Konusunu Oylayın.: Geçmiş yıllarda ödenmeyen zekatlar şimdiki ile birlikte mi ödenir hesaplaması nasıl yapılır?

5 üzerinden 4.67 | Toplam : 3 kişi
Geçmiş yıllarda ödenmeyen zekatlar şimdiki ile birlikte mi ödenir hesaplaması nasıl yapılır?
  1. 10.Aralık.2010, 11:46
    1
    Misafir

    Geçmiş yıllarda ödenmeyen zekatlar şimdiki ile birlikte mi ödenir hesaplaması nasıl yapılır?






    Geçmiş yıllarda ödenmeyen zekatlar şimdiki ile birlikte mi ödenir hesaplaması nasıl yapılır? Mumsema İyi günler.Ben 2008 de evlendim o zamandan niap miktarı altın vardı.memur olarak atamam çıktı aradan 2 yıl geçti zekatı veremedim.şimdi sorum şu geçmiş dönem zekatını ödeyemediğim için nasıl bir yol izlemem gerekiyor? bu sene ki zekatla birlikte mi vermem gerekiyor nasıl yapacağım bana bir yol gösterin dua ile...


  2. 10.Aralık.2010, 11:46
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    İyi günler.Ben 2008 de evlendim o zamandan niap miktarı altın vardı.memur olarak atamam çıktı aradan 2 yıl geçti zekatı veremedim.şimdi sorum şu geçmiş dönem zekatını ödeyemediğim için nasıl bir yol izlemem gerekiyor? bu sene ki zekatla birlikte mi vermem gerekiyor nasıl yapacağım bana bir yol gösterin dua ile...


    Benzer Konular

    - Vaktinde ödenmeyen sadaka-i fıtır borcu nasıl ödenir?

    - Üzerindeki Geçmiş Haklar Nasıl Ödenir?

    - Ecrimisil hesaplaması nasıl yapılır

    - Vaktinde ödenmeyen zekat borcu nasıl ödenir?

    - Vaktinde ödenmeyen sadaka-ı fıtır borcu nasıl ödenir?

  3. 10.Aralık.2010, 12:50
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Yanıt: geçmiş yıllarda ödenmeyen zekatlar şimdiki ile birlikte mi ödenir hesaplaması nasıl yapılır?




    Buyur konuyla ilgili yazıyı oku kardeşim
    yardımcı olacaktır İnşaAllah...



    __________________________________________________ __

    Zekât Nasıl Verilir?

    İslâm şeâirlerinin en büyüklerinden olan zekâtın alenî olarak verilmesi efdaldir. Çünkü alenî olarak verilmesinde çevreye iyi örnek olma hususu olduğu gibi, zekâtı veren için de başkalarının sû'i zanlarından kurtulmak durumu bahis mevzuudur. Hem zekât, zengin için, kesin bir borç ve farîza olduğundan, edâsına riya da giremez. Halbuki nafile sadakalar öyle değildir. Onları gizlice verip, gösteriş ve fazilet füruşluk ihtimalinden kaçınmak daha faziletlidir.

    Zekât Ne Zaman Ödenir?

    Kuvvetli ve en sahih olan görüşe göre, üzerine zekât düşen mal ve paraların zekâtı, o mal ve paranın üzerinden 1 sene geçtikten sonra, fevren, yani, sene biter bitmez hemen verilmesi icabeder. Özürsüz olarak te'hir etmek câiz olmaz. Günahı muciptir.
    Diğer bir görüşe göre ise, zekâtın verilmesi fevrî değil, terahî üzerine farzdır. Yani sene nihayetinde hemen verilmesi lâzım değildir. Mükellef bunu hayatta bulundukça dilediği zaman edâ edebilir. Edâ etmeden ölürse, ancak o zaman günahkâr olur. Fakat bu görüş zayıftır.
    Zekâtın Önemi
    Zekâtın önemini ve farz kılınmasındaki hikmetleri iki açıdan incelemek mümkündür.
    1 - Ferd açısından.
    2 - Cem'iyet açısından.
    I - Ferd Açısından Zekâtın Önemi:
    Ferd açısından zekâtın önemi konusu da yine iki kısma ayrılarak tedkik edilebilir:
    a. Veren açısından zekâtın önemi,
    b. Alan açısından zekâtın önemi.

