Konusunu Oylayın.: Kurbanda Aile Durumu

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Kurbanda Aile Durumu
  1. 10.Kasım.2010, 17:32
    1
    Misafir

    Kurbanda Aile Durumu






    Kurbanda Aile Durumu Mumsema Maddi Durumu 1 Tane Kurban Kesmeye Elverişli Ancak Iki Kurbanı Kaldırmayan Birisinin Kurbanı Her Sene Kendisine Kesmesi Mi Gerekir Yoksa Bir Sene Kendine Bir Sene De Hanımı Adına Niyet Ederek Kesmesi Mi Gerekir? Bu Konuda Bir Aile Reisliği Gibi Bir Durum Var Mıdır? Teşekkür Ederim.


  2. 10.Kasım.2010, 17:32
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    Maddi Durumu 1 Tane Kurban Kesmeye Elverişli Ancak Iki Kurbanı Kaldırmayan Birisinin Kurbanı Her Sene Kendisine Kesmesi Mi Gerekir Yoksa Bir Sene Kendine Bir Sene De Hanımı Adına Niyet Ederek Kesmesi Mi Gerekir? Bu Konuda Bir Aile Reisliği Gibi Bir Durum Var Mıdır? Teşekkür Ederim.


    Benzer Konular

    - Kurbanda teke kesilir mi?

    - Kurbanda koç kesilir mi?

    - Kurbanda koyun kesilir mi?

    - İbadet etmeyen fakat maddi durumu ve aile düzeni yerinde olduğu için kafası rahat olan.

    - Kurbanda ortaklık ve şartları

  3. 10.Kasım.2010, 23:26
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    --->: Kurbanda Aile Durumu




    KURBANIN FERT YA DA AİLE ADINA KESİLMESİ TARTIŞMALARI
    Kurban kesmenin vacip olduğunu söyleyen İslâm hukukçuları aynı zamanda kurbanın tek tek fertlere dönük bir ibadet olduğu kanaatindedirler (aynî vacip). Kurban kesmenin sünnet olduğunu söyleyenlerden bazılarına göre (Ebû Yûsuf (182/798) gibi) de, bu ibadet aynî bir sünnettir. Dolayısıyla aile bireylerinden birinin kurban kesmesi yeterli değildir; yükümlülük şartlarını taşıyan herkesin kesmesi gerekir

