Konusunu Oylayın.: Kuranda şeytanla mücadele konusu

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Kuranda şeytanla mücadele konusu
  1. 07.Kasım.2010, 22:29
    1
    Misafir

    Kuranda şeytanla mücadele konusu

  2. 07.Temmuz.2013, 15:42
    2
    jerusselam
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 25.Şubat.2013
    Üye No: 100353
    Mesaj Sayısı: 4,172
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 42

    Cevap: kuranda şeytanla mücadele konusu




    Hz. Âdem ve Şeytan


    Hz. Âdem’in ve şeytanın yaratılışları geçmişin karanlıklarında kalan bir meseledir. Soyut akılla veya bilimsel araştırmalarla meselenin ayrıntılarına inebilmek mümkün değildir. Bu durumda, bunları öğrenmek için kutsal metinlere müracaat etmek gerekir. Elbette Yaratan yarattığını bilir. “Yapan bilir ve bilen konuşur.”
    İşte, son ilahi mesaj olan Kur’an-ı Kerim bu meseleyi en güzel bir şekilde sunmaktadır. Şöyle ki:
    “Hani Rabb’in meleklere: ‘Ben yeryüzünde bir halife kıla*ca*ğım’ demişti.
    Melekler, ‘Orada fesad çıkaracak ve kan dökecek birisini mi yaratacaksın? Oysa biz hamd ile Sana tesbih ediyor ve Seni takdis ediyoruz’ dediler.
    Rabb’in, ‘Ben sizin bilmediklerinizi bilirim.’ dedi.
    Ve Âdem’e bütün isimleri öğretti, sonra onları meleklere arz edip, ‘Davanızda sadık iseniz, haydi şunları bana isimleriyle haber verin.’ dedi.
    Onlar dediler ki: ‘Ya Rabbi, Seni tenzih ederiz. Senin bize öğ*rettiğinden başka bizim bir bilgimiz yoktur. Şüphesiz sen Alîmsin, Hakîmsin.’
    ‘Ey Âdem, onlara bu eşyayı isimleriyle haber ver.’ dedi. Bunun üzerine Âdem, onlara isimleriyle o eşyayı haber verdi…
    Allah, ‘Ben size, Ben göklerin ve yerin gaybını bilirim, sizin açıkladığınızı da, içinizde gizlediğinizi de bilirim, dememiş miydim?’ dedi.
    Ve o zaman meleklere: ‘Âdem’e secde edin!’ dedik, onlar da hemen secde etti. Yalnız İblis dayattı, kibrine yediremedi, inkârcılardan oldu.
    Dedik ki: ‘Ey Âdem, sen ve eşin cennette yerleşin, ondan dilediğiniz yerde bol bol yiyin, fakat şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz.’
    Derken şeytan onların ayağını oradan kaydırdı, içinde bulundukları yerden çıkardı. Biz de: ‘Birbirinize düşman olarak inin, orada belirli bir vakte kadar sizin için bir karar yeri ve bir nasip vardır.’ dedik.
    Ardından Âdem Rabbinden birtakım kelimeler aldı, (onlarla tövbe etti.) O da tövbesini kabul etti. Muhakkak O, tövbeyi çok kabul eden, çok esirgeyendir.” (Bakara Suresi, 30-37)