    Toplum Açısından Zekâtın Önemi:
    Zekât mülkiyette kuvvet dengesidir. Ne tamamen sâhibinin mülkiyetini giderir, ne de tamamen onun elinde bırakıp fakirlerin de onu edinmelerine mâni olur. Mülkiyeti belli ölçüler içinde fakir ile zengin arasında bölüştürür.
    * Zekât bir nevi sosyal güvenlik ve içtimaî sigortadır. İhtiyaç sahiplerine yardım etmek; fakir, miskin, borçlu, yolda kalmış yolcu gibi zayıf insanların elinden tutmak zekâtın hedefleri arasındadır. Ferdin şahsiyetini takviye eden, iktisaden güçlendiren, maddî ve mânevî imkânlarını geliştiren herşey cem'iyeti de kuvvetlendirir.
    * Zekât ihtiyaç sâhibi bütün sınıflara, bu sınıfların bedenî, ruhî, ahlâkî her türlü ihtiyaçlarına şâmil bir sigortadır. Modern sosyal sigorta fikrinin ilk temeli 1941 yılında atılmıştır. İngiltere ile A.B.D. temsilcileri 1941 yılında Atlantik andlaşması için toplanmışlar, bu toplantıda ferdler için sosyal sigorta teşkilâtının kurulmasını karara bağlamışlardır. Halbuki İslâmiyet bunu zekât müessesesi ile 1400 yıl önceden vaz'etmiştir.
    * Zekât, toplumda zengin ile fakir arasındaki uçurumları, farklılaşmaları ortadan kaldırır. Sınıflar arası mesafeyi yaklaştırır ve orta sınıfın teşekkülünü sağlar.
    Toplumda orta halli vatandaşların artması, piyasada rahatlık meydana getirir. Mal sadece bir sınıfın inhisarında kalmaktan kurtularak fakirlerin de satın alma güçleri artar. Sırf zenginler değil, geniş bir halk kitlesi de cem'iyet içinde sıkılmadan zarurî ihtiyaçlarını te'min ederek yaşayabilme imkânına kavuşur.
    Malın sadece zenginler elinde dolaşan bir servet olması, âyet-i kerîmeyle yasaklanmıştır (el-Haşr, 7). Bu da zekât yoluyla te'min edilir.
    Zekât paranın stok edilmesini önler, yatırıma yöneltir. Çünkü kârdan değil, ana paradan verildiği için, işletilmedikçe devamlı eksilecektir. Sâhibi de eksilmeyi önlemek için parayı yatırıma yöneltir, artırma yoluna gider.
    Zekât sosyal dengeyi sağlar. Cenâb-ı Hak kulları yaratılış bakımından olduğu gibi yaşayış ve maişet bakımından da farklı seviyede yaratmıştır. Kimi zengin, kimi fakir, kimi orta halli...

    Âyet-i kerîmede:
    "Allah rızkı vermekte bâzınızı bâzınıza üstün kıldı" (en-Nahl, 71) buyurulmaktadır.

    Bütün insanların aynı seviyede gelir sâhibi olmaları imkânsızdır. Çünkü toplumda mes'uliyet ve enerji sarfı bakımından birbirinden çok farklı görevler vardır. Bu görevlerin ihmalinden doğacak zararlar, cem'iyeti felce uğratır. Bütün görevlerin ücreti aynı olsa, kimse ağır ve mes'uliyetli işe tâlib olmaz, hep hafifini tercih eder. Böylece ağır ve mes'uliyetli işler ihmale Demek ki gelir ve geçim bakımından insanların farklı olması büyük bir zarurettir. Ne var ki, bu farklılığın büyük bir uçurum meydana getirmemesi için, arada bir irtibat ve köprü lâzımdır. İşte o köprü de zekâttır.
    Zekât toplumun ferdlerini birbirine kenetler.
    Zekât sosyal bir yardımlaşma olmak hasebiyle ferdleri birbirine kenetler. Zenginde fakire karşı sevgi, şefkat, merhamet duyguları gelişir. Fakirde ise zengine karşı itâat, hürmet, işinde titizlik hisleri inkişaf eder. Kıskançlık, düşmanlık, hased duyguları törpülenir, hattâ tamamen yok olur. Ne zengin fakire zulmeder ve onu minnet altında bırakır; ne de fakirde zengine karşı zillet ve esâret, kin ve adâvet duyguları teşekkül eder. Hadîs-i şerîfte: "Kalbler, insanı iyilik yapanı sevmeye, kötülük yapanı da sevmemeye zorlar" buyurulmuştur.
    Zekât cem'iyete kinlenip hınçlanıp toplum düşmanları ile toplum huzurunu bozucularla işbirliği yapılmasını önler. Eğer zenginler fakirlerin ihtiyaçlarını gidermezlerse, şiddetli ihtiyaç ve geçim sıkıntısı, onları müslümanlığa düşman kimselerin cebhesine katılmaya veya hırsızlık, yol kesme, adam öldürme gibi kötülükleri yapmaya sevkeder.
    Zekât yatırıma açılan bir kapı ve büyük bir kalkınma hamlesidir. Zekâtın hem sosyal, hem de iktisadî yönü vardır. Bu bakımdan aynı zamanda bir kalkınma hamlesidir.
    Zengin - fakir tezadı, cem'iyetler var olalı beri açık veya gizli bir şekilde hüküm süren bir sınıf mücadelesini doğurmuştur. Tarihteki ihtilâller ve kanlı hareketler, hep bu mücadelenin, yani "senin var, benim yok" kavgasının birer şekilde zuhurudur. İslâmiyet bu ezelî mücadeleyi yatıştırmak üzere bir taraftan zekât, sadaka ve vakıf müesseselerini kurmuş; bir taraftan da, ferdlere sabır, kanaat ve kadere rıza ahlâk ve terbiyesi vermiştir. Bu terbiye ve ahlâk ile bezenmiş mü'minler arasında, ne servet gururu, ne de fakirlik kıskançlığı görülmüştür.
    Zekâtın Şartları
    Zekât Vermekle Mükellef Olmanın Şartları Nelerdir?
    Bir kimsenin zekât vermekle mükellef olması için bâzı şartlar vardır. O şartlar da şunlardır:
    1 - Zekât verecek kimse müslüman, âkıl ve bâliğ olmalıdır. Gayr-i müslimlere, mecnunlara, bülûğa ermemiş çocuklara zekât farz değildir.
    İmam-ı Şâfiî'ye göre çocukların ve akıl hastalarının malları var ise, o mala zekât düşer. Verme işini de velileri yerine getirirler.
    2 - Zekât verecek kimse, havâyic-i asliye denilen zaruri ihtiyaçlarından ve bir de -eğer varsa- borcundan başka nisab miktarı veya daha fazla bir mala sâhip olmalıdır. Nisab miktarı kadar malı olmayana zekât düşmez.
    Nisab, zekâtın farz olması için şeriatın tâyin ettiği mal miktarıdır. Bu miktar; maldan mala değişir. Bunu ayrıca göreceğiz.
    3 - Zekât lâzım gelmek için, malın nemâ, yâni, büyüme ve artma kabiliyeti de olmalıdır. Altın ve gümüş para ve zinetler, ticarette kullanılan herhangi bir eşya veya hayvan zekâta tabi olduğu gibi; neslini çoğaltmak veya sütünü sağmak için kırlarda otlatılan hayvanlar da zekâta tâbidir. Çünkü bunlarda nemâ vardır.
    4 - Zekâtı verilecek mal, sâhibinin bizzat elinde olmalı, yani sahibi malına tam mâlik bulunmalıdır.
    Binaenaleyh kocasından mehrini almamış bir kadına, o mehirden dolayı zekât lâzım gelmez. Rehindeki bir maldan dolayı da zekât gerekmez. Zira o mal, bir borca karşılıktır. Mala tam mâlikiyet söz konusu değildir. Aynı şekilde borçlu kimse, borcuna karşılık olan bir malından dolayı zekât ile mükellef olmaz.
    Yolculukta olan bir kimse, malının zekâtıyla mükelleftir. Zira malı yanında değilse de, bir vekil veya nâible malında tasarruf edebilir.
    5 - Zekâtı verilecek malın üzerinden tam bir sene geçmiş olmalıdır. Buna havl-i havelan denir.
    Çünkü bu müddet içinde, malın nemâsı = artması ve kıymetlenmesi tahakkuk eder.
    Nisab miktarı, hem senenin başında, hem de sonunda bulunmalıdır. Bu miktarın sene içinde
    muvakaten eksilmesi zekâta mâni değildir.
    Zekât hesâbında esas olan kamerî senedir ki, bu da 354 gündür.

