisi de gerekli açıklamaları yapar. Evrende bir düzen olduğunu ifade eder. Bu etkinlik sırasında öğretici, evrendeki düzeni ve bu düzenin kaynağı olan Yaratıcı’yı ön planda tutmaya çalışır. (2. hedef 3,4. hedef davranış)

    Etkinlik 10: Seçilmiş gezegenin okunması ve üzerinde yorum yapılması. (3. hedef 1, 2. hedef davranış)
    SEÇİLMİŞ GEZEGEN
    Dünya, kendi ekseni çevresindeki dönüşünü daha uzun yada daha kısa sürede tamamlasaydı ne olurdu dersiniz? Günler yine 24 saat olur muydu? Peki ya Dünya’mız, mevcut büyüklüğünde olmasaydı? Mesela onun % 8’i nispetinde küçük olan Merkür, yada kendisinden 318 kat daha büyük olan Jüpiter kadar olsaydı neler değişirdi?
    Şüphesiz Dünya’mızın yaradılışındaki hiçbir şey sebepsiz olmadığı gibi büyüklüğü, gecesi, gündüzü veya uzay boşluğundaki konumu da rasgele değildir.
    Eğer Dünya’nın kendi ekseni etrafındaki dönüş süresi şimdikinden farklı olsaydı, bu durumda belki geceler daha uzun olurdu. O zaman da yeryüzü daha fazla soğurdu. Uzun gündüzlerde ise fazlaca ısınırdı. Ekseni etrafında çok yavaş döndüğü için gecesi ile gündüzü arasındaki ısı farkı, 1000 dereceyi bulan Merkür’e benzerdi beklide Dünya’mız.
    Gelelim farklı boyutlardaki bir Dünya’yı düşünmeye. Daha küçük bir Dünya, daha zayıf bir yerçekimine sahip olacağından atmosfer gazlarını kolaylıkla uzay boşluğuna kaçırırdı. Bu da hayali bile çok kötü olan atmosfersiz bir Dünya demekti. Daha büyük bir Dünya’da ise yer çekimi artacağından, zehirli gazlar bile atmosferde kalacaktı. O zaman nefes almak bile imkansızlaşacaktı.
    Ya atmosfer olmasaydı? Dünya’mız da atmosfersiz olan Ay gibi gündüzleri 120 dereceye ulaşan kavurucu sıcaklar, geceleri de sıfırın altında 150 dereceye kadar düşen dondurucu soğuklar mı yaşardı acaba? Atmosfer olmayınca, karbondioksit ve su buharı da olmazdı. Gündüzleri Güneş’ten gelen ışınların bir kısmını tutan ve uzay boşluğuna geri bırakmayan bu gazların olmaması, onların görevlerinin yapılmaması anlamına gelecekti. Yani o zaman Dünya’mız, gündüz Güneş ışınlarından korunamayacak, gece ise gündüz sıcaklığını saklanamayacaktı.
    Şimdi de Güneş’in Dünya’mıza daha yakın ya da çok daha uzak olduğunu düşünelim. Eğer Güneş enerjisi Dünya’mıza şimdikinden % 10 bile daha az gelseydi, yeryüzü metrelerce kalınlıkta buzullarla kaplanırdı. Enerjideki az bir artışta ise bütün canlılar kavrularak ölürdü.
    Peki Dünya’mız, dönme ekseniyle 23o 27’ derecelik açı yapmasaydı ne olurdu? Mevsimler bu eğim sayesinde oluştuğuna göre, açıdaki herhangi bir farklılık, mevsimler arasındaki aşırı sıcaklık farkları oluşurdu. Bu da yeryüzünde dayanılmaz sıcaklıktaki yazların ve aşırı soğuk kışların yaşanması demekti.
    Oysaki Dünya’mız ne Mars gibi soğuktan donuyor, ne de Venüs gibi sıcaktan kavruluyor. Yakın komşusu Ay bile göktaşı yağmurlarına ve zararlı ışınlara maruz kalırken Dünya’mız, ılıman ve hoş bir iklime sahip ve içerisinde eksikliğini hissettiğimiz hiçbir şey yok. Çok hassa dengeler üzerine kurulmuş bir düzen içinde her varlık görevini eksiksiz yapıyor. Dünya durmadan dönüyor. Güneş, her gün doğuyor. Toprak, hep ayağımızın altında. Belki de ne kadar önemli olduğunu ancak olmadığında anlayabileceğimiz hava, bizi hiç yalnız bırakmıyor. Hiçbir aksaklık neden mi yaşanmıyor? Çünkü Dünya’mız, her haliyle özel konumunu ve seçilmişliğini hissettiren sıcacık ve capcanlı bir yuva.

