Konusunu Oylayın.: Oğlum Allah nerde diye soruyor nasıl cevaplayayım

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Oğlum Allah nerde diye soruyor nasıl cevaplayayım
  1. 20.Aralık.2010, 23:22
    1
    Misafir

    Oğlum Allah nerde diye soruyor nasıl cevaplayayım






    Oğlum Allah nerde diye soruyor nasıl cevaplayayım Mumsema olum allah nerde dıye soruyor nasıl cevaplayım yardımcı olurmusunuz yanlıs bısey soylemekten korkuyorum


  2. 20.Aralık.2010, 23:22
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 21.Aralık.2010, 00:48
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Yanıt: oğlum Allah nerde diye soruyor nasıl cevaplayayım




    Birçokları “Tövbe estağfirullah, bu ne biçim soru! Allah’a haşa, sümme haşa mekan mı tayin ediyorsun?Allah mekandan münezzehdir!” diyecekler. Bazıları da tam aksine “Allah her yerde”, “Allah mü’minin kalbinde”, “Allah nerede anarsan orada”, “Allah arşda, ama arşın yeri belli değil”, “Allah gökte ama bizim bildiğimiz gökte değil” vs…gibi yanıtlar verecekler. Hakikat, bu çeşitli görüşlerin arasında mı gizli veya gerçekten bu soruyu sormak hata mı?

    Yaratılmışların en mükemmeli Hz. Muhammed (sav) Allah hakkında “Nerede?” diye sorduğu sahih kaynaklarca sabittir. Müslimde geçen hadiste O, cariyeye: “Allah nerededir?” diye sormuştur. Bu hadisin tamamını birazdan zikredeceğim.

    Aynı şekilde: “Rabbimiz semavatı ve arzı yaratmadan önce nerede idi?” diye soran kimseye de: “Tek başına vardı, O’ndan başka bir varlık yoktu…” diye cevap vermiştir. [1]

    Peygamber (sav)’in böyle soru soranı azarladığı yahut ta ona: “Sen yanlış bir şekilde soru sordun” dediğine dair bir rivayet gelmemiştir. Anlaşılacağı gibi bu soruyu sormanın hata olduğunu söylemek asıl hatanın ta kendisidir.

    Allah Nerede?

    “Allah gökleri ve onların aralarında olanı altı günde yaratan, sonra arşa istiva edendir.” [2]

    “O, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra da arşa istiva edendir.” [3]

    “Rahman arş üzerine istiva etmiştir…” buyruğu şanı yüce Allah’ın arşın üzerine istiva ettiğini haber verdiği, Kur’an’ın yedi yerinde geçmektedir. Bu buyruklar açıktır ve herhangi bir te’vil ihtimali yoktur.

    İstiva Arap dilinde “yüksek oluş” ve “yükseğe çıkmak” demektir. Burada ise istiva lafzından ancak istikrar etti (yerleşti), üstüne çıktı, üzerine yükseldi ve üzerine çıktı anlaşılır. [4]

    Arş ve Kürsi

    Ehl-i sünnet ve’l cemaat kürsi ile arşın hak olduğuna inanırlar. Arşın büyüklüğünü Yüce Allah’tan başka kimse bilemez. Kürsi’nin arş’a nisbeti ise büyük bir düzlükte bırakılmış bir halka gibidir. Gökleri ve yeri kuşatmıştır. Allah’ın arş’a da, kürsi’ye de ihtiyacı yoktur. Ona ihtiyacı olduğundan dolayı arşa istiva etmiş değildir. Aksine bu kendisinin tesbit ettiği sonsuz bir hikmetin gereğidir. O arşa’da, arşın dışındaki diğer varlıklara da muhtaç olmaktan münezzehtir. Şanı yüce Allah bundan çok daha büyüktür. Aksine arş da, kürsi de, O’nun kudret ve eğemenliği ile taşınan iki varlıktır.

    Ehl-i sünnet ve’l cemaate göre yüce Allah’ın kendi zatı hakkında haber verdiği şekilde arşı üzerinde yüce zatının bildiği bir keyfiyet ile yarattıklarından ayrı olmak üzere istiva etmiştir. Nitekim İmam Malik ve başkaları da: “İstiva’nın ne demek olduğu bilinmektedir, ancak keyfiyeti meçhuldur (nasıllığı bilinemez).” demişlerdir.

    Bazılarının (ta’tilcilerin) körükledikleri, istivanın kabul edilmesi halinde doğru olmayan birtakım şeylerin de kabul edilmesi gerekir, şeklinde ifadeler bağlayıcı değildir. Çünkü ehl-i sünnet ve’l cemaat, O’nun arşın üzerinde oluşu herhangi bir mahlukun, bir başka mahlukun üzerinde oluşu gibidir, demiyor. Burada ve Allah’ın diğer sıfatlarında da uydukları kaide de yüce Allah’ın: “O’nun benzeri hiçbir şey yoktur ve o herşeyi işitendir, görendir” buyruğudur. [5]

    Acaba bu bazıları: Semada kendisine yönelinecek bir Rab, arşın üzerinde kendisine ibadet olunan bir İlah yoktur mu demek istiyorlar? Acaba bu bazıları bu inaçlarıyla Allah’ın ve Rasulünün getirdiklerine karşı geldiklerinin ve böylece de delalete düştüklerinin farkındamıdırlar?