    Zekâtın Sıhhat Şartı Nedir?

    Zekâtın sahih olabilmesi için en başta niyet şarttır. Niyette ise itibar, kalbedir. Dil ile söylenmesi lâzım değildir. Hattâ bir malı fakire zekât niyetiyle verirken, dil ile hibe veya sadaka olarak verdiğini söylemek bile, o malın zekât yerine geçmesine mâni değildir. Çünkü muteber olan kalben yapılan niyettir.
    Bir mal, fakire niyetsiz olarak verilmişse, bakılır: Eğer henüz fakirin elinde mevcut ise zekâta niyet edilmesi câizdir. Fakat elinden çıkmışsa, zekâta niyet kifayet etmez.
    Bir kimse, elindeki malı, zekâta niyet etmeksizin bütünüyle tasadduk etse, bu malın zekâtı üzerinden düşmüş sayılır.
    Bir kimse, zekât icab eden bir malın bir miktarını bir fakire hibe etse, bu miktara düşen zekât kendisinden sâkıt olur.
    Zekâta Tâbi Olan Ve Olmayan Mallar

    Hangi Mallar Zekâta Tâbidir?
    Zekât verilmesi gerekli olan mallar 5 çeşittir.
    1 - Altın ve gümüş; nakit para.
    2 - Ticaret malları.
    3 - Madenler ve defineler.
    4 - Ekin ve meyveler.
    5 - Deve, sığır, koyun, keçi...
    Bu mallar, zekâtı veriliş itibarı ile 2 kısma ayrılır:
    1 - Emvâl-i zâhire: Açıkta ve meydanda olan mallar.
    2 - Emvâl-i bâtına: Gizli, meydanda olmayan mallar...
    Altın, gümüş ve nakit paralar ile ticaret malları, bâtınî mallardandır. Ekin ve meyveler, madenler ve hayvanlar ise, zâhirî mallardan sayılmaktadır.
    Batınî malların zekâtını vermek sâhiblerinin diyanetine ve vicdanına havale edilmiştir. Bunlar, bu malların zekâtını, diledikleri fakir ve muhtaca bizzat verebilirler.
    Zâhirî malların zekâtlarını ise, İslâm tarihi boyunca âşir veya âmil denilen hususî me'murları vasıtasıyla devlet tahsil etmiş ve toplanan bu parayı, Kur'an'da gösterilen yerlere harcamıştır.
    Hangi Mallar Zekâta Tâbi Değildir?