    Kurban kesmenin müekked sünnet olduğu görüşünde olan İmam Mâlik (179/795)’e göre ise, bir davar, sığır veya deveyi, kişinin kendisi ve şer’an nafakalarını sağlamakla yükümlü bulunduğu aile bireyleri adına kesmesi caizdir. Ancak Mâlik’in görüşü, adına kurban kesilen bireylerin kurbanlık hayvana iştiraki yönüyle değil, sırf kendi adına satın almakla birlikte söz konusu kişileri de buna ortak etmesi bakımından yani sevap itibariyledir. Diğer bir ifadeyle Mâlikî hukukçulara göre, kurban kesen kimsenin niyet etmesi halinde aynı kurbanın sevabına nafaka halkası içinde bulunan birlikte oturduğu yakınlarını da iştirak ettirebilir ve bu kurban onlar için de yeterli olur.Bununla birlikte İmam Mâlik, maddî durumu iyi olanların ayrı ayrı her bir fert için kurban kesmelerinin daha uygun olacağını belirtmektedir.Şâfiî ve Hanbelî fakihler de benzer bir yaklaşımla kurbanın kesen açısından aynî sünnet, nafakalarını sağlamakla yükümlü olduğu aile fertleri açısından kifaî sünnet olduğu kanaatindedirler. Nasıl ki farz, aynî ve kifâî farz olmak üzere ikiye ayrılıyorsa sünnet de aynî ve kifâî kısımlarına ayrılır ki, aile bireyleri açısından kurban kifâî sünnet örneklerindendir. Burada aynî oluş, gücü yeten herkesin kesmesinin sünnet olduğunu, kifaî oluş da içlerinden birinin kesmesiyle diğer aile fertlerinden talebin sâkıt olduğu ve sünnetin yerine gelmiş olacağı anlamına gelmektedir. Kesilen kurbanın tek bir davar, sığır ya da deve olması arasında herhangi bir fark yoktur. Kurban edilebilme özelliklerine sahip bir hayvan olması yeterlidir.Hali vakti yerinde olan herkesin kurban kesmesi, Resûl-i Ekrem (sas)’e ittibanın gereği olmak üzere sünnet ise de, aile mefhumu altında toplanan kişiler adına teklife ehil bir şahsın kurban kesmesi diğerlerinden talebi düşürür. Fakat kurban sevabından aile bireylerinin de yararlanabilmesi için, kurban kesen kişinin onlar adına da niyetlenmesi gerekmektedir.
    Özetle ifade etmek gerekirse Hanefî hukukçulara göre, yükümlülük şartlarına sahip olan herkes kurban kesmek durumundadır. Cumhur hukukçulara göre ise, bütçeleri aynı olup aynı çatı altında hayatlarını sürdüren aile bireylerinden birinin kesmesiyle, diğerlerinden de talep düşer.
    Çoğunluğu teşkil eden İslâm hukukçularının benimsediği ikinci görüş, hem Allah Resûlü (sas)’nün sözlü beyanlarına, hem de uygulamayı yansıtan bazı hadislere dayanmaktadır. “Ey insanlar! Her sene, her ev halkına kurban kesmek gerekir” buyurmak suretiyle kurbanın aile adına kesileceğini beyan eden Resûl-i Ekrem (sas), kurban bayramında bir koç kurban etmiş ve “Bismillâh! Allahım! Muhammed’den, onun hane halkından ve Muhammed ümmetinden kabul buyur!”6 diye dua etmiştir. Aynı şekilde Resûl-i Ekrem (sas)’in, saf beyaz, semiz ve boynuzlu iki koçu, birisini ümmetinden kurban kesmeyenler, diğerini de kendisi ve aile fertleri adına kurban olarak kestiği muteber kaynaklarda ifade edilmektedir.7 Ayrıca Hâkim (405/1014)’in el-Müstedrek’inde sened bakımından sahih olduğunu belirttiği, “Resûlullah (sas) bütün ev halkı için tek bir koç kurban ederdi” şeklinde bir rivayet de bulunmaktadır.8 Her ne kadar İbn Şihâb ez-Zührî (124/742)’den, “Allah Rasûlü, kendisi ve hanesi halkı adına deve ya da sığır dışında hayvan kurban etmemiştir”şeklinde bir rivayet bulunmakta ise de, sıhhati hususunda herhangi bir tartışmanın söz konusu olmadığı bu rivayetler, İbn Şihâb’ın tespitini doğrulamamaktadır Diğer yandan aynı içerikte olmak üzere Hz. Peygamber (sas) dönemi uygulaması hakkında bilgi veren rivayetler de bulunmaktadır. Abdullah b. Hişâm anlatıyor: “Annem beni Hz. Peygamber (sas)’e getirdi. Allah Resûlü (sas) başımı sıvazladı, bana dua etti. Resûl-i Ekrem (sas) bütün hanesi halkı adına tek bir koç kurban ederdi.”Aynı konuda bilgi veren başka bazı sahabîlerin, zamanla meydana gelen anlayış farklılıklarına da işaret ettikleri görülmektedir. Ashabın