Konusunu Oylayın.: Allaha iman edip yararlı işler işleyenler ödüllendirilecekler

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 4 kişi
Allaha iman edip yararlı işler işleyenler ödüllendirilecekler
  1. 09.Aralık.2010, 14:50
    1
    Misafir

    Allaha iman edip yararlı işler işleyenler ödüllendirilecekler

  2. 09.Aralık.2010, 14:57
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Yanıt: allaha iman edip yararlı işler işleyenler ödüllendirilecekler




    ALLAHA KULLUK ETMEK
    Yüce Allah (c.c) bütün varlık aleminin Rabbi, mevcudatın mucidi ve mahlukatın halikıdır. O yarattığı her şeyin rızkını veren Rezzak-ül âlemidir. Her türlü iyilikleri, nimetleri gönderen de O'dur. Allah (c.c); hiçbir varlığa benzemeyen, zamandan ve mekandan münezzeh olan, doğurmamış, doğurulmamış ve gücü her şeye yetendir.
    Yüce Allah (c.c) kendisine ibadet edilmeye layık olan tek ilahtır. Nitekim Allah (c.c) Kur'an-ı kerimin Taha Suresinin 14. ayet-i kerimesinde mealen "Şüphe yok ki, ben Allah'ım. Benden başka hiçbir ilah yoktur. O halde bana ibadet et ve beni anmak için namaz kıl" buyurmak sureti ile ibadet edilmeye layık tek ilah olduğunu beyan ve ilan etmiştir. İbadet etmeyenler içinde Furkan Suresinin 77. ayetinde mealen "(Ey Muhammed) deki; ibadetiniz olmasa Rabbim size ne diye değer versin." buyurarak, ibadeti olmayanın Allah katında değeri olmayacağını hatırlatmaktadır.
    Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v)'in tebliğ ettiği ve iman, ibadet, ve ahlak esaslarını öğrettiği, dinimiz İslamiyet'te, insanları; madden ve manen yükselmeleri, üstünlük ve şeref sahibi olmaları, dünya ve ahretin saadet ve mutluluğuna ulaşmaları için var olan, bir olan, sonsuz güç ve kudret sahibi olan, her şeyin kendisine muhtaç olduğu, kendi zatının hiçbir şeye muhtaç olmadığı, Allah'u Tealaya kulluk (ibadet) etmeye, ondan yardım istemeye, ona dayanmaya, ona güvenmeye ve ona sığınmaya çağırmaktadır.
    Yüce yaratan hiçbir şeyi gayesiz ve amaçsız yaratmamıştır. Şüphesiz ki O, eşref-i mahlukat olarak (1) ve Ahsen-i takvim üzere yarattığı; (2) akıl, izan, irade ve şuur ile donattığı insan oğlunu da gayesiz ve amaçsız yaratmamıştır.
    Rabbimiz Kur' an-ı Kerimin Zariyat Suresinin 56. ayeti kerimesinde mealen; "Cin ve İnsanları beni tanımaları, bana ibadet etmeleri için yarattım." Buyurmak sureti ile, insan oğlunun kendisini tanıması ve zat-ı ilahisine ibadet etmesi için yarattığını beyan etmektedir.
    İnsan; kendisine yapılan bir iyilik ve verilen bir hediye için, iyilik edene ve hediye verene teşekkür etmektedir. Yüce Allah (c.c) İnsana dünya ve ahretin her türlü güzelliklerini ve sayısız nimetlerini ihsan etmiştir. O halde insan Allah' a (c.c) hamdetmeli ve şükretmelidir. İnsanın Allah'ın verdiklerine teşekkür etmesine kulluk, kulluk borcunu ifa etmeye de ibadet diyoruz.
    Bu hususta yüce yaratan Bakara Suresinin 152. ayetinde mealen "Öyle ise (ey kullarım) siz beni(ibadet ve kulluk ile) anın (hatırlayın-zikredin) ki, Ben de sizi (rahmet ve mağfiretimle) anayım (verdiğim bunca nimetler karşısında) bana şükredin (teşekkür edin­Hamd edin) sakın ha nankörlük etmeyin" buyurmaktadır. Allah'ın (c.c) kendisine kulluk (ibadet) edilmesi ile ilgili diğer bazı ayetleri mealen şöyledir: "O göklerin, yerin ve ikisi arasındaki bulunanların Rabbidir; öyleyse O'na kulluk et ve O'na kullukta sabırlı ol" (3), "Rabbin yalnız kendisine kulluk etmenize hükmetmiştir." (4), "Öyleyse dini Allah'a has kılarak ona kulluk et" (5), "Bana kulluk etmeyi büyüklüklerine yediremeyenler, alçalmış olarak cehenneme gireceklerdir."(6), "Ey insanlar sizi ve sizden öncekileri yaratan rabbinize kulluk edin." (7) O halde insan daima şükran-ı nimet içinde olmalı, küfran-ı nimette bulunmamalıdır.
    Yüce Allah (c.c) kendisine kulluk (ibadet) hakkında Fatiha suresinin 4. ayetinde mealen "Yalnız sana ibadet eder, yalnız senden yardım isteriz" buyurmaktadır.
    Allah'a ibadet insanı; başkasına ibadet etme dalalet ve karanlığından kurtarır ve bütün varlıkların sahibi olan Yüce Allah'a ibadet etmenin aydınlığına ve şeref yüceliğine kavuşturur. Onun için günlük hayatta namaz kılan bir insan beş vakit namazda 40 defa fatiha okur ve bu ilahi öğretiyi "Yalnız Sana ibadet ederiz, yalnız senden yardım isteriz" ayetini tekrar eder.
    Allah'a ibadet kulluk, kullukta nimetlere şükür olduğuna göre kul, Allah'ın verdiği nimetlerden istifade ettiği müddetçe ibadete devam etmelidir. Nimetlerden istifade etmenin ise zamanı, günü, haftası ayı, yılı ve mevsimi olmadığına, her an ve her zaman nimetlerden istifade edildiğine göre, alınan ve verilen nefesin de bir nimet olduğu düşünüldüğünde insan, son nefesine kadar Allah'a (c.c) ibadet etmelidir. Bunun için ibadetin ve kulluğun da günü, haftası,
    ayı, yılı olmayıp devamlı olmalıdır.

