Konusunu Oylayın.: Mz.Muhammet insanları tebliğe çağırırken hangi metotları kullanmıştır

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Mz.Muhammet insanları tebliğe çağırırken hangi metotları kullanmıştır
  1. 18.Aralık.2010, 20:46
    1
    Misafir

    Mz.Muhammet insanları tebliğe çağırırken hangi metotları kullanmıştır






    Mz.Muhammet insanları tebliğe çağırırken hangi metotları kullanmıştır Mumsema Mz.Muhammet insanları tebliğe çağırırken hangi metotları kullanmıştır Lütfen Cevap Verin


  2. 18.Aralık.2010, 20:46
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 25.Temmuz.2013, 00:44
    2
    Muhasibi
    Editör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Ağustos.2007
    Üye No: 12
    Mesaj Sayısı: 15,810
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 160
    Bulunduğu yer: Gönlümün Mürekkep Lekeleri'de Fikir İşçisi

    Cevap: Mz.Muhammet insanları tebliğe çağırırken hangi metotları kullanmıştır




    YANLIŞIN DÜZELTİMİNDE NEBEVÎ YÖNTEMLER


    1- Yanlışlarla ilgilenmede çabuk davranmak, mümkün mertebe ertelememek

    Hz. Peygamber’in vazifesi insanlara hakikati ve doğruyu anlatmak, iyilikte bulunmayı öğretmek ve onları kötülüklerden sakındırmaktı. Dolayısıyla, pekçok durumda insanların yanlışlarını düzeltmek için çabuk davranmıştır. Çünkü yanlışlarla ilgilenmekte çabuk davranmamak, İslâm’ın menfaatlerine ters düşer; “demiri tavında iken dövme” fırsatı kaçırılmış olur. Daha sonra bu konudaki örnekleri kaydedeceğiz.

    2- Yanlışlarla ilgilenirken, konuyla ilgili kuralları/hükümleri açıklamak

    Cerhed el-Eslemî(ra) şöyle rivâyet etmektedir: Kendisi Hz. Peygamber(sav)’in önünden, uyluk (diz üstü) kısmı açık bir şekilde geçince Peygamber(sav) ona şöyle buyurdu: “Uyluk kısmını ört; zira orası avret yerlerindendir.”

    3- Yanlış davranan bir insana, uymadığı İslâmî prensibi belirtmek

    Bir insan, üst üste aynı hususta yanlışa düşüyorsa, o konudaki İslâmî hükümleri zihnine ve gönlüne nakşedememiş demektir. Böyle durumlarda ona İslâmî emri hatırlatmak, gerekirse tekrarlamak, sesli bir şekilde çevreye duyurmak, o kişinin davranışını durdurmada ve onu etkisine almış olan gafletten uyandırmada etkili olabilir.

    Nitekim Muhâcir ve Ensâr arasında bir şakalaşmanın kavgaya dönüşmesi (diğer bir rivâyete göre; su başı kargaşasının gerginliğe sebep olarak kavgaya dönüşmesi) üzerine Hz. Peygamber(sav) bu metodu uygulamıştır. Kavga eden her iki tarafın da kendisine destek arayışı içinde “Yetişin ey Ensâr!”, “Yetişin ey Muhâcirîn!” diye bağırması üzerine Hz. Peygamber(sav) o toplumun geneline şöyle seslenmiştir: “Bu câhiliye ehli çağrısı da neyin nesi?! Mesele nedir?!”

    Bir başka rivâyete göre Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Sizden biri, hem zâlim hem de mazlûm olan kardeşine yardım etsin. Zâlim ise ona engel olsun, mazlûm ise kardeşinin yardımına koşsun.”

