Konusunu Oylayın.: Diyanet islam ansiklopedisi mezhepler konusunu arıyorum

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 5 kişi
Diyanet islam ansiklopedisi mezhepler konusunu arıyorum
  1. 04.Aralık.2010, 09:49
    1
    Misafir

    Diyanet islam ansiklopedisi mezhepler konusunu arıyorum






    Diyanet islam ansiklopedisi mezhepler konusunu arıyorum Mumsema diyanet islam ansiklopedisinden bu konuyu bulmam gerekiyor.


  2. 04.Aralık.2010, 09:49
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 04.Aralık.2010, 10:10
    2
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,585
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 335
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Yanıt: diyanet islam ansiklopedisi mezhepler konusunu arıyorum




    TDV İSLAM ANSK. MEZHEP KAVRAMI


    Dinin inanç esaslarınıveya amelî hükümlerini anlamave yorumlama konusunda kendine özgüyaklaşımlara sahip düşünce sistemi;bu yaklaşımlar etrafındameydana gelen ekolleşmeninürünü olan ilmî ve fikrî birikim.
    Sözlükte "gitmek" anlamındaki zehâb kökünden hem masdar hem de "gidecek yer ve yol" mânasında mekân ismi olan mezheb kelimesi, terim olarak "dinin as­lî veya feri hükümlerinin dayandığı delil­leri bulmakta ve bunlardan hüküm çıka­rıp yorumlamakta otorite sayılan âlim­lerin ortaya koyduğu görüşlerin tama­mı veya belirledikleri sistem" diye ta­nımlanabilir. Tanımda yer alan aslî hü­kümler dinin inanç esaslarını, fer'î hü­kümler ise ibadetler ile insanlar arası mü­nasebetleri hedef almaktadır. İman esas­larını konu edinen mezhepler itikadî, diğerleri de fıkhı mezhepler diye isimlen­dirilmiştir. Muhammed Ebû Zehre gibi bazı çağdaş mezhepler tarihi müellifleri.fıkıh mezheplerinin dışındaki grupları si­yasî [947] olmak üzere taksime tâbi tutmuşsa da siyasî mezheplerin, sonraları kendilerine has itikadî ve fikhî görüşleri de oluştuğundan sözü edi­len taksimi esas almak isabetli görünme­mektedir.
    İslâm tarihinde dinî ve siyasî gruplaş­malar oluşum aşamasında "ashâbü'l-ma-kâlât" diye anılmıştır. Bunun sebebi, bazı âlimlerin toplumdaki meselelerle ilgili ola­rak "makale" (görüş, söz) adıyla risale yaz­maları yahut bazı konular hakkında gö­rüşlerini sözle ifade etmeleridir. Giderek belirginleşen bu görüşler belli bir süreç içinde gruplaşma mahiyetini almış, ashâ-bü'1-makâlât artık, "bir kurucunun lider­liğinde ortak düşünceler etrafında bir araya gelen gruplar" anlamına gelmeye başlamıştır. Daha sonra fırka (çoğulu fi­rak] kelimesi İslâm mezhepleri tarihinde zümreleşmeyi ifade eden en yaygın te­rim olmuştur. Meselâ Nevbahtî, Şiî grup­larına dair eserini Fıraku'ş-Şfa, itikadî ve siyasî grupları inceleyen Abdülkâhir el-Bağdâdî de kitabını el-Fark beyne'1-fı-rak şeklinde isimlendirmiştir. İslâm coğ­rafyasının genişlemesi ve diğer dinlere ait inanç grupları ile karşılaşılması neticesin­de milel ve nihai kelimeleri ortaya çık­mıştır. Milel "din" mânasındaki milletin, nihai de "iddia, görüş ve dinî zümre" mâ­nasındaki nihlenin çoğuludur. Buna göre "el-milel ve'n-nihal" tabiri "dinler ve mez­hepler" anlamında kullanılmıştır. Bunun yanında hevâ ("tutarsız düşünce", çoğu­lu ehvâ) kelimesiyle oluşturulan "ehl-i eh-vâ" terkibi dayanakları zayıf ve temelsiz olan grupları ifade etmiştir. Bu kullanım­lara örnek olarak ibn Hazm'ın el-Faşl fi'1-milel ve'i-ehvâ' ve'n-nihal') ile Şehrİstânî'nin el-Milel ve'n-nihaH zik­redilebilir. İnanç ve siyaset grupları kla­sik literatürde daha çok ashâbü'1-makâ-lât, fırka ve nihle ile, amelî-fıkhî gruplaş­malar da mezhep kelimesiyle anılmasına rağmen son zamanlarda daha kapsamlı olan mezhebin kullanımı tercih edilmiş­tir.
    Kur'ân-ı Kerîm'de zehâb kökü çeşitli tü­revleriyle birçok âyette yer almakla bir­likte [948]mezhep kelimesine rastlanmamak­tadır. Fırka sözlük anlamında bir âyette geçmekte [949] nihai ve ma-kalât da Kur'an'da görülmemektedir. Ha­dislerde de mezhep terim olarak zikre­dilmemiş, Hz. Peygamber ümmetinin dü­şeceği ihtilâfları genellikle fırka kelimesiyle ifade etmiştir. Klasik kaynaklarda müslümanların inanç ve fikir alanındaki ayrılıklarının daha çok fırka ile karşılan­masında hadisteki bu kullanımın rolü vardır.