    Bu ayetlerde ana hatlarıyla anlatılan Hz. Âdem ve şeytan kıssasının ayrıntıları, Kur’an’ın başka yerlerinde anlatılmaktadır. Bunlar, legonun parçalarının birbirini tamamlaması gibi, kıssayı bir bütün olarak sunmaktadırlar.
    Üstteki ayetlerle alakalı bazı mülahazalar şöyledir:
    - Hz. Âdem topraktan, melekler nurdan, şeytan ise ateşten yaratılmıştır.
    - Melekler Hz. Âdemin yaratılış hikmetini sormuş, ama secde emri geldiğinde hemen secde yapmışlardır. Şeytan ise onun kendisinden üstün olmasını hazmedemeyerek secdeden kaçınmıştır.
    - İblis, şeytanın isimlerindendir.
    - Hz. Âdem ve eşinin yemiş oldukları yasak meyvenin hangi ağacın meyvesi olduğu ayette belirtilmemiştir. Bu konuda bazı rivayetler varsa da bunlardan tam bir kanaate ulaşılamamaktadır. Zaten hangi meyve olduğu da önemli değildir. Burada asıl olarak nazara verilen, Hz. Âdem ve eşinin böyle bir ağacın meyvesiyle imtihan edilmelerdir.
    - Hz. Âdem ve eşini yasak ağaçla imtihan eden yüce Allah, onların torunlarını da “günah ağacıyla” imtihan etmektedir. Bu günah ağacının kökü kalpte, dalları insanın azalarındadır. İşlenen her günah ise, o yasak ağacın meyvesinden yemek gibidir.
    - Hz. Âdem ve Havva, bu olayda bütün insanlığın temsilcisi durumundadır. Çünkü onların fıtratı bütün insanlarda aynen vardır. Bir çocuğu bile bir odaya girmekten yasaklarsak, ne yapıp edip girmek ister.
    - Yasakların bir cazibesi vardır ve insanın nefsi yasaklara karşı daima meyillidir. Şeytan insanın bu damarını iyi bilir ve o yasaklara sevk eder.
    - Ayette “şu ağaca yaklaşmayın…” denilmesi dikkat çekicidir. Mıknatısın bir takım maddeleri çekme özelliği olduğu gibi, günahların da nefsi cezbetmesi söz konusudur. Bu maddeler mıknatısın çekim alanına girince çekilmekten kurtulamazlar. Öyle de, günahların çekim alanına giren bir nefis, o günahlardan kurtulamayabilir.
    - Allah’ın muradı yeryüzünde insanların imtihan edilmesidir. Yasak ağacın meyvesinden yemek buna bir sebep olmuştur.
    - Şeytan, ilk insan Hz. Âdem’in ayağını kaydırdığı gibi onun evlatlarının da ayaklarını kaydırmak, “günah ağacının” meyvesinden yedirmek ister. İnsan, zaman zaman aldanmış olabilir, ama ona yakışan Hz. Âdem gibi tövbe etmek, böylece “yitik cennete” geri dönmektir.
    - Şeytan Allah’ın emrine karşı gelmiş, tövbe etmemiştir. Hz. Âdem de emre muhalefeti olmakla beraber tövbe etmiş, pişman olmuş, İlahi rahmete kavuşmuştur.
    - İnsanın “vatan-ı asli”si, yani asıl vatanı Cennettir. Çünkü insanlığın Babası ve Annesi, cennetten gelmiştir. Bu dünya ise gurbet diyarı olup, o asıl vatanı kazanmak için bir çalışma ve imtihan yeridir.