    Ehl-i sünnet ve’l cemaat Allah Azze ve Celle’nin arşın üzerinde olduğuna ve arşın da gökte olduğuna iman ederler. Allah’ın, gökte ki arşın üzerine istiva ettiğini belirten birçok ayetler ve sahih hadisler vardır:

    Allah Azze ve Celle’nin gökte olduğuna delalet eden “Kur’an Ayetleri”

    “Allah semadan bütün dünya işlerini idare eder. Sonra ameller bir günde O’na yükselir…” [6]

    “Göktekinin sizi yere geçirmesinden emin mi oldunuz?” [7]

    “Yoksa semada olanın üzerinize taş yağdıran bir rüzgar göndermesinden emin mi oldunuz?.. [8]

    “Üstlerindeki Rablerinden korkarlar…” [9]

    “Firavun, veziri olan Haman’a şöyle dedi: Ey Haman! Bana yüksek bir kule yap, belki bazı yollara muttali olurum. Göklerin yoluna muttali olurum da, Musa’nın İlahını görürüm. Çünkü ben Musa’nın söylediğinin, yani davet ettiği semada ki İlah iddiasının yalan olduğunu zannediyorum.” [10]

    Allah Azze ve Celle’nin gökte olduğuna delalet eden “Hadisler”

    Peygamber (sav) cariye’ye: “Allah nerede” diye sormuş, o: “Semadadır” diye cevap vermiş. Bu sefer: “Ben kimim?” diye sormuş, yine cariye: “Sen Allah’ın Rasulüsün” deyince, Peygamber (sav): “Sen bunu azad et, çünkü o mü’min birisidir” demiştir. [11] (Allah’ın semada olduğunu söyleyen cariyenin Allah Rasulü (sav) tarafından mü’min ilan edilmesi, kişinin mü’min olabilmesi için Allah’ın semada olduğunu bilmesinin gerektiğini teşkil eder.)

    Rasulullah (sav) buyurdu ki: “Merhametli olanlara, Rahman olan Allah’u Azze ve Celle’de merhamet eder. Dünya ehline merhamet edin ki: semada ki Rahman olan Allah’da size merhamet etsin.” [12]

    Yine Peygamber (sav) şöyle buyurmaktadır: “Semada bulunan Allah’ın emini olduğum halde bana güvenmez misiniz?” [13]

    Bundan sonra ki yazılanlar yorumsuz ve eklemeler yapılmadan Allah Rasulü (sav)’in faziletlerinden bahsettiği ve şüphesiz İslam dinini herkesten daha iyi bilen ilk üç neslin akideleridir (inançlarıdır). Rasulullah (sav) şöyle buyuruyorlar: “İnsanların en hayırlısı benim çağdaşlarımdır. Sonra onlardan sonra gelenler, sonra onlardan sonra gelenler.” [14] Bu nesiller Allah’ı Kur’an ve sünnette gelmiş sıfatlarla bilip, tanıdılar. Allah’ı, Allah’ın kendi zatını ve Rasulünün O’nu nitelendirdiği sıfatlarla nitelendirdiler. Lafızları kullandıkları gerçek anlamlarından saptırma yoluna gitmediler. O’nu isim ve ayetlerinde ilhada [15] sapmadılar. Yüce Allah’ın yedi semavat’ın üstünde ve yarattıklarından ayrı olarak Arşın üzerinde istiva ettiğine, ilmiyle herşeyi kuşattığına ve keyfiyet nisbeti olmaksızın inandılar. Kur’an’da geçen “istiva”ya “istila etti” yahut “malik oldu” yahut “galib geldi ve kahretti” anlamları kesinlikle vermediler.

    Allah Azze ve Celle’nin gökte olduğuna delalet eden “Sahabe” kavilleri

    Abdullah İbni Mes’ud radiyallahu anh’dan, şöyle dedi:

    “Dünya seması ile ondan sonra ki gelen semanın arası beşyüz senedir.Her iki semanın arası böylece beşyüz senedir. Yedinci sema ile Kürsinin arası da beşyüz senedir. Kürsi ile suyun arası da beşyüz senedir. Arş ise suyun üstündedir. Arşın üstünde de Allah’u Tebareke ve Teala vardır. Sizin meşgul olduğunuz amelleri oradan bilir.” [16]

    Abdullah İbni Ömer radiyallahu anh’den, şöyle dedi:

    “…Ebu Bekir radiyallahu anh Müslümanlara hitaben bir hutbe irad ederek şöyle dedi: Ey insanlar! Eğer ibadet ettiğiniz ilah Muhammed idiyse, o öldü. Eğer ibadet ettiğiniz ilah semada ki Allah idiyse, O ölmemiştir...” [17]

    Abdullah İbnu Selam radiyallahu anh’ dan, şöyle dedi:

    “Allah Azze ve Celle yer yüzünü yaratmaya başlayıp, pazar ve pazartesi günü yedi kat yeri yarattı. Salı ve çarşamba günüde onun maişetini takdir etti. Sonra da semaya istiva etti ve iki günde de semaları yarattı.” [18]