    1 - Bir insanın gerek kendi şahsının ve gerekse nafakasını temin ile mükellef olduğu aile efradının zarurî ihtiyaçlarını karşılayan ve şeriat dilinde havâyic-i asliyye (temel ihtiyaçlar) tabir edilen mallardan zekât lâzım gelmez.
    Havâyic-i asliyye içine şu mallar girer:
    * İkametgâhlar, evin içindeki eşyalar, elbiseler, silâhlar, binek hayvanları veya taksi gibi binek vasıtaları, şehirde evin bir aylık nafakası (aylık maaş) köyde ise 1 yıllık nafakası, ilim sâhiplerinin kitabları, san'at erbâbının âlet ve tezgâhları hep aslî ihtiyaçlardan sayılır.
    * Ticaret için olmayan ihtiyaçtan fazla ev eşyasından, giyeceklerden, yiyecek ve içecek maddelerinden dolayı da zekât lâzım gelmez. Aslî ihtiyaçtan sayılmayan kitab ve san'at âletleri de zekât şümûlüne girmez. Altın ve gümüşün dışındaki plâtin, v.s. gibi zinet takımlarından; yâkut, zümrüt, inci, elmas gibi mücevherattan dolayı da zekât gerekmez.
    Şu kadar var ki bu gibi mallar aslî ihtiyaçlardan hariç olup kıymetleri de nisab miktarına ulaşınca, sâhibi zengin olmuş olur. Her ne kadar kendisine, bu mallardan zekât vermek gerekmezse de, fitre vermek ve kurban kesmek vâcib hâle gelir. Ayrıca kendileri için, zekât ve sadaka almaları da artık câiz olmaz.
    2 - Aslî ihtiyaçlar gibi, borç karşılığı olan para ve mallara da zekât lâzım gelmez. Borçlu bir kimse, borcunu ödedikten sonra, arta alan malı nisab miktarına varmıyorsa, onun üzerinden de zekât sâkıt olur.
    Borçlar üç türlüdür:
    1 - Sırf kullara mahsus borçlar.
    2 - Allah'a aid olup içinde kulların da hakkı olan borçlar (Zekât borcu gibi).
    3 - Allah için yapılan adak, keffaret ve fitre borcu...
    İlk iki borç, zekâtın farz olmasına mâni olur. Şöyle ki:
    Bir insan, nisaba mâlik iken, üzerinden bir yıl geçtiği halde malının zekâtını vermezse, onun zekâtı zimmetinde borç olarak kalır. Üzerinden ikinci bir yıl geçerse, önce birinci yılın zekât borcu ödenmelidir. Bu borç, malın nisabını aşağı düşürecek miktarda ise, ikinci yıl için zekât farz olmaz. Birinci yılın zekât borcu, malın nisabını zekâttan muaf kılacak kadar düşürmüyorsa, o takdirde, borç dışında kalan mala zekât düşer.
    Başka bir kimseye borçlu olmak da aynıdır. Eğer borç ödendiğinde malın kıymeti nisabdan aşağı düşmüyorsa, zekât gerekir.
    Üçüncü kısım borçlar, zekâtın farz olmasını engellemezler.
    Borcun, zekâtı farziyetten düşürmesi için, borçlu kimsenin zimmetine, zekâtın vâcib olmasından evvel geçmiş olması şarttır. Yoksa bir malın zekâtı vâcib hâle geldikten sonra, zekâtı verecek kimsenin borçlanması, zekâtı uhdesinden düşürmez.
    3 - Yalnız kira bedellerini almak üzere elde tutulan ev, dükkânlardan ve bunlar gibi gelir getiren âlet ve nakil vasıtalarından zekât lâzım gelmez. Ancak bunların getirdikleri gelirler, aslî ihtiyaçlara harcandıktan sonra kalanı nisab miktarını buluyorsa, o miktardan zekât verilir.
    4 - Haram mal için zekât verilmez. Böyle haram bir mal, sâhibli bir mal ise, sahibine iade edilir. Değilse, fakirlere tasadduk edilmesi lâzım gelir.
    Ancak haram mal, helâl mala karışmış olup, hangisinin haram, hangisinin helâl olduğunu ayırdetmek mümkün olmaz hale gelmiş ise, bütün maldan zekât gerekir.
    * Zekât borcu olan kimse, bu borcu ölürken vasiyet etmemiş ise, mirasından alınıp ödenmez. Artık mal vârislere intikal etmiş olur. Varisler isterlerse, bunu kendi hisselerinden teberrû yolu ile verirler.
    * Zekât zimmete değil, malın bizzat kendisine taallûk eder. Buna binaen bir mal zekâtı vâcib hâle geldikten sonra kendiliğinden zâyi olsa, zekâtı, sâhibi üzerinden düşer. Fakat sâhibi tarafından bilerek harcanıp tüketilse (meselâ başkasına bağışlamak veya onunla mesken almak gibi...) zekâtı sâkıt olmaz..

    Zekâta Tâbi Malların Cinsleri

    Altın ve Gümüşün Zekâtı:
    Gümüşte nisab 200 dirhem, altında ise 20 miskaldir.
    Borcundan ve aslî ihtiyaçlarından fazla olarak bu miktar altın ve gümüşü olan kimse, zekât verir. 200 dirhem gümüş, 561 grama; 20 miskal altın da, 80, 17 grama tekabül etmektedir.
    Altın ve gümüşte zekât nisbeti 40'ta 1'dir (yüzde 2,5). Buna göre 561 gr. gümüşü olan kimse, 14 gram; 80 gram altını olan ise 2 gram zekât verir.
    Altın ve gümüşün nisablarında kendilerinden zekât verilmesi icab edip etmediğini tayin için, piyasadaki kıymetlerine değil, ağırlıklarına bakılır. Bunda ittifak vardır. Üzerindeki işçilik ve san'at sebebiyle piyasa kıymeti itibariyle nisab miktarını geçse bile ağırlığı nisab miktarını bulmuyorsa o altın ve gümüşe zekât düşmez.
    Hanımların Altın ve Gümüşten Yapılmış Ziynet Eşyalarına da Zekât Lâzım Gelir mi?
    Evet, bu zinetler 80 gram altın veya 561 gram gümüş miktarını buluyorsa zekât gerekir.
    Zînetlerin Zekâtını Kim Ödeyecektir?

    Zinet eşyaları kadınların kendi mallarıdır. Erkekler o zinetler üzerinde bir hak ve tasarruf sahibi değillerdir. Ancak hanımın izni olursa o müstesna.
    Bu sebeble erkekler, hanımların kendi malı sayılan zinetlerinin zekâtını vermek mükellefiyetinde değildirler. Zinetlerin zekâtını, o zinetin sâhibi olan kadınlar ödemek mecburiyetindedirler. Bu hususta kocalarını ödemeye zorlayamayacakları gibi, kocaları ödemediği için mes'uliyetten de kurtulamazlar. Şu halde zinet sâhibi kadınlar zekâtlarını kocaları vermediği takdirde kendileri vermek zorundadırlar. İster zinetlerinden bir kısmını bozdurup bu mükellefiyetlerini yerine getirirler, isterse zinetlerinden zekâta mukabil gelen kısmını vermek suretiyle zekât borçlarını ödemeye çalışırlar.

