Konusunu Oylayın.: Kutsal Değil Uydurma Hadis

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Kutsal Değil Uydurma Hadis
  1. 10.Kasım.2010, 19:29
    1
    Misafir

    Kutsal Değil Uydurma Hadis






    Kutsal Değil Uydurma Hadis Mumsema BEN GİZLİ BİR HAZİNEYDİM RİVAYETİ sağlam bir hadis değil, uydurma bir hadistir,dAha doğrusu hadis bile değildir. Buna rağmen nasıl olup ta bunun kutsal bir hadis olarak insanlara sunulabildiğini biri bizlere izah edebilir mi?
    BU sözün uydurma bi r hadis olduğu konusunda geniş bilgi için bkz. Ahmet Yıldırım,TASAVVUFUN TEMEL ÖĞRETİLERİNİN HADİSTEKİ DAYANAKLARI(tdv YAYINI,aNK.) KIRBAŞOĞLU


  2. 10.Kasım.2010, 19:29
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    BEN GİZLİ BİR HAZİNEYDİM RİVAYETİ sağlam bir hadis değil, uydurma bir hadistir,dAha doğrusu hadis bile değildir. Buna rağmen nasıl olup ta bunun kutsal bir hadis olarak insanlara sunulabildiğini biri bizlere izah edebilir mi?
    BU sözün uydurma bi r hadis olduğu konusunda geniş bilgi için bkz. Ahmet Yıldırım,TASAVVUFUN TEMEL ÖĞRETİLERİNİN HADİSTEKİ DAYANAKLARI(tdv YAYINI,aNK.) KIRBAŞOĞLU


    Benzer Konular

    - Uydurma Hadis Saplantısı

    - Uydurma Hadis nedir ?

    - Hergün bir Uydurma Hadis

    - Uydurma Hadis ne demektir ?

    - Uydurma hadis olurmu?

  3. 20.Aralık.2010, 12:15
    2
    Gezgin
    İslam Gezgini

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 25.Şubat.2007
    Üye No: 53
    Mesaj Sayısı: 336
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 5
    Yaş: 29
    Bulunduğu yer: Dünya-Ahiret

    Yanıt: Kutsal Değil Uydurma Hadis




    Ben gizli bir hazine idim, bilinmek istedim (bilinmeye muhabbet ettim) ve kâinatı yarattım, mealindeki Kudsi Hadis olduğu söylenen bu sözün kaynağı nedir? Bunu nasıl anlamak gerekir?

    “Ben gizli bir hazine idim. Bilinmek istedim, mahlukatı yarattım” buyurulur. (Acluni, II, 132)

    Bu insanlara göre, Allah’ın bir çok emir ve yasaklarını dolayısıyla -haşa- bir gösteriş, bir tahakküm gibi algılamalar da söz konusudur. Örneğin, “Ben cinleri ve insanları yalnız beni tanıyıp kulluk etsinler diye yarattım “(Zariyat, 51/56) mealindeki ayetten de bu tasavvur hezeyanı söz konusu olabilir. “Allah herkesi kendine kul-köle yapmış.. Bu bir tahakkümdür, bundan bir gösteriş kokuyor..” diyebilirler. Bu tür anlayışlar, Allah’ı gerçek anlamda tanımamış kimselerin kuruntularıdır.

    Acaba, bir insanın kendini diğer bazı insanlara tanıtması, bir padişahın halkına kendini tanıtması, ne zamandan beri, bir gösteriş olarak algılanmaya başlamıştır?

    Kâinatın yaratılışında, Adeta sonsuz/sayısız olan varlıkların nizam ve intizamında görülen sayısız hikmetler, gözetilen sayısız gayeler, yüce Yaratıcının takip ettiği bir/veya binler maksadının olduğunu göstermektedir. Bu amaçların başında, hiç şüphesiz Allah’ın kendini tanıtması gelir. Çünkü, insan her an bir gezegenin yurdu olan yerküresine çarpmasından korkan, bir virüsün bulaşmasından endişe eden, en küçük bir mikroba fiilen mağlup olan bir varlık olarak yaratılmıştır. Böyle bir varlık, âciz, güçsüz, zayıf olduğu gibi, muhtaç olduğu hiçbir şeyi yaratamayan, bir sivrisineğin bir kanadını bile yoktan var etmekten çok uzak olan, diğer yandan bir çiçeği istediği gibi, bir haharı da isteyen, bir baharı arzu ettiği gibi, ölümden sonra haşir baharını da aşk derecesinde arzulayan, hayalleri, emelleri ebede kadar uzanan zavallı-perişan bir mahluk, bütün kâinatın yegâne sultanı olan Rabbini tanımazsa, bütün ihtiyaçlarını yerine getirebilen kudrete sahip olan kendi malikini bilmezse, bütün dünyanın sultanı dahi olsa kaç para eder.

    Demek ki, insan oğlu için, Allah’ı tanımaktan daha önemli bir mesele yoktur. Kaldı ki, Allah’ın tanınmadığı bir yerde, Allah’a nasıl kulluk edilebilir, nasıl imtihan açılabilir, nasıl imtihanın cennet gibi bir mükâfatı, cehennem gibi bir mücazatı olabilir?

