Konusunu Oylayın.: İbn hazmın ahlak anlayışı

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
İbn hazmın ahlak anlayışı
  1. 28.Kasım.2010, 20:27
    1
    Misafir

    İbn hazmın ahlak anlayışı

  2. 21.Temmuz.2013, 03:21
    2
    Ramadan
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 24.Ağustos.2009
    Üye No: 51064
    Mesaj Sayısı: 1,163
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 12
    Yaş: 32

    Cevap: ibn hazmın ahlak anlayışı




    İbn Hazm’ın Müdâvât’ında Ahlâka İlişkin Görüşleri*
    Enver Uysal
    Doç.Dr., U.Ü. İlâhiyat Fakültesi
    Özet
    Bu çalışma İbn Hazm’ın ahlâka ilişkin düşüncelerini ortaya
    koymayı hedeflemektedir. Düşünürün ahlâka dair temel eseri,
    “Müdâvâtü’n-Nüfûs”tur. Eser, el-Ahlâk ve’s-Siyer adıyla da
    bilinmektedir. İbn Hazm bu eserde genel anlamda hayata, özel
    anlamda da ahlâka ilişkin tecrübelerini dile getirmiştir. Ona göre
    felsefenin amacı; nefsi eğiterek insanı erdemli kılmak, ona dünya
    ve ahiret mutluluğunu kazandırmaktır. Dinin amacı da bundan
    farklı bir şey değildir. Bu durumda felsefe ile dinin, ahlâkî
    misyonları itibariyle örtüştüğü anlaşılmaktadır. İbn Hazm insan
    tabiatının ahlâkî açıdan önemini vurgulamakla beraber, akıllı
    insanı, “temyiz gücünün gerekli gördüğü şeyleri yerine getiren
    kimse” olarak tanımlar. Ahlâktaki “dört erdem” üzerinde geniş
    olarak durur, ancak dinî bir yaklaşımla Allah’ın ve Resulünün
    emirlerinin bütün erdemleri kapsadığını ifade eder. Ayrıca o, iyi
    insanlarla dostluğun, erdemlere sahip olmadaki olumlu katkısını
    belirtir. Eserinde zaman zaman ahlâkî öğütlere de yer verir.
    *
    Bu çalışma 26-28 ekim 2007 tarihinde Bursa İl Müftülüğü ile U.Ü. İlâhiyat
    Fakültesinin ortaklaşa düzenlediği Uluslararası Katılımlı İbn Hazm
    Sempozyumunda özet olarak sunulan bildirinin genişletilmiş halidir. 60
    Abstract
    Ibn Hazm’s Thoughts on Ethics in his Mudawat
    This article aims at introducing Ibn Hazm’s thoughts on ethics.
    His main work on ethics is “Mudavat al-Nufus”, which is also
    known as “al-Akhlaq wa as-Siyar”. In this work Ibn Hazm
    narrates his experiences about life in general and ethics in
    particular. According to him the aim of philosophy is to make a
    person virtuous by training his soul and therefore make him gain
    both earthy and eternal felicity. At this point, the aim of religion
    is not different at all. Thus it is obvious that philosophy and
    religion coincide with each other in terms of ethical purposes.
    While stressing importance of human nature in ethics, Ibn Hazm
    defines “reasonable person” as one who executes his duties
    which his faculty of distinction (quwwa al-tamyiz) necessitates.
    Elaborately dealing with “four virtues” in ethics, he indicates,
    with a religious approach, that commands of Allah and His
    Prophet cover all moral virtues. Moreover he indicates that
    friendship with good people contributes well to be virtuous. In his
    work he mentions some moral advices as well.
    Anahtar Kelimeler: İbn Hazm, Müdâvâtü’n-Nüfûs, el-Ahlâk
    ve’s-Siyer, Ahlâk, Erdem.
    Key Words: Ibn Hazm, Mudavat al-Nufus, al-Akhlaq wa asSiyar, Ethics, Value.
    Giriş
    İbn Hazm (tam künyesi; Ebû Muhammed Ali b. Ahmed b. Saîd
    b. Hazm el-Endelüsî el-Kurtubî, ö.456/1064), Endülüs’te yetişmiş
    önemli düşünürlerden biridir. O, kaynaklarda zihinsel faaliyetleri ve
    dinî düşünceye katkısı bakımından “seçkin bir âlim” olarak
    tanıtılmakta, geniş bir birikime sahip olduğu belirtilmekte, amelî ve
    ahlâkî bakımdan da Endülüs halkı arasında seçkin bir kişi olduğu
    ifade edilmektedir.1
    İbn Hazm başta fıkıh ve hadis bilimleri olmak üzere, tarih, şiir
    ve edebiyat, ayrıca ahlâka dair düşünceleriyle çok yönlü bir kişiliğe
    sahip olmuş, farklı bilim alanlarında önemli bir iz bırakmıştır. Devlet
    yönetiminde aktif olarak bulunmuş, Berberîlerin Kurtuba’yı işgaliyle
    siyasî anlamda sıkıntılar çekmiş; sürgüne gönderilmiş, mahrumi-
    1 Zehebî, Muhammed b. Ahmed, A’lâmü’n-Nübelâ’, Beyrut 1985, c.XVIII, s.186;
    Apaydın, H. Yunus, “İbn Hazm” mad. TDV İslâm Ansiklopedisi, İstanbul 1999,
    c.XX, s.41. 66
    layıktır. Çünkü kötü tabiatı kontrol altına alarak, ona üstün gelmek,
    ancak erdemli bir akıl, iradeli bir çaba sayesinde mümkündür.21
    İbn Hazm iyi bir gözlemcidir. Onun, çevresindeki varlıkları
    anlama çabasının ve etrafında olup bitenlere ilişkin gözleminin,
    ahlâk anlayışına da yansıdığını söylemek mümkündür. O, bir şeyin
    tabiatının, o şeyin eğilimlerinde belirleyici olduğunu şöyle ifade eder:
    “Gök kubbenin altındaki her şeyi düşündüm ve uzun uzun
    inceledim. Onda bulunan canlı-cansız her şeyin, kendisine ait bir
    tabiata sahip olduğunu, güçlü olması halinde başka türlerin
    niteliklerinden sıyrılıp kendi sıfatlarına büründüğünü gözlemledim.
    Nitekim erdemli (el-fâzıl) birinin, bütün insanların erdemli olmasını,
    erdemlerden yoksun (en-nâkıs) birinin ise, bütün insanların
    erdemsiz olmasını arzuladığını ve ‘ben şöyle şöyle yapıyorum” diyerek
    insanları da ona teşvik ettiğini görürsün. Aynı şekilde her görüş
    (mezhep) sahibi, bütün insanların, kendisiyle aynı görüşte olmalarını
    ister. Bunu unsurlarda da görürsün; bir unsur diğerlerine baskın
    geldiğinde, onu kendi türüne dönüştürmektedir.”22 Bu durumda,
    insanın eğilimlerinde ve bu eğilimlerinin gelişmesinde, hatta başka
    şeyler üzerindeki etkisinde tabiatının hâkim bir rolü olduğu anlaşılmaktadır. Örneğin kötü tabiatlı kimsenin (habîsü’t-tab’), tabiatının
    bu özelliğinin, onun duygu ve düşünce dünyasına da, davranışlarına
    da bir şekilde yansıdığı görülür. Onun, olaylara bakışı, insanları
    değerlendirmesi de kötümserdir. O, kötü tabiatının esiri olduğu için,
    İbn Hazm’a göre hakîmin hikmeti ona fayda vermez. Çünkü o, onu
    (hakîmi) da kendisi gibi kötü zanneder. İbn Hazm; “kötü tabiatlı öyle
    topluluklar gördüm ki, bütün insanların kendileri gibi kötü tabiatlı
    olduklarını düşünüyorlar, hiçbir kimsenin hiçbir şekilde kendi
    erdemsizliklerinden uzak kalamayacağını kabul ediyorlar. Tabiatı en
    kötü, fazîlet ve hayırdan en uzak insanlar bunlardır” 23 derken, yine
    toplumda bu insanlara ilişkin gözlemini nakletmektedir.
    b. Akıl ve Temyiz Gücü
    Aklın, insana özgü ve insanı başka varlıklardan ayıran bir
    nitelik olduğu bilinen bir gerçektir. Onun, akıl ve temyiz yeteneğini
    doğru biçimde kullanması, erdemleri gerçekleştirmesinde temel
    faktörlerden biri olarak kabul edilir. Akıl ve temyiz gücü, insanın
    yaratılıştan sahip olduğu bir üstünlüktür. İbn Hazm da, Allah’ın, Hz.
    Adem’i yarattığında, ona lütfettiği temyiz gücü ile onu diğer
    varlıklardan üstün kıldığına dikkat çeker. Kişiye yaraşan da Allah’ın,
    kendisine bir emanet ve bir ayrıcalık olarak verdiği bu gücü, yaratılış
    21 Aynı eser, s.400.
    22 Aynı eser, s.384; Türkçe çev. 117.
    23 Aynı eser, s.399. 67
    amacına uygun şekilde kullanarak korumaya özen göstermesidir.24
    Allah insana gören gözler, işiten kulaklar vermiş, üstün duyular
    lütfetmiş, iyi ile kötüyü birbirinden ayırt etmek için akıl ve temyiz
    gücü ihsan etmiştir ki biz bu sayede O’nun hitabına muhatap
    olmuşuz. Bu özellikleriyle insan, üstün bir varlık olarak yaratılmış,
    melekler dışında yaratıklardan hiçbiri ondan üstün kılınmamıştır.25
    İbn Hazm’a göre akıllı insan, hayvanların, yırtıcıların ya da
    cansız varlıkların kendisine üstünlük sağladığı herhangi bir nitelik
    ile değil, kendisini bu varlıklardan ayıran erdemlerdeki öncülüğü ile
    ancak sevinip övünebilir. Bu da meleklerle ortak olduğu temyiz
    gücüdür. Örneğin cesareti ile övünen kişi, aslanın kendisinden daha
    cesur, fizik gücü ile övünen kişi, birçok hayvanın kendisinden daha
    güçlü olduğunu, hızlı koşmasıyla övünen kişi, yine birçok hayvanın
    kendisinden çok hızlı koştuğunu bilmelidir. O halde insan, hayvanların, kendisinden daha güçlü olduğu bu yönleriyle övünemez. Ancak
    ayırt etme yeteneğinin gücü, ilminin genişliği ve amellerinin güzelliği
    ile övünebilir.26
    İbn Hazm akıllı insanın, “temyiz gücünün gerekli gördüğü
    şeyleri yerine getiren kimse” olduğunu ifade eder.27 Ona göre akıl
    “itaatleri (ibadetleri) ve erdemleri gerçekleştirmek”tir. Aslında bu
    tanım, günahlardan ve erdemsizliklerden kaçınmayı da içerir.