önde gelenlerinden Ebû Eyyûb el-Ensârî (ra) anlatıyor: “(Hz. Peygamber (sas) zamanında) biz bir tek koyun/koç kurban ederdik. Kişi bunu kendisi ve aile fertleri adına keserdi; yerlerdi ve ikram ederlerdi. Fakat bilâhare insanlar (dindarlık konusunda) birbirleriyle yarış ve rekabete girdiler de, kurban kesmek mağrurluk alâmeti oldu.”Aileden bir kişinin kurban kesmesinin yeterli olduğu hususuyla ilgili olarak zamanla oluşan farklı telakkiden şikayetlenen diğer bir sahabî de Huzeyfe b. Esîd’dir. “Ebû Bekir ve Ömer’in sünnet olarak algılanacağı endişesiyle kurban kesmediklerini gördüm. Ne var ki kurban konusundaki sünnete vakıf olduktan sonra ailem beni sıkıntıya (cefâ) soktu. Öyle ki artık herkes için ayrı bir kurban kesiyorum.”Aynı sahabîden nakledilen diğer bir rivayette Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer (ra)’nın halkın da kendilerine tabi olacağı/kendileri gibi yapacağı endişesiyle aileleri adına kurban kesmedikleri, halbuki şimdi ailesinin kendisini bu hususta zora soktuğu bilgisi bulunmaktadır.
    Ne ilginçtir ki, Huzeyfe b. Esîd, hane halkı adına tek bir kurbanın yeterli olması şeklindeki Resûl-i Ekrem (sas) dönemi uygulamasından vazgeçilerek, herkes için ayrı ayrı kurban kesmeye doğru bir dönüşümden şikayetlenirken, Ebu Serîha, hiç kurban kesmeme eğiliminden şikayetlenmektedir: “Hz. Peygamber zamanında kurban ibadetinin nasıl yerine getirildiğiyle ilgili uygulamayı (sünnet) öğrendikten sonra bu hususta ailem beni sıkıntıya soktu. Resûl-i Ekrem (sas) zamanında hane halkının tamamı için bir, bilemedin iki kurban kesilirdi. Şimdi ise komşularımız, onun kurban kesmesi gerekmez, diyerek bizi pintileştirdi/cimrileştirdi.” Fakat bu rivayet ve şikayetlenmelerin ortak noktası, Hz. Peygamber (sas)’in bizzat kendi tatbikatı ve devrindeki uygulama, hane halkı adına tek bir kurban kesme şeklinde iken bilâhare farklı bir uygulamanın baş göstermiş olmasıdır.
    Bütün bu rivayetler, nafaka halkasına dahil olup hayatlarını aynı çatı altında sürdüren aile bireyleri adına tek bir kurban kesmenin yeterli olduğu hususunda herhangi bir tereddüde mahal bırakmamaktadır. Ayrıca bu husustaki rivayetlerin geneli dikkate alındığında ashab-ı kiramın Hz. Peygamber zamanında kurban ibadetini bu şekilde yerine getirdikleri, Resûl-i Ekrem (sas) bu uygulamadan haberdar olmasına rağmen herhangi bir olumsuz tavır sergilemediği anlaşılmaktadır. Bir küçükbaş hayvanın kaç kişi adına kurban edilebileceği hususunda fukaha arasında bazı ihtilaflara rastlanmakta ise de,bir ev halkının tamamı adına bir küçükbaş hayvanın kafi olduğu hususunda bu rivayetler açık ve kesindir. Bu hususta, “nafaka halkasına dahil bulunan aile bireylerinin tamamı adına içlerinden birinin kurban kesmesi, yükümlülüğün sakıt olması anlamında değil, kurbanın sevabını onlara bağışlama yani sevapta ortaklıktır” şeklindeki yorumlar, rivayetlerin bu tür yorumlara imkan vermeyecek sarahatte olması; nesih ya da tahsis iddiasıise, delilden yoksun bulunması itibariyle mücerred iddiadan öte geçememektedir. Bu sarahat karşısında, hedy kurbanının sırf bir kişi için kesilebileceği hükmünden hareketle, udhiyye kurbanı hakkında da kıyas yoluyla aynı hükmün geçerli olması gerektiği iddiası, rivayet itibariyle sahih, hükme delâleti de sarih naslar karşısında itibara alınmaz (fâsidü’l-i’tibâr)
    Son bir husus olarak beriltilmelidir ki, kurban ibadetinin sebebi vakittir ki bu da bayram günleridir (eyyâmu’n-nahr). Binaenaleyh sebep tekrar ettikçe kurban kesmenin hükmü de tekrar eder. Dolayısıyla mükellefiyet şartlarını taşıyan bir Müslüman, kendisi ve nafaka halkasına dahil bulunan aile bireyleri adına ömrü boyunca kurban bayramına ulaştıkça kurban keser. Emrin tekrara delâlet etmesiyle ilgili usul tartışmaları bir yana, “Ey insanlar! Her sene her ev halkına kurban kesmek gerekir” şeklindeki hadis, bu hükmün açık delilidir.