    Ayrıca, bunu söyleyenler şunu bilsinler ki gösteriş, bir kimsenin kendi kıymetinden daha fazla bir değer kazanmaya yönelik yapılan bir şovdur. Gösteriş, başkasının, kendi hakkında –asıl değerinden daha fazla- bir değer, daha güzel bir kıymet atfetmesini sağlamaya yönelik bir gösteridir. Yine gösteriş, başkasından -ücret, maaş gibi, makam, mevki gibi- bir menfaat sağlamaya yönelik yapmacık bir harekettir. Allah’ın bu gibi pes-paye tavırlardan sonsuz münezzeh ve uzak olduğunu düşünmeyen bir kimsenin O’nu tanıdığından söz edilebilir mi?

    Özetle, Allah’ın kendini tanıtması, Onun bize olan ihtiyacından değil, bizim ona olan ihtiyacımızdan kaynaklanmış ve o da sonsuz rahmetiyle bu fıtrî ihtiyacımızı yerine getirmek için kendini bize tanıtmıştır.

    Selam ve dua ile...Sorularla İslamiyet



  4. 20.Aralık.2010, 12:15
    2
    İslam Gezgini



    Ben gizli bir hazine idim, bilinmek istedim (bilinmeye muhabbet ettim) ve kâinatı yarattım, mealindeki Kudsi Hadis olduğu söylenen bu sözün kaynağı nedir? Bunu nasıl anlamak gerekir?

    “Ben gizli bir hazine idim. Bilinmek istedim, mahlukatı yarattım” buyurulur. (Acluni, II, 132)

    Bu insanlara göre, Allah’ın bir çok emir ve yasaklarını dolayısıyla -haşa- bir gösteriş, bir tahakküm gibi algılamalar da söz konusudur. Örneğin, “Ben cinleri ve insanları yalnız beni tanıyıp kulluk etsinler diye yarattım “(Zariyat, 51/56) mealindeki ayetten de bu tasavvur hezeyanı söz konusu olabilir. “Allah herkesi kendine kul-köle yapmış.. Bu bir tahakkümdür, bundan bir gösteriş kokuyor..” diyebilirler. Bu tür anlayışlar, Allah’ı gerçek anlamda tanımamış kimselerin kuruntularıdır.

    Acaba, bir insanın kendini diğer bazı insanlara tanıtması, bir padişahın halkına kendini tanıtması, ne zamandan beri, bir gösteriş olarak algılanmaya başlamıştır?

    Kâinatın yaratılışında, Adeta sonsuz/sayısız olan varlıkların nizam ve intizamında görülen sayısız hikmetler, gözetilen sayısız gayeler, yüce Yaratıcının takip ettiği bir/veya binler maksadının olduğunu göstermektedir. Bu amaçların başında, hiç şüphesiz Allah’ın kendini tanıtması gelir. Çünkü, insan her an bir gezegenin yurdu olan yerküresine çarpmasından korkan, bir virüsün bulaşmasından endişe eden, en küçük bir mikroba fiilen mağlup olan bir varlık olarak yaratılmıştır. Böyle bir varlık, âciz, güçsüz, zayıf olduğu gibi, muhtaç olduğu hiçbir şeyi yaratamayan, bir sivrisineğin bir kanadını bile yoktan var etmekten çok uzak olan, diğer yandan bir çiçeği istediği gibi, bir haharı da isteyen, bir baharı arzu ettiği gibi, ölümden sonra haşir baharını da aşk derecesinde arzulayan, hayalleri, emelleri ebede kadar uzanan zavallı-perişan bir mahluk, bütün kâinatın yegâne sultanı olan Rabbini tanımazsa, bütün ihtiyaçlarını yerine getirebilen kudrete sahip olan kendi malikini bilmezse, bütün dünyanın sultanı dahi olsa kaç para eder.

    Demek ki, insan oğlu için, Allah’ı tanımaktan daha önemli bir mesele yoktur. Kaldı ki, Allah’ın tanınmadığı bir yerde, Allah’a nasıl kulluk edilebilir, nasıl imtihan açılabilir, nasıl imtihanın cennet gibi bir mükâfatı, cehennem gibi bir mücazatı olabilir?

    Ayrıca, bunu söyleyenler şunu bilsinler ki gösteriş, bir kimsenin kendi kıymetinden daha fazla bir değer kazanmaya yönelik yapılan bir şovdur. Gösteriş, başkasının, kendi hakkında –asıl değerinden daha fazla- bir değer, daha güzel bir kıymet atfetmesini sağlamaya yönelik bir gösteridir. Yine gösteriş, başkasından -ücret, maaş gibi, makam, mevki gibi- bir menfaat sağlamaya yönelik yapmacık bir harekettir. Allah’ın bu gibi pes-paye tavırlardan sonsuz münezzeh ve uzak olduğunu düşünmeyen bir kimsenin O’nu tanıdığından söz edilebilir mi?

    Özetle, Allah’ın kendini tanıtması, Onun bize olan ihtiyacından değil, bizim ona olan ihtiyacımızdan kaynaklanmış ve o da sonsuz rahmetiyle bu fıtrî ihtiyacımızı yerine getirmek için kendini bize tanıtmıştır.

    Selam ve dua ile...Sorularla İslamiyet






+ Yorum Gönder