    Kelâm.


    İslâm'ın inanç esasları, iba­detleri ve sosyal hayatla ilgili kuralları va­hiy ile ortaya konulmuş, Resûl-i Ekrem'in sözlü ve fiilî sünnetiyle hayata aktarılmış olmakla birlikte bu modelin değişik te­lakkideki çevreler ve farklı kültürlere sa­hip kesimler tarafından anlaşılması ve yo­rumlanması mezhep realitesini meyda­na getirmiştir. İslâm'ın bir ilâhî yönü, bir de insanların anladığı ve uyguladığı yönü vardır. Mezhep vakıası bunlardan ikinci­sine tekabül etmektedir. Dolayısıyla mez­hep, bir veya birkaç meselede kendine has bir anlayış geliştirip başkalarına mu­halefet eden kimsenin oluşturduğu ba­sit bir olgu olmayıp İslâm'ı benimseyen bir zümrenin bütün fikir ve amel tarzları ile töre, âdet ve geleneklerinin bütünü­nü ifade eder.[950]
    Hz. Peygamber'in vefatının ardından başlayan. V. (XI.) yüzyıla kadar devam et­tikten sonra duraklayan. XII. (XVIII.) yüz­yıldan itibaren yeniden canlanan zümreleşmeler dikkate alındığında mezhep ol­gusuyla ilgili şu temel noktalara işaret edilebilir:
    a) Bir düşünce hareketinin ya­hut siyasî bir çıkışın mezhep olabilmesi için İslâm'a mensubiyet, itikadî veya siya­sî konularda yoğunlaşma, bu yoğunlaş­manın gruplaşmaya dönüşmesi ve özgün bir metodoloji yahut kendi içinde tutarlı­lık özelliklerini taşıması gerekir. Bunlar­dan İslâm'a mensubiyet esasta İslâm di­nine bağlılığı ifade etmektedir. Gâlî ve bâtınî nitelikteki fırkalar dışında bütün kelâm mezheplerinin doğrudan İslâm'ı referans aldığı, doktrinlerini bu dinin ana kaynakları olan Kur'an ve Sünnefle te-mellendirdiği kabul edilir. Bununla birlik­te bazı İslâm mezhepleri tarihçileri, genel anlamda kendilerini İslâm kültürü içinde gören veya daha gevşek bir bağlantı ha­linde İslâm'la temaslarından söz eden gruplara da ayrı bir kategori halinde eserlerinde yer vermişlerdir. Nitekim iti­kadî anlamda İslâm'a mensubiyetleri tar­tışmalı olan İsmâiliyye ve Nusayriyye gibi bâtınî gruplar, İslâm kültürü ve coğraf­yasıyla ilgileri bakımından mezhepler ta­rihi çalışmalarında ele alınmıştır. İtikadî veya siyasî konularda yoğunlaşma şartı, kelâm ve mezhepler tarihinde incelenen mezhep kavramını fıkıh mezheplerinden ve tasavvufî gruplardan ayırmaktadır.
    Gruplaşma mezhep gerçeğinin en önem­li özelliklerinden biri olup bu olguyu sırf nazariyatta kalan faaliyetten ayırmakta­dır. Metodoloji ve kendi İçinde tutarlılık idealde her mezhep için geçerli olmakla birlikte bunun daha çok ana fırkalar için söz konusu olduğu görülmektedir. Baş­langıçta bir mezhebin vücut bulmasında öne çıkan bazı fikirlerin mezhebin geliş­mesine paralel olarak âlimler tarafından işlenmesi, temel ilkelerinin belirlenmesi ve bu metodolojiye dayalı eserlerin kale­me alınması önemlidir. Bu sebeple sağ­lam bir metodoloji kuramayan mezhep­ler tarih sahnesinden çekilmiştir.
    b) Mezhepler yeni birer din olmayıp bir dini benimseyen toplumların özellik­leri sonucu kazandıkları formlardır. Bun­da sosyal çevrenin, siyasî olayların, eski inanç ve kültürlerin bazı izlerini görmek mümkündür. İslâm'ın doğduğu coğraf­yada bilhassa ilk dönemlerde Selefiyye adı altında saf bir anlayışın hâkim olma­sına karşılık İran coğrafyasında Bâtiniy-ye, Karâmita gibi İslâm'la birlikte eski inanç ve kültürlerin karışımının söz konu­su olduğu grupların ortaya çıkması bunu göstermektedir.[951]