    S- Fetva Net.


  4. 10.Kasım.2010, 23:26
    2
    Silent and lonely rains



    KURBANIN FERT YA DA AİLE ADINA KESİLMESİ TARTIŞMALARI
    Kurban kesmenin vacip olduğunu söyleyen İslâm hukukçuları aynı zamanda kurbanın tek tek fertlere dönük bir ibadet olduğu kanaatindedirler (aynî vacip). Kurban kesmenin sünnet olduğunu söyleyenlerden bazılarına göre (Ebû Yûsuf (182/798) gibi) de, bu ibadet aynî bir sünnettir. Dolayısıyla aile bireylerinden birinin kurban kesmesi yeterli değildir; yükümlülük şartlarını taşıyan herkesin kesmesi gerekir

    Kurban kesmenin müekked sünnet olduğu görüşünde olan İmam Mâlik (179/795)’e göre ise, bir davar, sığır veya deveyi, kişinin kendisi ve şer’an nafakalarını sağlamakla yükümlü bulunduğu aile bireyleri adına kesmesi caizdir. Ancak Mâlik’in görüşü, adına kurban kesilen bireylerin kurbanlık hayvana iştiraki yönüyle değil, sırf kendi adına satın almakla birlikte söz konusu kişileri de buna ortak etmesi bakımından yani sevap itibariyledir. Diğer bir ifadeyle Mâlikî hukukçulara göre, kurban kesen kimsenin niyet etmesi halinde aynı kurbanın sevabına nafaka halkası içinde bulunan birlikte oturduğu yakınlarını da iştirak ettirebilir ve bu kurban onlar için de yeterli olur.Bununla birlikte İmam Mâlik, maddî durumu iyi olanların ayrı ayrı her bir fert için kurban kesmelerinin daha uygun olacağını belirtmektedir.Şâfiî ve Hanbelî fakihler de benzer bir yaklaşımla kurbanın kesen açısından aynî sünnet, nafakalarını sağlamakla yükümlü olduğu aile fertleri açısından kifaî sünnet olduğu kanaatindedirler. Nasıl ki farz, aynî ve kifâî farz olmak üzere ikiye ayrılıyorsa sünnet de aynî ve kifâî kısımlarına ayrılır ki, aile bireyleri açısından kurban kifâî sünnet örneklerindendir. Burada aynî oluş, gücü yeten herkesin kesmesinin sünnet olduğunu, kifaî oluş da içlerinden birinin kesmesiyle diğer aile fertlerinden talebin sâkıt olduğu ve sünnetin yerine gelmiş olacağı anlamına gelmektedir. Kesilen kurbanın tek bir davar, sığır ya da deve olması arasında herhangi bir fark yoktur. Kurban edilebilme özelliklerine sahip bir hayvan olması yeterlidir.Hali vakti yerinde olan herkesin kurban kesmesi, Resûl-i Ekrem (sas)’e ittibanın gereği olmak üzere sünnet ise de, aile mefhumu altında toplanan kişiler adına teklife ehil bir şahsın kurban kesmesi diğerlerinden talebi düşürür. Fakat kurban sevabından aile bireylerinin de yararlanabilmesi için, kurban kesen kişinin onlar adına da niyetlenmesi gerekmektedir.
    Özetle ifade etmek gerekirse Hanefî hukukçulara göre, yükümlülük şartlarına sahip olan herkes kurban kesmek durumundadır. Cumhur hukukçulara göre ise, bütçeleri aynı olup aynı çatı altında hayatlarını sürdüren aile bireylerinden birinin kesmesiyle, diğerlerinden de talep düşer.
