Konusunu Oylayın.: Mevlana, Moğollara yönelik neden cihad etmemiştir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Mevlana, Moğollara yönelik neden cihad etmemiştir?
  1. 03.Kasım.2010, 15:23
    1
    Misafir

    Mevlana, Moğollara yönelik neden cihad etmemiştir?






    Mevlana, Moğollara yönelik neden cihad etmemiştir? Mumsema Mevlana, Moğollara yönelik neden cihad etmemiştir? Moğollar ile iyi ilişkisi olduğu yönündeki eleştirileri nasıl değerlendirirsiniz?

    ALLAH(cc)razı olsun.Yar ve yardımcınız olsun.


  2. 03.Kasım.2010, 15:23
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    Mevlana, Moğollara yönelik neden cihad etmemiştir? Moğollar ile iyi ilişkisi olduğu yönündeki eleştirileri nasıl değerlendirirsiniz?

    ALLAH(cc)razı olsun.Yar ve yardımcınız olsun.


    Benzer Konular

    - Mevlana neden dönüyormuş, çok merak ettim?

    - Cihad neden ve nasıl yapılır?

    - Dinde zorlama yok ama cihad neden farz?

    - Cihad neden İslamın şartlarından değildir ?

    - Niyetlerimizdeki Allah rızası, amellerimize mi yönelik, yoksa bize mi yönelik?

  3. 25.Aralık.2010, 22:26
    2
    imam
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Ağustos.2007
    Üye No: 2034
    Mesaj Sayısı: 7,511
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: minallah-ilelllah

    Yanıt: Mevlana, Moğollara yönelik neden cihad etmemiştir? Moğollar ile iyi ilişkisi olduğu yönündeki eleştirileri nasıl




    Mevlana, İslam düşüncesine Mesnevi ile önemli bir açılım getirmiştir. Şems-i Tebrizi ile tanışması, O’nun düşünce dünyasında önemli bir inkılaba sebep olmuş, kendine has bir sufi çizgi oluşturmasında baş rol oynamıştır. Mevlana’nın Mesnevi yazımını başlatmak üzere Konya’ya gelişi, sosyolojik olduğu kadar ontolojiktir de. Hz. Meryem’in Hz. İsa’yı doğurmak için kendine doğu tarafında farklı bir yer bulması gibi, Mevlana’nın Mesnevi’yi doğurmak için yerleşecek toprak/ mekan arayışı içinde olması, işin ontolojik anlamıyla ilgilidir.

    Olayın siyasi ve sosyolojik tarafı ise Moğollarla ilgilidir. Doğuda meydana gelen Moğol tehlikesi ve bu bağlamda gelişen siyasi kavga ve karmaşa İslam toplumunun birliğini ve siyasi gücünü ciddi olarak tehdit etmekteydi. Mevlana’nın babası Bahaeddin Veled, Celaleddin’ini Moğol fitnesinden uzak tutmak ve O’na sükun içinde bir memleket bulmak gayesi ile Belh’den hicret etti. Çünkü baba, nasıl bir oğula sahip olduğunu biliyordu. Baba ile oğlun hicret yolculuğunda önemli bir durağı Şam’dı. Orada İbn-i Arabi ile görüştüler ve bu büyük sufi, babasının peşinden yürüyen küçük Mevlana için “Bir gölün peşinden bir derya yürüyor” tesbitinde bulunmuştur.

    Mevlana için en son durak Konya oldu. Bu, aynı zamanda Moğollardan salim olunacak yerin Konya olduğunun bir işaretidir.

    Moğol saldırılarının Selçukluyu da sarsacağı belliydi. Selçuklular, Moğollar karşısında esaslı bir yenilgi almışlardı. Çaresizlik ve siyasi kaos, savaş imkanlarını tüketmişti. Mevlana için Moğol yıkımını daha da ileriye taşıtmamak için tek bir yol kalmıştı; cihad-ı ekber (nefse ve ene’ye karşı cihad) yolu. Çünkü Moğol fitnesi, siyaseten tükettiği Müslümanları, iman damarından vurmak ve ana damarı koparmak için son kaleyi de yıkmış, kendisine bir yol açmıştır. Moğolları bu yoldan yürütmemek, Konya’da Mevlana’ya düşmüştür. Kılıcın çözemediği yerde imdada hicret ve cihad-ı ekber yetişmiştir.

