Konusunu Oylayın.: Allah ile Rab arasındaki fark nedir?

5 üzerinden 4.00 | Toplam : 3 kişi
Allah ile Rab arasındaki fark nedir?
  1. 05.Kasım.2010, 15:44
    1
    Misafir

    Allah ile Rab arasındaki fark nedir?

  2. 05.Kasım.2010, 19:28
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    --->: Allah ile Rab arasındaki fark nedir?




    Bu kavramlardan dolayı "İbâdet" olgusu "Allah" ismi ile doğrudan bağlantılı kılınmıştır.



    " Dileme" eylemi ise "Rab" adıyla ilişkilendirilmiştir.
    Çünkü "İbâdet" mahlûkatın yaratılışının asıl amacıdır. "Ulûhiyet" asıl amaçtır.
    "Rubûbiyet" ise yaratıkların, yaratılıp geliştirilmelerini, bu nedenle başlangıç durumlarını içerir.
    Sözgelimi namaz kılan bir kimse:
    "İyyâke na'budu ve iyyâke nestâîn -yalnız Sana ibâdet ader, yalnız Senden yardım dileriz" dediği zaman başlangıçta asıl gaye olanı vesileye tercih etmekle işe başlamıştır. Çünkü;
    "İbâdet", ulaşılması gereken asıl gayedir;
    "Yardım dileme" ise kişiyi ona ulaştıran bir vesiledir.
    Burada asıl hikmet ve temel neden budur.
    Amaçlanan illet (nedensellik) ile etken illet arasındaki fark biliniyor. Bundan dolayı denilmiştir ki:
    "Niyetin başlangıcı, eylemin sonunu, azgınlığın başı da düşüşün, çöküşün sonunu gösterir."
    "İllet-i gâiye" tasavvur ve irade de önceden varolmuştur. Ancak varoluşta sonraya bırakılmıştır.
    Sözgelişi mü'min başlangıçta Allah'a ibâdeti amaçlar. Ancak o bilir ki, bu eylem, amel mabudun yardımı olmadan gerçekleşmez. Bu nedenle "Ancak Sana ibâdet eder, ancak Senden yardım dileriz" der.
    "İbâdet" eylemi, bu isme bağlandığı için, şanı yüce olan Allah ezan ve ikâmetin kelimelerinde olduğu gibi, söylenmesi şeriatça emredilen zikirleri bu adla getirdi:
    "Allahü Ekber, Allahü Ekber kelimeleri; yanı sıra kelime-i şehâdet:
    Eşhedü en lâ ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden Rasûlullah;
    Teşehhüdde: "ettehiyyat-ü lillah (Bütün selâmlar Allah'a aittir.)"
    Tesbihde: "Sübhânellah";
    Tahmîdde: "Elhamdülillah";
    Tehlilde: "Lâ ilahe illallah";
    Tekbirde ise: "Allahü Ekber" kelimeleri gibi; bunların hepsi Allah ismine bağlanmışlardır.
    Dilekte bulunma konusuna gelince: bu tür duaların çoğunda:
    "Rab" kelimesi kullanılmıştır:
    Meselâ Âdem ve Havva'nın dualarında olduğu gibi:
    "Ey Rabbimiz biz kendimize zulmettik. Eğer sen bizi bağışlamazsan ve bize merhamet etmezsen, ziyana uğrayanlardan oluruz." (Â'raf, 7/23)
    Nuh'un duası şöyle:
    " Ey Rabbim! Bilgim olmayan şey hakkında dilekte bulunmaktan Sana sığınırım." (Hûd, 11/47)
    Hz. Musa'nın duası:
    " Rabbim! Ben kendime zulmettim; beni mağfiret eyle." (Kasâs, 28/16)
