Konusunu Oylayın.: Uzun süredir iş ve aile düzensizliği bütün leme olarak herşeyin ters gitmesi

5 üzerinden 4.20 | Toplam : 5 kişi
Uzun süredir iş ve aile düzensizliği bütün leme olarak herşeyin ters gitmesi
  1. 31.Ekim.2010, 08:59
    1
    Misafir

    Uzun süredir iş ve aile düzensizliği bütün leme olarak herşeyin ters gitmesi






    Uzun süredir iş ve aile düzensizliği bütün leme olarak herşeyin ters gitmesi Mumsema uzun süredir iş ve aile düzensizliği bütün leme olarak herşeyin ters gitmesi


  2. 01.Kasım.2010, 12:58
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    --->: uzun süredir iş ve aile düzensizliği bütün leme olarak herşeyin ters gitmesi




    etygjıl7el-Hudrî (r.a) anlatıyor: Rasûlullah (s.a.v) bir gün Mescid’e girdi. Orada Ensâr’dan Ebû Ümâme (r.a) denen kimse ile karşılaştı. Ona: “Ey Ebû Ümâme, niçin seni namaz vakti dışında Mescid’de oturmuş görüyorum?” diye sordu. “Peşimi bırakmayan bir sıkıntı ve borçlar sebebiyle ey Allah’ın Rasûlü!” diye cevap verdi.

    Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v): “Sana bazı kelimeler öğreteyim mi? Bunları okursan, Allah, senden sıkıntını giderir ve borcunu öder.” “Evet, ey Allah’ın Rasûlü, öğret!” dedim. “Öyleyse, akşama çıktın mı sabaha erdin mi şu duayı oku:

    “Allah’ım üzüntüden ve kederden sana sığınırım. Aczden ve tembellikten sana sığınırım. Korkaklıktan ve cimrilikten sana sığınırım. Borcun galebe çalmasından ve insanların kahrından sana sığınırım.”
    (Ebû Ümâme) der ki: “Ben bu duayı yaptım, Allah benden gamımı giderdi, borcumu ödedi.”
    (Ebû Dâvûd, Salât 367, 1555)

    Sıkıntılar hayata hayat katan unsurlardır. Çünkü, sıkıntısız, yeknesak, monoton bir hayat canlılıktan çok ölü bir cenazeye benzer. Varlıktan çok yokluğa yakındır. Hayat sıkıntılarla motivasyon kazanır, terakki eder.

    - "Sabır ve dua müminin ne güzel iki silahıdır." sözü hadis olarak rivayet edilmektedir.(bk. Kenzu’l-Ummal, III/272, h.no: 6505).

    Sabır, sıkıntı ve zorluklara karşı direncimizi sağlayan bir dayanma gücüdür. Hadiste bu işi becerenlerin müminler olduğu vurgulanmıştır. Çünkü, insanın dayanma gücü sınırlıdır. Bir yandan; gücüne güç katacak, her an her yerde ilim ve kudretiyle hazır olan, her zorluğun üstesinden gelen bir Allah’a iman eden kimsenin elinde sabır, gerçekten eşsiz bir silahtır. Onunla bütün sıkıntılara karşı müdafaa edebilir, bütün zorlukları yenebilir.

    Diğer yandan bütün sıkıntıları -bir istihale makinesi gibi- sevinçlere çeviren, ahirete imandır. Ahirete iman eden kimse, dünyanın zorlu imtihanları karşısında “Ya hu, bu da geçer” deme gücüne sahip olur. Hastalığın iyileşmesi uğruna bir çok acı ilacı kullandığı gibi, ebedî bir sağılığa kavuşma adına da her türlü acılara karşı “Ya Sabur” der dayanır.

    Hz. Yusuf'u, kölelikten Mısır’ın sultanlığına yükselten onun sabrıdır.

    Sabır, haram düşmanına karşı bir silah olduğu gibi, Allah’ın emirlerini yerine getirmek için de eşsiz bir silahtır, musibetlere karşı da en güçlü silahtır.

    - “Ümmetim, merhamete uğramış bir ümmettir. Ahirette azap görmeyecektir. Onun azabı/cezası, dünyada başına gelen fitneler/ağır imtihanlar, depremler, masum yere öldürülmeler gibi felaketler şeklinde verilir.”(Ebu Davud, Fiten, 7).

    İslam alimleri bu hadisin manası üzerinde durmuş ve değişik yorumlarla onu anlaşılır hale getirmeye çalışmışlardır. Hadis müşkil/manası kapalı, problemli hadislerdendir.

    Problem şudur: Bu ümmetten de bir kısım insanlar, özellikle büyük günah işleyip de tövbe etmeden ölenlerin cehenneme gireceklerine, daha sonra şefaatle veya Allah’ın lütfuyla oradan çıkacaklarına dair bir çok sahih hadis vardır(Avnu’l-Mabud, ilgili hadisin şerhi).