    Nitekim Allah’ın, Kur’an-ı Kerîm’de birçok yerde, kendisine isyan
    edenin, “akletmediğini (aklını doğru kullanmadığını)” söylemesi
    bunun açık delilidir. Düşünürümüz Mülk 67/10-11. ayetleri buna
    kanıt olarak zikreder: “Ve: Şayet kulak vermiş veya aklımızı kullanmış olsaydık, (şimdi) şu alevli cehennemin mahkûmları arasında
    olmazdık! derler. Böylece günahlarını itiraf ederler. Artık (Allah’ın
    rahmetinden) uzak olsun, o alevli cehennemin mahkûmları!” İbn
    Hazm’ın burada bu ayetleri de zikrederek anlatmak istediği şey,
    erdem konusunda din ile aklın birbirine paralel işlemesi gerektiğidir.
    Akıllı insan dinî ve ahlâkî erdemleri gerçekleştiren insandır. Ona göre
    akıl, din ile desteklenmedikçe bir yarar sağlamaz.28
    İbn Hazm akıl ile temyiz gücü arasında küçük bir ayrım yapar.
    Ona göre akıl (ya da “akıllı olmak”) -yukarıda belirtildiği gibi- itaatleri
    (ibadetleri) ve erdemleri gerçekleştirmektir.29 Aklın zıddı olan
    24 İbn Hazm, Merâtibu’l-Ulûm (Resâilü İbn Hazm el-Endülüsî içinde, Tahkik:
    İhsan Abbas), Beyrut 1983, c.IV, s.61.
    25 Müdâvât, s.409-410.
    26 Aynı eser, 340.
    27 Aynı eser, 399.
    28 Aynı eser, 345.
    29 İbn Hazm, Tefsîru Elfâz Tecrî beyne’l-Mütekellimîn fi’l-Usûl (Resâilü İbn Hazm
    el-Endülüsî içinde, Tahkik: İhsan Abbas), Beyrut 1983, c.IV, s.412. 68
    ahmaklık (humk) ise günahları ve erdemsizlikleri işlemektir.30 Ancak
    akıl, İbn Hazm’a göre, temyiz gücünün dışında ve ondan farklı bir
    güçtür. Çünkü temyiz gücünün gerekli gördüğü şeyi yapmak, aklın
    erdemidir. Bundan dolayı akıl sahibi (âkıl) olan herkes, aynı
    zamanda temyiz gücüne de sahip (mümeyyiz) demektir. Ama temyiz
    gücüne sahip olan, aynı zamanda akıllı (âkıl) demek değildir.31
    İbn Hazm’a göre, akıl insan için büyük bir erdemdir. Ancak,
    insanın aklı eksildikçe, insanların en akıllısı olduğunu ve temyiz
    gücü itibariyle de yetkin olduğunu zanneder. Diğer erdemlerde ise
    durum böyle değildir; bunlardan bütünüyle yoksun olan, onlardan
    yoksun olduğunun farkındadır. Fakat bunlardan az da olsa nasibi
    olan kişide, eğer temyiz gücü zayıf ise bir yanılgı meydana gelir de, o
    erdemde en üstün derecede olduğunu zanneder. Bunun çaresi ise,
    kişinin erdemlerden yoksun oluşunun farkına varması ve yapıp
    etmelerini sorgulamasıdır.32
    3) Ahlâkın İyileştirilmesi
    a) Nefs Terbiyesi ve Ahlâkın İyileştirilmesi
    İbn Hazm ahlâkta nefs terbiyesinin önemini ısrarla vurgular.
    İnsan bunu gerçekleştirebildiği takdirde arzu ve isteklerini kontrol
    altına alabilir. O, bunu başarabildiği oranda insanlığını gerçekleştirmiş olur. Ancak düşünür, bunu başarmanın kolay olmadığının
    farkındadır. O, nefsi terbiye etmenin aslanları terbiye etmekten daha
    zor olduğunu ifade eder. Çünkü aslanlar, barınaklarına konduklarında, verebilecekleri zarardan emin olursunuz. Oysa nefs hapsedilse
    bile şerrinden emin olamazsınız.33
    İbn Hazm, bir kimsenin, sahip olduğu kötü huylardan, ancak
    kendisini sorgulayarak ve eksiklerini araştırıp onları giderme çabası
    içine girerek kurtulabileceği kanaatindedir. O, gurur ve kendini
    beğenmişliğin (ucb), kötü huyların temelinde yatan önemli bir etken
    olduğunu düşünmüş olacak ki, “kötü huyların tedavisi” bölümünde,
    gurur nedeni olabilecek şeylere farklı açılardan bakarak; sahip
    olduğumuz iyi şeylerle gururlanıyorsak, eksiklerimizi ve sahip olamadıklarımızı düşünerek bu gururdan kurtulabileceğimizi ifade eder.
    Düşünürümüz ilgili bölümün başında ilke olarak şunu belirler:
    Gururla imtihan olan kimse, ayıplarını düşünsün. Erdemleriyle
    gururlanan da ahlâkî zafiyetlerini araştırsın. Hiçbir kusurunun (ayıp)
    olmadığını düşünecek kadar zafiyetlerinin farkında değilse, o,
    30 Müdâvât, s.378.
    31 İbn Hazm, Tefsîr, s.412.
    32 Müdâvât, s.397.
    33 Müdâvât, 394. 69
    sınavının sonsuza dek süreceğini bilmelidir. Böyle düşünen birisi,
    insanların en eksiği, ayıpları en çok, temyiz gücü ise en zayıf
    olanıdır. Her şeyden önce o, aklı zayıf ve cahil biridir. Oysa bundan
    daha büyük ayıp yoktur. Akıllı insan, nefsinin ayıplarını ayırt
    (temyiz) eden, onlarla mücadele eden ve onlardan kurtulmaya
    çalışan kimsedir. Ahmak ise, gerek bilgisinin azlığı, temyiz ve
    düşünme gücünün zayıflığı, gerekse ayıplarını bir maharet olarak
    görmesi nedeniyle, zaaflarının farkında olmayan kimsedir. Nitekim
    insanlar arasında işlediği kötülüklerle övünen birçok kimse vardır.34
    İbn Hazm, akla gelebilecek gurur nedenlerini tek tek zikrederek
    bunlardan kurtulma çarelerini şöyle dile getirir: Ona göre biri eğer
    aklıyla gururlanıyorsa, zihnine gelen bütün kötü düşünceleri ve
    peşini bırakmayan sapkın istekleri düşünmelidir. Bu durumda
    aklının eksikliklerini anlayacaktır.
    Eğer düşünceleriyle gururlanıyorsa, yanılgılarını düşünmeli,
    başkalarının da kendisi gibi güzel şeyler düşünebildiğini bilmelidir.
    Amelleriyle gururlanıyorsa, günahlarını ve eksikliklerini düşünmelidir. Bunu yaptığı takdirde, günahlarının ve eksikliklerinin
    iyiliklerinden fazla olduğunu görecektir.
    Eğer ilmiyle gururlanıyorsa, bunun kendi özel başarısından
    çok, Allah’ın bir lütfu olduğunu unutmamalıdır. Zira başına
    gelebilecek bir hastalıkla bütün bildiklerini kaybedebilir.
    Cesaretiyle övünüyorsa, kendisinden daha cesur insanlar
    olduğunu düşünmelidir. Aslında o, cesareti ile övünme yerine, bu
    cesareti nerede kullandığına bakmalıdır. Eğer onu günahta kullanıyorsa, bir şeyi yerinde kullanmadığı için ahmaktır. Allah’a kulluğu
    yolunda kullanıyorsa, onu övünme ile ifsat etmemelidir.
    Eğer malıyla ve zenginliğiyle gururlanıyorsa, bilmelidir ki bu,
    övünmenin en kötüsüdür. O, geçmişte kendisinden daha zengin olan
    ve zenginliğiyle gururlanan bazı kimselerin akıbetini düşünüp ibret
    almalıdır.
    Güzelliği ile gururlanıyorsa, onun geçici olduğunu unutmamalı
    ve yaşlılık halini düşünmelidir.
    Eğer soyu ile gururlanıyorsa, bu gururlanmanın ne dünyada,
    ne de ahirette bir faydası olmadığını bilmelidir. Ataları belki de
    günahkâr ve kötülüğe batmış kimselerdi. Ayrıca bir kimse erdemli
    kimselerin soyundan gelmekle övünüyor, fakat kendisi erdemden
    yoksun ise, atalarının erdemli oluşunun ona bir yararı olmaz.35
    34 Aynı eser, 386.
    35 Bkz. Müdâvât, s.387-393. 72
    Adalet, hak edene hakkını kendiliğinden vermek ve kendi hak
    ettiğini de almaktır. Zulüm ise hak ettiğini almak, fakat başkasına
    hakkını vermemektir.45
    İbn Hazm’a göre adalet, her korkanın sığındığı bir kaledir.
