Konusunu Oylayın.: Anneye miras payı islama göre nedir

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 3 kişi
Anneye miras payı islama göre nedir
  1. 05.Kasım.2010, 16:55
    1
    Misafir

    Anneye miras payı islama göre nedir






    Anneye miras payı islama göre nedir Mumsema 6 erkek 3 kiz 1 haric hepsinin evleri ve isleri var 1 anneyle kaliyor issiz anneye dusen pay islama gore nedir.


  2. 05.Kasım.2010, 16:55
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 05.Kasım.2010, 18:54
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    --->: Anneye miras payı islama gore nedir




    İslamda miras taksimi nasıl yapılır?

    Allah size evlatlarınızın miras taksimini şöyle emrediyor: Çocuklarınızda erkeğe iki kadın payı kadar eğer hepsi kadın olmak üzere ikiden de fazla iseler bunlara mirasın üçte ikisi ve eğer bir tek kadın ise o zaman ona malın yarısı vardır. Eğer ölen ana ve baba ile birlikte çocuklar da bırakmışsa ana babanın her birine ölenin terekesinden altıda bir; şâyet ölenin çocuğu yok da mirasçı olarak ana ve babası kalmışsa ananın payı üçte birdir. Eğer ölenin kardeşleri varsa terekenin altıda biri ananındır. Bu paylar ölenin borçları ödenip vasiyeti de yerine getirildikten sonra hak sahiplerine verilir. Baba ve çocuklardan hangisinin size fayda bakımından daha yakın olduğunu siz bilmezsiniz. Bütün bunlar Allah tarafından farz kılınmıştır. Şüphesiz Allah alîmdir hakîmdir.(nisa/11)


    Eğer hanımlarınızın çocukları yoksa bıraktıkları mirasın yarısı sizindir. Şâyet bir çocukları varsa o zaman mirasın dörtte biri sizindir. Bu paylar ölenin vasiyeti yerine getirildikten ve varsa borcu ödendikten sonra verilir. Eğer siz çocuk bırakmadan ölürseniz geriye bıraktığınız mirasın dörtte biri hanımlarınızındır. Şâyet çocuklarınız varsa o zaman bıraktığınız mirasın sekizde biri hanımlarınızındır. Bu paylar yaptığınız vasiyetler yerine getirilip ve varsa borcunuz ödendikten sonra verilir. Eğer ölen bir erkek veya kadının çocuğu ve babası bulunmadığı halde kelâle olarak (yan koldan) mirasına konuluyor ve kendisinin bir erkek veya kızkardeşi bulunuyorsa bunlardan herbirinin miras payı terekenin altıda biridir. Eğer mevcut olan kardeşler bundan daha çok iseler bu takdirde kardeşler mirasın üçte birini zarara uğratılmaksızın aralarında eşit olarak taksim ederler. Bu p aylar ölenin vasiyeti yerine getirilip ve varsa borcu ödendikten sonra verilir. Bunlar Allah tarafından bir emirdir. Allah her şeyi bilen ve yarattıklarına çok yumuşak davranandır.(nisa/12)



  4. 05.Kasım.2010, 18:54
    2
    Silent and lonely rains



    İslamda miras taksimi nasıl yapılır?

    Allah size evlatlarınızın miras taksimini şöyle emrediyor: Çocuklarınızda erkeğe iki kadın payı kadar eğer hepsi kadın olmak üzere ikiden de fazla iseler bunlara mirasın üçte ikisi ve eğer bir tek kadın ise o zaman ona malın yarısı vardır. Eğer ölen ana ve baba ile birlikte çocuklar da bırakmışsa ana babanın her birine ölenin terekesinden altıda bir; şâyet ölenin çocuğu yok da mirasçı olarak ana ve babası kalmışsa ananın payı üçte birdir. Eğer ölenin kardeşleri varsa terekenin altıda biri ananındır. Bu paylar ölenin borçları ödenip vasiyeti de yerine getirildikten sonra hak sahiplerine verilir. Baba ve çocuklardan hangisinin size fayda bakımından daha yakın olduğunu siz bilmezsiniz. Bütün bunlar Allah tarafından farz kılınmıştır. Şüphesiz Allah alîmdir hakîmdir.(nisa/11)