    Bu problemin çözümüne yönelik şu hususlara dikkat çekilmektedir

    a. “Bu Ümmetim” tabiriyle, Hz.Peygamber (a.s.m)’in devrindeki insanlar/sahabeler kast edilmiştir. Bundan bütün ümmet kastedilmemiştir.

    b. “Ümmetün merhumetün”den maksat, diğer ümmetlere göre, daha fazla ilahî lütuflara mahzardır, demektir. Daha önceki ümmetlere yüklenen ağır yükler, bu ümmete yüklenmemiştir. Yoksa, bütün günahları affedilmiş demek değildir. Çünkü bu, imtihan sırrına da aykırıdır.

    c. “Onlar için ahirette azap yoktur” sözünde gizli bir benzetme ve bir kıyaslama vardır. Yani: “Onlar için ahirette, ‘diğer ümmetlerin azabı gibi ağır’ bir azap yoktur.”

    d. Veya bu ümmetin çoğu için azap yoktur. Hükümler genele baktığından -bir ümit kapısını da aralamak için- böyle bir üslup tercih edilmiştir.

    e. “Kim bir kötülük işlerse, onun karşılığını görür”(Nisa, 4/123) ayetinde ifade edildiği gibi, iyi olsun, kötü olsun, yapılan her işin bir karşılığı vardır. Bu ümmetin yaptığı kötülüklerin karşılığı -genellikle- bu dünyada -çeşitli sıkıntılar, ağır imtihanlar, musibetler şeklinde- verilir. Genel kural budur, ancak bazıları da ahirette cezalarını çekecekler.

    f. Münavî’ye göre, bu ümmet için farklı bir uygulamanın sebebi şudur: Önceki ümmetler için, adalet ölçüsü ve rububiyet/terbiye etmeyi isteyen Allah’ın rab isminin gerektirdiği ölçüler yürürlükte idi. Bu ümmet içinse, Allah’ın lütuf ve ihsanları geçerlidir.

    g. Hadiste geçen “Ümmet”ten maksat büyük günah işlemeyen belli bir grup, bir zümre, bir cemaat için söz konusu olabilir.

    h. Hadiste geçen “Ümmet”ten maksat, teklife muhatap olan değil, icabet eden(ümmet-i icabe)dir. Yani; Allah’ın emirlerini yerine getiren ve yasaklarından sakınan ümmettir.

    i. Tibî’ye göre; hadiste asıl verilmek istenen mesaj, bu ümmetin diğer ümmetlerden daha fazla Allah’ın lütuflarına mazhar olduğu, dünyada başlarına gelen her musibetin, hatta ayaklarına bir diken bile batsa onun da günahlarına kefaret olacağı hususudur. Buna göre, eğer bir kimse bu dünyada –günahlarına karşılık- sıkıntılar çeker, musibetlere uğrarsa, artık ahirette ceza çekmez

    - “Biz mutlaka sizi biraz korku ile, biraz açlık ile, yahut mala, cana veya ürünlere gelecek noksanlıklarla deneriz. Sen sabredenleri müjdele! Onlar öyle kimselerdir ki, başlarına musibet geldiğinde, ‘Biz Allah’a aidiz ve vakti geldiğinde elbette ona döneceğiz’ derler. İşte Rableri tarafından bol mağfiret ve rahmete mazhar olanlar onlardır. Hidayete erenler de ancak onlardır.”(Bakara, 2/155-157).

    Hiçbir musibet, hatta bir dikenin batması dahi karşılıksız kalmaz, onun da bir mükâfatı vardır. Şu hadis-i şerifte bu gerçeği görmekteyiz:

    Hz. Ebu Hureyre anlatıyor: Hz. Peygamber (a.s.m) şöyle buyurdu: “Bir Müslüman’a herhangi bir musibet, bir sıkıntı, bir keder, bir üzüntü, bir eziyet, bir gam dokunursa, hatta kendisine bir diken bile batarsa, mutlaka Allah bunları onun günahlarına kefaret yapar.” (Buharî, Marda,1; Müslim, Bir, 52).

    Sabırla ilgili çok hadisler vardır. Misal olarak İmam Ahmed’in rivayet ettiği şu hadisle iktifa edelim:

    Hz. Peygamber (a.s.m) buyurdu ki; “Allah’ın müminler için ön gördüğü hükmü/kararı beni oldukça sevindirmektedir. Şöyle ki; kendisine bir hayır/bir iyilik dokunsa Rabbine hamd eder ve şükreder. Başına bir musibet gelse hamd eder ve sabreder. Her durumda -hatta hanımının ağzına koyacağı bir lokmadan ötürü dahi- mümin için bir ücret/bir mükâfat vardır.”(Ahmed b. Hanbel, 1/173).