    c) İtikad alanındaki mezhep hareket­leri İslâm'ın inanç ve siyasetle ilgili temel yaklaşımlarının tesbitine ve işlenmesine vesile olmuştur. Bu bakımdan İslâm mez­heplerini bir yönüyle İslâm düşünce ekol­leri olarak görmek mümkündür. Meselâ insan iradesi ve kader konusunda dengeli ve sağlıklı düşüncelerin ortaya konulma­sında Cebriyye ve Kaderiyye'nin, nasların ruhuna uygun, tecsîm ve teşbihten uzak ulühiyyet telakkisinin geliştirilmesinde başta Selefiyye ve Mu'tezile olmak üzere itikadı fırkaların büyük payı vardır. Diğer taraftan siyasî meselelerle ilgili temel dü­şünce ve tutumların oluşması ve olgun­laşmasına Hâricîler'le Şiî grupları katkı yapmıştır.
    Mezheplerin Tasnifi. İslâm mezheple­rine dair birinci ve ikinci derecedeki kay­naklarla çağdaş araştırmalar dikkate alın­dığında yapılan tasniflerin şu esaslara dayandığı görülür:
    a) Genel Tasnif. İslâm mezhepleri temel ihtilâf alanları bakımın­dan itikadî, amelî ve siyasî oimak üzere üç grupta mütalaa edilmiştir. İtikadî mezhepler dinin inanca yönelik esaslarıy­la ilgili farklı görüşler ortaya koyan grup­lardır. Bu grupların üzerinde durduğu ko-nuiar aynı zamanda kelâm ilminin alanı­na girdiği için bunlar kelâm mezhepleri diye de anılır. Bununla birlikte kelâm ilmi bu grupların tarihî gelişimini ele almaktan çokdoktriner boyutuyla ilgilenmiş, İnanç ve fikirlerini inceleyip bunların ge­nel İslâm inançlarıyla ne oranda örtüştü-ğünü belirleyerek bir çeşit yargılamaya tâbi tutmuştur. İtikadî alanda mezhep­lerin oluşmasına yol açan temel konular tevhid, kader, iman-ame! ilişkisi gibi me­selelerdir. Bu esaslarla ilgili olarak Al­lah'ın sıfatlan, zâtsıfat ilişkisi, müteşâ-bih âyetlerin anlaşılması, rü'yetullah. Al­lah'ın İradesi, hidâyet ve dalâlet, amelin imandan bir cüz olup olmaması, büyük günah işleyenlerin durumu gibi hususlar ele alınmıştır.[952] Bu konular etrafında teşek­kül eden fırkaların her biri kendini doğru yolda görmüş ve "hak ehli" diye nitele­miştir. Ancak çoğunluk itikadî açıdan Ehl-i sünnet ve ehl-i bid'at olmak üzere iki grupta mütalaa edilmiştir. Sünnî âlim­lerin yaygın tanıtımı ile Ehl-i sünnet, Hz. Peygamber ile ashap cemaatinin dinin temel konularında takip ettiği yolu benimseyenler, ehl-i bid'at ise dinin temel konularında şer'î bir delile dayanmaksı­zın farklı görüşler ileri sürenlerdir. Buna göre Ehl-i sünnet kendi içinde az çok çe­şitlilik taşımakla birlikte bir gruplaşmayı ifade etmekten ziyade müslümanların asıl bünyesini içine almakta, ehl-i bid'at ise çeşitli sebeplerle ana bünyeden ayrılan grupların adı olmaktadır. 1 ve II. (VII ve VIII.) yüzyıllarda farklı grupların çeşit­li inanç konularıyla ilgili görüşler ortaya koyması ve toplumda belli ölçüde yaygın­lık kazanması üzerine çoğunluğa men­sup âlimler bu gruplarla mücadele etmiş, dinin temel prensiplerini anlatma ihtiya­cı duymuş, dolayısıyla esas bünye bir ba­kıma en büyük fırka olarak algılanmıştır. Nitekim Abdülkâhir el-Bağdâdî yetmiş üçüncü fırka olarak Ehl-i sünnefi zikret­mektedir [953]III. (IX.) yüzyılın ortalarına kadar Ehl-i sünnet ashap ve ta­biînin benimsediği teslimiyetçi tavrı sür­dürmüştür. Yüzyılın sonlarına doğru nas-sın yanında akla da yer veren Mâtürîdiy-ye ve Eş'ariyye ekolleri ortaya çıkmıştır. Buna göre Ehl-i sünnet mezhepleri Sele­fiyye, Eş'ariyye ve Mâtürîdiyye olmak üze­re üç grup halinde ele alınmıştır.[954] Ehl-i bid'at mezhep­leri ise müelliflere göre değişmekle bir­likte genellikle Revâfız (Şîa), Havâric, Mu'tezile, Mürcie, Neccâriyye, Dırâriyye, Kerrâmiyye ve Müşebbihe gibi alt kollar halinde sıralanmaktadır.[955] Siyasî mezhep­ler yönetimle ilgili ihtilâflara bağiı şekil-