    Etkinlik 11: Öğretici, gerek öğrenenlerin çevrelerinde olanların gerekse evrende olan olayların tesadüf olup olmadığını sorur. Öğrenenlerden gelen cevapları da değerlendirerek, evrende olup biten hiçbir şeyin tesadüfi, rasgele olmadığına vurgu yapar. (3. hedef 1 davranış)
    Etkinlik 12: Evrendeki olup bitenlerin bir düzen ve plan içerisinde cereyan ettiğine vurgu yapan öğretici, öğrenenlerin somut deneyimlerini göz önünde bulundurarak, -örneğin kendi çevrelerinde olanların kendi kendine oluşmadığına göre düzenleyenlerinin kim olduğu gibi- peki bu düzeni sağlayan kimdir? sorusunu yöneltir. Yine öğrenenlerden gelen cevapları da dikkate alarak, evrendeki bu düzenin ancak bütün bunları yapabilecek güce, bilgiye vb. sahip sonsuz bir güç tarafından yapılabileceğini belirtir. Kendisini ve ailesini yaratanın da bu güç olduğu vurgulanır. Ancak bizim bazı işleri düzenlememizle, bu sonsuz gücün düzenlemesi arasındaki farka dikkat çekilmelidir. (3. hedef, 2, 3. davranış)
    Etkinlik 13: Bir yapan olmadan köprü olur mu? okunması ve konuşulması. (3. hedef 4. hedef davranış)
    BİR YAPAN OLMADAN KENDİLİĞİNDEN KÖPRÜ OLUR MU?
    — Evet, şimdi gelelim konumuzu açıklayacak bir ola­ya.
    Biliyorsunuz İmam-ı A'zam Ebû Hanîfe büyük bir din bilginidir. İbadet konusunda onun yolunda olduğumuz için Ebû Hanîfe'ye uyanlar mânâsında bizlere Hanefî de­nilmektedir. İşte bu Ebû Hanîfe daha küçük bir çocukken bile çok akıllı, zeki ve bilgili imiş. Küçük bir bilginmiş an­layacağınız. Onun yaşadığı Bağdat şehrine bir inançsız adam gelmiş. Adam çok kendine güvenen biriymiş... Kim bana Allah'ın varlığını ispat edebilir demiş... O zaman İmam-ı A'zam'ı göstermişler.
    — Bizim bu küçük bilginimiz bile, sana Allah'ın var­lığını ispatlayabilir, demişler...
    İnançsız adam küçümseyen bakışlarıyla şöyle bir süzmüş küçük bilgini ve demiş ki:
    — Hadi bakalım, ispatlasın da görelim.
    Büyük bir meraklı kitlesi toplanmış. İnançsız adam kurulan yüksek bir kürsüye çıkıp oturmuş. Herkese tepe­den bakıp kasılıyor, bilgiçlik taslıyormuş. Bu sırada İmam-ı A'zam, demiş ki: Benim kitaplarım evde kaldı. Gi­dip onları getireyim önce.
    — Peki, demişler.