    Çoğunluğu teşkil eden İslâm hukukçularının benimsediği ikinci görüş, hem Allah Resûlü (sas)’nün sözlü beyanlarına, hem de uygulamayı yansıtan bazı hadislere dayanmaktadır. “Ey insanlar! Her sene, her ev halkına kurban kesmek gerekir” buyurmak suretiyle kurbanın aile adına kesileceğini beyan eden Resûl-i Ekrem (sas), kurban bayramında bir koç kurban etmiş ve “Bismillâh! Allahım! Muhammed’den, onun hane halkından ve Muhammed ümmetinden kabul buyur!”6 diye dua etmiştir. Aynı şekilde Resûl-i Ekrem (sas)’in, saf beyaz, semiz ve boynuzlu iki koçu, birisini ümmetinden kurban kesmeyenler, diğerini de kendisi ve aile fertleri adına kurban olarak kestiği muteber kaynaklarda ifade edilmektedir.7 Ayrıca Hâkim (405/1014)’in el-Müstedrek’inde sened bakımından sahih olduğunu belirttiği, “Resûlullah (sas) bütün ev halkı için tek bir koç kurban ederdi” şeklinde bir rivayet de bulunmaktadır.8 Her ne kadar İbn Şihâb ez-Zührî (124/742)’den, “Allah Rasûlü, kendisi ve hanesi halkı adına deve ya da sığır dışında hayvan kurban etmemiştir”şeklinde bir rivayet bulunmakta ise de, sıhhati hususunda herhangi bir tartışmanın söz konusu olmadığı bu rivayetler, İbn Şihâb’ın tespitini doğrulamamaktadır Diğer yandan aynı içerikte olmak üzere Hz. Peygamber (sas) dönemi uygulaması hakkında bilgi veren rivayetler de bulunmaktadır. Abdullah b. Hişâm anlatıyor: “Annem beni Hz. Peygamber (sas)’e getirdi. Allah Resûlü (sas) başımı sıvazladı, bana dua etti. Resûl-i Ekrem (sas) bütün hanesi halkı adına tek bir koç kurban ederdi.”Aynı konuda bilgi veren başka bazı sahabîlerin, zamanla meydana gelen anlayış farklılıklarına da işaret ettikleri görülmektedir. Ashabın önde gelenlerinden Ebû Eyyûb el-Ensârî (ra) anlatıyor: “(Hz. Peygamber (sas) zamanında) biz bir tek koyun/koç kurban ederdik. Kişi bunu kendisi ve aile fertleri adına keserdi; yerlerdi ve ikram ederlerdi. Fakat bilâhare insanlar (dindarlık konusunda) birbirleriyle yarış ve rekabete girdiler de, kurban kesmek mağrurluk alâmeti oldu.”Aileden bir kişinin kurban kesmesinin yeterli olduğu hususuyla ilgili olarak zamanla oluşan farklı telakkiden şikayetlenen diğer bir sahabî de Huzeyfe b. Esîd’dir. “Ebû Bekir ve Ömer’in sünnet olarak algılanacağı endişesiyle kurban kesmediklerini gördüm. Ne var ki kurban konusundaki sünnete vakıf olduktan sonra ailem beni sıkıntıya (cefâ) soktu. Öyle ki artık herkes için ayrı bir kurban kesiyorum.”Aynı sahabîden nakledilen diğer bir rivayette Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer (ra)’nın halkın da kendilerine tabi olacağı/kendileri gibi yapacağı endişesiyle aileleri adına kurban kesmedikleri, halbuki şimdi ailesinin kendisini bu hususta zora soktuğu bilgisi bulunmaktadır.