    Zînetlerin Zekâtı Nasıl Verilir?

    Altın ve gümüşten yapılmış zinet eşyalarının zekâtı kendi cinslerinden olmayan bir şey ile ödeneceği takdirde ağırlıkları değil, piyasa değerleri esas alınır. Bunda ittifak vardır. Fakat kendi cinsiyle ödeneceği takdirde, İmam-ı A'zam ile Ebû Yûsuf'a göre ağırlıkları, İmam-ı Züfer'e göre ise kıymetleri, İmam-ı Muhammed'e göre de bunlardan hangisi fakirin lehine ise, yani, hangisinin zekâtı daha fazla tutuyorsa ona itibar olunur.
    Sâf olmayıp karışık olan altın ve gümüşte hangi madde fazla ise ona itibar edilir. Altın fazla ise o madde altın kabul edilir. Bakır fazla ise bakır, gümüş fazla ise gümüş kabûl edilir.

    S.İslamiyet


  4. 10.Aralık.2010, 12:50
    2
    Silent and lonely rains



    Buyur konuyla ilgili yazıyı oku kardeşim
    yardımcı olacaktır İnşaAllah...



    __________________________________________________ __

    Zekât Nasıl Verilir?

    İslâm şeâirlerinin en büyüklerinden olan zekâtın alenî olarak verilmesi efdaldir. Çünkü alenî olarak verilmesinde çevreye iyi örnek olma hususu olduğu gibi, zekâtı veren için de başkalarının sû'i zanlarından kurtulmak durumu bahis mevzuudur. Hem zekât, zengin için, kesin bir borç ve farîza olduğundan, edâsına riya da giremez. Halbuki nafile sadakalar öyle değildir. Onları gizlice verip, gösteriş ve fazilet füruşluk ihtimalinden kaçınmak daha faziletlidir.

    Zekât Ne Zaman Ödenir?

    Kuvvetli ve en sahih olan görüşe göre, üzerine zekât düşen mal ve paraların zekâtı, o mal ve paranın üzerinden 1 sene geçtikten sonra, fevren, yani, sene biter bitmez hemen verilmesi icabeder. Özürsüz olarak te'hir etmek câiz olmaz. Günahı muciptir.
    Diğer bir görüşe göre ise, zekâtın verilmesi fevrî değil, terahî üzerine farzdır. Yani sene nihayetinde hemen verilmesi lâzım değildir. Mükellef bunu hayatta bulundukça dilediği zaman edâ edebilir. Edâ etmeden ölürse, ancak o zaman günahkâr olur. Fakat bu görüş zayıftır.
    Zekâtın Önemi
    Zekâtın önemini ve farz kılınmasındaki hikmetleri iki açıdan incelemek mümkündür.
    1 - Ferd açısından.
    2 - Cem'iyet açısından.
    I - Ferd Açısından Zekâtın Önemi:
    Ferd açısından zekâtın önemi konusu da yine iki kısma ayrılarak tedkik edilebilir:
    a. Veren açısından zekâtın önemi,
    b. Alan açısından zekâtın önemi.

    Toplum Açısından Zekâtın Önemi:
    Zekât mülkiyette kuvvet dengesidir. Ne tamamen sâhibinin mülkiyetini giderir, ne de tamamen onun elinde bırakıp fakirlerin de onu edinmelerine mâni olur. Mülkiyeti belli ölçüler içinde fakir ile zengin arasında bölüştürür.
    * Zekât bir nevi sosyal güvenlik ve içtimaî sigortadır. İhtiyaç sahiplerine yardım etmek; fakir, miskin, borçlu, yolda kalmış yolcu gibi zayıf insanların elinden tutmak zekâtın hedefleri arasındadır. Ferdin şahsiyetini takviye eden, iktisaden güçlendiren, maddî ve mânevî imkânlarını geliştiren herşey cem'iyeti de kuvvetlendirir.
    * Zekât ihtiyaç sâhibi bütün sınıflara, bu sınıfların bedenî, ruhî, ahlâkî her türlü ihtiyaçlarına şâmil bir sigortadır. Modern sosyal sigorta fikrinin ilk temeli 1941 yılında atılmıştır. İngiltere ile A.B.D. temsilcileri 1941 yılında Atlantik andlaşması için toplanmışlar, bu toplantıda ferdler için sosyal sigorta teşkilâtının kurulmasını karara bağlamışlardır. Halbuki İslâmiyet bunu zekât müessesesi ile 1400 yıl önceden vaz'etmiştir.
    * Zekât, toplumda zengin ile fakir arasındaki uçurumları, farklılaşmaları ortadan kaldırır. Sınıflar arası mesafeyi yaklaştırır ve orta sınıfın teşekkülünü sağlar.
    Toplumda orta halli vatandaşların artması, piyasada rahatlık meydana getirir. Mal sadece bir sınıfın inhisarında kalmaktan kurtularak fakirlerin de satın alma güçleri artar. Sırf zenginler değil, geniş bir halk kitlesi de cem'iyet içinde sıkılmadan zarurî ihtiyaçlarını te'min ederek yaşayabilme imkânına kavuşur.
    Malın sadece zenginler elinde dolaşan bir servet olması, âyet-i kerîmeyle yasaklanmıştır (el-Haşr, 7). Bu da zekât yoluyla te'min edilir.
    Zekât paranın stok edilmesini önler, yatırıma yöneltir. Çünkü kârdan değil, ana paradan verildiği için, işletilmedikçe devamlı eksilecektir. Sâhibi de eksilmeyi önlemek için parayı yatırıma yöneltir, artırma yoluna gider.
    Zekât sosyal dengeyi sağlar. Cenâb-ı Hak kulları yaratılış bakımından olduğu gibi yaşayış ve maişet bakımından da farklı seviyede yaratmıştır. Kimi zengin, kimi fakir, kimi orta halli...

