Konusunu Oylayın.: Kalp, zihin, nefis eğitimi ile ilgili hutbe

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Kalp, zihin, nefis eğitimi ile ilgili hutbe
  1. 12.Aralık.2010, 16:55
    1
    Misafir

    Kalp, zihin, nefis eğitimi ile ilgili hutbe






    Kalp, zihin, nefis eğitimi ile ilgili hutbe Mumsema Kalp eğitimini, zihin eğitimini nefis, eğitimini birlikte veren hutbe arıyorum yardımcı olur musunuz?


  2. 12.Aralık.2010, 16:55
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 30.Mayıs.2013, 01:47
    2
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,586
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 335
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: Kalp, zihin, nefis eğitimi ile ilgili hutbe




    AKIL İLE NEFSE HAKİM OLMAK




    Aziz Müminler!
    Yüce Rabbimiz, diğer varlıklardan farklı olarak, biz insanlara, iyi insan, iyi müslüman olup olmama konusunda bir tercih yapma sorumluluğu yüklemiştir. İnsanlığımızın ve müslümanlığımızın da ölçüsü olan bu sorumluluk, yaşadığımız sürece bizimle birliktedir. Yani biz, hep iki yoldan birini tercih etmekle karşı karşıya bulunuruz. Bu iki yolun çeşitli adları vardır: İman-inkâr, hak-bâtıl, hayır-şer, iyilik-kötülük gibi… Bu gerçeğe Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle işaret buyurulur: “Biz o insana iki yol gösterdik” [1]. “Şüphesiz biz insana (doğru) yolu gösterdik. Artık o isterse şükreder, isterse nankörlük… (Sorumluluk kendisinindir)” [3].
    Rabbimiz, bu büyük yol ayırımında bizi güçsüz, bilgisiz, desteksiz ve yalnız bırakmamıştır. Aksine, O bize düşünen akıllar, inanan kalpler verdiği gibi gönderdiği peygamberler ve kutsal kitaplar vasıtasıyla bu iki yolun doğrusunu-yanlışını, iyisini-kötüsünü, faydalısını-zararlısını açık açık anlatmıştır bize… Yüce kitabımızda şöyle buyuruluyor: “Bu (din), senin Rabbinin dosdoğru yoludur. Biz, öğüt alacak bir topluluk için âyetleri geniş olarak açıkladık” [4].
    Değerli Müminler!
    Bizim âlimlerimiz, nefsinin saptırıcı isteklerine teslim olmuş kimseleri esir ya de köle saymışlar; bu tür nefsanî isteklere karşı koyup Allah’ın buyruklarına uyan; yani inkâra karşı imanı, zulme karşı adaleti, yalana karşı dürüstlüğü, bencilliğe karşı özveriyi, cimriliğe karşı cömertliği tercih edebilen insanı da gerçek anlamda özgür insan kabul etmişlerdir. Kur’ân-ı Kerim’de hevâsına, yani nefsinin bencil ve saptırıcı isteklerine boyun eğenler, “hevâsını tanrılaştıran” olarak nitelenir [5]. Hz. Peygamber de nefsiyle hesaplaşan insanı gerçek mücahid saymıştır [2].


    İnsanın hevâsı, yani bencil ve bayağı istekleri; kendisini Allah’ın yolundan, hak, hidayet ve hayırdan saptırıp kulluktan uzaklaştırır, nefsine köle yapar. İşte insan için gerçek dalâlet, kölelik ve esaret budur. İnsanın, “dinini, ahlâkını ve insanlığını nefsanî tutkularına kurban etmesi” anlamına gelen bu esaretten kurtulabilirsek; bu mânada hür olabilirsek, işte ancak o zaman benciliğimizi, gurur ve kibrimizi yenebiliriz; haksızlık ve adaletsizlikten korunabiliriz; Bencilliğimizi yendiğimiz ölçüde insanların dertlerini ve acılarını kendi derdimiz bilir; yüreğimizi ve imkanlarımızı onlarla paylaşabiliriz.
    Aziz Müslümanlar!
    Dünyada bugün aklı eren herkes, insanlığın çok ağır küresel sorunlar yaşadığını belirtiyorlar; bu sorunlar karşısında küresel bir ahlâka ihtiyaç olduğunu söylüyorlar. Ancak, bireycilik ve sözde özgürlük adına dinî ve ahlâkî bağlardan sıyrılıp nefsini ve behimî tutkularını putlaştırmış olan modern insan için bu zor görünüyor. Çünkü bu insanın en önemli derdi ve amacı, daha iyi beslenmek, daha iyi giyinmek, cinsel arzularını daha çok tatmin etmek, kısaca daha baş döndürücü bir hayat yaşamaktır. Böyle bir insandan ve insanlıktan küresel ahlâk kurallarına saygı beklenebilir mi?
    Bizim âlimlerimiz ve düşünürlerimiz, küresel ahlâkın iki temel şartını “Allah’ın emrine saygı, Allah’ın yarattıklarına şefkat” şeklinde özetlemişlerdir.
    Evet… Günümüz dünyasının yoğun olarak yaşadığı küresel mânevî, ahlâkî, siyasî ve benzeri sorunlarını çözmenin vazgeçilmez şartı…: “Allah’ın emrine saygı, Allah’ın yarattıklarına şefkat…”
    Son sözümüz İstiklal Marşı şairimizin mısraları olsun:
    “Ne irfandır veren ahlâka yükseklik, ne vicdandır/ Fazilet hissi insanlarda Allah korkusundandır.
    Yüreklerden çekilmiş farzedin havfı Yezdân’ı Ne irfanın kalır te’siri kat’iyyen ne vicdanın.”
    ______________
    [1] Beled 10.
    [2] Müsned, VI, 20-22
    [3] İnsân, 76/3.
    [4] En’âm, 6/126.
    [5] Furkân, 25/3.

    Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı
    İstanbul Müftüsü


  4. 30.Mayıs.2013, 01:47
    2
    Moderatör



    AKIL İLE NEFSE HAKİM OLMAK




    Aziz Müminler!
    Yüce Rabbimiz, diğer varlıklardan farklı olarak, biz insanlara, iyi insan, iyi müslüman olup olmama konusunda bir tercih yapma sorumluluğu yüklemiştir. İnsanlığımızın ve müslümanlığımızın da ölçüsü olan bu sorumluluk, yaşadığımız sürece bizimle birliktedir. Yani biz, hep iki yoldan birini tercih etmekle karşı karşıya bulunuruz. Bu iki yolun çeşitli adları vardır: İman-inkâr, hak-bâtıl, hayır-şer, iyilik-kötülük gibi… Bu gerçeğe Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle işaret buyurulur: “Biz o insana iki yol gösterdik” [1]. “Şüphesiz biz insana (doğru) yolu gösterdik. Artık o isterse şükreder, isterse nankörlük… (Sorumluluk kendisinindir)” [3].
    Rabbimiz, bu büyük yol ayırımında bizi güçsüz, bilgisiz, desteksiz ve yalnız bırakmamıştır. Aksine, O bize düşünen akıllar, inanan kalpler verdiği gibi gönderdiği peygamberler ve kutsal kitaplar vasıtasıyla bu iki yolun doğrusunu-yanlışını, iyisini-kötüsünü, faydalısını-zararlısını açık açık anlatmıştır bize… Yüce kitabımızda şöyle buyuruluyor: “Bu (din), senin Rabbinin dosdoğru yoludur. Biz, öğüt alacak bir topluluk için âyetleri geniş olarak açıkladık” [4].
    Değerli Müminler!
    Bizim âlimlerimiz, nefsinin saptırıcı isteklerine teslim olmuş kimseleri esir ya de köle saymışlar; bu tür nefsanî isteklere karşı koyup Allah’ın buyruklarına uyan; yani inkâra karşı imanı, zulme karşı adaleti, yalana karşı dürüstlüğü, bencilliğe karşı özveriyi, cimriliğe karşı cömertliği tercih edebilen insanı da gerçek anlamda özgür insan kabul etmişlerdir. Kur’ân-ı Kerim’de hevâsına, yani nefsinin bencil ve saptırıcı isteklerine boyun eğenler, “hevâsını tanrılaştıran” olarak nitelenir [5]. Hz. Peygamber de nefsiyle hesaplaşan insanı gerçek mücahid saymıştır [2].


    İnsanın hevâsı, yani bencil ve bayağı istekleri; kendisini Allah’ın yolundan, hak, hidayet ve hayırdan saptırıp kulluktan uzaklaştırır, nefsine köle yapar. İşte insan için gerçek dalâlet, kölelik ve esaret budur. İnsanın, “dinini, ahlâkını ve insanlığını nefsanî tutkularına kurban etmesi” anlamına gelen bu esaretten kurtulabilirsek; bu mânada hür olabilirsek, işte ancak o zaman benciliğimizi, gurur ve kibrimizi yenebiliriz; haksızlık ve adaletsizlikten korunabiliriz; Bencilliğimizi yendiğimiz ölçüde insanların dertlerini ve acılarını kendi derdimiz bilir; yüreğimizi ve imkanlarımızı onlarla paylaşabiliriz.
    Aziz Müslümanlar!
    Dünyada bugün aklı eren herkes, insanlığın çok ağır küresel sorunlar yaşadığını belirtiyorlar; bu sorunlar karşısında küresel bir ahlâka ihtiyaç olduğunu söylüyorlar. Ancak, bireycilik ve sözde özgürlük adına dinî ve ahlâkî bağlardan sıyrılıp nefsini ve behimî tutkularını putlaştırmış olan modern insan için bu zor görünüyor. Çünkü bu insanın en önemli derdi ve amacı, daha iyi beslenmek, daha iyi giyinmek, cinsel arzularını daha çok tatmin etmek, kısaca daha baş döndürücü bir hayat yaşamaktır. Böyle bir insandan ve insanlıktan küresel ahlâk kurallarına saygı beklenebilir mi?
    Bizim âlimlerimiz ve düşünürlerimiz, küresel ahlâkın iki temel şartını “Allah’ın emrine saygı, Allah’ın yarattıklarına şefkat” şeklinde özetlemişlerdir.
    Evet… Günümüz dünyasının yoğun olarak yaşadığı küresel mânevî, ahlâkî, siyasî ve benzeri sorunlarını çözmenin vazgeçilmez şartı…: “Allah’ın emrine saygı, Allah’ın yarattıklarına şefkat…”
    Son sözümüz İstiklal Marşı şairimizin mısraları olsun:
    “Ne irfandır veren ahlâka yükseklik, ne vicdandır/ Fazilet hissi insanlarda Allah korkusundandır.
    Yüreklerden çekilmiş farzedin havfı Yezdân’ı Ne irfanın kalır te’siri kat’iyyen ne vicdanın.”
    ______________
    [1] Beled 10.
    [2] Müsned, VI, 20-22
    [3] İnsân, 76/3.
    [4] En’âm, 6/126.
    [5] Furkân, 25/3.

    Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı
    İstanbul Müftüsü





+ Yorum Gönder