    Eğer hanımlarınızın çocukları yoksa bıraktıkları mirasın yarısı sizindir. Şâyet bir çocukları varsa o zaman mirasın dörtte biri sizindir. Bu paylar ölenin vasiyeti yerine getirildikten ve varsa borcu ödendikten sonra verilir. Eğer siz çocuk bırakmadan ölürseniz geriye bıraktığınız mirasın dörtte biri hanımlarınızındır. Şâyet çocuklarınız varsa o zaman bıraktığınız mirasın sekizde biri hanımlarınızındır. Bu paylar yaptığınız vasiyetler yerine getirilip ve varsa borcunuz ödendikten sonra verilir. Eğer ölen bir erkek veya kadının çocuğu ve babası bulunmadığı halde kelâle olarak (yan koldan) mirasına konuluyor ve kendisinin bir erkek veya kızkardeşi bulunuyorsa bunlardan herbirinin miras payı terekenin altıda biridir. Eğer mevcut olan kardeşler bundan daha çok iseler bu takdirde kardeşler mirasın üçte birini zarara uğratılmaksızın aralarında eşit olarak taksim ederler. Bu p aylar ölenin vasiyeti yerine getirilip ve varsa borcu ödendikten sonra verilir. Bunlar Allah tarafından bir emirdir. Allah her şeyi bilen ve yarattıklarına çok yumuşak davranandır.(nisa/12)



  5. 05.Kasım.2010, 18:56
    3
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    --->: Anneye miras payı islama gore nedir