    Nitekim Kur'an-ı Kerimin Hicr Suresinin 99. Ayetinde mealen " Rabbine ölüm sana gelinceye kadar ibadet et" buyrularak, ibadet gayesi ile yaratılan insanın, dünya nimetlerinden istifade edemez hale gelinceye kadar Allah'a kulluk etmesinin esas olduğu bildirilmiştir. Hadisi şerife göre de, "Allah katında makbul olan ibadet, az da olsa devamlı olanıdır." (8)
    Allah'a (c.c) kulluk ihlaslı ve samimi olmalıdır. İhlahsız ve samimiyetsiz ibadet makbul değildir. O'nun için Peygamber Efendimiz bir hadisi şeriflerinde mealen "Allah'u Teâlayı, görüyor gibi ibadet et! Sen onu görmüyorsan da, O' seni görüyor" (9)
    Başka bir hadiste ise "Ne kadar oruç tutanlar vardır ki, orucundan kendisi için açlıktan başka (temin edeceği bir fayda)sı yoktur. (ibadet için-namaz kılmak için) ne kadar ayakta duran (lar) vardır ki, ayakta kalmasından başka (uykusuz kalmasından başka) bir faydası yoktur." (10) buyurmaktadır. O halde, ibadetler sırf Allah rızası için ve ihlasla yapılırsa sevabı büyüktür. Aksi halde insan manevi bir kazanç elde edemez buyurmuştur. Buhari savm 8'de yer alan bir hadiste ise "Kim yalan söylemeyi ve yalanla iş yapmayı bırakmazsa, Allah Teala o kimsenin yemesini, içmesini bırakmasına (yani orucu tutmasına) değer vermez." buyrulmuştur.
    İnsanların ibadet için yaratıldığı, bu ibadetlerin ömür boyunca ve sürekli olması gerektiği, ibadetin özünün ihlas ve samimiyet, yani kalbin Allah Teâladan gafil olmaması gerçeği hiçbir zaman akıldan çıkarılmamalıdır. Çünkü; ilimsiz ve ihlassız ibadetin insanı dalalet ve sapıklığa sürükleyeceği de göz ardı edilmemelidir.
    Dünya ahiretin tarlasıdır. İnsan dünyada ne ekerse ahirette onu biçer. "Zerre kadar hayırda şerde ahirette karşılıksız kalmaz."(11) Bakara suresinin 286 ayetinde "Herkesin kazandığı, ya kendi lehinedir, yahut aleyhinedir." buyrulmuştur. Onun için bu dünya çok önemlidir. Bu dünyadaki ameli ile insan mahşerde ya vezir, yada rezil olur. Amel ve ibadet bakımından dünyanın bir günü hatta Salih amelle geçirilen bir saati; kıyametin bin saatinden önemlidir. Çünkü dünyanın bir saatinde ihlas ve samimiyetle ibadet, salih ve faydalı amel işlenebilir. Kıyametin o bin saatinde ise hiçbir şey yapılamaz. Konu İle ilgili olarak Yüce Allah Kur'an-ı Kerimin Yunus Suresinin 87. ayetinde mealen "Evlerinizde kıbleyi tayin ederek ev halkı ile namaz kılın" buyururken, Peygamber Efendimiz de hadislerinde mealen "Evinizin