    İmam-ı A'zam gitmiş gelmemiş, yitmiş bulunmamış... Herkesin sabrı tükenmiş. Biraz da pişman olmuşlar. Keş­ke başkasını çıkarsaydık bu adamın karşısına gibiler­den... İnançsız adam, kasım kasım kasılıyor ve nerede kaldı sizin şu küçük bilgininiz diye büsbütün canlarını sıkıyormuş... Ama herkes bu işin içinde bir anormallik ol­duğunu da sezmekteymiş. Çünkü İmam-ı A'zam dosdoğ­ru bir insandır. Yalan söylemez, sözünde durur. Gelmeye çekse mutlaka söy­ler, ya da haber gön­derir. ..
    Böylece bir hayli za­man geçtikten sonra çıkıp gelmiş küçük bilgin. Tabiî kalaba­lıkta bir uğultu ve rahatlama... İnançsız adamda ise biraz da­ha kendine güven belirmiş. Sormuş İmam-ı A'zam'a: "Ne­rede kaldın? Yoksa Allah'ın varlığını is­pati ay amam akta n mı korktun?" diye.
    İmam-ı A'zam gayet rahat ve soğukkanlılıkla cevap vermiş:
    - Hayır, böyle bir korkum yok. Çünkü Allah'ın var­lığını ispatlamak çok kolay bir konudur. Ancak benim ge­cikmemin bir sebebi vardır. Benim evim karşı kıyıdadır. Biliyorsunuz, Bağdat'ın ortasından kocaman bir ırmak akar. Karşıya geçtikten sonra büyük bir sel ve fırtına çık­tı... Tekrar dönüş için ne bir sandal, ne de bir köprü kal­dı...
    - Peki şimdi nasıl geçip geldin?...
    İşte ben de onu anlatacağını. Geldim kıyıya. Bir de baktım ki, kocaman kocaman taşlar kıyıdan yuvarlanıp atlıyorlar ırmağın içine. Yeni gelen taş da öncekinin üstü­ne, derken köprü ayakları meydana geldi. Bu arada hava­da kendi kendine uçuşan uzun tahtalar bu ayakların üze­rine örtüldü. Arkasından çiviler yine havadan uçuşarak kurşun gibi saplanıp tahtaları ayaklara tutturdular. O sırada kıyıdaki toprak da ayağımın altından kayarak bu tahtaların üstünü kapattı. Büyük ve rahat bir yol gibi, ko­caman bir köprü meydana geldi. Ben de üzerinden yürü­yüp geçtim ve geldim.
    - Herkes şaşkınlık ve üzüntüyle bu sözleri dinlerken inançsız adamın keyfî büsbütün artmış ve demiş ki:
    - Yahu, karşıma küçük bir bilgin diye akılsız bir ço­cuk mu çıkardınız? Bir yığın saçma ile uğraşacak vaktim yok benim...
    - İmam-ı A'zam, adama bakmış ve tane tane şöyle ko­nuşmuş:
    - Neresi saçma bu anlattıklarımın?...
    - Neresi saçma değil ki? Koskoca köprünün kendi kendine meydana geldiğini ciddi ciddi anlatıp duruyor­sun. Hiç yapan, çalışan olmadan kendiliğinden köprü olur mu?
    İmam-ı A'zam'ın gözleri sevinçle parıldamış. İnançsız adamı susturan şu cevabıyla, dinleyenler de derin bir ne­fes almışlar:
    Peki bir köprü mü daha sanatlı ve büyüktür, yok­sa bu dünya mı?
    Elbette dünya çok daha büyük ve sanatlıdır.