    kelimesinden daha kuvvetli kesin bir vaciblik ifade eder. Bu öyle beliğ bir emirdir ki bunda bir hakkın bildirilmesi ile infazının gerekli olduğunu ve infaz edilmemesi durumunda sorumluluğun ağırlığını ve bu ağır sorumluluğun b ü sbütün emredilen kimseye yüklenmiş bulunduğuna dikkati çekmiş ve aynı zamanda kendisine emredilene sevgi ve güveni bildirerek bir velilik ve vekilliğin verilişini kapsayan bir sözleşme ve iyilikle gönül alma vardır. Çünkü vasiyyet ölümden sonrası ile ilg i li olup değiştirilmesi caiz olmayan ve geri alınması ihtimali kalmayan yapılması gerekli olan bir emrin yerine getirilmesi için güven ve itimad ile başkası yerine veli olmayı içeren bir açıklama ve antlaşmadır. Bundan dolayı şöyle demek olur: Allah Teâ l â vefatınızdan sonra çocuklarınızın haklarını güven altına almak için hak sahiplerine ulaştırılması gerekli olan farz paylarını açıklayarak size şöyle emrediyor ve söz veriyor: Erkeğin hakkı iki kadının payı kadar bir erkeğin hakkı iki dişi hissesi k a dardır. İşte önce erkek ve kadının yaratılışının mahiyetinde bulunan bir esas kural vardır ki mirasla ilgili hükümlerin bir çoğu bu esas üzerine halledilir(çözümlenir). Belli hisselerin değerlendirilmesinde de bu kuralın bir tatbiki hissedilir. Bu kuralı n anlatılmasında erkek ve kadın denilmeyip de zeker (erkek) ve ünsa (dişi) denilmesi küçük ve büyüklerin hak etmede eşit olduğunu ve bu konuda erginlik ve büyüklüğün hiç etkisi olmadığını şer'î delile dayandırmak ve cahiliyyede yapıldığı gibi çocukların mi r astan mahrum edilmesine meydan vermemek içindir ki yetimler âyetinden hemen sonra gelmesi de özellikle bu noktaya dikkat çekmiştir. Bu şekilde başlangıçta miras çocuklar ile çocuklar içinde erkek ile başlamış ve bununla velâyet ilişkisinin diğer ilişki l erden kuvvetli bulunduğu anlatılmıştır. Demek ki en fazla payı çocuklar çocuklar içinde de erkek çocuklar alacaktır.
    Burada şöyle bir soru pek tabii olarak hatıra gelebilir. Dişi erkekten daha zayıf ve daha yufka yürekli daha muhtaç bir yaratılışta olduğuna göre mirastan
    hissesi erkekten daha fazla olması hiç olmazsa eşit gözetilmesi gerekmez mi? Bundan dolayı erkeğin payının iki kat olmasında hikmet nedir? Zamanımızdaki insanların kafalarını meşgul eden bu soruyu müfesirler ve fakihler söz konusu ederek hikmetini açıklamışlardır. Şöyleki:
    İlk önce: Sûrenin başından beri de anlaşıldığı üzere genel olarak erkek ile dişinin aile hayatına girmeleri istenmektedir. Miras da buna göre düzenlenmiştir. Halbuki aile hayatında harcama sorumluluğu erkeğe yüklenmiştir. Erkek bir kendisi bir de eşi olmak üzere en az iki kişiyi besleyecektir. Bundan dolayı erkeğin masrafı çok kadının ki ondan az olacaktır masrafın ise gelir ile orantılı olması gerekir. Masraf erkeğe yüklenirken gelir dağıtımında kadına f a zla veya eşit verilmesi hem iktisat kanununa hem de adalet ve hakka aykırı bir zulüm olur. Ve aslında o zaman hukuki eşitlik esası bozulmuş olur.
    Bundan dolayı mirastaki bu fazlalık kadınların faydası ve ihtiyaçlarına eşit olarak nafakalardaki yükümlülük farkının denkleştiricisi olmak üzere böyle bir hukuki ve iktisadi dengeyi temin ederek adalet ve eşitlik kanunlarının ince bir tatbikatını kapsamaktadır. Ganimet herkesin yaptığı hizmete uygun verilir. "Erkeğe iki kadının payı kadar miras düşer" kuralı emri ile bir hukuki denkliktir ki bunu bozmak "haddini tecavüz eden zıddına dönüşür" kuralı gereğince devamlı kadınların zararına sonuçlanarak mirastan tamamen mahrum edilmesine veya aile hayatında masrafa katılmak ile beraber mallarında dilediği gibi tasarruf (harcama) hakkının kısıtlanmasına ve elinden alınmasına sebeb olmuştur.
    İkinci olarak: Kadın erkekte bulunmayan veya noksan olan bazı özelliklere sahip olduğu gibi erkek de kadında bulunmayan veya noksan olan bazı özelliklere sahiptir. Bunun içindir ki dişi erkeğin aynı veya benzeri değil karşıtı dengi ve eşidir. Öyle bir eş ki yaratılış ve doğuştan olan vazifelerini yapmasında erkekten sonra gelir. Erkeğin verdiği sermaye (anapara) üzerinde çalışır onu çoğaltır. İşte erkek ile d işi arasındaki doğuştan var olan bu farkın sonuçlarından biri de aralarında ki mali değer ve iktisadi güç farkı olmuştur. Özel şekilde kişiyi kişiye değil genel bir şekilde dişi dişi erkek erkek fıtratı üzere düşünülerek dişi türü erkek türü ile mukayes e edildikleri zaman dişinin kazanç ve malları idare etme hususundaki kuvvetinin başka bir ifade ile mali yönden kuvvetinin erkekten noksan olduğu kesin bir gerçek olarak görülür. Bu fark İslâm hukukunda en azından üçte iki veya ikide bir olmak üzere te s bit edilmiştir. Denebilir ki genel bir şekilde bir kadının gündeliği elli kuruş varsayılırsa erkeğin gündeliği en az yetmiş beş veya yüz kuruş olarak belirlenmesi
    gerekir. Bir erkeğin diyetinin (kan bedelinin) iki kadın diyetine eşit tutulması da bu hikmete dayanır. Çünkü can ödenmez yok olan mali değer ödenebilir. Ve ne zaman mali bir itibar ve hak söz konusu olursa bu esas düşünülmelidir. Bundan ise burada şu iki sonuç ortaya çıkar: Birincisi genel iktisat kuralları açısından hayatın devam etmesinin d a yanağı olan malların iktisadi gücü fazla olan erkeklerin eliyle idare edilmesi hem kadın ve hem erkek olmak üzere genel menfaat ve hakların gereğidir.