    de ortaya çıkan gruplarla oluşmuştur. Ta­rihî gelişimleri İslâm tarihi ve İslâm mez­hepleri tarihi, düşünce ve fikirleri kelâ­mın konusu olan bu mezhepler düşünce ve doktrinlerini siyasî konularla sınırlı tut­mamış, zaman içinde dinin usul ve fürûu-na dair görüşler de ortaya atmış ve lite­ratürde daha çok itikadî mezhepler için­de incelenmiştir. Öte yandan bazı itikadî mezheplerin zuhurunda siyasî sebepler rol oynamıştır.
    b) Kronolojik Tasnif. Klasik kaynaklar­da mezheplerin ortaya çıkış tarihi dikka­te alınarak yapılan tasnif yaygın değildir. Eserlerini yetmiş üç fırka hadisine göre düzenleyen müellifler belli ölçüde krono­lojik sırayı dikkate almış görünmekle bir­likte fırkaların zuhuruyla ilgili sürecin çok net olmaması ve ilk dönem zümreleşme-lerinin çoğunlukla ilk üç asır içinde ger­çekleşmesi bu tasnifi etkilemiştir. Mese­lâ Eş'arî. fırkaları ortaya çıkışları itibariyle on grup halinde verirken [956] Himyerî altı grup olarak zikretmektedir (el-Hûrü't-cîn, s. 148). Kro­nolojik sıralamanın daha yaygın biçimde görüldüğü eserler yakın zamanda kale­me alınmıştır. Bu çalışmalarda ilk dönem mezheplerinin yanı sıra yakın dönemde ortaya çıkan Vehhâbîlikve Kâdiyânîlik gibi gruplara da yer verilmektedir.
    c) Yetmiş Üçlü Tasnif. Kaynaklarda belli ölçüde dikkate alınan bir diğer sınıf­landırma "iftirak hadisi" diye bilinen riva­yetlere dayanmaktadır. Bunların bir kıs­mında yahudilerin yetmiş bir, hıristiyan-ların yetmiş iki, İslâm ümmetinin yetmiş üç fırkaya ayrılacağı belirtilirken [957] bir kısmında ayrıca yetmiş iki fırkanın ce­hennemde, birinin cennette olacağı ifa­de edilmekte [958] diğer­lerinde aynı rivayetler tekrarlandıktan sonra kurtuluşa ulaşacak fırkanın (fırka-i nâciye) özelliği belirtilerek, "Onlar cema­attir" denilmektedir.[959] Bunların dı­şında, hadis kaynaklarında yer almamak­la birlikte Muhammed b. Ahmed el-Mak-disî'nin naklettiği bir rivayet yetmiş iki fırkanın cennete, bir fırkanın cehenneme gireceği, onun da zenâdıka olduğu belir­tilmiştir.[960] Genel­likle son rivayetin uydurma, diğerlerinin ise sahih olduğu belirtilmiştir [961] Buradaki "yetmiş öç" ifadesiyle gerçek bir sayının kas­tedilip edilmediği konusunda farklı anla­yışlar ortaya çıkmıştır. Makdisî, İbnü'l-Cevzî, Fahreddin er-Râzî, Celâleddin ed-Devvânî ve Şâtıbî gibi âlimler bu sayının gerçek anlamda kullanılmadığını, Arap­ça'da yedi ve yetmiş gibi sayıların çoklu­ğu gösterdiğini, bu rivayetle İslâm top­lumunun tâli kollarla birlikte birçok fır­kaya ayrılacağına temas edildiğini söyle­mişlerdir. Ebü'l-Hüseyin el-Malatî, Abdül-kahir ei-Bağdâdî, Şehfûr b. Tâhir el-İsfe-râyînî, Şehristânî, Adudüddin el-îcî gibi müellifler ise sayıyı gerçek mânasına ala­rak fırkaları tasnif ederken yetmiş üçe ulaşmaya gayret göstermişlerse de kabul ettikleri ana mezhepler ve bunlara bağlı tâli kollarda aralarında bir uyum bulun­madığı gibi zaman zaman yetmiş üç sa­yısına da sadık kalamamişlardır.
    Mezheplerin Ortaya Çıkış Sebepleri.Mezheplerin ortaya çıkışı birçok sebeple yakından ilgili görülmüştür. Ele alınan ko­nuların anlaşılması zor nitelikte bulun­ması, bu meseleyle İlgilenen kişilerin is­teklerinin değişik olması, eğitim düzeyi ve ilgi alanının farklılığı, geleneksel sos­yal yapının sağlıklı bir biçimde sorgulan-maksızın benimsenmesi, bazı insanlar­daki liderlik hırsı bu sebeplerin başında gelmektedir.[962]