    Belh’den Konya’ya hicretini gerçekleştiren Mevlana, Konya’da da cihad- ekberi(ruhi mücadele) tatbik ederek Moğol sorununu çözmüştür. Moğolları vahşete sürükleyen benlik ve nefs hastalığına Hz. İsa gibi Ruh kılıcı ile çare olmuştur. Nefsin karşısına Ruh ile çıkmıştır. Bunun sonucu olarak Moğollar yakıp yıkma güçlerini kaybettikleri gibi, bir çoğu da Müslüman olmuştur. Bu bir anlamda , Moğolların Müslümanların eline tutuşturdukları silahı(mücadele yöntemini) Mevlana’nın Müslümanlara kullandırmaması demektir. Düşman böylece kendi istediği gibi karşı koyma eyleminde bulunmayan Müslümanlar karşısında eli boş kalmış, çaresiz duruma düşmüş ve Anadolu’yu terk edip gitmek zorunda kalmıştır. Yani Mevlana, Moğolların açtığı kulvarda koşmamıştır. Mevlana, oyuna gelmemiştir.

    Allah Rasülü, Hudeybiye’de ne yaptı ise, Mevlana Konya’da onu yapmıştır. Başta bir yenilgi gibi algılanan Allah Rasülü’nün Hudeybiye’deki tavrının, müthiş bir zafer doğuracağını kim bilebilirdi ki? Mevlana’nın Konya’daki siyasi davranışı da büyük bir zafer doğurmuştur. O tavırdan bir Osmanlı doğmuştur. Bu gün bile Anadolu, Müslüman kalabilmişse bunu Mevlana’ya borçludur.

    Kendi yenilgilerine zafer süsü veren pozitivist İslamcılardan, Mevlana’nın o büyük taktik, strateji ve zaferinin ruhunu anlayabilmelerini beklemek herhalde çılgınca bir davranış olurdu.

    Sait Mermer


  4. 25.Aralık.2010, 22:26
    2
    Üye



    Mevlana, İslam düşüncesine Mesnevi ile önemli bir açılım getirmiştir. Şems-i Tebrizi ile tanışması, O’nun düşünce dünyasında önemli bir inkılaba sebep olmuş, kendine has bir sufi çizgi oluşturmasında baş rol oynamıştır. Mevlana’nın Mesnevi yazımını başlatmak üzere Konya’ya gelişi, sosyolojik olduğu kadar ontolojiktir de. Hz. Meryem’in Hz. İsa’yı doğurmak için kendine doğu tarafında farklı bir yer bulması gibi, Mevlana’nın Mesnevi’yi doğurmak için yerleşecek toprak/ mekan arayışı içinde olması, işin ontolojik anlamıyla ilgilidir.

    Olayın siyasi ve sosyolojik tarafı ise Moğollarla ilgilidir. Doğuda meydana gelen Moğol tehlikesi ve bu bağlamda gelişen siyasi kavga ve karmaşa İslam toplumunun birliğini ve siyasi gücünü ciddi olarak tehdit etmekteydi. Mevlana’nın babası Bahaeddin Veled, Celaleddin’ini Moğol fitnesinden uzak tutmak ve O’na sükun içinde bir memleket bulmak gayesi ile Belh’den hicret etti. Çünkü baba, nasıl bir oğula sahip olduğunu biliyordu. Baba ile oğlun hicret yolculuğunda önemli bir durağı Şam’dı. Orada İbn-i Arabi ile görüştüler ve bu büyük sufi, babasının peşinden yürüyen küçük Mevlana için “Bir gölün peşinden bir derya yürüyor” tesbitinde bulunmuştur.

    Mevlana için en son durak Konya oldu. Bu, aynı zamanda Moğollardan salim olunacak yerin Konya olduğunun bir işaretidir.