    Ateş ve Toprak

    Kur’an’da şeytanın ateşten, Hz. Âdem’in ise topraktan yaratıldığı nazara verilir. Şeytanın ateşten yaratılması, bir ateş parçası olması anlamına gelmez. Nitekim insan topraktan yaratılmıştır, ama bir toprak parçası değildir. Hayatı, ruhu, hisleri… vardır. Benzeri bir şekilde şeytanın da hayatı, hisleri bulunmaktadır.
    A’raf Suresi’nin başında şeytanın Hz. Âdem’e secde etmemesi şöyle nazara verilir:
    “Sizi yarattık, sonra size şekil verdik, sonra da meleklere: ‘Âdem’e secde edin’ dedik. Hepsi secde ettiler, yalnız İblis, sec*de edenlerden olmadı.
    Allah buyurdu: ‘Sana emrettiğimde seni secde etmekten alıkoyan nedir?’
    İblis dedi: ‘Ben ondan hayırlıyım; beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın.’
    Allah buyurdu: ‘Öyleyse in oradan, orada büyüklük tasla*mak senin haddin değildir. Çık, çünkü sen aşağılıklardansın.’” (A’raf Suresi, 11-13)
    Şeytanın “Ben ondan hayırlıyım; beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın.” demesinde biri doğru diğeri yanlış iki hüküm vardır. “Beni ateşten yarattın, onu çamurdan ya*rattın.” kısmı doğrudur. Ama bundan yola çıkarak, “Ben ondan hayırlıyım” demesi yanlış bir hükümdür.
    - İnsana değer kazandıran, soy, sop, mal gibi şeyler değil, ilim, ahlak, fazilet gibi değerlerdir. Ama tüm değer ölçülerinde İslam’a ters düşen şeytan, ırk meselesinde de aldanmış ve aldatmaktadır. Şöyle ki:
    Şeytanın “Ben ondan daha hayırlıyım. Beni ateşten yarattın, Onu ise topraktan yarattın” deyişinde tam bir ırkçı yaklaşım vardır. Benzeri bir yaklaşımla, kendi ırk ve milletinden olanları üstün, başka ırk ve milletten olanları aşağı görmek, şeytanî bir bakış açısıdır. Yahudi milletinin, kendilerini Allah’ın seçkin kulları, diğer insanları ise kendilerine bir nevi hizmetçi görmeleri nice problemler meydana getirmiş ve getirmektedir. Almanların “Biz üstün ırkız” mülahazasıyla 2. Dünya Savaşı’nı çıkarmaları gözler önündedir.
    Değerli Kur’an müfessiri Hamdi Yazır, şeytanın bu davası ve davasına delil getirmesindeki başlıca hata ve yanlışlara şöyle temas eder:
    - Her şeyden önce şeytan soruya karşı durum ve görevini takdir edememiş, cevabı tariz ve çekişme tavrına dökerek bahis ve sözde makam gasbı sevdasına düşmüştür. İtiraf ve bağışlanma dileme yerine itiraza ve yanlış çıkarmaya kalkışmıştır.
    - Verilmiş kesin bir emir varken, buna mukabil kıyas ve içtihada kalkışmıştır. Hâlbuki nass olan yerde içtihad yapılmaz.
    - “Beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın.” demesi, aslında doğrudur. Fakat şeytan bu iki yaratılış olayını mukayese ile bundan “ben ondan üstünüm” sonucunu çıkarma görüşünde hata etmiştir.
    - Şeytan, yalnız madde ve unsura itibar etmek istemiş, Âdem’**de topraktan, kendisinde ateşten başka bir özellik gör*me*miş ve diriden ölü, ölüden diri yaratan ve eşyanın özellikleri ve üstünlüklerini kereminden bahşeden Yüce Yaratı*cı’*yı maddeye mahkûm gibi varsaymıştır. Hiç düşünmemiştir ki, çamur ile ateşin özündeki fark da sadece Yaratacı’nın tahsisine borçlu olan bir yaradılış farkından başka bir şey değildir.
    - Bundan anlaşılır ki, birçok insanda görülegelen sadece maddeye yöneliş (maddecilik) şeytanın mesleklerinden bir meslektir.
    - Yaratılış bakımından ateş ve toprak, yaratılmış olmak ve yaratıcının hükmüne mahkum bulunmak bakımından eşittirler. Özellik bakımından ise toprağa mahsus özellikler, ateşe mahsus özelliklerden daha kapsamlı ve üstündür. Hele ahlâkî bir temsil ile düşünüldüğü zaman, ateşin hafifliğine, hiddet ve şiddetine, telaş ve ızdırabına, kibre eğilimli ve yayılmacı olmasına karşılık, toprağın vakar ve sakinliği, sabır ve dayanıklılığı, sebatı, yumuşaklığı, hayâ ve cömertliği, seçkinlik ve olgunlaşma yeteneği ne kadar yüksektir.