    Zalimin bile, kendine zulmetmek isteyen birini gördüğünde, zulmü
    kötüleyerek reddettiği ve adalete sığındığı görülür. Oysa adaleti yeren
    hiç kimse görülmemiştir. Ancak adalet duygusu tabiatına yerleşmiş
    olan kişi, bu muhkem kalede iskân edebilir.46
    Cömertlik, malın ihtiyaçtan fazlasını hayır yolunda harcamaktır. Bu harcamanın da en üstünü, muhtaç komşu, fakir akraba
    ve varlığı elden gidip yoksullaşmış kişiler için yapılmış olanıdır.
    İhtiyaç fazlasını bu konularda harcamamak cimriliktir.47
    İffet ise, gözleri ve diğer bütün organları helal olmayan şeylerden korumaktır. Bunun ifratı gayr-ı meşrû bir hayat, tefriti ise
    acizlik ve iktidarsızlıktır.48
    Dört temel erdemin zıddı olan; zulüm (el-cevr), bilgisizlik (elcehl), korkaklık (el-cübn) ve cimrilik (eş-şuhh) ise diğer bütün
    erdemsizliklerin kaynağıdır.49
    İbn Hazm, erdemlerle mutluluk arasında bir orantı kurar. Ona
    göre mutlu insan; nefsini erdemlere ve itaatlere alıştıran (ünsiyet
    ettiren), erdemsizlikler ve kötülüklerden uzaklaştıran (nefret ettiren)
    kimsedir. Mutsuz insan ise; nefsini erdemsizliklere ve kötülüklere
    alıştıran, erdemlerden ve itaatlerden uzaklaştıran kimsedir. Ama İbn
    Hazm, bu noktada da takdir ve inayeti önemseyen bir mü’min
    edasıyla, Allah’ın takdirinin ve himayesinin önemini vurgular: “Burada Allah’ın takdirinden (sun’) ve insanı korumasından başka bir şey
    yoktur.”50 J. Pavlin, İbn Hazm’ın, bu yaklaşımıyla Mutezile’nin
    iddialarının aksine, insanın iyi davranış ve mükâfata ulaşabilmek
    için tamamen Allah’ın lütfuna muhtaç olduğu, tek başına aklın bizi
    doğruya ulaştıramayacağı görüşünü benimsediğini, her şeyin, bu
    bağlamda her bireyin kaderinin Allah’ın merhametine ve inayetine
    bağlı olduğunu kabul ettiğini, Mutezile’nin savunduğu irade
    özgürlüğü inancını reddettiğini ifade eder.51 Ancak Pavlin’in bu
    değerlendirmeyi “İbn Hazm’ın insanın irade özgürlüğünü reddettiği”
    şeklinde uç bir noktaya taşımasının doğru olmadığını belirtmeliyiz.
    Kanaatimizce İbn Hazm’ın bu bağlamda söyledikleriyle amacı;
    45 Aynı eser, 353.
    46 Aynı eser, 399.
    47 Aynı eser, 352.
    48 Aynı eser, 353. Bkz. Fahri, M. age., s.239-240.
    49 Aynı eser, 379.
    50 Aynı eser, 340.
    51 Pavlin, J., agmak., s.141. 73
    insanın irade özgürlüğünü reddetmek değil, erdemlere ve iyi
    davranışlara yönelişinde Allah’ın ona karşı lütuf ve inayetinin
    önemini vurgulamaktır. Nitekim ahlâkî hayatta akıl ve temyiz
    gücünün rolünü ısrarla vurgulayan bir düşünürün, insanın irade
    özgürlüğünü reddetmesi, onun düşünce örgüsü içinde bir çelişki
    oluştururdu.
    İbn Hazm erdemler konusunda şuna da dikkat çekmektedir ki,
    erdemler bizatihî güzel, fakat sahip olması zor ve çaba gerektiren;
    buna karşılık erdemsizlikler ise çirkin ve yapılması kolay olan
    şeylerdir.52 Bu nedenle, erdemli olmak için iradî özel bir çaba
    gerekirken; bu iradeli duruştan vazgeçmek, birtakım rezîletlere
    düşmek için yeterlidir. Dolayısıyla düşünürümüz, insan nefsinin,
    kendi haline terk edildiğinde kötülüğe meyledeceğini ve vahyin
    yardımı olmaksızın sadece akıl yardımıyla kurtuluşunun mümkün
    olmadığını ifade eder.53 İbn Hazm bu iradeli duruşun korunabilmesi,
    dolayısıyla erdemlere sahip olabilmek için dostluğun ve dinî çabanın
    önemini vurgular. Ona göre erdemleri talep eden, ancak bunların
    ehli olan kimselerle; iyilik, ihsan, doğruluk, kerem, sabır, vefa,
    emanet, hilm… gibi erdemlere, temiz bir vicdana ve gerçek sevgiye
    sahip üstün kişilerle arkadaşlık etmelidir ki, “erdemli insan” olması
    kolaylaşsın.54 Erdemlerin neler olduğunun bilincinden yoksun
    kimselere ise İbn Hazm, daha kolay ve kestirme bir yol önerir: Onlar
    Allah ve Resulünün emrettiklerine sarılmalıdır. Çünkü Allah’ın ve
    Resulünün emirleri bütün erdemleri kapsamaktadır.55
    5) Üzüntü ve Kederden Kurtulma
    İbn Hazm, pek çok İslâm ahlâkçısı gibi, üzüntü ve kaygıyı,
    yaşanan hayatın bir realitesi olarak görür ve insanın sürekli bu
    üzüntü ve kaygıdan kurtulma çabası içinde olduğunu ifade eder.
    Kindî’nin fi’l-Hîle li Def’i’l-Ahzân’ındaki değerlendirmelerine56 benzer
    bir yaklaşımla, İbn Hazm bu oluş ve bozuluş âleminde “ahiret için
    çalışma gerçeği” dışındaki bütün dünya hallerinin gelip geçici ve yok
    olmaya mahkum olduğunu vurgular. Burada dünyevî olarak
    gerçekleştirdiğimiz her emeli bir üzüntü ve keder takip eder. Bizim o
    üzüntü ve kederi yaşamamız kaçınılmazdır. Ama ondan kurtulma
    çabamız da bu hayatın bir realitesidir. Düşünürümüze göre birçok
    davranışımızın temelinde üzüntüden kurtulma çabası yatar. Bütün
    52 Müdâvât, 401.
    53 Pavlin, J., agmak., s.141.
    54 Müdâvât, 346.
    55 Aynı eser, 401.
    56 Bkz. Kindî, Yakub b. İshak, Fi’l-Hîle Li Def’il-Ahzân, Türkçe çevirisiyle
    neşreden: Mustafa Çağrıcı, Marmara Ün. İlâhiyat Fak. Vakfı Yay., İstanbul
    1998. 74
    insanların iyi gördüğü ve ulaşmak istediği hedef; kaygı ve üzüntüden
    kurtulma halidir (tardu’l-hemm). Âlemin yaratılışından hesap günü-
    ne kadar, insanların çabalarının temelinde bu niyetin bulunduğu,
    insanların bunun dışındaki amaçlarda ayrıştığı görülür. Var
    edildiğinden bugüne kadar âlemde üzüntü ve kederi hoş gören,
    ondan kurtulmak istemeyen tek bir kimse yoktur. Bu durumda
    üzüntü ve ondan kurtulma çabası hayatın bir kaçınılmazı
    olmaktadır. Nitekim İbn Hazm’a göre mal peşinde koşanlar, fakirlik
    üzüntüsünü atmak, ilim peşinde koşanlar cehalet sıkıntısından,
    yemek yiyen açlığın, su içen de susuzluğun verdiği sıkıntıdan kurtulmak için bunu yapar. Ancak üzüntüden kurtulma çabasının bizi
    ulaştırmak istediği hedef; salt dünyevî bir huzur, naif bir üzüntüsüzlük ve kaygısızlık hali değil, ahiret mutluluğuna kapı
    aralayacak bir üzüntüsüzlük halidir.57
    Pekiyi, sözünü ettiğimiz üzüntü ve kederden kurtulmanın yolu
    nedir? İbn Hazm’a göre iyi-kötü, âlim-cahil herkesin kurtulmak için
    çaba gösterdiği bu üzüntü ve kaygıyı yenip hakikate ulaşmanın yolu;
    ahiret için amel işlemek suretiyle Allah’a yönelmektir. “Bir şeyi Allah
    için yapma” dışındaki her şey bize üzüntü ve keder yaşatır. Allah için
    yapılan bir şeyi ise “şimdiki (dünyada yaşadığımız) ve sonraki
    (ahirette yaşayacağımız) mutluluk takip eder. Ahiret için çabalamanın, insanın her türlü eksikliğini giderme, onu her türlü kederden
    uzaklaştırıp hakikati anlamasına vesile olma gibi bir özelliği vardır.
    İbn Hazm üzüntü ve keder konusunu net bir öğüt ile bitirir:
    Nefsini ancak ondan daha üstün ve değerli olan şeylerde harca.
    Bunlar da Allah’ın zâtı, hakka davet, mahremi koruma, Yaratıcı’nın
    sana zorunlu kılmadığı önemsiz şeyleri terk ve mazluma yardım gibi
    önemli şeylerdir. Nefsini dünya malı uğrunda harcayan, yakutu çakıl
    taşı karşılığında satan kimse gibidir (asıl üzülecek şey de budur).58
    Ömer Ferruh, İbn Hazm’ın bu düşünceleriyle Epiküros’un haz
    ve mutluluk anlayışı arasında bir benzerlik görmekte, hazzı
    arzulamanın ve elemden kaçınmanın mutlulukla bağlantısını dile
    getirmektedir.59 Ancak burada, iki düşünürün bu konuya ilişkin
    düşüncelerinin benzeştiğini söylemek zor görünmektedir. Çünkü İbn
    Hazm mutluluk kavramının içeriğini farklı bir şekilde doldurmakta,
    kaygı ve elemden kurtulmayı, yukarıda belirttiğimiz gibi tam bir dinî
    çıkış yoluyla çözmektedir.