bir köşesini mescit haline getirerek namaz kılın, evlerinizi kabirlere (ibadet yapılmayan yerlere) benzetmeyin" (12) buyurmuştur. Çünkü ne kabirde, ne kıyamette ve nede mahşerde ibadet yapılmaz Oralardaki saadet, ibadet mahalli olan dünyadaki Salih amellerle kazanılır. Onun için insan ömür emanetinin ve akıp giden zamanın kıymetini bilmeli, zamanın bir saniyesini bile boş ve faydasız işlerle geçirmemeli, iyi ve faydalı işler yapmalıdır.
    Mutlak hükümranlık sahibi olup her şeye gücü yeten Allah (c.c) kimin daha iyi davranacağını, kimin daha iyi kulluk edeceğini denemek için ölümü ve hayatı yaratmıştır. O, insana ölmeden önce hayatın kıymetini bilmeyi, fani dünyada ölüm için hazırlıklı olmayı, ancak Müslüman olarak ölmeyi emir buyurmuştur.
    Nitekim haşir suresinin 18. ayetinde mealen Allah (c.c) şöyle buyurur. "Ey iman edenler!
    Allaha (c. c) karşı gelmekten (emir ve yasaklarına uymamaktan) sakının ve herkes yarın için (ahiret için) önceden ne göndermiş olduğuna bir baksın. (kendisini gözden geçirsin, geçmişini sorgulasın.)Allaha karşı gelmekten sakının. Şüphesiz ki, Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır." Bir başka ayette de "Ölmeyin,. ancak müslüman olarak ölün"(13) Sevgili Peygamberimiz Muhammet Mustafa (s.a.v) de bu konudaki hadisi şeriflerinde mealen " Ölmeden önce ölünüz." (14) Başka bir hadiste ise "Hesaba çekilmeden önce, kendinizi hesaba çekiniz." Buyurmuştur. (15).
    Bu ayet ve hadisler ışığında düşünüldüğünde, dünyanın fani, ahiretin ise baki olduğu gerçeğine rağmen, baki hayatın mutluluğunun kazanılacağı ve Salih amellerin yapıldığı mekan olan dünyanın önemi bir kez daha ortaya çıkıyor. Hiç ölmeyecek gibi dünya için, yarın ölecek gibi ahiret için çalışılması dini bir emirdir. Hayatı bu şekilde yaşayanların; ahiret için yaptığı yatırımların, makbul ve Salih amellerin, ibadet ve itaatlerin, ömür emanetine ihanet etmeme gayretlerinin, sadaka-i cariyelerin, yaratanı ile, kendisi ile, aile bireyleri ile akrabaları ile, yakın uzak komşuları ile yoksul, yetim, dul ve muhtaçlarla ve topyekun insanlarla barışık olma çabaları, ölmeden önce ölmeye hazırlıklı olmak, ölmeden önce ahiret için bir şeyler göndermiş olmak ve Müslüman olarak ölmeye gayret göstermek demektir. Çünkü; bu ameller insana; ölürken, kabirde ve huzuru ilahide faydalı olacak salih amellerdir. Önemli olan müminin bu Salih ameller ile ahirete göçebilmesidir.