    4- İnsanların yanlışa düşmesine yol açan zihnî bulanıklığını gidermek

    Enes b. Mâlik(ra) şöyle rivâyet etmektedir:

    Bir grup [üç] erkek Hz. Peygamber(sav)’in zevce-i pâklerinin hâne-i saâdetlerine gelerek Rasûlullah’ın (evdeki) ibadeti hakkında sordular. Sordukları ‎husus kendilerine açıklanınca sanki bunu az bularak: “Rasûlullah kim, biz kimiz? Allah O’nun geçmiş ve gelecek bütün günahlarını affetmiştir. (Bu sebeple O’na az ibadet de yeter)” dediler. İçlerinden biri: “Ben artık hayatım boyunca her gece namaz kılacağım”, ikincisi: “Ben de hayatım boyunca hep oruç tutacağım, hiç bir gün terk etmeyeceğim”, üçüncüsü de: “Kadınları ebediyen terkedip, onlara hiç temas etmeyeceğim” dedi. (Durumdan haberdar olan) Hz. Peygamber onları bularak: “Sizler böyle böyle söylemişsiniz. Halbuki Allah’a yemin olsun Allah’tan en çok korkanınız ve yasaklarından en ziyade kaçınanınız benim. Fakat buna rağmen, bazan oruç tutar, bazan yerim; namaz da kılarım, uyurum da; kadınlarla beraber de olurum. (Benim sünnetim budur), kim sünnetimi beğenmez terk ederse benden değildir” buyurdu.

    Bu hâdise vesilesiyle aşağıdaki hususları vurgulayabiliriz:

    * Hz. Peygamber çoğunlukla, kişileri değil yanlışları topluma açıklamak için, “İnsanlara ne oluyor da şöyle şöyle söylüyorlar” diyerek şahısların kimliğini gizler, doğruya ve yanlışa dikkat çekerdi.

    * Sâlih insanlara gıpta edilmeli ve onların davranışları öğrenilmelidir.

    * Dînî herhangi bir konuyu erkeklerden öğrenmek mümkün değilse, onu kadınlardan öğrenmek câizdir.

    * Bir insan, başkalarının faydası için -gösterişten sakınarak- kendi yaptığı davranışlardan bahsedebilir.

    * İbâdette aşırıya gitmek kişiyi bıktırabilir ve ibâdetlerden uzaklaştırabilir. Şüphesiz en iyisi mûtedil olmak, orta yolu bulmaktır.

    * Yanlışlar, genellikle yanlış anlayışlardan kaynaklanır. Eğer fikirler doğru anlaşılırsa, yanlışlar da azalacaktır. Nitekim yukarıdaki hadîste bahsi geçen sahâbîlerin aşırı ibâdet ve inzivâyı benimsemelerinin sebebi, kurtuluşa ermek için ibâdet hususunda Hz. Peygamber’in davranışlarının üstünde birşeyler yapmaları gerektiğine inanmalarıydı. Çünkü biliyorlardı ki O’nun(sav) tüm günahları affedilmişti; fakat kendileri için böylesi bir durum sözkonusu değildi. Ancak Hz. Peygamber onlara, affedilmiş olsa da kendisinin insanlar içinde Allah’tan en çok korkan olduğunu, bu sebeple ibâdet hususunda sünnetine uymaları gerektiğini belirtti.

    Benzer bir durum, Kehmes el-Hilâlî(ra) adlı başka bir sahâbînin başına gelmişti. O şöyle rivâyet etmektedir: Müslüman oldum ve Hz. Peygamber’e gittim. O’na Müslüman olduğumu söyledim ve ardından bir sene boyunca inzivâya çekildim. Geri döndüğümde beni baştan aşağıya süzdü. “Beni tanımadın mı?” diye sordum. O da: “Sen kimsin?” dedi. “Ben Kehmes el-Hilâlî” dedim. “Sana ne oldu?” diye sordu. Ben de “Seni gördükten sonra oruçsuz birgün bile geçirmedim ve geceleri asla uyumadım” dedim. Bu sözler üzerine: “Sana kendine zulmetmeni kim söyledi. Sabır ayı (Ramazan) boyunca ve diğer aylarda ise birer gün oruç tut” buyurdu. Ben ise: “Bana daha fazlasını yapmam için izin ver” dedim. Efendimiz: “Ramazan ayı boyunca ve diğer aylarda ise ikişer gün oruç tut” buyurdu. Ben yine: “Bana daha fazlasını yapmam için izin ver, onu yapabilirim” dediğimde, “Ramazan ayı boyunca ve diğer aylarda ise üçer gün oruç tut” buyurdu.