    DEVAMI:
    Mezheplere Ayrılmanın Dinî Hükmü.


  4. 04.Aralık.2010, 10:10
    2
    Moderatör



    TDV İSLAM ANSK. MEZHEP KAVRAMI


    Dinin inanç esaslarınıveya amelî hükümlerini anlamave yorumlama konusunda kendine özgüyaklaşımlara sahip düşünce sistemi;bu yaklaşımlar etrafındameydana gelen ekolleşmeninürünü olan ilmî ve fikrî birikim.
    Sözlükte "gitmek" anlamındaki zehâb kökünden hem masdar hem de "gidecek yer ve yol" mânasında mekân ismi olan mezheb kelimesi, terim olarak "dinin as­lî veya feri hükümlerinin dayandığı delil­leri bulmakta ve bunlardan hüküm çıka­rıp yorumlamakta otorite sayılan âlim­lerin ortaya koyduğu görüşlerin tama­mı veya belirledikleri sistem" diye ta­nımlanabilir. Tanımda yer alan aslî hü­kümler dinin inanç esaslarını, fer'î hü­kümler ise ibadetler ile insanlar arası mü­nasebetleri hedef almaktadır. İman esas­larını konu edinen mezhepler itikadî, diğerleri de fıkhı mezhepler diye isimlen­dirilmiştir. Muhammed Ebû Zehre gibi bazı çağdaş mezhepler tarihi müellifleri.fıkıh mezheplerinin dışındaki grupları si­yasî [947] olmak üzere taksime tâbi tutmuşsa da siyasî mezheplerin, sonraları kendilerine has itikadî ve fikhî görüşleri de oluştuğundan sözü edi­len taksimi esas almak isabetli görünme­mektedir.
    İslâm tarihinde dinî ve siyasî gruplaş­malar oluşum aşamasında "ashâbü'l-ma-kâlât" diye anılmıştır. Bunun sebebi, bazı âlimlerin toplumdaki meselelerle ilgili ola­rak "makale" (görüş, söz) adıyla risale yaz­maları yahut bazı konular hakkında gö­rüşlerini sözle ifade etmeleridir. Giderek belirginleşen bu görüşler belli bir süreç içinde gruplaşma mahiyetini almış, ashâ-bü'1-makâlât artık, "bir kurucunun lider­liğinde ortak düşünceler etrafında bir araya gelen gruplar" anlamına gelmeye başlamıştır. Daha sonra fırka (çoğulu fi­rak] kelimesi İslâm mezhepleri tarihinde zümreleşmeyi ifade eden en yaygın te­rim olmuştur. Meselâ Nevbahtî, Şiî grup­larına dair eserini Fıraku'ş-Şfa, itikadî ve siyasî grupları inceleyen Abdülkâhir el-Bağdâdî de kitabını el-Fark beyne'1-fı-rak şeklinde isimlendirmiştir. İslâm coğ­rafyasının genişlemesi ve diğer dinlere ait inanç grupları ile karşılaşılması neticesin­de milel ve nihai kelimeleri ortaya çık­mıştır. Milel "din" mânasındaki milletin, nihai de "iddia, görüş ve dinî zümre" mâ­nasındaki nihlenin çoğuludur. Buna göre "el-milel ve'n-nihal" tabiri "dinler ve mez­hepler" anlamında kullanılmıştır. Bunun yanında hevâ ("tutarsız düşünce", çoğu­lu ehvâ) kelimesiyle oluşturulan "ehl-i eh-vâ" terkibi dayanakları zayıf ve temelsiz olan grupları ifade etmiştir. Bu kullanım­lara örnek olarak ibn Hazm'ın el-Faşl fi'1-milel ve'i-ehvâ' ve'n-nihal') ile Şehrİstânî'nin el-Milel ve'n-nihaH zik­redilebilir. İnanç ve siyaset grupları kla­sik literatürde daha çok ashâbü'1-makâ-lât, fırka ve nihle ile, amelî-fıkhî gruplaş­malar da mezhep kelimesiyle anılmasına rağmen son zamanlarda daha kapsamlı olan mezhebin kullanımı tercih edilmiş­tir.
    Kur'ân-ı Kerîm'de zehâb kökü çeşitli tü­revleriyle birçok âyette yer almakla bir­likte [948]mezhep kelimesine rastlanmamak­tadır. Fırka sözlük anlamında bir âyette geçmekte [949] nihai ve ma-kalât da Kur'an'da görülmemektedir. Ha­dislerde de mezhep terim olarak zikre­dilmemiş, Hz. Peygamber ümmetinin dü­şeceği ihtilâfları genellikle fırka kelimesiyle ifade etmiştir. Klasik kaynaklarda müslümanların inanç ve fikir alanındaki ayrılıklarının daha çok fırka ile karşılan­masında hadisteki bu kullanımın rolü vardır.