    Moğol saldırılarının Selçukluyu da sarsacağı belliydi. Selçuklular, Moğollar karşısında esaslı bir yenilgi almışlardı. Çaresizlik ve siyasi kaos, savaş imkanlarını tüketmişti. Mevlana için Moğol yıkımını daha da ileriye taşıtmamak için tek bir yol kalmıştı; cihad-ı ekber (nefse ve ene’ye karşı cihad) yolu. Çünkü Moğol fitnesi, siyaseten tükettiği Müslümanları, iman damarından vurmak ve ana damarı koparmak için son kaleyi de yıkmış, kendisine bir yol açmıştır. Moğolları bu yoldan yürütmemek, Konya’da Mevlana’ya düşmüştür. Kılıcın çözemediği yerde imdada hicret ve cihad-ı ekber yetişmiştir.

    Belh’den Konya’ya hicretini gerçekleştiren Mevlana, Konya’da da cihad- ekberi(ruhi mücadele) tatbik ederek Moğol sorununu çözmüştür. Moğolları vahşete sürükleyen benlik ve nefs hastalığına Hz. İsa gibi Ruh kılıcı ile çare olmuştur. Nefsin karşısına Ruh ile çıkmıştır. Bunun sonucu olarak Moğollar yakıp yıkma güçlerini kaybettikleri gibi, bir çoğu da Müslüman olmuştur. Bu bir anlamda , Moğolların Müslümanların eline tutuşturdukları silahı(mücadele yöntemini) Mevlana’nın Müslümanlara kullandırmaması demektir. Düşman böylece kendi istediği gibi karşı koyma eyleminde bulunmayan Müslümanlar karşısında eli boş kalmış, çaresiz duruma düşmüş ve Anadolu’yu terk edip gitmek zorunda kalmıştır. Yani Mevlana, Moğolların açtığı kulvarda koşmamıştır. Mevlana, oyuna gelmemiştir.

    Allah Rasülü, Hudeybiye’de ne yaptı ise, Mevlana Konya’da onu yapmıştır. Başta bir yenilgi gibi algılanan Allah Rasülü’nün Hudeybiye’deki tavrının, müthiş bir zafer doğuracağını kim bilebilirdi ki? Mevlana’nın Konya’daki siyasi davranışı da büyük bir zafer doğurmuştur. O tavırdan bir Osmanlı doğmuştur. Bu gün bile Anadolu, Müslüman kalabilmişse bunu Mevlana’ya borçludur.

    Kendi yenilgilerine zafer süsü veren pozitivist İslamcılardan, Mevlana’nın o büyük taktik, strateji ve zaferinin ruhunu anlayabilmelerini beklemek herhalde çılgınca bir davranış olurdu.

    Sait Mermer


  5. 26.Aralık.2010, 00:54
    3
    @mir
    âb ü kil

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Ağustos.2009
    Üye No: 49589
    Mesaj Sayısı: 3,358
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 36
    Yaş: 43
    Bulunduğu yer: Dârü'l-İmtihân

    Yanıt: Mevlana, Moğollara yönelik neden cihad etmemiştir? Moğollar ile iyi ilişkisi olduğu yönündeki eleştirileri nasıl

    imam Nickli Üyeden Alıntı
    Moğol saldırılarının Selçukluyu da sarsacağı belliydi. Selçuklular, Moğollar karşısında esaslı bir yenilgi almışlardı. Çaresizlik ve siyasi kaos, savaş imkanlarını tüketmişti. Mevlana için Moğol yıkımını daha da ileriye taşıtmamak için tek bir yol kalmıştı; cihad-ı ekber (nefse ve ene’ye karşı cihad) yolu. Çünkü Moğol fitnesi, siyaseten tükettiği Müslümanları, iman damarından vurmak ve ana damarı koparmak için son kaleyi de yıkmış, kendisine bir yol açmıştır. Moğolları bu yoldan yürütmemek, Konya’da Mevlana’ya düşmüştür. Kılıcın çözemediği yerde imdada hicret ve cihad-ı ekber yetişmiştir.