    Âyet-i kerîmede:
    "Allah rızkı vermekte bâzınızı bâzınıza üstün kıldı" (en-Nahl, 71) buyurulmaktadır.

    Bütün insanların aynı seviyede gelir sâhibi olmaları imkânsızdır. Çünkü toplumda mes'uliyet ve enerji sarfı bakımından birbirinden çok farklı görevler vardır. Bu görevlerin ihmalinden doğacak zararlar, cem'iyeti felce uğratır. Bütün görevlerin ücreti aynı olsa, kimse ağır ve mes'uliyetli işe tâlib olmaz, hep hafifini tercih eder. Böylece ağır ve mes'uliyetli işler ihmale Demek ki gelir ve geçim bakımından insanların farklı olması büyük bir zarurettir. Ne var ki, bu farklılığın büyük bir uçurum meydana getirmemesi için, arada bir irtibat ve köprü lâzımdır. İşte o köprü de zekâttır.
    Zekât toplumun ferdlerini birbirine kenetler.
    Zekât sosyal bir yardımlaşma olmak hasebiyle ferdleri birbirine kenetler. Zenginde fakire karşı sevgi, şefkat, merhamet duyguları gelişir. Fakirde ise zengine karşı itâat, hürmet, işinde titizlik hisleri inkişaf eder. Kıskançlık, düşmanlık, hased duyguları törpülenir, hattâ tamamen yok olur. Ne zengin fakire zulmeder ve onu minnet altında bırakır; ne de fakirde zengine karşı zillet ve esâret, kin ve adâvet duyguları teşekkül eder. Hadîs-i şerîfte: "Kalbler, insanı iyilik yapanı sevmeye, kötülük yapanı da sevmemeye zorlar" buyurulmuştur.
    Zekât cem'iyete kinlenip hınçlanıp toplum düşmanları ile toplum huzurunu bozucularla işbirliği yapılmasını önler. Eğer zenginler fakirlerin ihtiyaçlarını gidermezlerse, şiddetli ihtiyaç ve geçim sıkıntısı, onları müslümanlığa düşman kimselerin cebhesine katılmaya veya hırsızlık, yol kesme, adam öldürme gibi kötülükleri yapmaya sevkeder.
    Zekât yatırıma açılan bir kapı ve büyük bir kalkınma hamlesidir. Zekâtın hem sosyal, hem de iktisadî yönü vardır. Bu bakımdan aynı zamanda bir kalkınma hamlesidir.
    Zengin - fakir tezadı, cem'iyetler var olalı beri açık veya gizli bir şekilde hüküm süren bir sınıf mücadelesini doğurmuştur. Tarihteki ihtilâller ve kanlı hareketler, hep bu mücadelenin, yani "senin var, benim yok" kavgasının birer şekilde zuhurudur. İslâmiyet bu ezelî mücadeleyi yatıştırmak üzere bir taraftan zekât, sadaka ve vakıf müesseselerini kurmuş; bir taraftan da, ferdlere sabır, kanaat ve kadere rıza ahlâk ve terbiyesi vermiştir. Bu terbiye ve ahlâk ile bezenmiş mü'minler arasında, ne servet gururu, ne de fakirlik kıskançlığı görülmüştür.
    Zekâtın Şartları
    Zekât Vermekle Mükellef Olmanın Şartları Nelerdir?
    Bir kimsenin zekât vermekle mükellef olması için bâzı şartlar vardır. O şartlar da şunlardır:
    1 - Zekât verecek kimse müslüman, âkıl ve bâliğ olmalıdır. Gayr-i müslimlere, mecnunlara, bülûğa ermemiş çocuklara zekât farz değildir.
    İmam-ı Şâfiî'ye göre çocukların ve akıl hastalarının malları var ise, o mala zekât düşer. Verme işini de velileri yerine getirirler.
    2 - Zekât verecek kimse, havâyic-i asliye denilen zaruri ihtiyaçlarından ve bir de -eğer varsa- borcundan başka nisab miktarı veya daha fazla bir mala sâhip olmalıdır. Nisab miktarı kadar malı olmayana zekât düşmez.
    Nisab, zekâtın farz olması için şeriatın tâyin ettiği mal miktarıdır. Bu miktar; maldan mala değişir. Bunu ayrıca göreceğiz.
    3 - Zekât lâzım gelmek için, malın nemâ, yâni, büyüme ve artma kabiliyeti de olmalıdır. Altın ve gümüş para ve zinetler, ticarette kullanılan herhangi bir eşya veya hayvan zekâta tabi olduğu gibi; neslini çoğaltmak veya sütünü sağmak için kırlarda otlatılan hayvanlar da zekâta tâbidir. Çünkü bunlarda nemâ vardır.
    4 - Zekâtı verilecek mal, sâhibinin bizzat elinde olmalı, yani sahibi malına tam mâlik bulunmalıdır.
    Binaenaleyh kocasından mehrini almamış bir kadına, o mehirden dolayı zekât lâzım gelmez. Rehindeki bir maldan dolayı da zekât gerekmez. Zira o mal, bir borca karşılıktır. Mala tam mâlikiyet söz konusu değildir. Aynı şekilde borçlu kimse, borcuna karşılık olan bir malından dolayı zekât ile mükellef olmaz.
    Yolculukta olan bir kimse, malının zekâtıyla mükelleftir. Zira malı yanında değilse de, bir vekil veya nâible malında tasarruf edebilir.
    5 - Zekâtı verilecek malın üzerinden tam bir sene geçmiş olmalıdır. Buna havl-i havelan denir.
    Çünkü bu müddet içinde, malın nemâsı = artması ve kıymetlenmesi tahakkuk eder.
    Nisab miktarı, hem senenin başında, hem de sonunda bulunmalıdır. Bu miktarın sene içinde
    muvakaten eksilmesi zekâta mâni değildir.
    Zekât hesâbında esas olan kamerî senedir ki, bu da 354 gündür.