    Sorularla İslami Editör



  6. 05.Kasım.2010, 18:56
    3
    Silent and lonely rains
    kelimesinden daha kuvvetli kesin bir vaciblik ifade eder. Bu öyle beliğ bir emirdir ki bunda bir hakkın bildirilmesi ile infazının gerekli olduğunu ve infaz edilmemesi durumunda sorumluluğun ağırlığını ve bu ağır sorumluluğun b ü sbütün emredilen kimseye yüklenmiş bulunduğuna dikkati çekmiş ve aynı zamanda kendisine emredilene sevgi ve güveni bildirerek bir velilik ve vekilliğin verilişini kapsayan bir sözleşme ve iyilikle gönül alma vardır. Çünkü vasiyyet ölümden sonrası ile ilg i li olup değiştirilmesi caiz olmayan ve geri alınması ihtimali kalmayan yapılması gerekli olan bir emrin yerine getirilmesi için güven ve itimad ile başkası yerine veli olmayı içeren bir açıklama ve antlaşmadır. Bundan dolayı şöyle demek olur: Allah Teâ l â vefatınızdan sonra çocuklarınızın haklarını güven altına almak için hak sahiplerine ulaştırılması gerekli olan farz paylarını açıklayarak size şöyle emrediyor ve söz veriyor: Erkeğin hakkı iki kadının payı kadar bir erkeğin hakkı iki dişi hissesi k a dardır. İşte önce erkek ve kadının yaratılışının mahiyetinde bulunan bir esas kural vardır ki mirasla ilgili hükümlerin bir çoğu bu esas üzerine halledilir(çözümlenir). Belli hisselerin değerlendirilmesinde de bu kuralın bir tatbiki hissedilir. Bu kuralı n anlatılmasında erkek ve kadın denilmeyip de zeker (erkek) ve ünsa (dişi) denilmesi küçük ve büyüklerin hak etmede eşit olduğunu ve bu konuda erginlik ve büyüklüğün hiç etkisi olmadığını şer'î delile dayandırmak ve cahiliyyede yapıldığı gibi çocukların mi r astan mahrum edilmesine meydan vermemek içindir ki yetimler âyetinden hemen sonra gelmesi de özellikle bu noktaya dikkat çekmiştir. Bu şekilde başlangıçta miras çocuklar ile çocuklar içinde erkek ile başlamış ve bununla velâyet ilişkisinin diğer ilişki l erden kuvvetli bulunduğu anlatılmıştır. Demek ki en fazla payı çocuklar çocuklar içinde de erkek çocuklar alacaktır.
    Burada şöyle bir soru pek tabii olarak hatıra gelebilir. Dişi erkekten daha zayıf ve daha yufka yürekli daha muhtaç bir yaratılışta olduğuna göre mirastan
    hissesi erkekten daha fazla olması hiç olmazsa eşit gözetilmesi gerekmez mi? Bundan dolayı erkeğin payının iki kat olmasında hikmet nedir? Zamanımızdaki insanların kafalarını meşgul eden bu soruyu müfesirler ve fakihler söz konusu ederek hikmetini açıklamışlardır. Şöyleki:
    İlk önce: Sûrenin başından beri de anlaşıldığı üzere genel olarak erkek ile dişinin aile hayatına girmeleri istenmektedir. Miras da buna göre düzenlenmiştir. Halbuki aile hayatında harcama sorumluluğu erkeğe yüklenmiştir. Erkek bir kendisi bir de eşi olmak üzere en az iki kişiyi besleyecektir. Bundan dolayı erkeğin masrafı çok kadının ki ondan az olacaktır masrafın ise gelir ile orantılı olması gerekir. Masraf erkeğe yüklenirken gelir dağıtımında kadına f a zla veya eşit verilmesi hem iktisat kanununa hem de adalet ve hakka aykırı bir zulüm olur. Ve aslında o zaman hukuki eşitlik esası bozulmuş olur.
    Bundan dolayı mirastaki bu fazlalık kadınların faydası ve ihtiyaçlarına eşit olarak nafakalardaki yükümlülük farkının denkleştiricisi olmak üzere böyle bir hukuki ve iktisadi dengeyi temin ederek adalet ve eşitlik kanunlarının ince bir tatbikatını kapsamaktadır. Ganimet herkesin yaptığı hizmete uygun verilir. "Erkeğe iki kadının payı kadar miras düşer" kuralı emri ile bir hukuki denkliktir ki bunu bozmak "haddini tecavüz eden zıddına dönüşür" kuralı gereğince devamlı kadınların zararına sonuçlanarak mirastan tamamen mahrum edilmesine veya aile hayatında masrafa katılmak ile beraber mallarında dilediği gibi tasarruf (harcama) hakkının kısıtlanmasına ve elinden alınmasına sebeb olmuştur.
    İkinci olarak: Kadın erkekte bulunmayan veya noksan olan bazı özelliklere sahip olduğu gibi erkek de kadında bulunmayan veya noksan olan bazı özelliklere sahiptir. Bunun içindir ki dişi erkeğin aynı veya benzeri değil karşıtı dengi ve eşidir. Öyle bir eş ki yaratılış ve doğuştan olan vazifelerini yapmasında erkekten sonra gelir. Erkeğin verdiği sermaye (anapara) üzerinde çalışır onu çoğaltır. İşte erkek ile d işi arasındaki doğuştan var olan bu farkın sonuçlarından biri de aralarında ki mali değer ve iktisadi güç farkı olmuştur. Özel şekilde kişiyi kişiye değil genel bir şekilde dişi dişi erkek erkek fıtratı üzere düşünülerek dişi türü erkek türü ile mukayes e edildikleri zaman dişinin kazanç ve malları idare etme hususundaki kuvvetinin başka bir ifade ile mali yönden kuvvetinin erkekten noksan olduğu kesin bir gerçek olarak görülür. Bu fark İslâm hukukunda en azından üçte iki veya ikide bir olmak üzere te s bit edilmiştir. Denebilir ki genel bir şekilde bir kadının gündeliği elli kuruş varsayılırsa erkeğin gündeliği en az yetmiş beş veya yüz kuruş olarak belirlenmesi
    gerekir. Bir erkeğin diyetinin (kan bedelinin) iki kadın diyetine eşit tutulması da bu hikmete dayanır. Çünkü can ödenmez yok olan mali değer ödenebilir. Ve ne zaman mali bir itibar ve hak söz konusu olursa bu esas düşünülmelidir. Bundan ise burada şu iki sonuç ortaya çıkar: Birincisi genel iktisat kuralları açısından hayatın devam etmesinin d a yanağı olan malların iktisadi gücü fazla olan erkeklerin eliyle idare edilmesi hem kadın ve hem erkek olmak üzere genel menfaat ve hakların gereğidir.