  3. 07.Temmuz.2013, 15:42
    2
    Devamlı Üye



    Hz. Âdem ve Şeytan


    Hz. Âdem’in ve şeytanın yaratılışları geçmişin karanlıklarında kalan bir meseledir. Soyut akılla veya bilimsel araştırmalarla meselenin ayrıntılarına inebilmek mümkün değildir. Bu durumda, bunları öğrenmek için kutsal metinlere müracaat etmek gerekir. Elbette Yaratan yarattığını bilir. “Yapan bilir ve bilen konuşur.”
    İşte, son ilahi mesaj olan Kur’an-ı Kerim bu meseleyi en güzel bir şekilde sunmaktadır. Şöyle ki:
    “Hani Rabb’in meleklere: ‘Ben yeryüzünde bir halife kıla*ca*ğım’ demişti.
    Melekler, ‘Orada fesad çıkaracak ve kan dökecek birisini mi yaratacaksın? Oysa biz hamd ile Sana tesbih ediyor ve Seni takdis ediyoruz’ dediler.
    Rabb’in, ‘Ben sizin bilmediklerinizi bilirim.’ dedi.
    Ve Âdem’e bütün isimleri öğretti, sonra onları meleklere arz edip, ‘Davanızda sadık iseniz, haydi şunları bana isimleriyle haber verin.’ dedi.
    Onlar dediler ki: ‘Ya Rabbi, Seni tenzih ederiz. Senin bize öğ*rettiğinden başka bizim bir bilgimiz yoktur. Şüphesiz sen Alîmsin, Hakîmsin.’
    ‘Ey Âdem, onlara bu eşyayı isimleriyle haber ver.’ dedi. Bunun üzerine Âdem, onlara isimleriyle o eşyayı haber verdi…
    Allah, ‘Ben size, Ben göklerin ve yerin gaybını bilirim, sizin açıkladığınızı da, içinizde gizlediğinizi de bilirim, dememiş miydim?’ dedi.
    Ve o zaman meleklere: ‘Âdem’e secde edin!’ dedik, onlar da hemen secde etti. Yalnız İblis dayattı, kibrine yediremedi, inkârcılardan oldu.
    Dedik ki: ‘Ey Âdem, sen ve eşin cennette yerleşin, ondan dilediğiniz yerde bol bol yiyin, fakat şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz.’
    Derken şeytan onların ayağını oradan kaydırdı, içinde bulundukları yerden çıkardı. Biz de: ‘Birbirinize düşman olarak inin, orada belirli bir vakte kadar sizin için bir karar yeri ve bir nasip vardır.’ dedik.
    Ardından Âdem Rabbinden birtakım kelimeler aldı, (onlarla tövbe etti.) O da tövbesini kabul etti. Muhakkak O, tövbeyi çok kabul eden, çok esirgeyendir.” (Bakara Suresi, 30-37)
    Bu ayetlerde ana hatlarıyla anlatılan Hz. Âdem ve şeytan kıssasının ayrıntıları, Kur’an’ın başka yerlerinde anlatılmaktadır. Bunlar, legonun parçalarının birbirini tamamlaması gibi, kıssayı bir bütün olarak sunmaktadırlar.
    Üstteki ayetlerle alakalı bazı mülahazalar şöyledir:
    - Hz. Âdem topraktan, melekler nurdan, şeytan ise ateşten yaratılmıştır.
    - Melekler Hz. Âdemin yaratılış hikmetini sormuş, ama secde emri geldiğinde hemen secde yapmışlardır. Şeytan ise onun kendisinden üstün olmasını hazmedemeyerek secdeden kaçınmıştır.
    - İblis, şeytanın isimlerindendir.
    - Hz. Âdem ve eşinin yemiş oldukları yasak meyvenin hangi ağacın meyvesi olduğu ayette belirtilmemiştir. Bu konuda bazı rivayetler varsa da bunlardan tam bir kanaate ulaşılamamaktadır. Zaten hangi meyve olduğu da önemli değildir. Burada asıl olarak nazara verilen, Hz. Âdem ve eşinin böyle bir ağacın meyvesiyle imtihan edilmelerdir.
    - Hz. Âdem ve eşini yasak ağaçla imtihan eden yüce Allah, onların torunlarını da “günah ağacıyla” imtihan etmektedir. Bu günah ağacının kökü kalpte, dalları insanın azalarındadır. İşlenen her günah ise, o yasak ağacın meyvesinden yemek gibidir.
    - Hz. Âdem ve Havva, bu olayda bütün insanlığın temsilcisi durumundadır. Çünkü onların fıtratı bütün insanlarda aynen vardır. Bir çocuğu bile bir odaya girmekten yasaklarsak, ne yapıp edip girmek ister.
    - Yasakların bir cazibesi vardır ve insanın nefsi yasaklara karşı daima meyillidir. Şeytan insanın bu damarını iyi bilir ve o yasaklara sevk eder.
    - Ayette “şu ağaca yaklaşmayın…” denilmesi dikkat çekicidir. Mıknatısın bir takım maddeleri çekme özelliği olduğu gibi, günahların da nefsi cezbetmesi söz konusudur. Bu maddeler mıknatısın çekim alanına girince çekilmekten kurtulamazlar. Öyle de, günahların çekim alanına giren bir nefis, o günahlardan kurtulamayabilir.
    - Allah’ın muradı yeryüzünde insanların imtihan edilmesidir. Yasak ağacın meyvesinden yemek buna bir sebep olmuştur.
    - Şeytan, ilk insan Hz. Âdem’in ayağını kaydırdığı gibi onun evlatlarının da ayaklarını kaydırmak, “günah ağacının” meyvesinden yedirmek ister. İnsan, zaman zaman aldanmış olabilir, ama ona yakışan Hz. Âdem gibi tövbe etmek, böylece “yitik cennete” geri dönmektir.
    - Şeytan Allah’ın emrine karşı gelmiş, tövbe etmemiştir. Hz. Âdem de emre muhalefeti olmakla beraber tövbe etmiş, pişman olmuş, İlahi rahmete kavuşmuştur.
    - İnsanın “vatan-ı asli”si, yani asıl vatanı Cennettir. Çünkü insanlığın Babası ve Annesi, cennetten gelmiştir. Bu dünya ise gurbet diyarı olup, o asıl vatanı kazanmak için bir çalışma ve imtihan yeridir.