    Zekâtın Sıhhat Şartı Nedir?

    Zekâtın sahih olabilmesi için en başta niyet şarttır. Niyette ise itibar, kalbedir. Dil ile söylenmesi lâzım değildir. Hattâ bir malı fakire zekât niyetiyle verirken, dil ile hibe veya sadaka olarak verdiğini söylemek bile, o malın zekât yerine geçmesine mâni değildir. Çünkü muteber olan kalben yapılan niyettir.
    Bir mal, fakire niyetsiz olarak verilmişse, bakılır: Eğer henüz fakirin elinde mevcut ise zekâta niyet edilmesi câizdir. Fakat elinden çıkmışsa, zekâta niyet kifayet etmez.
    Bir kimse, elindeki malı, zekâta niyet etmeksizin bütünüyle tasadduk etse, bu malın zekâtı üzerinden düşmüş sayılır.
    Bir kimse, zekât icab eden bir malın bir miktarını bir fakire hibe etse, bu miktara düşen zekât kendisinden sâkıt olur.
    Zekâta Tâbi Olan Ve Olmayan Mallar

    Hangi Mallar Zekâta Tâbidir?
    Zekât verilmesi gerekli olan mallar 5 çeşittir.
    1 - Altın ve gümüş; nakit para.
    2 - Ticaret malları.
    3 - Madenler ve defineler.
    4 - Ekin ve meyveler.
    5 - Deve, sığır, koyun, keçi...
    Bu mallar, zekâtı veriliş itibarı ile 2 kısma ayrılır:
    1 - Emvâl-i zâhire: Açıkta ve meydanda olan mallar.
    2 - Emvâl-i bâtına: Gizli, meydanda olmayan mallar...
    Altın, gümüş ve nakit paralar ile ticaret malları, bâtınî mallardandır. Ekin ve meyveler, madenler ve hayvanlar ise, zâhirî mallardan sayılmaktadır.
    Batınî malların zekâtını vermek sâhiblerinin diyanetine ve vicdanına havale edilmiştir. Bunlar, bu malların zekâtını, diledikleri fakir ve muhtaca bizzat verebilirler.
    Zâhirî malların zekâtlarını ise, İslâm tarihi boyunca âşir veya âmil denilen hususî me'murları vasıtasıyla devlet tahsil etmiş ve toplanan bu parayı, Kur'an'da gösterilen yerlere harcamıştır.
    Hangi Mallar Zekâta Tâbi Değildir?

    1 - Bir insanın gerek kendi şahsının ve gerekse nafakasını temin ile mükellef olduğu aile efradının zarurî ihtiyaçlarını karşılayan ve şeriat dilinde havâyic-i asliyye (temel ihtiyaçlar) tabir edilen mallardan zekât lâzım gelmez.
    Havâyic-i asliyye içine şu mallar girer:
    * İkametgâhlar, evin içindeki eşyalar, elbiseler, silâhlar, binek hayvanları veya taksi gibi binek vasıtaları, şehirde evin bir aylık nafakası (aylık maaş) köyde ise 1 yıllık nafakası, ilim sâhiplerinin kitabları, san'at erbâbının âlet ve tezgâhları hep aslî ihtiyaçlardan sayılır.
    * Ticaret için olmayan ihtiyaçtan fazla ev eşyasından, giyeceklerden, yiyecek ve içecek maddelerinden dolayı da zekât lâzım gelmez. Aslî ihtiyaçtan sayılmayan kitab ve san'at âletleri de zekât şümûlüne girmez. Altın ve gümüşün dışındaki plâtin, v.s. gibi zinet takımlarından; yâkut, zümrüt, inci, elmas gibi mücevherattan dolayı da zekât gerekmez.
    Şu kadar var ki bu gibi mallar aslî ihtiyaçlardan hariç olup kıymetleri de nisab miktarına ulaşınca, sâhibi zengin olmuş olur. Her ne kadar kendisine, bu mallardan zekât vermek gerekmezse de, fitre vermek ve kurban kesmek vâcib hâle gelir. Ayrıca kendileri için, zekât ve sadaka almaları da artık câiz olmaz.
    2 - Aslî ihtiyaçlar gibi, borç karşılığı olan para ve mallara da zekât lâzım gelmez. Borçlu bir kimse, borcunu ödedikten sonra, arta alan malı nisab miktarına varmıyorsa, onun üzerinden de zekât sâkıt olur.
    Borçlar üç türlüdür:
    1 - Sırf kullara mahsus borçlar.
    2 - Allah'a aid olup içinde kulların da hakkı olan borçlar (Zekât borcu gibi).
    3 - Allah için yapılan adak, keffaret ve fitre borcu...
    İlk iki borç, zekâtın farz olmasına mâni olur. Şöyle ki:
    Bir insan, nisaba mâlik iken, üzerinden bir yıl geçtiği halde malının zekâtını vermezse, onun zekâtı zimmetinde borç olarak kalır. Üzerinden ikinci bir yıl geçerse, önce birinci yılın zekât borcu ödenmelidir. Bu borç, malın nisabını aşağı düşürecek miktarda ise, ikinci yıl için zekât farz olmaz. Birinci yılın zekât borcu, malın nisabını zekâttan muaf kılacak kadar düşürmüyorsa, o takdirde, borç dışında kalan mala zekât düşer.
    Başka bir kimseye borçlu olmak da aynıdır. Eğer borç ödendiğinde malın kıymeti nisabdan aşağı düşmüyorsa, zekât gerekir.
    Üçüncü kısım borçlar, zekâtın farz olmasını engellemezler.
    Borcun, zekâtı farziyetten düşürmesi için, borçlu kimsenin zimmetine, zekâtın vâcib olmasından evvel geçmiş olması şarttır. Yoksa bir malın zekâtı vâcib hâle geldikten sonra, zekâtı verecek kimsenin borçlanması, zekâtı uhdesinden düşürmez.
    3 - Yalnız kira bedellerini almak üzere elde tutulan ev, dükkânlardan ve bunlar gibi gelir getiren âlet ve nakil vasıtalarından zekât lâzım gelmez. Ancak bunların getirdikleri gelirler, aslî ihtiyaçlara harcandıktan sonra kalanı nisab miktarını buluyorsa, o miktardan zekât verilir.
    4 - Haram mal için zekât verilmez. Böyle haram bir mal, sâhibli bir mal ise, sahibine iade edilir. Değilse, fakirlere tasadduk edilmesi lâzım gelir.
    Ancak haram mal, helâl mala karışmış olup, hangisinin haram, hangisinin helâl olduğunu ayırdetmek mümkün olmaz hale gelmiş ise, bütün maldan zekât gerekir.
    * Zekât borcu olan kimse, bu borcu ölürken vasiyet etmemiş ise, mirasından alınıp ödenmez. Artık mal vârislere intikal etmiş olur. Varisler isterlerse, bunu kendi hisselerinden teberrû yolu ile verirler.
    * Zekât zimmete değil, malın bizzat kendisine taallûk eder. Buna binaen bir mal zekâtı vâcib hâle geldikten sonra kendiliğinden zâyi olsa, zekâtı, sâhibi üzerinden düşer. Fakat sâhibi tarafından bilerek harcanıp tüketilse (meselâ başkasına bağışlamak veya onunla mesken almak gibi...) zekâtı sâkıt olmaz..