    Sorularla İslami Editör



  7. 05.Kasım.2010, 18:58
    4
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    --->: Anneye miras payı islama gore nedir

    Tefsiri:
    Bu iki âyetten birincisi doğum ilişkileri üzerinde durup ölüden itibaren yukarıdan aşağıya ve aşağıdan yukarıya doğru fürû ve usul denilen iki tarafı bulunan soy direği yakınlığına bağlıdır ki çocuklar ve ebeveyn (ana ve baba) bu direğin ölüye vasıtasız bağlı olan başlangıçlarıdır. İkincisi önce vasıtalı bağlantı ifa d e eden evlenme ilişkisine ikinci olarak soyda soy direğinin dışında olup onun etrafında bulunan ve ona göre zayıf olduğundan dolayı kelale (uzak akraba) denilen yakınlık yönü ile ilgilidir ki ancak vasıtalı bağlantı ifade eder
    Fahreddin Razî burad a şöyle bir tarihî özet yapmıştır. Cahiliyye halkı iki şey ile birbirinden miras alıyorlardı: Biri neseb diğeri anlaşma. Neseb yönünden ne çocukları ne de kadınları mirasçı yapmazlardı. Ancak akrabalardan at üzerinde savaşmaya ve düşmana vurmaya ve ganim e t almaya gücü yeten erkekleri mirasçı kılarlardı. Antlaşmaya gelince: Bu iki şekilde olurdu ki birincisi
    hilf (sözleşme) idi. Bir adam diğerine: kanım senin kanın ve yıkılmam senin yıkılmandır Sen bana mirasçı olursun ben sana; sen benimle aranırsın ben de seninle der. Bu şekilde anlaşma yaptılar mı hangisi arkadaşından önce ölürse sağ kalanın şart gereğince ölenin malında hakkı olurdu İkincisi de evlat edinme idi. Bir adam başkasının oğlunu oğul edinir. Ondan sonra bu oğlanın nesebi babasına değil b u adama nisbet edilir ve mirasçısı olurdu ki bu evlat edinme de antlaşma çeşitlerinden bir çeşittir. Allah Teâlâ Muhammed Mustafa (s.a.v.) hazretlerini peygamber olarak gönderdiği zaman her şeyden önce bunları cahiliyyedeki durum üzere bıraktı. Hatta ba z ı âlimler demişlerdir ki hayır yalnız terk değil onaylamıştır ki; "ana baba ve akrabaların bıraktıkları her şey için bir mirasçı tayin ettik" âyeti neseb ile mirasçı olmayı; "Yemin akdiyle (antlaşma ile) mirasçı kıldıklarınızın paylarını da verin." (Nisâ 4/33) âyeti antlaşma ile mirasçı olmayı onaylamaktır. Cahiliyede mirasçı olmanın sebepleri böyle idi. İslâm'daki mirasçı olma sebeplerine gelince anlatıldığı üzere antlaşma ve evlat edinme onaylanmış ve bunlara iki şey daha eklenmiş idi ki; bir i hicret diğeri kardeşlik bağları idi. Hicret bir Muhacirin diğer Muhacir'le fazla düşüp kalkması ve birbirine içten dostluk bağlantısı bulunduğu zaman akrabalığı olmasa bile mirasçılığı sabit oluyor. Ve Muhacir olmayan kimse akrabasından dahi olsa o Mu h acir'e mirasçı olamıyordu. Kardeşlik edinme Hz. Peygamber (sav) bunlardan her iki kişi arasında bir kardeşlik akdi yaptırıyor bu da karşılıklı varis olma sebebi oluyordu. Sonra Yüce Allah "Akraba olanlar Allah'ın kitabına göre birbirlerine daha y a kındırlar." (Enfal 8/75) âyetinin hükmü ile bunların hepsini hükümsüz kıldı ve İslâm'da yerleşen miras sebepleri şu üçü oldu: Neseb evlenme ve velâ (köle azadı veya anlaşma ile meydana gelen varislik).
    Bu açıklamayı miras âyetinin iniş sebebinde de Ata şöyle rivâyet etmiştir: "Sâd b. Rabi' (r.a.) şehid olmuş iki kızı bir hanımı bir de kardeşi kalmıştı. Kardeşi malın hepsini alıverdi. Kadın da Hz. Peygambere gelip "Ey Allah'ın Resulü! İşte Sâd'ın kızları Sâd öldürüldü bunların amcası da m allarını aldı." diye durumu arz etti. Peygamber (s.a.v.) de "Haydi şimdilik git umarım ki Allah bu konuda hükmünü yakında verecektir." buyurmuştu. Bir süre sonra kadın yine geldi ve ağladı ve bunun üzerine bu âyet indi. Bundan dolayı Peygamberimiz kızı n amcasını çağırdı "Sâd'ın iki kızına üçte iki ve bunların annesine sekizde bir ver! Kalanı da senin." buyurdu. Ve işte bu âyet gereğince İslâm'da ilk
    paylaşılan miras bu oldu. Demek ki bu öbüründen önce sonuçlanmıştır. Demek ki âyetin iniş hikmetinin en önemli yönü kadınların ve çocukların mirasçılığa hakkıyla katılması ve evlenmenin ister koca ve ister hanım için miras sebepleri içine konması büyük inkılabı ile nicelik ve niteliği mirasçılığın kesin bir şekilde belirlenmesi ve bundan önceki geleneklerin ve hükümlerin hükümsüz kılınması ve yürürlükten kaldırılmasıdır. "Haklı olmanız müstesna Allah'ın öldürülmesini haram kıldığı cana kıymayın. Allah aklınızı kullanasınız diye size bunları emretti." (En'am 6/151) gibi âyetlerden anlaşıldığı üzere "Allah'ın vasiyeti" deyimi "emr"