    Bu konuda peygamberimiz (s.a.v.) mealen "Kişi kabire üç şeyle, dostları ile malı ile ve ameli ile gider. Bunlardan ikisi yani dostları ve malı geri döner, birisi yani ameli onunla kabirde kalır."(16) buyurmaktadır. Salih amel sahibi mümin ölürken acı çekmez, kabirde yalnız kalmaz, huzuru ilahide mahcup olmaz. Cennetten ve cennet nimetlerinden mahrum olmaz. İşte Allaha inanmak, ona ölünceye kadar ibadet etmek ve her türlü yardımı Allah tan beklemek, insana bu mutlulukları kazandırır.
    "İbadetler; namaz ve oruç gibi bedeni, zekat gibi mali ve hac gibi hem bedeni ve hem de malîdirler." (17) Bunların hepsi riyasız ve Allah rızası için yapılmalıdır. Bedeni ibadetler bizzat yapılır, mali ibadetler vekalet yolu ile de yaptırılabilir.
    İnsana ömür veren, ömür emanetimdir diyen, emanete riayeti mükafatlandıracağını, emanete ihaneti ise cezalandıracağını bildiren Allah'tır.
    Bir günlük ömürden bir saatini ibadete ayırmamak, zengin olup, fakirin hakkı olan zekatı vermemek, sıhhatli olup ramazan orucunu tutmamak, gücü yetip haccı yapmamak, helalı bırakıp haram ve şüpheli olana el atmak, insanlar için büyük bir suçtur.
    Bu gün; insanların ve cinlerin şeytanları ile nefis düşmanı, Allah'ın af ve mağfiretini öne sürerek insanları aldatmakta, ibadetleri yaptırmayarak günaha sürüklemektedirler. Halbuki imtihan dünyasında Allah'ın emirlerini tutup yasaklarından sakınmak sınavı kazanmak, aksi ise imtihanı kaybetmektir. Bu sınavı kazananların sonsuz güzellikler ve sayısız nimetlerle ödüllendirileceği, bu sınavı kaybedenlerin de çok büyük, acı ve elim cezalara çaptırılacağı Kur'an-ı Kerimin müteaddit ayetlerinde haber verilmektedir. Nitekim dünyada Müslüman olup salih amel sahibi olan (yani güzel işler yapan) ve gerçekten ahirete mü'min olarak göçen kişilerin alacakları mükafatlar Kehif Suresinin 30 ve 31. ayetlerinde mealen şöyle anlatılmaktadır. "İman edip de güzel davranışlarda bulunanlar (yani salih amel işleyenler) bilmelidir ki, biz güzel işler yapanların sevabını (ecrini-mükafatını) zayi etmeyiz.", "İşte onlara içinden ırmaklar akan adn cennetleri vardır. Onlar adn cennetlerinde tahtlar üzerinde kurularak orada altın bileziklerle bezenecekler, ince ve kalın dibadan yeşil elbiseler giyeceklerdir, ne güzel karşılık ve ne güzel kalma yeri." Bakara Suresinin 25. ayetinde de "İman edip salih amel işleyenler, yani iyi hareket ve davranışlarda bulunanlar için, onlar için cennette tertemiz eşler vardır ve orada ebedi kalacaklardır."
    Dünyada imansız ve amelsiz olarak yaşayan zalimlerin akıbetleri ise Kehif Suresinin 29. ayetinde mealen "Ve deki; hak, Rabbinizdendir. Öyle ise dileyen iman etsin, dileyen inkar etsin. Biz zalimlere öyle bir cehennem hazırladık ki, onun duvarları kendilerini çepeçevre kuşatmıştır. (susuzluktan) imdat dileyecek olsalar, imdatlarına erimiş maden gibi yüzleri haşlayan bir su ile cevap verilir. Ne fena bir içecek ve ne kötü bir dayanma yeri" ifadeleri ile anlatılmaktadır.
    Rabbimizden cennet nimetlerini umar, cehennem azaplarından kendisine sığınırız.
    Selam ve Saygı ile