    Ateş ve Toprak

    Kur’an’da şeytanın ateşten, Hz. Âdem’in ise topraktan yaratıldığı nazara verilir. Şeytanın ateşten yaratılması, bir ateş parçası olması anlamına gelmez. Nitekim insan topraktan yaratılmıştır, ama bir toprak parçası değildir. Hayatı, ruhu, hisleri… vardır. Benzeri bir şekilde şeytanın da hayatı, hisleri bulunmaktadır.
    A’raf Suresi’nin başında şeytanın Hz. Âdem’e secde etmemesi şöyle nazara verilir:
    “Sizi yarattık, sonra size şekil verdik, sonra da meleklere: ‘Âdem’e secde edin’ dedik. Hepsi secde ettiler, yalnız İblis, sec*de edenlerden olmadı.
    Allah buyurdu: ‘Sana emrettiğimde seni secde etmekten alıkoyan nedir?’
    İblis dedi: ‘Ben ondan hayırlıyım; beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın.’
    Allah buyurdu: ‘Öyleyse in oradan, orada büyüklük tasla*mak senin haddin değildir. Çık, çünkü sen aşağılıklardansın.’” (A’raf Suresi, 11-13)
    Şeytanın “Ben ondan hayırlıyım; beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın.” demesinde biri doğru diğeri yanlış iki hüküm vardır. “Beni ateşten yarattın, onu çamurdan ya*rattın.” kısmı doğrudur. Ama bundan yola çıkarak, “Ben ondan hayırlıyım” demesi yanlış bir hükümdür.
    - İnsana değer kazandıran, soy, sop, mal gibi şeyler değil, ilim, ahlak, fazilet gibi değerlerdir. Ama tüm değer ölçülerinde İslam’a ters düşen şeytan, ırk meselesinde de aldanmış ve aldatmaktadır. Şöyle ki:
    Şeytanın “Ben ondan daha hayırlıyım. Beni ateşten yarattın, Onu ise topraktan yarattın” deyişinde tam bir ırkçı yaklaşım vardır. Benzeri bir yaklaşımla, kendi ırk ve milletinden olanları üstün, başka ırk ve milletten olanları aşağı görmek, şeytanî bir bakış açısıdır. Yahudi milletinin, kendilerini Allah’ın seçkin kulları, diğer insanları ise kendilerine bir nevi hizmetçi görmeleri nice problemler meydana getirmiş ve getirmektedir. Almanların “Biz üstün ırkız” mülahazasıyla 2. Dünya Savaşı’nı çıkarmaları gözler önündedir.
    Değerli Kur’an müfessiri Hamdi Yazır, şeytanın bu davası ve davasına delil getirmesindeki başlıca hata ve yanlışlara şöyle temas eder:
    - Her şeyden önce şeytan soruya karşı durum ve görevini takdir edememiş, cevabı tariz ve çekişme tavrına dökerek bahis ve sözde makam gasbı sevdasına düşmüştür. İtiraf ve bağışlanma dileme yerine itiraza ve yanlış çıkarmaya kalkışmıştır.
    - Verilmiş kesin bir emir varken, buna mukabil kıyas ve içtihada kalkışmıştır. Hâlbuki nass olan yerde içtihad yapılmaz.
    - “Beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın.” demesi, aslında doğrudur. Fakat şeytan bu iki yaratılış olayını mukayese ile bundan “ben ondan üstünüm” sonucunu çıkarma görüşünde hata etmiştir.
    - Şeytan, yalnız madde ve unsura itibar etmek istemiş, Âdem’**de topraktan, kendisinde ateşten başka bir özellik gör*me*miş ve diriden ölü, ölüden diri yaratan ve eşyanın özellikleri ve üstünlüklerini kereminden bahşeden Yüce Yaratı*cı’*yı maddeye mahkûm gibi varsaymıştır. Hiç düşünmemiştir ki, çamur ile ateşin özündeki fark da sadece Yaratacı’nın tahsisine borçlu olan bir yaradılış farkından başka bir şey değildir.
    - Bundan anlaşılır ki, birçok insanda görülegelen sadece maddeye yöneliş (maddecilik) şeytanın mesleklerinden bir meslektir.
    - Yaratılış bakımından ateş ve toprak, yaratılmış olmak ve yaratıcının hükmüne mahkum bulunmak bakımından eşittirler. Özellik bakımından ise toprağa mahsus özellikler, ateşe mahsus özelliklerden daha kapsamlı ve üstündür. Hele ahlâkî bir temsil ile düşünüldüğü zaman, ateşin hafifliğine, hiddet ve şiddetine, telaş ve ızdırabına, kibre eğilimli ve yayılmacı olmasına karşılık, toprağın vakar ve sakinliği, sabır ve dayanıklılığı, sebatı, yumuşaklığı, hayâ ve cömertliği, seçkinlik ve olgunlaşma yeteneği ne kadar yüksektir.