    Kelâm.


    İslâm'ın inanç esasları, iba­detleri ve sosyal hayatla ilgili kuralları va­hiy ile ortaya konulmuş, Resûl-i Ekrem'in sözlü ve fiilî sünnetiyle hayata aktarılmış olmakla birlikte bu modelin değişik te­lakkideki çevreler ve farklı kültürlere sa­hip kesimler tarafından anlaşılması ve yo­rumlanması mezhep realitesini meyda­na getirmiştir. İslâm'ın bir ilâhî yönü, bir de insanların anladığı ve uyguladığı yönü vardır. Mezhep vakıası bunlardan ikinci­sine tekabül etmektedir. Dolayısıyla mez­hep, bir veya birkaç meselede kendine has bir anlayış geliştirip başkalarına mu­halefet eden kimsenin oluşturduğu ba­sit bir olgu olmayıp İslâm'ı benimseyen bir zümrenin bütün fikir ve amel tarzları ile töre, âdet ve geleneklerinin bütünü­nü ifade eder.[950]
    Hz. Peygamber'in vefatının ardından başlayan. V. (XI.) yüzyıla kadar devam et­tikten sonra duraklayan. XII. (XVIII.) yüz­yıldan itibaren yeniden canlanan zümreleşmeler dikkate alındığında mezhep ol­gusuyla ilgili şu temel noktalara işaret edilebilir:
    a) Bir düşünce hareketinin ya­hut siyasî bir çıkışın mezhep olabilmesi için İslâm'a mensubiyet, itikadî veya siya­sî konularda yoğunlaşma, bu yoğunlaş­manın gruplaşmaya dönüşmesi ve özgün bir metodoloji yahut kendi içinde tutarlı­lık özelliklerini taşıması gerekir. Bunlar­dan İslâm'a mensubiyet esasta İslâm di­nine bağlılığı ifade etmektedir. Gâlî ve bâtınî nitelikteki fırkalar dışında bütün kelâm mezheplerinin doğrudan İslâm'ı referans aldığı, doktrinlerini bu dinin ana kaynakları olan Kur'an ve Sünnefle te-mellendirdiği kabul edilir. Bununla birlik­te bazı İslâm mezhepleri tarihçileri, genel anlamda kendilerini İslâm kültürü içinde gören veya daha gevşek bir bağlantı ha­linde İslâm'la temaslarından söz eden gruplara da ayrı bir kategori halinde eserlerinde yer vermişlerdir. Nitekim iti­kadî anlamda İslâm'a mensubiyetleri tar­tışmalı olan İsmâiliyye ve Nusayriyye gibi bâtınî gruplar, İslâm kültürü ve coğraf­yasıyla ilgileri bakımından mezhepler ta­rihi çalışmalarında ele alınmıştır. İtikadî veya siyasî konularda yoğunlaşma şartı, kelâm ve mezhepler tarihinde incelenen mezhep kavramını fıkıh mezheplerinden ve tasavvufî gruplardan ayırmaktadır.
    Gruplaşma mezhep gerçeğinin en önem­li özelliklerinden biri olup bu olguyu sırf nazariyatta kalan faaliyetten ayırmakta­dır. Metodoloji ve kendi İçinde tutarlılık idealde her mezhep için geçerli olmakla birlikte bunun daha çok ana fırkalar için söz konusu olduğu görülmektedir. Baş­langıçta bir mezhebin vücut bulmasında öne çıkan bazı fikirlerin mezhebin geliş­mesine paralel olarak âlimler tarafından işlenmesi, temel ilkelerinin belirlenmesi ve bu metodolojiye dayalı eserlerin kale­me alınması önemlidir. Bu sebeple sağ­lam bir metodoloji kuramayan mezhep­ler tarih sahnesinden çekilmiştir.
    b) Mezhepler yeni birer din olmayıp bir dini benimseyen toplumların özellik­leri sonucu kazandıkları formlardır. Bun­da sosyal çevrenin, siyasî olayların, eski inanç ve kültürlerin bazı izlerini görmek mümkündür. İslâm'ın doğduğu coğraf­yada bilhassa ilk dönemlerde Selefiyye adı altında saf bir anlayışın hâkim olma­sına karşılık İran coğrafyasında Bâtiniy-ye, Karâmita gibi İslâm'la birlikte eski inanç ve kültürlerin karışımının söz konu­su olduğu grupların ortaya çıkması bunu göstermektedir.[951]