    Allah Azze ve Celle’nin gökte olduğuna delalet eden “Dört Mezheb İmamlarının” kavilleri

    İmam Ebu Hanife Rahmetullahi Aleyh şöyle buyurmuştur:

    “Her kim: ‘Rabbim gökte mi yoksa yerde midir? bilmiyorum’ derse kafir olmuştur. Aynı şekilde: ‘O, arşının üzerindedir. Fakat arş gökte midir, yerde midir bilmiyorum’ diyen kimse de kafir olmuştur.” [19]

    “Arşın semada olduğunu inkar ettimi şübhesiz ki o kafir olur.” [20]

    “Allahu Teala göktedir, yerde değil” [21]

    Kendisi “kulluk ettiğin ilah’ın nerededir?” diye soran kadına: “Allah’u Subhanehu ve Teala semada’dır, yerde değildir”, cevabını verdi. [22]

    İmam Şafii Rahmetullahi Aleyh şöyle buyurmuştur:

    “İmam’ı Malik, Süfyan ve daha onlardan başka Ehli Sünnet önderlerinden gördüğüm ve benim de üzerinde olduğum hak olan kavil şudur; Allah’dan başka ilah olmadığına ve Muhammed -sallallahu aleyhi vessellem-’in Allah’ın Rasulü olduğuna şehadet edip, ve Allah’u Azze ve Celle’nin de semasında arşının üzerinde olduğunu, istediği gibi kullarına yaklaşıp ve istediği gibi de dünya semasına indiğini ikrar etmektir.” [23]

    İmam Malik Rahmetullahi Aleyh şöyle buyurmuştur:

    “Allah semadadır. İlmi ise her yerde…” [24]

    İmam Ahmed İbnu Hanbel Rahmetullahi Aleyh şöyle buyurmuştur:

    “Ebu Abdullah’a (yani Ahmed ibnu Hanbel’e) denildi ki: ‘Allah’u Azze ve Celle, yarattıklarından ayrı olarak kudreti ve ilmi ile her yerde olduğu halde yedi kat semanın üzerindemidir?’ Ahmed ibnu Hanbel’de cevaben şöyle dedi: ‘Evet, Allah’u Azze ve Celle arşının üzerindedir, hiç bir şeyde ilminden gizli değildir.” [25]

    Şüpheciye cevap

    Ehl-i sünnet ve’l cemaat’ın Allah’ın gökte ki arşının üzerine istiva ettiğine iman ettiklerini delilleriyle ispatladık.

    Fakat bazıları bunca delillere rağmen şüphelerini bizlere şu ayetlerle sunabilirler:

    “Nerede olursanız, O sizinle beraberdir.” [26] “Tasalanma, şüphe yok ki O bizimle beraberdir.” [27] “Bir de sabredin. Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir.” [28]

    Bu ayetleri onlar, Allah’ın heryerde olduğunu ispatlamak için delil olarak getirirler. Bu ayetlerde asıl kastedilen beraberlik ve yakınlık, Allah’ın ilmi ve kuşatıcılığı ile yakınlığıdır. Nitekim Allah’u Teala şöyle buyurmaktadır: “Andolsun ki Biz insanı yarattık. Nefsinin ona ne vesveseler vermekte olduğunu da biliriz. Zaten Biz ona şahdamarından aha yakınız.” [29] Böylelikle Kur’an ve hadislerde sözkonusu edilmiş yüce Allah’ın yakınlığı, beraberliği ile yine bunlarda sözkonusu edilen Allah’ın yukarıda yani gökte oluşunu belirten buyruklar arasında herhangi bir aykırılığın bulunmadığı açıkça ortaya çıkmış olmaktadır.

    Bütün bunlar şanı yüce Allah’a yakışan şekilde Allah’ın sıfatlarıdır. Hiç birisinde O’nun benzeri hiçbir şey yoktur. Allah’u Azze ve Celle şöyle buyurmaktadır: : “O’nun benzeri hiçbir şey yoktur ve o herşeyi işitendir, görendir.”

    Ehl-i sünnet ve’l cemaat büyüklerinin “Allah’ın beraberliği” hakkında ki inançları:

    İmam Ebu Hanife Rahmetullahi Aleyh şöyle buyurmuştur:

    “Allah Teala göktedir, yerde değil.” Ona “O bizimle beraberdir” (Hadid, 4) ayetini hatırlatan adama; “Bu, senin bir adama mektup yazıp onunla beraber olduğunu söylemen gibidir. Halbuki sen onun yanında değilsin.” dedi. [30]

    İmam Malik Rahmetullahi Aleyh şöyle buyurmuştur:

    “Allah semadadır. İlmi ise her yerdedir, ilminden de hiç bir şey gizli kalamaz.” [31]

    İmam Ahmed İbnu Hanbel Rahmetullahi Aleyh şöyle buyurmuştur:

    “Ebu Abdullah’a (yani Ahmed ibnu Hanbel’e) denildi ki: ‘Allah’u Azze ve Celle, yarattıklarından ayrı olarak kudreti ve ilmi ile her yerde olduğu halde yedi kat semanın üzerindemidir?’