    Zekâta Tâbi Malların Cinsleri

    Altın ve Gümüşün Zekâtı:
    Gümüşte nisab 200 dirhem, altında ise 20 miskaldir.
    Borcundan ve aslî ihtiyaçlarından fazla olarak bu miktar altın ve gümüşü olan kimse, zekât verir. 200 dirhem gümüş, 561 grama; 20 miskal altın da, 80, 17 grama tekabül etmektedir.
    Altın ve gümüşte zekât nisbeti 40'ta 1'dir (yüzde 2,5). Buna göre 561 gr. gümüşü olan kimse, 14 gram; 80 gram altını olan ise 2 gram zekât verir.
    Altın ve gümüşün nisablarında kendilerinden zekât verilmesi icab edip etmediğini tayin için, piyasadaki kıymetlerine değil, ağırlıklarına bakılır. Bunda ittifak vardır. Üzerindeki işçilik ve san'at sebebiyle piyasa kıymeti itibariyle nisab miktarını geçse bile ağırlığı nisab miktarını bulmuyorsa o altın ve gümüşe zekât düşmez.
    Hanımların Altın ve Gümüşten Yapılmış Ziynet Eşyalarına da Zekât Lâzım Gelir mi?
    Evet, bu zinetler 80 gram altın veya 561 gram gümüş miktarını buluyorsa zekât gerekir.
    Zînetlerin Zekâtını Kim Ödeyecektir?

    Zinet eşyaları kadınların kendi mallarıdır. Erkekler o zinetler üzerinde bir hak ve tasarruf sahibi değillerdir. Ancak hanımın izni olursa o müstesna.
    Bu sebeble erkekler, hanımların kendi malı sayılan zinetlerinin zekâtını vermek mükellefiyetinde değildirler. Zinetlerin zekâtını, o zinetin sâhibi olan kadınlar ödemek mecburiyetindedirler. Bu hususta kocalarını ödemeye zorlayamayacakları gibi, kocaları ödemediği için mes'uliyetten de kurtulamazlar. Şu halde zinet sâhibi kadınlar zekâtlarını kocaları vermediği takdirde kendileri vermek zorundadırlar. İster zinetlerinden bir kısmını bozdurup bu mükellefiyetlerini yerine getirirler, isterse zinetlerinden zekâta mukabil gelen kısmını vermek suretiyle zekât borçlarını ödemeye çalışırlar.

    Zînetlerin Zekâtı Nasıl Verilir?

    Altın ve gümüşten yapılmış zinet eşyalarının zekâtı kendi cinslerinden olmayan bir şey ile ödeneceği takdirde ağırlıkları değil, piyasa değerleri esas alınır. Bunda ittifak vardır. Fakat kendi cinsiyle ödeneceği takdirde, İmam-ı A'zam ile Ebû Yûsuf'a göre ağırlıkları, İmam-ı Züfer'e göre ise kıymetleri, İmam-ı Muhammed'e göre de bunlardan hangisi fakirin lehine ise, yani, hangisinin zekâtı daha fazla tutuyorsa ona itibar olunur.
    Sâf olmayıp karışık olan altın ve gümüşte hangi madde fazla ise ona itibar edilir. Altın fazla ise o madde altın kabul edilir. Bakır fazla ise bakır, gümüş fazla ise gümüş kabûl edilir.

    S.İslamiyet





+ Yorum Gönder