  4. 25.Temmuz.2013, 00:44
    2
    Editör



    YANLIŞIN DÜZELTİMİNDE NEBEVÎ YÖNTEMLER


    1- Yanlışlarla ilgilenmede çabuk davranmak, mümkün mertebe ertelememek

    Hz. Peygamber’in vazifesi insanlara hakikati ve doğruyu anlatmak, iyilikte bulunmayı öğretmek ve onları kötülüklerden sakındırmaktı. Dolayısıyla, pekçok durumda insanların yanlışlarını düzeltmek için çabuk davranmıştır. Çünkü yanlışlarla ilgilenmekte çabuk davranmamak, İslâm’ın menfaatlerine ters düşer; “demiri tavında iken dövme” fırsatı kaçırılmış olur. Daha sonra bu konudaki örnekleri kaydedeceğiz.

    2- Yanlışlarla ilgilenirken, konuyla ilgili kuralları/hükümleri açıklamak

    Cerhed el-Eslemî(ra) şöyle rivâyet etmektedir: Kendisi Hz. Peygamber(sav)’in önünden, uyluk (diz üstü) kısmı açık bir şekilde geçince Peygamber(sav) ona şöyle buyurdu: “Uyluk kısmını ört; zira orası avret yerlerindendir.”

    3- Yanlış davranan bir insana, uymadığı İslâmî prensibi belirtmek

    Bir insan, üst üste aynı hususta yanlışa düşüyorsa, o konudaki İslâmî hükümleri zihnine ve gönlüne nakşedememiş demektir. Böyle durumlarda ona İslâmî emri hatırlatmak, gerekirse tekrarlamak, sesli bir şekilde çevreye duyurmak, o kişinin davranışını durdurmada ve onu etkisine almış olan gafletten uyandırmada etkili olabilir.

    Nitekim Muhâcir ve Ensâr arasında bir şakalaşmanın kavgaya dönüşmesi (diğer bir rivâyete göre; su başı kargaşasının gerginliğe sebep olarak kavgaya dönüşmesi) üzerine Hz. Peygamber(sav) bu metodu uygulamıştır. Kavga eden her iki tarafın da kendisine destek arayışı içinde “Yetişin ey Ensâr!”, “Yetişin ey Muhâcirîn!” diye bağırması üzerine Hz. Peygamber(sav) o toplumun geneline şöyle seslenmiştir: “Bu câhiliye ehli çağrısı da neyin nesi?! Mesele nedir?!”

    Bir başka rivâyete göre Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Sizden biri, hem zâlim hem de mazlûm olan kardeşine yardım etsin. Zâlim ise ona engel olsun, mazlûm ise kardeşinin yardımına koşsun.”

    4- İnsanların yanlışa düşmesine yol açan zihnî bulanıklığını gidermek

    Enes b. Mâlik(ra) şöyle rivâyet etmektedir:

    Bir grup [üç] erkek Hz. Peygamber(sav)’in zevce-i pâklerinin hâne-i saâdetlerine gelerek Rasûlullah’ın (evdeki) ibadeti hakkında sordular. Sordukları ‎husus kendilerine açıklanınca sanki bunu az bularak: “Rasûlullah kim, biz kimiz? Allah O’nun geçmiş ve gelecek bütün günahlarını affetmiştir. (Bu sebeple O’na az ibadet de yeter)” dediler. İçlerinden biri: “Ben artık hayatım boyunca her gece namaz kılacağım”, ikincisi: “Ben de hayatım boyunca hep oruç tutacağım, hiç bir gün terk etmeyeceğim”, üçüncüsü de: “Kadınları ebediyen terkedip, onlara hiç temas etmeyeceğim” dedi. (Durumdan haberdar olan) Hz. Peygamber onları bularak: “Sizler böyle böyle söylemişsiniz. Halbuki Allah’a yemin olsun Allah’tan en çok korkanınız ve yasaklarından en ziyade kaçınanınız benim. Fakat buna rağmen, bazan oruç tutar, bazan yerim; namaz da kılarım, uyurum da; kadınlarla beraber de olurum. (Benim sünnetim budur), kim sünnetimi beğenmez terk ederse benden değildir” buyurdu.

    Bu hâdise vesilesiyle aşağıdaki hususları vurgulayabiliriz:

    * Hz. Peygamber çoğunlukla, kişileri değil yanlışları topluma açıklamak için, “İnsanlara ne oluyor da şöyle şöyle söylüyorlar” diyerek şahısların kimliğini gizler, doğruya ve yanlışa dikkat çekerdi.

    * Sâlih insanlara gıpta edilmeli ve onların davranışları öğrenilmelidir.

    * Dînî herhangi bir konuyu erkeklerden öğrenmek mümkün değilse, onu kadınlardan öğrenmek câizdir.

    * Bir insan, başkalarının faydası için -gösterişten sakınarak- kendi yaptığı davranışlardan bahsedebilir.

    * İbâdette aşırıya gitmek kişiyi bıktırabilir ve ibâdetlerden uzaklaştırabilir. Şüphesiz en iyisi mûtedil olmak, orta yolu bulmaktır.

    * Yanlışlar, genellikle yanlış anlayışlardan kaynaklanır. Eğer fikirler doğru anlaşılırsa, yanlışlar da azalacaktır. Nitekim yukarıdaki hadîste bahsi geçen sahâbîlerin aşırı ibâdet ve inzivâyı benimsemelerinin sebebi, kurtuluşa ermek için ibâdet hususunda Hz. Peygamber’in davranışlarının üstünde birşeyler yapmaları gerektiğine inanmalarıydı. Çünkü biliyorlardı ki O’nun(sav) tüm günahları affedilmişti; fakat kendileri için böylesi bir durum sözkonusu değildi. Ancak Hz. Peygamber onlara, affedilmiş olsa da kendisinin insanlar içinde Allah’tan en çok korkan olduğunu, bu sebeple ibâdet hususunda sünnetine uymaları gerektiğini belirtti.

    Benzer bir durum, Kehmes el-Hilâlî(ra) adlı başka bir sahâbînin başına gelmişti. O şöyle rivâyet etmektedir: Müslüman oldum ve Hz. Peygamber’e gittim. O’na Müslüman olduğumu söyledim ve ardından bir sene boyunca inzivâya çekildim. Geri döndüğümde beni baştan aşağıya süzdü. “Beni tanımadın mı?” diye sordum. O da: “Sen kimsin?” dedi. “Ben Kehmes el-Hilâlî” dedim. “Sana ne oldu?” diye sordu. Ben de “Seni gördükten sonra oruçsuz birgün bile geçirmedim ve geceleri asla uyumadım” dedim. Bu sözler üzerine: “Sana kendine zulmetmeni kim söyledi. Sabır ayı (Ramazan) boyunca ve diğer aylarda ise birer gün oruç tut” buyurdu. Ben ise: “Bana daha fazlasını yapmam için izin ver” dedim. Efendimiz: “Ramazan ayı boyunca ve diğer aylarda ise ikişer gün oruç tut” buyurdu. Ben yine: “Bana daha fazlasını yapmam için izin ver, onu yapabilirim” dediğimde, “Ramazan ayı boyunca ve diğer aylarda ise üçer gün oruç tut” buyurdu.





+ Yorum Gönder