    - Öyleyse dünyaya göre çok daha küçük ve basit olan bir köprünün kendi kendine meydana gelemeyeceği­ni söylüyorsun da, bu muhteşem dünyanın nasıl kendi
    kendine oluştuğunu söyleyebiliyorsun? Köprüyü bir ya­pan vardır, ustasız olmaz diyorsun, doğru... Evet ama, bu dünyayı da bir yaratan, yapan olmalı değil midir?
    İnançsız adamın bütün keyfi kaçmış bir anda. Kızarıp bozarmış, yutkunmuş bir sürü. Gülmeye çalışmış ama, bu gülüş çok acı bir gülüş olmuş. Çaresizlik ve pe­rişanlık içinde
    - Peki, demiş, kabul ediyorum ki, bu dünya da ken­di kendine olmamıştır. Onun da yaratıcısı vardır.
    - İşte o yaratıcı Allah'tır, demiş İmam-ı A'zam...

    Etkinlik 14: Öğrenenlere, o zaman bu sonsuz gücün kim olabileceği, nasıl isimlendirileceği sorusu yöneltir. Öğrenenlerden gelen cevap “Allah” olacaktır. Öğretici bütün etkinlikleri dikkate alarak Allah’ın yaratıcı, bilen, gören, bütün evreni düzenleyen ve yöneten vb. olduğunu belirtir. (3. hedef 4. davranış)

    3. Kapanış ve Değerlendirme Bölümü
    Son özet: Evrende mükemmel bir düzen vardır. Bu düzen tesadüfi değildir. Bu mükemmel düzeni sağlayan sonsuz bir güç vardır. Bu düzeni yaratan ve devam ettiren sonsuz güç, Allah’tır.
    Tekrar güdüleme: Eğer evrendeki mükemmel düzenin farkına varırsanız hiçbir şeyin tesadüf olmayacağını, her şeyin sonsuz bir güç tarafından yaratılmış olduğunu, bu sonsuz gücün de Yüce Allah olduğunu görürsünüz.
    Değerlendirme: Öğretici her bir etkinliğin sonunda yaptığı değerlendirmelerden başka bütün bir derste öğrenci kazanımlarının oluşup oluşmadığı ile ilgili olarak aşağıdaki değerlendirme türlerinden yararlanabilir.



  3. Desert Rose
    Silent and lonely rains
    1.Aşağıdaki kavramları tanımlayınız. (1. hedef 1. hedef davranış)
    Evren:……………………………………………………………………
    ……………………………………………………………………………
    Düzen:……………………………………………………………………..
    ……………………………………………………………………………
    Yaratılış:…………………………………………………………………..
    ……………………………………………………………………………..

    2.Öğrenenin çevresinden ve evrendeki düzene ait örnekler bulmaları. (2. hedef 1,2.hedef davranış)
    Çevreden Örnekler Evrenden Örnekler
    1…………………….. 1……………………..
    2…………………… 2…………………….
    3……………………. 3……………………….
    4…………………… 4……………………….

    3.Evrendeki tabiat olaylarının belli bir düzeni olmasaydı (2. hedef 3 hedef davranış)
    1……………………………………………………………
    2…………………………………………………………..
    3……………………………………………………………
    4…………………………………………………………….
    5…………………………………………………………… olurdu.

    4. Benim düzenlemem ve üretmemle Allah’ın düzenlemesi ve yaratması arasındaki fark nedir? (3. hedef 2,3 hedef davranış)
    Ben Allah
    Olanlardan üretirim Yoktan yaratır
    …………………. …........................
    ………………… …………………
    ……………….. …………………

    5.Birden fazla Allah olsaydı ne olurdu? (3. hedef 4. hedef davranış)
    1.Düzensizlik olurdu.
    2. ……………………
    3……………………….
    4…………………………
    5………………………….

    Ödev verme ve kapanış: Öğretici öğrenenlere dağıtacağı İbrahim kıssasını okumalarını ve bu kıssayı bugünkü derste öğrendikleri çerçevesinde değerlendirmeleri ile ilgili bir ödev verebilir. Daha sonra ise kapanış yapar.