    Bu hadis de gösteriyor ki, müminin hayatı daima kârlı çarklar içinde dönmektedir. Sıkıntılarda sabreder, mükâfat alır, ferahlıkta şükreder, mükâfat alır. Ne mutlu istikamet dairesinde hayatını geçiren müminlere!



  3. 01.Kasım.2010, 12:58
    2
    Silent and lonely rains



    etygjıl7el-Hudrî (r.a) anlatıyor: Rasûlullah (s.a.v) bir gün Mescid’e girdi. Orada Ensâr’dan Ebû Ümâme (r.a) denen kimse ile karşılaştı. Ona: “Ey Ebû Ümâme, niçin seni namaz vakti dışında Mescid’de oturmuş görüyorum?” diye sordu. “Peşimi bırakmayan bir sıkıntı ve borçlar sebebiyle ey Allah’ın Rasûlü!” diye cevap verdi.

    Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v): “Sana bazı kelimeler öğreteyim mi? Bunları okursan, Allah, senden sıkıntını giderir ve borcunu öder.” “Evet, ey Allah’ın Rasûlü, öğret!” dedim. “Öyleyse, akşama çıktın mı sabaha erdin mi şu duayı oku:

    “Allah’ım üzüntüden ve kederden sana sığınırım. Aczden ve tembellikten sana sığınırım. Korkaklıktan ve cimrilikten sana sığınırım. Borcun galebe çalmasından ve insanların kahrından sana sığınırım.”
    (Ebû Ümâme) der ki: “Ben bu duayı yaptım, Allah benden gamımı giderdi, borcumu ödedi.”
    (Ebû Dâvûd, Salât 367, 1555)

    Sıkıntılar hayata hayat katan unsurlardır. Çünkü, sıkıntısız, yeknesak, monoton bir hayat canlılıktan çok ölü bir cenazeye benzer. Varlıktan çok yokluğa yakındır. Hayat sıkıntılarla motivasyon kazanır, terakki eder.

    - "Sabır ve dua müminin ne güzel iki silahıdır." sözü hadis olarak rivayet edilmektedir.(bk. Kenzu’l-Ummal, III/272, h.no: 6505).

    Sabır, sıkıntı ve zorluklara karşı direncimizi sağlayan bir dayanma gücüdür. Hadiste bu işi becerenlerin müminler olduğu vurgulanmıştır. Çünkü, insanın dayanma gücü sınırlıdır. Bir yandan; gücüne güç katacak, her an her yerde ilim ve kudretiyle hazır olan, her zorluğun üstesinden gelen bir Allah’a iman eden kimsenin elinde sabır, gerçekten eşsiz bir silahtır. Onunla bütün sıkıntılara karşı müdafaa edebilir, bütün zorlukları yenebilir.

    Diğer yandan bütün sıkıntıları -bir istihale makinesi gibi- sevinçlere çeviren, ahirete imandır. Ahirete iman eden kimse, dünyanın zorlu imtihanları karşısında “Ya hu, bu da geçer” deme gücüne sahip olur. Hastalığın iyileşmesi uğruna bir çok acı ilacı kullandığı gibi, ebedî bir sağılığa kavuşma adına da her türlü acılara karşı “Ya Sabur” der dayanır.

    Hz. Yusuf'u, kölelikten Mısır’ın sultanlığına yükselten onun sabrıdır.

    Sabır, haram düşmanına karşı bir silah olduğu gibi, Allah’ın emirlerini yerine getirmek için de eşsiz bir silahtır, musibetlere karşı da en güçlü silahtır.

    - “Ümmetim, merhamete uğramış bir ümmettir. Ahirette azap görmeyecektir. Onun azabı/cezası, dünyada başına gelen fitneler/ağır imtihanlar, depremler, masum yere öldürülmeler gibi felaketler şeklinde verilir.”(Ebu Davud, Fiten, 7).

    İslam alimleri bu hadisin manası üzerinde durmuş ve değişik yorumlarla onu anlaşılır hale getirmeye çalışmışlardır. Hadis müşkil/manası kapalı, problemli hadislerdendir.

    Problem şudur: Bu ümmetten de bir kısım insanlar, özellikle büyük günah işleyip de tövbe etmeden ölenlerin cehenneme gireceklerine, daha sonra şefaatle veya Allah’ın lütfuyla oradan çıkacaklarına dair bir çok sahih hadis vardır(Avnu’l-Mabud, ilgili hadisin şerhi).