  8. 05.Kasım.2010, 18:58
    4
    Silent and lonely rains
    Tefsiri:
    Bu iki âyetten birincisi doğum ilişkileri üzerinde durup ölüden itibaren yukarıdan aşağıya ve aşağıdan yukarıya doğru fürû ve usul denilen iki tarafı bulunan soy direği yakınlığına bağlıdır ki çocuklar ve ebeveyn (ana ve baba) bu direğin ölüye vasıtasız bağlı olan başlangıçlarıdır. İkincisi önce vasıtalı bağlantı ifa d e eden evlenme ilişkisine ikinci olarak soyda soy direğinin dışında olup onun etrafında bulunan ve ona göre zayıf olduğundan dolayı kelale (uzak akraba) denilen yakınlık yönü ile ilgilidir ki ancak vasıtalı bağlantı ifade eder
    Fahreddin Razî burad a şöyle bir tarihî özet yapmıştır. Cahiliyye halkı iki şey ile birbirinden miras alıyorlardı: Biri neseb diğeri anlaşma. Neseb yönünden ne çocukları ne de kadınları mirasçı yapmazlardı. Ancak akrabalardan at üzerinde savaşmaya ve düşmana vurmaya ve ganim e t almaya gücü yeten erkekleri mirasçı kılarlardı. Antlaşmaya gelince: Bu iki şekilde olurdu ki birincisi
    hilf (sözleşme) idi. Bir adam diğerine: kanım senin kanın ve yıkılmam senin yıkılmandır Sen bana mirasçı olursun ben sana; sen benimle aranırsın ben de seninle der. Bu şekilde anlaşma yaptılar mı hangisi arkadaşından önce ölürse sağ kalanın şart gereğince ölenin malında hakkı olurdu İkincisi de evlat edinme idi. Bir adam başkasının oğlunu oğul edinir. Ondan sonra bu oğlanın nesebi babasına değil b u adama nisbet edilir ve mirasçısı olurdu ki bu evlat edinme de antlaşma çeşitlerinden bir çeşittir. Allah Teâlâ Muhammed Mustafa (s.a.v.) hazretlerini peygamber olarak gönderdiği zaman her şeyden önce bunları cahiliyyedeki durum üzere bıraktı. Hatta ba z ı âlimler demişlerdir ki hayır yalnız terk değil onaylamıştır ki; "ana baba ve akrabaların bıraktıkları her şey için bir mirasçı tayin ettik" âyeti neseb ile mirasçı olmayı; "Yemin akdiyle (antlaşma ile) mirasçı kıldıklarınızın paylarını da verin." (Nisâ 4/33) âyeti antlaşma ile mirasçı olmayı onaylamaktır. Cahiliyede mirasçı olmanın sebepleri böyle idi. İslâm'daki mirasçı olma sebeplerine gelince anlatıldığı üzere antlaşma ve evlat edinme onaylanmış ve bunlara iki şey daha eklenmiş idi ki; bir i hicret diğeri kardeşlik bağları idi. Hicret bir Muhacirin diğer Muhacir'le fazla düşüp kalkması ve birbirine içten dostluk bağlantısı bulunduğu zaman akrabalığı olmasa bile mirasçılığı sabit oluyor. Ve Muhacir olmayan kimse akrabasından dahi olsa o Mu h acir'e mirasçı olamıyordu. Kardeşlik edinme Hz. Peygamber (sav) bunlardan her iki kişi arasında bir kardeşlik akdi yaptırıyor bu da karşılıklı varis olma sebebi oluyordu. Sonra Yüce Allah "Akraba olanlar Allah'ın kitabına göre birbirlerine daha y a kındırlar." (Enfal 8/75) âyetinin hükmü ile bunların hepsini hükümsüz kıldı ve İslâm'da yerleşen miras sebepleri şu üçü oldu: Neseb evlenme ve velâ (köle azadı veya anlaşma ile meydana gelen varislik).
    Bu açıklamayı miras âyetinin iniş sebebinde de Ata şöyle rivâyet etmiştir: "Sâd b. Rabi' (r.a.) şehid olmuş iki kızı bir hanımı bir de kardeşi kalmıştı. Kardeşi malın hepsini alıverdi. Kadın da Hz. Peygambere gelip "Ey Allah'ın Resulü! İşte Sâd'ın kızları Sâd öldürüldü bunların amcası da m allarını aldı." diye durumu arz etti. Peygamber (s.a.v.) de "Haydi şimdilik git umarım ki Allah bu konuda hükmünü yakında verecektir." buyurmuştu. Bir süre sonra kadın yine geldi ve ağladı ve bunun üzerine bu âyet indi. Bundan dolayı Peygamberimiz kızı n amcasını çağırdı "Sâd'ın iki kızına üçte iki ve bunların annesine sekizde bir ver! Kalanı da senin." buyurdu. Ve işte bu âyet gereğince İslâm'da ilk
    paylaşılan miras bu oldu. Demek ki bu öbüründen önce sonuçlanmıştır. Demek ki âyetin iniş hikmetinin en önemli yönü kadınların ve çocukların mirasçılığa hakkıyla katılması ve evlenmenin ister koca ve ister hanım için miras sebepleri içine konması büyük inkılabı ile nicelik ve niteliği mirasçılığın kesin bir şekilde belirlenmesi ve bundan önceki geleneklerin ve hükümlerin hükümsüz kılınması ve yürürlükten kaldırılmasıdır. "Haklı olmanız müstesna Allah'ın öldürülmesini haram kıldığı cana kıymayın. Allah aklınızı kullanasınız diye size bunları emretti." (En'am 6/151) gibi âyetlerden anlaşıldığı üzere "Allah'ın vasiyeti" deyimi "emr"






+ Yorum Gönder