    ÖDEV İÇİN DAĞITILACAK İBRAHİM KISSASI
    Ey ateş, serin ve zararsız ol'
    İbrahim Peygamber (as) çocuktu henüz. Babası, ailesi ve milleti, taştan putlara ilah diyerek tapınıyordu. Henüz 'ilah' nedir bilmiyordu. Fakat içinden, 'Bu taşın bize üstünlüğü nedir?' sorusu geçmiyor da değildi. Çocuk aklıy­la, gece gündüz taş tanrılara tapınan büyüklerinin halini tuhaf buluyordu.
    Büyüdükçe kuşkulan da kendisiyle birlikte büyüdü.
    İlk gençlik çağının sonlarında artık soruları, olgun in­sanların bile sormayı akıl edemediği kadar büyümüştü.
    'Taş bunlar!' diyordu, 'Adı üstünde taş. Cansız, dilsiz, kör ve katı. Yontuyorsun ve tanrılaşıyor. Tuhaf. Tanrı mı insanı yaratır yoksa insan mı tanrıyı? İlah... O başka biri olmalı. Taşa toprağa, ağaca, bize benzemeyen biri.'
    İbrahim'in (as) sorulan çoğaldı gitgide. Kuşkularına ce­vap bulmaya koyuldu.
    'Onu mutlaka bulacağım!' dedi, 'Bulacak ve itaat ede­ceğim, ona ömrüm boyunca kullukta bulunacağım."
    Geceydi. Sessiz, laciverdi bir gece.
    Dışarı çıktı.
    Çıkınca sessizliğe girdi usul usul.
    Nesneler karanlıkta ne görünüyor, ne görünmüyordu.
    Loşluktaydı varlıklar.
    Göğe baktı. İlkin bir şey göremedi. Biraz daha baktı.
    Görmeye başladı.
    Gökyüzü deniz gibiydi.
    İçinde, daha dikkatli bakıldığında, sayısız varlık gezi­niyordu.
    Gök cisimlerinin uzaklığı ve sessizliğine baktı.
    Daha delici bakışlarla bakınca büyük küçük yıldızlan, yıldız kümelerini gördü.
    Yanıp yanıp sönen yıldızlar gördü. Sonra düşen yıldızlar gördü. Gökyüzü sonsuz gibiydi. Parlak, büyükçe bir yıldız dikkatini çekti.
    'İşte!' diye bağırdı, 'Onu buldum. Göğün derinliklerin­de parlıyor. Milletimin tapındığı taşlar gibi ışıksız ve kın­lan bir şey değil. Işıltılı bir şey... Sonunda buldum onu. Gökleri ısıtan Rabbim bu.'
    Sevinçle, içi gönenerek bakıyordu yıldıza. Gözlerini ondan ayıramıyordu. Sevinci birkaç saat sürdü ancak. Gün ışırken tanrısı ortadan kayboldu.
    .Yüreğine sıkıntı çöktü. Kederlendi. Kendi kendine,
    'Ey tanrım!' dedi, 'Beni bir başıma bırakıp nereye gidi­yorsun. Seni uzun zamandır arıyordum. Bulduğum için sevinirken beni neden üzüyorsun?'
    Yıldız kaybolmuştu.
    İbrahim (as) düş kırıklığı içinde,
    'Öyleyse sen benim ilahım olamazsın!' diye fısıldadı, 'Bırakıp giden, kaybolan ilah olamaz.'
    O'nu bulana değin arayacaktı.
    Mutlaka kavuşacaktı ona, bütün kalbiyle inanıyordu.
    Günler birbirini kovaladı.
    İbrahim (as), dağlarda, denizlerde, yerlerde, göklerde O'nu arıyordu. Baktığı her nesneden O'nu soruyordu. O'nsuz hayatın manasız bir kabuktan, boş bir hayalden, insanın yüreğinde büyük acılar bırakan bir ayrılıktan baş­ka bir şey olmadığına inanıyordu. Öyleyse O'nu bulmalı­yım diyordu.