  4. 07.Temmuz.2013, 15:42
    3
    jerusselam
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 25.Şubat.2013
    Üye No: 100353
    Mesaj Sayısı: 4,172
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 42

    Cevap: kuranda şeytanla mücadele konusu

    Şeytan, Hz. Âdem’e secde etmeyince huzurdan kovuldu ve lanetlendi. O zaman şeytan, Allah’tan şu istekte bulundu:
    “‘Ya Rabbi, insanların diriltilecekleri güne kadar bana mühlet ver.’
    Allah dedi: ‘Belli vakte kadar mühlet verilenlerdensin.’
    Şeytan dedi: ‘Beni saptırmana yemin ederim ki, onlara yeryüzünde fenalıkları süsleyeceğim. Halis kıldığın kulların dışında hepsini saptıracağım.’” (Hicr Suresi, 36-40)
    Şeytanın bu isteği konusunda bazı meselelere dikkat çekeceğiz:
    - Şeytana bu izin ve mühletin verilmesi, yeryüzünde imtihan olması içindir. Eğer şeytan insanlara musallat olmasaydı, insanların makamı melekler gibi sabit kalırdı, ilerleme olmazdı. Hâlbuki şeytanla sınanan insan, en alt mertebelere düşebildiği gibi, en yüksek makamlara da çıkabilir.
    - Şeytan insanlara sadece vesvese verir, kötülüklere sevk eder, ama zorla bir şey yaptıramaz. Eğer böyle bir gücü olsaydı, insanların kötülükler sebebiyle sorumlu olmaması gerekirdi.
    - Zehrin altın kaplarda veya bal içinde sunulması gibi, şeytan dahi kötülükleri iyilik şeklinde takdim eder. Mesela bir delikanlıya der: “Dini görevlerini yerine getirmek için daha çok gençsin. Şimdi hayatını yaşa. Gez, oyna!”
    Sabah namazına kalkmaya çalışana der: “Şimdi hava çok soğuk. Sen de biraz rahatsızsın. Sonra kılıverirsin.”
    Allah yolunun erlerine der: “Canım bu milleti sen mi kurtaracaksın? Kendinin bu kadar dertleri varken, onları unutmuş milletle uğraşıyorsun, boş ver…”
    -İblis, bu kadar dessaslığıyla beraber Allah’ın “muhlas” kullarına bir şey yapamaz. Onları doğru yoldan saptıramaz. Hatta onların derecelerinin yükselmesine sebep olur.

    Şeytan Hz. Âdem ve Hz. Havva’yı nasıl aldattı?