    Belh’den Konya’ya hicretini gerçekleştiren Mevlana, Konya’da da cihad- ekberi(ruhi mücadele) tatbik ederek Moğol sorununu çözmüştür. Moğolları vahşete sürükleyen benlik ve nefs hastalığına Hz. İsa gibi Ruh kılıcı ile çare olmuştur. Nefsin karşısına Ruh ile çıkmıştır. Bunun sonucu olarak Moğollar yakıp yıkma güçlerini kaybettikleri gibi, bir çoğu da Müslüman olmuştur. Bu bir anlamda , Moğolların Müslümanların eline tutuşturdukları silahı(mücadele yöntemini) Mevlana’nın Müslümanlara kullandırmaması demektir. Düşman böylece kendi istediği gibi karşı koyma eyleminde bulunmayan Müslümanlar karşısında eli boş kalmış, çaresiz duruma düşmüş ve Anadolu’yu terk edip gitmek zorunda kalmıştır. Yani Mevlana, Moğolların açtığı kulvarda koşmamıştır. Mevlana, oyuna gelmemiştir.

    Allah Rasülü, Hudeybiye’de ne yaptı ise, Mevlana Konya’da onu yapmıştır. Başta bir yenilgi gibi algılanan Allah Rasülü’nün Hudeybiye’deki tavrının, müthiş bir zafer doğuracağını kim bilebilirdi ki? Mevlana’nın Konya’daki siyasi davranışı da büyük bir zafer doğurmuştur. O tavırdan bir Osmanlı doğmuştur. Bu gün bile Anadolu, Müslüman kalabilmişse bunu Mevlana’ya borçludur.

    Kendi yenilgilerine zafer süsü veren pozitivist İslamcılardan, Mevlana’nın o büyük taktik, strateji ve zaferinin ruhunu anlayabilmelerini beklemek herhalde çılgınca bir davranış olurdu.
    YUH
    azıcık tarih okusaydınız
    sait mermerin bu zırvalarının külliyen yalan olduğunu görürdünüz
    selçuklu devletinin ana ordusu 1243 kösedağ savaşında
    savaşmadan kaçmıştır
    bunda mevlana gibilerinin
    "aman ha sakın moğollara karşı savaşmayın. onlar Allah'ın askerleridir. Allah onları yenilmez kılmıştır" şeklindeki yıkıcı propagandalarının etkisi büyüktür

    neymiş efendim
    Türkler ellerine kılıç almayınca moğollar anadoluyu terk etmişmiş
    adamlar Türk kellelerinden piramitler yapıyorlardı
    tarihte Türklere dışkı yediren ilk ordu moğol ordusudur

    aslında sait mermer de tarihi iyi biliyordur ama
    nasıl olsa milletin tarihi bilmediğini de
    söylenen her zırvaya kandığını da biliyordur

    buyrun size 27.04.2002 Tarihli "Ceviz Kabuğu" programından bir kısım:

    HULKİ CEVİZOĞLU- Profesör Doktor Mikail Bayram hattımızda.
    İyi geceler Sayın Bayram.
    PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- İyi geceler efendim.
    HULKİ CEVİZOĞLU- Buyurunuz, sizin bir bilim adamı olarak görüşlerinizi rica ediyorum; Konya Selçuk Üniversitesi Tarih Bölümü Başkanısınız, buyurun.
    PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- Efendim, ...Az önce konuşmacılar da söylediler, 1243 yılında Moğollar Kösedağ zaferini kazandıktan sonra Anadolu'yu istila ettiler. Hatta Erzurum'da, Erzincan'da, Tokat'ta, Sivas'ta, Kayseri'de büyük katliamlar yaptılar, yağma hareketleri yaptılar ve özellikle Tokat'ta, Moğol Ordu Komutanı Baycu Noyan Kayseri'yi muhasara ettiği zaman, Kayseri çevresinde toplanmış olan Moğol askerleri arasında Mevlana'nın hocası Şems-i Tebrizî'nin müritleri de mevcut idi. Bunlara Kalenderiler tabir ederler. Şems-i Tebrizî bir Kalenderi dervişidir, bir Kalenderi şeyhidir. Hatta bu Kalenderiler, Moğollarla birlikte Kayseri surlarından gedik açıp şehre girmeye çalışıyorlardı. Ve şehre girdikten sonra da Moğollar burada çok büyük bir katliam yaptılar. Eğer tarihçiler mübalâğa etmiyorlarsa, onbinlerle ifade edilen Ahi ve Türkmenler burada katliama tâbi tutuldular. Ahiler ve Türkmenler burada katliama tâbi tutulurlarken, Mevlana'nın hocası olan Kayseri'deki Seyyid Burhaneddin'in, eteğine paralar, altınlar saçtılar. Buradan şunu demek istiyorum: Kalenderi dervişler ve Mevlana'nın hocaları olan kişiler çok daha önceden Moğollarla irtibat hâlindeydiler ve Moğollarla teşriki mesai ediyorlardı ve özellikle de Şems-i Tebrizî ve Şems-i Tebrizî gibi olan bazı kişileri de ajan olarak istihdam ediyorlardı. Olay sadece Mevlana'yla sınırlı değil, Şems-i Tebrizî'yi de ajan olarak kullanıyorlardı. Şems-i Tebrizî Moğol ajanı idi ve Moğol ordularının içindeydi.