    Dursun KAPLAN/İl Müftüsü

    l-Bakara Suresi Ayet 30 11- Zilzal Suresi Ayet, 7-8
    2- Tin Suresi Ayet, 4 12- Buhari C2, H.No:268
    3-Meryem Suresi Ayet, 65 13- Ali İrnran suresi Ayet, 102
    4- İsra Suresi Ayet, 23 14- Ettergib- Ettertip
    5-Bakara Suresi Ayet, 39 15- Tirmizi Kıyame 25
    6-Mü'min suresi Ayet, 60 16- Ettergib- Ettertip
    7 -Bakara Suresi Ayet, 21 17- Temel Dini Bilgiler Kitabı, İbadetler
    8- Buhari C 1 H.No:25
    9- Buhari CL, H.No:47
    10- Buhari C6, H.No:902



  3. 09.Aralık.2010, 14:57
    2
    Silent and lonely rains



    ALLAHA KULLUK ETMEK
    Yüce Allah (c.c) bütün varlık aleminin Rabbi, mevcudatın mucidi ve mahlukatın halikıdır. O yarattığı her şeyin rızkını veren Rezzak-ül âlemidir. Her türlü iyilikleri, nimetleri gönderen de O'dur. Allah (c.c); hiçbir varlığa benzemeyen, zamandan ve mekandan münezzeh olan, doğurmamış, doğurulmamış ve gücü her şeye yetendir.
    Yüce Allah (c.c) kendisine ibadet edilmeye layık olan tek ilahtır. Nitekim Allah (c.c) Kur'an-ı kerimin Taha Suresinin 14. ayet-i kerimesinde mealen "Şüphe yok ki, ben Allah'ım. Benden başka hiçbir ilah yoktur. O halde bana ibadet et ve beni anmak için namaz kıl" buyurmak sureti ile ibadet edilmeye layık tek ilah olduğunu beyan ve ilan etmiştir. İbadet etmeyenler içinde Furkan Suresinin 77. ayetinde mealen "(Ey Muhammed) deki; ibadetiniz olmasa Rabbim size ne diye değer versin." buyurarak, ibadeti olmayanın Allah katında değeri olmayacağını hatırlatmaktadır.
    Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v)'in tebliğ ettiği ve iman, ibadet, ve ahlak esaslarını öğrettiği, dinimiz İslamiyet'te, insanları; madden ve manen yükselmeleri, üstünlük ve şeref sahibi olmaları, dünya ve ahretin saadet ve mutluluğuna ulaşmaları için var olan, bir olan, sonsuz güç ve kudret sahibi olan, her şeyin kendisine muhtaç olduğu, kendi zatının hiçbir şeye muhtaç olmadığı, Allah'u Tealaya kulluk (ibadet) etmeye, ondan yardım istemeye, ona dayanmaya, ona güvenmeye ve ona sığınmaya çağırmaktadır.
    Yüce yaratan hiçbir şeyi gayesiz ve amaçsız yaratmamıştır. Şüphesiz ki O, eşref-i mahlukat olarak (1) ve Ahsen-i takvim üzere yarattığı; (2) akıl, izan, irade ve şuur ile donattığı insan oğlunu da gayesiz ve amaçsız yaratmamıştır.
    Rabbimiz Kur' an-ı Kerimin Zariyat Suresinin 56. ayeti kerimesinde mealen; "Cin ve İnsanları beni tanımaları, bana ibadet etmeleri için yarattım." Buyurmak sureti ile, insan oğlunun kendisini tanıması ve zat-ı ilahisine ibadet etmesi için yarattığını beyan etmektedir.