    57 Müdâvât, 336.
    58 Bkz. Müdâvât, 336-341.
    59 Ferruh, Ömer A., “Zahirilik” (İslâm Düşüncesi Tarihi içinde, Editör: M. M. Şerif,
    Çev. Ahmet Demirhan), İnsan Yay., İstanbul 1990, c.I, s.319. 75
    6) Dostluğun Önemi
    Dostluk, klasik ahlâk kitaplarında önemsenen konulardan
    biridir. İbn Hazm da Müdâvât’ında “Kardeşlik, Dostluk ve Öğüt”
    başlığı altında dostluk konusuna özel olarak yer verir. O, yukarıda
    belirtildiği gibi, erdemlere sahip olmada iyi insanlarla dost olmanın
    önemini vurgular. Ona göre gerçek dostluk; taraflardan birini üzen
    bir şeyin, diğerini de üzmesi, birini sevindiren şeyin, diğerini de
    sevindirmesidir. Bunun dışındaki bir ilişki biçimi dostluk değildir.
    Bu niteliğe sahip olan; yani dostunu üzen bir şeyle kendisi de
    üzülen, sevindiren bir şeyle kendisi de sevinen kişi ancak gerçek
    dosttur. Dostlukta gözetilecek en son amaç; öyle olmasını gerektiren
    başka bir nedenden dolayı değil de, sırf dostluğun gereği olarak,
    kişinin malını ve canını dostuyla paylaşması ve dostunu başkasına
    tercih etmesidir.60
    Ayrıca dostluk karşılıklı sevgi, saygı ve fedakârlığa dayanır. İbn
    Hazm’ın bu konudaki tavsiyesi nettir: Seninle dost olmak istemeyen
    kimsenin dostluğunu sen de isteme. Çünkü bunun sonucunda elde
    edeceğin şey, başarısızlık ve utançtır. Seninle dost olmak isteyen
    kişiden ise vazgeçme. Çünkü böyle bir tavır, yani bizimle dost olmak
    isteyen birine yüz çevirmek, dosta yapılmış bir çeşit zulümdür ve
    iyiliğe iyilikle karşılık vermekten vazgeçmektir. Bu ise yerilecek kötü
    bir davranıştır.
    Dostların birbirini uyarması da aralarındaki sevgi ve dayanış-
    manın ifadesidir. İbn Hazm’a göre dostu uyarmak külçe altını kalıba
    dökmek gibidir. Bu işlem ya onu saflaştırıp istenen kalıba sokar ya
    da kaybolup gitmesine sebep olur. Ayrıca dostunun yanlışlarını
    gördüğünde onu uyaran kişi, onun iyiliğini istemekte ve onunla olan
    beraberliğini devam ettirmeyi arzulamaktadır. Onun yanlışını
    umursamayan kişi ise, ondan ayrılma eğilimindedir.61
    İbn Hazm tecrübelerine dayanarak dostların evlilik yoluyla
    akrabalık ve alış veriş ilişkisi içine girmelerini tavsiye etmez. Ona
    göre her ne kadar bazı kimseler, bu tür ilişkilerin aradaki bağı
    pekiştirdiğini düşünseler de bu, ancak ilişkilerin kesilmesine sebep
    olur. Çünkü bu iki bağdan her biri kişiyi sadece kendi payını
    istemeye yönlendirir. Başkasını kendine tercih edenler ise, gerçekten
    azdır.62
    60 Aynı eser, 361.
    61 Aynı eser, 359.
    62 Aynı eser, 368. 76
    7) İbn Hazm’dan Birkaç Öğüt
    İbn Hazm’a göre üç türlü öğüt (nasihat) vardır: Birincisi dinin
    bir gereği olan öğüt, ikincisi bir uyarı ve hatırlatmadan ibaret olan
    öğüt, üçüncüsü ise kınama ve azarlama içeren öğüttür.63 Düşünü-
    rümüz, ahlâkî hayatta dinin önemini yeri geldikçe vurgulamakla
    beraber, Müdâvât’ında ahlâka ilişkin deneyimleri arasında zaman
    zaman ikinci türden bazı öğütlere de yer verir. İşte o öğütlerden
    birkaçı:
    Hakkın olmadığı halde insanları küçümsersen, onlar da seni
    hafife almayı kendilerinde bir hak olarak görürler. Nitekim Kur’an-ı
    Kerim’de: “Bir kötülüğün cezası, ona denk bir kötülüktür” (Şûrâ
    42/40) buyrulur.64
    Senin dininden başka bir dine mensup olsa da dindar kişiye
    (mütedeyyin) güven. Senin dininden olduğunu söylese de, dini
    ciddiye almayan kişiye ise güvenme.65
    Söyledikleri yüzünden helâk olan nice kimseler gördük. Fakat
    sustuğu için helâk olan kimse duymadık. Sadece seni Yaratanına
    yakınlaştıracak olan şeyleri konuş (gereksiz, fuzûlî ve sonradan
    başını sıkıntıya sokacak şeyler konuşma).66
    Mal, durum ve sağlık konusunda senden aşağıda olana; din,
    ilim ve erdemlerde ise senden üstün olana bak.67
    Senin sahip olduğun çok şeye özenen değil de, kendisindeki az
    ile yetinen kimse, Karun dahi olsan, zenginlikte sana denktir.68
    Kendi eksiklerini, başkalarının bildiğinden daha fazla bilen
    kişiye ne mutlu!69
    Bibliyografya
    Apaydın, H. Yunus, “İbn Hazm” mad. TDV İslâm Ansiklopedisi,
    İstanbul 1999, c.XX.
    Arendonk, C. Van, “İbn Hazm” mad. İslâm Ansiklopedisi, M.E.B.
    Yay., İstanbul 1968, c.V/II.
    Corbin, Henry, İslâm Felsefesi Tarihi (Çev. Hüseyin Hatemi), İletişim
    Yayınları, İstanbul 1986.
    63 Aynı eser, 363.
    64 Aynı eser, 387.
    65 Aynı eser, 350.
    66 Aynı eser, 402.
    67 Aynı eser, 344.
    68 Aynı eser, 413.
    69 Aynı eser, 347. 77
    Fahri, Macit, İslâm Ahlâk Teorileri (Çev. Muammer İskenderoğluAtilla Arkan), Litera Yayıncılık, İstanbul 2004.
    ………., İslâm Felsefesi Tarihi (Çev. Kasım Turhan), İklim Yayınları,
    İstanbul 1987.
    Ferrûh, Ömer, İbn Hazm el-Kebîr, Beyrut 1987.
    ………., “Zahirilik” (İslâm Düşüncesi Tarihi içinde, Editör: M. M. Şerif,
    Çev. Ahmet Demirhan), İnsan Yay., İstanbul 1990, c.I.
    İbn Hazm, el-Fasl fi’l-Milel ve’l-Ehvâ ve’n-Nihal, Bağdat Tsz.
    ………., el-İhkâm (Nşr. Ahmed Muhammed Şâkir), Beyrut 1983.
    ………., Risâle fî Müdâvâti’n-Nüfûs ve Tehzîbi’l-Ahlâk ve’z-Zühd fi’rRezâil (Resâilü İbn Hazm el-Endülüsî içinde), Nşr. İhsan
    Abbas, Beyrut 1987; Türkçe çevirisi; Ahlâk (Çev. Cemaleddin
    Erdemci-Hasan Hüseyin Bircan), Bilge Adam Yayınları, Van
    2005.
    ………., Merâtibu’l-Ulûm (Resâilü İbn Hazm el-Endülüsî içinde), Nşr.
    İhsan Abbas, Beyrut 1983, c.IV.
    ………., et-Takrîb li Haddi’l-Mantık (Nşr. İhsan Abbas), Beyrut 1959.
    ………., Tavku’l Hamâme fi’l-Ülfe ve’l-Ullâf (Resâilü İbn Hazm elEndelüsî içinde, Nşr. İhsan Abbas), Beyrut 1987; Türkçe
    çevirisi; Güvercin Gerdanlığı (Çev. Mahmut Kanık), İnsan
    Yayınları, İstanbul 2002.
    ………., Tefsîru Elfâz Tecrî beyne’l-Mütekellimîn fi’l-Usûl (Resâilü İbn
    Hazm el-Endülüsî içinde, Tahkik: İhsan Abbas), Beyrut 1983,
    c.IV.
    El-Kindî, Yakub b. İshak, Fi’l-Hîle Li Def’il-Ahzân, Türkçe çevirisiyle
    neşreden: Mustafa Çağrıcı, Marmara Ün. İlâhiyat Fak. Vakfı
    Yay., İstanbul 1998.
    Kutluer, İlhan, “Müdâvâtü’n-Nüfûs” mad., TDV İslâm Ansiklopedisi,
    İstanbul 2006, c.XXXI.
    Nykl, A. R., Ibn Hazm’s Treatise On Ethics, The American Journal Of
    Semitic Languages and Literatures, Chicago 1923, c.40, no:1.
    Pavlin, James, “Sünnî Kelâm ve Kelâmî İhtilaflar” (İslâm Felsefesi
    Tarihi içinde, Editörler: Seyyid Hüseyin Nasr-Oliver Leaman,
    Çev. Şamil Öçal-Hasan Tuncay Başoğlu), Açılım Kitap,
    İstanbul 2007, c.I.
    Er-Râzî, Ebû Bekr Muhammed b. Zekeriya, Et-Tıbbu’r-Rûhânî
    (Resâilü Felsefiyye içinde), Beyrut 1982; Türkçe çevirisi; Ruh
    Sağlığı (Çev. Hüseyin Karaman), İz Yayıncılık, İstanbul
    2004.78
    Yavuz, Yusuf Şevki, “İbn Hazm” mad., TDV İslâm Ansiklopedisi,
    İstanbul 1999, c.XX.