    Ahmed ibnu Hanbel’de cevaben şöyle dedi: ‘Evet, Allah’u Azze ve Celle arşının üzerindedir, hiç bir şeyde ilminden gizli değildir.” [32]

    Yine İmam Ahmed İbnu Hanbel Rahmetullahi Aleyh’den:

    “…Ve sonra (Kaf) suresinden okudu;“Nefsinin ona ne vesveseler vermekte olduğunu da biliriz. Zaten Biz ona şahdamarından daha yakınız” (Kaf, 16). Ve sonra şöyle dedi: “İlmi onlarla beraberdir.” [33]

    Mukatil İbnu Hayyan’dan, şu ayet’i kerime hakkında soruldu: “Herhangi bir üç sırdaşın, bir fısıltısı olmuyormu, mutlak Allah dördüncüleridir.” Cevaben de: “O, arşının üzerindedir. İlmiyle de onlarla beraberdir,” dedi. [34]

    Yüce Rabbimizden bu yazının Müslümanlara yararlı olmasını temenni ediyoruz. Mevzumuza da Allah Azze ve Celle’nin şu kavli ile son veriyoruz;

    “Her kim ki, kendisine doğru yol apaçık belli olduktan sonra, Peygambere aykırı harakette bulunur ve mü’minlerin yolundan başkasına uyar giderse, onu döndüğü sapıklıkta bırakırız. Ahirette de kendisini Cehenneme koyarız ki, o, ne kötü bir dönüş yeridir.” [35]


  4. 21.Aralık.2010, 00:48
    2
    Silent and lonely rains



    Birçokları “Tövbe estağfirullah, bu ne biçim soru! Allah’a haşa, sümme haşa mekan mı tayin ediyorsun?Allah mekandan münezzehdir!” diyecekler. Bazıları da tam aksine “Allah her yerde”, “Allah mü’minin kalbinde”, “Allah nerede anarsan orada”, “Allah arşda, ama arşın yeri belli değil”, “Allah gökte ama bizim bildiğimiz gökte değil” vs…gibi yanıtlar verecekler. Hakikat, bu çeşitli görüşlerin arasında mı gizli veya gerçekten bu soruyu sormak hata mı?

    Yaratılmışların en mükemmeli Hz. Muhammed (sav) Allah hakkında “Nerede?” diye sorduğu sahih kaynaklarca sabittir. Müslimde geçen hadiste O, cariyeye: “Allah nerededir?” diye sormuştur. Bu hadisin tamamını birazdan zikredeceğim.

    Aynı şekilde: “Rabbimiz semavatı ve arzı yaratmadan önce nerede idi?” diye soran kimseye de: “Tek başına vardı, O’ndan başka bir varlık yoktu…” diye cevap vermiştir. [1]

    Peygamber (sav)’in böyle soru soranı azarladığı yahut ta ona: “Sen yanlış bir şekilde soru sordun” dediğine dair bir rivayet gelmemiştir. Anlaşılacağı gibi bu soruyu sormanın hata olduğunu söylemek asıl hatanın ta kendisidir.

    Allah Nerede?

    “Allah gökleri ve onların aralarında olanı altı günde yaratan, sonra arşa istiva edendir.” [2]

    “O, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra da arşa istiva edendir.” [3]

    “Rahman arş üzerine istiva etmiştir…” buyruğu şanı yüce Allah’ın arşın üzerine istiva ettiğini haber verdiği, Kur’an’ın yedi yerinde geçmektedir. Bu buyruklar açıktır ve herhangi bir te’vil ihtimali yoktur.

    İstiva Arap dilinde “yüksek oluş” ve “yükseğe çıkmak” demektir. Burada ise istiva lafzından ancak istikrar etti (yerleşti), üstüne çıktı, üzerine yükseldi ve üzerine çıktı anlaşılır. [4]

    Arş ve Kürsi

    Ehl-i sünnet ve’l cemaat kürsi ile arşın hak olduğuna inanırlar. Arşın büyüklüğünü Yüce Allah’tan başka kimse bilemez. Kürsi’nin arş’a nisbeti ise büyük bir düzlükte bırakılmış bir halka gibidir. Gökleri ve yeri kuşatmıştır. Allah’ın arş’a da, kürsi’ye de ihtiyacı yoktur. Ona ihtiyacı olduğundan dolayı arşa istiva etmiş değildir. Aksine bu kendisinin tesbit ettiği sonsuz bir hikmetin gereğidir. O arşa’da, arşın dışındaki diğer varlıklara da muhtaç olmaktan münezzehtir. Şanı yüce Allah bundan çok daha büyüktür. Aksine arş da, kürsi de, O’nun kudret ve eğemenliği ile taşınan iki varlıktır.

    Ehl-i sünnet ve’l cemaate göre yüce Allah’ın kendi zatı hakkında haber verdiği şekilde arşı üzerinde yüce zatının bildiği bir keyfiyet ile yarattıklarından ayrı olmak üzere istiva etmiştir. Nitekim İmam Malik ve başkaları da: “İstiva’nın ne demek olduğu bilinmektedir, ancak keyfiyeti meçhuldur (nasıllığı bilinemez).” demişlerdir.