    konuşmanın devamını merak edene link de veririm isterlerse

    sahi sizce Karamanoğlu Mehmet Bey
    "Şimden gerü hiç gimesne divanda, dergahda, bergahda ve dahı her yerde Türk dilinden özge söz söylemeye." 13 Mayıs1277 derken
    KİMİ hedef alıyordu?


  6. 26.Aralık.2010, 00:54
    3
    âb ü kil
    imam Nickli Üyeden Alıntı
    Moğol saldırılarının Selçukluyu da sarsacağı belliydi. Selçuklular, Moğollar karşısında esaslı bir yenilgi almışlardı. Çaresizlik ve siyasi kaos, savaş imkanlarını tüketmişti. Mevlana için Moğol yıkımını daha da ileriye taşıtmamak için tek bir yol kalmıştı; cihad-ı ekber (nefse ve ene’ye karşı cihad) yolu. Çünkü Moğol fitnesi, siyaseten tükettiği Müslümanları, iman damarından vurmak ve ana damarı koparmak için son kaleyi de yıkmış, kendisine bir yol açmıştır. Moğolları bu yoldan yürütmemek, Konya’da Mevlana’ya düşmüştür. Kılıcın çözemediği yerde imdada hicret ve cihad-ı ekber yetişmiştir.

    Belh’den Konya’ya hicretini gerçekleştiren Mevlana, Konya’da da cihad- ekberi(ruhi mücadele) tatbik ederek Moğol sorununu çözmüştür. Moğolları vahşete sürükleyen benlik ve nefs hastalığına Hz. İsa gibi Ruh kılıcı ile çare olmuştur. Nefsin karşısına Ruh ile çıkmıştır. Bunun sonucu olarak Moğollar yakıp yıkma güçlerini kaybettikleri gibi, bir çoğu da Müslüman olmuştur. Bu bir anlamda , Moğolların Müslümanların eline tutuşturdukları silahı(mücadele yöntemini) Mevlana’nın Müslümanlara kullandırmaması demektir. Düşman böylece kendi istediği gibi karşı koyma eyleminde bulunmayan Müslümanlar karşısında eli boş kalmış, çaresiz duruma düşmüş ve Anadolu’yu terk edip gitmek zorunda kalmıştır. Yani Mevlana, Moğolların açtığı kulvarda koşmamıştır. Mevlana, oyuna gelmemiştir.

    Allah Rasülü, Hudeybiye’de ne yaptı ise, Mevlana Konya’da onu yapmıştır. Başta bir yenilgi gibi algılanan Allah Rasülü’nün Hudeybiye’deki tavrının, müthiş bir zafer doğuracağını kim bilebilirdi ki? Mevlana’nın Konya’daki siyasi davranışı da büyük bir zafer doğurmuştur. O tavırdan bir Osmanlı doğmuştur. Bu gün bile Anadolu, Müslüman kalabilmişse bunu Mevlana’ya borçludur.