    Hz. Halil (İbrahim)'in duası:
    " Rabbimiz! Doğrusu ben çocuklarımdan kimini, namaz kılabilmeleri için, Senin kutsal evinin yanında, ekin vermez bir vadiye yerleştirdim." (İbrahim, 14/37)
    Hz. Halil'in oğlu İsmail ile birlikte yaptığı duâ:
    "Rabbimiz! Yaptıklarımızı bizden kabul et; kuşkusuz Sen işiten ve bilensin" (Bakara, 2/127)
    Şu duâ da bir başka örnek:
    " Rabbimiz! Bize dünyada iyilik ver; âhirette de iyilik ver ve bizi cehennem ateşinin azabından koru." (Bakara, 2/201)
    Bunun benzeri dualar, Kur'ân'da hayli çoktur.
    İmam Mâlikin şöyle dediği nakledilmiştir:
    Bir kimsenin şu ifadeleri kullanarak duâ etmesi çirkin görülmüş:
    "Ya Seyyidî" (Ey efendim! Ey efendim) ve "Yâ Hannan" (Ey merhametli! Ey merhametli!); ancak Peygamberlerin duâ biçimiyle duâ etmesi istenmiştir:
    "Rabbena! Rabbimiz! Rabbimiz!
    Bu bilgi, el-Atebî'nin, el-Atabiye adlı kitabında nakledilmiştir.
    (El-Atebî, Ebû Abdullah, Muhammed b. Ahmed b. Ahmed b. Abdulaziz b. Utbe b. Humeyd b. Atebe b. Ebû Süfyân, el-Emevî el-Süfyânî el-Kurtubî, el-Mâlikî, (255 h).Endülüs fıkıhçılarından olan bu âlimin "El-Atabiye" adlı kitabı vardır. Bazı yolculuklara çıktı ve Sahnun'dan ilim aldı. Fıkhı meseleleri ezberler ve onları bir araya getirirdi. Hadislerin tahriç edilmesini, âyetlerin iniş nedenini oldukça iyi bilirdi. Ancak rivayetlerinin birçoğu nakledilmiştir. Bkz. Tarîh-i Utema-il-Endülüs, c. II, s. 6-7; es-Siyer, c. XII, s. 335-336; El-Vâft, c. II, s. 30; Tertîb'ul-Medârik, c. III, s. 144-146; Ed-Dibâc'ül-Mezheb, s. 238)
    Ülûl elbâb (arınıp saflaşmış öz akıl sahipleri) ile ilgili olarak şöyle buyuruyor Cenâb-ı Hak:
    "Onlar ayakta, oturarak ve yanlan üzerine yatarken Allah 'ı zikrederler, göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler.
    "Rabbimiz, bunları boşuna yaratmadın derler. Senin şanın yücedir. Bizi ateş azabından koru." (Al-i İmrân, 3/191)
    Kulun kalbinden Allah'tan birşey dileme duygusu (niyeti) geçtiği zaman, Allah'ın Rab ismiyle dilekte bulunması onun bu niyetine uygun düşer.
    Şayet Rab ismini içerdiğinden Allah adıyla dilekte bulunursa bu da güzel olur.
    Ama kalbinden ibâdet etme niyeti geçtiği zaman, Allah ismi, bu eylemi,ameli için en uygun olandır. Bunun yanı sıra Allah'ı övmeye başladığı zaman yine Allah adını anar.
    Ancak kul duâ etmeyi amaçladığında, Allah'ın Rab adını kullanarak duâ yapar.
    Yunus (a.s.)'un şu duasında olduğu gibi:
    لاَ إِلَهَ إِلاَّ أَنتَ سُبْحَانَكَ إِنِّي كُنتُ مِنَ الظَّالِمِينَ
    "Senden başka ibadete layık ilâh yoktur; Senin şanın yücedir; ben zâlimlerden oldum." (Enbiyâ, 21/87)