    c) İtikad alanındaki mezhep hareket­leri İslâm'ın inanç ve siyasetle ilgili temel yaklaşımlarının tesbitine ve işlenmesine vesile olmuştur. Bu bakımdan İslâm mez­heplerini bir yönüyle İslâm düşünce ekol­leri olarak görmek mümkündür. Meselâ insan iradesi ve kader konusunda dengeli ve sağlıklı düşüncelerin ortaya konulma­sında Cebriyye ve Kaderiyye'nin, nasların ruhuna uygun, tecsîm ve teşbihten uzak ulühiyyet telakkisinin geliştirilmesinde başta Selefiyye ve Mu'tezile olmak üzere itikadı fırkaların büyük payı vardır. Diğer taraftan siyasî meselelerle ilgili temel dü­şünce ve tutumların oluşması ve olgun­laşmasına Hâricîler'le Şiî grupları katkı yapmıştır.
    Mezheplerin Tasnifi. İslâm mezheple­rine dair birinci ve ikinci derecedeki kay­naklarla çağdaş araştırmalar dikkate alın­dığında yapılan tasniflerin şu esaslara dayandığı görülür:
    a) Genel Tasnif. İslâm mezhepleri temel ihtilâf alanları bakımın­dan itikadî, amelî ve siyasî oimak üzere üç grupta mütalaa edilmiştir. İtikadî mezhepler dinin inanca yönelik esaslarıy­la ilgili farklı görüşler ortaya koyan grup­lardır. Bu grupların üzerinde durduğu ko-nuiar aynı zamanda kelâm ilminin alanı­na girdiği için bunlar kelâm mezhepleri diye de anılır. Bununla birlikte kelâm ilmi bu grupların tarihî gelişimini ele almaktan çokdoktriner boyutuyla ilgilenmiş, İnanç ve fikirlerini inceleyip bunların ge­nel İslâm inançlarıyla ne oranda örtüştü-ğünü belirleyerek bir çeşit yargılamaya tâbi tutmuştur. İtikadî alanda mezhep­lerin oluşmasına yol açan temel konular tevhid, kader, iman-ame! ilişkisi gibi me­selelerdir. Bu esaslarla ilgili olarak Al­lah'ın sıfatlan, zâtsıfat ilişkisi, müteşâ-bih âyetlerin anlaşılması, rü'yetullah. Al­lah'ın İradesi, hidâyet ve dalâlet, amelin imandan bir cüz olup olmaması, büyük günah işleyenlerin durumu gibi hususlar ele alınmıştır.[952] Bu konular etrafında teşek­kül eden fırkaların her biri kendini doğru yolda görmüş ve "hak ehli" diye nitele­miştir. Ancak çoğunluk itikadî açıdan Ehl-i sünnet ve ehl-i bid'at olmak üzere iki grupta mütalaa edilmiştir. Sünnî âlim­lerin yaygın tanıtımı ile Ehl-i sünnet, Hz. Peygamber ile ashap cemaatinin dinin temel konularında takip ettiği yolu benimseyenler, ehl-i bid'at ise dinin temel konularında şer'î bir delile dayanmaksı­zın farklı görüşler ileri sürenlerdir. Buna göre Ehl-i sünnet kendi içinde az çok çe­şitlilik taşımakla birlikte bir gruplaşmayı ifade etmekten ziyade müslümanların asıl bünyesini içine almakta, ehl-i bid'at ise çeşitli sebeplerle ana bünyeden ayrılan grupların adı olmaktadır. 1 ve II. (VII ve VIII.) yüzyıllarda farklı grupların çeşit­li inanç konularıyla ilgili görüşler ortaya koyması ve toplumda belli ölçüde yaygın­lık kazanması üzerine çoğunluğa men­sup âlimler bu gruplarla mücadele etmiş, dinin temel prensiplerini anlatma ihtiya­cı duymuş, dolayısıyla esas bünye bir ba­kıma en büyük fırka olarak algılanmıştır. Nitekim Abdülkâhir el-Bağdâdî yetmiş üçüncü fırka olarak Ehl-i sünnefi zikret­mektedir [953]III. (IX.) yüzyılın ortalarına kadar Ehl-i sünnet ashap ve ta­biînin benimsediği teslimiyetçi tavrı sür­dürmüştür. Yüzyılın sonlarına doğru nas-sın yanında akla da yer veren Mâtürîdiy-ye ve Eş'ariyye ekolleri ortaya çıkmıştır. Buna göre Ehl-i sünnet mezhepleri Sele­fiyye, Eş'ariyye ve Mâtürîdiyye olmak üze­re üç grup halinde ele alınmıştır.[954] Ehl-i bid'at mezhep­leri ise müelliflere göre değişmekle bir­likte genellikle Revâfız (Şîa), Havâric, Mu'tezile, Mürcie, Neccâriyye, Dırâriyye, Kerrâmiyye ve Müşebbihe gibi alt kollar halinde sıralanmaktadır.[955] Siyasî mezhep­ler yönetimle ilgili ihtilâflara bağiı şekil-