    Kendi yenilgilerine zafer süsü veren pozitivist İslamcılardan, Mevlana’nın o büyük taktik, strateji ve zaferinin ruhunu anlayabilmelerini beklemek herhalde çılgınca bir davranış olurdu.
    YUH
    azıcık tarih okusaydınız
    sait mermerin bu zırvalarının külliyen yalan olduğunu görürdünüz
    selçuklu devletinin ana ordusu 1243 kösedağ savaşında
    savaşmadan kaçmıştır
    bunda mevlana gibilerinin
    "aman ha sakın moğollara karşı savaşmayın. onlar Allah'ın askerleridir. Allah onları yenilmez kılmıştır" şeklindeki yıkıcı propagandalarının etkisi büyüktür

    neymiş efendim
    Türkler ellerine kılıç almayınca moğollar anadoluyu terk etmişmiş
    adamlar Türk kellelerinden piramitler yapıyorlardı
    tarihte Türklere dışkı yediren ilk ordu moğol ordusudur

    aslında sait mermer de tarihi iyi biliyordur ama
    nasıl olsa milletin tarihi bilmediğini de
    söylenen her zırvaya kandığını da biliyordur

    buyrun size 27.04.2002 Tarihli "Ceviz Kabuğu" programından bir kısım:

    HULKİ CEVİZOĞLU- Profesör Doktor Mikail Bayram hattımızda.
    İyi geceler Sayın Bayram.
    PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- İyi geceler efendim.
    HULKİ CEVİZOĞLU- Buyurunuz, sizin bir bilim adamı olarak görüşlerinizi rica ediyorum; Konya Selçuk Üniversitesi Tarih Bölümü Başkanısınız, buyurun.
    PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- Efendim, ...Az önce konuşmacılar da söylediler, 1243 yılında Moğollar Kösedağ zaferini kazandıktan sonra Anadolu'yu istila ettiler. Hatta Erzurum'da, Erzincan'da, Tokat'ta, Sivas'ta, Kayseri'de büyük katliamlar yaptılar, yağma hareketleri yaptılar ve özellikle Tokat'ta, Moğol Ordu Komutanı Baycu Noyan Kayseri'yi muhasara ettiği zaman, Kayseri çevresinde toplanmış olan Moğol askerleri arasında Mevlana'nın hocası Şems-i Tebrizî'nin müritleri de mevcut idi. Bunlara Kalenderiler tabir ederler. Şems-i Tebrizî bir Kalenderi dervişidir, bir Kalenderi şeyhidir. Hatta bu Kalenderiler, Moğollarla birlikte Kayseri surlarından gedik açıp şehre girmeye çalışıyorlardı. Ve şehre girdikten sonra da Moğollar burada çok büyük bir katliam yaptılar. Eğer tarihçiler mübalâğa etmiyorlarsa, onbinlerle ifade edilen Ahi ve Türkmenler burada katliama tâbi tutuldular. Ahiler ve Türkmenler burada katliama tâbi tutulurlarken, Mevlana'nın hocası olan Kayseri'deki Seyyid Burhaneddin'in, eteğine paralar, altınlar saçtılar. Buradan şunu demek istiyorum: Kalenderi dervişler ve Mevlana'nın hocaları olan kişiler çok daha önceden Moğollarla irtibat hâlindeydiler ve Moğollarla teşriki mesai ediyorlardı ve özellikle de Şems-i Tebrizî ve Şems-i Tebrizî gibi olan bazı kişileri de ajan olarak istihdam ediyorlardı. Olay sadece Mevlana'yla sınırlı değil, Şems-i Tebrizî'yi de ajan olarak kullanıyorlardı. Şems-i Tebrizî Moğol ajanı idi ve Moğol ordularının içindeydi.

    konuşmanın devamını merak edene link de veririm isterlerse

    sahi sizce Karamanoğlu Mehmet Bey
    "Şimden gerü hiç gimesne divanda, dergahda, bergahda ve dahı her yerde Türk dilinden özge söz söylemeye." 13 Mayıs1277 derken
    KİMİ hedef alıyordu?





+ Yorum Gönder