    Bazılarının (ta’tilcilerin) körükledikleri, istivanın kabul edilmesi halinde doğru olmayan birtakım şeylerin de kabul edilmesi gerekir, şeklinde ifadeler bağlayıcı değildir. Çünkü ehl-i sünnet ve’l cemaat, O’nun arşın üzerinde oluşu herhangi bir mahlukun, bir başka mahlukun üzerinde oluşu gibidir, demiyor. Burada ve Allah’ın diğer sıfatlarında da uydukları kaide de yüce Allah’ın: “O’nun benzeri hiçbir şey yoktur ve o herşeyi işitendir, görendir” buyruğudur. [5]

    Acaba bu bazıları: Semada kendisine yönelinecek bir Rab, arşın üzerinde kendisine ibadet olunan bir İlah yoktur mu demek istiyorlar? Acaba bu bazıları bu inaçlarıyla Allah’ın ve Rasulünün getirdiklerine karşı geldiklerinin ve böylece de delalete düştüklerinin farkındamıdırlar?

    Ehl-i sünnet ve’l cemaat Allah Azze ve Celle’nin arşın üzerinde olduğuna ve arşın da gökte olduğuna iman ederler. Allah’ın, gökte ki arşın üzerine istiva ettiğini belirten birçok ayetler ve sahih hadisler vardır:

    Allah Azze ve Celle’nin gökte olduğuna delalet eden “Kur’an Ayetleri”

    “Allah semadan bütün dünya işlerini idare eder. Sonra ameller bir günde O’na yükselir…” [6]

    “Göktekinin sizi yere geçirmesinden emin mi oldunuz?” [7]

    “Yoksa semada olanın üzerinize taş yağdıran bir rüzgar göndermesinden emin mi oldunuz?.. [8]

    “Üstlerindeki Rablerinden korkarlar…” [9]

    “Firavun, veziri olan Haman’a şöyle dedi: Ey Haman! Bana yüksek bir kule yap, belki bazı yollara muttali olurum. Göklerin yoluna muttali olurum da, Musa’nın İlahını görürüm. Çünkü ben Musa’nın söylediğinin, yani davet ettiği semada ki İlah iddiasının yalan olduğunu zannediyorum.” [10]

    Allah Azze ve Celle’nin gökte olduğuna delalet eden “Hadisler”

    Peygamber (sav) cariye’ye: “Allah nerede” diye sormuş, o: “Semadadır” diye cevap vermiş. Bu sefer: “Ben kimim?” diye sormuş, yine cariye: “Sen Allah’ın Rasulüsün” deyince, Peygamber (sav): “Sen bunu azad et, çünkü o mü’min birisidir” demiştir. [11] (Allah’ın semada olduğunu söyleyen cariyenin Allah Rasulü (sav) tarafından mü’min ilan edilmesi, kişinin mü’min olabilmesi için Allah’ın semada olduğunu bilmesinin gerektiğini teşkil eder.)

    Rasulullah (sav) buyurdu ki: “Merhametli olanlara, Rahman olan Allah’u Azze ve Celle’de merhamet eder. Dünya ehline merhamet edin ki: semada ki Rahman olan Allah’da size merhamet etsin.” [12]

    Yine Peygamber (sav) şöyle buyurmaktadır: “Semada bulunan Allah’ın emini olduğum halde bana güvenmez misiniz?” [13]

    Bundan sonra ki yazılanlar yorumsuz ve eklemeler yapılmadan Allah Rasulü (sav)’in faziletlerinden bahsettiği ve şüphesiz İslam dinini herkesten daha iyi bilen ilk üç neslin akideleridir (inançlarıdır). Rasulullah (sav) şöyle buyuruyorlar: “İnsanların en hayırlısı benim çağdaşlarımdır. Sonra onlardan sonra gelenler, sonra onlardan sonra gelenler.” [14] Bu nesiller Allah’ı Kur’an ve sünnette gelmiş sıfatlarla bilip, tanıdılar. Allah’ı, Allah’ın kendi zatını ve Rasulünün O’nu nitelendirdiği sıfatlarla nitelendirdiler. Lafızları kullandıkları gerçek anlamlarından saptırma yoluna gitmediler. O’nu isim ve ayetlerinde ilhada [15] sapmadılar. Yüce Allah’ın yedi semavat’ın üstünde ve yarattıklarından ayrı olarak Arşın üzerinde istiva ettiğine, ilmiyle herşeyi kuşattığına ve keyfiyet nisbeti olmaksızın inandılar. Kur’an’da geçen “istiva”ya “istila etti” yahut “malik oldu” yahut “galib geldi ve kahretti” anlamları kesinlikle vermediler.