    İnsan; kendisine yapılan bir iyilik ve verilen bir hediye için, iyilik edene ve hediye verene teşekkür etmektedir. Yüce Allah (c.c) İnsana dünya ve ahretin her türlü güzelliklerini ve sayısız nimetlerini ihsan etmiştir. O halde insan Allah' a (c.c) hamdetmeli ve şükretmelidir. İnsanın Allah'ın verdiklerine teşekkür etmesine kulluk, kulluk borcunu ifa etmeye de ibadet diyoruz.
    Bu hususta yüce yaratan Bakara Suresinin 152. ayetinde mealen "Öyle ise (ey kullarım) siz beni(ibadet ve kulluk ile) anın (hatırlayın-zikredin) ki, Ben de sizi (rahmet ve mağfiretimle) anayım (verdiğim bunca nimetler karşısında) bana şükredin (teşekkür edin­Hamd edin) sakın ha nankörlük etmeyin" buyurmaktadır. Allah'ın (c.c) kendisine kulluk (ibadet) edilmesi ile ilgili diğer bazı ayetleri mealen şöyledir: "O göklerin, yerin ve ikisi arasındaki bulunanların Rabbidir; öyleyse O'na kulluk et ve O'na kullukta sabırlı ol" (3), "Rabbin yalnız kendisine kulluk etmenize hükmetmiştir." (4), "Öyleyse dini Allah'a has kılarak ona kulluk et" (5), "Bana kulluk etmeyi büyüklüklerine yediremeyenler, alçalmış olarak cehenneme gireceklerdir."(6), "Ey insanlar sizi ve sizden öncekileri yaratan rabbinize kulluk edin." (7) O halde insan daima şükran-ı nimet içinde olmalı, küfran-ı nimette bulunmamalıdır.
    Yüce Allah (c.c) kendisine kulluk (ibadet) hakkında Fatiha suresinin 4. ayetinde mealen "Yalnız sana ibadet eder, yalnız senden yardım isteriz" buyurmaktadır.
    Allah'a ibadet insanı; başkasına ibadet etme dalalet ve karanlığından kurtarır ve bütün varlıkların sahibi olan Yüce Allah'a ibadet etmenin aydınlığına ve şeref yüceliğine kavuşturur. Onun için günlük hayatta namaz kılan bir insan beş vakit namazda 40 defa fatiha okur ve bu ilahi öğretiyi "Yalnız Sana ibadet ederiz, yalnız senden yardım isteriz" ayetini tekrar eder.
    Allah'a ibadet kulluk, kullukta nimetlere şükür olduğuna göre kul, Allah'ın verdiği nimetlerden istifade ettiği müddetçe ibadete devam etmelidir. Nimetlerden istifade etmenin ise zamanı, günü, haftası ayı, yılı ve mevsimi olmadığına, her an ve her zaman nimetlerden istifade edildiğine göre, alınan ve verilen nefesin de bir nimet olduğu düşünüldüğünde insan, son nefesine kadar Allah'a (c.c) ibadet etmelidir. Bunun için ibadetin ve kulluğun da günü, haftası,
    ayı, yılı olmayıp devamlı olmalıdır.