    Yine sessiz, laciverdi bir gecede, oturmuş, umutsuz ve kederli bir halde düşünürken göğe baktı. Gözlerine inana­madı. Dolunaydı bu. Işıl ısıldı. Büyülenmiş gibiydi İbra­him (as).
    'İşte!' diye bağırdı sevinçle, 'İşte buldum onu. Daha önce körmüşüm meğer, nasıl da görmemişim. İşte dün­yayı bir kandil gibi ısıtan, bu erişilmez güzelliğe sahip ila­hım bu olmalı.'
    Yeni bir düş kırıklığı yakındı. Çünkü İbrahim'in sevinci yine birkaç saat sürmüş; ay, ufka doğru ağır ağır inmiş ve gözden yitmişti. Kaybolurken İbrahim'in (as) umutlarını da alıp götürmüştü, 'Ey ilahım!' diye ağladı, 'Beni bırak­ma, beni karanlıkta yalnız bırakma, seni bulduğumu gir dip babama haber verinceye kadar gökte dur, ey tanrım, kaybolma, dur, dur...'
    Dolunay yoktu artık. Bir hayal gibi geçmişti gözlerinden.
    İbrahim (as), hem ağlıyor hem de, 'Hayır!' diyordu, 'Hayır, beni bırakıp gitti, o da kayboldu, o da battı, aldanmışım, benim ilahım kaybolamaz!'
    İbrahim (as) aramaya devam etti.
    Kavurucu sıcaklığın yeryüzüne ineceği bir yaz günü­nün sabahıydı, damda uyuyordu.
    Şafak sökmek üzereydi. Uyandı. Gözlerini ovuşturdu. Gerneşti, esnedi. Ufka baktı, işiyordu.
    Az sonra ilk ışıklan belirdi ve güneş göz kamaştırıcı bir parlaklıkla yüzünü gösterdi. Gözleri kamaştı, bakamıyor­du. Sevinçle ayağa fırladı,
    'İşte şimdi buldum!' diye koşuyordu damın üzerinde, 'Şimdi buldum! Işığın ve ısının sahibi. Yeryüzüne can ve­ren, ekinleri bitiren; meyveleri sebzeleri erdiren, dünyayı aydınlatan Rabbim buldum sonunda.'
    Coşkuyla dua etmeye başladı. Büyük bir heyecanla bozkıra bakıyor, tarlaları, dağlan seyrediyor, gözünü çe­virdiği her yerde onun ışığını görüyor, onun görkemine tanık oluyordu.'
    Gün boyu sürdü sevinci.
    Güneş kızara kızara indi ufka ve çok geçmeden gözden kayboldu. Güneşle birlikte mutluluğu da kayboldu. Güne­şi yitirmemek için sürekli yükseklere, tepelere koşuyor­du. Ama hiçbir yaran yoktu. Ortalık karardı. Yine tek ba­şına kaldı, 'Yüce Rabbim, o da değil, güneş de değilsin. Peki kimsin sen? Neredesin? Kaybolan ve batan olamaz­sın san. Sen hiç batmayansın, yitmeyensin. Beni, ailemi, milletimi, dünyayı ve batan her şeyi yaratan sensin. Seni göremiyorum. Ama her yerde varsın. Her şeye gücü ye­ten birisin sen. Seni görmeye bizim gücümüz yetmez. Yaratan sensin.'
    Dağdaydı şimdi. Ağlayarak Allah'a yakanyor, yüreğin­de varlığını hissettiği için şükrediyordu, 'Seni buldum ya Rabbim. Seni gerçekten buldum. Seni hissediyorum. Seni tanıyorum. Sen âlemlerin Rabbi'sin.'
    Ne bir kuşku ne kaygı kalmıştı yüreğinde artık. Eve döndü. Gönlü huzur içindeydi

  4. Misafir
    Rabbim sizlerden razı olsun eğitimde kullanacağım inşaallah

+ Yorum Gönder
itikat dersi konuları,  itikat dersi,  itikad dersi ilk bolum,  itikad dersi ne demektir