    Zehebî, Muhammed b. Ahmed, A’lâm ü’n-Nübelâ’, Beyrut 1985


  3. 21.Temmuz.2013, 03:21
    2
    Devamlı Üye



    İbn Hazm’ın Müdâvât’ında Ahlâka İlişkin Görüşleri*
    Enver Uysal
    Doç.Dr., U.Ü. İlâhiyat Fakültesi
    Özet
    Bu çalışma İbn Hazm’ın ahlâka ilişkin düşüncelerini ortaya
    koymayı hedeflemektedir. Düşünürün ahlâka dair temel eseri,
    “Müdâvâtü’n-Nüfûs”tur. Eser, el-Ahlâk ve’s-Siyer adıyla da
    bilinmektedir. İbn Hazm bu eserde genel anlamda hayata, özel
    anlamda da ahlâka ilişkin tecrübelerini dile getirmiştir. Ona göre
    felsefenin amacı; nefsi eğiterek insanı erdemli kılmak, ona dünya
    ve ahiret mutluluğunu kazandırmaktır. Dinin amacı da bundan
    farklı bir şey değildir. Bu durumda felsefe ile dinin, ahlâkî
    misyonları itibariyle örtüştüğü anlaşılmaktadır. İbn Hazm insan
    tabiatının ahlâkî açıdan önemini vurgulamakla beraber, akıllı
    insanı, “temyiz gücünün gerekli gördüğü şeyleri yerine getiren
    kimse” olarak tanımlar. Ahlâktaki “dört erdem” üzerinde geniş
    olarak durur, ancak dinî bir yaklaşımla Allah’ın ve Resulünün
    emirlerinin bütün erdemleri kapsadığını ifade eder. Ayrıca o, iyi
    insanlarla dostluğun, erdemlere sahip olmadaki olumlu katkısını
    belirtir. Eserinde zaman zaman ahlâkî öğütlere de yer verir.
    *
    Bu çalışma 26-28 ekim 2007 tarihinde Bursa İl Müftülüğü ile U.Ü. İlâhiyat
    Fakültesinin ortaklaşa düzenlediği Uluslararası Katılımlı İbn Hazm
    Sempozyumunda özet olarak sunulan bildirinin genişletilmiş halidir. 60
    Abstract
    Ibn Hazm’s Thoughts on Ethics in his Mudawat
    This article aims at introducing Ibn Hazm’s thoughts on ethics.
    His main work on ethics is “Mudavat al-Nufus”, which is also
    known as “al-Akhlaq wa as-Siyar”. In this work Ibn Hazm
    narrates his experiences about life in general and ethics in
    particular. According to him the aim of philosophy is to make a
    person virtuous by training his soul and therefore make him gain
    both earthy and eternal felicity. At this point, the aim of religion
    is not different at all. Thus it is obvious that philosophy and
    religion coincide with each other in terms of ethical purposes.
    While stressing importance of human nature in ethics, Ibn Hazm
    defines “reasonable person” as one who executes his duties
    which his faculty of distinction (quwwa al-tamyiz) necessitates.
    Elaborately dealing with “four virtues” in ethics, he indicates,
    with a religious approach, that commands of Allah and His
    Prophet cover all moral virtues. Moreover he indicates that
    friendship with good people contributes well to be virtuous. In his
    work he mentions some moral advices as well.
    Anahtar Kelimeler: İbn Hazm, Müdâvâtü’n-Nüfûs, el-Ahlâk
    ve’s-Siyer, Ahlâk, Erdem.
    Key Words: Ibn Hazm, Mudavat al-Nufus, al-Akhlaq wa asSiyar, Ethics, Value.
    Giriş
    İbn Hazm (tam künyesi; Ebû Muhammed Ali b. Ahmed b. Saîd
    b. Hazm el-Endelüsî el-Kurtubî, ö.456/1064), Endülüs’te yetişmiş
    önemli düşünürlerden biridir. O, kaynaklarda zihinsel faaliyetleri ve
    dinî düşünceye katkısı bakımından “seçkin bir âlim” olarak
    tanıtılmakta, geniş bir birikime sahip olduğu belirtilmekte, amelî ve
    ahlâkî bakımdan da Endülüs halkı arasında seçkin bir kişi olduğu
    ifade edilmektedir.1
    İbn Hazm başta fıkıh ve hadis bilimleri olmak üzere, tarih, şiir
    ve edebiyat, ayrıca ahlâka dair düşünceleriyle çok yönlü bir kişiliğe
    sahip olmuş, farklı bilim alanlarında önemli bir iz bırakmıştır. Devlet
    yönetiminde aktif olarak bulunmuş, Berberîlerin Kurtuba’yı işgaliyle
    siyasî anlamda sıkıntılar çekmiş; sürgüne gönderilmiş, mahrumi-
    1 Zehebî, Muhammed b. Ahmed, A’lâmü’n-Nübelâ’, Beyrut 1985, c.XVIII, s.186;
    Apaydın, H. Yunus, “İbn Hazm” mad. TDV İslâm Ansiklopedisi, İstanbul 1999,
    c.XX, s.41. 66
    layıktır. Çünkü kötü tabiatı kontrol altına alarak, ona üstün gelmek,
    ancak erdemli bir akıl, iradeli bir çaba sayesinde mümkündür.21
    İbn Hazm iyi bir gözlemcidir. Onun, çevresindeki varlıkları
    anlama çabasının ve etrafında olup bitenlere ilişkin gözleminin,
    ahlâk anlayışına da yansıdığını söylemek mümkündür. O, bir şeyin
    tabiatının, o şeyin eğilimlerinde belirleyici olduğunu şöyle ifade eder:
    “Gök kubbenin altındaki her şeyi düşündüm ve uzun uzun
    inceledim. Onda bulunan canlı-cansız her şeyin, kendisine ait bir
    tabiata sahip olduğunu, güçlü olması halinde başka türlerin
    niteliklerinden sıyrılıp kendi sıfatlarına büründüğünü gözlemledim.
    Nitekim erdemli (el-fâzıl) birinin, bütün insanların erdemli olmasını,
    erdemlerden yoksun (en-nâkıs) birinin ise, bütün insanların
    erdemsiz olmasını arzuladığını ve ‘ben şöyle şöyle yapıyorum” diyerek
    insanları da ona teşvik ettiğini görürsün. Aynı şekilde her görüş
    (mezhep) sahibi, bütün insanların, kendisiyle aynı görüşte olmalarını
    ister. Bunu unsurlarda da görürsün; bir unsur diğerlerine baskın
    geldiğinde, onu kendi türüne dönüştürmektedir.”22 Bu durumda,
    insanın eğilimlerinde ve bu eğilimlerinin gelişmesinde, hatta başka
    şeyler üzerindeki etkisinde tabiatının hâkim bir rolü olduğu anlaşılmaktadır. Örneğin kötü tabiatlı kimsenin (habîsü’t-tab’), tabiatının
    bu özelliğinin, onun duygu ve düşünce dünyasına da, davranışlarına
    da bir şekilde yansıdığı görülür. Onun, olaylara bakışı, insanları
    değerlendirmesi de kötümserdir. O, kötü tabiatının esiri olduğu için,
    İbn Hazm’a göre hakîmin hikmeti ona fayda vermez. Çünkü o, onu
    (hakîmi) da kendisi gibi kötü zanneder. İbn Hazm; “kötü tabiatlı öyle
    topluluklar gördüm ki, bütün insanların kendileri gibi kötü tabiatlı
    olduklarını düşünüyorlar, hiçbir kimsenin hiçbir şekilde kendi
    erdemsizliklerinden uzak kalamayacağını kabul ediyorlar. Tabiatı en
    kötü, fazîlet ve hayırdan en uzak insanlar bunlardır” 23 derken, yine
    toplumda bu insanlara ilişkin gözlemini nakletmektedir.
    b. Akıl ve Temyiz Gücü
    Aklın, insana özgü ve insanı başka varlıklardan ayıran bir
    nitelik olduğu bilinen bir gerçektir. Onun, akıl ve temyiz yeteneğini
    doğru biçimde kullanması, erdemleri gerçekleştirmesinde temel
    faktörlerden biri olarak kabul edilir. Akıl ve temyiz gücü, insanın
    yaratılıştan sahip olduğu bir üstünlüktür. İbn Hazm da, Allah’ın, Hz.
    Adem’i yarattığında, ona lütfettiği temyiz gücü ile onu diğer
    varlıklardan üstün kıldığına dikkat çeker. Kişiye yaraşan da Allah’ın,
    kendisine bir emanet ve bir ayrıcalık olarak verdiği bu gücü, yaratılış
    21 Aynı eser, s.400.
    22 Aynı eser, s.384; Türkçe çev. 117.
    23 Aynı eser, s.399. 67
    amacına uygun şekilde kullanarak korumaya özen göstermesidir.24
    Allah insana gören gözler, işiten kulaklar vermiş, üstün duyular
    lütfetmiş, iyi ile kötüyü birbirinden ayırt etmek için akıl ve temyiz
    gücü ihsan etmiştir ki biz bu sayede O’nun hitabına muhatap
    olmuşuz. Bu özellikleriyle insan, üstün bir varlık olarak yaratılmış,
    melekler dışında yaratıklardan hiçbiri ondan üstün kılınmamıştır.25
    İbn Hazm’a göre akıllı insan, hayvanların, yırtıcıların ya da
    cansız varlıkların kendisine üstünlük sağladığı herhangi bir nitelik
    ile değil, kendisini bu varlıklardan ayıran erdemlerdeki öncülüğü ile
    ancak sevinip övünebilir. Bu da meleklerle ortak olduğu temyiz
    gücüdür. Örneğin cesareti ile övünen kişi, aslanın kendisinden daha
    cesur, fizik gücü ile övünen kişi, birçok hayvanın kendisinden daha
    güçlü olduğunu, hızlı koşmasıyla övünen kişi, yine birçok hayvanın
    kendisinden çok hızlı koştuğunu bilmelidir. O halde insan, hayvanların, kendisinden daha güçlü olduğu bu yönleriyle övünemez. Ancak
    ayırt etme yeteneğinin gücü, ilminin genişliği ve amellerinin güzelliği
    ile övünebilir.26
    İbn Hazm akıllı insanın, “temyiz gücünün gerekli gördüğü
    şeyleri yerine getiren kimse” olduğunu ifade eder.27 Ona göre akıl
    “itaatleri (ibadetleri) ve erdemleri gerçekleştirmek”tir. Aslında bu
    tanım, günahlardan ve erdemsizliklerden kaçınmayı da içerir.