    Bu problemin çözümüne yönelik şu hususlara dikkat çekilmektedir

    a. “Bu Ümmetim” tabiriyle, Hz.Peygamber (a.s.m)’in devrindeki insanlar/sahabeler kast edilmiştir. Bundan bütün ümmet kastedilmemiştir.

    b. “Ümmetün merhumetün”den maksat, diğer ümmetlere göre, daha fazla ilahî lütuflara mahzardır, demektir. Daha önceki ümmetlere yüklenen ağır yükler, bu ümmete yüklenmemiştir. Yoksa, bütün günahları affedilmiş demek değildir. Çünkü bu, imtihan sırrına da aykırıdır.

    c. “Onlar için ahirette azap yoktur” sözünde gizli bir benzetme ve bir kıyaslama vardır. Yani: “Onlar için ahirette, ‘diğer ümmetlerin azabı gibi ağır’ bir azap yoktur.”

    d. Veya bu ümmetin çoğu için azap yoktur. Hükümler genele baktığından -bir ümit kapısını da aralamak için- böyle bir üslup tercih edilmiştir.

    e. “Kim bir kötülük işlerse, onun karşılığını görür”(Nisa, 4/123) ayetinde ifade edildiği gibi, iyi olsun, kötü olsun, yapılan her işin bir karşılığı vardır. Bu ümmetin yaptığı kötülüklerin karşılığı -genellikle- bu dünyada -çeşitli sıkıntılar, ağır imtihanlar, musibetler şeklinde- verilir. Genel kural budur, ancak bazıları da ahirette cezalarını çekecekler.

    f. Münavî’ye göre, bu ümmet için farklı bir uygulamanın sebebi şudur: Önceki ümmetler için, adalet ölçüsü ve rububiyet/terbiye etmeyi isteyen Allah’ın rab isminin gerektirdiği ölçüler yürürlükte idi. Bu ümmet içinse, Allah’ın lütuf ve ihsanları geçerlidir.

    g. Hadiste geçen “Ümmet”ten maksat büyük günah işlemeyen belli bir grup, bir zümre, bir cemaat için söz konusu olabilir.

    h. Hadiste geçen “Ümmet”ten maksat, teklife muhatap olan değil, icabet eden(ümmet-i icabe)dir. Yani; Allah’ın emirlerini yerine getiren ve yasaklarından sakınan ümmettir.

    i. Tibî’ye göre; hadiste asıl verilmek istenen mesaj, bu ümmetin diğer ümmetlerden daha fazla Allah’ın lütuflarına mazhar olduğu, dünyada başlarına gelen her musibetin, hatta ayaklarına bir diken bile batsa onun da günahlarına kefaret olacağı hususudur. Buna göre, eğer bir kimse bu dünyada –günahlarına karşılık- sıkıntılar çeker, musibetlere uğrarsa, artık ahirette ceza çekmez

    - “Biz mutlaka sizi biraz korku ile, biraz açlık ile, yahut mala, cana veya ürünlere gelecek noksanlıklarla deneriz. Sen sabredenleri müjdele! Onlar öyle kimselerdir ki, başlarına musibet geldiğinde, ‘Biz Allah’a aidiz ve vakti geldiğinde elbette ona döneceğiz’ derler. İşte Rableri tarafından bol mağfiret ve rahmete mazhar olanlar onlardır. Hidayete erenler de ancak onlardır.”(Bakara, 2/155-157).

    Hiçbir musibet, hatta bir dikenin batması dahi karşılıksız kalmaz, onun da bir mükâfatı vardır. Şu hadis-i şerifte bu gerçeği görmekteyiz:

    Hz. Ebu Hureyre anlatıyor: Hz. Peygamber (a.s.m) şöyle buyurdu: “Bir Müslüman’a herhangi bir musibet, bir sıkıntı, bir keder, bir üzüntü, bir eziyet, bir gam dokunursa, hatta kendisine bir diken bile batarsa, mutlaka Allah bunları onun günahlarına kefaret yapar.” (Buharî, Marda,1; Müslim, Bir, 52).

    Sabırla ilgili çok hadisler vardır. Misal olarak İmam Ahmed’in rivayet ettiği şu hadisle iktifa edelim:

    Hz. Peygamber (a.s.m) buyurdu ki; “Allah’ın müminler için ön gördüğü hükmü/kararı beni oldukça sevindirmektedir. Şöyle ki; kendisine bir hayır/bir iyilik dokunsa Rabbine hamd eder ve şükreder. Başına bir musibet gelse hamd eder ve sabreder. Her durumda -hatta hanımının ağzına koyacağı bir lokmadan ötürü dahi- mümin için bir ücret/bir mükâfat vardır.”(Ahmed b. Hanbel, 1/173).

    Bu hadis de gösteriyor ki, müminin hayatı daima kârlı çarklar içinde dönmektedir. Sıkıntılarda sabreder, mükâfat alır, ferahlıkta şükreder, mükâfat alır. Ne mutlu istikamet dairesinde hayatını geçiren müminlere!






+ Yorum Gönder