    Allah Azze ve Celle’nin gökte olduğuna delalet eden “Sahabe” kavilleri

    Abdullah İbni Mes’ud radiyallahu anh’dan, şöyle dedi:

    “Dünya seması ile ondan sonra ki gelen semanın arası beşyüz senedir.Her iki semanın arası böylece beşyüz senedir. Yedinci sema ile Kürsinin arası da beşyüz senedir. Kürsi ile suyun arası da beşyüz senedir. Arş ise suyun üstündedir. Arşın üstünde de Allah’u Tebareke ve Teala vardır. Sizin meşgul olduğunuz amelleri oradan bilir.” [16]

    Abdullah İbni Ömer radiyallahu anh’den, şöyle dedi:

    “…Ebu Bekir radiyallahu anh Müslümanlara hitaben bir hutbe irad ederek şöyle dedi: Ey insanlar! Eğer ibadet ettiğiniz ilah Muhammed idiyse, o öldü. Eğer ibadet ettiğiniz ilah semada ki Allah idiyse, O ölmemiştir...” [17]

    Abdullah İbnu Selam radiyallahu anh’ dan, şöyle dedi:

    “Allah Azze ve Celle yer yüzünü yaratmaya başlayıp, pazar ve pazartesi günü yedi kat yeri yarattı. Salı ve çarşamba günüde onun maişetini takdir etti. Sonra da semaya istiva etti ve iki günde de semaları yarattı.” [18]

    Allah Azze ve Celle’nin gökte olduğuna delalet eden “Dört Mezheb İmamlarının” kavilleri

    İmam Ebu Hanife Rahmetullahi Aleyh şöyle buyurmuştur:

    “Her kim: ‘Rabbim gökte mi yoksa yerde midir? bilmiyorum’ derse kafir olmuştur. Aynı şekilde: ‘O, arşının üzerindedir. Fakat arş gökte midir, yerde midir bilmiyorum’ diyen kimse de kafir olmuştur.” [19]

    “Arşın semada olduğunu inkar ettimi şübhesiz ki o kafir olur.” [20]

    “Allahu Teala göktedir, yerde değil” [21]

    Kendisi “kulluk ettiğin ilah’ın nerededir?” diye soran kadına: “Allah’u Subhanehu ve Teala semada’dır, yerde değildir”, cevabını verdi. [22]

    İmam Şafii Rahmetullahi Aleyh şöyle buyurmuştur:

    “İmam’ı Malik, Süfyan ve daha onlardan başka Ehli Sünnet önderlerinden gördüğüm ve benim de üzerinde olduğum hak olan kavil şudur; Allah’dan başka ilah olmadığına ve Muhammed -sallallahu aleyhi vessellem-’in Allah’ın Rasulü olduğuna şehadet edip, ve Allah’u Azze ve Celle’nin de semasında arşının üzerinde olduğunu, istediği gibi kullarına yaklaşıp ve istediği gibi de dünya semasına indiğini ikrar etmektir.” [23]

    İmam Malik Rahmetullahi Aleyh şöyle buyurmuştur:

    “Allah semadadır. İlmi ise her yerde…” [24]

    İmam Ahmed İbnu Hanbel Rahmetullahi Aleyh şöyle buyurmuştur:

    “Ebu Abdullah’a (yani Ahmed ibnu Hanbel’e) denildi ki: ‘Allah’u Azze ve Celle, yarattıklarından ayrı olarak kudreti ve ilmi ile her yerde olduğu halde yedi kat semanın üzerindemidir?’ Ahmed ibnu Hanbel’de cevaben şöyle dedi: ‘Evet, Allah’u Azze ve Celle arşının üzerindedir, hiç bir şeyde ilminden gizli değildir.” [25]

    Şüpheciye cevap

    Ehl-i sünnet ve’l cemaat’ın Allah’ın gökte ki arşının üzerine istiva ettiğine iman ettiklerini delilleriyle ispatladık.

    Fakat bazıları bunca delillere rağmen şüphelerini bizlere şu ayetlerle sunabilirler:

    “Nerede olursanız, O sizinle beraberdir.” [26] “Tasalanma, şüphe yok ki O bizimle beraberdir.” [27] “Bir de sabredin. Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir.” [28]

    Bu ayetleri onlar, Allah’ın heryerde olduğunu ispatlamak için delil olarak getirirler. Bu ayetlerde asıl kastedilen beraberlik ve yakınlık, Allah’ın ilmi ve kuşatıcılığı ile yakınlığıdır. Nitekim Allah’u Teala şöyle buyurmaktadır: “Andolsun ki Biz insanı yarattık. Nefsinin ona ne vesveseler vermekte olduğunu da biliriz. Zaten Biz ona şahdamarından aha yakınız.” [29] Böylelikle Kur’an ve hadislerde sözkonusu edilmiş yüce Allah’ın yakınlığı, beraberliği ile yine bunlarda sözkonusu edilen Allah’ın yukarıda yani gökte oluşunu belirten buyruklar arasında herhangi bir aykırılığın bulunmadığı açıkça ortaya çıkmış olmaktadır.

    Bütün bunlar şanı yüce Allah’a yakışan şekilde Allah’ın sıfatlarıdır. Hiç birisinde O’nun benzeri hiçbir şey yoktur. Allah’u Azze ve Celle şöyle buyurmaktadır: : “O’nun benzeri hiçbir şey yoktur ve o herşeyi işitendir, görendir.”