    Nitekim Allah’ın, Kur’an-ı Kerîm’de birçok yerde, kendisine isyan
    edenin, “akletmediğini (aklını doğru kullanmadığını)” söylemesi
    bunun açık delilidir. Düşünürümüz Mülk 67/10-11. ayetleri buna
    kanıt olarak zikreder: “Ve: Şayet kulak vermiş veya aklımızı kullanmış olsaydık, (şimdi) şu alevli cehennemin mahkûmları arasında
    olmazdık! derler. Böylece günahlarını itiraf ederler. Artık (Allah’ın
    rahmetinden) uzak olsun, o alevli cehennemin mahkûmları!” İbn
    Hazm’ın burada bu ayetleri de zikrederek anlatmak istediği şey,
    erdem konusunda din ile aklın birbirine paralel işlemesi gerektiğidir.
    Akıllı insan dinî ve ahlâkî erdemleri gerçekleştiren insandır. Ona göre
    akıl, din ile desteklenmedikçe bir yarar sağlamaz.28
    İbn Hazm akıl ile temyiz gücü arasında küçük bir ayrım yapar.
    Ona göre akıl (ya da “akıllı olmak”) -yukarıda belirtildiği gibi- itaatleri
    (ibadetleri) ve erdemleri gerçekleştirmektir.29 Aklın zıddı olan
    24 İbn Hazm, Merâtibu’l-Ulûm (Resâilü İbn Hazm el-Endülüsî içinde, Tahkik:
    İhsan Abbas), Beyrut 1983, c.IV, s.61.
    25 Müdâvât, s.409-410.
    26 Aynı eser, 340.
    27 Aynı eser, 399.
    28 Aynı eser, 345.
    29 İbn Hazm, Tefsîru Elfâz Tecrî beyne’l-Mütekellimîn fi’l-Usûl (Resâilü İbn Hazm
    el-Endülüsî içinde, Tahkik: İhsan Abbas), Beyrut 1983, c.IV, s.412. 68
    ahmaklık (humk) ise günahları ve erdemsizlikleri işlemektir.30 Ancak
    akıl, İbn Hazm’a göre, temyiz gücünün dışında ve ondan farklı bir
    güçtür. Çünkü temyiz gücünün gerekli gördüğü şeyi yapmak, aklın
    erdemidir. Bundan dolayı akıl sahibi (âkıl) olan herkes, aynı
    zamanda temyiz gücüne de sahip (mümeyyiz) demektir. Ama temyiz
    gücüne sahip olan, aynı zamanda akıllı (âkıl) demek değildir.31
    İbn Hazm’a göre, akıl insan için büyük bir erdemdir. Ancak,
    insanın aklı eksildikçe, insanların en akıllısı olduğunu ve temyiz
    gücü itibariyle de yetkin olduğunu zanneder. Diğer erdemlerde ise
    durum böyle değildir; bunlardan bütünüyle yoksun olan, onlardan
    yoksun olduğunun farkındadır. Fakat bunlardan az da olsa nasibi
    olan kişide, eğer temyiz gücü zayıf ise bir yanılgı meydana gelir de, o
    erdemde en üstün derecede olduğunu zanneder. Bunun çaresi ise,
    kişinin erdemlerden yoksun oluşunun farkına varması ve yapıp
    etmelerini sorgulamasıdır.32
    3) Ahlâkın İyileştirilmesi
    a) Nefs Terbiyesi ve Ahlâkın İyileştirilmesi
    İbn Hazm ahlâkta nefs terbiyesinin önemini ısrarla vurgular.
    İnsan bunu gerçekleştirebildiği takdirde arzu ve isteklerini kontrol
    altına alabilir. O, bunu başarabildiği oranda insanlığını gerçekleştirmiş olur. Ancak düşünür, bunu başarmanın kolay olmadığının
    farkındadır. O, nefsi terbiye etmenin aslanları terbiye etmekten daha
    zor olduğunu ifade eder. Çünkü aslanlar, barınaklarına konduklarında, verebilecekleri zarardan emin olursunuz. Oysa nefs hapsedilse
    bile şerrinden emin olamazsınız.33
    İbn Hazm, bir kimsenin, sahip olduğu kötü huylardan, ancak
    kendisini sorgulayarak ve eksiklerini araştırıp onları giderme çabası
    içine girerek kurtulabileceği kanaatindedir. O, gurur ve kendini
    beğenmişliğin (ucb), kötü huyların temelinde yatan önemli bir etken
    olduğunu düşünmüş olacak ki, “kötü huyların tedavisi” bölümünde,
    gurur nedeni olabilecek şeylere farklı açılardan bakarak; sahip
    olduğumuz iyi şeylerle gururlanıyorsak, eksiklerimizi ve sahip olamadıklarımızı düşünerek bu gururdan kurtulabileceğimizi ifade eder.
    Düşünürümüz ilgili bölümün başında ilke olarak şunu belirler:
    Gururla imtihan olan kimse, ayıplarını düşünsün. Erdemleriyle
    gururlanan da ahlâkî zafiyetlerini araştırsın. Hiçbir kusurunun (ayıp)
    olmadığını düşünecek kadar zafiyetlerinin farkında değilse, o,
    30 Müdâvât, s.378.
    31 İbn Hazm, Tefsîr, s.412.
    32 Müdâvât, s.397.
    33 Müdâvât, 394. 69
    sınavının sonsuza dek süreceğini bilmelidir. Böyle düşünen birisi,
    insanların en eksiği, ayıpları en çok, temyiz gücü ise en zayıf
    olanıdır. Her şeyden önce o, aklı zayıf ve cahil biridir. Oysa bundan
    daha büyük ayıp yoktur. Akıllı insan, nefsinin ayıplarını ayırt
    (temyiz) eden, onlarla mücadele eden ve onlardan kurtulmaya
    çalışan kimsedir. Ahmak ise, gerek bilgisinin azlığı, temyiz ve
    düşünme gücünün zayıflığı, gerekse ayıplarını bir maharet olarak
    görmesi nedeniyle, zaaflarının farkında olmayan kimsedir. Nitekim
    insanlar arasında işlediği kötülüklerle övünen birçok kimse vardır.34
    İbn Hazm, akla gelebilecek gurur nedenlerini tek tek zikrederek
    bunlardan kurtulma çarelerini şöyle dile getirir: Ona göre biri eğer
    aklıyla gururlanıyorsa, zihnine gelen bütün kötü düşünceleri ve
    peşini bırakmayan sapkın istekleri düşünmelidir. Bu durumda
    aklının eksikliklerini anlayacaktır.
    Eğer düşünceleriyle gururlanıyorsa, yanılgılarını düşünmeli,
    başkalarının da kendisi gibi güzel şeyler düşünebildiğini bilmelidir.
    Amelleriyle gururlanıyorsa, günahlarını ve eksikliklerini düşünmelidir. Bunu yaptığı takdirde, günahlarının ve eksikliklerinin
    iyiliklerinden fazla olduğunu görecektir.
    Eğer ilmiyle gururlanıyorsa, bunun kendi özel başarısından
    çok, Allah’ın bir lütfu olduğunu unutmamalıdır. Zira başına
    gelebilecek bir hastalıkla bütün bildiklerini kaybedebilir.
    Cesaretiyle övünüyorsa, kendisinden daha cesur insanlar
    olduğunu düşünmelidir. Aslında o, cesareti ile övünme yerine, bu
    cesareti nerede kullandığına bakmalıdır. Eğer onu günahta kullanıyorsa, bir şeyi yerinde kullanmadığı için ahmaktır. Allah’a kulluğu
    yolunda kullanıyorsa, onu övünme ile ifsat etmemelidir.
    Eğer malıyla ve zenginliğiyle gururlanıyorsa, bilmelidir ki bu,
    övünmenin en kötüsüdür. O, geçmişte kendisinden daha zengin olan
    ve zenginliğiyle gururlanan bazı kimselerin akıbetini düşünüp ibret
    almalıdır.
    Güzelliği ile gururlanıyorsa, onun geçici olduğunu unutmamalı
    ve yaşlılık halini düşünmelidir.
    Eğer soyu ile gururlanıyorsa, bu gururlanmanın ne dünyada,
    ne de ahirette bir faydası olmadığını bilmelidir. Ataları belki de
    günahkâr ve kötülüğe batmış kimselerdi. Ayrıca bir kimse erdemli
    kimselerin soyundan gelmekle övünüyor, fakat kendisi erdemden
    yoksun ise, atalarının erdemli oluşunun ona bir yararı olmaz.35
    34 Aynı eser, 386.
    35 Bkz. Müdâvât, s.387-393. 72
    Adalet, hak edene hakkını kendiliğinden vermek ve kendi hak
    ettiğini de almaktır. Zulüm ise hak ettiğini almak, fakat başkasına
    hakkını vermemektir.45
    İbn Hazm’a göre adalet, her korkanın sığındığı bir kaledir.