    Nitekim Kur'an-ı Kerimin Hicr Suresinin 99. Ayetinde mealen " Rabbine ölüm sana gelinceye kadar ibadet et" buyrularak, ibadet gayesi ile yaratılan insanın, dünya nimetlerinden istifade edemez hale gelinceye kadar Allah'a kulluk etmesinin esas olduğu bildirilmiştir. Hadisi şerife göre de, "Allah katında makbul olan ibadet, az da olsa devamlı olanıdır." (8)
    Allah'a (c.c) kulluk ihlaslı ve samimi olmalıdır. İhlahsız ve samimiyetsiz ibadet makbul değildir. O'nun için Peygamber Efendimiz bir hadisi şeriflerinde mealen "Allah'u Teâlayı, görüyor gibi ibadet et! Sen onu görmüyorsan da, O' seni görüyor" (9)
    Başka bir hadiste ise "Ne kadar oruç tutanlar vardır ki, orucundan kendisi için açlıktan başka (temin edeceği bir fayda)sı yoktur. (ibadet için-namaz kılmak için) ne kadar ayakta duran (lar) vardır ki, ayakta kalmasından başka (uykusuz kalmasından başka) bir faydası yoktur." (10) buyurmaktadır. O halde, ibadetler sırf Allah rızası için ve ihlasla yapılırsa sevabı büyüktür. Aksi halde insan manevi bir kazanç elde edemez buyurmuştur. Buhari savm 8'de yer alan bir hadiste ise "Kim yalan söylemeyi ve yalanla iş yapmayı bırakmazsa, Allah Teala o kimsenin yemesini, içmesini bırakmasına (yani orucu tutmasına) değer vermez." buyrulmuştur.
    İnsanların ibadet için yaratıldığı, bu ibadetlerin ömür boyunca ve sürekli olması gerektiği, ibadetin özünün ihlas ve samimiyet, yani kalbin Allah Teâladan gafil olmaması gerçeği hiçbir zaman akıldan çıkarılmamalıdır. Çünkü; ilimsiz ve ihlassız ibadetin insanı dalalet ve sapıklığa sürükleyeceği de göz ardı edilmemelidir.
    Dünya ahiretin tarlasıdır. İnsan dünyada ne ekerse ahirette onu biçer. "Zerre kadar hayırda şerde ahirette karşılıksız kalmaz."(11) Bakara suresinin 286 ayetinde "Herkesin kazandığı, ya kendi lehinedir, yahut aleyhinedir." buyrulmuştur. Onun için bu dünya çok önemlidir. Bu dünyadaki ameli ile insan mahşerde ya vezir, yada rezil olur. Amel ve ibadet bakımından dünyanın bir günü hatta Salih amelle geçirilen bir saati; kıyametin bin saatinden önemlidir. Çünkü dünyanın bir saatinde ihlas ve samimiyetle ibadet, salih ve faydalı amel işlenebilir. Kıyametin o bin saatinde ise hiçbir şey yapılamaz. Konu İle ilgili olarak Yüce Allah Kur'an-ı Kerimin Yunus Suresinin 87. ayetinde mealen "Evlerinizde kıbleyi tayin ederek ev halkı ile namaz kılın" buyururken, Peygamber Efendimiz de hadislerinde mealen "Evinizin bir köşesini mescit haline getirerek namaz kılın, evlerinizi kabirlere (ibadet yapılmayan yerlere) benzetmeyin" (12) buyurmuştur. Çünkü ne kabirde, ne kıyamette ve nede mahşerde ibadet yapılmaz Oralardaki saadet, ibadet mahalli olan dünyadaki Salih amellerle kazanılır. Onun için insan ömür emanetinin ve akıp giden zamanın kıymetini bilmeli, zamanın bir saniyesini bile boş ve faydasız işlerle geçirmemeli, iyi ve faydalı işler yapmalıdır.
    Mutlak hükümranlık sahibi olup her şeye gücü yeten Allah (c.c) kimin daha iyi davranacağını, kimin daha iyi kulluk edeceğini denemek için ölümü ve hayatı yaratmıştır. O, insana ölmeden önce hayatın kıymetini bilmeyi, fani dünyada ölüm için hazırlıklı olmayı, ancak Müslüman olarak ölmeyi emir buyurmuştur.
    Nitekim haşir suresinin 18. ayetinde mealen Allah (c.c) şöyle buyurur. "Ey iman edenler!
    Allaha (c. c) karşı gelmekten (emir ve yasaklarına uymamaktan) sakının ve herkes yarın için (ahiret için) önceden ne göndermiş olduğuna bir baksın. (kendisini gözden geçirsin, geçmişini sorgulasın.)Allaha karşı gelmekten sakının. Şüphesiz ki, Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır." Bir başka ayette de "Ölmeyin,. ancak müslüman olarak ölün"(13) Sevgili Peygamberimiz Muhammet Mustafa (s.a.v) de bu konudaki hadisi şeriflerinde mealen " Ölmeden önce ölünüz." (14) Başka bir hadiste ise "Hesaba çekilmeden önce, kendinizi hesaba çekiniz." Buyurmuştur. (15).
    Bu ayet ve hadisler ışığında düşünüldüğünde, dünyanın fani, ahiretin ise baki olduğu gerçeğine rağmen, baki hayatın mutluluğunun kazanılacağı ve Salih amellerin yapıldığı mekan olan dünyanın önemi bir kez daha ortaya çıkıyor. Hiç ölmeyecek gibi dünya için, yarın ölecek gibi ahiret için çalışılması dini bir emirdir. Hayatı bu şekilde yaşayanların; ahiret için yaptığı yatırımların, makbul ve Salih amellerin, ibadet ve itaatlerin, ömür emanetine ihanet etmeme gayretlerinin, sadaka-i cariyelerin, yaratanı ile, kendisi ile, aile bireyleri ile akrabaları ile, yakın uzak komşuları ile yoksul, yetim, dul ve muhtaçlarla ve topyekun insanlarla barışık olma çabaları, ölmeden önce ölmeye hazırlıklı olmak, ölmeden önce ahiret için bir şeyler göndermiş olmak ve Müslüman olarak ölmeye gayret göstermek demektir. Çünkü; bu ameller insana; ölürken, kabirde ve huzuru ilahide faydalı olacak salih amellerdir. Önemli olan müminin bu Salih ameller ile ahirete göçebilmesidir.