  3. 05.Kasım.2010, 19:28
    2
    Silent and lonely rains



    Bu kavramlardan dolayı "İbâdet" olgusu "Allah" ismi ile doğrudan bağlantılı kılınmıştır.



    " Dileme" eylemi ise "Rab" adıyla ilişkilendirilmiştir.
    Çünkü "İbâdet" mahlûkatın yaratılışının asıl amacıdır. "Ulûhiyet" asıl amaçtır.
    "Rubûbiyet" ise yaratıkların, yaratılıp geliştirilmelerini, bu nedenle başlangıç durumlarını içerir.
    Sözgelimi namaz kılan bir kimse:
    "İyyâke na'budu ve iyyâke nestâîn -yalnız Sana ibâdet ader, yalnız Senden yardım dileriz" dediği zaman başlangıçta asıl gaye olanı vesileye tercih etmekle işe başlamıştır. Çünkü;
    "İbâdet", ulaşılması gereken asıl gayedir;
    "Yardım dileme" ise kişiyi ona ulaştıran bir vesiledir.
    Burada asıl hikmet ve temel neden budur.
    Amaçlanan illet (nedensellik) ile etken illet arasındaki fark biliniyor. Bundan dolayı denilmiştir ki:
    "Niyetin başlangıcı, eylemin sonunu, azgınlığın başı da düşüşün, çöküşün sonunu gösterir."
    "İllet-i gâiye" tasavvur ve irade de önceden varolmuştur. Ancak varoluşta sonraya bırakılmıştır.
    Sözgelişi mü'min başlangıçta Allah'a ibâdeti amaçlar. Ancak o bilir ki, bu eylem, amel mabudun yardımı olmadan gerçekleşmez. Bu nedenle "Ancak Sana ibâdet eder, ancak Senden yardım dileriz" der.
    "İbâdet" eylemi, bu isme bağlandığı için, şanı yüce olan Allah ezan ve ikâmetin kelimelerinde olduğu gibi, söylenmesi şeriatça emredilen zikirleri bu adla getirdi:
    "Allahü Ekber, Allahü Ekber kelimeleri; yanı sıra kelime-i şehâdet:
    Eşhedü en lâ ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden Rasûlullah;
    Teşehhüdde: "ettehiyyat-ü lillah (Bütün selâmlar Allah'a aittir.)"
    Tesbihde: "Sübhânellah";
    Tahmîdde: "Elhamdülillah";
    Tehlilde: "Lâ ilahe illallah";
    Tekbirde ise: "Allahü Ekber" kelimeleri gibi; bunların hepsi Allah ismine bağlanmışlardır.
    Dilekte bulunma konusuna gelince: bu tür duaların çoğunda:
    "Rab" kelimesi kullanılmıştır:
    Meselâ Âdem ve Havva'nın dualarında olduğu gibi:
    "Ey Rabbimiz biz kendimize zulmettik. Eğer sen bizi bağışlamazsan ve bize merhamet etmezsen, ziyana uğrayanlardan oluruz." (Â'raf, 7/23)
    Nuh'un duası şöyle:
    " Ey Rabbim! Bilgim olmayan şey hakkında dilekte bulunmaktan Sana sığınırım." (Hûd, 11/47)
    Hz. Musa'nın duası:
    " Rabbim! Ben kendime zulmettim; beni mağfiret eyle." (Kasâs, 28/16)
    Hz. Halil (İbrahim)'in duası:
    " Rabbimiz! Doğrusu ben çocuklarımdan kimini, namaz kılabilmeleri için, Senin kutsal evinin yanında, ekin vermez bir vadiye yerleştirdim." (İbrahim, 14/37)
    Hz. Halil'in oğlu İsmail ile birlikte yaptığı duâ:
    "Rabbimiz! Yaptıklarımızı bizden kabul et; kuşkusuz Sen işiten ve bilensin" (Bakara, 2/127)
    Şu duâ da bir başka örnek:
    " Rabbimiz! Bize dünyada iyilik ver; âhirette de iyilik ver ve bizi cehennem ateşinin azabından koru." (Bakara, 2/201)
    Bunun benzeri dualar, Kur'ân'da hayli çoktur.
    İmam Mâlikin şöyle dediği nakledilmiştir:
    Bir kimsenin şu ifadeleri kullanarak duâ etmesi çirkin görülmüş:
    "Ya Seyyidî" (Ey efendim! Ey efendim) ve "Yâ Hannan" (Ey merhametli! Ey merhametli!); ancak Peygamberlerin duâ biçimiyle duâ etmesi istenmiştir:
    "Rabbena! Rabbimiz! Rabbimiz!
    Bu bilgi, el-Atebî'nin, el-Atabiye adlı kitabında nakledilmiştir.
    (El-Atebî, Ebû Abdullah, Muhammed b. Ahmed b. Ahmed b. Abdulaziz b. Utbe b. Humeyd b. Atebe b. Ebû Süfyân, el-Emevî el-Süfyânî el-Kurtubî, el-Mâlikî, (255 h).Endülüs fıkıhçılarından olan bu âlimin "El-Atabiye" adlı kitabı vardır. Bazı yolculuklara çıktı ve Sahnun'dan ilim aldı. Fıkhı meseleleri ezberler ve onları bir araya getirirdi. Hadislerin tahriç edilmesini, âyetlerin iniş nedenini oldukça iyi bilirdi. Ancak rivayetlerinin birçoğu nakledilmiştir. Bkz. Tarîh-i Utema-il-Endülüs, c. II, s. 6-7; es-Siyer, c. XII, s. 335-336; El-Vâft, c. II, s. 30; Tertîb'ul-Medârik, c. III, s. 144-146; Ed-Dibâc'ül-Mezheb, s. 238)
    Ülûl elbâb (arınıp saflaşmış öz akıl sahipleri) ile ilgili olarak şöyle buyuruyor Cenâb-ı Hak:
    "Onlar ayakta, oturarak ve yanlan üzerine yatarken Allah 'ı zikrederler, göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler.
    "Rabbimiz, bunları boşuna yaratmadın derler. Senin şanın yücedir. Bizi ateş azabından koru." (Al-i İmrân, 3/191)
    Kulun kalbinden Allah'tan birşey dileme duygusu (niyeti) geçtiği zaman, Allah'ın Rab ismiyle dilekte bulunması onun bu niyetine uygun düşer.
    Şayet Rab ismini içerdiğinden Allah adıyla dilekte bulunursa bu da güzel olur.
    Ama kalbinden ibâdet etme niyeti geçtiği zaman, Allah ismi, bu eylemi,ameli için en uygun olandır. Bunun yanı sıra Allah'ı övmeye başladığı zaman yine Allah adını anar.
    Ancak kul duâ etmeyi amaçladığında, Allah'ın Rab adını kullanarak duâ yapar.
    Yunus (a.s.)'un şu duasında olduğu gibi:
    لاَ إِلَهَ إِلاَّ أَنتَ سُبْحَانَكَ إِنِّي كُنتُ مِنَ الظَّالِمِينَ
    "Senden başka ibadete layık ilâh yoktur; Senin şanın yücedir; ben zâlimlerden oldum." (Enbiyâ, 21/87)






+ Yorum Gönder