    Ne ilginçtir ki, Huzeyfe b. Esîd, hane halkı adına tek bir kurbanın yeterli olması şeklindeki Resûl-i Ekrem (sas) dönemi uygulamasından vazgeçilerek, herkes için ayrı ayrı kurban kesmeye doğru bir dönüşümden şikayetlenirken, Ebu Serîha, hiç kurban kesmeme eğiliminden şikayetlenmektedir: “Hz. Peygamber zamanında kurban ibadetinin nasıl yerine getirildiğiyle ilgili uygulamayı (sünnet) öğrendikten sonra bu hususta ailem beni sıkıntıya soktu. Resûl-i Ekrem (sas) zamanında hane halkının tamamı için bir, bilemedin iki kurban kesilirdi. Şimdi ise komşularımız, onun kurban kesmesi gerekmez, diyerek bizi pintileştirdi/cimrileştirdi.” Fakat bu rivayet ve şikayetlenmelerin ortak noktası, Hz. Peygamber (sas)’in bizzat kendi tatbikatı ve devrindeki uygulama, hane halkı adına tek bir kurban kesme şeklinde iken bilâhare farklı bir uygulamanın baş göstermiş olmasıdır.
    Bütün bu rivayetler, nafaka halkasına dahil olup hayatlarını aynı çatı altında sürdüren aile bireyleri adına tek bir kurban kesmenin yeterli olduğu hususunda herhangi bir tereddüde mahal bırakmamaktadır. Ayrıca bu husustaki rivayetlerin geneli dikkate alındığında ashab-ı kiramın Hz. Peygamber zamanında kurban ibadetini bu şekilde yerine getirdikleri, Resûl-i Ekrem (sas) bu uygulamadan haberdar olmasına rağmen herhangi bir olumsuz tavır sergilemediği anlaşılmaktadır. Bir küçükbaş hayvanın kaç kişi adına kurban edilebileceği hususunda fukaha arasında bazı ihtilaflara rastlanmakta ise de,bir ev halkının tamamı adına bir küçükbaş hayvanın kafi olduğu hususunda bu rivayetler açık ve kesindir. Bu hususta, “nafaka halkasına dahil bulunan aile bireylerinin tamamı adına içlerinden birinin kurban kesmesi, yükümlülüğün sakıt olması anlamında değil, kurbanın sevabını onlara bağışlama yani sevapta ortaklıktır” şeklindeki yorumlar, rivayetlerin bu tür yorumlara imkan vermeyecek sarahatte olması; nesih ya da tahsis iddiasıise, delilden yoksun bulunması itibariyle mücerred iddiadan öte geçememektedir. Bu sarahat karşısında, hedy kurbanının sırf bir kişi için kesilebileceği hükmünden hareketle, udhiyye kurbanı hakkında da kıyas yoluyla aynı hükmün geçerli olması gerektiği iddiası, rivayet itibariyle sahih, hükme delâleti de sarih naslar karşısında itibara alınmaz (fâsidü’l-i’tibâr)
    Son bir husus olarak beriltilmelidir ki, kurban ibadetinin sebebi vakittir ki bu da bayram günleridir (eyyâmu’n-nahr). Binaenaleyh sebep tekrar ettikçe kurban kesmenin hükmü de tekrar eder. Dolayısıyla mükellefiyet şartlarını taşıyan bir Müslüman, kendisi ve nafaka halkasına dahil bulunan aile bireyleri adına ömrü boyunca kurban bayramına ulaştıkça kurban keser. Emrin tekrara delâlet etmesiyle ilgili usul tartışmaları bir yana, “Ey insanlar! Her sene her ev halkına kurban kesmek gerekir” şeklindeki hadis, bu hükmün açık delilidir.

    S- Fetva Net.





+ Yorum Gönder