    Bu konuda peygamberimiz (s.a.v.) mealen "Kişi kabire üç şeyle, dostları ile malı ile ve ameli ile gider. Bunlardan ikisi yani dostları ve malı geri döner, birisi yani ameli onunla kabirde kalır."(16) buyurmaktadır. Salih amel sahibi mümin ölürken acı çekmez, kabirde yalnız kalmaz, huzuru ilahide mahcup olmaz. Cennetten ve cennet nimetlerinden mahrum olmaz. İşte Allaha inanmak, ona ölünceye kadar ibadet etmek ve her türlü yardımı Allah tan beklemek, insana bu mutlulukları kazandırır.
    "İbadetler; namaz ve oruç gibi bedeni, zekat gibi mali ve hac gibi hem bedeni ve hem de malîdirler." (17) Bunların hepsi riyasız ve Allah rızası için yapılmalıdır. Bedeni ibadetler bizzat yapılır, mali ibadetler vekalet yolu ile de yaptırılabilir.
    İnsana ömür veren, ömür emanetimdir diyen, emanete riayeti mükafatlandıracağını, emanete ihaneti ise cezalandıracağını bildiren Allah'tır.
    Bir günlük ömürden bir saatini ibadete ayırmamak, zengin olup, fakirin hakkı olan zekatı vermemek, sıhhatli olup ramazan orucunu tutmamak, gücü yetip haccı yapmamak, helalı bırakıp haram ve şüpheli olana el atmak, insanlar için büyük bir suçtur.
    Bu gün; insanların ve cinlerin şeytanları ile nefis düşmanı, Allah'ın af ve mağfiretini öne sürerek insanları aldatmakta, ibadetleri yaptırmayarak günaha sürüklemektedirler. Halbuki imtihan dünyasında Allah'ın emirlerini tutup yasaklarından sakınmak sınavı kazanmak, aksi ise imtihanı kaybetmektir. Bu sınavı kazananların sonsuz güzellikler ve sayısız nimetlerle ödüllendirileceği, bu sınavı kaybedenlerin de çok büyük, acı ve elim cezalara çaptırılacağı Kur'an-ı Kerimin müteaddit ayetlerinde haber verilmektedir. Nitekim dünyada Müslüman olup salih amel sahibi olan (yani güzel işler yapan) ve gerçekten ahirete mü'min olarak göçen kişilerin alacakları mükafatlar Kehif Suresinin 30 ve 31. ayetlerinde mealen şöyle anlatılmaktadır. "İman edip de güzel davranışlarda bulunanlar (yani salih amel işleyenler) bilmelidir ki, biz güzel işler yapanların sevabını (ecrini-mükafatını) zayi etmeyiz.", "İşte onlara içinden ırmaklar akan adn cennetleri vardır. Onlar adn cennetlerinde tahtlar üzerinde kurularak orada altın bileziklerle bezenecekler, ince ve kalın dibadan yeşil elbiseler giyeceklerdir, ne güzel karşılık ve ne güzel kalma yeri." Bakara Suresinin 25. ayetinde de "İman edip salih amel işleyenler, yani iyi hareket ve davranışlarda bulunanlar için, onlar için cennette tertemiz eşler vardır ve orada ebedi kalacaklardır."
    Dünyada imansız ve amelsiz olarak yaşayan zalimlerin akıbetleri ise Kehif Suresinin 29. ayetinde mealen "Ve deki; hak, Rabbinizdendir. Öyle ise dileyen iman etsin, dileyen inkar etsin. Biz zalimlere öyle bir cehennem hazırladık ki, onun duvarları kendilerini çepeçevre kuşatmıştır. (susuzluktan) imdat dileyecek olsalar, imdatlarına erimiş maden gibi yüzleri haşlayan bir su ile cevap verilir. Ne fena bir içecek ve ne kötü bir dayanma yeri" ifadeleri ile anlatılmaktadır.
    Rabbimizden cennet nimetlerini umar, cehennem azaplarından kendisine sığınırız.
    Selam ve Saygı ile


    Dursun KAPLAN/İl Müftüsü

    l-Bakara Suresi Ayet 30 11- Zilzal Suresi Ayet, 7-8
    2- Tin Suresi Ayet, 4 12- Buhari C2, H.No:268
    3-Meryem Suresi Ayet, 65 13- Ali İrnran suresi Ayet, 102
    4- İsra Suresi Ayet, 23 14- Ettergib- Ettertip
    5-Bakara Suresi Ayet, 39 15- Tirmizi Kıyame 25
    6-Mü'min suresi Ayet, 60 16- Ettergib- Ettertip
    7 -Bakara Suresi Ayet, 21 17- Temel Dini Bilgiler Kitabı, İbadetler
    8- Buhari C 1 H.No:25
    9- Buhari CL, H.No:47
    10- Buhari C6, H.No:902



  4. 15.Aralık.2011, 21:15
    3
    Misafir

    Cevap: allaha iman edip yararlı işler işleyenler ödüllendirilecekler

    size çok teşekkür edrerim


  5. 15.Aralık.2011, 21:15
    3
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
    size çok teşekkür edrerim





+ Yorum Gönder