    Kur’an-ı Kerim, şeytanın Hz. Âdem ve Hz. Havva’yı nasıl aldattığını şöyle haber verir:
    “Derken şeytan kendilerinden gizli kalan mahrem yerlerini onlara göstermek için şöyle vesvese verdi: ‘Rabbiniz, başka bir sebepten dolayı değil, sırf ikiniz de birer melek ya da cennette ebedî kalıcılardan olursunuz diye sizi şu ağaçtan men etti.’
    Ve onlara: ‘Elbette ben size öğüt verenlerdenim.’ diye de yemin etti.
    Böylece onları aldatarak önceki mevkilerinden indirdi. Ağacın meyvesini tadınca, mahrem yerleri kendilerine göründü ve cennet yapraklarını üst üste üzerlerini örtmeğe başladılar. Rableri onlara seslendi: ‘Ben sizi o ağaçtan men etmedim mi, şeytan size apaçık düşmandır, demedim mi?’
    Dediler ki: ‘Ey Rabbimiz, biz nefsimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve merhamet etmezsen, şüphesiz hüsrana düşenlerden oluruz!’
    Allah buyurdu: ‘Birbirinize düşman olarak inin. Sizin için yeryüzünde bir süre kalmak ve bir nasip almak vardır.
    Orada yaşayacaksınız, orada öleceksiniz ve yine oradan çıkarılacaksınız!’” (A’raf Suresi, 20-25; bk. Taha Suresi, 116-121 )
    Onların bu kıssasında Âdem’in evlatları olan bizler için pek çok ibretler vardır. Şöyle ki:
    -Şeytan, bir yalancıdır, yalanlarla insanı kandırır. Nitekim bu olayda yasak ağaçtan yerlerse cennette ebedi kalacaklarını söylemiş, onların cennetten çıkmalarına sebep olmuştur.
    -Şeytan yalan yere yemin eder, bununla vesvesesini kuvvetlendirir.
    -Şeytan, insanın hayrını istiyormuş gibi insana yaklaşır, aldatmaya çalışır. Yoksa “senin kuyunu kazıyorum” gibi tehditli ifadelerle yaklaşmaz.
    -Ayetteki “mahrem yerleri kendilerine göründü” kısmı adeta büluğ dönemini ifade etmektedir. Nitekim büluğ dönemine kadar erkek ve kadın birbirlerinin mahrem yerlerinin farkında değillerdir. Farkına vardıklarında cinsellik sınavı başlar ve bu çok çetin bir sınavdır. Şeytan, her iki tarafın birbirlerine olan fıtri meylini kullanmasını çok iyi bilir ve onları haram beraberliklere ve daha nice çılgınlıklara sevk eder.
    -İnsanın hamuru günahla yoğrulmuştur. Nefsine mağlup olup günah işleyebilir. Fakat ona düşen, Hz. Âdem ve Havva gibi, Allah’a tövbe ve iltica etmektir. Yoksa İblis’in yaptığı gibi günahını savunmaya çalışırsa, rahmetten mahrum kalır.
    -Kokuşmuş ve bozulmuş şeyleri mideye doldurmak ona bir zulüm olduğu gibi, helal varken harama girmek de kişinin kendi nefsine zulmetmesidir. Hâlbuki Bediüzzaman’ın ifadesiyle: “Helal dairesi geniştir, keyfe kâfi gelir. Harama girmeye hiç lüzum yoktur.”
    -Günah ağacının kökleşip her tarafa dal budak saldığı bir zamanda yaşıyoruz. Öyle ki, pek çok günah adeta örf haline gelmiş. Pek çok kişi günah bataklığında boğuluyor. Günah çamuruna dalan nice kişi, bunu misk u anber zannederek yüzüne gözüne bulaştırıyor. İşte, böyle bir zamanda her insana düşen görev, Hz. Âdem ve Havva gibi “Ey Rabbimiz, biz nefsimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve merhamet etmezsen, şüphesiz hüsrana düşenlerden oluruz” deyip Allah’a yönelmektir.


  5. 07.Temmuz.2013, 15:42
    3
    Devamlı Üye
    Şeytan, Hz. Âdem’e secde etmeyince huzurdan kovuldu ve lanetlendi. O zaman şeytan, Allah’tan şu istekte bulundu:
    “‘Ya Rabbi, insanların diriltilecekleri güne kadar bana mühlet ver.’
    Allah dedi: ‘Belli vakte kadar mühlet verilenlerdensin.’
    Şeytan dedi: ‘Beni saptırmana yemin ederim ki, onlara yeryüzünde fenalıkları süsleyeceğim. Halis kıldığın kulların dışında hepsini saptıracağım.’” (Hicr Suresi, 36-40)
    Şeytanın bu isteği konusunda bazı meselelere dikkat çekeceğiz:
    - Şeytana bu izin ve mühletin verilmesi, yeryüzünde imtihan olması içindir. Eğer şeytan insanlara musallat olmasaydı, insanların makamı melekler gibi sabit kalırdı, ilerleme olmazdı. Hâlbuki şeytanla sınanan insan, en alt mertebelere düşebildiği gibi, en yüksek makamlara da çıkabilir.
    - Şeytan insanlara sadece vesvese verir, kötülüklere sevk eder, ama zorla bir şey yaptıramaz. Eğer böyle bir gücü olsaydı, insanların kötülükler sebebiyle sorumlu olmaması gerekirdi.
    - Zehrin altın kaplarda veya bal içinde sunulması gibi, şeytan dahi kötülükleri iyilik şeklinde takdim eder. Mesela bir delikanlıya der: “Dini görevlerini yerine getirmek için daha çok gençsin. Şimdi hayatını yaşa. Gez, oyna!”
    Sabah namazına kalkmaya çalışana der: “Şimdi hava çok soğuk. Sen de biraz rahatsızsın. Sonra kılıverirsin.”
    Allah yolunun erlerine der: “Canım bu milleti sen mi kurtaracaksın? Kendinin bu kadar dertleri varken, onları unutmuş milletle uğraşıyorsun, boş ver…”
    -İblis, bu kadar dessaslığıyla beraber Allah’ın “muhlas” kullarına bir şey yapamaz. Onları doğru yoldan saptıramaz. Hatta onların derecelerinin yükselmesine sebep olur.