    de ortaya çıkan gruplarla oluşmuştur. Ta­rihî gelişimleri İslâm tarihi ve İslâm mez­hepleri tarihi, düşünce ve fikirleri kelâ­mın konusu olan bu mezhepler düşünce ve doktrinlerini siyasî konularla sınırlı tut­mamış, zaman içinde dinin usul ve fürûu-na dair görüşler de ortaya atmış ve lite­ratürde daha çok itikadî mezhepler için­de incelenmiştir. Öte yandan bazı itikadî mezheplerin zuhurunda siyasî sebepler rol oynamıştır.
    b) Kronolojik Tasnif. Klasik kaynaklar­da mezheplerin ortaya çıkış tarihi dikka­te alınarak yapılan tasnif yaygın değildir. Eserlerini yetmiş üç fırka hadisine göre düzenleyen müellifler belli ölçüde krono­lojik sırayı dikkate almış görünmekle bir­likte fırkaların zuhuruyla ilgili sürecin çok net olmaması ve ilk dönem zümreleşme-lerinin çoğunlukla ilk üç asır içinde ger­çekleşmesi bu tasnifi etkilemiştir. Mese­lâ Eş'arî. fırkaları ortaya çıkışları itibariyle on grup halinde verirken [956] Himyerî altı grup olarak zikretmektedir (el-Hûrü't-cîn, s. 148). Kro­nolojik sıralamanın daha yaygın biçimde görüldüğü eserler yakın zamanda kale­me alınmıştır. Bu çalışmalarda ilk dönem mezheplerinin yanı sıra yakın dönemde ortaya çıkan Vehhâbîlikve Kâdiyânîlik gibi gruplara da yer verilmektedir.
    c) Yetmiş Üçlü Tasnif. Kaynaklarda belli ölçüde dikkate alınan bir diğer sınıf­landırma "iftirak hadisi" diye bilinen riva­yetlere dayanmaktadır. Bunların bir kıs­mında yahudilerin yetmiş bir, hıristiyan-ların yetmiş iki, İslâm ümmetinin yetmiş üç fırkaya ayrılacağı belirtilirken [957] bir kısmında ayrıca yetmiş iki fırkanın ce­hennemde, birinin cennette olacağı ifa­de edilmekte [958] diğer­lerinde aynı rivayetler tekrarlandıktan sonra kurtuluşa ulaşacak fırkanın (fırka-i nâciye) özelliği belirtilerek, "Onlar cema­attir" denilmektedir.[959] Bunların dı­şında, hadis kaynaklarında yer almamak­la birlikte Muhammed b. Ahmed el-Mak-disî'nin naklettiği bir rivayet yetmiş iki fırkanın cennete, bir fırkanın cehenneme gireceği, onun da zenâdıka olduğu belir­tilmiştir.[960] Genel­likle son rivayetin uydurma, diğerlerinin ise sahih olduğu belirtilmiştir [961] Buradaki "yetmiş öç" ifadesiyle gerçek bir sayının kas­tedilip edilmediği konusunda farklı anla­yışlar ortaya çıkmıştır. Makdisî, İbnü'l-Cevzî, Fahreddin er-Râzî, Celâleddin ed-Devvânî ve Şâtıbî gibi âlimler bu sayının gerçek anlamda kullanılmadığını, Arap­ça'da yedi ve yetmiş gibi sayıların çoklu­ğu gösterdiğini, bu rivayetle İslâm top­lumunun tâli kollarla birlikte birçok fır­kaya ayrılacağına temas edildiğini söyle­mişlerdir. Ebü'l-Hüseyin el-Malatî, Abdül-kahir ei-Bağdâdî, Şehfûr b. Tâhir el-İsfe-râyînî, Şehristânî, Adudüddin el-îcî gibi müellifler ise sayıyı gerçek mânasına ala­rak fırkaları tasnif ederken yetmiş üçe ulaşmaya gayret göstermişlerse de kabul ettikleri ana mezhepler ve bunlara bağlı tâli kollarda aralarında bir uyum bulun­madığı gibi zaman zaman yetmiş üç sa­yısına da sadık kalamamişlardır.
    Mezheplerin Ortaya Çıkış Sebepleri.Mezheplerin ortaya çıkışı birçok sebeple yakından ilgili görülmüştür. Ele alınan ko­nuların anlaşılması zor nitelikte bulun­ması, bu meseleyle İlgilenen kişilerin is­teklerinin değişik olması, eğitim düzeyi ve ilgi alanının farklılığı, geleneksel sos­yal yapının sağlıklı bir biçimde sorgulan-maksızın benimsenmesi, bazı insanlar­daki liderlik hırsı bu sebeplerin başında gelmektedir.[962]

    DEVAMI:
    Mezheplere Ayrılmanın Dinî Hükmü.


  5. 11.Mart.2012, 14:22
    3
    Misafir

    Cevap: diyanet islam ansiklopedisi mezhepler konusunu arıyorum

    diyanet işleri başkanlığı ansiklopedisi kıraatmaddesi


  6. 11.Mart.2012, 14:22
    3
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
    diyanet işleri başkanlığı ansiklopedisi kıraatmaddesi





+ Yorum Gönder