    Ehl-i sünnet ve’l cemaat büyüklerinin “Allah’ın beraberliği” hakkında ki inançları:

    İmam Ebu Hanife Rahmetullahi Aleyh şöyle buyurmuştur:

    “Allah Teala göktedir, yerde değil.” Ona “O bizimle beraberdir” (Hadid, 4) ayetini hatırlatan adama; “Bu, senin bir adama mektup yazıp onunla beraber olduğunu söylemen gibidir. Halbuki sen onun yanında değilsin.” dedi. [30]

    İmam Malik Rahmetullahi Aleyh şöyle buyurmuştur:

    “Allah semadadır. İlmi ise her yerdedir, ilminden de hiç bir şey gizli kalamaz.” [31]

    İmam Ahmed İbnu Hanbel Rahmetullahi Aleyh şöyle buyurmuştur:

    “Ebu Abdullah’a (yani Ahmed ibnu Hanbel’e) denildi ki: ‘Allah’u Azze ve Celle, yarattıklarından ayrı olarak kudreti ve ilmi ile her yerde olduğu halde yedi kat semanın üzerindemidir?’

    Ahmed ibnu Hanbel’de cevaben şöyle dedi: ‘Evet, Allah’u Azze ve Celle arşının üzerindedir, hiç bir şeyde ilminden gizli değildir.” [32]

    Yine İmam Ahmed İbnu Hanbel Rahmetullahi Aleyh’den:

    “…Ve sonra (Kaf) suresinden okudu;“Nefsinin ona ne vesveseler vermekte olduğunu da biliriz. Zaten Biz ona şahdamarından daha yakınız” (Kaf, 16). Ve sonra şöyle dedi: “İlmi onlarla beraberdir.” [33]

    Mukatil İbnu Hayyan’dan, şu ayet’i kerime hakkında soruldu: “Herhangi bir üç sırdaşın, bir fısıltısı olmuyormu, mutlak Allah dördüncüleridir.” Cevaben de: “O, arşının üzerindedir. İlmiyle de onlarla beraberdir,” dedi. [34]

    Yüce Rabbimizden bu yazının Müslümanlara yararlı olmasını temenni ediyoruz. Mevzumuza da Allah Azze ve Celle’nin şu kavli ile son veriyoruz;

    “Her kim ki, kendisine doğru yol apaçık belli olduktan sonra, Peygambere aykırı harakette bulunur ve mü’minlerin yolundan başkasına uyar giderse, onu döndüğü sapıklıkta bırakırız. Ahirette de kendisini Cehenneme koyarız ki, o, ne kötü bir dönüş yeridir.” [35]


  5. 21.Aralık.2010, 00:50
    3
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Yanıt: oğlum Allah nerde diye soruyor nasıl cevaplayayım

    KAYNAKÇA

    [1] Bu hadis el-Akidetü’l-Vasıtıyye ve Şehrinde zikredilmiştir.
    [2] Secde, 4
    [3] Hadid, 4
    [4] Bu açıklamayı İbnu’l Kayyım ‘en-Nuniyye’ diye bilinen şiirinde dile getirmektedir.
    [5] Şura, 11
    [6] Secde, 5
    [7] Mülk, 16
    [8] Mülk, 17
    [9] Nahl, 50
    [10] Mu’min, 36/37
    [11] Müslim, Ebu Davud, Nesai, Malik, Ebu Hanife ve başkaları rivayet etmişlerdir.
    [12] Ebu Davud, Tirmizi, Ahmed, Humeyd Hakim ve Hatib sahih bir senedle rivayet etmişlerdir.
    [13] Buhari ve Müslim
    [14] Buhari ve Müslim
    [15] İlhad: Haktan meyletmek ve sapmak demektir. Ta’til, tahrif, tekyif (keyfiyetlendirme), temsil (örneklendirme), ve teşbih (benzetme) de bunun kapsamına girer.
    Ta’til; Allah’ın sıfatlarını kabul etmemek, yahut bazılarını kabul edip geri kalanını kabul etmemek demektir.
    Tahrif; nassı lafzen ya da mana itibariyle değişikliğe uğratıp onu zahir (kuvvetli) anlamından uzaklaştırıp, ancak zayıf bir ihtimal ile lafzın delalet ettiği bir manaya göre açıklamaktır. Buna göre her tahrif bir ta’til, fakat her ta’til bir tahrif değildir.
    Tekyif; Allah’ın sıfatlarının, yaratılmışlar tarafından bilinmeyen nasıllığı hakkında yorum yürütmektir.
    Temsil; Birşeyin diğeri ile her yönden benzer oluşunu söz konusu ederek aynılığını ortaya koymak demektir.
    Teşbih; Bir şeye bazı yönleriyle benzeyen başka şeyin varlığını kabul etmek demektir.
    [16] Bu eseri Ebu Said ed- Darimi er Reddu alel Cehmiyye nam kitabında İnbi Huzeyme Tevhid’de ve beyhaki Esma’da sahih bir senedle rivayet etmişlerdir.
    [17] Bu eseri Ebu Said ed-Darimi er-Reddu ale’l Cehmiye nam kitabında hasen bir senedle rivayet etmiştir.
    [18] Bu eseri İbnu Mendeh Tevhid’de sahih bir senedle rivayet etmiştir. Zehebi de Uluv’da zikretmiştir.
    [19] El-Fıkhu’l Ebsat
    [20] Bu eseri Zehebi Uluv’da zikretmiştir.
    [21] el-Esma ve’s-Sıfat
    [22] el-Esma ve’s-Sıfat
    [23] Bu eseri Zehebi Uluv’da tahric etmiştir.
    [24] Ebu Davud, Mesaili’l –İmam Ahmed, Sünne, İbn-i Abdilber Temhid
    [25] Bu eseri Hallal es-Sünen’de rivayet etmiştir.
    [26] Hadid, 4
    [27] Tevbe, 40
    [28] Enfal, 46
    [29] Kaf, 16
    [30] el-Esma ve’s-Sıfat
    [31] Bu eseri Ebu Davud Mesaili’l’de, Abdullah er-Reddu Ale’l –Cehmiyye’de ve Aciri Şeria da rivayet etmişlerdir.
    [32] Bu eseri Hallal es-Sünen’de rivayet etmiştir.
    [33] Bu eseri Hallal es- Sünnen’de rivayet etmiştir.
    [34] Bu eseri Ebu Davud Mesailin’de, Ahmed Sünne’de ve Beyhaki Esma’da rivayet etmişlerdir.
    [35] Nisa, 15