    Zalimin bile, kendine zulmetmek isteyen birini gördüğünde, zulmü
    kötüleyerek reddettiği ve adalete sığındığı görülür. Oysa adaleti yeren
    hiç kimse görülmemiştir. Ancak adalet duygusu tabiatına yerleşmiş
    olan kişi, bu muhkem kalede iskân edebilir.46
    Cömertlik, malın ihtiyaçtan fazlasını hayır yolunda harcamaktır. Bu harcamanın da en üstünü, muhtaç komşu, fakir akraba
    ve varlığı elden gidip yoksullaşmış kişiler için yapılmış olanıdır.
    İhtiyaç fazlasını bu konularda harcamamak cimriliktir.47
    İffet ise, gözleri ve diğer bütün organları helal olmayan şeylerden korumaktır. Bunun ifratı gayr-ı meşrû bir hayat, tefriti ise
    acizlik ve iktidarsızlıktır.48
    Dört temel erdemin zıddı olan; zulüm (el-cevr), bilgisizlik (elcehl), korkaklık (el-cübn) ve cimrilik (eş-şuhh) ise diğer bütün
    erdemsizliklerin kaynağıdır.49
    İbn Hazm, erdemlerle mutluluk arasında bir orantı kurar. Ona
    göre mutlu insan; nefsini erdemlere ve itaatlere alıştıran (ünsiyet
    ettiren), erdemsizlikler ve kötülüklerden uzaklaştıran (nefret ettiren)
    kimsedir. Mutsuz insan ise; nefsini erdemsizliklere ve kötülüklere
    alıştıran, erdemlerden ve itaatlerden uzaklaştıran kimsedir. Ama İbn
    Hazm, bu noktada da takdir ve inayeti önemseyen bir mü’min
    edasıyla, Allah’ın takdirinin ve himayesinin önemini vurgular: “Burada Allah’ın takdirinden (sun’) ve insanı korumasından başka bir şey
    yoktur.”50 J. Pavlin, İbn Hazm’ın, bu yaklaşımıyla Mutezile’nin
    iddialarının aksine, insanın iyi davranış ve mükâfata ulaşabilmek
    için tamamen Allah’ın lütfuna muhtaç olduğu, tek başına aklın bizi
    doğruya ulaştıramayacağı görüşünü benimsediğini, her şeyin, bu
    bağlamda her bireyin kaderinin Allah’ın merhametine ve inayetine
    bağlı olduğunu kabul ettiğini, Mutezile’nin savunduğu irade
    özgürlüğü inancını reddettiğini ifade eder.51 Ancak Pavlin’in bu
    değerlendirmeyi “İbn Hazm’ın insanın irade özgürlüğünü reddettiği”
    şeklinde uç bir noktaya taşımasının doğru olmadığını belirtmeliyiz.
    Kanaatimizce İbn Hazm’ın bu bağlamda söyledikleriyle amacı;
    45 Aynı eser, 353.
    46 Aynı eser, 399.
    47 Aynı eser, 352.
    48 Aynı eser, 353. Bkz. Fahri, M. age., s.239-240.
    49 Aynı eser, 379.
    50 Aynı eser, 340.
    51 Pavlin, J., agmak., s.141. 73
    insanın irade özgürlüğünü reddetmek değil, erdemlere ve iyi
    davranışlara yönelişinde Allah’ın ona karşı lütuf ve inayetinin
    önemini vurgulamaktır. Nitekim ahlâkî hayatta akıl ve temyiz
    gücünün rolünü ısrarla vurgulayan bir düşünürün, insanın irade
    özgürlüğünü reddetmesi, onun düşünce örgüsü içinde bir çelişki
    oluştururdu.
    İbn Hazm erdemler konusunda şuna da dikkat çekmektedir ki,
    erdemler bizatihî güzel, fakat sahip olması zor ve çaba gerektiren;
    buna karşılık erdemsizlikler ise çirkin ve yapılması kolay olan
    şeylerdir.52 Bu nedenle, erdemli olmak için iradî özel bir çaba
    gerekirken; bu iradeli duruştan vazgeçmek, birtakım rezîletlere
    düşmek için yeterlidir. Dolayısıyla düşünürümüz, insan nefsinin,
    kendi haline terk edildiğinde kötülüğe meyledeceğini ve vahyin
    yardımı olmaksızın sadece akıl yardımıyla kurtuluşunun mümkün
    olmadığını ifade eder.53 İbn Hazm bu iradeli duruşun korunabilmesi,
    dolayısıyla erdemlere sahip olabilmek için dostluğun ve dinî çabanın
    önemini vurgular. Ona göre erdemleri talep eden, ancak bunların
    ehli olan kimselerle; iyilik, ihsan, doğruluk, kerem, sabır, vefa,
    emanet, hilm… gibi erdemlere, temiz bir vicdana ve gerçek sevgiye
    sahip üstün kişilerle arkadaşlık etmelidir ki, “erdemli insan” olması
    kolaylaşsın.54 Erdemlerin neler olduğunun bilincinden yoksun
    kimselere ise İbn Hazm, daha kolay ve kestirme bir yol önerir: Onlar
    Allah ve Resulünün emrettiklerine sarılmalıdır. Çünkü Allah’ın ve
    Resulünün emirleri bütün erdemleri kapsamaktadır.55
    5) Üzüntü ve Kederden Kurtulma
    İbn Hazm, pek çok İslâm ahlâkçısı gibi, üzüntü ve kaygıyı,
    yaşanan hayatın bir realitesi olarak görür ve insanın sürekli bu
    üzüntü ve kaygıdan kurtulma çabası içinde olduğunu ifade eder.
    Kindî’nin fi’l-Hîle li Def’i’l-Ahzân’ındaki değerlendirmelerine56 benzer
    bir yaklaşımla, İbn Hazm bu oluş ve bozuluş âleminde “ahiret için
    çalışma gerçeği” dışındaki bütün dünya hallerinin gelip geçici ve yok
    olmaya mahkum olduğunu vurgular. Burada dünyevî olarak
    gerçekleştirdiğimiz her emeli bir üzüntü ve keder takip eder. Bizim o
    üzüntü ve kederi yaşamamız kaçınılmazdır. Ama ondan kurtulma
    çabamız da bu hayatın bir realitesidir. Düşünürümüze göre birçok
    davranışımızın temelinde üzüntüden kurtulma çabası yatar. Bütün
    52 Müdâvât, 401.
    53 Pavlin, J., agmak., s.141.
    54 Müdâvât, 346.
    55 Aynı eser, 401.
    56 Bkz. Kindî, Yakub b. İshak, Fi’l-Hîle Li Def’il-Ahzân, Türkçe çevirisiyle
    neşreden: Mustafa Çağrıcı, Marmara Ün. İlâhiyat Fak. Vakfı Yay., İstanbul
    1998. 74
    insanların iyi gördüğü ve ulaşmak istediği hedef; kaygı ve üzüntüden
    kurtulma halidir (tardu’l-hemm). Âlemin yaratılışından hesap günü-
    ne kadar, insanların çabalarının temelinde bu niyetin bulunduğu,
    insanların bunun dışındaki amaçlarda ayrıştığı görülür. Var
    edildiğinden bugüne kadar âlemde üzüntü ve kederi hoş gören,
    ondan kurtulmak istemeyen tek bir kimse yoktur. Bu durumda
    üzüntü ve ondan kurtulma çabası hayatın bir kaçınılmazı
    olmaktadır. Nitekim İbn Hazm’a göre mal peşinde koşanlar, fakirlik
    üzüntüsünü atmak, ilim peşinde koşanlar cehalet sıkıntısından,
    yemek yiyen açlığın, su içen de susuzluğun verdiği sıkıntıdan kurtulmak için bunu yapar. Ancak üzüntüden kurtulma çabasının bizi
    ulaştırmak istediği hedef; salt dünyevî bir huzur, naif bir üzüntüsüzlük ve kaygısızlık hali değil, ahiret mutluluğuna kapı
    aralayacak bir üzüntüsüzlük halidir.57
    Pekiyi, sözünü ettiğimiz üzüntü ve kederden kurtulmanın yolu
    nedir? İbn Hazm’a göre iyi-kötü, âlim-cahil herkesin kurtulmak için
    çaba gösterdiği bu üzüntü ve kaygıyı yenip hakikate ulaşmanın yolu;
    ahiret için amel işlemek suretiyle Allah’a yönelmektir. “Bir şeyi Allah
    için yapma” dışındaki her şey bize üzüntü ve keder yaşatır. Allah için
    yapılan bir şeyi ise “şimdiki (dünyada yaşadığımız) ve sonraki
    (ahirette yaşayacağımız) mutluluk takip eder. Ahiret için çabalamanın, insanın her türlü eksikliğini giderme, onu her türlü kederden
    uzaklaştırıp hakikati anlamasına vesile olma gibi bir özelliği vardır.
    İbn Hazm üzüntü ve keder konusunu net bir öğüt ile bitirir:
    Nefsini ancak ondan daha üstün ve değerli olan şeylerde harca.
    Bunlar da Allah’ın zâtı, hakka davet, mahremi koruma, Yaratıcı’nın
    sana zorunlu kılmadığı önemsiz şeyleri terk ve mazluma yardım gibi
    önemli şeylerdir. Nefsini dünya malı uğrunda harcayan, yakutu çakıl
    taşı karşılığında satan kimse gibidir (asıl üzülecek şey de budur).58
    Ömer Ferruh, İbn Hazm’ın bu düşünceleriyle Epiküros’un haz
    ve mutluluk anlayışı arasında bir benzerlik görmekte, hazzı
    arzulamanın ve elemden kaçınmanın mutlulukla bağlantısını dile
    getirmektedir.59 Ancak burada, iki düşünürün bu konuya ilişkin
    düşüncelerinin benzeştiğini söylemek zor görünmektedir. Çünkü İbn
    Hazm mutluluk kavramının içeriğini farklı bir şekilde doldurmakta,
    kaygı ve elemden kurtulmayı, yukarıda belirttiğimiz gibi tam bir dinî
    çıkış yoluyla çözmektedir.