    Şeytan Hz. Âdem ve Hz. Havva’yı nasıl aldattı?

    Kur’an-ı Kerim, şeytanın Hz. Âdem ve Hz. Havva’yı nasıl aldattığını şöyle haber verir:
    “Derken şeytan kendilerinden gizli kalan mahrem yerlerini onlara göstermek için şöyle vesvese verdi: ‘Rabbiniz, başka bir sebepten dolayı değil, sırf ikiniz de birer melek ya da cennette ebedî kalıcılardan olursunuz diye sizi şu ağaçtan men etti.’
    Ve onlara: ‘Elbette ben size öğüt verenlerdenim.’ diye de yemin etti.
    Böylece onları aldatarak önceki mevkilerinden indirdi. Ağacın meyvesini tadınca, mahrem yerleri kendilerine göründü ve cennet yapraklarını üst üste üzerlerini örtmeğe başladılar. Rableri onlara seslendi: ‘Ben sizi o ağaçtan men etmedim mi, şeytan size apaçık düşmandır, demedim mi?’
    Dediler ki: ‘Ey Rabbimiz, biz nefsimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve merhamet etmezsen, şüphesiz hüsrana düşenlerden oluruz!’
    Allah buyurdu: ‘Birbirinize düşman olarak inin. Sizin için yeryüzünde bir süre kalmak ve bir nasip almak vardır.
    Orada yaşayacaksınız, orada öleceksiniz ve yine oradan çıkarılacaksınız!’” (A’raf Suresi, 20-25; bk. Taha Suresi, 116-121 )
    Onların bu kıssasında Âdem’in evlatları olan bizler için pek çok ibretler vardır. Şöyle ki:
    -Şeytan, bir yalancıdır, yalanlarla insanı kandırır. Nitekim bu olayda yasak ağaçtan yerlerse cennette ebedi kalacaklarını söylemiş, onların cennetten çıkmalarına sebep olmuştur.
    -Şeytan yalan yere yemin eder, bununla vesvesesini kuvvetlendirir.
    -Şeytan, insanın hayrını istiyormuş gibi insana yaklaşır, aldatmaya çalışır. Yoksa “senin kuyunu kazıyorum” gibi tehditli ifadelerle yaklaşmaz.
    -Ayetteki “mahrem yerleri kendilerine göründü” kısmı adeta büluğ dönemini ifade etmektedir. Nitekim büluğ dönemine kadar erkek ve kadın birbirlerinin mahrem yerlerinin farkında değillerdir. Farkına vardıklarında cinsellik sınavı başlar ve bu çok çetin bir sınavdır. Şeytan, her iki tarafın birbirlerine olan fıtri meylini kullanmasını çok iyi bilir ve onları haram beraberliklere ve daha nice çılgınlıklara sevk eder.
    -İnsanın hamuru günahla yoğrulmuştur. Nefsine mağlup olup günah işleyebilir. Fakat ona düşen, Hz. Âdem ve Havva gibi, Allah’a tövbe ve iltica etmektir. Yoksa İblis’in yaptığı gibi günahını savunmaya çalışırsa, rahmetten mahrum kalır.
    -Kokuşmuş ve bozulmuş şeyleri mideye doldurmak ona bir zulüm olduğu gibi, helal varken harama girmek de kişinin kendi nefsine zulmetmesidir. Hâlbuki Bediüzzaman’ın ifadesiyle: “Helal dairesi geniştir, keyfe kâfi gelir. Harama girmeye hiç lüzum yoktur.”
    -Günah ağacının kökleşip her tarafa dal budak saldığı bir zamanda yaşıyoruz. Öyle ki, pek çok günah adeta örf haline gelmiş. Pek çok kişi günah bataklığında boğuluyor. Günah çamuruna dalan nice kişi, bunu misk u anber zannederek yüzüne gözüne bulaştırıyor. İşte, böyle bir zamanda her insana düşen görev, Hz. Âdem ve Havva gibi “Ey Rabbimiz, biz nefsimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve merhamet etmezsen, şüphesiz hüsrana düşenlerden oluruz” deyip Allah’a yönelmektir.





+ Yorum Gönder