  6. 21.Aralık.2010, 00:50
    3
    Silent and lonely rains
    KAYNAKÇA

    [1] Bu hadis el-Akidetü’l-Vasıtıyye ve Şehrinde zikredilmiştir.
    [2] Secde, 4
    [3] Hadid, 4
    [4] Bu açıklamayı İbnu’l Kayyım ‘en-Nuniyye’ diye bilinen şiirinde dile getirmektedir.
    [5] Şura, 11
    [6] Secde, 5
    [7] Mülk, 16
    [8] Mülk, 17
    [9] Nahl, 50
    [10] Mu’min, 36/37
    [11] Müslim, Ebu Davud, Nesai, Malik, Ebu Hanife ve başkaları rivayet etmişlerdir.
    [12] Ebu Davud, Tirmizi, Ahmed, Humeyd Hakim ve Hatib sahih bir senedle rivayet etmişlerdir.
    [13] Buhari ve Müslim
    [14] Buhari ve Müslim
    [15] İlhad: Haktan meyletmek ve sapmak demektir. Ta’til, tahrif, tekyif (keyfiyetlendirme), temsil (örneklendirme), ve teşbih (benzetme) de bunun kapsamına girer.
    Ta’til; Allah’ın sıfatlarını kabul etmemek, yahut bazılarını kabul edip geri kalanını kabul etmemek demektir.
    Tahrif; nassı lafzen ya da mana itibariyle değişikliğe uğratıp onu zahir (kuvvetli) anlamından uzaklaştırıp, ancak zayıf bir ihtimal ile lafzın delalet ettiği bir manaya göre açıklamaktır. Buna göre her tahrif bir ta’til, fakat her ta’til bir tahrif değildir.
    Tekyif; Allah’ın sıfatlarının, yaratılmışlar tarafından bilinmeyen nasıllığı hakkında yorum yürütmektir.
    Temsil; Birşeyin diğeri ile her yönden benzer oluşunu söz konusu ederek aynılığını ortaya koymak demektir.
    Teşbih; Bir şeye bazı yönleriyle benzeyen başka şeyin varlığını kabul etmek demektir.
    [16] Bu eseri Ebu Said ed- Darimi er Reddu alel Cehmiyye nam kitabında İnbi Huzeyme Tevhid’de ve beyhaki Esma’da sahih bir senedle rivayet etmişlerdir.
    [17] Bu eseri Ebu Said ed-Darimi er-Reddu ale’l Cehmiye nam kitabında hasen bir senedle rivayet etmiştir.
    [18] Bu eseri İbnu Mendeh Tevhid’de sahih bir senedle rivayet etmiştir. Zehebi de Uluv’da zikretmiştir.
    [19] El-Fıkhu’l Ebsat
    [20] Bu eseri Zehebi Uluv’da zikretmiştir.
    [21] el-Esma ve’s-Sıfat
    [22] el-Esma ve’s-Sıfat
    [23] Bu eseri Zehebi Uluv’da tahric etmiştir.
    [24] Ebu Davud, Mesaili’l –İmam Ahmed, Sünne, İbn-i Abdilber Temhid
    [25] Bu eseri Hallal es-Sünen’de rivayet etmiştir.
    [26] Hadid, 4
    [27] Tevbe, 40
    [28] Enfal, 46
    [29] Kaf, 16
    [30] el-Esma ve’s-Sıfat
    [31] Bu eseri Ebu Davud Mesaili’l’de, Abdullah er-Reddu Ale’l –Cehmiyye’de ve Aciri Şeria da rivayet etmişlerdir.
    [32] Bu eseri Hallal es-Sünen’de rivayet etmiştir.
    [33] Bu eseri Hallal es- Sünnen’de rivayet etmiştir.
    [34] Bu eseri Ebu Davud Mesailin’de, Ahmed Sünne’de ve Beyhaki Esma’da rivayet etmişlerdir.
    [35] Nisa, 15






+ Yorum Gönder