    57 Müdâvât, 336.
    58 Bkz. Müdâvât, 336-341.
    59 Ferruh, Ömer A., “Zahirilik” (İslâm Düşüncesi Tarihi içinde, Editör: M. M. Şerif,
    Çev. Ahmet Demirhan), İnsan Yay., İstanbul 1990, c.I, s.319. 75
    6) Dostluğun Önemi
    Dostluk, klasik ahlâk kitaplarında önemsenen konulardan
    biridir. İbn Hazm da Müdâvât’ında “Kardeşlik, Dostluk ve Öğüt”
    başlığı altında dostluk konusuna özel olarak yer verir. O, yukarıda
    belirtildiği gibi, erdemlere sahip olmada iyi insanlarla dost olmanın
    önemini vurgular. Ona göre gerçek dostluk; taraflardan birini üzen
    bir şeyin, diğerini de üzmesi, birini sevindiren şeyin, diğerini de
    sevindirmesidir. Bunun dışındaki bir ilişki biçimi dostluk değildir.
    Bu niteliğe sahip olan; yani dostunu üzen bir şeyle kendisi de
    üzülen, sevindiren bir şeyle kendisi de sevinen kişi ancak gerçek
    dosttur. Dostlukta gözetilecek en son amaç; öyle olmasını gerektiren
    başka bir nedenden dolayı değil de, sırf dostluğun gereği olarak,
    kişinin malını ve canını dostuyla paylaşması ve dostunu başkasına
    tercih etmesidir.60
    Ayrıca dostluk karşılıklı sevgi, saygı ve fedakârlığa dayanır. İbn
    Hazm’ın bu konudaki tavsiyesi nettir: Seninle dost olmak istemeyen
    kimsenin dostluğunu sen de isteme. Çünkü bunun sonucunda elde
    edeceğin şey, başarısızlık ve utançtır. Seninle dost olmak isteyen
    kişiden ise vazgeçme. Çünkü böyle bir tavır, yani bizimle dost olmak
    isteyen birine yüz çevirmek, dosta yapılmış bir çeşit zulümdür ve
    iyiliğe iyilikle karşılık vermekten vazgeçmektir. Bu ise yerilecek kötü
    bir davranıştır.
    Dostların birbirini uyarması da aralarındaki sevgi ve dayanış-
    manın ifadesidir. İbn Hazm’a göre dostu uyarmak külçe altını kalıba
    dökmek gibidir. Bu işlem ya onu saflaştırıp istenen kalıba sokar ya
    da kaybolup gitmesine sebep olur. Ayrıca dostunun yanlışlarını
    gördüğünde onu uyaran kişi, onun iyiliğini istemekte ve onunla olan
    beraberliğini devam ettirmeyi arzulamaktadır. Onun yanlışını
    umursamayan kişi ise, ondan ayrılma eğilimindedir.61
    İbn Hazm tecrübelerine dayanarak dostların evlilik yoluyla
    akrabalık ve alış veriş ilişkisi içine girmelerini tavsiye etmez. Ona
    göre her ne kadar bazı kimseler, bu tür ilişkilerin aradaki bağı
    pekiştirdiğini düşünseler de bu, ancak ilişkilerin kesilmesine sebep
    olur. Çünkü bu iki bağdan her biri kişiyi sadece kendi payını
    istemeye yönlendirir. Başkasını kendine tercih edenler ise, gerçekten
    azdır.62
    60 Aynı eser, 361.
    61 Aynı eser, 359.
    62 Aynı eser, 368. 76
    7) İbn Hazm’dan Birkaç Öğüt
    İbn Hazm’a göre üç türlü öğüt (nasihat) vardır: Birincisi dinin
    bir gereği olan öğüt, ikincisi bir uyarı ve hatırlatmadan ibaret olan
    öğüt, üçüncüsü ise kınama ve azarlama içeren öğüttür.63 Düşünü-
    rümüz, ahlâkî hayatta dinin önemini yeri geldikçe vurgulamakla
    beraber, Müdâvât’ında ahlâka ilişkin deneyimleri arasında zaman
    zaman ikinci türden bazı öğütlere de yer verir. İşte o öğütlerden
    birkaçı:
    Hakkın olmadığı halde insanları küçümsersen, onlar da seni
    hafife almayı kendilerinde bir hak olarak görürler. Nitekim Kur’an-ı
    Kerim’de: “Bir kötülüğün cezası, ona denk bir kötülüktür” (Şûrâ
    42/40) buyrulur.64
    Senin dininden başka bir dine mensup olsa da dindar kişiye
    (mütedeyyin) güven. Senin dininden olduğunu söylese de, dini
    ciddiye almayan kişiye ise güvenme.65
    Söyledikleri yüzünden helâk olan nice kimseler gördük. Fakat
    sustuğu için helâk olan kimse duymadık. Sadece seni Yaratanına
    yakınlaştıracak olan şeyleri konuş (gereksiz, fuzûlî ve sonradan
    başını sıkıntıya sokacak şeyler konuşma).66
    Mal, durum ve sağlık konusunda senden aşağıda olana; din,
    ilim ve erdemlerde ise senden üstün olana bak.67
    Senin sahip olduğun çok şeye özenen değil de, kendisindeki az
    ile yetinen kimse, Karun dahi olsan, zenginlikte sana denktir.68
    Kendi eksiklerini, başkalarının bildiğinden daha fazla bilen
    kişiye ne mutlu!69
    Bibliyografya
    Apaydın, H. Yunus, “İbn Hazm” mad. TDV İslâm Ansiklopedisi,
    İstanbul 1999, c.XX.
    Arendonk, C. Van, “İbn Hazm” mad. İslâm Ansiklopedisi, M.E.B.
    Yay., İstanbul 1968, c.V/II.
    Corbin, Henry, İslâm Felsefesi Tarihi (Çev. Hüseyin Hatemi), İletişim
    Yayınları, İstanbul 1986.
    63 Aynı eser, 363.
    64 Aynı eser, 387.
    65 Aynı eser, 350.
    66 Aynı eser, 402.
    67 Aynı eser, 344.
    68 Aynı eser, 413.
    69 Aynı eser, 347. 77
    Fahri, Macit, İslâm Ahlâk Teorileri (Çev. Muammer İskenderoğluAtilla Arkan), Litera Yayıncılık, İstanbul 2004.
    ………., İslâm Felsefesi Tarihi (Çev. Kasım Turhan), İklim Yayınları,
    İstanbul 1987.
    Ferrûh, Ömer, İbn Hazm el-Kebîr, Beyrut 1987.
    ………., “Zahirilik” (İslâm Düşüncesi Tarihi içinde, Editör: M. M. Şerif,
    Çev. Ahmet Demirhan), İnsan Yay., İstanbul 1990, c.I.
    İbn Hazm, el-Fasl fi’l-Milel ve’l-Ehvâ ve’n-Nihal, Bağdat Tsz.
    ………., el-İhkâm (Nşr. Ahmed Muhammed Şâkir), Beyrut 1983.
    ………., Risâle fî Müdâvâti’n-Nüfûs ve Tehzîbi’l-Ahlâk ve’z-Zühd fi’rRezâil (Resâilü İbn Hazm el-Endülüsî içinde), Nşr. İhsan
    Abbas, Beyrut 1987; Türkçe çevirisi; Ahlâk (Çev. Cemaleddin
    Erdemci-Hasan Hüseyin Bircan), Bilge Adam Yayınları, Van
    2005.
    ………., Merâtibu’l-Ulûm (Resâilü İbn Hazm el-Endülüsî içinde), Nşr.
    İhsan Abbas, Beyrut 1983, c.IV.
    ………., et-Takrîb li Haddi’l-Mantık (Nşr. İhsan Abbas), Beyrut 1959.
    ………., Tavku’l Hamâme fi’l-Ülfe ve’l-Ullâf (Resâilü İbn Hazm elEndelüsî içinde, Nşr. İhsan Abbas), Beyrut 1987; Türkçe
    çevirisi; Güvercin Gerdanlığı (Çev. Mahmut Kanık), İnsan
    Yayınları, İstanbul 2002.
    ………., Tefsîru Elfâz Tecrî beyne’l-Mütekellimîn fi’l-Usûl (Resâilü İbn
    Hazm el-Endülüsî içinde, Tahkik: İhsan Abbas), Beyrut 1983,
    c.IV.
    El-Kindî, Yakub b. İshak, Fi’l-Hîle Li Def’il-Ahzân, Türkçe çevirisiyle
    neşreden: Mustafa Çağrıcı, Marmara Ün. İlâhiyat Fak. Vakfı
    Yay., İstanbul 1998.
    Kutluer, İlhan, “Müdâvâtü’n-Nüfûs” mad., TDV İslâm Ansiklopedisi,
    İstanbul 2006, c.XXXI.
    Nykl, A. R., Ibn Hazm’s Treatise On Ethics, The American Journal Of
    Semitic Languages and Literatures, Chicago 1923, c.40, no:1.
    Pavlin, James, “Sünnî Kelâm ve Kelâmî İhtilaflar” (İslâm Felsefesi
    Tarihi içinde, Editörler: Seyyid Hüseyin Nasr-Oliver Leaman,
    Çev. Şamil Öçal-Hasan Tuncay Başoğlu), Açılım Kitap,
    İstanbul 2007, c.I.
    Er-Râzî, Ebû Bekr Muhammed b. Zekeriya, Et-Tıbbu’r-Rûhânî
    (Resâilü Felsefiyye içinde), Beyrut 1982; Türkçe çevirisi; Ruh
    Sağlığı (Çev. Hüseyin Karaman), İz Yayıncılık, İstanbul
    2004.78
    Yavuz, Yusuf Şevki, “İbn Hazm” mad., TDV İslâm Ansiklopedisi,
    İstanbul 1999, c.XX.
    Zehebî, Muhammed b. Ahmed, A’lâm ü’n-Nübelâ’, Beyrut 1985





+ Yorum Gönder